11 Haziran 2008 Çarşamba

C ve D Grubu: İlk Maçların Ardından



Yeni haftanın ilk gününde Ölüm Grubu'nun bireyleri çıkıcaktı sahneye. Thierry Henry'nin sakatlığı ile sarsılan Fransa, günün ilk maçında Romanya ile karşılaşıyordu. Romanya ve Fransa eşleşmesinin ardından pazartesi gününün perdesi, Hollanda ve İtalya arasındaki maç sonrası kapanacaktı.

İsviçre'de başlayan turnuva, bir günlük Avusturya arasından sonra Zürih yoluyla tekrar İsviçre'ye dönmüştü. Fransa ve Romanya, Letzigrund Stadion'da kozlarını paylaşacaktı. Fransa'da Thierry Henry'nin yokluğunda, Karim Benzema ve Nicolas Anelka, hücum bölgesindeydi; fakat Anelka, daha çok 4-2-3-1'e kayan sistem içerisinde forvetin hemen arkasında Franck Ribery ve Florent Malouda ile görev yapacaktı.

Fransızlar adına bir diğer önemli eksik de Patrick Vieira'ydı. Premier Lig'deki Arsenal kariyeri sonrası belki de Avrupa'daki ön libero kavramını değiştiren bir çığır açan Vieira'nın eksikliği, teknik direktör Raymond Domenech tarafından Jeremy Toulalan ile kapatılmaya çalışılıyordu. Toulalan, defans ve orta saha arasında Claude Makelele ile birlikte görev yapacaktı.

Romanya teknik direktörü Vitor Piturca ise, Ölüm Grubu'nda hayatta kalabilmek adına defansif bir 11'le çıkıyordu Fransa karşısına. Cosmin Contra, sağ kanadında savunmasında görevliydi. Razvan Rat'ın görevi ise biraz daha zordu. Rat, maç boyu hem sol kanadı hem de rakip takımın etkili oyuncusu Franck Ribery'nin bindirmelerini savunmak durumundaydı. Gabriel Tamas ve Dorin Goain ile Romanya'nın defans dörtlüsü tamamlanıyordu.

Romanya'da Cristian Chivu ve Mirel Radoi, takımın en stratejik oyuncuları olarak karşımıza çıkıyordu ilerleyen dakikalarda. İki oyuncu, dörtlü defansın hemen önünde Fransa'nın muhtemel hücumlarında ilk toplara basacak isimler olacaktı. Romanya'nın stoper özellikle dört futbolcu, Tamas-Goain-Chivu-Radoi, oyuna başlaması karşılaşma hakkındaki niyetini belli ediyordu bir bakıma. Fransa da son maçlardaki, ''gol pozisyonuna girememe'' özelliğini Romanya maçında da unutmayınca ortaya son derece kısır bir oyun çıkıyordu. C Grubu'nda ilk golü izleyebilmek için biraz daha beklememiz gerekecekti.

Ölüm Grubu'nun ikinci maçında Hollanda ve İtalya, birbirlerine rakip oluyorlardı. 2006 Dünya Kupası Şampiyonu İtalya savunmasında çok büyük bir açık vardı. Alessandro Nesta, yıllarca Milli Takım'da beraber oynadığı partneri Fabio Cannavaro'yu İsviçre ve Avusturya'daki Finaller'de yalnız bırakacaktı; fakat İtalya'yı daha da kötüsü bekliyordu. Turnuva öncesindeki antrenmanlarda sakatlanan Fabio Cannavaro, kadrodan çıkartılmıştı. Hollanda karşısında İtalya'nın savunma ikilisi Marco Materazzi ve Andrea Barzagli'den oluşacaktı.

İtalya, yine de galibiyet adına söz sahibi olabilmek için güçlü bir nedene sahip olabilirdi. Gök Mavililer, orta sahada rakibe cevap verebilecek yetenekli oyuncuları kadrolarında tutuyorlardı. Andrea Pirlo, Daniele De Rossi ve Gennaro Gattuso'dan oluşacak bir üçlü orta saha, savunmadaki defoyu kapatabilirdi; fakat teknik direktör Roberto Donadoni, Milan modelini kendisine benimseyince De Rossi yerine Massimo Ambrossini ile oyuna başlıyordu. İleri uçta ise Luca Toni'nin yanında Antonio Di Natale, görev alacaktı.

İki takımın başındaki teknik direktörler, futbolculuk kariyerlerinde Milan forması altında birçok başarıya birlikte imza atmıştı; fakat Marco van Basten ve Roberto Donadoni, Euro 2008'de birbirlerine rakip olacaklardı. van Basten'in futbolculuğu döneminde Hollanda'yı Milan'da forma giyen üç yıldız taşıyordu ve Marco van Basten de bunlardan biriydi. Bugün ise Hollanda'nın vurucu ekibi, Real Madrid formasıyla rakiplerinin gözünü korkutuyor.

La Liga'da sezonu şampiyon olarak kapatan Real Madrid'in Hollandalılarından Arjen Robben, sakatlığı nedeniyle maç kadrosunda değildi; fakat Wesley Sneijder ve Ruud van Nistelrooy, göreve hazırdı. Hollanda maçın hemen başında etkili bir orta saha gücü ile İtalya'yı şaşkına uğratacaktı. Önümüzdeki sezon için Şampiyonlar Ligi vizesi alan Twente forması giyen Orlando Engelaar ve Hamburg'tan Nigel de Jong, İtalyan hücumlarını engelleyen isimler olurken Wesley Sneijder önderliğinde Rafael van dar Vaart ve Dirk Kuyt, Hollanda'nın hücuma bakan yüzü oluyorlardı. En uçta ise, usta bir bitirici vardı: Ruud van Nistelrooy!

Hollanda, iyi bir formülle çıkacaktı sahaya. İtalyanların Materazzi ve Barzagli'den kurulu defans hattı, maçın ilk dakikalarından itibaren Hollanda'nın ilgisini çekiyordu. Aradığı gole 26. dakikada Ruud van Nistelrooy ile ulaşan Portakallar, golün ardından gerektiği gibi oynamaya başlayacaktı. Hollanda, savunmasını ileri çıkarmaya başlayan İtalya'yı pas yeteneği üst düzeyde olan orta sahası ile tuzağa düşürecek ve ders niteliğindeki hızlı hücumuyla farkı ikiye çıkaracaktı.

İtalyan teknik direktör Roberto Donadoni, 54. dakikada takımının silkinmesi adına ilk olumlu hamlesini yapıyordu. 2006 Dünya Kupası'nda İtalyanların sol kanadını savunan Fabio Grosso, oyuna dahil olurken Marco Materazzi geliyordu kenara. Bu değişikliğin ardından İtalyanların ayakta kalmaya çalışan tek oyuncusu Gianluca Zambrotta, sağ arkaya geçecek ve değişiklikten önce bu bölgeden görev yapan Christian Panucci de Materazzi'nin boşalttığı stoper bölgesine yerleşecekti. İtalya, Grosso'nun oyuna girmesiyle daha derli toplu oynamaya başlıyordu; ama Hollanda'nın elinde bir silah daha vardı.

Donadoni, Grosso değişikliğini takip eden 20 dakikalık bölümde oyuna önce Alessandro Del Piero, daha sonra da Antonio Cassano gibi iki hücum oyuncusunu sürerek puan için son kozlarını oynuyordu. Hollanda ise söz konusu silahı, bu dakikalarda kullanma fırsatı bulacaktı. Maçın ilk yarısında mağlup duruma düştükten sonra Hollanda'nın tuzağına yakalanan Donadoni, belli ki durumdan hiç ders almamıştı.

Hollanda, Engelaar ve De Jong'un isabetli pas oranının yardımıyla savunmasının solundan Giovanni van Bronckhorst'u çıkarma lüksüne sahip oluyordu. Gio'nun sol kanattaki performansı, üçüncü gol öncesindeki hızlı hücumda da Hollanda adına kilit bir rol oyanacaktı. Hollanda, farkı üçe çıkarmıştı; ama kontra atak kaleci Edwin van der Sar'ın kurtarışı ile başlamıştı. Bu sezon kulübüyle oynadığı Şampiyonlar Ligi Finali'nde kalecinin ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu kanıtlayan Hollandalı, bu başlık altındaki çalışmasını Euro 2008'de de sürdürmüş oldu.

Karşılaşmanın son düdüğü çalındığında Marco van Basten'in takımı, Roberto Donadoni'nin ekibini bozguna uğratmıştı. Savunma futbolunun yaratıcısı İtalya, Hollanda maçında bu konuda herhangi bir B Planı'na sahip olmadığını gösteriyordu. Hollanda ise galibiyetin coşkusunu yaşamakla meşguldü.

C Grubu'ndaki takımların da sahne almasıyla sıra, D Grubu'na gelmişti. Salı gününün futbol menüsü, İspanya ve Rusya arasındaki mücadele ile başlayacak; son şampiyon Yunanistan ile İsveç'in karşılaşacağı maç ile sona erecekti.

Turnuva öncesi gözlerin üzerinde olduğu bir diğer takım, İspanya'ydı. Luis Aragones'in teknik direktörlüğünü yaptığı İspanya'nın kadrosunda geçtiğimiz sezon La Liga'nın en değerli oyuncusu olan Raul Gonzalez bulunmuyordu. Buna rağmen ileri ikilide Fernando Torres ve David Villa gibi iyi bir seçim şansı vardı, Aragones'in. Orta sahadaki geniş listeden ise Marcos Senna, Andres Iniesta ve Xavi Hernandez seçilmişti. Xabi Alonso ve Cecs Fabregas'ın yedek kaldığı rotasyonda David Silva, orta sahadan hücuma destek verecekti.

İspanya adına en büyük engel, nasıl Luis Aragones ise Rusya'nın turnuvadaki en büyük kozu da Guus Hiddink olarak gösterilebilirdi. Ruslar, Finaller için Hırvatlara minnettar olabilirdi; ama bundan sonrası için Hiddink'in repertuvarını geniş tutması gerekecekti. Ne var ki, Andrei Arshavin'tan iki maçlık cezası, sezonun en iyi çıkışını yapan Rus oyuncusu Pavel Pogrebnyak'tan da sakatlığı nedeniyle yararlanamayan Rusya, İspanya'ya çok fazla direnemiyordu.

İspanya'nın ileri ucunda oynayan David Villa ve Fernando Torres, birbirlerini son derece başarılı şekilde tamamlayan bir ikili olarak öne çıkacaklardı, maçın ilk bölümünde. Torres'in dripling özelliği, Villa'nın fırsatçılığı ve gol sezgisi ile birleşince İspanya adına hücum bölgesinde yenilmez bir kombinasyon oluşuyor. Maçın ilk golü, tam olarak Torres ve Villa ikilisinin futbol yeteneklerinin sergilendiği görüntüler sonrası ortaya çıkıyordu. İspanya, Rusya'ya fazla güçlü gelmişti ve Boğalar, ilk maçtan 4-1'lik galibiyetle ayrılarak ''büyük turnuvaların yetenekli ama başarısız takımı'' ünvanını değiştirmek için kararlı olduğunu gösterdi.

Gruplardaki ilk maçlar, Yunanistan ve İsveç arasındaki mücadele ile kapanacaktı. Son şampiyonun turnuva öncesinde savunma futbolundan farklı olarak herhangi bir fikrinin olmadığını ve üzerine çevrilen gözler nedeniyle başarılı olamayacağını düşündüğümüzü söylemiştik. Yunanistan, üzerindeki stresin altından kalkamayacağını İsveç karşısında herkese gösterdi. İlk yarıda topu, kendi sahalarında dolaştırarak 0-0'ın üzerine yatmaya çalışan Otto Rehhagel'in öğrencilerinin planı, ancak 67. dakikaya kadar gündemdeki yerini koruyabildi.

Turnuva öncesinde, İsveç takımını değerlendirirken Zlatan Ibrahimovic'in rakipler için son derece sinir bozucu bir forvet olduğunu söylemiştik. İsveçli oyuncu, dün akşam Komşu'nun sinirlerini hoplatan hamleyi karşılaşmanın 67. dakikasında yapıyordu. Arkasından gol yediği için şaşıran ve ne yapacağını bilemez hale gelen Yunan savunması, Petter Hansson'a da engel olamayınca İsveç, 2-0'lık üstünlüğü yakalıyordu.

Savunma futbolu, genelde ilgi görmez. Sevmeyenlerin birçok nedeni olabilir elbette; ama bir futbolsever olarak
Chelsea ya da Milan'ın uyguladığı savunma stratejilerinden çoğu zaman zevk aldığımı söyleyebilirim. Savunma da, hücum gibi futbolun bir parçasıdır sonuç olarak. Tüm bunların yanında bir savunma takımı olduğu söylenen Yunanistan'ın ise herhangi bir stratejiye sahip olmadığı dün akşam açıkça belgelendi, İsveç karşısında. Böylesine çağ dışı ve dar fikirli savunma yapan başka bir takım olduğunu da düşünmüyorum açıkçası.

İsveç'in Yunanistan'ı 2-0 mağlup ettiği karşılaşmanın ardından turnuvada maç yapmayan takım da kalmamış oldu. Dört günde oynanan sekiz karşılaşmada öne çıkan veya dikkat çeken oyuncular da vardı, tabii ki. Onlar da bir sonraki mesajda...

Hiç yorum yok: