27 Nisan 2008 Pazar

Premier League, 81'de Eşitlendi !



Bu hafta, Avrupa Ligleri'nde önemli derbiler veya final maçları var. Bizim derbimize, finalimize 24 saatten az bir süre kaldı. Tüm kıtadaki en ilgi çekici eşleşme ise, Chelsea ve Manchester United arasındaydı. Chelsea, baştan sona rakibinden üstün oynadığı karşılaşmayı Ballack'ın son dakikalardaki penaltı golüyle 2-1 kazandı ve rakibiyle puanları eşitledi.

Chelsea'de Frank Lampard, annesini kaybettiği için kadrodaki yeri alamamıştı. Avram Grant ve futbolcular, maç öncesi yorumlarında Lampard'ın acısını paylaştıklarını ve bunu birlikte aşacaklarını söylüyorlardı. Chelseali futbolcuların kollarındaki siyah bantın sebebi de bu olaydı. Kısacası; Chelsea, açısından duygusal bir karşılaşmaydı. Sezon boyu gösterdiği performans dolayısıyla Manchester United ise 2004 Ocak ayından beri sahasında mağlup olmayan rakibine karşı daha ağır basıyor gibi görülebilirdi.

Maç öncesi, ekrana yansıyan kadroların hemen ardından tüm tahminler değişecekti belki de. Alex Ferguson, belli ki, Barcelona ile oynanacak Şampiyonlar Ligi Yarı Final Rövanş Maçı için konsantreydi. Stamford Bridge'den alınacak bir puan, United adına dev bir adım olacaktı; ama İskoç çalıştırıcı; Carlos Tevez, Owen Hargreaves ve Cristiano Ronaldo'yu rotasyon uğruna yanına alma konusunda tereddüt etmiyordu.

Chelsea, kendi evindeydi ve rakibinin üç puan gerisindeydi. Kazanması gereken maça da hızlı başlayan taraftı. Avram Grant, Mourinho'nun sistemine geldiği günden bu yana pek ihanet etmemişti. Yine benzer bir dizilişle saldırıyordu, Chelsea. Lampard'ın yokluğunda John Obi Mikel, görev alıyor; Ballack ve Essien ile orta üçlüyü tamamlıyordu. İleride ise santrafor Drogba'nın iki yanında Salomon Kalou ile Joe Cole, hücuma destek oluyordu.

Manchester United ise, rotasyon dolayısıyla biraz daha dağınık bir görüntü veriyordu. Savunmadaki, Vidic-Brown-Ferdinand-Silvestre dörtlüsü, maçın hemen başında Nemandja Vidic'in sakatlığı ile bozuluyordu. Alex Ferguson'ın kafasında belki de, yanında beklettiği üç oyuncusunu maçın gidişatına göre ikinci yarıda kullanmak vardı. Bu durumda, John O'Shea'yi alarak, büyük üçlüden en az birini gözden çıkarmak durumunda kalabilirdi. Sakatlanan Vidic'in yerine Hargreaves, oyuna dahil oldu ve son haftalarda zaman zaman rastladığımız gibi sağ bek bölgesine yerleşti. Bu, Hargreaves'in orta sahadaki potansiyel etkisinden yararlanamamak anlamına geliyordu Manchester United adına. Üstelik; Hargreaves, savunmanın sağında pek de rahat gibi değildi.

Chelsea, ilk yarının tamamında baskın olan taraftı. Michael Essien'in orta sahadan getirdiği dinamizm, Joe Cole ile rakip kalede etkili olsa da Chelsea, gol için ilk yarıdaki kayıp zamanı beklemeliydi. 45+1'de Michael Ballack, kafayla takımını 1-0 öne geçiren golü atıyordu. Golden sonra formasını çıkaran Alman oyuncu, Frank Lampard'ın annesinin adını taşıyan farklı bir formayla zor günler yaşayan takım arkadaşına destek oluyordu.



Chelsea, Fenerbahçe ile oynadığı iki maç ve hafta arasındaki Liverpool karşılaşmasından farklı bir performans ortaya koyuyordu. Söz konusu üç maçtaki, daha çok arkasını kollayan ve hücum düşüncelerini ikinci plana atan Chelsea yerine oyunun ikinci, üçüncü bölümlerinde daha çok topla oynayan bir Chelsea vardı sahada.

İlk yarıdaki olumlu futbol sonrası ikinci başında Chelsea, tempoyu düşürme telaşı içerisine girince Ricardo Carvalho'nun beklenmedik hatasıyla Manchester United'a bir şans veriyordu. Portekizli oyuncunun geri pasında araya giren Wayne Rooney, Manchester United'ın maç içerisindeki en net gol fırsatını değerlendirmek için çok fazla düşünmüyordu.

Jose Mourinho gibi çok konuşan ve kendi beğenen (ki öyle de olmalı) bir menajerin arkasından gelen Avram Grant, Mourinho'nun tam aksine sessiz ve sakin bir menajer profili çiziyordu. Bunun yanında oldukça şanslı olduğu da birçok kişi tarafından dillendiriliyordu. Şampiyonlar Ligi'nde, iki sezon üst üste Liverpool'a kaybeden Mourinho'dan sonra Riise'nin 90+4'teki golüyle hayat bulan Grant'in şansı, gözler önüne seriliyordu; ama Carvalho'nun hatası, iyi oynayan Chelsea için büyük bir talihsizlikti.

Chelsea, buna rağmen konsantrasyonunu kaybedecek gibi gözükmüyordu. Manchester United ceza sahasının hemen önünde kazanılan serbest vuruş sırasındaki Drogba-Ballack tartışması, maçın en ilginç görüntüleri arasına girecekti. Bu dakikalarda, Avram Grant de son kozlarını Nicholas Anelka ve Andriy Shevchenko ile kullanıyordu. Grant'in şansı, bu kez 86. dakikada dönecekti.

Manchester United'da Michael Carrick, ceza sahası içerisinde topa eliyle müdahale edince Chelsea, penaltı noktasına gidiyordu. Bir önceki serbest vuruş pozisyonunda topu Drogba'ya kaptıran Michael Ballack, son derece önemli bir sorumluluğun altına girip penaltı pozisyonunu alıyordu. Attığı gol ise, Chelsea'nin son iki hafta için ümit beslemeye devam etmesi adına yeterli olacaktı.

Not: Andriy Shevchenko, skor 2-1 iken en az Ballack'ın golü kadar önemli bir hareketle, kaleci Petr Cech'i geçen bir topu çizgiden çıkararak galibiyette pay sahibi oldu. Pozisyonun ardından son derece de doğal bir reaksiyon gösterdi; ama önümüzdeki sezon, kesinlikle transfer yapması gerçeği, kabul edilmeli. Değişikliğe ihtiyacı var gibi gözüküyor, tekrar eski ''Sheva'' profiline dönebilmesi için.

Hiç yorum yok: