2 Kasım 2007 Cuma

Arsenal & Wenger: Yenilmez Kombinasyon



Uzun süredir büyük bir hevesle hazırlamak istediğim bir yazıya başlamak üzereyim şu an. Arsenal'i yazmak istiyorum, çünkü futbolu seviyorum.

Sondan başlayarak Arsene Wenger, 11 yıldır başında olduğu Arsenal ile Cumartesi günü 623. maçını Manchester United'a karşı oynayacak. 622 maç, 354 galibiyet, 3 Premier Lig Şampiyonluğu, 4 FA Cup, 4 Community Shield, 1 Şampiyonlar Ligi Finali, 1 UEFA Kupası Finali... Arsene Wenger'in somut olarak bu dönemde Arsenal'e kazandırdıklarının listesi; fakat Arsene Wenger ve Arsenal işbirliğinde iki taraf da görünenden çok daha fazlasını kazandı, kazanmaya da devam ediyor. Yenilgisiz şampiyonluğun üzerine çıkmak ne kadar zor görünüyor olsa da Arsenal'in 2007-2008 Sezonu'nda yaptıkları izleyenleri, takip edenleri oldukça heyecanlandırıyor olsa gerek. 2007'ye gelmeden Arsenal'in uzak ve yakın tarihini incelemeye, genel bilgiler edinmeye çalışalım.

Arsenal, 13 Lig Şampiyonluğu ve müzesinde bulunan 10 Federasyon Kupası ile birlikte İngiltere'nin en başarılı kulüplerinden biridir. 1886'da kurulan kulüp, Tottenham Hotspur ile birlikte Kuzey Londra'nın en büyük temsilcisi olarak bilinse de ilk olarak Londra'nın Güneydoğusunda bulunan Woolwich'te konuşlanmıştır. Daha sonra 1913 yılında Kuzey Londra'ya taşınmış ve 1930'lara damgasını vuran kulüp olmuştur. Bu dönemde ligi beş kez şampiyon olarak tamamlayan Arsenal, iki kez de ikinci sırada kalmıştır. Kulübün ilk lig şampiyonluğu da aynı dönem içerisinde olmuştur.

1930-1931 Sezonu'nda Arsenal, Aston Villa ile girdiği şampiyonluk mücadelesinden galip ayrılırken bahsi geçen sezon da İngiltere Futbol Tarihi'nin unutulmazları arasına girmeyi başarıyordu. Sezon boyunca başarılı bir performans gösteren Arsenal, kulübün halihazırdaki gol rekorlarını da kırıyordu. İçerisinde 7-1'lik Blackpool, 7-2'lik Leicester City ve kulüp rekoru olan 9-1'lik Grimbsy Town galibiyetlerinin de bulunduğu sezonu 127 gol atarak şampiyon tamamlayan Arsenal, 128 gollü (İngiltere Üst Ligi'nin gol rekoru) Aston Villa'yı geçmeyi başarıyordu. Bu dönemde İngiliz Futbolu'nu kelimenin tam anlamıyla domine eden Arsenal, 1932-33, 1933-34 ve 1934-35 sezonlarında üç kez üst üste şampiyon olurken 1934 yılının Kasım ayında oynanan ve tarihin tozlu defterlerine ''Battle of Higbury'' olarak geçen İngiltere-İtalya maçına yedi milli oyuncu vererek ayrı bir rekora daha imza atıyordu (özellikle Arsenal'in bugünkü kadrosundaki yabancı sayısına bakınca bu rekor, son derece ironik duruyor).

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki döneme denk gelen bölümde ise Arsenal, gözünü dış dünyaya da açıyor ve 1966 yılında göreve getirilen Bertie Mee ile 1976 yılına kadar çalışan Arsenal, bugünkü sisteminin de bir ip ucunu ta o zamandan veriyordu. 1969-1970 Sezonu'nda kulübün Avrupa'daki ilk şampiyonluğu Fuar Şehirleri Kupası ile birlikte geliyordu. 1970-1971 Sezonu ise Arsenal'in hem Lig hem de Federasyon Kupası'nı ilk kez birlikte kazanması açısından tarihe geçiyordu. Bu dönemi takiben 1980 yılına kadar olan süreç içerisinde üç kez Federasyon Kupası'nda bir kez de Avrupa Kupa Galipleri Kupası Finali'nde kaybeden Arsenal, 1979'daki Federasyon Kupası Finali'nde Manchester United'ı unutulmaz bir maç sonunda 3-2 yenerek şampiyon oluyordu. 1980'lerin sonuna kadar ligi sürekli olarak 4 ila 8. sıra arasında bitiren Arsenal için 1986 yılında kulübün efsane oyuncularından biri olan George Graham'in takımın başına geçmesiyle yeni bir dönem daha başlıyordu.

George Graham ile ilk sezonda Arsenal, ligin dördüncü sırada bitiriyordu. Lig Kupası'nda ise Yarı Final'de Tottenham ile karşılaşan ''topçular'', ilk maçı Highbury'de 1-0 kaybediyor, White Hart Lane'de oynanan rövanş maçında da ilk yarıyı aynı skorla mağlup kapatıyordu. Arsenal, bu dezavantajı Viv Anderson ve Niall Quinn ile avantaja çeviriyor, turu geçmek için de tekrar maçına çıkılmasını sağlıyordu. Tekrar maçında da öne geçen Tottenham olsa da, Arsenal bu kez Ian Allison ve David Rocastle'ın golleriyle Final'e yükseliyordu. Final'deki rakip Liverpool, tıpkı Tottenham gibi dönemin ünlü oyuncusu Ian Rush ile öne geçiyor; fakat Arsenal, İskoç Charlie Nicholas'ın iki golüyle şampiyon oluyor ve Graham de Arsenal kariyerine iyi bir başlangıç yapıyordu.

George Graham, Arsenal ile ilk lig şampiyonluğunu ise 1988-1989 Sezonu'nda yaşıyordu. Christmas'tan Mayıs ayına kadar olan dönemi lider olarak geçiren Arsenal, sezonun bitimine haftalar kala önce Derby County deplasmanında puansız dönüp, sonrasında da Highbury'de Wimbledon ile berabere kalınca liderliği Liverpool'a kaptırıyordu. Şampiyonluk şansı moral bozukluğunun da etkisiyle iyice azalan Arsenal'in son maçtaki rakibi ise Liverpool oluyordu. Bir önceki hafta Federasyon Kupası'nı kazanan Liverpool, Hillsborough Faciası nedeniyle ligin sonuna atılan ve 26 Mayıs 1989 günü Anfield Road'da oynanmasına karar verilen karşılaşma öncesi de favori olarak gösteriliyordu. Arsenal'in ise her şeye rağmen bir şansı vardı. Liverpool deplasmanında alınacak iki farklı galibiyet üç puan ilerideki Liverpool'un averajla geçileceğini söylüyordu. Bu ihtimaller ışığında oynanan maçın ilk yarısı golsüz tamamlanıyor; fakat ikinci yarının başında Nigel Winterburn'ün kullandığı serbest vuruşta Alan Smith'in kafasından gelen gol herkesin kafasını karıştırıyordu. 1-0 öne geçen Arsenal'e bir gol daha lazım; fakat normal süre sona ermiş, artık uzatmalar oynanıyordu. Vee son hücumda Hasan Kabzevari bir performans sergileyen Michael Thomas, Arsenal'e ikinci golü kazandırıyor, Arsenal'e de 18 yıl sonra ilk lig şampiyonluğunu getiriyordu.

George Graham ile birlikte Arsenal, uzun süre sonra Avrupa Kupaları'nda da boy göstermeye başlıyordu. Ligde alınan başarısız sonuçlar ve Heysel Faciası dolayısıyla İngiliz takımlarına verilen ceza gibi etkenlerden dolayı 1971-1972 Sezonu'ndan 1991-1992 Sezonu'na kadar Avrupa Kupaları'na uzak olan Arsenal, henüz serüvenin başında Benfica'ya eleniyor, FA Cup'ta da alt lig takımlarından Wrexham tarafından kupa dışı bırakılıyordu. Takımı ile ligi dördüncü sırada bitiren George Graham, takatik değişikliğine gidiyor ve daha defansif bir yapıyı benimsiyordu. 1991-1992 Sezonu'nda ligi 81 gol atarak tamamlayan Graham'in takımı, bir sezon sonra 40 golde kalarak hem ligin en az gol atan ekibi oluyor, hem de ligi 10. sırada tamamlıyordu. Buna rağmen 1992-1993 Sezonu'nda Federasyon Kupası ve Lig Kupası'nı kazanan takım bir sezon sonra da John Jensen, Ian Wright ve Martin Keown'un eksikliklerine rağmen Kopenhag'da oynanan Kupa Galipleri Kupası Finali'nde Alan Smith'in golüyle Parma'yı 1-0 yenip, ikinci kez Avrupa Şampiyonu oluyordu. Arsenal ile yolları 21 Şubat 1995'te ayrılan George Graham, son dönemindeki tüm aksiliklere karşı bugünün yenilmez kombinasyonunu oluşturan Arsenal ve Arsene Wenger için önemli bir temel oluşturuyordu.

1966'dan 1995 yılına kadar Arsenal'i sadece beş teknik adam çalıştırıyordu. 21 Şubat 1995'te görevden ayrılan George Graham ile 1 Ekim 1996'da göreve başlayan Arsene Wenger arasında ise üç antrenör takımın başına geçiyordu. 1994-1995 Sezonu'nun geri kalan bölümünde asistan menajer Stewart Houston görevi devralıyor, Arsenal de ligi Premier Lig Tarihi'ndeki en kötü derecesi olan 12. sırada tamamlıyordu. Aynı sezonda Kupa Galipleri Kupası Finali'ni İspanyol Real Zaragoza'ya kaptıran Arsenal, Milenyum'da kaybedeceği Avrupa Kupaları'nın farkında olmadan hazırlıklarını yapıyordu. Yeni sezon ile birlikte takımın başına bir önceki sezon Bolton Wanderers'da görev yapan Bruce Rioch getiriliyordu. Arsenal ile sadece 47 maça çıkan Rioch, dönemin transfer rekorunu kırarak 7,5 milyon pound karşılığında İtalya'nın Inter takımının Hollandalı golcüsü Dennis Bergkamp'ı transfer ediyordu. Bergkamp, ileri uçta Ian Wright ile iyi bir ikili oluştururken 1995-1996 Sezonu'nun başlamasına kısa bir süre kala Arsenal yönetimi ile transfer bütçesi konusunda anlaşamayan Rioch'un görevine son veriliyordu. Ağustos ayından Ekim ayına kadar olan bölümde takımı altı maçlığına Stewart Houston, dört maçlığına da Genç Takım antrenörü Pat Rice yönetiyordu. 1996 Ekimi'nin başında ise takım artık Fransız teknik adam Arsene Wenger'e emanet ediliyordu.

Arsène Wenger (1996-...)

Nihayet, başlıkta bahsedilen diğer isme geçme sırası geliyor. Arsene Wenger'in Arsenal'e kazandırdıklarına, Arsenal ile kazandıklarına geçmeden diğer meslektaşlarından ayrılan yönlerini paylaşmanın doğru olabileceğini sanıyorum. 22 Ekim 1949 günü Fransa'nın Strasbourg kentinde dünyaya gelen teknik adam, doğduğu şehrin üniversitesinden Mühendis olarak mezun olurken, yine aynı üniversitede Ekonomi üzerine master yapıyordu. Fransız teknik adam bu apoletinin yanında İtalyanca, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Japonca ve İngilizce de konuşabiliyor.

Arsenal Tarihi'nde Ada dışından gelen ilk teknik direktör olan Arsene Wenger ilk iş olarak Milan'da sadece iki maça çıkan Fransız orta saha oyuncusu Patrick Vieira ve Strasbourg'dan Remi Garde'yi transfer etti. Kendi takımını şekillendirme konusunda ciddi adımlar atmak isteyen Arsene Wenger, Premier Lig kariyerine Blackburn Rovers'ı 2-0 yenerek başlıyordu. Wenger, ilk sezonunun sonunda ligi üçüncü sırada tamamlıyor; ikinci sıradaki Newcastle United ile de gol averajı ile ayrılıyordu. Şampiyonlar Ligi'ni kılpayı kaçıran Arsenal'de transfer sezonuna İngiltere'de çokça tanınmayan Fransızların isimleri hakim oluyordu. 1997 yılı yazında Arsene Wenger; Paris Saint Germain'den Nicolas Anelka, Monaco'dan Emmanuel Petit ve Ajax'tan Marc Overmars'ı takıma kazandırıyordu. Fransız mühendis, ikinci sezonunda takımı hem Lig'de hem de Federasyon Kupası'nda şampiyon yapıyordu. Bu başarıyı tarihinde daha önce bir kez gerçekleştirebilen Arsenal'de Wenger, yeni transferler ile tecrübeli oyuncuları aynı potada eritmeyi başarıyordu. Wenger aynı zamanda, Premier Lig'de şampiyonluk yaşayan ilk yabancı menajer oluyordu.

İkinci sezondan sonra sıkıntılı bir dönem başlıyordu. Arsenal, sonuna kadar geliyor; ama kazanamıyordu. 1998'de İsveçli Ljungberg'in 1999'da da Fransız Thierry Henry'nin takıma katılması bu duruma çare olmuyor; Arsenal, 1998-99, 1999-00 ve 2000-01 Sezonu'nda ligi ikinci sırada tamamlıyordu. Wenger'in üçüncü sezonunda bir puan ile kaçan şampiyonluk, 2000'de Galatasaray'a kaptırılan UEFA Kupası ve 2001 yılında Liverpool'a finalde kaybedilen Federasyon Kupası hep bu döneme rastlıyordu. Karanlık sayılabilecek bu dönemin ardından Robert Pires, Thierry Henry, Sol Campbell, Fredrik Ljungberg, Slywain Wiltord, Patrick Vieira ve Ashley Cole gibi oyuncularla yeni bir jenerasyon oluşturan Wenger, 2001-2002 Sezonu'nda bir kez daha ''Double'' yaparak tarih yazıyordu. Ligi 87 puanla en yakın takipçisi Liverpool'un 7 puan önünde şampiyon tamamlayan Arsenal, sezon içerisinde tüm maçlarda gol atan tek takım olurken, deplasman maçlarında yenilmezlik ünvanını elde ediyor ve 13 maçlık galibiyet serisinin sahibi oluyordu. İngiltere, özellikle son yirmi seneden itibaren Arsenal'e alışık olmasına karşın bu başarıların ardından gerçek bir Arsenal efsanesiyle ile karşı karşıyaydı artık. 2001-2002 Sezonu'nu ''Double'' yaparak kapayan Arsenal, bir sezon sonra ligin ilk yarısını sekiz puan önünde geçtiği Manchester United'a şampiyonluğu kaptırıyor; fakat Federasyon Kupası Finali'nde Southampton'ı Robert Pires'in attığı gol ile 1-0 mağlup ediyor ve teselli buluyordu. Federasyon Kupası'nı üst üste iki kez müzesine götüren Arsenal, 23 yıl sonra bu başarıyı gösteren ilk takım oluyordu.

2003-2004 Sezonu, Arsenal'in yaptıkları dolayısıyla unutulmazlar arasına girecekti. Arsene Wenger, kısa sayılabilecek bir süre içerisinde son derece önemli işler yapmıştı, fakat bu sezon yaptıklarıyla ''Impossible is nothing'' kavramının en büyük destekçisi oluyor, Arsenal ile kelimenin tam anlamıyla imkansızı başarıyordu. Sezon başlamadan önce şampiyonluk için üç takımın yarışacağı konuşuluyordu. Manchester United ve Chelsea'nin de resmin içerisinde olduğu bu yarışta Chelsea birçoklarına göre öne çıkan takım oluyordu. Keza Chelsea, sezon öncesi Rus milyarder Roman Abromovich tarafından satın alınmış, kulübün 80 milyon poundluk borcunun önemli bölümü tarafından karşılanmıştı. Chelsea, bu döneme rast gelen transfer sezonunda Claude Makélélé, Geremi, Glen Johnson, Joe Cole ve Damien Duff gibi oyuncular için 100 milyon poundu gözden çıkarıyor, bir anda da şampiyonluğun en büyük adayı oluyordu. Yine de Manchester United'ın da gayet iyi durumda başladığı sezonu, Arsenal hiç arkasına bakmadan ve yenilgi yüzü görmeden tamamlayıp şampiyon oluyordu. Bu, 1888-89 Sezonu'nda 13 takımlı ligi yenilgisiz şampiyon bitiren Preston North End'den beri bir ilkti.

2004-2005 Sezonu başlarken Arsenal'in hedefi şampiyonluk ünvanını korumak olacaktı. Sezon başlamadan önce FA Community Shield'de Manchester United karşısında alınan 3-1'lik galibiyet de bu yolda kırmızı beyazlı ekibe önemli bir umut veriyordu; fakat Wenger'in takımı Abromovich ile çehre değiştiren Chelsea'nin maddi gücüne daha fazla dayanamıyor ve ligi mavililerin 12 puan arkasında ikinci bitiriyordu. Kaçan şampiyonluğa rağmen bu sezon, Arsenal Tarihi'nde önemli bir yer ediniyordu. Bir önceki sezonu yenilgisiz tamamlayan Arsenal ve Arsene Wenger gözünü tüm zamanların en uzun süreli yenilmezlik ünvanına dikiyordu. Daha önceki rekor efsane Nottingham Forest takımına aitti. Forest, 1977 Kasımı'ndan 1978 Eylülü'ne kadar oynadığı 42 lig maçında yenilgü yüzü görmeyerek tarihe geçmişti. Arsenal, rekorun yakalanmasına bir maç kala evinde ağırladığı Middlesbrough karşısında devreyi 3-1 geride kapatınca da Forest, rekorunu koruma yolunda avantajlı duruma geçiyordu; fakat ikinci yarıda Arsenal adına gelen dört gol skoru 5-3'e getiriyor ve Wenger'in takımı rekoru kırma şansını elinde tutmaya devam ediyordu. Sonrasında Blackburn'e karşı alınan 3-0'lık galibiyet ile de bir rekoru daha eline geçiriyordu. Serinin 50. maçında Old Trafford deplasmanına çıkan Arsenal, hakem tartışmalarının yoğun olacağı bir maç sonunda rakibine 2-0 yeniliyor ve 49 maç sonra ligde yenilgi ile tanışıyordu. Bu dönemden sonra ligde ve Avrupa'da sendelemeye başlayan Arsenal, zirveden uzaklaşıyor, Şampiyonlar Ligi'nde de Bayern Münih'e eleniyordu. Sezon sonunda Manchster United ile FA Cup Finali'nde karşılaşan Arsenal'in tesellisi kazanılan kupa oluyordu. Arsenal, Federasyon Kupası'nı son dört yılda üçüncü kez kazanıyordu.

Arsenal'i yazma hevesimin önemli bir bölümünü oluşturan gelişmelerin temeli 2005-2006 Sezonu başında atılıyordu. Arsene Wenger'in henüz takımın başına resmi olarak geçmeden Arsenal'e kazandırdığı Patrick Vieira, İtalya'ya dönüyordu. Wenger'in kader Arsenal'de bir nevi kader arkadaşlığını yapan Vieira, Juventus'a transfer oluyordu; fakat Arsene Wenger, Vieira'nın yerine Fabregas'ı hazırlamaya başlıyordu bile. Wenger çok inandığı genç İspanyol'u şu şekilde tanımlıyor: ''Top, Fabregas'ın ayağındayken oyunu durdurun ve topun nereye gitmesi gerektiğini söyleyin. Fabregas, topu o noktaya gönderecektir''. Arsene Wenger'in bugünkü planın en büyük adımlarından biriydi belki de Vieira'yı Fabregas'ı oynatmak adına takımdan göndermesi. Sezon başında, Arsenal'in Wenger'li döneminde kazandığı kupaların önemli pay sahiplerinden olan Robert Pires'in de yaş haddi dolayısıyla takımdan gönderilmesi söz konusu oluyor, fakat Fransız bir sezon daha takımda kalıyordu. Sezon içerisinde Arsenal, Wenger ile en başarılı Avrupa sezonunu yaşıyordu. Ajax, Thun ve Sparta Prag'ın bulunduğu grubu yenilgisiz tamamlayan Arsenal'de Thierry Henry, Ian Wright'ı geçerek Arsenal'de tüm zamanların en golcü oyuncusu oluyordu. Gruptan çıkmayı başaran Londra takımı, İkinci Tur'da Real Madrid'i deplasman yenerek eliyor ve Santiago Barnebau'da kazanan ilk İspanyol takımı olma başarısını gösteriyordu. Real Madrid'i devirdikten sonra, Juventus ve Villarreal'i de eleyen Arsenal, tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi Finali'ne çıkıyordu. Final'de bir diğer İspanyol devi Barcelona'ya 2-1 kaybeden Arsenal'de ''Final Talihsizliği'' devam ediyordu.

2006-2007 Sezonu ise Arsenal için yeni bir başlangıcın habercisi oluyordu. Lig Kupası'nda mücadele ettiği genç kadro, Final'e kadar geliyor; fakat nefesi güçlü Chelsea'ye yetmeyince kupayı 2-1'lik skor ile kaybediyordu. Yine de Kupa serüveni boyunca önemli ışıklar saçan bu kadro, bugün Arsenal'i ligin tepesinde tutuyor. İki sezon içerisinde takımdan ayrılan Ashley Cole, Sol Campbell, Lauren, Fredrik Ljungberg, Robert Pires ve Thierry Henry gibi oyuncuların ardından kadroda, 2003-2004 Sezonu'nda şampiyonluk yaşayan kadrodan sadece üç isim kalıyordu. Artık Arsenal'in yeni bir yüzü vardı.

...

Arsenal'in 2007-2008 Sezonu kadrosunu inceleyelim:

- Bir grupta karşımıza iki yıl önce isimleri anılsa duraksayacağımız Fransızlar çıkıyor. Abou Diaby, Bacary Sagna, Lassana Diarra, Mathieu Flamini ve Gaël Clichy bu grubun içerisinde yer alacak oyuncular olarak görülebilir. Yine Fransız Bastia'dan transfer edilen 20 yaşındaki Alexandre Song da bu sınıfta incelenebilir.

- Diğer grupta; Cesc Fàbregas ve Robin van Persie'nin başını çektiği oyuncular bulunuyor. Bu iki oyuncu, doğru tercihi yapan genç oyuncular sınıfına giriyor. Arsenal yerine farklı bir takımı seçmiş olsalardı belki de bu isimleri böylesine doyasıya izleyemeyecektik. Fabregas, Arsene Wenger'in elinde Avrupa'nın en komple orta saha oyuncusu oldu belki de. Gerrard ve Lampard stilinde bir Premier Lig oyuncusu daha kazanmış oldu Avrupa Futbolu. van Persie ise özellikle Henry'nin takımdan ayrılmasının ardından kazandığı özgüven ile Arsenal'in en stratejik oyuncularından biri oldu.

- Emmanuel Adebayor'un ise tek başına ayrı bir grupta incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Adebayor'un gösterdiği gelişim muazzam. Metz ile geçirdiği sezonun ardından da Arsenal'in transfer listesine giren Togolu, Monaco'ya geçmişti. Monaco'da çok da parlak bir kariyeri olmayan Adebayor'un Arsenal'e transferi yeteri kadar şaşırtıcı iken, Afrikalının komple bir Premier Lig forveti olma yolunda attığı sağlam adımlara alışmak da enteresan olacak. Henüz 23 yaşında, Wenger'in üst düzey scout ekibi ve yetenek sezgisi sayesinde seviye atlmaya devam edecek.

- Tomas Rosicky ve Aliaksandr Hleb'in yer aldığı grup ise Arsenal'in 20-24 yaş grubunun bir üstünde bulunan 80 jenerasyonun temsilcisi olarak değerlendirilebilir. Avrupa Futbolu'nda kalbürüstü oyuncuları arasında gösterilebilecek bu iki oyuncu da rollerine iyi adapte olunca Arsene Wenger tarafından son derece efektif şekilde kullanılıyor. Rosicky ve Hleb, takımın biraz tecrübeye ihtiyaç duyduğu anda yeteneğe önemli katkılarda bulunabilecek futbolcular.

- Yine 26 yaşında olmasına rağmen takımın deneyimli oyuncuları arasında ismi geçecek olan Kolo Toure, Emmanuel Eboué ile birlikte Arsenal'in ASEC Abidjan ve Beveren üçgeninin bir ürünü olarak dursa da Gilberto Silva, Jens Lehmann ve William Gallas'ın tamamladığı grupta takımın tecrübe tarafını temsil ediyor.

- Son grupta ise Eduardo da Silva, Denílson, Nicklas Bendtner ve Theo Walcott bulunuyor. Wenger'in büyük güven duyduğu bu oyuncular önemli sayılabilecek bonservis ücretleri ile genç yaşta takıma kazandırılan isimler. Takım içinde ikinci kuşağı oluşturabilecek olan oyuncuların başında geliyorlar ve yeteneklerini her an sergileyebilirler.

Görüldüğü üzere, ''Yeni Arsenal'' içerisinde farklılıklar bulunduran repertuvarı geniş bir takım. Rooney ve Ronaldo'lu Manchester United'a, milyarder Chelsea'ye, Benitez'in takımı Liverpool'a ve transfere milyonlarca pound harcayan Tottenham Hotspur gibi takımlara karşı ayakta duran, 10 maç sonunda namağlup zirvede yer alan Arsenal'in bu başarısı ayakta alkışlanmalı diye düşünüyorum. Oynadıkları ofansif futbol da ayrıca tebrik edilmeli. Sezon başında Henry'nin gidişi sonrası şüpheyle bakılan Arsenal'in bu şüpheleri ortadan kaldırması çok uzun sürmedi, bugün oynanacak Manchester United maçı da oldukça heyecanlı ve seyir zevki yüksek bir maç olacaktır.

Bir futbolsever olarak Arsenal'in Wenger ile yakaladığı bu çizgiyi kaybetmemesini, bize ''Güzel Oyun'' izletmeye devam etmesini diliyorum.

Hiç yorum yok: