25 Nisan 2008 Cuma

NBA 2008 Playoffs: 22 Nisan



2007-08 Sezonu'nun NBA'deki en büyük sürprizi New Orleans Hornets, üstün performansına devam ediyor. Güneybatı Grubu Şampiyonu, serinin ikinci maçında Dallas Mavericks'i 127-103 mağlup ederek saha avantajını korumayı başardı.

Türkiye'de yaşayan basketbolseverler için oldukça verimli bir takvim vardı, 22 Nisan gecesi. NBA Tv, saat 02.00'dan itibaren New Orleans Hornets ve Dallas Mavericks eşleşmesini yayına verirken, NTV de yarım saat sonrasında Orlando Magic'in Toronto Raptors karşısında seriyi 2-0'a getireceği karşılaşmayı yayınlayacaktı.

Türk basketbolseverler adına program son derece başarılıydı; ama New Orleans Hornets için daha fazlasıydı. Hornets, Mavericks'i karşısında 127-103 kazanmakla kalmıyor, kulüp rekorlarını da alt üst ediyordu. Başroldeki isim yine aynıydı: Chris Paul !

Sezon içerisinde gösterdiği performansla MVP ödülünün en büyük adayı olan Chris Paul, son düzlükte Kobe Bryant'ın popülaritesi altında unutulmaya başlanmıştı; fakat playofflar başladığından bu yana unutulanları hatırlatmaya devam ediyor. Chris Paul, MVP için son kozlarını oynarken tarihe geçmeyi de unutmuyor.

Dallas Mavericks ile oynanan ilk karşılaşmada 35 sayı ve 10 asist yapan Paul, ikinci maçtaki 127-103'lük galibiyette 32 sayı ve 17 asist ile yıldızlaştı. 17 asist, Hornets Tarihi'nde bir playoff maçında herhangi bir oyuncunun ulaştığı en yüksek asist sayısı. Daha fazlası için biraz da araştırma yapmak gerekiyor. Chris Paul, kariyerindeki ilk iki playoff maçında arka arkaya 30+ sayı ve 10+ asist barajını geçen ilk oyuncu oldu.

New Orleans Hornets'ın, en büyük sorunu playoff tecrübesizliği olarak görülüyordu. Chris Paul, müthiş bir olgunlukla oynamaya devam ederken, önceki sezon 2-0 öne geçtiği seriyi 4-2 kaybederek şampiyonluğu kaçıran ve geçtiğimiz sezon da 67 galibiyet ile kapattığı normal sezonun ardından 8. sıra takımı Golden State Warriors'a kaybeden Dallas Mavericks, yeteri kadar aç görünmüyordu.

Hornets'ın Mavericks ile oynanan ikinci maçta kulüp rekorlarını alt üst ettiğini söylemiştik. Maça çok hızlı başlamışlardı. Tüm hücumlar, sezon içerisinde olduğu gibi, Paul'ün üzerinden dönüyordu. Yıllar boyu Jason Kidd'in yanında oynayan oyuncular için, ''Ben de Kidd ile oynasam, her maç en az 4-5 sayı atarım'' yorumlarını dinliyor ya da Steve Nash'in gittiği takıma kazanma alışkanlığını kazandırdığını görüyorduk. Chris Paul de neredeyse bu seviyede artık. Neredeyse, diyorum; fakat sadece yaşından dolayı. Paul ile oynayan David West'in nasıl bir gelişim gösterdiğini hepimiz biliyoruz.

İlk çeyrekte, Paul ve West bu sezon sıklıkla uyguladıkları ikili oyunu birkaç kez sahneleme şansı buldu. Paul, dip çizgiye inip iki oyuncuyu beraberinde götürüyor ve orta mesafede boş kalan David West şutları sokuyordu. Çeyreğin bitimine 1.8 saniye kala, Chris Paul'ün tüm sahayı ve sonunda Dirk Nowitzki'yi geçerek attığı basket ise o gece her şeyin Hornets lehine gelişeceğini anlatıyordu sanki bizlere.

New Hornets Hornets'ın 127-103 kazanırken, playoff maçları göz önüne alındığında, yenilediği kulüp rekorları ise şu şekilde:

Bir çeyrekte atılan en fazla sayı: 39 (I. çeyrek)
Bir yarıda atılan en fazla sayı: 67 (I. yarı)

Bir maçta atılan en fazla sayı: 127

Bir maçta kaydedilen en fazla 3 sayı isabeti: 10


New Orleans Hornets, beklentilerin üzerine çıkmaya devam ediyor. Chris Paul önderliğinde, Peja Stojakovic, David West ve Tyson Chandler ile komple bir 5'e sahip. İlerleyen bölümden benchten de katkı almaya devam ederse, sürprizleri devam edebilir.



Serinin ilk maçında rakibini 114-100 ile geçen Orlando Magic, ikinci maçta da Toronto Raptors'a şans vermedi ve 104-103'lük kritik galibiyetle Kanada'ya 2-0 önde gitme avantajına sahip oldu.

Orlando Magic'in tüm silahları belliydi. Dört dış şutörü ile vuracak ve Dwight Howard ile de içeriden yıpratacaktı. İlk karşılaşma, tam olarak böyle gerçekleşti. İlk çeyrekte, 9/11 üç sayı isabeti ile oynayan Orlando Magic, 43-23 öne geçtikten sonra arkasına bakmamış ve geri kalan bölümde Dwight Howard, rakibe geri dönme şansı vermemişti.

Serinin Amway Arena'da oynanan ikinci maçında da senaryo değişmedi. Toronto Raptors, maça fazla sayıda top kaybıyla başladı. Raptors'ın kaybettiği her top, Magic adına fast break olunca ve Hidayet Türkoğlu, serinin öncesinde konuştuğumuz eşleşme avantajını kullanmaya başlayınca skor, birden 26-8'e geldi. Raptors, rakibine karşılık vermeye çalışsa da ilk çeyrekte ayağa kalkamadı ve Magic, 35-18'lik avantajı yakaladı.

İkinci çeyrek ise Magic'in beklediği gibi geçmedi. Raptors'ın kağıt üzerinde hiç de fena olmayan bir yedek kadrosu vardı. Takımın asıl bir numarası TJ Ford'dan iyi bir Jose Calderon, üst düzey bir dış hücum silahı Jason Kapono ve soğukkanlı ama dinamik Carlos Delfino. Bu oyuncuların yapacağı katkı önemli olabilirdi. İkinci çeyrekte Chris Bosh'ın en büyük yardımcısı, Jason Kapano oldu ve üç sayı çizgisinin arkasından bulduğu sayılarla takımına ivme kazandırmayı başardı.

İlk çeyrekte yakalanan 17 sayılık avantaj, 2 sayıya kadar düşmüş ve skor, 59-57 gelmişti. Üçüncü çeyreğe de iyi başlayan taraf, Raptors oldu. Bu bölümdeki 7-0'lık seri, Kanada temsilcisini 64-59 ile öne geçirdi. Çeyreğin bitimine 2:47 kala Dwight Howard ile tekrar 10 sayılık avantajı yakalayan Magic, farkı uzun süre koruyamadı ve bundan sonraki bölüm yüksek mücadele ile geçti.

Hidayet Türkoğlu, maça oldukça iyi başlamış ve henüz ilk çeyrekte 8 sayıya ulaşmıştı; ama maç içerisinde yaşadığı faul problemi kendisini yavaşlatmıştı. Yine de dördüncü çeyrek için bazı numaraları olmalıydı. ''Mr. Fourth Quarter'' kolay olunmuyordu, çünkü. Bitime iki dakika kala Orlando Magic, Rashard Lewis'in turnikesiyle 100-97 öne geçiyor; fakat arkasından Jose Calderon, üç sayılık basketle skoru 100'de eşitliyordu.

Maçın büyük bölümünde Magic üstünlüğü vardı; ama bitime 1:04 kala Raptors, 101-100 öndeydi. Hidayet Türkoğlu ve Rashard Lewis ile üst üste iki üç sayılık atıştan yararlanamamıştı; ama Magic'in :35 kala bir şansı daha vardı. Başvurduğu isim ise hayli tanıdıktı. Maç boyu çok düşük bir yüzdeyle oynayan Hidayet, Raptors'ın boyalı alanına dalıyor ve takımını öne geçiriyordu. :18 kala da Magic'in kahramanının adı değişmiyordu. Hidayet, çizgiden bulduğu iki sayıyla takımına 104-101'lik üstünlüğü getirecekti.

Toronto Raptors, bir sonraki hücumda üç sayı yerine Carlos Delfino ile turnike deniyor ve farkı bire indiriyordu. Bundan sonra sahne, Jose Calderon'daydı. Yaz mevsiminde İspanya Milli Takımı'nın çirkin yüzü olan ''oyunculuk'', tekrar hayat buluyordu. Keyon Dooling ile olan mücadelesinde kendisini metrelerce uzağa atan Calderon, hakemi kandırıyor ve son hücumu, takımına kazandırıyordu. Bu kez söz sırası, Dwight Howard'a geliyordu. Superman, son hücumdaki savunmasıyla Chris Bosh'ı kötü bir atışa zorluyor, takımına da 2-0'lık üstünlüğü getiriyordu.

Maçı 29 sayı ve 20 ribaund ile tamamlayan Howard, ilk maçtaki 25 sayı ve 22 ribaundluk performansından sonra 2000'li yıllar göz önüne alındığında arka arkaya iki playoff maçında 25+ sayı ve 20+ ribaund barajını geçen ikinci oyuncu oldu. Son oyuncu, 2001 Playofflarındaki unutulmaz Lakers takımının pivotuydu.



2008 Playoffları'nın en ilgi çekici eşleşmesinde, ilk maçtaki kadar büyük çekişme olmasa da kazanan değişmedi. İlk maçı dramatik bir şekilde kaybeden Phoenix Suns, maçın ilk yarısında yakaladığı avantajı kullanamayınca sahadan 102-96 mağlup ayrılmak durumunda kaldı. Spurs, 2-0 önde.

22 Şubat gecesi ekranda iki NBA maçı olunca, Sopcast veya NBA League Pass ile uğraşmaya üşendim. ESPN GameCast ve Magic maçı devam ederken NBA Tv'nin skorbordundan takip etmeye çalıştım karşılaşmayı.

Son yıllarda Phoenix Suns'ın önündeki en büyük engel olan San Antonio Spurs, yine dimdik karşılarında. Sezonun son bölümünde formdan düşen; ama playoff zamanında ayağa kalkması beklenen San Antonio Spurs, Shaq'in gelişinin ardından iki kez mağlup ettiği Suns önünde artık 2-0 önde. İki kez uzatmaya giden ve 117-115 sona eren maçın ardından belki de farklı bir psikolojinin esiri olmuştu, Suns oyuncuları ve kenar yönetimi.

''Ne yaparsak yapalım olmayacak galiba'' psikolojisi esir almışsa Suns'ı, işleri daha da zor olacaktır. Daha da kötüsü; her iki maçta da uzun süre önde olan taraftı, Phoenix Suns.

İkinci maçın en dikkat çekici noktası, üçüncü çeyrek ile başlayan ve dördüncü çeyrekte de devam eden Suns'ın hücum yüzdelerindeki düşüş. Bir başka ifadeyle Spurs'ün ikinci yarıdaki savunma direnci. Üçüncü çeyrekte sadece 11 sayı atabilen Suns, ikinci yarıda toplam 35 sayı üreterek ilk yarıda attığı 61 sayıya ihanet etti.

Shaquille O'Neal, 19 sayı ve 14 ribaund ile hiç de fena bir performans sergilememiş gibi dursa da Tim Duncan, maçın yıldızlarını belirlemiş bile. Tony Parker'ın 32, Manu Ginobili'nin de 29 sayısı herhangi bir maçın yıldızı olmak için yeterli gibi gözüküyor aslında. Sonuç olarak, San Antonio Spurs'ün saha avantajı devam ediyor.

Hiç yorum yok: