8 Şubat 2008 Cuma

New Orleans Hornets 132-130 Phoenix Suns

PHOENIX - FEBRUARY 6: Peja Stojakovic #16 of the New Orleans Hornets makes the final basket defeating the the Phoenix Suns in double overtime in an NBA game played at U.S. Airways Center on February 6, 2008 in Phoenix, Arizona. NOTE TO USER: User expressly acknowledges and agrees that, by downloading and or using this Photograph, user is consenting to the terms and conditions of the Getty Images License Agreement. Mandatory Copyright Notice: Copyright 2008 NBAE (Photo by Andrew D. Bernstein/NBAE via Getty Images)

HORNETS 132-130 SUNS: Şimdiden Klasik Oldu Bile !..

Dün gece müthiş bir maç vardı, NBA'de. Özellikle normal sürenin son bölümünde uzun zamandır görmediğimiz bir düello izledik, Chris Paul ve Steve Nash arasında.

(Nash ve Kidd, kariyerlerinin sonuna yaklaşırken yerlerine kimlerin geleceği sorusunun cevabı mütemadiyen Deron Williams ve Chris Paul, tarafından verilmeye devam ediyor. Hiç kuşku yok ki CP3, önümüzdeki yıllarda Steve Nash'in yeni bir versiyonu olarak karşımıza çıkacak.)

Steve Nash ve Chris Paul, bu sezon üçüncü kez karşılaştılar. İlk iki randevuda Paul'ün önderliğindeki Hornets kazanırken, diğer ikisinin aksine dün geceki maç biraz daha ortada gözüküyordu. Hornets'ın sezon içerisinde aldığı iki galibiyet sürpriz olarak görülebilirdi, ama dün gece şimdiden klasikler arasına girmiş olan maçı kazanmaları son derece normal bir sonuç olacaktı.

Karşılaşma NBA TV'den TSİ 04.00'da yayınlandı. Muhtemelen bitişi de 07.30'u buldu, ''muhtemelen'' diyorum; çünkü maçı akşam üstü verilen tekrarda izleyebildim. Bu da tüm gün boyunca, skoru öğrenebileceğim gerçek veya tüzel tüm kişilerden uzak durmam gerektiği anlamına geliyordu. Paul ve Nash'in karşılaşmasına Peja ve Amare'nin de renk vereceği aşikâr iken kararımın arkasında durmam gerekiyordu, neyse ki korktuğum başıma gelmedi de maçı o an oynanırmışcasına izleme şansı buldum.

Steve Nash ve Chris Paul eşleşmesi yeteri kadar heyecan vericiydi (maçın önüne geçen başka bir haber daha vardı, ona da değineceğiz yazının içerisinde). Maç boyu iki takımdan biri, diğerine bariz bir üstünlük sergileyemiyor, maç ''ben uzatmaya gidiyorum, haberiniz olsun'' diye bağırıyordu sanki; heyecanın tavan yaptığı bölüm ise son dakikalar oluyordu. Maçın bitimine 4:20 kala Chris Paul, skoru takımı lehine 102-99'a getirirken Steve Nash'i de bir anlamda ''dürtüyordu'', maçın daha da izlenir hale geleceğini bilerek. Öyle ki Steve Nash, bu bölüme 10 sayı sığdırıp önümüzdeki haftasonu yapılacak üç sayı yarışmasında ''ben de varım!'' dercesine iki kritik üçlük atıyordu. Chris Paul ve Steve Nash her ne kadar, maçın normal süresinde son bölüme damga vursalar da skor 111-111 iken önce Steve Nash, yarı sahada topu kaptırıyor, kalan 11 saniyede ise Chris Paul cross-over denemesinde dengesini kaybedince istediği şut pozisyonunu bulamıyordu.

Kaldığımız yerden devam edelim.

İlk uzatmada iki takım da hız kesmemiş gibi gözüküyor, buna rağmen 15 saniye kala 4 sayılık farkla 122-118 öne geçen Hornets büyük avantaj yakalıyordu; fakat alınan molanın ardından gelen dört saniye içerisinde Brezilyalı Leandro Barbosa'dan gelen üç sayılık basket, akıllara ''122-121, iki atış, 124-121, son hücum üçlük... Yine uzatmaya mı gidilecek şimdi ?!'' varsayımlarını getiriyordu. Bu senaryoyu yazmak için Steven Spielberg olmaya gerek yoktu elbette, karşımızda Phoenix Suns vardı ve tüm bunlar için 11 saniye yeterli bir süreydi. Maçın bitimine 10 saniye kala Jannero Pargo, serbest atış çizgisinde hata yapmazken, Phoenix molasını takip eden iki saniyeye Steve Nash bir üçlük daha sıkıştırıpı skoru 124'te eşitliyordu. Yine de Hornets'in elinde bir kozu daha vardı, fakat Chris Paul bu şansı değerlendiremeyince maç bir kez daha uzatmaya gidiyordu. Ben pişman değildim, sanırım bana katılanların sayısı da hayli fazla olurdu.

İlk uzatma bölümünde takımlar, biraz da ihtiyaçtan, beş dakikaya 26 sayı sıkıştırıyor ikinci uzatma bölümünden önce de ekran başındakilere daha fazlası için yeterli umudu veriyordu. Tam olarak böyle olmadı, çünkü takımlar bu bölümde yorgunluğun da etkisiyle pabucun pahalı olduğunu görmeye başladı. Nash, run-and-gun'ın en önemli temsilcisi belki; ama hem insan hem de Paul gibi 22 değil 35 yaşında. Yine de kağıt üzerindeki dezavantajını fazlasıyla kapatmayı bilen Kanadalı, alışılanın dışında olan top kaybı rakamına rağmen takımını maç içerisinde tutmaya kararlı gibi gözüküyordu. Jannero Pargo, bu kez 14 saniye kala bulduğu serbest atış isabetleri ile skoru 130-127'ye getiriyor ve Suns'a ''al bakalım sana, bir mucize şansı daha'' diyordu, sonunu hiç düşünmeden. E, Suns bu. Mucizenin adı bir kez daha Leandro Barbosa olurken, bitime 3.2 saniye kala gelen üç sayılık basket sonucu adrenalin tavan yapıyordu. Fakat diğer tarafta da unutulan bir isim vardı.

Kenardan oyuna sokulan top Peja'nın eline geldiğinde Sırp oyuncu karşısında Amare'yi buluyor, bunun telaşıyla fazla iki dripling yapıyordu. Korna çaldığında ise top, çemberden geçiyor, Peja da Paul ve arkadaşlarının altında kalıyordu, Suns'a karşı sezon içerisinde alınan üçüncü galibiyet sonrası.


Chris Paul'ün Steve Nash'e karşı durumu 3-0 yapmasının Suns'ta yarattığı çağrışımları bir sonraki yazıda inceleyeceğiz..

Hiç yorum yok: