23 Mayıs 2008 Cuma

Fluminense: Washigol, Gol, Gol ...



Copa Santander Libertadores'te dün gecenin kapanış maçı, Brezilya'nın iki temsilcisini karşı karşıya getirdi. Morumbi'de oynanan ve Sao Paulo'nun 1-0'lık üstünlüğü ile sona eren ilk maçın rövanşında yine ev sahibi kazandı. Fluminense, bir dönem Fenerbahçe forması da giyen Washington'ın son saniyedeki kafa golüyle 3-1 kazanarak bir üst tura çıkan taraf olmayı başardı.

Güney Amerika Futbolu ile Avrupa Futbolu arasındaki en büyük farklardan biri, Avrupa'da üst düzey karşılaşmalarda çoğu zaman görülen çağdaş savunma taktikleridir. UEFA Şampiyonlar Ligi'nde iyi savunma yapmayı başaran takımlar, sürekli şampiyonluk seviyesinde dolaşırlar. Güney Amerika'da ise estetik ön plandadır ve Copa Libertadores'te de hücum gücü yüksek takımlar, her zaman için geri dönebilme şansını ellerinde bulundururlar. Boca Juniors'ın Atlas deplasmanında rakibini sürklase etmiş olması, en güncel örnek olarak gösterilebilir.

River Plate, San Lorenzo, Boca Juniors, Santos ve America gibi takımlar, hücum yönleri ile ayakta kalarak başarıya ulaşmışlardır, son yıllarda. Sao Paulo ise tüm bu ekiplerden farklı olarak Avrupa kıtasında dev kulüpler tarafından uygulanan savunma seviyesine en yakın gözüken Güney Amerika temsilcisidir, belki de. İlk maçta Adriano'nun golüyle yakaladığı üstünlüğü, yaklaşık 75 dakika gol yemeden korurken de bu özelliğinde güç bulmasını bilmişti. Dün gece ise işler biraz sarpa saracaktı, Sao Paulo adına.

Fluminense, maça taraftar desteğini arkasına alarak başlamıştı. Sao Paulo da savunmasına güvenmeyi deneyecek gibi gözüküyordu. İlk maçtaki skoru korumak için çıkmıştı sanki sahaya, Sao Paulo. Fluminense'de Junior Cesar, sol kanattan yaptığı bindirmeler ile Sao Paulo için önemli tehlikeler yaratırken 10 numara Thiago Neves, tek forvet gibi oynayan Washington'a destek oluyordu. Gol perdesi ise bu dakikalarda açılacaktı. Sao Paulo, savunmasına güveniyordu belki; ama tecrübeli kaleci Rogerio Ceni'nin bir anlık tereddütü sonrası havadaki topa ''golcü vuruşu'' yapan Washington, takımını 1-0 öne geçiyordu.

Sao Paulo, 1-0'lık skor dezavantajına karşın sakin kalmayı başarmıştı, ilerleyen dakikalarda. İlk yarının son bölümünde ise Fluminense dev bir imkandan yararlanamıyordu. Dario Conca'nın ceza sahasından gönderdiği şutu kaleci Rogerio Ceni çeliyor ve top, Fluminense'den Thiago Neves'e geliyordu; ama pozisyon çok hızlı gelişmişti. Neves de muhtemelen böyle bir fırsatı beklemiyordu. Neves, kaçırdı ve kalan sürede başka gol olmayınca ilk yarı, ev sahibi takımın 1-0'lık üstünlüğü ile sona erdi.

İkinci yarı için sahaya dönüldüğünde Sao Paulo, fikir değiştirmiş gibi gözükecekti. Çok güvendiği savunmasından ödün vermeye başlayan konuk ekip, karşı sahada daha fazla görünüyordu. Maç boyu performansı, beklenenin altında seyreden Dagoberto'nun oyundan alınıp yerine Aloisio'nun girmesi ise Sao Paulo'nun tüm görüntüsünü değiştiriyordu.

Aloisio, oyuna girer girmez henüz ilk şutunda tehlike yaratmış ve Sao Paulo için değişim sürecini başlatan isim olmuştu. İki kanattan yaptığı ataklar ile Fluminense savunmasını zor durumda bırakan oyuncunun ateşlediği Sao Paulo, 15 dakikalık baskısıyla gole doğru gittiğini anlatıyordu adeta, maçı takip eden herkese. 70. dakikada Aloisio, bu kez sol taraftaydı ve çizgiye kadar indikten sonra topu çekip sağ ayağıyla Adriano'nun kafasına gönderiyordu.

Maçın bitmesine 20 dakika kala Sao Paulo, beraberliği yakalamayı başarmıştı. Fluminense'nin üst tura çıkabilmesi için kalan zamanda iki gol atması gerekecekti ve üstün bir takım savunması yapan Sao Paulo karşısında bu, pek kolay gerçekleştirilecek bir şey değil gibi gözüküyordu; ama ev sahibi ekip, atması gereken iki golden birini aradan çıkarmıştı bile. Beraberlik golünün ardından savunmada konsantrasyon sıkıntısı çeken Sao Paulo, rakip takımdan Dodo'yu kaçırıyor ve Fluminense, 71. dakikada bir kez daha öne geçiyordu.

Fluminense için 2-1'lik galibiyet, yeterli bir skor değildi. Sol kanadı boydan boya kullanan Junior Cesar, klasik bir Brezilyalı kanat oyuncusu gibi hızlı ve biraz da savruktu. Yine de Sao Paulo için sıkıntı yaratabilecek potansiyele sahipti. 81. dakikada sarı kart gören Joilson'u iki dakika sonra aynı tuzağa düşüren Cesar, rakibini oyundan attırıyor ve 10 kişi kalan Sao Paulo karşısında Fluminense, umutlarını tazeliyordu.

Karşılaşmanın hakemi Carlos Amarilla'nın işaret ettiği uzatma dakikalarının son saniyelerinde Fluminense, kazandığı köşe vuruşunu Thiago Neves ile kullanıyordu. Maç boyu, ev sahibi takım adına duran topların başında olan isim Neves'di; fakat en iyi vuruşu, belli ki, 90+3'e saklamıştı. Neves'in altıpasa gönderdiği ortaya kafayı vuran isim ise, maçın başında gol perdesini açan isim ile aynı olacaktı. Washington, herkesten yükseğe çıkarak takımına turu getiren golü atıyordu.

Fluminense, müthiş bir geri dönüş ile Sao Paulo'yu 3-1 mağlup ederek Yarı Final'e yükselmeyi başardı. Karşılaşma sonrası, ev sahibi ekipte müthiş bir sevinç vardı. Teknik direktör Renato Caucho, sevincini sahanın içerisinde yere kapaklanarak kutlarken Sao Paulo cephesinde, büyük bir hayalkırıklığı yaşanıyordu. Fluminense, Yarı Final'de Boca Juniors'ın rakibi oldu. Önemli bir iş başardılar; ama Final istiyorlarsa, daha büyüğünü yapmak zorundalar.

Hiç yorum yok: