30 Aralık 2007 Pazar

NBA | Boston Celtics, Yanıyor !.. # 2



BOSTON CELTICS 2006-07: 24-58 ve 2007-08: 24-3 !

Sezonun flaş takımı Celtics, 27. maçında 24. kez kazanırken geçtiğimiz yıl 82 maçlık normal sezonun sonunda elde ettiği galibiyet sayısını yakalamış oldu.

24. galibiyetini Ray Allen'ın eski evi Seattle'da Sonics'e karşı alan Boston Celtics'in koçu Doc Rivers, maçın ardından bu durumu şu sözlerle yorumluyordu: ''Demek ki geçen sene oldukça kötüydük''.

Rivers, haksız değildi. Herhangi bir Boston Celtics taraftarı için geçtiğimiz sezona göz atma fikri hiç de iç açıcı gelmeyebilir, fakat bir sene önce bugün 10 galibiyette olan Celtics'in şu dakikalarda 24 galibiyette olması gelinen noktayı açıklaması açısından son derece önemli (Devam eden 32 maçlık dönemde alınan 29 mağlubiyetini bahis konusu yapmasak daha iyi). Bu noktada Celtics'in izleyeceği stratejinin de değerli olması gerekiyor ki Seattle galibiyetinin ardından sözlerine ''Yine de bu bizim çok iyi olduğumuz anlamına gelmez. Henüz zihnimizde hedeflediğimiz hiçbir şeyi gerçekleştirmedik. Sadece 27 maç oynayabileceğimizi gösterdik. Hepsi bu.'' şeklinde devam eden Rivers'ın doğru yolda olduğu söylenebilir, demeçlerinden alabildiğimiz sonuçlara göre.

Celtics'in bu sezonki yükselişinin nedenlerini daha önce az çok yazmaya çalışmıştık, sanıyorum günler geçtikçe C. hakkında yazmaya devam edeceğiz. Yine kısa kısa üzerinden geçelim:

1. Kevin Garnett ve Boston Celtics'in Mutlu Beraberliği

KG ve Celtics'in birbirlerini neler kattıklarını incelemeye başlamadan önce çarpıcı bir diyalogla söze girmenin doğru olduğunu düşünüyorum:

Paul Pierce, sezon öncesi Kevin Garnett ve Ray Allen'ın basına tanıtılacağı toplantıya iki arkadaşından önce gelip Yeşil Oda'daki yerini alıyor. Pierce'ın ardından Oda'ya gelen oyuncu ise Kevin Garnett. Garnett odaya girdikten sonra Pierce ile göz göze geliyor ve kaşını kaldırıp tebessüm ediyor: ''Hey ! N'aber, P.?'' Pierce da haberlerin gayet iyi olduğunu biliyor olsa gerek ki elini Garnett'e uzatarak KG'nin sorusuna, ''Geride kalan hayatım boyunca neredeydin !?'' şeklinde karşılık veriyor.

Celtics'in kulüp sitesinde okuma şansı bulduğum bu diyalogun devamı 27 maçlık periyotta da aralıksız olarak sergilendi durdu. Kevin Garnett'in umutsuz vaka Minnesota'da bile her gece kazanmak adına göstermiş olduğu mücadele, Boston'a geldiğinde sonucunu alabileceği bir karakter savaşına dönüşmüştü artık. Garnett, olması gerektiği yerdeydi. Pierce'ın liderliği KG'ye vermeyi kabullenmesi de sürecin hızlanmasına yardımcı olurken, görünen o ki ortaya çok başarılı bir formül çıktı.

Garnett'in Celtics'teki misyonun daha çok liderlik olduğunu düşünüyorum. 18.9 sayı ve 10.5 ribaund ortalaması KG için yürüyürek yakalanabilecek istatistikler, bu yüzden. KG artık skor, ribaund veya blok dışındaki alanlara da zaman ayırabiliyor.

2. Paul Pierce'tan Beklenen Geri Dönüş

Paul Pierce'ın kuvvetle muhtemel gözleri parlıyordu, ''Geride kalan hayatım boyunca neredeydin !?'' cümlesini kurarken. Tıpkı Pierce hayranı basketbolseverlerin şu günlerde favori oyuncularını sahada izlerken parlayan gözleri gibi.

Pierce, kariyeri boyunca ''Komple Oyuncu'' sınıfına layık görülen basketbolculardan oldu. Savunma yapan, skorer, lider, asist ve ribaund hanelerini doldurabilecek potansiyeli olan.. Geçtiğimiz sezonu 24 galibiyet alarak kapatan Celtics'te Pierce, kelimenin tam anlamıyla ''pes'' demek üzereydi. Dolayısıyla Boston, Pierce'dan beklediği katkıyı alamıyor; Pierce'ın özellikleri de her geçen gün biraz daha köreliyordu.

''Komple Oyuncu'' her takımda olan bir tür değildi. Boston'un bu sezonki çıkışı her ne kadar Ray Allen ve Kevin Garnett'in gelişinin ardından gerçekleşmiş gibi gözükse de Paul Pierce'ın bambaşka oynadığını, kendisinin takıma yeni bir oyuncu havası kattığını söylemekte yarar var. Çok uzağa gitmeye gerek yok, Seattle Supersonics karşısında Pierce'ın performansının doldurduğu istatistik kağıdında şu rakamlar yer alıyordu: 37 sayı, 6 ribaund ve 4 asist. Maçın son yedi dakikalık bölümünde ürettiği 14 sayı ise Pierce'ın ''lider'' karakterini gözler önüne seriyordu.

Pierce'ın dönüşü, Kevin Garnett'in takıma aşıladığı kazanma aşkı kadar önemli bir değişim olarak karşımıza çıkıyor.

3. Ray Allen: Bozzer Beater ve Üçlük Bombardımanı

Ray Allen için de değişim vaktiydi. Kusursuz şut stilini Batı Yakası'ndan Doğu'ya taşıdığı günlerde KG henüz, Celtics'e katılmamıştı. O günkü şartlar altında Allen ve Pierce kombinasyonu tartışmaya açılırken işin Allen tarafında pek tabii ki hücum başlıklı konular incelendi. Kevin Garnett'in gelişinin üçlüyü tamamlamasının yanındaki bir diğer önemi de Allen'ın sahip olacağı özgürlüktü (O yüzdendir ki Garnett'i en tepeye yerleştirdim).

Bozzer-beater (son saniye ile gelen galibiyet basketi) dedik ya, Ray Allen gelir gelmez bir iki kere yaptı bile. Toronto Raptors ve Charlotte Bobcats maçlarını Allen'ın üç sayılık atışlarıyla kazanmak diğer maçlardan daha fazla puan getirmiyor Celtics'e tabii ki, fakat takımın bu galibiyetlerle birlikte kendine saygısını kazanması ve kazanabileceğine inanması 20 sayılık bir galibiyetten daha fazlasını getiriyordur, Celticslilere.

Ray Allen'ın yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bir katkısı oluyor bu sezon Celtics'e. ''Bir şutör için en iyi şut, her zaman bir sonraki şuttur''. Allen da bunun bilinciyle oynuyor gibi gözüküyor.

4. James Posey ve Eddie House: Kadro Rotasyonu

Basketbol klişelerinden biridir, tek bir oyuncunun koca bir takımı yenemeyeceği. Buradan yola çıkarak üç süper yıldızın da bir takımı NBA Şampiyonluğu'na taşımasının kağıt üzerindeki kadar kolay olmadığını söyleyebiliriz. Kevin Garnett ve Ray Allen'ın gelişinin ardından Celtics kadrosunun işaret ettiği tehlike de bu yöndeydi, çünkü Celtics'in bu hamleyi yapabilmesi için vazgeçmesi gereken birçok şey vardı.

İki oyuncu gelmiş ve karşılığında sekiz oyuncu gönderilmişti. Üç yıldızın dışında çaylaklar ordusu haline gelen Celtics'in bu dönemde James Posey ile sözleşme imzalaması Danny Ainge ve ekibinin başarılı sezonunu taçlandıran bir hareket oluyordu. Şampiyonluk tecrübesinin yanı sıra üst düzey bir savunmacı olan Posey'nin takıma rotasyonda yardımcı olması Celtics'in başarısındaki bir diğer etken.

James Posey ile birlikte Eddie House da kenardan gelerek rakip takımların ezberini bozan bir oyuncu. Rolüne iyi adapte olan House, başarılı Celtics takımının parçası oldu bile. House, Rajon Rondo'ya alternatif olmasının yanı sıra ihtiyaç duyulduğunda Ray Allen'ı da yedekleyebiliyor.

5. Rajon Rondo ve Kendrick Perkins

Üç büyük yıldızın sahadaki tamamlayıcılarının da iyi olması işleri iyiden iyiye kolaylaştırıyor. Rondo'nun MIP (En Çok Geliştirme Gösteren Oyuncu) adaylarının içerisinde olabileceğini söylemiştim, sezon öncesinde. Bu kategoride ödüller sahiplerine dağıtılırken daha çok istatistiklerdeki artışlar göz önüne alındığından Rondo geride kalabilir; ama Allen, KG ve Pierce üçlüsüyle oynamanın avantajlarını şu ana kadar olan bölümde çok iyi kullandı.

Rondo gibi Perkins de Celtics'e oyun içerisinde çeşitlilik yaratıyor. 72-10'luk Bulls takımıyla sürekli olarak karşılaştırılan Celtics'te, dönemin Bulls takımındaki Luc Longley kadar katkı sağlaması beklenebilir Perkins'ten. Çaylak Glen Davis ile birlikte kenardan gelip boyalı alanda kendini fark ettirebilecek bir oyuncu profili çiziyor.

Perkins ve Rondo'nun geçtiğimiz sezona göre göstermiş olduğu gelişim, Boston Celtics'e katkı sağlamakta.

6. Asistan Koç Tom Thibodeau

Beş maddenin tamamında oyuncu isimleri görünce insanın aklına ister istemez, ''Bu takımın başarısında koçun hiç mi katkısı yok ?'' sorusu geliyordur. Doc Rivers'ın yazının ilk bölümündeki açıklamasından da anlaşılacağı Celtics, yaz mevsiminde birçok parçasını değiştirirken antrenörü değiştirmeye vakit ayıramadı. O yüzden tüm bu maddelerin altına ''6. Doc Rivers !'' yazamazdım. Rivers'ın yerine yazılabilecek bir numaralı isim ise: Tom Thibodeau !

Thibodeau, Celtics'in görünmeyen kahramanlarından (en azından Türkiye'den bakınca görülmesi pek kolay değil). Houston Rockets'in sezon öncesi Jeff Van Gundy ile yollarını ayırıp Rick Adelman ile anlaşmasının ardından kulüple bağlarını koparan Thibodeau, Washington Wizards ve Phoenix Suns'ın tekliflerine rağmen Boston Celtics'le anlaştı. Doc Rivers'ı göndermek yerine kendisine takviye güç gönderen Celtics yönetimi bir önemli iş daha yapmış oldu, yaz mevsiminde.

Houston Rockets'da Yao Ming'in gelişimine çok büyük katkı sağlayan Tom Thibodeau da, Boston'daki yıldızlarının bir arada oynamaktan zevk almasının dolayısıyla yakalanan başarının önemli temsilcilerinden biri, Celtics kadrosunda.

Sonuç:

Ortada önemli bir başarı var, somut olarak olmasa da. 4 maçlık Batı Turnesi iki galibiyetle başladı ve bu gece Salt Lake City'den sonraki durak pazar gecesi Staples Center olacak. Celtics'in için önemli bir dönem, buradan iki galibiyetle çıkması seviye atladığının göstergesi olarak görülecektir. Temposu nereye kadar gider bilinmez, ama Celtics bu sene çok sıcak, izleyenlerin içini ısıtacak kadar.

29 Aralık 2007 Cumartesi

NBA | Cavaliers @ Mavericks : 88-81 !



LEBRON vs. STACKedHOUSE

NBA 2007-08 Sezonu'na perşembe gecesi oynanan üç maçla devam edildi. Gecenin ilk maçı Dirk Nowitzki ve LeBron James'i karşı karşıya getirirken, Stackhouse'ın posterden kaçma çabaları sonuçsuz kaldı.

Geçtiğimiz sezon Doğu Konferansı'nda Detroit Pistons'ı geçip şampiyon olmayı başaran Cavs, sezona büyük beklentilerle başlamış ve ilk maçında Dallas Mavericks'i karşısında bulmuştu. Sadece birkaç ay öncesine denk gelen bölümde Pistons'ı tek başına yere seren James için önemli bir geceydi. Tıpkı, harika geçen bir normal sezonun ardından, 8. sıradan gelen Golden State Warriors'a boyun eğen Mavericks gibi. İlk maç Cavs ve LeBron için hayal kırıklığı olurken LeBron, kariyerinin en kötü sezon başlangıcını yaparak 10 sayıda kalıyor; 5 top kaybı ve 2/11 ile oynuyordu.

Yukarıdaki resimden anladığım kadarıyla LeBron, 92-74'lük hezimetin ardından dün gece için bilenmeye başlıyordu.

Noel gecesi Miami Heat ile karşılaşan Cavs, Wade ve Shaq'in takımını 96-82 yenerken rakibine ikinci yarı boyunca toplamda sadece 35 sayı atma şansı tanıyordu. Miami koçu Pat Riley'nin hayalkırıklığı ile dolu mesajlarının arasına ise James'in ''Savunma yapmayı becerdiğimiz zaman üst düzey bir takım olabiliyoruz'' açıklaması karışıyordu. Dallas'ı yenmeleri için de gerekli olan iyi savunmaydı.

Cavs, maçı 88-81 kazanırken Mavericks'in saha içinden son isabetinin maçın bitimine 4:41 kala gelmesi ne kadar iyi bir savunma ile yüzleştiğinin göstergesi olması açısından yeterli görülebilirdi.

LeBron ve arkadaşları son bölümde gayet iyi savunma yapıyordu; fakat maç sonrası LeBron'un ''Maçın bir an önce bitmesini istedim'' açıklaması bahsettiğim dönemi ne denli zorlanarak geçirdiklerinin ispatı oluyordu. Bitime 4:28 kala 84-79 öne geçen Cavs, son kornaya kadar kullandığı sekiz şutun sadece ikisinde başarı sağlamasına rağmen yapmış olduğu savunmanın karşılığını alıyor ve güçlü rakibini deplasmanda yenmeyi başarıyordu.

İki gece önce Miami Heat'i yendikten sonra dün gece de Mavericks'e karşı kazanan Cavaliers, Aralık ayı içerisinde ilk kez art arda iki maç kazanmış oldu. Takımının Dallas deplasmanında son galibiyetinbi aldığı 2000 yılında Lise birinci sınıf öğrencisi olan LeBron James, faul atışlarında yaşadığı sıkınıtıya karşın maçı 24 sayı, 8 ribaund ve 3 asist ile tamamladı. Larry Hughes, takım arkadaşına 17 sayı ve 9 ribaund ile eşlik ederken Litvanyalı pivot Zydrunas Ilgauskas 18 sayı ve 11 ribaundlık oyunuyla ''Gecenin En İyi Uluslararası Oyuncusu'' oldu.

Utah Jazz mağlubiyetinin ardından, Cleveland Cavaliers'a da kaybeden Mavericks adına en skorer oyuncu 19 sayılık performansına 20 ribaund ekleyen Nowitzki olurken, Josh Howard'ın da 19 sayı ve 7 ribaundluk performansı galibiyet için yeterli olmadı.

NBA'de dün gece oynanan maçlardaki toplu sonuçlar ise şu şekilde:

Boston Celtics @ Seattle Supersonics = 104-96
Phoenix Suns @ Los Angeles Clippers = 108-88

25 Aralık 2007 Salı

Liverpool FC | Oyun´un En Kızıl Efsanesi - 8. Bölüm ...



2004-2005 Sezonu Liverpool'dan Tarihin En Büyük Geri Dönüşü !..

Rafa Benitez, 1960 yılının Nisan ayında İspanya'nın başkentinde sıkı bir Real Madrid taraftarı olan Rosario Maudes (annesi) ve kentin diğer takımı Atletico Madrid'i destekleyen Francisco Benítez'in (babası) oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının takımı Real Madrid altyapısından yetişen Rafa, 1979 yılında Üniversitelerarası Dünya Şampiyonası'nda İspanya Milli Takımı'nın formasını giyme fırsatı yakalıyordu. İlk maçta Küba'ya karşı penaltıdan bir gol atıyor, Kanada ile 0-0 sona eren maçta ise aldığı sert darbeyle sakatlanıyordu. Bir yıl boyunca futbol topuna dokunamayan Benitez, belki bu sakatlıkla iyi bir futbolcu olma şansını yitiriyordu; fakat o tekme tarihe geçecek bir menajer olmasını engelleyemiyordu.

Benitez, Real Madrid'in hemen her kategorisinde teknik direktörlük yaptıktan sonra A Takım'a yükselemeyince 1995-96 Sezonu'nda Real Valladoid'in başına geçiyor; fakat 23 maçta 2 galibiyet alabilen Benitez, görevden de alınıyordu. 1996-97 Sezonu'nda ise İkinci Lig ekibi Osasuna'nın antrenörü olan Benitez, bu takımla da 9 maçta tek galibiyet alabilince kulüp tarafından kovuluyordu. 1997 yılında bir başka İkinci Lig ekibi CF Extremadura'nın kontrolünü alan Benitez, ilk defa bir sıçrama yapıyor ve takımın ligi Deportivo Alaves'in arkasında ikinci olarak La Liga'ya çıkarıyordu. La Liga'da tutunma mücadelesinde başarılı olamayan Extremadura 17. sırada ligden Villarreal ile oynadığı Play-Off maçıyla düşüyordu. Extremadura'dan da ayrılan Benitez, İngiltere ve İtalya'da bir sezonluk kurslar alıp Eurosport, Marca, El Mundo ve Madrid TV'de yorumculuk ve analizcilik yaptı. Bir yıllık aranın ardından İkinci Lig ekibi Tenerife'nin başına geçen Benitez, Mista, Curro Torres ve Luis García'lı kadroyu Sevilla ve Real Betis'in arkasından bir üst lige çıkarmayı başarıyordu. Benitez'in Tenerife'den sonraki durağı ise Valencia oluyor ve kulübün üç yıl içerisinde en başarılı antrenörü olmayı başarıyordu. Valencia ile ilk sezonunda şampiyon olan Benitez, kulübe özlenilen başarıları yaşatıyor, üçüncü sezonunda ise hem La Liga'yı hem de UEFA Kupası'nı kazanıyordu.

Haziran 2004'te Liverpool'un başına geçen Benitez, elindeki yetenekli oyuncularla iyi bir kadro oluşturmak durumundaydı. Valencia'da olduğu gibi burada da bu işi yapabileceği gösteren Benitez, Liverpool'daki kariyerine iyi başlıyordu. Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu'nda Graz AK takımını 2-0 ve 0-1 ile eleyen Liverpool, Şampiyonlar Ligi'ne adım atıyordu. Oympiakos, Deportivo ve Monaco ile aynı grupta yer alan Liverpool, 10 puanla gruptan çıkmayı başarıyor ve İkinci Tur'da Alman ekibi Bayer Leverkusen ile eşleşiyordu. Anfield'da Luis Garcia, Riise ve Hamann'ın golleriyle 3-1 kazanan Liverpool, rövanş maçından önce Lig Kupası'nı Final'de Chelsea'ye 3-2 yenilerek kaybediyor; fakat Şampiyonlar Ligi rövanş maçında Leverkusen'i bu kez deplasmanda 3-1 yenme başarısı gösteriyordu.



Çeyrek Final'deki rakip ise İtalyan Juventus oluyordu. Liverpool taraftarı maç öncesi 1985'te Heysel'de kalplerini kırdıkları rakiplerinden Kop Tribünü'nde açtıkları ''Amicizia'' adlı mozaikle özür diliyorlardı. Hyppia ve Luis Garcia ise attıkları gollerle maçı 2-0'a getiriyor, Juventus'un tek golü turu İtalya'ya taşıyordu. İtalya'dan da golsüz beraberlikle dönülüyor ve Yarı Final'de Abramovic'le birlikte İngiltere'yi kasıp kavuran Chelsea'nin karşısına çıkılıyordu. Stamford Bridge'deki mücadele Mourinho ve Benitez'in satrancı andıran hamleleriyle golsüz bitiyor, ikinci maçta ise Liverpool, Garcia'nın tartışmalı golüyle 1-0 kazanıyordu. Topun çizgiyi geçmediği daha sonra TV görüntülerinden anlaşılsa da Liverpool, İstanbul'daki Final'in yolunu tutuyordu.

´´Give yourselves the chance to be heroes´´´

İstanbul'daki Final, Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanacaktı. Türkiye'nin ''üvey evlat'' olarak baktığı stadyumu Liverpoollular, öz çocukları gibi benimseyeceklerdi. Liverpool'un daha sonra ''Miracle of İstanbul'' (İstanbul Mucizesi) olarak adlandıracakları maçın ilk dakikasında Milan, Paolo Maldini ile öne geçiyor; ilk yarı bitmeden de Crespo'nun iki golüyle soyunma odasına 3-0'lık avantajla gidiyordu. Tam anlamıyla klasik bir finale sahne oluyordu, yolu olmayan, rüzgardan maç izlenmeyen ve kötü anılarla dolu Atatürk Olimpiyat Stadı. İlk yarıda esen Milan fırtınası, ikinci yarıda yerini Liverpool'a bırakıyordu. Devre arasında sakatlanan Steve Finnan'ın yerine Dietmar Hamann oyuna dahil oluyor, Liverpool üçlü savunmaya dönüyordu. 54. dakikada ise Riise, ikinci denemesinde ortayı yapıyor, Gerrard'ın kafası Liverpool'u kabustan uyanma yolunun olduğuna inandırmaya başlıyordu. İki dakika ardından Hamann'ın pasına etkili vuran Smicer, farkı bire indirdiğinde ise herkes maçın bitmediği gerçeğinin farkına vardıyordu. Final'e kadar savunmalarının gücüyle gelen iki takımın mücadelesi 56. dakikada 3-2'ye gelmişti bile (Olimpiyat Stadı'nın tılsımı diyebilirim kendi adıma). Sanıyorum o dakikadan sonra herkes ayakta izliyordu maçı, Liverpool için bir goldaha gerekliydi maça ortak olabilmek için ve o gol de gecikmiyordu. 60. dakikada Steven Gerrard, kaleci ile karşı karşıyayken Gennaro Gattuso'nun müdahalesi ile yerde kalıyor, topun başına Xabi Alonso geçiyordu. 6 dakika içinde Milan'a karşı maçı 0-3'ten 3-3'e getirme şansına sahip olmuştu birden bire Liverpool. Xabi ALonso, penaltıda topu önce Dida'ya nişanlasa da seken topu tamamlıyor ve kalan 30 dakikada da gol olmayınca normal süre 3-3 sona eriyordu. Uzatmalarda da genel olarak birbirlerini kontrol eden iki takımdan Milan, 116. dakikada Shevchenko ile inanılmaz bir gol kaçırıyor ve pozisyonda başarılı olan Dudek, penaltı atışlarında bir Liverpool klasiğini tekrar canlandırarak kale çizgisinde ''spaghetti'' taklidi yapıyor ve çıkardığı toplarla Liverpool'u untulmaz bir finalin ardından Avrupa Şampiyonu yapan oyunculardan biri oluyordu.

Final'in ardından ise unutulmaz sözler çıkıyordu herkes ağzından:

Steven Gerrard: ''Böyle bir gecenin ardından, Liverpool'dan ayrılmayı nasıl düşünebilirim ?''

Xabi Alonso: ''Futbolculuk kariyerimin en muhteşem gecesi. Avrupa Şampiyonu'yum ve buna inanamıyorum.''

Djimi Traore: ''Soyunma odasına girdiğimizde ´Bu iş bitti´ dedik; fakat Rafa doğru sözleri buldu ve bize güvenimizi tekrar verdi: ´Biz Liverpooluz, siz Liverpool için oynuyorsunuz. Bunu unutmayın. Taraftarlara karşı başınızı dik tutmak zorundasınız. Bunu onlar için yapmak zorundasınız. Eğer, kafalarınızı öne eğmeye devam ederseniz kendinizi Liverpool oyuncusu olarak göremezsiniz. Birkaç şans yaratma fırsatı bulabilirsek, geri dönebiliriz. İnanın bunu yapabilirsiniz ve yapacaksınız. Kendinize kahraman olma şansını verin´''

Liverpool için efsane bir geceydi ve son beş dakikayı kırık ayakla oynayan; fakat bunu bir gün sonra fark edebilen Jamie Carragher da efsanenin önemli bir parçası oluyordu.



2005-2006 Sezonu Bir Geri Dönüş de Federasyon Kupası´nda !..

Bir önceki sezon ligi beşinci sırada bitirmesine rağmen yoğun tartışmalar sonucu Şampiyonlar Ligi vizesi verilen Liverpool, elemelere 1. Tur'dan başlıyordu. Sırasıyla TNS 3-0 ve 3-0; Kaunas, 3-1 ve 2-1; CSKA Sofya 3-1 ve 0-1 ile geçiliyor ve Şampiyonlar Ligi'ne adım atılıyordu. Liverpool, Şampiyonlar Ligi vizesi aldıktan üç gün sonra Avrupa Süper Kupası'nda Rus CSKA Moskova'yı uzatmalar sonunda 3-1 ile yeniyor ve Avrupa'da bir kupa daha kazanıyordu. 82. dakikada Cisse'nin attığı gole kadar geride olan Liverpool, geri dönmeye alışıyordu. Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea'nin olduğu gruptan çıkan Liverpool, İkinci Tur'da Portekiz ekibi Benfica'ya her iki maçta da yenilerek eleniyordu.

Federasyon Kupası'nın 2006 yılındaki Finali de unutulmazlar arasına giriyordu. Şampiyonlar Ligi'nde ve Süper Kupa'da geriden gelip son nefeste kazanan Liverpool, FA Cup 2006 Finali'nde de maçın ilk yarısında West Ham United karşısında 2-0 geriye düşüyordu. Soyunma odasına Cisse'nin golünün moraliyle giden Liverpool, Gerrard ile beraberliği yakalasa da kısa süre sonra tekrar geriye düşüyordu. Liverpool için tam tüm kapılar kapanmak üzereyken 90+1'de Gerrard tekrar sahneye çıkıyor ve çok uzaklardan müthiş bir gol atıp maçı uzatmalara götürüyordu. Uzatmalarda gol sesi çıkmayınca Liverpool, bir kez daha penaltılarla kaznaıyordu. Çok kötü bir maç çıkaran Jose Reina'nın kalesini koruduğu Liverpool, penaltı atışlarında 3-1'lik üstünlük sağlayınca kupayı da müzesine götürüyordu.

2006-2007 Sezonu AC Milan - Liverpool FC, Yeniden !..

2006-07 Sezonu, 2005'teki Final'den sonra Milanlıların belki onlarca yıl boyunca bulamayacaklarını düşündükleri fırsatı veriyordu İtalyanlara. Yarı Final'de Chelsea ile karşılaşan Liverpool, 0-1'in rövanşında Daniel Agger'in golüyle maçı penaltılara götürüyor ve penaltı atışlarında tüm Milanlıların manevi desteğiyle kazanan Liverpool, Final'de Milan'ın rakibi oluyordu. Milan adına intikam için iyi bir maç olsa da Inzaghi'nin iki golüne Liverpool'un Kuyt ile cevap verebildiği mücadele 2005'tekine göre son derece renksiz ve heyecansız geçiyordu.

Liverpool, Premier Lig'de ise Manchester United ve Chelsea'nin arkasında kalıyordu.

06.11.2007 Liverpool FC 8-0 Beşiktaş JK !..

Liverpool, 2007-2008 Sezonu'na çok büyük umutlarla girdi. Liverpool Tarihi'nin açık ara en pahalı transferi Fernando Torres, bonservisi için Atletico Madrid'e ödenen 20 milyon 200 bin pound ile bu iddiayı ortaya koymamızı sağlıyor. 11 milyon 500 pound karşılığı Ajax'tan alınan Ryan Babel ve West Ham United'ın bonservisinden 5 milyon pound kazandığı İsrailli Yossi Benayoun da Liverpool'un diğer iddialı transferleri. Bu sezon henüz Premier Lig'de yenilgi yüzü görmese de Kırmızılar, aldıkları 6 beraberlikle yine beklenilen altındalar ve Arsenal ile Manchester United'ın biraz daha gerisindeler.

Şampiyonlar Ligi'nde ise Beşiktaş, Porto ve Marsilya'nın bulunduğu grubun ilk üç maçında bir puan alabilen Liverpool, dörüncü maçında Beşiktaş'ı Anfield Road'da 8-0 yenerek hem Şampiyonlar Ligi'nin en farklı galibiyetini hem de derin bir nefes alıyordu.
...

Liverpool, belki de Futbol Tarihi'nin en formda ekiplerinden biri. Rafa Benitez ile mutlu beraberliğini devam ettiren Liverpool, her futbolseverin hayatında yer eden bir takım ve işte bu yüzden efsane:

Her futbolseverin bir Liverpool anısı, efsanesi vardır !..

22 Aralık 2007 Cumartesi

VELA | Nurtopu Gibi Bir Wonderkid Daha !



CARLOS ALBERTO VELA GARRIDO

Carlos Vela, 2005'te FIFA U-17 Dünya Şampiyonası'nda Türkiye ile aynı grupta yer alan Meksika'nın golcüsü konumundaydı. Grubun son maçında altı puanlı iki takım olarak karşılaşan Meksika ve Türkiye'nin mücadelesinde de yanlış hatırlamıyorsam forma giymemiş, Türkiye de Caner Erkin'in son dakika golüyle maçı kazanmıştı. Birkaç sonuç çıkarmak gerekir diye düşünüyorum:

- 2005 U-17 Dünya Futbol Şampiyonası, üst düzey yeteneklerin bir araya geldiği bir tunuvaydı. Kısaca hatırlamak gerekirse, Meksika'nın çok önemli yeteneklere sahip olduğunu görebiliriz. Carlos Vela'nın yanında Barcelona'da bu sezon çokça görmeye başladığımız Giovanni Dos Santos ve Meksika Milli Takımı'na yükselen Patricio Araujo gibi. Devam edince de 2007 yılını Avrupa'nın önemli takımlarında geçiren birkaç oyuncu olduğunu daha fark edebiliyoruz, özellikle Brezilya takımı için konuşuyorum:

Ramon - Brezilya - Orta Saha - CSKA Moskova
Anderson - Brezilya - Orta Saha - Manchester United
Denilson - Brezilya - Orta Saha - Arsenal
Marcelo - Brezilya - Savunma - Real Madrid
Igor- Brezilya - Forvet - Sevilla

- Bu isimlerin yanında belki de turnuvanın en iyi takımı olarak birçok kişi tarafından kabul edilen Türkiye'nin yıldızlarının son durumları ise herkesin malumu. Nuri Şahin ve biraz da Caner Erkin dışındaki oyuncular büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Aydın Yılmaz, Özgürcan Özcan, Tevfik Köse, Erkan Ferin, Deniz Yılmaz, Ferhat Bıkmaz, Serdar Kesci... Yetenek konusunda sıkıntısı olmayan bu oyuncuların eksiği fizik mücadele olsa gerek. Yoksa gerçekten anlaşılmaz bir durum, tüm altyapı turnuvalarına bir şekilde imzasını atan Türkiye'den hala çok büyük bir Avrupa yıldızının çıkmaması. Bunun da irdelenmesi gerekir.

İki durumun sonucu olarak Meksika ve Brezilya'nın o dönemdeki kadrosunda yer alan oyuncular kapışılırken (ki aynı döneme rast gelen U-20 Şampiyonası'nda da Arjantin'den Messi, Zabaleta, Cardozo, Gago ve Agüero; Hollanda'dan Babel, Abeiye, Vlaar, Afellay, John ve Emanuelson; Nijerya'dan Mikel, Isaac ve Taiwo; Brezilya'dan Rafael Sobis, Rafinha ve Diego Tardelli parlayan oyuncular olmuşlardı. Son bir gayretle konuya dönersek) Vela da ''Altın Ayakkabı'' kazandığı turnuva sonunda Avrupa'nın dev kulüplerinin listesine giren bir oyuncu oldu ve Arsenal, 2,5 milyon pound karşılığında transfer etti Vela'yı. Çalışma izninde yaşanan sorun nedeniyle de İspanya'ya kiralık olarak gönderildi. Kendi dilinin konuşulduğu bir ülke olmasının da avantajıyla Vela, alışmaya başlamış gibi gözüktü İspanya'ya, son haftalarda; fakat sanıyorum ki çalışma izni alındığı anda İngiltere'ye transfer olup, Arsene Wenger'in yeni jenerasyonunun elemanlarından biri olacak.


Merakla bekliyoruz..

20 Aralık 2007 Perşembe

Liverpool FC | Oyun´un En Kızıl Efsanesi - 7. Bölüm ...



Temmuz '98 - Kasım '98 Evans & Houllier ve 1998-2004 Gerrard Houllier Dönemi !..

1998-99 Sezonu öncesi Liverpool Tarihi'nin en büyük sürprizlerinden biri gerçekleşiyordu. 80'lerin ortasında Kenny Dalglish'i oyuncu-menajer olarak göreve getiren ve bu anlamda yeni bir çığır açan Liverpool, Roy Evans'ın yanına Fransız Gerrard Houiller'i getirerek daha radikal bir karara imza atıyordu. Houllier'in bir teknik direktöre verilen tüm yetkilere sahip olarak göreve getirilmesi Evans'ı canını sıkıyor, Ada basını iki teknik direktörün takımı nasıl çalıştıracağı hakkında sorular soruyordu. İki testiden biri kırılacaktı ve sezon sonunda ligi yedinci sırada bitirip gelecek sezon için UEFA Kupası vizesi bile alamayacak Liverpool'da kırılan testi Roy Evans olacaktı. Kasım ayında görevinden ayrılan Roy Evans, Houiller ile çalıştığı döneme ait anılarını daha sonra, kitabında ''Ghost in the Wall'' (Duvardaki Hayalet) adlı bölümde okuyucularıyla paylaşıyordu. 1998-99 Sezonu'nda 2007'nin Liverpoolu'nun Kaptanı Steven Gerrard ise Liverpool A Takım formasıyla tanışıyor ve sezon boyunca 13 maçta görev alıyordu.


Liverpool ve Houllier adına geçiş sezonu olarak adlandırabileceğimiz 1999-00 Sezonu öncesi Steve McManaman, Bosman Kanunu'ndan yararlanarak bonservis ücreti olmaksızın Real Madrid'e transfer oluyordu. Bir sezon önce Barcelona ve Juventus'tan gelen 25'er milyon dolarlık teklifleri reddeden Liverpool, riski alıyor; fakat bu riskten zararlı çıkıyordu. Bu dönemde Houllier, bir sezon sonra başarıdan başarıya koşacağı Liverpool takımının iskeletini kuruyordu. Hollanda takımı Willem II'den 2,5 milyon pound karşılığı Finli Sami Hyppia takıma kazandırılırken Vladimir Smicer, Sander Westerveld, Titi Camara, Stephane Henchoz, Emile Heskey ve Dietmat Hamann; Jamie Carragher, Michael Owen, Robbie Fowler, Steven Gerrard, Patrik Berger ve Jamie Redknapp'lı takımın yeni yüzleri oluyordu. Tüm bunlara rağmen şampiyonluğu 91 puanla yine Manchester United kazanırken, Liverpool 67 puan ile dördüncü sırada kalıyordu. Bu sonuçla Liverpool, önümüzdeki sezon için UEFA Kupası'na katılma hakkı kazanıyordu.



2000-2001 Sezonu Liverpool'un Altın Yılı : 5 Kupa Birden !..

2000-2001 Sezonu Liverpool'un uzun süredir gördüğü en iyi sezon oluyordu. Houllier ile Liverpool, UEFA Kupası Birinci ve İkinci Turu'nda ilk maçlarda elde ettikleri 1-0'lık galibiyetlerin avantajını kullanarak önce Romen Rapid Bükreş'i daha sonra ise Çek temsilcisi Liberec'i elemeyi başarıyordu. Bu dönemde Lig Kupası 3. Tur Mücadelesi'nde Chelsea'yi 2-1 ile saf dışı bırakan Liverpool, 4. Tur'da Stoke deplasmanında 8-0 kazanıp üst tura çıkmadan önce de UEFA Kupası Üçüncü Tur mücadelesinin ilk maçında Olympiakos deplasmanından 2-2 ile dönerek rakibinin tur umudunu kırıyordu. Liverpool için oldukça hareketli bir sezondu ve Anfield uzun süredir böylesine bir sezona alışık değildi. Gerrard'ın Liverpool için gol atmayı sevdiği döneme denk gelen süreçte Olympiakos, UEFA Kupası'nda saf dışı bırakılıyor, Lig Kupası Beşinci Turu'nda söz sahibi olmak isteyen Fulham'a da 3-0 ile istediği söz hakkı verilmiyordu. Liverpool, bu kez kararlı gözüküyordu. Federasyon Kupası kulvarı da Liverpool adına açılıyor, takım 3-0'lık Rotherham galibiyeti ile üst tura çıkıyordu. Lig Kupası'nda da işler yolundaydı, Yarı Final'de C. Palace 2-1 ve 5-0 ile çöpe atılıyor, Federasyon Kupası'nda da Leeds United'ı elemek için 2-0'lık galibiyet yetiyordu. UEFA Kupası, Federasyon Kupası, Lig ve Lig Kupası maçlarının ardı ardına geldiği bu dönemden Liverpool aşağıdaki sonuçlarla çıkıyordu:


15.02.2001 2 - 0 AS Roma / Stadio Olimpico / UEFA Cup 4th round 1L
18.02.2001 4 - 2 Man City / Anfield / FA Cup 5th round
22.02.2001 0 - 1 AS Roma / Anfield / UEFA Cup 4th round 2L
25.02.2001 1 - 1 Birmingham / Millennium St. / League Cup Final


Lig Kupası Finali'nde normal süre sonunda 1-1 berabere kaldığı Birmingham City'yi penaltı atışlarıyla eleyen Liverpool, 2001 yılının ilk kupasını alıyordu.

08.03.2001 0 - 0 Porto / Estadio Das Antas / UEFA Cup 5th round 1L
11.03.2001 4 - 2 Tranmere / Prenton Park / FA Cup 6th round
15.03.2001 2 - 0 Porto / Anfield / UEFA Cup 5th round 2L
18.03.2001 1 - 1 Derby / Anfield / Premier League
31.03.2001 2 - 0 Man Utd / Anfield / Premier League

Her kulvarda başarılı olan bir Liverpool'u hatırlamak için o dönemde epey geriye gidilmesi gerekiyordu. Murphy ve Owen'ın golleriyle Porto'yu eleyen Liverpool, Yarı Final'de Barcelona'nın karşısına Manchester United'ı 2-0 (Steven Gerrard 15' ve Robbie Fowler 40') yenmenin moraliyle çıkıyordu. Nou Camp'taki maçta defansif oyununun karşılığını 0-0'lık sonuçla alan Liverpool, rövanşta rakibini Gary McAllister'ın penaltı golüyle 1-0 yenip UEFA Kupası Finali için Dortmund'un yolunu tutuyordu. Dortmund'a gitmeden önce Liverpool'un halletmesi gereken ufak bir işi daha vardı. Liverpool, Federasyon Kupası'nda inanılmaz bir sona imzasını atıyor, son sekiz dakikasına 1-0 mağlup girdiği maçı Michael Owen'ın 82 ve 88. dakikalarda attığı iki golle 2-1 kazanıyordu.

Belki de Liverpool'u efsane yapan hiç pes etmemesi, unutulmaz sonlara imza atmasıydı. UEFA Finali'ndeki rakip Yarı Final'de Alman Kaiserslaurten'i 5-1 ve 4-1 ile ezen sürpriz takım İspanyol temsilcisi Deportivo Alaves oluyordu. UEFA Kupası Tarihi'nin en dramatik sonlarından birine sahne olacak maçın 15. dakikasında Babbel'in 6. dakikadaki golüne katkıda bulunan Gerrard skoru 2-0'a getirdiğinde herkes farkın ilerleyen dakikalarda daha çok açılacağını düşünmeye başlıyordu. İlk yarı bitene kadar Alonso ile Liverpool'a cevap verebilen Alaves, McAllister'ın son bölümdeki penaltı golüne engel olamayıp soyunma odasına 3-1 geride gidiyordu. Herkes için normal bir skordu; fakat ikinci yarının beşinci dakikasında 3-3 olan skor için aynı şeyi söylemek hiç de kolay olmuyordu. Gidip gelen maçın 73. dakikasında olgun Fowler sahneye çıkıp Liverpool'u bir kez daha öne çıkarsa da Alaves, son dakikada Cruyff ile pes etmeyip maçı uzatma bölümüne taşıyordu. Zannediyorum o gün Liverpool'u tutan yabancıların önemli bir bölümü de Alaves'in mücadelesini can-ı gönülden tebrik ediyordu, Alaves gücünün yettiği ölçüde Liverpool'a direniyor ve maçı penaltılara götürmek istiyordu; fakat tüm maç boyu büyük efor sergileyen Alavesliler dakikalar 117'yi gösterirken ceza sahasına soldan bakan bölümden kullanılan serbest vuruşta Liverpoollu Gary McAllister'ın kestiği top Delfi Geli'nin kafasını sıyırıp ağlara gidince yıkılıyordu. Bu bir ''Altın Gol''dü ve kupa Liverpool'un olmuştu.

Liverpool, daha sonra kazanacağı Charity Shield ve Avrupa Süper Kupası ile birlikte 2001 yılını tam beş kupayla kapatıyor, ligde üçüncü olarak Şampiyonlar Ligi'ne gitmeye hak kazanıyordu.



2001-02 Sezonu'nda ilk kez Şampiyonla Ligi'nde mücadele eden Liverpool, İlk Tur'da Boavista, Dortmund ve D.Kiev'in olduğu gruptan 12 puan ile çıkarken, İkinci Tur'da Barcelona, Roma ve Galatasaray'ın olduğu zorlu bir gruba düşüyordu. Bu grupta yedi puan toplayan Liverpool, Çeyrek Final'de Alman Leverkusen'e 1-0 ve 2-4 ile elenmekten kurtulamıyordu. Sezon sonunda 11 yılın ardından en iyi derecesini elde eden Liverpool, bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi Birinci Tur Grupları'nda üç sırayı alıp UEFA Kupası'na geçiş yapıyordu. Vitesse ve Auxerre'i elemeyi başaran Liverpool, şimdiler ''You Will Never Walk Alone'' kavgası yaptığı İskoç Celtic'e eleniyordu. 2002-2003 Sezonu Liverpool adına Final'de Manchester United'ı 2-0 yenerek kazanılan Lig Kupası ile hatırlanıyordu. Ligi ise ancak beşinci sırada tamamlayabilen Liverpool, gelecek sezon için Şampiyonlar Ligi resminin dışında kalıyordu. Bir sonraki sezon da Houllier ile dördüncülükten öteye gidemeyen Liverpool, Şampiyonla Ligi vizesi alsa da Manchester United ve Arsenal'in hücum futbolunun arkasında kalan Liverpool'un kazanmak için pek fazla şansı görünmüyordu. 2003-2004 Sezonu'nda da Houllier, görevden ayrılıyor yerine Valencia'yı İspanya Ligi ve UEFA Kupası Şampiyonu yapan Rafa Benitez geliyordu.

18 Aralık 2007 Salı

MALDINI | Oyun´un Bayrak Adamı !



PAOLO MALDINI : Il Capitano di Calcio Italiano ! *

İtalya'nın 1938'de Dünya Şampiyonu olan kadrosunun en önemli oyuncuları Gino Colaussi, Silvio Piola, Guiseppe Meazza; Wembley'deki ilk galibiyetinde golü atan Giorgio Chinaglia; 70'li ve 80'li yılların unutulmaz golcüsü Paolo Rossi; ''kaleci'' denilince akla gelen ismi Dino Zoff; 90'lı yılların efsaneleri Roberto Baggio, Alessandro Costacurta, Franco Baresi, Salvatore Schillaci, Demetrio Albertini, Alessandro Nesta, Cristian Vieri, Filippo Inzaghi, Alessandro Del Piero; son dönemde Francesco Totti, Gennaro Gattuso, Andrea Pirlo, Luca Toni, Alberto Gilardino... İtalyanlar, futbol hakkında birileriyle sohbet ederlerse eğer anlatacakları birçok figür var; ama bir tanesi diğerlerinden ayrılıyor, çünkü kaptanlık en çok O'na yakışıyor: PAOLO MALDINI (* İtalyan Futbolu'nun Kaptanı ! )

Milan ile birlikte ilk tam sezonuna 1985 yılında çıkan ve şu dakikalarda takımındaki 23. futbolculuk yılını yaşayan bir oyuncuyu anlatmaya nereden başlamak gerekir bilemiyorum; ama en sonundan başlarsak, sezon sonunda Paolo Maldini'nin kesin olarak futbolu bir bakıma Milan'ı bırakıyor olduğunu söyleyebiliriz.

26 Haziran 1968, AC Milan taraftarları ve tüm İtalyan futbolseverler için bir futbol efsanesinin dünyaya geldiği gündü. Bu tarihten 17 yıl bile geçmemişken 20 Ocak 1985 günü geldiğinde ise Paolo Maldini, AC Milan formasıyla ilk maçına çıkıyordu. Udinese'ye karşı oynanan maçın ikinci yarısından önce Sergio Battistini'nin yerine oyuna dahil olan Paolo Maldini, bir sezon sonra Milan savunmasının sol kanadına yerleşiyor ve 23 yıl sürecek olan kariyerine başlıyordu. 1987-88 Sezonu'nda Milan ile kazandığı Serie-A Şampiyonluğu ise yedi lig şampiyonluğundan ilki oluyordu. Udinese maçıyla başlayan kariyerini bugünlere kadar getiren Kaptan, 13 Mayıs 2007 günü Catania'ya karşı Milan ile 600. lig maçına çıkarken Franco Baresi'nin 512 maçlık rekoru uzak bir hatıra olarak kalıyordu (Lig rekoru ise 571 maç ile efsane kaleci Dino Zoff'a aitti, fakat 25 Eylül 2005'te onu da aradan çıkarmıştı Paolo).

Kısaca Paolo Maldini:

Serie A: 1988, 1992, 1993, 1994, 1996, 1999, 2004.
İtalya Süper Kupası: 1988, 1992, 1993, 1994, 2005.
Şam. Kulüpler/Şam. Ligi: 1989, 1990, 1994, 2003, 2007.
Avrupa Süper Kupası: 1989, 1990, 1994, 2003.
Kıtalararası Kupa: 1989, 1990, 2007 (Dünya Kulüpler Şampiyonası).


Kupalar dışında saymak için iki elimizin yeterli olamayacağı kadar final. Bu finallerden biri de İstanbul'da oynanan 2005 Şampiyonlar Ligi Finali'ydi ve maçın 51. saniyesinde attı golle Maldini, Şampiyon Kulüpler ve Şampiyonlar Ligi Tarihi'nin en erken atılan golünün altına imzasını atıyordu. 1994 yılında Dünya'nın en iyi oyuncusu seçilen ve bu ödülü kazanan ilk savunma oyuncusu olan Paolo Maldini'nin 3 numaralı forması AC Milan tarafından sezon sonunda emekliye ayrılacak, tıpkı Paolo'nun kararı gibi. Paolo Maldini'nin Milan altyapısında oynayan 12 yaşındaki oğlu Christian dışında hiçbir Milanlı oyuncuya verilmeyecek olan forma için Milan Tarihi'ndeki üçüncü Maldini'nin yeterli umudu vaat ettiği de söyleniyor.

Milan'ın Pazar günü Boca Juniors'ı 4-2 yenip, Dünya Kulüpler Şampiyonu olduğu maçın ardından emeklilik kararını açıklayan 39 yaşındaki yaşayan efsane, ''Bugün yaptığım işten büyük keyif aldım'' diye başladığı sözlerine ''Futbol kariyerimde kazanabilecek her şeyi kazandım, bunun yanında acı ve boğuşma da. İşimden hala keyif alsam da ağrılarımı artık daha fazla hissediyorum'' diye devam ediyor ve ''Haziran ayında hiçbir pişmanlık duymadan emekli olacağım'' diyerek sözlerini sonlandırıyordu.

Kariyeri boyunca çok gösterişli bir futbol yapısı olmasa da Milan'ın ve İtalyan Milli Takımı'nın en başarılı dönemlerinde her daim ''görev adamı'' olarak sahada yer alan Kaptan, Milan Tarihi için unutulmayacak bir isim olacak. AC Milan'ın gösterdiği vefayı umarım tüm takımlar kendi efsanelerine uygulayabilirler.

NBA | LeBron, ´´9000´´ Dedi !



LEBRON JAMES : Gözleri Jason Kidd'i Arıyor !

Sezon içerisinde birçok kez yukarıdaki durum ile karşı karşıya kalan LeBron James, bu gece oynanan ve iki uzatma sonucunda takımı Cleveland Cavaliers'ın Milwaukee Bucks'ı 104-99 mağlup ettiği maçta 31 sayı, 8 ribaund ve 5 asistlik bir performans ortaya koyarken 9000 sayı barajını aşarak Cavaliers Tarihi'nde bu seviyeye en erken ulaşan oyuncu olmayı başardı. Genele bakıldığında da NBA'de 9000'lik barajı aşan en genç oyuncu olan LeBron James'ten (22 yaş 352 gün) önceki rekor ise Lakers'ın süper yıldızı Kobe Bryant'a (24 yaş 127 gün) aitti. Bucks maçına 8997 kariyer skoru ile çıkan James, bu başarısının yazın yaptığı çalışmaların bir sonucu olduğunu söylerken genç yıldızın daha fazlasını istediğini tahmin etmek çok da zor değildi.

Son dokuz maçtan sekiz mağlubiyetle çıkan Cleveland Cavaliers, Milwakuee Bucks'ı yenerek tek gecelik bir hareket yakalasa da Cavs, kalıcı bir hareket arıyor olsa gerek. LeBron da elindeki eldivenden duyduğu sıkıntının yanı sıra Jason Kidd özlemiyle yanıp tutuşuyor ve öyle ki son zamanlarda bu sıkıntısını dışarı vurmaya da başladı:

''Eğer dünyada Jason Kidd ile oynayamayacağını söyleyen insanlar varsa, onların kafası güzeldir, gece gündüz içiyorlardır''.

Jason Kidd ve LeBron James'in beraber oynama ihtimali gerçek anlamda, heyecan verici. James de ´istediği oyuncak için annesine duygu sömürüsü yapan küçük çocuklar gibi´ konuşmasına devam ederken ''Jason Kidd gibi bir adamı takıma getirebilirsek bizim için harika olurdu, ama bunun üzerinde duramıyorum; çünkü ne olabileceği hakkında herhangi bir bilgim yok''. Gerçekten de James, dudağını bükmüş müydü bu sözleri söylerken bilemiyorum; ama Kidd ile beraber oynama şansını yakalarsa aldığı en iyi oyuncak olacaktır sanıyorum James'in.

New Jersey Nets cephesinde ise işler her geçen gün kötüye gidiyor. Jason Kidd spekülasyonları bitmeden, kariyerinin en iyi sezonunu geçiren Richard Jefferson'ın da takası gündeme geldi. Kidd'in sözleşmesi hakkında Nets yönetimi ile ters düşmesi, takım arkadaşlarının performansını eleştirmesi, Carter'ın kapasitesini sergileyememesi ve Krstic'in geçmek bilmeyen sakatlığının üstüne gelen bu haber belki de hiç şaşırtıcı olmadı New Jersey Nets için. Richard Jefferson için gündemde net bir teklif olmasa da, Nets elinde Jefferson ve Kidd gibi iki büyük kartla takas masasına oturabilir. Diğer tarafta bir de Vince Carter'ın olduğunu düşünürsek, Nets için yeni bir yapılanmanın kapıda olabileceğini söyleyebiliriz.

17 Aralık 2007 Pazartesi

AJAX | Fabrika, Üretmeye Devam Ediyor !..



Urby Emanuelson - Ajax Amsterdam

Ajax ve Ajax Futbol Okulu'nun yetiştirdiği bir yıldızdan ya da yıldız adayından bahsetmek istiyorum: Urby Emanuelson !

Transfer sezonunda Avrupa'nın önemli takımlarına birçok kilit oyuncusunu gönderen Ajax, kasasına milyon euroları indirirken Wesley Sneijder, Ryan Babel ve Zdenek Grygera'nın ardından Urby Emanuelson için, özellikle, İtalyan takımlarına karşı direnmeye çalıştı ve Emanuelson'un bu sezonki gelişimini de izlemek amacıyla oyuncuyu takımda tutmayı başardı. Juventus ve Roma'nın ısrarlı girişimlerinin sonucunu alamadığı genç sol bek (Haziran 16, 1986) 2004-05 Sezonu'nda Ronald Koeman'ın yönetimi altındaki Ajax'ta ilk kez A Takım'a çıkarken bir sonraki sezon Ajax'ın ideal oyuncularından biri haline geldi. 2006'daki UEFA 21 Yaşaltı Avrupa Futbol Şampiyonası'nda Hollanda formasıyla gösterdiği başarılı performans sayesinde turnuvanın en değerli sol beki seçilen Hollandalı, 2006-07 Sezonu'nda ise istikrarlı oyunuyla kendisine Avrupa'nın büyük takımları ile transfer görüşmesi yapma fırsatını tanıdı. Başarısı Hollanda Ulusal Takım Teknik Direktörü Marco van Basten tarafından da ödüllendirildi ve 16 Ağustos 2006 günü İrlanda ile oynanan dostluk maçında ilk kez en üst düzeyde milli oldu. Bu sayı bugünlerde çift hanelere ulaştı bile.

Ülkesinin en yetenekli oyuncuları arasında gösterilen Emanuelson'u Business Channel'in yayınladığı Hollanda Eredivisie maçlarından takip etme şansı bulabilirsiniz. Ajax'ın maçlarından birine denk gelirseniz, mutlaka sol tarafına bakın, o bölgede ileri geri çalışan sürekli takımına katkı sağlamaya çalışan bir oyuncu göreceksiniz. Sanıyorum bu tavsiyeyi zamanın bir yerlerinde birçok menajer Juventus, Roma ve Fiorentina gibi takımların yetkililerinin kulağına fısıldamış olmalı.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Liverpool FC | Oyun´un En Kızıl Efsanesi - 6. Bölüm ...



1991-1994 Graeme Souness Dönemi: Genç Fowler, Golleri Sıralıyor !..

Graeme Souness, Liverpool'daki futbolculuk kariyerinin her zaman için menajerlik kariyerinin yanında daha seçkin kalacağı serüvenine (ilk tam sezon) 1991-92 Sezonu'nda başlıyordu. Menajerlik döneminde Liverpool'dan üst düzey oyuncuları uzaklaştıran Souness, transfer edeceği oyuncularla da eleştiri yağmuruna tutulacak kariyerinin ilk sezonunda fena işler çıkarmıyordu. Oyuncu satma ve alma konusunda başarısız olan Souness'ın şansı ise aşağıdan gelen genç oyuncular oluyordu. Dalglish döneminin ürünlerinden olan Steve McManaman ve Jamie Redknapp, Souness ile birlikte yavaş yavaş Liverpool formasına alışmaya başlıyordu. İlk sezonunda Souness ile İngiltere Ligi'ni lider Leeds Untied'ın 18 puan arkasında altıncı sırada bitiren Liverpool, 9 Mayıs 1992 günü Wembley'de Sunderland ile Federasyon Kupası Finali'ne çıkıyordu. Sakatlık sorunlarıyla başı dertte de olsa Liverpool'un bir diğer önemli sorunu Graeme Souness'in by-pass ameliyatı dolayısıyla haftalarca takımdan uzak kalmış olmasıydı. Yine bir aydır sakat olan Steve McManaman, attığı gol ile maçı 2-0 getiren isim olurken, karşılaşmanın ardından ''Maçın Adamı'' seçiliyordu.

1992-92 Sezonu, Premier Lig'in ilk sezonu oluyordu. Sezon başında 1 milyon pound karşılığı David James transfer ediliyor ve 11 yıldır Liverpool'un kalesini koruyan Bruce Grobbelaar'in alternatifi bulunuyordu. Sezona tarihinin en kötü başlangıcını yapan Liverpool, 10 maç sonunda sadece 2 kez galip gelebiliyor ve kalesinde 20 gol görüyordu. 10 maç sonunda her maç ortalama iki golü kalesinde gören Souness, bu bölgede değişikliğe giderken genç yetenek David James, kulübüye çekiyor, eldiven tekrar Bruce Grobbelaar'a geçiyordu. Sezon boyunca bir türlü toparlanamayan ve tüm kupalardan erken elenip ligi de lider Manchester United'ın 25 puan arkasında altıncı sırada tamamlayan Liverpool'un sezondaki tek kazancı Robbie Fowler oluyordu. Liverpool'un kadrosunda ilk kez bu sezon kendine yer bulabilen Fowler, herhangi bir maçta oynayamamasına karşın 1993'te düzenlenen U-18 Avrupa Şampiyonası'nda İngiltere'yi şampiyon yaparak yeteneğini herkese kanıtlıyordu.

1993-94 Sezonu da Liverpollu taraftarların hatırlamak istemeyecekleri maçlara sahne olacak bir sezon oluyordu. Manchester United Efsanesi'nin alevlenmeye başladığı yıllara denk gelen bu dönemde Kırmızılar, Kırmızı Şeytanlar'ın 32 puan gerisinde ligi sekizinci sırada tamamlıyorlardı. Yien de geriye dönüldüğünde hatırlandığı yüzlerde tebessümün oluşacağı maçların da sayısı fena olmuyordu. Özellikle Robbie Fowler'ın oynadığı maçlar... Ian Rush, 30'lu yaşlarında olmasına rağmen gol atmaya devam ediyordu; ama artık yanında bir de genç meslektaşı vardı. 22 Eylül 1983 günü Fulham'a karşı oynanan Lig Kupası maçında Rush ve Fowler ilk kez beraber oynama fırsatı yakalıyor ve Fowler, 3-1 kazandıkları kariyerinin ilk Liverpool maçında takımının üçüncü golünü kaydediyordu. Kariyerine etkileyici bir başlangıç yapan Fowler, asıl sürprizi kariyerinin ikinci maçında gerçekleştiriyordu. 3-1'in rövanşında Liverpool'un Fulham'ı 5-0 ile geçtiği maçta tüm gollere imzasını atan Fowler'ın adı Liverpool tarihine geçiyordu. Üç maç sonra Southampton'ı 4-2 yendikleri maçta Premier Lig kariyerindeki ilk hat-trick'i yapan Fowler, gol makinesi şeklinde çalışmaya başlıyordu.

25 Ocak 1994 günü Anfield Road'da oynanan Federasyon Kupası 3. Tur Tekrar Maçı'nı Bristol City'ye 1-0 kaybeden Liverpool'da Souness, sağlık nedenlerinden dolayı takımdan ayrılıyor, Liverpool'un yeni teknik direktörü Roy Evans oluyordu.


1994-1998 Roy Evans Dönemi !..

1994-95 Sezonu da Liverpool'un hasretle hatırladığı bir sezon olmasa da Fowler, kaldığı yerden devam ediyordu. Deplasmandaki açılış maçında Crystal Palace'ı 6-1 yenen Liverpool'da bir gol atan Fowler, sezonun ikinci maçında Arsenal'e karşı alınan 3-0'lık galibiyetin tüm gollerini 4 dakika 33 saniyede atarak ''Premier Lig Tarihi'nin En Hızlı Hat-Trick Yapan Oyuncusu'' oluyordu.

Ligde işler iyi gitmezken, Lig Kupası'nda emin adımlarla hedefe ilerleyen Liverpool'un Final'deki rakibi Bolton Wanderers oluyordu. Final'in oyuncusu Steve McManaman (herkesin Liverpool'da bir çocukluk efsanesi vardır. Ben Ian Rush, Kenny Dalglish, Graeme Souness veya Kevin Keegan'a kadar uzanamadığım için seçimi Robbie Fowler, Stan Collymore, John Barnes, Jamie Redknapp ve Steve McManaman arasından sarı uzun saçlı olanı seçerek yapmıştım) iki gol atıyor ve Lig Kupası'nı Liverpool'a getiriyordu. Devam eden lig maçlarında ilk iki şansını çoktan mucizelere bırakmış olan Liverpool, Premier Lig'de Manchester United, Chelsea ve Arsenal'in arasına girebilen tek takım olan Blackburn Rovers'ın şampiyon olduğu sezonu 74 puanla dördüncü sırada tamamlıyordu. Sezon boyunca Liverpool'un oynadığı 57 maçın tamamında görev yapan Fowler, attığı 31 golle ile henüz yirmi yaşında Liverpool formasıyla 60 gole ulaşıyordu.

1995-96 Sezonu, bir efsanenin yavaş yavaş kenara çekileceği sezon olarak akıllarda kalıyordu Liverpool adına. Sezon başında Nottingham Forest takımından rekor bir ücretle transfer edilen Stan Collymore, ileri uçta Fowler ile birlikte iyi bir ikili oluşturması Ian Rush'ın sezon sonunda bedelsiz olarak Leeds United'a gitmesinin yolunu açıyordu. UEFA Kupası İkinci Turu'nda Brondby'yi, Anfield Road'da kaybedilerek yaşanılan başarısızlık Lig Kupası'ndaki Newcastle United maçıyla da devam ediyordu. UEFA Kupası ve Lig Kupası'ndan elenen Liverpool, Federasyon Kupası'na iyi bir başlangıç yapıp zayıf rakibi Rochdale'ı 7-0 yeniyor, Stan Collymore'un hat-trick yaptığı maçta beşinci golü atan Ian Rush ise, Federasyon Kupası'ndaki 42. golünü kaydedip 41 gollü Denis Law'ı geçiyordu. Lig mücadelesinde yine önemli bir başarı gösteremeyen Liverpool, sezon sonunda üçüncü sırayı alıyor, Federasyon Kupası'nı ise Final'de Manchester United'a 1-0 yenilerek kaybediyordu. Manchester United, altın yıllarını yaşadığı sezonlardan birinde ''Double'' yapmanın sevincini yaşarken (Schmeichel - Neville, May, Pallister, Irwin - Beckham, Butt, Keane, Giggs - Cantona, Cole); Ian Rush, Liverpool ile son resmi maçına çıkıyordu.

...Ian Rush, Liverpool Tarihi'nde adı altın harflerle yazılı birçok isim arasında her daim dikkat çeken, saygı gören bir kişi olarak kaldı. Liverpool rekorlarını alt üst eden bıyıklı Rush'ın kariyeri hayli etkileyici oluyordu, Liverpool'dan ikinci ve son kez ayrıldığı 20 Mayıs 1996 günü arkasında bıraktıklarıyla:

- Liverpool Tarihi'nin en çok gol atan oyuncusu : 346 gol
- Liverpool formasıyla ligde en çok gol atan ikinci oyuncu : 229 gol,
- Federasyon Kupası Finaller Tarihi'nde en çok gol atan oyuncu : 5 gol,
- Lig Kupası'nı oyuncu olarak en çok kazanan kişi : 5 kez,
- Everton'a karşı oynanan Merseyside Derbileri'nde en çok gol atan oyuncu: 25 gol,
- Federasyon Kupası Tarihi'nin 20. yüzyıldaki en golcü oyuncusu : 43 gol,

Ve Liverpool ile,

- 5 Lig Şampiyonluğu,
- 3 Federasyon Kupası Şampiyonluğu,
- 5 Lig Kupası Şampiyonluğu,
- 1 Avrupa Şampiyonluğu,
- 4 Charity Shield ve birçok kişisel ödül...

1996-97 Sezonu'na Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda önemli bir favorisi olarak başlayan Liverpool, ilk sekiz maçta yenilgi yüzü görmese de bu dönemde sık sık karşılacağı Manchester United'a bir kez daha tosluyor ve rakibine 1-0 yenilerek sezonun ilk mağlubiyetini alıyordu. Buna rağmen Avrupa'da işler fena gitmiyordu. Fin temsilcisi Mypa 47 çoktan geçilmiş, İkinci Tur'da Sion beklenmeye başlanmıştı. İsviçre'de 2-1 kazanılan maçın rövanşı Anfield'da oynanıyor ve devreyi İsviçre ekibi aynı skor ile önde kapatıyordu. İkinci yarının başında Stig Inge Bjørnebye'nin serbest atıltan attığı gole kısa sürede tekrar cevap veren Sion 3-2 öne geçiyor; fakat pişman olmak için fazla beklemiyordu. 3-2'den sonra kontrolden çıkan Liverpool, 65'te John Barnes ile beraberliği yakalarken 70 ve 71'de Fowler farkı arttıyor, finali ise sezon başında takıma katılan Berger'le yapıp maçı 6-3 kazanıyordu. Avrupa'da verilen arada ligde de toparlanan Liverpool, o dönemde daha çok ikincilik mücadelesinde geçen ligi sezon sonunda 68 puanlı üç takımdan en kötü averaja sahip olan takım olarak dördüncü sırada tamamlıyordu. Ligde dördüncü sırada yer alacak olan Liverpool, sezon bitmeden önce Norveç temsilcisi Brann'ı eliyor daha sonra ise Yarı Final'de Fransız Paris Saint Germain'e boyun eğmek durumunda kalıyordu. Fransızlara karşı 0-3'ün rövanşında ancak 2-0 kazanabiliyordu, Liverpool.

1997-98 Sezonu öncesi Liverpool, İtalyan Inter'den Paul Ince'i 4 milyon 200 bin pound karşılığı transfer ederken, Danny Murphy, Karl-Heinz Riedle ve Brad Friedel da Kırmızılar'ın yeni yüzleri oluyordu; fakat bir önceki sezonun sonunda Wimbledon'a karşı kulübeden gelen genç Michael Owen'ın sezonu bitimiyle birlikte Fransa '98 Dünya Kupası'na çağrılacağı ve İngiltere Milli Takım formasını giyen en genç oyuncu olacağını pek fazla kişi bilemiyordu. Sezonu 18 golle ''Gol Kralı'' olarak bitiren Owen, Fowler ile iyi bir ortaklık oluştursa da Liverpool, bir kez daha ligde dördüncülükten öteye gidemiyordu. UEFA Kupası'nda ise deja-vu gerçekleşiyor, farklı bir Fransız Strasbourg'a karşı alınan 3-0'lık mağlubiyeti 2-0'la kapatamayan Liverpool, Avrupa'ya İkinci Tur'da veda ediyordu.

JASON KIDD : Tünelin Sonundaki Işığı Arayan Adam !



JASON KIDD : Tünelin Sonundaki Işığı Arayan Adam !

Sezon öncesi Kobe Bryant, Jermaine O'Neal, Shawn Marion ve Andrei Kirilenko gibi yıldız oyuncuların gerçekleşmeyen takas haberleri ile oyalanan NBA'de, 21 Şubat günü yaklaştıkça takas dedikoduları iyice su yüzüne çıkmaya başladı. Oyuncu takası için son gün olan 21 Şubat'a doğru gündeme gelen en sıcak isim New Jersey Nets'in süper yıldızı Jason Kidd oldu.

Sezona 4-1 ile başlayan New Jersey Nets, altıncı maçında Boston Celtics deplasmanında 111-102 mağlup oluyor ve altı maç sürecek mağlubiyet serisinin başlangıcını yapıyordu. Bir an için kendimizi 34 yaşındaki Jason Kidd'in yerine koyalım, yıllarca oynadıkları takımları tüm çabalarına karşın sadece belli bir noktaya kadar getirebilen, şampiyonluk sevincini yaşayamayan ve 30 yaş üzerinde olan iki arkadaşı, yine kendilerine benzer bir durumda olan bir oyuncu ile Boston Celtics'te buluşup tarihin en önemli üçlülerinden birini oluşturuyor, maçlar kazanıyor, oynadıkları oyundan zevk alıyor ve şampiyonluk yüzüğünü kovalıyordu. Jason Kidd'in gözlerinin önünde sahnelenen bu durum, Kidd'i etkilemiş midir, üst üste alınan altıncı mağlubiyetin ardından ilk sinyal geliyordu. 20+ sayılı yenilgilere isyan eden Kidd, sözleşme şartlarında anlaşmadığı kulübü ile ilgili açıklamalar yapıyor ve takımın son durumundan hoşnut olmadığını belli ediyordu.

Altı maçlık serisinin son maçı olan Utah Jazz'e de deplasmanda 102-75 ile kaybeden Nets'in kaptanı Jason Kidd, batmak üzere olan gemisini kurtarmanın ne kadar zor olduğunu fark ediyor ve ''Şu an tünelin sonunda ışık görünmüyor'' diyerek sert açıklamalarına başlıyordu. 11 sayı 19 ribaund ve 10 asistle oynadığı Orlando Magic maçında bile takımının 25 sayı fark yemesine engel olamayan Jason Kidd, pek de haksız sayılmazdı. Sezon başından bu yana neredeyse triple-double ortalaması ile oynuyordu ve ''Her sene aynı şeyler tekrarlanıyor, Playoff yapmak zorundayız, fakat her geçen gün bu şansımız biraz daha azalıyor'' diyerek de sözlerine devam ediyordu.

Önce sözleşme konusunda anlaşmazlık, daha sonra ise takımı ve arkadaşlarını eleştiren açıklamalar, ikisinin de 21 Şubat'ın yakın olduğu bugünlerde olması kafalara soru işaretleri yerleşmesine neden oluyordu. Kidd'in açıklamalarına cevap olarak Nets koçu Lawrence Frank ise şunları söylüyordu: ''Jason, bizim kaptanımız, bu yüzden kendisi diğerlerinden farklı bir sorumluluğa sahip. Öfkesini ve üzüntüsünü doğru şekilde ifade etmeli. Aynı zamanda şöyle de bir sorumluluğu var ki, kazanan takımın nasıl bir parçası olabiliyorsanız, kaybeden takımın da parçası olmayı bilmelisiniz. Her gece kıçımızın tekmelenmesi utanç verici belki; ama bunun üstesinden beraber gelmek zorundayız''.

New Jersey Nets, Utah Jazz maçından sonra Jason Kidd'in 12 sayı, 11 ribaund ve 13 asist ile triple-double yaptığı maçta Portland Trail Blazers'ı 101-96 mağlup ediyor, 5 Aralık gecesi oynanacak New York Knicks derbisine kadar da inişli çıkışlı bir performans sergiliyordu. Takas dedikodularının doruğa çıktığı ve Nets ile Kidd arasındaki iplerin iyice gerilmesine neden olan maç öncesi Jason Kidd, başının ağrımasını gerekçe göstererek New York Knicks maçına çıkmayacağını söylüyordu. Profesyonelliği, iş ahlakı ve basketbol aşkıyla tanınan Kidd'in başının ağrıdığına bir kişi bile inanmıyordu doğal olarak. Kidd'in bu hareketi sözleşme konusunda anlaşmazlığa düştüğü kulübünü protesto ettiği şeklinde yorumlanıyor, hemen ardından da takas dedikoduları ayyuka çıkıyordu.

Salı gecesi Cleveland Cavaliers'ı mağlup eden Nets, New Jersey'e dönerken birçok kaynağa göre Jason Kidd, Knicks maçında oynamamaya karar vermişti bile; fakat Kidd, bu kararını ancak Çarşamba günü öğleden sonra kulüp yetkililerine açmış ve onları zor durumda bırakmıştı. Takas dedikoduları hakkında net bir açıklama yapmayan Jason Kidd'in menajeri Jeff Schwartz'e rağmen akıllara gelen ilk takım Cleveland Cavaliers oluyordu.

Yaz mevsiminde ABD Milli Takımı'nda aynı forma için oynayan LeBron James ve Jason Kidd'in bu fikre iyice alıştıkları, sürekli olarak takas hakkında konuşmalar yaptıkları kulak kulağa dolaşıyordu. Kidd, kazanmak istiyordu ve Cleveland Cavaliers'ın LeBron James'e sahip olmasından farklı olarak geçen sezon Doğu Konferansı Şampiyonu ünvanı da bir kenarda duruyordu. Kidd için hedefi olan bir takımda oynamak önemliydi. Kidd için takas teklifi yapacak takımların en az 16 milyon dolarlık bir oyuncu paketiyle Nets'in karşısına çıkması gerekiyor, bu miktar Jason Kidd'in yıllık ücretinin %85'ini tamsil ediyor. Peki Cavs, Kidd'i alabilmek için James'in olmadığı nasıl bir teklif sunabilir New Jersey Nets'e ?

Cleveland Cavaliers:

Jason Kidd, ''kankası'' LeBron James ile birlikte oynayıp, Cavs'deki triple-double'cıları ikiye çıkarmak istiyor. Cleveland'ın New Jersey'ye ne verebileceğinden önce LeBron ve Kidd ortaklığının nelere gebe olabileceğini düşünelim.

Parmağındaki sakatlıktan dolayı bir süredir takım arkadaşlarına yardımcı olamayan LeBron, dün gece kenardan gelerek sarılı sol eline rağmen 17 sayı ile oynayıp takımının altı maçlık mağlubiyet serisine son vermesini sağlarken, ne kadar stratejik bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtladı. Jason Kidd ise üst üste ikinci kez triple double yaptığı maçta, 11 sayı 10 ribaund ve 11 asist oynarken kariyerinin 93. triple-double'ını yaptı; fakat Nets yine yenilmekten kurtulamadı. Kidd'in Nets'ten ayrılma nedenlerinden birinin gayet açık olduğu tablo ise aşağıda, Kidd 26. kez triple-double yaptığı bir maçtan yenilgiyle ayrıldı. 93 ile Triple-Double Tarihi'nin en iyi üçüncü ismi olan Kidd, diğer kategoride de Oscar Robertson ve Magic Johnson'ın arkasına yerleşmiş durumda:

- Oscar Robertson > 50
- Magic Johnson > 30
- Jason Kidd > 26
- Fat Lever > 16


New Jersey Nets'i umutsuz vak'a olarak görebilir sanıyorum Jason Kidd, bu tablodan sonra. Öte tarafta ise yine kendisi gibi triple-double ile oynamaktan haz duyan bir LeBron James var. Kidd'den farklı olarak 15-10-10 yerine 25-15-10 gibi istatistikler yakalayan James'i Kidd ile birlikte düşünmek yeteri kadar heyecan verici iken bu iki oyuncunun sürekli görüşüyor olduğunu duymak da takas için umut beslemeye devam etmek için yeterli görülebilir (Kidd, savunma ribaundunu alıyor ve bir iki adımdan sonra uzun bir pasla James'i topla buluşturuyor, James de alley-oop'u smaçla bitiriyor). Bunun için de James ve Kidd'i bir arada oynatmak için formül bulmak gerekiyor. Nets'in karşısına Cavs'in ''Damon Jones, Drew Gooden ve Eric Snow'' ile çıkabileceği konuşuluyor, ne kadar uygun bilemiyorum; ama Kidd'in LeBron ile oynama isteği Cavs'in avantajı olabilir.

Dallas Mavericks:

Jason Kidd, LeBron James ile birlikte oynamak istiyor belki; fakat son günlerdeki haberler Kidd'in Dallas'a yakın olduğu şeklinde. Cavs için sona ermek üzere olan Kidd hayalinde öne çıkan Dallas Mavericks, Kobe Bryant ve Kevin Garnett transferlerinde yenik olmasının hesabını Jason Kidd ile kapamak isterken, 2004 yılında Steve Nash'i kaybettikten üç buçuk yıl sonra yerini doldurma fırsatını kaçırmak istemiyor. Nets için Devin Harris, Jason Terry ve Erick Dampier teklifi yeterli olmayabilir. Josh Howard, New Jersey Nets için gayet çekici bir isim, tıpkı Dallas Mavericks için olduğu gibi. Keith Van Horn da pakete dahil edilebilecek bir başka isim; ama Nets'in ''Josh Howard ve Devin Harris'' teklifi Dallas Mavericks için kabul edilebilir olmayabilir.

İki sezon önce NBA Finali oynayan ve geçtiğimiz sezonu 67 galibiyetle kapatan Dallas Mavericks'in Kasım ayında Indiana ve Milwakuee'ye yenildiğini, Duncan'sız Spurs'e ezildiğini, Denver Nuggets'a karşı perişan olduğunu görünce kesinlikle bir harekete ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Dallas kaliteli ve yetenekli oyunculardan kurulu derin bir kadroya sahip; ama iki sezon önce 2-0'dan verilen NBA Şampiyonluğu'nun hemen ardından gelmiş geçmiş en iyi altıncı dereceyi yakaladığı sezonda Play-off'ları sekizinci sıradan gelen Golden State Warriors'a kaybeden takımda ciddi bir lider eksikliği hissedildi. Dirk Nowitzki'nin bu anlamda sınıfta kaldığını düşünürsek Jason Kidd'in katılımı Mavericks için önemli bir hamle olabilir.

''Hiçbir takım Aralık ayında NBA Şampiyonu olmadı, fakat birçoğu tam da burada şampiyonluk şansını kaybetti'' diyen Mavericks patronu Cuban'ın uzun sürenin ardından en önemli hamlesini yapmasını bekleyebiliriz.

Los Angeles Lakers:

Jason Kidd için bir diğer ihtimal de Los Angeles Lakers. Sezon öncesi Kobe Bryant'ı tüm takas dedikodularına karşın takımda tutmayı başaran, yapabileceği takasları da Andrew Bynum takıntısından dolayı gerçekleştiremeyen Lakers, sürpriz bir şekilde Jason Kidd hakkındaki yarışa ortak olabilir.

Jason Kidd ve Los Angeles Lakers arasında oluşması muhtemel herhangi bir ilişkinin ana sorunu da her zamanki gibi Andrew Bynum olacaktır. Bynum'ın gelişmesini izlemek adına birçok değerli takas teklifini değerlendirmeye bile almayan Lakers, ciddi anlamda Kidd'i isterse Andrew Bynum'ı elinden çıkarmak zorunda kalabilir. Krstic ve Magloire'a rağmen Nets'in ilk tercihlerinden biri Bynum olabilir, yanına eklenebilecek isimlerin ise Lamar Odom ve Sasha Vujacic olabileceği iddia ediliyor, fakat hem Bynum hem de Odom'ın olduğu bir paketin Lakers tarfından sunulacağı ihtimalini fazlasıyla uzak buluyorum. Burada Lakers, muhtemelen sözleşme ücreti $ 9,075,000 olan Kwame Brown'ı maddi açıdan bir şekilde pakete dahil edip, Odom ile yer değiştirmeye çalışabilir. Paket alternatifleri arttıkça da Kidd'in Lakers'a gelmesi ihtimalinin azaldığını görebiliyoruz sanırım.

Jason Kidd'i almak için vazgeçmesi gereken çok şeyi olan Lakers, bir mucize olur da Kidd, Kobe ve Odom'ı aynı anda sahaya sürebilirse Hollywood katılımı daha fazla olabilir.

Chicago Bulls:

Jason Kidd için bir diğer ihtimal ise Daily Herald tarafından Chicago Bulls olarak belirlendi. Chicago Bulls koçu Scott Skiles'ın Phoenix Suns'tan öğrencisi olan Jason Kidd'in Chicago'ya gelmesinin ihtimali yüksek olmasa da Chicago'nun bir lidere ihtiyacı kesin. Chicago Bulls, gayet iyi bir kadroya sahip; fakat Luol Deng, Kirk Hinrich, Ben Gordon, Joakim Noah, Tyrus Thomas ve Chris Duhon'lı kadroya yapılan Ben Wallace takviyesi takıma savunma anlamında artılar katsa da ''kazanan'' oyuncu profilinde bir oyuncu olmadığından Bulls, son hamleleri yapamadı. Jason Kidd, Chicago Bulls için biçilmiş kaftan, ama aradaki pazarlık çok önemli.

Takas teklifleri arasında salt olarak bakıldığında genel olarak oyunculara bakılsa da kulüplerin çözmesi gereken maddi sorunların olduğunu da unutmamak gerekir. Bunun ışığında en başta dediğimiz gibi Jason Kidd'in 19,728,000 $ olan yıllık ücretinin %85'ine denk gelen 16,768,800 Doların oyuncu teklifinde karşılanması gerekiyor. Chicago Bulls ile girilecek herhangi bir münasebette Nets'in isteyeceği ilk oyuncu kuvvetle muhtemeldir ki Kirk Hinrich ($11,250,000) olacaktır. Hinrich'in sözleşmesine ek olarak sunulacak isimlerden Andres Nocioni, Luol Deng veya Ben Gordon'ın Bulls tarafından onay verilmeyecği düşünülürse Daily Herald'ın haberine göre Ben Wallace ($15,500,000) takas için pakete dahil olabilir. Bu durumda Nets, sözleşme ücret farkını tamamlayabilmek adına Jason Collins'i ekleyebilir.

Chicago Bulls'un Jason Kidd'i kadrosuna katması halinde transfere en çok sevinen oyuncu hiç kuşkusuz Tyrus Thomas olacaktır. Yerinde durmasına bile engel olan atletizmini Kidd'in gelişiyle üst düzeyde sergileme fırsatı bulabilecek Thomas, Kidd ile kariyerinin en güzel günlerini yaşayabilir.

Sonuç:

Dün gece oynanan Los Angeles Clippers maçında da açıkça görüldü ki Kidd'in durumu belli oluncaya dek New Jersey Nets'in hali pek de iç açıcı olmayacak. Oysaki Richard Jefferson'ın kariyer sezonunu yaşadığı ve Vince Carter ile Nenad Krstic'in sakatlık sorunu çekmediği New Jersey'nin daha iyi yerlerde olması gerek. Dün geceyi yine triple-double yaparak kapayan Kidd'e takım arkadaşlarının eşlik edemediğini görmek, bir basketbolsever olarak beni üzmekle beraber, Kidd'i daha iyi bir Doğu takımında ya da Batı'da üstlere oynayan bir takımda görme isteğimi canlandırdı. Yukardaki takımlara ek olarak Denver Nuggets, Houston Rockets ve Miami Heat ihtimallerini de şahsi fikrim olarak eklemek istiyorum, tüm bunlara karşın büyük favori Dallas Mavericks gözüküyor. Yine de oyuncu takasının özellikle de Jason Kidd gibi bir oyuncunun takasının bir çırpıda gerçekleşmesinin hayli zor olduğunu unutmamak gerek.

4 Aralık 2007 Salı

Liverpool FC | Oyun´un En Kızıl Efsanesi - 5. Bölüm ...



1983-1985 Joe Fagan Dönemi !..

Bob Paisley'nin ardından Liverpool'un menajerlik koltuğuna Paisley'nin 63 yaşındaki yardımcısı Joe Fagan getiriliyordu. Sezona Charity Shield'i kaybederek başlayan Fagan'ın takımı Liverpool, geri kalan dönemde ise kaybetmeyi unutmaya başlıyordu. Sezon boyunca tüm kategorilerde rakiplerini domine eden Liverpool'un en çarpıcı istatistikleri Şampiyon Kulüpler Kupası'nda kayıtlara geçiyordu. İlk Tur'da Danimarka temsilcisi Odense'yi 4-0 ve 1-0 ile geçen Liverpool, İkinci Tur İlk Maçı'nda evinde ağırladığı maçta İspanyol Athletic Bilbao ile golsüz berabere kalıyor; fakat San Mames'te oynanan rövanş maçını Ian Rush'ın golüyle 1-0 kazanıyor ve 3. Tur'da Benfica'nın rakibi oluyordu. Anfield'da 1-0 kazanan Liverpool, deplasmandaki galibiyet serisine devam ederek Estadio da Luz'da 4-1 kazanıp Yarı Final'e çıkıyordu. Liverpool, Benfica'yı 70000 kişinin izlediği maçta 4-1 yendikten dört gün sonra Lig Kupası Finali'nde ezeli rakibi Everton ile golsüz berabere kalıyor; fakat Maine Road'daki tekrar maçını Graeme Souness'in golüyle 1-0 kazanıyordu. Lig Kupası'nı kazanmanın moraliyle Liverpool, Yarı Final İlk Maçı'nda Rumen takımı Dinamo Bükreş'i 1-0 yenmeden önce oynadığı iki lig maçını da 6-0 ve 1-0 ile kazanıyor, lig şampiyonluğu için de dev bir adım atıyordu. Romanya'daki rövanşta da Ian Rush'ın iki golü Liverpool'a final vizesini verirken, birkaç hafta sonra da Liverpool, Southampton'ın üç puan önünde Lig'i kazanıyordu. Liverpool'un 1983-84 Sezonu'na dair son ödevi Şampiyon Kulüpler Kupası oluyordu. Final'e gelene kadar deplasmandaki bütün maçlarını kazanan, namağlup ünvanını sadece bir beraberlik alarak koruyan Liverpool'un rakibi Roma, Yarı Final'de Dundee United'ı 0-2'nin rövanşında 3-0 yeniyordu.

1984 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali, Roma Olimpiyat Stadı'nda olunca İtalyan temsilcisi Roma, üç kez Avrupa Şampiyonu olmayı başarmış olan Liverpool'a karşı önemli bir avantaja sahip oluyordu.




Joe Fagan, ilk sezonunda Liverpool'u üst üste üçüncü kez lig şampiyonu yapmış ve Lig Kupası'nı takımına kazandırmış bir menajer olarak çıkıyordu Olimpiyat Stadı'na. Maça hızlı başlayan Liverpool da 14. dakikada Phil Neal'in golüyle öne geçiyordu. İlk yarıyı kontrolü altında tutan Liverpool'un Souness ile attığı gol geçerlilik kazanmıyor ve Roma, ilk yarının bitimine kısa bir süre kala Conti'nin ortasını kafayla gole çeviren Crezzo ile soyunma odasına 1-1'lik skoru yakalayarak gidiyordu. İkinci yarı ve uzatmalarda da skor bozulmayınca karşılaşma penaltılara gidiyordu. Penaltılardan önce Joe Fagan'ın takım yaptığı konuşmada ''Bu zaman kadar yaptıklarınızla gurur duyuyorum, bundan sonra da ne olursa olsun bu fikrim değişmeyecek'' anlamına gelen sözler söylüyor ve takımını penaltılara hazırlıyordu. Bu sözleri sarf eden Joe Fagan, son antrenmandaki penaltı çalışmasında 5'te 0 yapan takımına karşı çok büyük bir güven duyamıyor, keza Liverpool ilk penaltıyı kaçırıyordu. İlk penaltılar sonucu 1-0 önde olan Roma, 1-1'den sonra tekrar öne geçmek adına Bruno Conti ile penaltı noktasına gidiyordu. Conti'nin penaltı atışından önce kale çizgisinde bacaklarını oynatarak spaghetti taklidi yaptığı söylenen kaleci Bruce Grobbelaar, Conti'nin penaltıyı kaçırmasını sağlıyordu. 2005 yılında Jerzy Dudek ile birlikte yeniden yorumlanacak olan bu dans, bir kez daha başarılı oluyor ve Francesco Graziani, takımının dördüncü penaltısını direğe nişanlıyordu. Liverpool adına beşinci penaltıyı gole çeviren Alan Kennedy, topu ve kaleci Francesco Tancredi'yi ayrı köşelere gönderiyor ve Liverpool'un bir kez daha Avrupa Şampiyonu olduğunu söylüyordu.

Sezon sonunda İngiltere ve Avrupa'da şampiyon olup, Lig Kupası'nı kazanmış olan Liverpool, bir sezon içerisinde üç büyük kupada şampiyon olan ilk takım oluyordu.

29 Mayıs 1985 Heysel Faciası !..

Liverpool'un ezeli rakibi Everton, 1984-85 Sezonu'nda ligi domine ediyordu. 90 puanlı Everton,Merseyside'lı komşusunun 13 puan önünde şampiyon olurken Kırmızılar, Avrupa'daki koşusuna devam ediyordu. Şampiyon Kulüpler Kupası Birinci Turu'nda Polonya temsilcisi Lech Poznan'ı toplamda 5-0'la geçen Liverpool'da, ikinci maçtaki 4-0'lık galibiyette hat-trick yapan John Wark yıldızlaşıyordu. Bir sonraki turda Benfica'yı 3-1 ve 0-1 ile saf dışı bırakan Liverpool, iki maçın arasında oynadığı maçta Tottenham Hotspur'a 1-0 mağlup olarak Lig Kupası'ndaki dört yıllık hanedanlığının sona ermesine engel olamıyordu. Liverpool, Şampiyon Kulüpler'de Rapid Wien'i de 5-2 ile eleyerek Yarı Final'de Yunan Panathinaikos'un rakibi oluyordu. Anfield'da oynanan ve Rush'ın iki gol attığı maçta alınan 4-0'lık galibiyete deplasmandaki 1-0'lık zafer de eklenince Liverpool için Final kapısı aralanıyordu. Liverpool'un Final'deki rakibi ise Yarı Final'de Fransız Bordeaux takımını eleyen Juventus oluyordu.

Bir tarafta Platini, Tardelli, Rossi; diğer tarafta Rush, Wark ve Dalglish... Bir tarafta 1982 Dünya Kupası Şampiyonu İtalya'nın iskeletini oluşturan Juventus; diğer tarafta son sekiz sezonun dördünde Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanan Liverpool... Dönemin en iyi iki takımı... Biri önceki sezonun Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu, diğer Kupa Galipleri Kupası...

Böylesine önemli yıldızların damgasını vurmasının beklendiği bir maçın sonu, ne yazık ki Liverpool ve Futbol Tarihi'nin en büyük utancıyla hatırlanıyordu. Ocak ayında oynanan ve Juventus'un 2-0'lık galibiyetiyle sonuçlanan Süper Kupa İlk Maçı'nın rövanşının yapılmasını bile engelleyecek bu büyük facianın başlangıcını bazılarına göre bir sezon önceki Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nde Roma ve Liverpool arasında oynanan maçtaki olaylar oluşturuyordu. Roma, Final'e gelmeden önce Dundee United'a ilk maçta 2-0 yenilmesine rağmen İtalya'daki rövanş maçında karşılaşmanın hakemi tarafından bariz şekilde kollandıktan sonra 3-0 ile tur atlayan taraf oluyordu. Avrupa Kupaları Tarihi'nin İlk Britanya Finali'nin engellediği bu maçın ardından Final'in Roma Olimpiyat Stadı'nda oynanacak olması da dedikodu sayısını artıyor; fakat Final'i kazanan penaltı atışları sonunda İngilizler oluyordu. Bu noktada ise belirsizlikler başlıyordu. Maçın ardından otellerinin yollarını tutmaya başlayan İngilizler, ''Gangs of Roma'' adlı taraftar grubu tarafından taciz ediliyor ve feci şekilde tartaklanıyordu. Liverpool taraftarlarını taşıtlarına almayı kabul etmeyen Romalı yerlilere, olayın basında yankı bulmaması da eklenince Liverpool taraftarlarının sinirleri yeteri kadar geriliyordu.

1984'teki olayların intikam arzusuyla yanıp tutuşan Liverpool taraftarları yine bir İtalyan takımı olan Juventus ile oynanacak maç için Brüksel'e akın ediyor ve maç öncesi kentin çeşitli bölgeleri irili ufaklı olayların kahramanları oluyordu; fakat asıl trajedi ise maçın başlamasından hemen önce gerçekleşiyordu. İngiliz holiganlar, güvenlik bariyerlerinin bulunmadığı İtalyan tribünlerine doğru hücum ediyor, panik içerisinde kaçmaya çalışan İtalyan seyircilerin sığınmak üzere hücum ettikleri büyük duvar çökünce de 39 kişi (32 Juventus taraftarı, 4 Belçikalı, 2 Fransız ve 1 İrlandalı) hayatını kaybediyordu. Böylesine bir trajedinin ardından oynanan maçı Platini'nin penaltı golüyle 1-0 kazanan Juventus oluyordu. Heysel Faciası'nın faturası kesildikten sonra ortaya çıkan tablo ise İngilizler için hayli iç karartıcıydı, tüm İngiliz takımları 5 sezon boyunca Avrupa Kupaları'ndan men ediliyordu. Joe Fagan'ın istifasıyla sonuçlanan bu facia, Everton ile Liverpool'un da arasını açıyordu. Yıllardır Liverpool'un Avrupa'daki başarıları altında ezilen Everton, en başarılı yıllarında Merseysidelı komşusunun taraftarları yüzünden büyük favoriler arasında ismi geçerken Avrupa Kupaları'na katılamıyordu.

1985-1991 Kenny Dalglish Dönemi !..

Büyük futbolcuların her zaman büyük antrenör olamayacağı klişesi futbolun uzun senelerdir içerisinde barındırdığı söylemlerden biridir; fakat bu önermeyi tüm şiddetiyle reddeden isimlerden biri de kesinlikle Kenny Dalglish'tir.

Heysel Faciası'nın ardından görevini bırakan Joe Fagan'ı yerini dolduracak bir isim aranıyor, bu döne de Liverpool'un imdadına daha önce de olduğu gibi Kenny Dalglish yetişiyordu. Henüz 34 yaşında olan Dalglish, menajer-futbolcu olarak Liverpool'un başına geçerken yeni akımın ilk örneği oluyordu. Herkesin bu açıdan şüpheyle baktığı Kenny Dalglish, henüz ilk menajerlik sezonunda Liverpool'a tarihinde ilk defa hem Lig, hem de Federasyon Kupası Şampiyonluğu'nu aynı sezon içerisinde yaşatıyordu. Menajer olduğu sezonda toplam 21 maça çıkan Kenny Dalglish, sezonun son lig maçında Chelsea'yi 1-0 yendikleri maçta golü atarak takımının ezeli rakip Everton'ın iki puan önünde şampiyon olmasını sağlıyordu (İnanılmaz bir şey !). Ligi kazandıktan sonra Federasyon Kupası'nda da Everton'ı 3-1 yenen Liverpool'da taraftarlar, Kenny Dalglish'in önünde saygıyla eğiliyordu.

1986-87 Sezonu'nu Everton'ın arkasında tamamlayan Liverpool, kupasız geçirdiği sezonun ardından Ian Rush'ı Juventus'a kaptırıyordu. Buna rağmen sezon boyunca etkili futbolunu sürdüren Dalglish'in Liverpoolu, haftalar öncesinden Lig Şampiyonu oluyor; fakat Federasyon Kupası'nı Final'de Wimbledon'a 1-0 yenilerek kaybediyordu. Sezon bitmesinin ardından Ian Rush, İtalya'nın ''Yıldız Yeme Alışkanlığı''nın bir ürünü oluyor ve Rush, 2 milyon 800 bin pound karşılığında Liverpool'a dönüyordu. 1988-89 Sezonu'nda lig macerası Liverpool için büyük bir trajedi ile sonuçlanıyordu. 20 Mayıs 1989 günü Final'de Everton'ı 3-2 mağlup ederek kazanılan Federasyon Kupası sonrası Liverpool, ligin bitimine bir hafta kala West Ham United'ı 5-1 yeniyordu. Şampiyonluk için geriye artık sadece bir adım kalıyordu. Liverpool, son maçta üç puan ve dört gol averajı ile gerisinde olan Arsenal'i ağırlıyordu. Hillsborough Faciası nedeniyle (Bu da ayrı bir yazı konusu olsun) son haftaya atılan bu karşılaşmada galibiyet ve beraberlik olasılıklarının yanı sıra tek farklı mağlubiyetle bile Liverpool şampiyon oluyordu; fakat ''Futbol Ateşi'' adlı kitabın yazarı Nick Hornby'nin ''hayatının en mutlu günü'' olarak hatırladığı maçın son dakikasında gelen golle Arsenal, karşılaşmayı 2-0 kazanıyor ve 18 yıllık aranın ardından şampiyon olmayı başarıyordu.

1989-1990 Sezonu ise Liverpollu taraftarlar tarafından hala hatırlanıyor. Liverpool Tarihi'nin son lig şampiyonluğu yine Kenny Dalglish ile geliyordu. Sezona Charity Shield'de Arsenal'i 1-0 yenerek başlayan Liverpool, ligin son dokuz maçında yenilgi yüzü görmüyor ve en yakın rakibi Aston Villa'nın dokuz puan önünde 79 puan ile şampiyon olmayı başarıyordu. Mart ayında Standard Liege'den kiralanan İsrailli Ronny Rosenthal, son sekiz lig maçında yedi gol atarken Liverpool'u şampiyonluğa taşıyan isimlerden biri oluyordu. Dalglish'in Liverpool'a hediyesi Rosenthal'ın bonservisi ise sezon sonunda alınıyordu.

Dalglish, efsane futbolculuk yıllarının üzerine menajerlik kariyerini de ekliyor ve 1990-91 Sezonu'na da Liverpool'un menajeri olarak başlıyordu. Liverpool, tarihinin en iyi başlangıcını yaparak ilk sekiz maçını kazanıyor, devam eden altı maçta ise yenilmeyerek sadece iki kez berabere kalıyordu. FA Cup'ın 3. ve 4. Turu'nda sırasıyla Blackburn Rovers ve Brighton'ı tekrar maçlarıyla saf dışı bırakmayı başaran Liverpool'u 9, 17 ve 20 Şubat'ta arka arkaya olmak üzere üç Merseyside Derbisi bekliyordu. 9 Şubat'ta oynanan lig maçını 3-1 kazanan Liverpool, Federasyon Kupası 5. Turu'nda Everton ile Anfield'da oynadığı maçtan golsüz beraberlikle ayrılıyor, unutulmazlar arasına girecek tekrar maçında ise dört kez öne geçmesine rağmen her defasında Everton'a yakalanmaktan kurtulamıyor ve uzatmalar sonucu rakibiyle 4-4 berabere kalıyordu. Maçın ardından Liverpool'un en büyük efsanelerinden Kenny Dalglish, menajerliğin yarattığı strese dayanamayacağını söylüyor ve görevinden istifa ediyordu. Kenny Dalglish'in ardından Ronnie Moran, geçici olarak takımın başına geçerken Liverpool, sezonu eski efsane futbolcusu Graeme Souness ile bitiriyordu. Dalglish'in, şampiyonluğun en büyük favorilerinden biri olarak bıraktığı takım, sezon sonunda sadece bir kez yenilmiş olan Arsenal'in yedi puan arkasında ikinci olabiliyordu.



MAGIC @ LAKERS Kobe Başladı, Hido Bitirdi : 104-97 !

Batı Turnesi'ndeki ilk iki maçında Portland Trail Blazers ve Seattle Supersonics'i yendikten sonra Phoenix Suns'a son topta mağlup olan Magic, turnenin dördüncü maçında Hollywood'a geldi. Staples Center'ın müdavimi Jack Nicholson'ın yanı sıra birçok ünlü simanın izlediği maç, heyecan verici bir başlangıca sahne olurken, gecenin sonunda deplasmanlardaki müthiş başarısını devam ettiren Orlando Magic, sahadan gülerek ayrılan taraf olmanın mutluluğunu yaşadı.

Dwight Howard ve Andrew Bynum, birçok soru işaretinin bulunacağı bir eşleşmenin tarafları olarak ilk topa zıplıyor, Bynum'ın çeldiği top Lamar Odom'un kucağına düşerken bir süre sonra yine Bynum tarafından Magic potasına bırakılıyordu. Bynum ve Howard, çeşitli açılardan kıyaslanmaya çalışan oyunculardı. İkisinin de pota altını domine edebilecek genç oyuncular oldukları söyleniyordu. İşin Howard kısmı için kimsenin şüphesi kalmamıştır sanıyorum, ama Bynum için en azından benim bazı şüphelerim var ve izledikçe daha da fikirler haline dönüşmeye başlıyor bu soru işaretleri. Sezon öncesi Lakers, tüm takas hamlelerinde karşısına çıkan Bynum talebini reddederek bu sezonun Bynum için sıçrama yılı olacağını ve kesinlikle oyuncusunu bırakmayacağını söylemişti. Özellikle Kevin Garnett takasında ve Chicago Bulls ile gerçekleşmek üzere olan transfer dedikodusunda. Evet, belki de haklılardı. 1987 doğumlu geleceği olan yetenekli bir oyuncuyu çabuk elden çıkarmak, gelecek yıllarda Lakers'ın hatırlamak istemeyeceği bir anı olarak kalabilirdi mazide. Bu yüzden Bynum, kaldı. Abdul-Jabbar ile özel olarak çalıştı ve sezon içerisinde fena olmayan performanslar da sergilemeye başladı. 20 yaşında ve gelişmeye açık olması eksiklerini kapama adına önemli sayılacak avantajlar; fakat diğer taraftaki Howard'ı görünce de insan çelişkide kalıyor.

Howard ve Bynum'ın mücadelesi maçı izlemek için başka bir neden olarak karşımıza çıkıyordu. Öyle ki, üç dakika geride kaldığında iki oyuncunun toplam blok sayısı beşe ulaşıyordu. Bu blok serisinin içerisinde skor 6-4 Orlando Magic lehineyken rakip takımın boyalı alanına hücum etmeye çalışan Kobe Bryant, Dwight Howard'ın insafsız blokuyla karşılaşıyordu. Howard, ilk üç dakikada üçüncü blokunu yapıyor, fakat çeyrek bittiğinde yaptığının takıma fazlaca avantaj sağlamadığını anlıyordu. Üçüncü bloktan sonra kontrolden çıkmaya başlayan Kobe, reaksiyonu üç sayılık isabetle veriyor, art arda attığı toplam dört üçlükün ardından Derek Fisher'ın pasında tamamladığı alley-oop ile de Lakers'ı bir anda 23-11 öne geçiriyordu. Bir anda 12 olan fark ile yakaladığı tempoyu çeyrek bitene kadar kontrol etmeye devam eden Lakers, maçın ilk bölümünü Kobe'nin toplam 19 sayısıyla 30-24 önde kapatıyordu.

Sanıyorum, Kobe'nin ilk çeyrekte attığı 19 sayının ardından ''Bu adam yine 81 mi atacak yoksa, hadi canım sende'' tereddütünde kalan tek basketbol seyircisi ben olmuyordum.

İlk çeyrekte erken faul problemine giren Dwight Howard, ikinci çeyreğin başlamasıyla sahaya dönüyor ve Keyon Dooling'in yaptığı asistleri smaçla bitirerek kendine geliyordu. Bu bölümden sonra devreye giren Rashard Lewis'e Maurice Evans ve Keith Bogans da eklenince 13-2'lik bir seri yakalanıyor ve Magic, 46-43 öne geçiyordu. Geriye düşen Lakers'da ilk reaksiyon Fisher'dan geliyor, Fisher'ın üç sayılık atışıyla skor eşitleniyordu; fakat Lewis'in durmaya niyeti olmayan oyunu ile dışarıdan sayı üreten Magic, oldukça yüzdeli oynadığı ikinci çeyreği ilk çeyrekteki skorunun üzerine 39 ekleyerek 63-55 önde kapatıyordu. Bu bölümde etkisiz kalan Kobe, şaşkınlık yaratırken ikinci yarıda da kötü performansını devam ettiriyordu. Kobe'den skor üretemeyen Lakers'da devreye üçüncü çeyreğin başında Lamar Odom giriyor ve ilk beş dakikada attığı sekiz sayı ile Lakers'ı oyunda tutmayı başarıyordu. Derek Fisher ve Lamar Odom dışında skor üretimi yapan oyuncusunun bulunmadığı bu beş dakikalık bölümde toparlanmaya başlayan Lakers, Kobe'nin doğru adamları bulma projesiyle 10-0'lık seri yakalayıp bir sayı farkla öne geçiyordu. Çeyrek sonuna kadar denegede giden oyunda karşılıklı basketler, 32 saniye kala Howard'ın sayıya çevirdiği iki serbest atış ile sona eriyor ve Magic de son çeyreğe iki sayı farkla 77-75 önde giriyordu.

Son çeyreğe Farmar'ın üç sayılık isabeti ile başlayan Lakers, 78-77 öne geçiyordu. Magic'de kenarda gelen J. J. Redick'in skora altı sayılık katkısı takımına 85-80'lik üstünlüğü getirirken, karşılık Sasha Vujacic'in beş sayı ile geliyordu. Skor önce 85'te, sonra 87, 89 ve en son 91'de eşitleniyordu. Skor, 93-91 iken Magic adına son derece önemli bir üçlük isabeti kaydeden Hidayet Türkoğlu, hem takımını öne geçiriyor, hem de sazı eline alıyordu. Hidayet'in savunmada aldığı ribaundlarla hücuma çıkması ve Howard'ı doğru yerlerde topla buluşturması son derece iyi işliyor, Magic 9-0'lık seri 100-93 öne geçiyordu. Maçın bitimine 1.44 kala yakalanan yedi sayılık fark önemliydi ve Magic, geri kalan sürede bu farkı koruma adına mücadele edecekti. Son bölümde sorumluluk almaya devam eden Hidayet, triple double ile haşır neşir olduğu maçın sonunda 14 sayı, 10 ribaund ve 8 asiste ulaşıyordu. Howard'ın sık ve sert faullerle sindirildiği maçta takımı çok iyi organize eden Hidayet, son bölümde top seçimlerini iyi yaparak takımının galibiyetinde önemli pay sahibi oluyordu.

Magic'in Lakers karşısında kazanması ve 12. deplasman maçında 10. galibiyetini alması genç Magic'e önemli bir özgüven yükleyecektir. Bu geceki Golden State maçı da Suns ve Lakers maçları gibi yüksek tempolu olacak. Eminim Stan Van Gundy, Suns ve Lakers'ın ardından Golden State ile deplasmanda karşılaşmaktan hoşnut değildir.


Sevgiler,
Eray.

NBA Günlüğü | 2 Aralık Pazar



NBA 2007-08 Sezonu'na Pazar gecesi oynanan 8 maç ile devam edildi. Yerel saatle 12.30'da oynanan öğlen maçında Boston Celtics, Cleveland'dan rövanşı LeBron olmaksızın almayı başarırken, Spurs ve Pistons evide rahat kazanmaya devam etti. Suns, Knicks'i son çeyrekteki etkili oyunu ile geçerken Pacers, Warriors ve Magic deplasmanda kazanan diğer takımlar oldu.

# Toplu Sonuçlar:

Cleveland 70 @ Boston 80 (Ilgauskas 12 Sayı - Allen 20 Sayı)
Indiana 101 @ LA Clippers 95 (Tinsley 29 Sayı - Kaman 22 Sayı)
Portland 79 @ San Antonio 100 (Webster ve
Outlaw 17 Sayı - Parker 27 Sayı)
New Jersey 95 @ Detroit 118 (Carter 22 Sayı - Hamilton 19 Sayı)
Phoenix 115 @ NY Knicks 104 (Stoudemire ve Hill 28 Sayı, Marbury ve Curry 21 Sayı)
Miami 89 @ Denver 115 (Wade 13 Sayı - Anthony 30 Sayı)
Golden State 109 @ Seattle 96 (Harrington ve Jackson 20 Sayı - Watson ve Wilcox 16 Sayı)
Orlando 104 @ LA Lakers 97 (Lewis 18 Sayı - Bryant 28 Sayı)

# Gecenin En İyisi:

Grant Hill - Phoenix Suns 13/17 FG, 28 Sayı, 8 Ribaund, 7 Asist ve 3 Top Çalma

Sezon başında oynamayarak milyon dolarlar kazandığı Orlando Magic'ten şampiyonluk yaşamak istediği gerekçesiyle Phoenix Suns'a geçen Hill, sezon başından beri en efektif istatistiklerini yakalayarak gecenin en iyisi olmayı hak etti.

# Gecenin En Kötüsü

Kevin Durant - Seattle Supersonics 2/12 FG, 6 Sayı, 3 Ribaund ve 0 Asist

Durant, büyük potansiyel olarak bu sezonun en iddiasız iki takımından biri olan Sonics'e geçmişti Draft 2007 sonunda. Her şeye rağmen Warriors maçına kadar bir şekilde iyi oynayan Durant, maç içerisinde yakaladığı 12 şut imkanından sadece birini değerlendirirken bencil oyunuyla gecenin en kötüsü olmak durumunda kaldı.

Liverpool FC | Oyun´un En Kızıl Efsanesi - 4. Bölüm ...



1974-1983 Bob Paisley ve Kızıl Efsane Dönemi !..

Liverpool'u baştan yaratan adam Bill Shankly, 1974'te görevinden ayrılıyor ve yerine 55 yaşındaki yardımcısı Bob Paisley geliyordu. Liverpool, John Houlding ile doğuyor; Shankly ile yeniden yaratılıyor ve Bob Paisley dönemiyle birlikte tüm dünyada hayran kazanıyordu. Paisley, 9 sene içerisinde birçok kupa kazandırdı, belki de daha fazlasını.. Paisley Dönemi'ni yaşamanın vaktidir şimdi...

Shankly, Liverpool'un yüzünü İngiltere İkinci Ligi'nden UEFA'ya çevirmiş ve kulübü Avrupa'nın sayılı kulüplerinden biri haline getirmişti. Shankly'den sonra takımın başına kim geçerse geçsin işi zor olacaktı, bu Paisley için de geçerliydi; fakat Paisley ile Liverpool, tarihinin en başarılı yıllarını geçirmeye hazırlanıyordu.

Bob Paisley ile ilk sezonunda Liverpool, ligi şampiyon Derby County'nin iki puan arkasında tamamlarken bitime bir hafta kala Middlesbrough deplasmanında alınan 1-0'lık mağlubiyet kaçan şampiyonluğun habercisi oluyordu. Federasyon Kupası'nı 4. Tur'da kaybeden Liverpool için bu sezona dair en iyi istatistik, Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Norveç temsilcisi Strømsgodset'e karşı alınan 11-0'lık galibiyet oluyordu. Liverpool Tarihi'nin en farklı galibiyeti olarak kayıtlara geçen bu karşılaşmada 9 farklı oyuncu (Alec Lindsay 3' pen, Phil Boersma 13', Phil Thompson 30', Phil Boersma 40', Steve Heighway 42', Peter Cormack 65', Phil Thompson 74', Emlyn Hughes 76', Tommy Smith 85' ,Ian Callaghan 87', Ray Kennedy 88') Norveç temsilcisinin kalecisi Inge Thun'un koruduğu kaleye golleri sıralarken Liverpool'da kaleci Ray Clemence dışında sadece Brian Hall, golle buluşamıyordu. 90 dakika içerisinda kalesinde 11 gol gören Inge Thun ise devam eden hayatında THUN-DERSTRUCK (yıldırım çarpmış, şaşkın) olarak anılmak durumunda kalıyordu. Rövanş maçında ise Liverpool, insaflı davranıyor; Ağustos ayındaki Charity Shield maçında 1 Ekim'e kadar cezalı olan Kevin Keegan'ın geri döndüğü maçta Ray Kennedy'nin golüyle 1-0 kazanıyordu. Şampiyon Kulüpler Kupası Birinci Turu'nda Norevç temsilcisini toplamda 12-0 ile geçen Liverpool'un, bir sonraki turda rakibi Macar temsilcisi Ferencvaros oluyor ve Anfield Road'da oynanan ilk maç 1-1 sona eriyordu. Macaristan'daki rövanşta da gol sesi çıkmayınca, Ferenvaros ilk maçta attığı golün avantajı ile bir üst tura çıkan takım olma hakkını kazanıyordu.

1975-1976 Sezonu Liverpool, Lig'i ve UEFA Kupası'nı Kazanıyor !..

Bob Paisley, senelerce Bill Shankly'nin yanında önemli işler başarmış ve kazanmayı öğrenmişti. Liverpool'un başındaki ilk sezonunda Lig'de ve Avrupa Kupaları'nda başarılı olamayan Paisley, kazanmak için sadece bir sezon bekleyebiliyordu. Lig Kupası'nı 3. Tur tekrar maçında Burnley karşısında, Federasyon Kupası'nı ise 4. Tur'da Derby'ye karşı kaybeden Liverpool, İngiltere Ligi ve Avrupa Kupaları'nda elde edeceği başarılarla bu yenilgileri çok geçmeden unuyorlardı. Sezonun 30. haftasında Newcastle United'a karşı alınan 2-0'lık galibiyeti takip eden üç haftalık periyodda Liverpool, Arsenal'e 1-0, Middlesbrough'a da 2-0 yenilirken, Derby ile de 1-1 berabere kalıyor ve şampiyonluk yarışında geri düşüyordu; fakat 33. haftadan sonra gelen efsanevi 9 hafta Liverpool'un bir kez daha İngiltere Ligi'ni kazanması anlamını taşıyordu. Middlesbrough mağlubiyetinin ardından Birmingham (1-0), Norwich (1-0), Burnley (2-0), Everton (1-0) ve Leicester (2-0) maçlarını kazanan Liverpool, 0-0'lık Aston Villa beraberliğe ara verse de son düzlükteki Stoke (5-3), Manchester City (3-0) ve Wolves (3-1) maçlarını da kazanarak ligi Queens Park Rangers'ın bir puan önünde 60 puanla şampiyon oluyordu.

Liverpool, 4 Mayıs 1976 günü Kevin Keegan (76'), John Toshack (85') ve Ray Kennedy (89') attığı gollerle Molineux'de Wolves'u 3-1 yenip, İngiltere Şampiyonu olduktan 15 gün sonra 3-2'nin rövanşı için Brugges deplasmanındaki UEFA Kupası Finali'ne çıkıyordu. 19 Mayıs günü oynanacak rövanşa gelene kadar Liverpool, uzun bir yoldan geçmek durumunda kalmıştı. Birinci Tur'da İskoç Aberdeen ile karşılaşan Liverpool, İskoçya'da 1-0 kaybettiği rakibini Anfield'dan 3-1 ile uğurluyor, ilk maçın son dakikalarında Ray Clemence'in kurtardığı penaltı turun kader anı oluyordu. Aberdeen'i toplamda 3-2 ile geçen Liverpool'un İkinci Tur'da karşısına İspanyol Real Sociedad çıkıyordu. San Sebatian'daki maçı Heighway, Callaghan ve Thompson'ın golleriyle 3-1 kazanan Liverpool, ikinci maçı formaliteye çeviriyordu. Real Sociedad'ın bir nevi prestij için çıktığı maç İspanyollar için kabusa dönüşüyor, Liverpool İspanyol rakibini 6-0 ile geçiyordu. Kasım ayı sonunda Polonya temsilcisi Slask Wroclaw'ı deplasmanda 2-1 ile geçen Liverpool, Jimmy Case'in hat-trick yaptığı ikinci maçı da 3-0 kazanıyor ve Çeyrek Final'de Doğu Almanya temsilcisi Dynamo Dresden ile eşleşiyordu. 1972-73 Sezonu'nda da UEFA Kupası Çeyrek Finali'nde karşılaşan iki takımdan Liverpool, kazanan taraf olurken, sezon sonunda kupayı kaldırmayı da başarmıştı; fakat işleri bu kez daha zor olacaktı, çünkü Dresden o günkünden daha güçlü bir takım olarak Liverpool'un karşısına çıkıyordu. Almanya'da oynanan ilk maç golsüz tamamlanırken kaleci Clemence, Peter Kotte'nin penaltısını kurtarıyordu. Daha sonra maç hakkında konuşan Clemence, maçın öncesinde Bob Paisley'nin Kotte'nin bir maç önce kullandığı penaltıyı izlediğini söylediğini ve kendisine yine aynı köşeye atlamasını tavsiye ettiğini anlatıyordu. Anfield'daki maçı ise 2-1 kazanan Liverpool'un Yarı Final'de karşısına dev Barcelona çıkıyordu. Nou Camp'ta oynanan maç unutulmazlar arasına giriyor, beyaz formalı Liverpool'un müthiş savunma direncini Toshack'ın 13. dakikada attığı gol ile süslüyor ve Anfield Road'da rakibine yenilmeyerek Final'de Brugge'ün rakibi oluyordu.

Belçika temsilcisi Club Brugge, 1975-1976 Sezonu'nda harika bir UEFA Kupası serüveni geçiriyordu. UEFA Kupası İlk Turu'nda Fransız temsilcisi Olympique Lyon ile karşılaşan ve ilk maçı 4-3 kaybeden Brugge, ikinci maçta rakibini 3-0 ile geçiyordu. İkinci Tur'da ise kulübün en unutulmaz maçlarından birini oynayan Brugge, İngiltere'de 3-0 kaybettiği Ipswich Town'u rövanş maçında 4-0 yenmeyi başarıyordu. Daha sonra sırasıyla Roma, Milan ve Hamburg gibi devleri eleyen Brugge, Final'de Liverpool'un karşısına dikiliyordu.

Anfield Road'da oynanan maç duygusal bir başlangıca sahne oluyordu. Sezon boyunca dev takımları elemeyi başaran Brugge, henüz 15. dakikasında farkı ikiye çıkardığı ilk yarıyı 2-0 önde kapatıyordu. İkinci yarıya başlamadan Bob Paisley, Toshack'ın yerine Jimmy Case'i oyuna sürüyor ve Liverpool'un geri dönüşü başlıyordu. 59. dakikada Ray Kennedy ile farkı bire indiren Liverpool, 64. dakikada 3-2'lik üstünlüğü yakalıyordu. Beraberliği golünü atan Jimmy Case maçtan sonra, ''Benim oyuna girmem, Tosh'un kötü oynadığı anlamına gelmiyordu; ama Bob Paisley de dahil olmak üzere, bazen antrenörler bir şeyleri değiştirmek zornda olduklarını hissederler ve artık o değişiklik olmalıdır'' diyordu. Anfield ve Kop Tribünü Tarihi'nin unutulmaz maçlarından birinin ardından Liverpool'un bitirmesi gereken bir iş daha vardı ve Liverpool, Wolves'u 3-1 yenerek Belçika'ya İngiltere Şampiyonu olarak gidiyordu. Efsanevi şampiyonluğun ardından Belçika'daki maçın 11. dakikadasında Roul Lambert'in penaltı golüyle geriye düşen ve dezavantajlı duruma geçen Liverpool, dört dakika sonra Keegan'ın golüyle bulduğu 1-1'i maçın sonuna kadar koruyor ve UEFA Kupası'nı üç sezon sonra yeniden kazanıyor, kupa Kaptan Hughes'un ellerinde yükseliyordu.

1976-1977 Sezonu Keegan´ın Vedası : Liverpool, Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu !..

1976-77 Sezonu'na Liverpool, İngiltere Ligi ve UEFA Kupası Şampiyonu olarak giriyordu. Kırmızılar, apoletini koruma adına başladığı sezonu bir süre sonra domine ediyordu. Tarihinin ilk Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanan Liverpool, ligi de bir kez daha şampiyon olarak tamamlıyordu. Bu unutulmaz sezonun tek hayal kırıklığı ise Final'de Manchester United'a kaybedilen Federasyon Kupası oluyordu.

Sezon öncesi Hollanda'daki kampta oynadığı üç hazırlık maçını da kazanamayan Liverpool için oluşan soru işaretleri, Wembley'de Southampton'a karşı kazanılan Charity Shield ile kayıplara karışıyor, üst üste iki galibiyet ile başladığı ligin son dört haftasında galibiyet almaya ihtiyaç duymayan Liverpool, en yakın rakibi Manchester City'nin üç puan önünde şampiyonluğu kazanıyordu. Üç puanlı sistemde topladığı 80 puan, Liverpool'u şampiyon yaparken Liverpool, üç kulvarda yarışmaya devam ediyordu. Lig Kupası'nı İkinci Tur'da kaybeden kırmızılar, yolunu Şampiyon Kulüpler'de çiziyor ve İlk Tur'da karşısına çıkan Kuzey İrlanda temsilcisi Crusaders'ı 5-0 ve 2-0'la geçen Liverpool'un İkinci Tur'daki rakibi Türkiye'nin yükselen değeri Trabzonspor oluyordu. Liverpool kaynaklarında ''Bilinmeyene yolculuk'' şeklinde geçen ilk maçta Trabzonspor, Liverpool'u Avni Aker'de ağırlıyordu. Keegan, Heighway, Toshack, Hughes, Clemence, Kennedy ve Callaghan'lı kadronun karşısına Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Bekir, Ali Yavuz, Hüseyin, Ali Kemal, Necmi ve Ahmet on biriyle çıkan Cemil'in penaltı golüyle 1-0 kazanırken, Liverpool'a tam anlamıyla bir cehennemi ve tarihin en büyük hayalkırıklıklarından birini yaşatıyordu. Şok içindeki Liverpool, 3 Kasım'daki rövanşta ise maça hızlı bir başlangıç yapıyor ve nerede olduğunun farkına varamayan Trabzonspor karşısında 20 dakika dolmadan 3-0 öne geçiyordu. Liverpool'un fazla zorlanmadan ulaşacağı düşünülen Çeyrek Final'deki rakibi ise Fransız temsilcisi St. Ettienne oluyordu. Bir sezon önce Hampden Park'da oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası'nı 1-0'lık skorla Bayern Münih'e kaptıran ve Alman rakibin üst üste üçüncü kaldırdığı kupayı yakından gören Fransızlar, Liverpool'u oldukça zorlayacak gibi duruyorlardı. Nitekim Liverpool, Trabzonspor deplasmanın ardından yine yıllarca unutulmayacak bir atmosfer altında oynanan ilk maçı Fransa'da 1-0 kaybediyor ve Anfield'daki rövanş öncesi avantajı St. Ettienne'e kaptırıyordu. St. Ettienne, o sezon UEFA Kupası'nda Çeyrek Final'e gelene kadar kalesinde gol görmemiş harika bir savunma takımı olarak tanınıyordu. Bu yüzden St. Ettienne'e gol atamak o sıralarda hiç de kolay değildi. Üstelik Keegan'ın ikinci golüne cevabı geciktirmeyen Fransızları eleyebilmek için iki gol daha gerekiyordu. 59. dakikada Ray Kennedy, maçı 2-1'e getiren golü atıyor ve Liverpool, 3. golü aramaya başlıyordu. Maçın bitimine 15 dakika kala Paisley, unutulmaz bir hamleyle Toshack'ı oyundan alıyor ve yerine David Fairclough'ı sahaya sürüyordu. Paisley'nin bu hamlesi kulüp tarihinin en önemli anlarından biriyle sonuçlanıyor, bitime altı dakika kala Fairclough, Liverpool'a turu getiren golü atıyordu. Anfield'da herkes zafer sarhoşuydu; fakat Anfield sakinlerinin ayıldıklarında akıllarına ilk gelen Avrupa Şampiyonu olmak için önlerinde Yarı ve Final'in olduğu gerçeği oluyordu. Yarı Final'deki rakip İsviçreli Zurich, önceki turların aksine 3-1 ve 3-0'lık iki maçın ardından kolayca geçiliyordu. Zurich maçının hemen ardından ise Liverpool'un oynaması gereken bir Yarı Final daha vardı. Ezeli rakip Everton, Federasyon Kupası'nda Liverpool'un karşısına dikiliyor ve 2-2 berabere biten ilk maçın ardından oynanan maçta 3-0 ile saf dışı bırakılırken, Liverpool'u yoğun maç trafiğinde yıpratmayı başarıyordu. 1977 yılının Mayıs ayının ikinci bölümü Liverpool adına gel gitler ile geçiyordu. Ligde rahat durumda olması dolayısıyla son maçında rakibine yenilmesine rağmen 16 Mayıs'ta ligi şampiyon tamamlayan Liverpool, 21 Mayıs günü Federasyon Kupası Finali'nde 100 bin kişinin izlediği maçı Manchester United'a karşı kaybediyor ve 24 Mayıs 1977 günü Avrupa Şampiyonu olabilmek için Borussia Monchengladbach karşısına çıkıyordu. Roam Olimpiyat Stadı'nda 52 bin kişinin önünde oynanan maçta Monchengladbach, 1973'te UEFA Kupası'nı kaptırdığı rakibine 3-1 yenilerek bu kez de Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kaptırıyordu.

Sezon sonunda ise Liverpool ve Kop Tribünü'nü üzüntüye boğan haber geliyordu: Kevin Keegan, 500 bin pound karşılığı Alman ekibi Hamburg'un oyuncusu oluyordu !..



1977-1978 Sezonu Kevin Keegan Gidiyor, Kenny Dalglish Geliyor !..

1977-1978 Sezonu öncesi, Liverpool tribünlerinin sevgilisi Kevin Keegan, takımdan ayrılıyor ve dönemin iyi takımlarından biri olan Alman Hamburg'a transfer oluyordu. Keegan'ın Liverpool'a vedası, kızıl tribünlerde kapanması pek kolay gözükmeyen yaralar açıyor ve Liverpool taraftarı uzun süre böylesine bir yıldızı Anfield'da izleyemeceklerini düşünüyordu. O dönemde, Keegan'ın yerini doldurabilecek en önemli isim daha önce sadece 15 yaşındayken Liverpool ile deneme antrenmanlara çıkmış; fakat dönemin Liverpoolu'nda oynamayacağı düşünüldükten sonra altyapı hocaları tarafından beğenilmeyerek geri gönderilmiş olan Kenny Dalglish'in ta kendisi oluyordu. 15 yaşındayken Liverpool'un kapısından dönen Rangerslı Dalglish, 17 yaşındayken Celtic'e imza atıyor ve ilk maçında Kilmarnock'a altı gol atarak efsanevi yıllarına hızlı bir başlangıç yapıyordu. Kariyerinin ilk resmi golünü de Rangers'a karşı bulan Dalglish, 1977 yılına kadar 269 maçta 177 gol attığı Celtic'ten ayrılıp, Liverpool'a geçiyordu.

Liverpool, bir sezon önce kazandığı Şampiyon Kulüpler Kupası'nda İlk Tur'u bay geçerken, İkinci Tur'da bir kez daha Alman Dynamo Dresden ile eşleşiyor ve Alman rakibi aynı sonu yaşamaktan kurtulamıyordu. Anfield Road'da Liverpool'un 5-1 kazanmasından sonra Almanya'da Dresden'in 2-1'lik galibiyet teferruattan farklı bir anlam içermiyor, Liverpool bir üst tura çıkan ekip oluyordu. Kasım ayının başında Dynamo Dresden'i eleyen Liverpool, 22 Kasım 1977 günü bir sezon öncesinin Kupa Galipleri Kupası Şampiyonu Hamburg ile Avrupa Süper Kupası'nın ilk maçı için Almanya'da karşı karşıya geliyordu. Liverpool'un efsane 7 numarası Kevin Keegan'ın formasının potansiyel efsane Kenny Dalglish'in sırtında olduğu maçta iki takım birer gol buluyordu. Anfield Road'daki rövanş öncesi Kop tribünleri hasret içerisinde Kevin Keegan'ı bekliyor; fakat Hamburg'a karşı alınan 6-0'lık galibiyet sonra artık yeni bir efsane Liverpool Tarihi'ne damga vurmaya başlıyordu.

Savunmaya Alan Hansen, forvete de Kenny Dalglish'in alınmasından sonra üçüncü İskoç orta sahanın ortasına geliyordu. 1977-78 Sezonu'nun devre arasında Middlesbrough'dan transfer edilen Graeme Souness, eski takımını İkinci Lig'den Birinci Lig'e çıkardıktan sonra ligdeki tüm kart rekorlarını kırıyor ve ardından Federasyon'u protesto amacıyla futbolu bıraktığını açıklıyordu (Galatasaray'ın başındayken Fenerbahçe Stadı'nın ortasına Galatasaray bayrağını diken Souness'in kariyerine baktığınızda bu kadar ileri boyutta olmasa da birçok kez bu tip bir anıyla karşılaşabilirsiniz); fakat Bob Paisley'i kendisiyle transfer pazarlığı yaparken karşısında gören Souness, beklenilen inadı göstermiyor ve Liverpool ile yedi yıl sürecek olacak futbolculuk kariyerine başlangıç yapıyordu. Souness'ın da katılımıyla Liverpool, son derece iyi bir takım oluyor ve Şampiyon Kulüpler Kupası 3. Turu'nda Benfica'yı 2-1 ve 4-1 ile geçip Yarı Final'de Borussia Monchengladbach ile karşılaşmaya hak kazanıyordu. Alman ekiplerine karşı üstünlüğünü devam ettiren Liverpool, 1-2 ve 3-1'lik skorlarla tur atlayan takım olmayı başarıyordu. 1978 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nin diğer tarafı Belçika temsilcisi Brugge oluyordu. Final'in 65. dakikasında Kenny Dalglish'in golü Brugge'ü bir kez daha (Club Brugge, tarihinde oynadığı iki Avrupa Kupası Finali'ni de Liverpool'a karşı kaybetmiştir) hüzne boğuyor ve Liverpool, üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonu olmayı başarıyordu.

1978-79 ve 1979-80 Sezonu Liverpool, Ligi Domine Ediyor !..

1976 ve 1977'de Avrupa Şampiyonu olan Liverpool, unvanını korumak amacıyla başladığı sezonda Şampiyon Kulüpler Kupası'nın Birinci Turu'nda dönemin efsane takımlarından Nottingham Forest ile karşılaşıyordu. Bir sezon önce İkinci Lig'den gelip Liverpool'un sekiz puan önünde İngiltere Birinci Ligi Şampiyonu olmayı başaran Forest, City Ground'da oynanan ilk maçın son dakikasında Barrett'ın attığı gol ile 2-0 kazanıp Anfield Road'a avantajlı gidiyor, rövanş maçından da gol sesi çıkmayınca bir sezon öncesinin şampiyonu Liverpool'u, Avrupa'ya henüz birinci tur maçları oynandıktan hemen sonra veda etmeye zorluyordu. Liverpool'u elemeyi başaran Nottingham Forest ise Final'e kadar gidiyor ve Malmö'yü 1-0 yenerek kupanın İngiltere'de kalmasını sağlıyordu. Avrupa'da yaşanan bu hayakırıklığına rağmen ligde moralini bozmayan Liverpool, ligi kelimenin tam anlamıyla domine ediyor ve en yakın rakibi West Bromwich Albion'un 15 puan önünde şampiyon olarak tamamlıyordu.

1979-1980 Sezonu da bir önceki sezon ile benzer özellikler taşıyordu. Liverpool, belki de en güçlü kadrosuna sahip olmasına rağmen tıpkı 78-79'da olduğu gibi Şampiyon Kulüpler Kupası'nın Birinci Turu'nda Kupa'yı kaybetmekten kurtulamıyordu. Gürcistan'ın Dinamo Tiflis takımıyla tur mücadelesine çıkan Liverpool, Anfield Road'da oynanan maçı 2-1 kazanıyor; fakat deplasmandaki maçın ikinci yarısında yediği üç golle sahadan 3-0 mağlup ayrılıyor ve Gürcistan temsilcisi büyük sürprize imza atıyordu. Sezon başında oynanan Charity Shield'de 3-1 yendiği Arsenal ile Federasyon Kupası Yarı Finali'nde karşılaşan Liverpool, ilk üç maçın berabere bitmesinin ardından oynanan dördüncü maçta rakibine 1-0'la boyun eğiyor ve teselliyi ligde aramaya karar veriyordu. Arsenal mağlubiyetinin hemen ardından gelen 4-1'lik Aston Villa galibiyeti ise, Manchester United'ın üç puan önündeki şampiyonluğun habercisi oluyordu.

Ian Rush'ın gelişinden önceki döneme rastlayan bu süreçte, Liverpool'un Avrupa'da erken havlu atmasna rağmen ligi çok rahat kazanması büyük bir çelişki oluşturuyordu.



1980-81 ve 1981-82 Sezonu Liverpool, Tekrar Avrupa Şampiyonu Oluyor; Rush, Atmaya Başlıyor !..

Liverpool'un sezon incelemesinden önce Ian Rush hakkında konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Yazının en başında kıyısından da olsa bahsetmiştik ya, tüm bu yazdıklarımıza, okuduklarımıza, izlediklerimize ve yaşadıklarımıza rağmen liman kentinde Everton hala daha çok sevilir ve daha çok taraftara sahip olan taraftır. Birçok Liverpool efsanesi gibi Galli Ian Rush'ın da Everton taraftarı olarak büyümesi bu yüzden tesadüf olarak sayılmamalıdır. Öyle ki Liverpool'dan önceki tek takımı Chester'da oynarken bile Everton'ın hayalleri ile yaşayan Rush'ı arayan Everton değil Liverpool oluyor ve baba Rush ile oğlu arasında o ünlü konuşma geçiyor: Everton'dan beklediği teklif gelmediği için kalbi kırık olan Ian, babasına ''Liverpool'da oynayacak kadar iyi değilim'' derken; babası oğluna '' Teklif edecekleri parayı reddecek kadar iyi değilz Ian'' diye cevap veriyordu. Tüm bunların ardından 1 Mayıs 1980 günü Ian Rush, 300 bin pound karşılığında Liverpool'a transfer oluyordu. 1980-81 Sezonu'nda efsane Liverpool takımında sadece dokuz maça çıkabilen Rush, gol atma başarısı gösteremiyordu.

1980-81 Sezonu'na üst üste iki kez Avrupa Şampiyonu olmayı başarmış bir takım olarak başlayan Nottingham Forest, yine Liverpool gibi iki şampiyonluğun ardından Birinci Tur'da Bulgar ekibi CSKA Sofya'ya elenmekten kurtulamıyordu. Liverpool ise kayıp geçen iki sezonun ardından Avrupa Kupası'nı tekrar kazanma amacıyla çıktığı Birinci Tur ilk maçında Finlandiya deplasmanından 1-1'lik skor ile dönüyor; fakat Anfield'da alınan 10-1'lik galibiyet bir üst tur için yeterli oluyordu. Avrupa Şampiyonu olmak için kararlı gözüken performanslar sergileyen Liverpool, İkinci Tur'da İskoç Aberdeen'i toplamda 5-0 ile geçiyor ve Çeyrek Final'de ise daha önce Nottingham Forest'ı eleyen CSKA Sofya'nın karşısına çıkıyordu. Anfield'da Souness'ın hat-trick yaptığı maçı 5-1 kazanan Liverpool, deplasmanda da 1-0 ile rakibini geçiyordu. Bu iki maçın arasında Liverpool, Lig Kupası Finali'nde Wembley'de West Ham United ile karşılaşıyor; fakat maç tekrara gidiyordu. Yarı Final İlk Maçı'ndan önce gerçekleşen tekrar maçının galibi Dalglish ve Hansen ile Liverpool olurken, kulüp ilk kez Lig Kupası'nı kazanıyordu. Lig Kupası'ndan sonraki tek hedef ise Avrupa Şampiyonluğu oluyordu. Nitekim ligde 7. olan Liverpool'un lig adına bir amacı kalmıyordu. Bayern Münih ile unutulmaz bir Yarı Final mücadelesine giren Kırmızılar, golsüz beraberlikle biten ilk maçın ardından 83. dakikada attığı gol ve deplasman golü avantajıyla Final'e yükseliyordu. Parc de Princes Stadı'nda oynanan Final maçında Camacho, Santillano, Cunnigham ve Del Bosque'li Real Madrid'i 82. dakikada Alan Kennedy'nin attığı gol ile 1-0 yenen Liverpool, iki yıllık aranın ardından tekrar Avrupa'nın en büyüğü oluyordu.

30 Eylül 1981 günü Liverpool, Şampiyon Kulüpler Kupası Birinci Tur İkinci Maçı'nda Ian Rush, oyuna sonradan girip Kenny Dalglish'in yanına yerleşiyor ve yenilmez bir ikilinin temelleri atılıyordu. İlk maçta 1-0 mağlup edilen Oulu'ya karşı alınan 7-0'lık galibiyette takımının beşinci golüne imza atan Ian Rush, yüzlercesinin de haberini veriyordu. O gün Rush, kulüp rekorlarını alt üst edeceği takım için ilk golünü atıyordu. 1981-82 Sezonu'nda Oulu ve AZ 67 Alkmaar'ı eleyen Liverpool, Bulgar CSKA Sofya'ya diş geçiremiyordu. Avrupa'ya üçüncü tur maçlarının ardından veda eden Liverpool, Lig Kupası Finali'nde Tottenham Hotspur'u 3-0 geçerken üst üste ikinci bu kupada şampiyon olmayı başarıyordu. Liverpool, lig sonunda 87 puanla en yakın rakibi Ipswich Town'un dört puan önünde şampiyonlupu kazanıyor, Ian Rush ise ilk golünü attığı sezonu toplamda 30 gol ile tamamlıyordu.

1982-1983 Sezonu Paisley'nin Vedası : Lig Şampiyonluğu ve Lig Kupası !..

Bob Paisley, Liverpool'daki menajerlik kariyerinin son sezonuna Tottenham Hotspur'u 1-0 yendikten sonra kazandığı Charity Shield ile başlıyordu. Ian Rush'ın golüyle gelen galibiyetin ardından lige de hızlı başlayan Liverpool, Şampiyon Kulüpler Kupası Birinci Tur İlk Maçı'na kadar oynadığı beş maçta yenilgi yüzü görmüyordu. Avrupa'da Dundalk'ı 4-1 ve 1-0'la geçen Liverpool, İkinci Tur İlk Maçı'nda Finlandiya deplasmanından 1-0'lık mağlubiyet ile dönüyor, rövanşta ise HJK Helsinki'yi ilk maçı kazandığına pişman ettiği maçta rakibini 5-0 ile geçiyordu. Üçüncü Tur'daki rakip ise daha sonra Yarı Final'de Platini'li Juventus'a elenecek olan Polonya temsilcisi Widzew Lodz oluyordu. Deplasmanda alınan 2-0'lık mağlubiyetin Anfield Road'da üstesinden gelemeyen Liverpool, mütevazi rakibine elenmekten kurtulamıyordu. Bu hayalkırıklığının ardından gelen ve Manchester United'a karşı kazanılan Lig Kupası Liverpool için bir teselli anlamı taşıyordu; fakat Paisley'nin son sezonunda bir hedefi daha vardı. Manchester United galibiyetinin hemn ardından gelen üç maçı kazanan (Sunderland 1-0, M. City 4-0 ve Swensea 3-0) Liverpool, kalan yedi maçı kazanamamasına karşın şampiyon olmayı başarıyordu. 7 maçlık galibiyetsizlik süreci, ligi ikinci sırada tamamlayan Watford'u Liverpool'a ancak 11 puan yaklaştırabilirken Ian Rush, şampiyon takımın 24 golle en golcü oyuncusu oluyordu.

...Bob Paisley, 1983 yılında emekli olmadan önce dokuz yıllık teknik direktörlük dönemine 6 Lig Şampiyonluğu, 3 Lig Kupası, 1 UEFA Kupası, 1 Süper Kupa ve 5 Charity Shield sığdırmayı başarırken kulübün ilk üç Avrupa Şampiyonluğu'nda takımın başında olan isim oluyordu. Aynı dönem içerisinde 6 kez ''Yılın Menajeri'' ödülüne layık görülen Paisley, Liverpool Tarihi'nde üç kez Avrupa'nın en büyük kupasını kazanan ilk ve tek antrenör oluyordu. Bob Paisley, 44 yıllık Liverpool kariyerine menajerliği bıraktıktan sonra direktör olarak devam etse de 1992 yılında yakalandığı Alzheimer hastalığına yenik düşüyor ve hayata veda ediyordu. Liverpool ise tarihinin en büyük efsanesinin anısını ölümünün ardından Anfield Road kapılarından birine ''Paisley Gates'' adını vererek yaşatma yoluna gidiyordu.