23 Şubat 2008 Cumartesi

Kadıköy'de Seri Devam Etti: 3-2



FENERBAHÇE 3-2 SEVILLA

Aziz Yıldırım, ''on yıllardır'' her Fenerbahçe Başkanı gibi maç öncesi, ''Gelecek 10 yıl, Fenerbahçe'nin. Arsenal, Milan veya Real Madrid gibi olacağız. Herkes, bu bilsin'' tarzından bir açıklama yapıyordu. Fenerbahçe'nin kendisini fazlasıyla aştığını söylemek kesinlikle yalan olmaz, ama inandırıcı mıdır, yukarıdaki açıklama; sanmıyorum. Ali Şen'den başlayan ve Aziz Yıldırım ile de 10 yıldır devam eden bir ''10 yıl'' hedefi olduğunu söyleyebilirim, yalnızca.

Yine de Fenerbahçe'nin bu sezonki başarısından bahsetmemek olmaz. Şampiyonlar Ligi'ndeki basit hesap, iç sahada oynanan maçları kazanmaktan geçer. İspanya, İtalya ve İngiltere temsilcilerinin hakimiyetinde giden Avrupa Futbolu'na zaman zaman Alman takımları, zaman zaman da PSV ve Lyon gibi kalburüstü takımlar girebilmiştir. Son yıllarda Şampiyolar Ligi'nde Çeyrek Final oynayan takımlar arasında bu isimlerden başka bir isim görmenin çok kolay olmadığını sanıyorum. PSV Eindhoven ve Olympique Lyon gibi istikrarlı takımların yanında CSKA Moskova, Galatasaray ve Porto gibi kulüplerinde Avrupa'nın büyüklerini zorladığını biliyoruz. Üç büyük ligin temsilcilerine tehdit oluşturan tüm bu takımların ortak noktası da kendi sahasındaki başarılarıdır. Yakın örnek olduğu için, Galatasaray'ın 20 maç üst üste Ali Sami Yen'de Avrupa Kupası maçı kaybetmediğini ve o dönem içerisinde UEFA Kupası Şampiyonluğu'na kadar uzandığını hatırlayabiliriz. Fenerbahçe'nin de gittiği yolun, bu açıdan doğru olduğunu söyleyebilirim.

Inter, PSV ve CSKA Moskova takımlarına karşı alınan galibiyetlerin Sevilla karşısında referans olması önemliydi. Öyle ki, İspanya'da ligin en golcü takımlarından olan Sevilla'nın aksayan savunmasında Diego Capel-Duda değişikliği yapılıyordu, maç öncesi teknik direktör Manuel Jimenez tarafından. La Liga'da sezonun en iyi çıkışını yapan genç oyuncu Diego Capel, birçoklarına göre Sevilla'nın Kadıköy deplasmanında güvenebileceği en önemli isimdi; ama Jimenez, Kanoute ve Fabiano ikilisinden vazgeçmeyerek Diego Capel'i yanında oturtmayı tercih etti. Takım savunmasında aksaklığa uğramamak adına yapılan bu değişiklikte Duda, etkili gibi gözükse de Sevilla, Capel'in ofansif gücünden yararlanamadı ve muhtemeldir ki bu işten zararlı çıkan taraf oldu.

Fenerbahçe cephesinde ise merak edilen forvet tercihiydi. Sezonun ilk yarısında alternatifsizlikten dolayı umursamaz bir hal içerisinde olan Kezman, Semih Şentürk'ün gol krallığına kadar yükselmesinin ardından Alanyaspor maçında bile deli gibi gol arayan bir oyuncu durumuna gelmişti. Ligin ikinci bölümüne büyük hırsla giren Sırp forvet, arka arkaya golleri sıralayınca Zico'nun tekrar gözüne girdi ki ben halen Kezman'ın daha önde olduğunu düşünüyorum, Brezilyalı teknik direktörün nazarında. Semih'in sakatlığı da vesile oldu ve Kezman, Sevilla maçına da ilk 11'de başladı.

Maçın hemen başında Sevilla, Kanoute ve Fabiano ile bastırırken girilen iki gol pozisyonundan yararlanılamayacağınca Fenerbahçe, dengeyi kurmaya başladı. Bu bölümde rakibin Jesus Navas ve Daniel Alves'li kanadını Roberto Carlos ve Uğur Boral ile zorlayan Fenerbahçe, Kezman'ın kafasından bulduğu gol ile 1-0 öne geçti. Fenerbahçe, belki de ilk ciddi pozisyonunda golü bulmuştu. Avrupa Kupaları için, belki en önemli artılardan biridir bu; fakat Sevilla, İspanya'daki rövanşı da düşünerek gol atabilmek için çaba gösteriyordu. Fenerbahçe'nin de gol yemesi mucize sayılmazdı. Edu'nun Şampiyonlar Ligi'ndeki üçüncü golünü de kendi ağlarına göndermesi, Sevilla'nın avantaj yakalaması için yeterliydi.

Maç sonrasında Sevilla teknik direktörü Jimenez, ilk dakikadan itibaren maçı kazanmak için oynadıklarını söylüyordu belki; ama özellikle beraberlik golünden sonra Sevilla'da top çevirme denemeleri görülüyordu. Sevilla, ikinci yarının başında bu amacını gerçekleştirmek üzereyken Fenerbahçe, Alex ile kullandığı köşe vuruşunda Lugano'nun kafa golüyle bir kez daha öne geçiyordu. Fenerbahçe'nin duran top kozu, birçok maçta olduğu gibi Sevilla karşısında da sahnedeydi. Rizespor maçında, skorun bir anda 4-1'e gelmesi doğal olabilirdi; ama Sevilla'nın rakibine karşı iyi hazırlanmadığı çok net bir şekilde görülüyordu.

İki takımın da birbirine benzediğini söyleyebilirim. Açıkçası karakter yapılarından dolayı bu maçın gollü geçmesini de bekliyordum, ama golleri çıkardığımızda ortada pek de heyecan verici hareketler yoktu. Sevilla'nın ikinci beraberlik golünde Roberto Carlos'un sakatlanması Fenerbahçe'nin bilinen karakter yapısına yapacağı etki, ikinci maçta oynayamazsa ortaya çıkacaktır. Savunması zayıf olan ve hücum gücüyle yaşayan iki takımın mücadelesinde Carlos, tempoyu ayarlamak adına Fenerbahçe'nin en büyük kozu olabilirdi, İspanya'daki rövanşta.

Sevilla'nın Kadıköy'de 2 gol bulması, avantaj olarak kabul edilebilir; ama galibiyet, daha önemli. Bu açıdan Fenerbahçe'nin 87. dakikada Semih ile öne geçmesi yenilen iki gole rağmen en azından kağıt üzerinde, rövanş öncesi bir adım önde olduğu gerçeğini açıklamaya yetiyor. Yine de Sevilla, Pizjuan'da çok daha aç ve istekli olacaktır. İspanyol temsilcisinin rövanş maçında goller bulması doğal sonuç olarak kabul edilebilir. İkinci maç için de karşılıklı goller bekliyorum, ama sanırım Sevilla, biraz daha yakın tura.

Hiç yorum yok: