22 Mayıs 2008 Perşembe

Manchester United: Bir Dramayı Daha Kazandı



Şampiyonlar Ligi'nde 2007-08 Sezonu Şampiyonu, Manchester United oldu. Normal süresi ve uzatma bölümü 1-1'lik eşitlikle geçilen Final'de Chelsea'ye seri penaltı atışları sonunda 6-5 ile üstünlük sağlayan Kırmızı Şeytanlar, 1999 yılında Bayern Münih'e karşı 2-1 kazandıkları şampiyonluk ile birlikte Şampiyonlar Ligi'nde ikinci kez mutlu sona ulaşmış oldu.

Karşılaşma öncesindeki yazıda, iki takım menajerinin çeşitli tercihler yapmak durumunda kalacağını söylemiştik. Manchester United adına savunmada Nemandja Vidic'in görev yapması çok önemliydi. Son iki sezon içerisinde büyük gelişim gösteren defans oyuncusunun takıma girmesiyle Owen Hargreaves ve Wes Brown gibi isimlerin yerleri değişecek, Manchester United da daha derli toplu bir yapıya kavuşacaktı.

Nemandja Vidic, savunmada Rio Ferdinand'ın yanındaki yerini aldı ve karşılaşma boyunca partneriyle birlikte sahanın en iyi isimlerinden oldu. Daha da önemlisi, Vidic'in oynayacak duruma gelmesi sonrası Wes Brown, sağ beke çekildi. Owen Hargreaves ise alışık olduğu orta sahaya. Bu yapıda Manchester United, Paul Scholes ve Michael Carrick'i Owen Hargreaves ile tamamlayacak, Chelsea'nin güçlü orta sahasına cevap verebilecekti.

Maç öncesi yazıdaki yorumlardan devam edersek; Sir Alex Ferguson'ın Hargreaves ve Carlos Tevez arasında tercih yapması gerekebileceğini düşündüğümüzü söylemiştik; çünkü orta sahadaki üçlü tamamlandığında kanatlara, ''kanat'' özelliği olan iki oyuncu gelmesini bekliyorduk. Maç öncesi kadrolar belirlendiğinde ise İskoç teknik direktörün farklı bir alternatif üzerine yoğunlaştığını görmüş olduk. Scholes-Carrick-Hargreaves üçlüsü ile orta sahayı kontrol edecek gibi gözüken Manchester United, Cristiano Ronaldo ve Carlos Tevez ile Wayne Rooney'ye destek olacaktı.

Alex Ferguson, dev maçta Carlos Tevez kozunu da oynamak istiyordu. Bu yüzden, sol tarafta Ryan Giggs, Nani ve Ji-Sun Park gibi alternatifleri gözardı etmişti. Orta sahadaki üçlüye sonuna kadar güvenebilirdiniz. İlerideki Ronaldo, Tevez ve Rooney üçlüsü ise, sürekli bir dönüşüm içerisinde olacaklardı. Sezon boyunca Manchester United, bu iki ''üçlü'' ile oynadığında bu şekilde bir yapıya bürünüyordu. Tevez'in yokluğunda Park veya Nani gibi bir isim, sol tarafta hücuma destek verirse de zaman zaman Ronaldo'nun forvet gibi oynaması sonucu United, karşılaşmaların bazı bölümlerine 4-4-2 ile oynuyordu; fakat dün akşam Tevez ile başlanınca işler biraz daha farklı oldu.

Chelsea cephesinde ise kadro ve sahaya yayılış açısından beklenenler gerçekleşti. Michael Ballack, Claude Makelele ve Frank Lampard, orta sahayı almışlardı. Ganalı Michael Essien ise kontenjan darlığı sonucu sağ beke kaydırılmış, maç öncesindeki son antrenmanda sakatlık geçiren Ashley Cole de maça sol bekte başlamıştı. John Terry ve Ricardo Carvalho tercihlerinde zaten bir sorun yoktu. Joe Cole ile Didier Drogba'nın da yeri garanti sayılırdı. Tercih yapılması gerekn bölge ise, ileri üçlünün sol tarafıydı. Chelsea menajeri Avram Grant, Florent Malouda ve Salomon Kalou arasından Malouda'yı seçerek başlıyordu, Moskova'daki Final'e.

Avram Grant'in sıradışı fikirlere sahip olmadığını söyleyebilirdik sanırım, maç öncesinde kadroları gördükten sonra. Kendisinden önce görev yapan Portekizli menajer Jose Mourinho'nun sisteminde büyük değişiklikler yapmayan Grant, hiç maceraya girmeden takımın oturmuş yapısını görev süresi boyunca aksatmadı ve Final maçında da aynı yoldan gitmeyi tercih etti.

İlk yarıda Sir Alex Ferguson'ın planları tutuyor gibiydi. Manchester United, saha içerisinde gruplar halinde yayılıyor ve kurduğu ikili üçlü futbolcu öbekleri ile etkili oluyordu. İlk yarıyı domine eden Kırmızı Şeytanlar'dı. Gol için de fazla beklemeyeceklerdi. Cristiano Ronaldo, bu sezon takımı adına 42. resmi golünü attığında Manchester United, 1-0 öne geçiyordu.

Manchester United'ın öne geçmesi durumunda gol yemeden maçı kazanabileceğini düşünüyordum, karşılaşma öncesi. Yarı Final'de Barcelona ile oynanan rövanş maçında 1-0'lık üstünlüğü ele geçirdikten sonra yaptıkları savunmadan oldukça etkilenmiştim, kırmızı formalıların. Tüm takım, topun arkasına geçiyor ve toplu halde savunma yapıyordu. Ronaldo, Tevez ve Nani gibi hızlı oyuncular da önlerine atılan toplarla rakip kaleye gidiyordu. Dün gece Chelsea, Manchester United'a cevap vermeyi başardı.

Frank Lampard'ın golüyle soyunma odasına beraberlik ile giden Chelsea, ikinci yarıda daha efektif oynayan takımdı; fakat ilerleyen dakikalarda bozulan zemin, yağan yapmur ve şampiyonluk stresi, iki takımı da zorlamaya başladı. Chelsea, sezon başından bu yana 62. resmi maçına çıkıyordu. Manchester United ise 57 (iki takımın milli oyuncularının sezon içerisinde yaptıkları maç sayısını da eklersek korkunç bir sayı çıkabilir karşımıza). Oyundan düşmeye başladıkları için suçlayamayız sanırım kendilerini.

Maçta normal sürenin bitimine üç dakika kala Manchester United adına tarihi bir an yaşanacaktı. Maçın ilk bölümünde Claude Makelele ile girdiği mücadele sonrası burnuna darbe alan Paul Scholes, 87. dakikada yerini Galli Ryan Giggs'e bırakıyordu. Chelsea ile yapılan Final mücadelesi, Giggs'in Manchester United adına 759. resmi maçıydı. Sir Bobby Charlton'ın 758 maçlık rekoru, tarih olmuştu artık. 2 Mart 1991 günü henüz 17 yaşındayken Everton karşısında Manchester United formasıyla ilk maçına çıkan Ryan Giggs, artık 34 yaşındaydı ve aradan geçen 758 maçta 24 kupa kazanarak zaten tarihe geçmişti. Milan için Paolo Maldini, Real Madrid için Raul ne anlam ifade ediyorsa Manchester United adına da Ryan Giggs aynı anlamlar içermeliydi.

Ryan Giggs, Luzhniki Stadı'ndaki dördüncü dakikasına hazırlanıyordu ki karşılaşmanın Slovak hakemi Lubos Michel, normal sürenin sona erdiğini belirten düdüğü çaldı. Maça Manchester United, iyi başlamış; daha sonra Chelsea oyunda dengeyi kurmuştu. Uzatma dakikalarına ise Didier Drogba'nın Nemandja Vidic ile girdiği tartışma sonrası gördüğü kırmızı kart damgasını vuruyordu. Bitime dört dakika kala çıkan bu kartın acısını Chelsea, penaltı atışları sırasında yaşayabilirdi.

Avram Grant ve Alex Ferguson, karşılaşmanın 120. dakikasında birer değişiklik yaptılar. Ferguson, Wes Brown'ın yerine Anderson'u sahaya sürerken Chelsea'de Claude Makelele ile Juliano Belletti yer değiştiriyordu. Bu hamleler sonrasında iki takımda birer penaltıcı belli olmuştu. İki takım da penaltı atışlarına iyi başlamışlardı ve skorda 2-2'lik eşitlik vardı; ama mutlaka birileri kaçıracaktı.

Cristiano Ronaldo, takımının üçüncü penaltısı için 11 metrelik uzaklığa geldiğinde bir şeylerin ters gittiği belliydi. Portekizli, çok kötü bir vuruşun ardından avantajı Chelsea'ye veriyordu. Chelsea'de Lampard ve Ashley Cole, hata yapmayacaktı. Nani'nin skoru 4-4'e getiren penaltısından sonra John Terry, maçı bitirmek ve şampiyon olmak için penaltı noktasına geliyordu; fakat 120 dakika boyunca futbolculara zehir olan zemin yine ''azizliğini'' gösterecekti. Topa doğru gelirken ayağını burkan Chelsea kaptanı, Edwin van der Sar'ı ters tarafa göndermesine rağmen top, direğe çarpıp dışarı gidiyordu.

1999 Finali, akıllara gelmişti belki de. 90. dakikayı 1-0 geride geçen Manchester United, David Beckham'ın normal sürenin sonundaki uzatma dakikalarında kullandığı köşe atışlarından iki gol bulmuş ve tarihin en dramatik maçlarından biri sonunda şampiyonluğa ulaşmıştı. Dün gece de Manchester United, kaybetmeye çok yakındı; ama şansları dönmüştü. Anderson ve Nani'den sonra Chelsea'de topun başına geçen Nicolas Anelka'nın vuruşunda van der Sar, başarılıydı. Manchester United ise ikinci kez Şampiyonlar Ligi Şampiyonu oluyordu.

Didier Drogba, 116. dakikada kırmızı kart görerek oyun dışı kalmasaydı, kuvvetle muhtemel, penalı atışlarından birini kullanacaktı. Bu durumda, belki de son atıcı John Terry olmayacaktı. Belki de Terry, Kaptan olduğu için son vuruşu kullanacaktı. Belki dünya umrunda olmayan Anelka, penaltıyı kaçırmayacaktı. Belki, belki, belki... Bu soruların cevaplarını bilemeyeceğiz, tabii ki; ama John Terry'nin yaşadığı hayal kırıklığını tahmin edebileceğiz.

İki takımdan birine yazık olacaktı. Chelsea'ye oldu. Chelsea, kazansaydı; Manchester United için aynı sözleri söyleyebilirdik. Şeytanlar, bir kez daha uçurumun kenarından dönüp şampiyon olmayı başardı. Dün geceki sonuçla, Avrupa'nın büyük liglerinden sonra Şampiyonlar Ligi de sona erdi. Kendimize geldiğimizde ise Euro 2008 başlayacak. Yaz mevsimi de boş geçmemiş olacak.

Hiç yorum yok: