1 Aralık 2007 Cumartesi

NBA | Magic´in Nefesi Yetmedi !..



CANAVAR HOWARD, KAZANAN PHOENIX !

Doğu Konferansı'nın Karakter Savaşı'nda Boston Celtics ile başı çeken Orlando Magic, bu sezon ikinci kez karşılaştığı Phoenix Suns'a bir kez daha yenilerek sezon içerisindeki toplam dördüncü mağlubiyetini almış oldu.

Karakter Savaşı, diyoruz. Nedir bu karakter savaşı, yıllardır süregelen Batı hegemonyasına karşı çıkmak için doğru zamanı bekleyen Doğu Konferansı takımlarının mücadelesi. Bu bağlamda mücadelenin önemli takımlarından biri olan Magic'in bu sezon Batı'nın en kuvvetli iki takımı Suns ve Spurs'e toplamda üç kez mağlup olması da önemli bir soru işareti olarak duruyor kağıt üzerinde. Kağıt üzerinden kurtulursak, Magic'in dün akşam Spurs ve ilk Suns maçına göre daha iyi savaştığını, ayakta kalmaya çalıştığını, son ana kadar da mücadele ettiğini söyleyebiliriz. Phoenix Suns ve San Antonio Spurs gibi yıllardır beraber oynamaya alışmış oyunculardan kurulu iki takımı yenmek de o kadar kolay olmamalı zaten. 10 Kasım gecesi Amway Arena'da oynanan Suns-Magic maçına dönelim:

Üst üste oynadığı dört deplasman maçından galibiyetle dönen Magic'in rakibi Nash'in önderliğindeki Suns oluyordu. Leandro Barbosa'nın kariyer gecesinde Phoenix Suns, ikinci çeyreğin ortalarında yakaladığı 15 sayılık farkı tüm maç boyu istikrarlı bir şekilde korumayı başarmış ve maçı da 10 sayı farkla 106-96 kazanmıştı. Belki skor çok farklı olmamıştı; ama Suns kendi sahasında Magic'e söz hakkı vermeyip arkasına bile bakmadan yenmişti rakibini. Bu karşılaşmada Magic hakkında soru işaretlerinin oluşması doğal sonuç oluyor; fakat Howard, 33 sayı 18 ribaund ile arkadaşlarından ayrılıyordu. Howard'ın 33 sayısına rağmen 39 ile maçın en skorer oyuncusu olan Leandro Barbosa, 8/13'lük üç sayı isabetine 7 ribaund ve 6 asist eklerken Kobe Bryant'ın ''Biri Leandro'ya Brezilyalıların basketbol değil, futbol oynadığını hatırlatsın'' sözünü akıllara getiriyordu.

Orlando Magic, Suns karşısında uğradığı yenilginin ardından içinde Cleveland, Boston ve New Jersey'nin de bulunduğu beş galibiyet alıyordu. Beş maç süren galibiyet serisi ise yine Batı'nın bir diğer güçlü takımı San Antonio Spurs karşısında 128-110 ile sona eriyordu. Orlando seviye atlayabilmesi için dikkat çekici bir galibiyet alarak kendine güvenini kazanmalıydı, fakat ilk iki denemede önce Suns'a sonra da Spurs'e tosluyordu (Doğu takımlarına karşı alınan galibiyetleri dışarıda bıraktığımızda). Dün gece, Portland ve Seattle deplasmanında kazanan Magic, Doğu Turnesi'nin üçüncü maçında Phoenix Suns karşısında bahsettiğim fırsatı eline geçirmiş sayılabilirdi, fakat bu fırsatın farkındaymış gibi hareket etmeyen Hidayet Türkoğlu'nun takımı maçın hemen başında 7-0 geri düşüyor, ilk çeyreği de 31-16 geride kapatıyordu. Çeyreğin bitiminde Doğu ve Batı arasındaki farkın bu sezon da hayli fazla olacağını düşünenlerin sayısının hatrı sayılırdı sanırım. Yine de ikinci çeyreğin ilk bölümünde ayağa kalkan Magic, mücadele gücünü buldu. Bu bölümde Hidayet'in hücumdaki efektif oyununa Dwight Howard, havadaki tüm topları çemberin içine basarak eşlik ediyor ve Magic'in skorunu Suns'ınkine yaklaşıyordu. Devrenin bitimine 4.28 kala Rashard Lewis'in üçlüğüyle fark dörde iniyor, fakat 27 saniye sonra fark tekrar sekize çıkıyordu. İşte bu yüzden Suns, durdurulması çok zor bir takımdı. 27 saniye içerisinde gelen 5-0'lık serinin ardından gelen Van Gundy molasına rağmen temposunu kaybetmeyen Nash ve arkadaşları devreyi 10 sayı farkla 60-50 önde kapatıyordu.

NBA'de yeni jenerasyonun en önemli iki uzunu olarak gösterilen Dwight Howard ve Amare Stoudemire'ın mücadelesinde Amare ilk yarıyı 10 sayı ile tamamlarken Dwight Howard, 16 sayısına 10 da ribaund ekliyordu. Howard, sezon başından beri inanılmaz oynuyordu ve Suns karşısında da devam etmemesi için bir neden yoktu. Bir gece önce Seattle'da kariyer gecesini yaşayan(39 sayı) Howard, son çeyreğin başında Magic'in ikinci başkaldırısında da başrolü oynuyor, havaya atılan tüm topları smaçlamayı sürdürüyordu. Bu başkaldırıda maçın bitimine 7.58 kala skor 91-94'e geliyor ve Magic, rakibine ilk kez bu kadar yaklaşıyordu; fakat Suns'ın cevabı yine gecikmiyor, iki dakika içerisinde yakaladığı 8-0'lık seriyle maçı 102-91'e getiriyordu. Açıkçası maçı izlerken Magic'in direncinin yavaş yavaş kırılmaya başlayacağını düşünüyordum; ama bir kez daha geri dönmeyi başardılar. 1.47 kala J. J. Reddick ve Rashard Lewis'in üst üste gelen iki üçlüğü ile fark iki sayıya kadar iniyor, Magic maça ortak oluyordu (Magic, maçı kazanamasa da yerden kalkmayı başarabildiği için benim nazarımda sınıfı geçiyordu). Bu andan sonra karşılıklı gelen ikişer sayılık basketten sonra 15 saniye kala Hidayet, Steve Nash'i faul çizgisini gönderiyordu. Kendi içerisinde serbest atışları formaliteye dönüştüren Steve Nash, ilk atışını sayıya çeviriyor; fakat ikinci atışında sürpriz yapıp Orlando'nun umutlarını iyice canlandırıyordu. Üç sayı gerideki Magic, hücumda Amare'nin faulü ile durduruluyor; Lewis de serbest atışları sayıya çevirerek Magic'i Suns'a ilk kez bu kadar yaklaştırıyordu. Maçın bitimine sekiz saniye kala kullandığı serbest atışlardan birini kaçıran Shawn Marion, Hidayet'in takımına maçı kazanma fırsatını veriyor; fakat Magic, bu şansını maçın formsuz oyuncularından biri olan Rashard Lewis ile kullanmayı tercih ediyordu. Magic'te en güçlü yönü üç sayılık atışlar olan J. J. Reddick ve sıcak adam Hidayet Türkoğlu dururken o ana dek üç sayı çizgisinin gerisinden 3/11 ile oynayan Lewis seçimi, Magic'in maçı kaybetmesine mal oluyordu.

Her ne kadar Magic, dördüncü mağlubiyetini yine Batı'nın zirvesinden alsa da yazının başında bahsettiğim Karakter Savaşı üzerine verdiği mücadelede sınıfı geçmiş gibi gözüktü. Maçın içerisinde Suns'ın birkaç atağına maruz kalan Magic, şansını son şuta kadar taşıyarak karakterli bir oyun ortaya koydu. Önündeki Lakers ve Warriors deplasmanlarında daha iyi performanslar bekleyebiliriz, Magic'ten. Özellikle geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen takastan kısa vadede kimin kazançlı çıktığını ve Bynum'ın Howard karşısında ne durumda olabileceğini görme açısından ilginç bir maç olabilir, yarın geceki Lakers maçı.

Sevgiler,
Eray.

Hiç yorum yok: