22 Kasım 2007 Perşembe

EURO 2008 | İngiltere = Hayalkırıklığı

Croatia beat England at Wembley to prevent them from qualifying for Euro 2008.

İNGİLTERE DIŞARI, RUSYA İÇERİ!..

Ev sahipleri İsviçre ve Avusturya'nın ardından EURO 2008'e katılacak 14 takım belli oldu. Gruplar belli olmadan önce ilk iki torbada bulunan 14 takımın 13'ü Finallere gitmeye hak kazanırken, üçüncü torbadan gelen Rusya, İngiltere'yi geçerek tek sürprizin altına imza atmayı başardı. Rusya'nın İngiltere'yi geçmes hikayesi ise hayli ilginç.

İngiltere, bana kalırsa, Avrupa'daki Milli Takımlar arasında en iyi kadroya sahip olan takım. Avrupa'da en üst düzey futbolun oynandığı ligi İngiltere Premier Ligi olarak kabul ediyor ve bu ligdeki oyuncuların önemli bölümünün İngiliz olduğunu biliyorsak da benim bu fikrimi birçok kişi destekleyecektir. Peki, neydi sorun, elemeler boyunca kadroya çağrılan 42 oyuncudan 41'inin (Premier Lig'de forma giyememesine rağmen kadroya çağrılan tek isim David Beckham) Avrupa'nın en üst seviyesinde futbol oynuyor olmasına karşın, İngiltere nasıl oluyordu da Hırvatistan ve Rusya'nın arkasında kalıyordu ? Aslına bakılırsa, çok fazla detaya girmeye gerek var mı bilmiyorum; çünkü İngiltere'nin ne olursa olsun bu turnuvaya katılması gerekiyordu kendi adına. İngilizler için turnuvaya katılamamanın herhangi bir mazeretinin olmadığını düşünüyorum. Yine de form ve maç durumuna göre inceleyebiliriz.

EURO 2008 Elemeleri için oynanan grup müsabakaları dün sona erdi; fakat hatırlamamız gereken 2006 yılının Ağustos ayında başladığı gerçeği. E Grubu'nun kuraları çekildiğinde İngiltere büyük favori olarak dururken, Hırvatistan ve Rusya'nın İngiltere'nin arkasında ikincilik mücadelesi yapması bekleniyordu. Keza İngiltere, ilk maçında Andorra'yı 5-0 yeniyor, arkasından da Makedonya deplasmanından 1-0'lık galibiyet ile dönüyordu. Buraya kadar her şey normal gözükse de Old Trafford'da Makedonya'ya karşı alınan golsüz beraberlik kafalarda soru işaretleri oluşturuyor, Paul Robinson'ın ayağının altından kaçırdığı topun ağlarla buluştuğu ve İngiltere'nin Hırvatistan'a 2-0 yenildiği maçın ardından ise karamsar bir hava oluşuyordu. Bu dönemde belli ki İngiltere'nin bir araya ihtiyacı vardı.

Elemeler, uzun birer maraton. Öyle ki, şahsi fikrim, herhangi bir kulüp takımının sezon içerisinde yaşadığı değişikliklerin çok daha fazlasını bir ulusal takım elemeler sırasında yaşamaktadır. Tabii belli dayanakları var bu söylediklerimin, örneğin kullanılan oyuncu sayısı. Bir kulüp takımı sezon içerisinde ortalama olarak 24-25 oyuncu ile oynarken (Yunanistan ve Portekiz örneklerini uç olarak kabul edip, dışarıda tutarsak) ulusal takımlar, elemeler sırasında 35-40 oyuncu üzerinde durabiliyor. İki ayrı sezonun devam ettiğini düşünürsek bu sürede, belli dönemlerde bazı oyuncuların form durumunun üst düzeye çıktığını ve antrenörlerin bu oyuncuları kadroya almak durumunda kaldığını da söylemeliyiz. Kendi Milli Takımımıza baktığımızda Gökhan Gönül ile bu örnekte başarı sağlandığını söyleyebiliriz belki; ama bazı takımlarda ´Milli Takım Oyuncusu´ ve ´Formda Oyuncu´ ikilemleri, takımların ezberinin bozulmasına devamında da başarısız sonuçlar alınmasına neden olabiliyor. İngiltere'nin de sakatlıkların etkisiyle bu durumla karşı karşıya kaldığını düşünüyorum. Çok önemli bir şablona sahip olmalarına rağmen bir türlü ideal bir kadro yakalanamadı. İngiltere, 3-0'lık Andorra, Estonya, İsrail ve Rusya galibiyetleri ile belli bir seriye bağlasa da Final maçı konumundaki Rusya deplasmanında kaybederek çok önemli bir avantajı yitiriyordu.

Luzhniki Stadı'nda oynanan Rusya-İngiltere maçını saatinin de uygun olması dolayısıyla öncesinden başlayarak izleme şansı bulmuştum. Maç öncesinde Rus televizyonlarında zafer öncesi hazırlığı var gibi görünüyordu. Son derece önem verdikleri programlardan belli oluyordu. Açıkçası kendi ülkemi düşündüğümde alışık olsam da bu görüntülere, donuk Ruslar için (her ne kadar holiganlık hususunda az olmasalar da) sürpriz saymıştım ve yine kendimizle kıyaslayınca Rusların böylesine bir maç öncesi havasıyla maç içerisinde başarılı olamayabileceklerini düşünmüştüm. Akdeniz insanı gibi tez canlı değillerdi Ruslar (İsviçre maçı rövanşını düşünüyorum da). İngiltere, ilk yarıda peş peşe aldığı galibiyetlerin verdiği özgüvenle oynuyor ve Rooney ile 1-0 öne geçip, devre sonuna kadar bu skoru korumayı başarıyordu. İlk yarıyı geride kapatmalarına rağmen, ikinci yarıya Akdeniz insanı gibi başladılar. Golü bulana kadar açıkçası İngiltere'ye nefes aldırmadılar. 84700 kişinin izlediği maçın 69. dakikasında kazanılan penaltıyı Pavlyuchenko gole çeviriyordu; fakat Rusya'nın ihtiyacı olan galibiyetti ve Ruslar, beraberlik golünden sonra maçı son yıllarda gördüğüm en unutulmaz tempoya getirip 5 dakika içerisinde bir gol daha buldu. Maçı 2-1 kazanan Rusları çok beğenmiş, elemelere gitmeyi hak ettiklerini düşünmüştüm. Buna rağmen tarihinin en başarılı eleme grubu maçlarını oynayan İsrail, Rusya'yı 2-1 yenince son maçta gruptan çıkmayı garantilemiş olan Hırvatistan'ı konuk edecek olan İngiltere'ye kazanacağı bir puanla gruptan çıkma şansını veriyordu.



Futbol delisi olan birçok insan, 70'li ve 80'li yılların Liverpoolu'nun, 1994 Dünya Kupası'nın Brezilyası'nın, 2000 yılının Galatasarayı'nın kadrosunu ezbere sayabilir, tıpkı İngiltere Milli Takımı'nın kadrosunu ezbere sayması gerektiği gibi. İngiltere'nin kadrosunu saymaya başlasam, kaleye Paul Robinson'a verir; savunmanın sağına Gary Neville, soluna Ashley Cole'u yerleştirdikten sonra göbeği ise Rio Ferdinand ve John Terry ikilisine emanet ederim; fakat İngiltere belli nedenlerden dolayı Hırvatistan karşısına şu savunma beşlisiyle çıktı:

-----------------------------------Scott Carson-----------------------------------
-------------------------------------------------------------------------------------
----Richards--------------Lescott--------------Campbell------------Bridge-----
------------------------------------------------------------------------------------


Dünya üzerinde 4-4-2'yi elinde bulundurduğu Lampard ve Gerrard ile en iyi uygulayabilecek takım olan İngiltere, savunma bölgesinde istikrarı yakalayamadığı için belki de gelmiş geçmiş en muhteşem 4-4-2 takımı potansiyeli kullanamadı. Dün akşam Scott Carson'ın, İngiltere Premier Ligi'nde Portsmouth takımının formasını giyen Niko Kranjcar'ın topunu içeri almasıyla başlayan felaket, gece boyu devam etti. Gerrard'ın etkisiz futboluna, telaş da eklenince David Beckham'ın ikinci yarıda getirdiği hareket yeterli olmadı. Ada basınında menajer Steve McLaren'a büyük öfke var. İngiltere'yle çıktığı 18 maçın 9'unda puan kaybeden McLaren'ın birkaç saat içerisinde görevden alınması bekleniyor (Belki de alınmıştır bile). Sanırım İngiltere'nin iyi de bir menajere ihtiyacı var ve aklıma nedense an itibariyle Mourinho geldi. Evet, çok enteresan olabilir.

İngiltere, yaz mevsiminde ekranlarda olamayacak. 1984'ten bu yana futbol seyircisinin alışık olmadığı bir durum. Açıkçası bir tarafım İngiltere'nin finallere gidememesini memnuniyetle karşılarken, diğer tarafım da Lampard, Gerrard, Wright-Phillips, Beckham, Owen, Rooney, Crouch, Terry, Ferdinand ve Joe Cole gibi oyuncuları izlemeyecek olmaktan dolayı pek memnun değil sanırım.

Sevgiler,
Eray.

Hiç yorum yok: