7 Ocak 2008 Pazartesi

Chris Paul | The New Version of Steve Nash !..



- New Orleans Hornets ?! ...Burda !

Dün gece Celtics-Pistons ve Jazz-Blazers maçının arasına sıkışan bir maç daha vardı ki, mümkün olsaydı bir şekilde bu maçı da izleyebilseydik. NBA TV ve NTV programları dolu olduğundan ESPN GameCast aracılığıyla maçı takip etmeye çalıştım, kendimce. Daha sonra özetlerinden alabildiklerimin de etkisiyle (ki sadece skora baktığımızda bile aslında nasıl bir maç olduğu hakkında fikir sahibi olabiliriz) bir iyi maçın daha aynı gece içerisine sığdığını söyleyebilirim.

2006-07 Sezonu öncesi New Orleans Hornets, şehirdeki felaket yüzünden Oklahoma'ya taşınırken yaptığı transferler gölgede kalıyordu. Gelişime açık Chris Paul'ün yanına destek olarak Bobby Jackson gelirken Peja Stojakovic dışarıdan, Tyson Chandler da içeriden takıma katkı yapmaya hazır gözüküyordu. Aslında bu havada başlamıştı, yeni adıyla New Orleans/Oklahoma City Hornets. Sezon başında alınan galibiyetleri üst üste sakatlık haberleri izleyince Hornets, sadece Paul'ün eline bakmak durumunda kalmıştı. Bu dönemde Paul, takımını üst düzeye taşıyamasa da Hornets, yeni evinde Playoff şansını az da olsa son maçlara taşıyor, oyun kurucusu geleceğe yönelik önemli ışıklar saçıyordu, etrafına.

2007-08 Sezonu'nda gelindiğinde ise işler değişmiş gözüküyor. Tyson Chandler, Peja Stojakovic ve Chris Paul sakatlık olmadan uzun süredir beraber oynuyor. Paul, sınıf atlamış bir gard görüntüsüyle yeni nesil Steve Nash olarak lanse edilirken Chandler savunma, Peja ise hücum tarafında ibrenin Hornets'a dönmesini sağlıyor.

Dün geceki Hornets-Suns eşleşmesi özellikle Paul ve Nash'in karşılaşacak olmasından dolayı önemliydi. Batı Konferansı'nın son yıllardaki en ''baba'' takımlarından Suns'a karşı kendini ispat etmesi gereken bir ekip vardı, o ekibe liderlik yapacak genç bir oyun kurucuyla birlikte. New Orleans'ın seviye atlayabilirdi ve maç öncesi Chris Paul, bu iddianın kanıdı niteliğindeki isteğiyle koç Scott'a giderek, ''Koç, bırak bütün maç oynayayım'' diyor; Scott'tan gelen ''Chris, maç içerisinde dinlenmen gerekecek'' cevabına rağmen CP3, antrenörünü ikna etmeyi başarıyordu.

Chris Paul, dün gece 48 dakika sahada kaldı, yukarıdaki diyalogun ardından.

Uzun süredir benim de aklımda olan bir karşılaştırmaydı, Paul & Nash benzerliği. Kidd ve Nash'in her geçen gün kariyerlerinin sonuna daha çok yaklaştığı bu dönemde Deron Williams ile birlikte gelecek neslin en heyecan verici oyun kurucusu olan Paul oynamaya yönelik olduğu için Nash'i biraz daha fazla andırıyor. Ribaundlara katkısı ise Jason Kidd'i hatırlatıyor, muhakkak; ama Nash'e mi Kidd'e mi yakın olduğu tartışıladursun, Paul kendini geliştirmeye ve seviye atlamaya devam ediyor. Öyle ki New Orleans'ın herhangi bir normal sezon maçını izlemek için yegane neden haline geldiğini bile söyleyebilirim, Paul'ün varlığının.

CP3, Peja ve Chandler'a karşın ne olursa olsun favori ev sahibi Phoenix Suns'tı, maç öncesinde. İki ofansif takımın eşleşmesinde henüz ilk çeyrekte 65 sayı atılmış olması ise kesinlikle sürpriz sayılmamalıydı. Bu sebepten New Orleans'ın ilk yarının bitiminde 57 sayıya ulaşması galibiyet için yeterli olmuyor, hatta 11 sayılık farkı beraberinde getiriyordu.

Maç öncesi mağlubiyetin doğal bir sonuç olduğu düşüncesi içerisinde olan koç Scott, Suns'ı yenememeleri halinde bile Golden State ve Clippers'a karşı alınan galibiyetlerden dolayı iyi bir deplasman yolculuğu geçirmiş olacaklarını söylüyordu, yenilgiyi kabul etmek istemeyecek Chris Paul'ün varlığını unutarak. David West'in yaşadığı sakatlıktan dolayı kendisine ilk beş içerisinde yer bulan Jannero Pargo'nun üçlüğüyle üçüncü çeyreğe başlayan Hornets, rakibinin büyük yıldızlarına direnmeye çalışıyordu. Steve Nash'in durduğu bu bölümde, Paul asistleri ile takımını yönetiyor ve üçüncü çeyrek sona erdiğinde fark üçe kadar çekiliyordu, geri dönüşün başlayacağı son bölümden önce.

Chris Paul son çeyreğe ise adeta damgasını vurarak 14 sayıyla oynuyor ve bitime 3:04 kala skor 107-107 iken attığı üç sayılık basketten sonra asla geriye bakmıyordu, takımını bu sezonki 23. galibiyetine taşırken.

28 sayı ve 10 asist, Paul için sıradışı bir istatistik değil belki; ama Paul'ün kendini özellikle Steve Nash karşısında kanıtlaması ve Hornets'ın Batı'da söz sahibi olabileceğini göstermesi açısından çok önemli bir mesaj niteliği taşıyor. Önümüzdeki dönemde Hornets'ın bu gibi galibiyetleri ''şok'' sonuç olmaktan çıkıp ''normal'' olarak değerlendirilir mi, en azından All-Star arasına kadar bekleyelim.

Hiç yorum yok: