12 Haziran 2008 Perşembe

Euro 2008: 16 Maçın Ardından, Altın Karma



Büyük turnuvalardaki klasiklerdendir, altın veya gümüş karmalar. Genel olarak turnuva sonlarında, başarılı oyuncuları onore etmek adına oluşturulan kadrolarda favori oyunculara yer açmak adına farklı sistemler denenir ve ortaya iyi veya kötü bir sonuç çıkarılır. Tüm takımların sahne aldığı 16 maçlık periyodun ardından biz de ilgimizi çeken başarılı oyuncuları belli bir sistem içerisinde sürelim istedik sahaya.

Sistem, turnuva geneline hakim olan 4-2-3-1 (ama kabul etmek gerekir ki, bazı oyunculardan yeni bölgelerinde ekstra performans beklemek durumunda kalabilirsiniz). Her pozisyon için çeşitli adaylar belirledikten sonra, ilk maçlardaki performanslar göz önünde bulundurularak, iyi bir 11 çıkarılmaya çalışılacak.

Kaleden başlayalım. Üç aday var:

- Petr Cech (Çek Cumhuriyeti),
- Stipe Pletikosa (Hırvatistan),
- Edwin van der Sar (Hollanda).

Turnuvanın açılış maçında ev sahibi İsviçre ile karşılaşacak Çek Cumhuriyeti'nin kalecisi Petr Cech için karşılaşmanın yapılacağı St. Jakob Park, nostaljik bir geri dönüş anlamına gelebilirdi. 2002 UEFA U-21 Avrupa Şampiyonası Finali'nde Fransa ile mücadele eden Çek Milli Takımı'nın kalesini koruyan Cech, seri penaltı atışlarına giden karşılaşmada Fransızların kullandığı iki penaltı vuruşunu çıkararak ülkesinin U-21 seviyesinde Avrupa Şampiyonu olmasını sağlamıştı.

Petr Cech, Eur0 2008'in açılış maçında da eski anılarını hatırlamış gibiydi. Mağlup olmasına karşın karşılaşmanın genelinde üstün olan İsviçre'nin en önemli gol tehlikelerinde ev sahibi ekibin karşısına çıkan isim, Petr Cech olacaktı. 2006 yılının Ekim ayında oynanan Reading maçında başına aldığı darbeden dolayı ancak özel bir aparat ile sahalara geri dönebilen Cech, takımı 1-0 öndeyken İsviçre'nin Tranquillo Barnetta ile bulduğu fırsatta kalesinde devleşerek bir yerde ülkesine ekstradan iki puan kazandıran isim oluyordu.

Turnuvanın ikinci gününde bir başka ev sahibi, sahne alacaktı; fakat Avusturya, Hırvatistan maçı sonrası tıpkı komşusu gibi, ''daha iyi oynamasına karşın rakip kaleciye takılan takım'' ünvanından öteye gidemiyordu. Maçın dördüncü dakikasında Luka Modric'in attığı penaltı golüyle 1-0'lık üstünlük sağlayan Hırvatistan önündeki Avusturya, maçın son dakikalarında Ivica Vastic ve Ümit Korkmaz ile yakaladığı pozisyonlarda karşısında Stipe Pletikosa'yı buldu.

Stipe Pletikosa'nın 90 dakika boyunca gösterdiği performans, maç sonrası UEFA tarafından ''Maçın Adamı Ödülü'' ile taçlandırılıyordu. ''Savunmanın en gerisinde oynayan Josip Simunic ve Robert Kovac özelinde tüm takım iyi bir iş çıkardı'' diyordu maçın ardından Pletikosa. ''En iyi oyunumuzu gösteremedik; ama ilerleyen maçlarda kendimizi kanıtlayacağımızı ve daha iyi futbol oynayacağımızı düşünüyorum. Şanslıydık, önemli olan üç puandı. Bu yüzden çok mutluyuz''. Pletikosa, bir adım önde. Kabul ediyorum, evet.

Kale için son adayımız, ilk dört gün sonunda en çarpıcı performansı sergileyen Hollanda'dan Edwin van der Sar. Juventus Kulüp Tarihi'ndeki ilk yabancı kaleci olan van der Sar, takımının 3-0 kazandığı İtalya maçının gerekli olan dakikalarında sahne alarak ne kadar güvenilir bir isim olduğunu kanıtladı. Skor, 2-0 iken İtalya'nın Alessandro Del Piero ile kullandığı serbest vuruşu çıkaran ve 3. golün geleceği karşı atağı başlatan kaleci, başarılı performansına karşın Pletikosa ve Cech ile farklı kategorilerde değerlendirilebilir, altın karma için. Bu kategorideki rakipleri, takımlarının galibiyetinde direkt rol oynadıkları için biraz daha öndeler. Pletikosa da Cech'in önünde. Dolayısıyla,

Kazanan: Stipe Pletikosa (Hırvatistan)

Takım, sahaya 4-2-3-1 sistemi ile yayılacağı için bir de hücum gücü ortalamanın üzerinde olan sağ beke ihtiyacımız var. İlk maçlar sonunda, sağ bek açısından sıkıntı yaşanmayabilir. Öne çıkan üç oyuncu şu şekilde belirleyebiliriz, yine de:

- Zydenek Grygera (Çek Cumhuriyeti),
- Jose Bosingwa (Portekiz),
- Philipp Lahm (Almanya).

Petr Cech gibi Çek Cumhuriyeti'nin 2002'de Avrupa Şampiyonu olan jenerasyonunun temsilcilerinden olan Zydenek Grygera, takımının Euro 2008'in açılış maçında üç puanı kazanmasına yardımcı olan isimlerden biriydi.

Zydenek Grygera ve Philipp Lahm, ilk maçlar sonunda savunmanın sağı için iyi birer alternatif olabilirler; ama Jose Bosingwa'nın Türkiye karşısındaki performansı, seçim yapmayı zorlaştırmayacaktır. 1982 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde dünyaya gelen Bosingwa, turnuva öncesi 20,5 milyon euro bonservis karşılığında Porto'dan Chelsea'ye transfer oldu.

Türkiye maçının henüz ilk dakikalarında hücuma çıkarak aslında maçın geri kalanı hakkında kendisi ile net fikirler veren Jose Bosingwa, açık ara en iyi sağ kanat savunucusu olarak akıllarda kalacaktı, ilk maç performanslarının ardından.

Kazanan: Jose Bosingwa (Portekiz)

Savunmanın göbeği için de aday sayısında bir bolluk olduğu görülebilir. İlk maçlarda öne geçen tüm takımlar, sahadan galip ayrılınca birçok başarılı stoper performansı ortaya çıktı (her ne kadar iki isim, diğerlerinin önüne geçse de). Bu bölgede dikkat çeken beş oyuncuyu şu şekilde değerlendirebiliriz:

- Tomas Ujfalusi (Çek Cumhuriyeti),
- Pepe (Portekiz),
- Robert Kovac (Hırvatistan),
- Christoph Metzelder (Almanya),
- Cristian Chivu (Romanya).

İlk maçlar sonrası, savunmadaki güçlü duruşlarıyla kazanan takımlar oldu. Çek Cumhuriyeti, Portekiz ve Hırvatistan, söz konusu kategorinin en önemli ekipleri olarak dikkat çekti. Turnuvanın açılış karşılaşmasında İsviçre'ye karşı 90 dakika boyunca savunmasının liderliğini yapan Tomas Ujfalusi, gösterdiği performansla ''Maçın Adamı'' olmayı da başardı. Bizim kadromuza girmek için yeterli bir referans olarak görülebilir, bu durum.

Ujfalusi'nin savunmadaki partnerliğini Portekiz'den Pepe yapacak. Türkiye karşısındaki oyunuyla Pepe, bunu fazlasıyla hak ediyor. 2007 yılında Portekiz vatandaşı olan ve daha önce Brezilya'da çeşitli kategorilerde milli olan oyuncu, geçtiğimiz sezon başında 30 milyon euro karşılığı transfer olduğu Real Madrid takımında gösterdiği başarılı performansı, Euro 2008'e taşıyınca turnuvanın ilk maçında Portekiz için ilk resmi golünü de atmış oldu.

Pepe ve Ujfalusi ile savunmada oldukça agresif bir ikili yakalamış olabiliriz. Pepe, Brezilyalı DNA'sıyla ileri çıkışlarda takımı adına olumlu sonuçlar çıkarırken Ujfalusi, karizmasıyla takım savunmasını hizaya getirebilir.

Savunmada iki isim, diğerlerinin önüne geçti; ama ilk maçlardaki performansları ile en azından onur kürsüsünde olmayı hak eden isimler de var. Avusturya karşısında maçın büyük bölümünü topun arkasında geçiren Hırvatistan'ın savunmasında Robert Kovac, kaleci Pletikosa ile birlikte galibiyette önemli rol oynadı. Christoph Metzelder, Polonya maçında oyunuyla güven verdi. Romen Chivu ise, Fransa maçının kağıt üzerindeki taktiğinde orta saha başlayacak gibi görünse de, dakikalar ilerledikçe geri çekilen takımının savunmadaki lideri oldu.

Kazanan: Tomas Ujfalusi (Çek Cumhuriyeti) ve Pepe (Portekiz)

2006 Dünya Kupası'nda İtalya'dan Fabio Grosso ve Almanya'dan Phillip Lahm'ın öne çıktığı sol bek bölgesi için Euro 2008'in ilk maçları sonrasında da üç aday belirleyebiliriz. Yine, diğerlerinden fazlasıyla olan bir isim var:

- Marcell Jansen (Almanya),
- Razvan Rat (Romanya),
- Gio van Bronckhorst (Hollanda).

Almanların 22 yaşındaki sol kanat savunucusu Marcell Jansen, Bundesliga'da umut vaad eden görüntüsünü Euro 2008'e de taşımış gibi görünüyordu, Polonya maçındaki performansıyla. 2006 Dünya Kupası'nda da Almanya'nın kadrosunda bulunan Jansen, teknik direktör Jurgen Klinsmann'ın o bölgedeki Phillip Lahm tercihi nedeniyle ikinci planda kalmıştı. Jansen'in son iki sezonda iyi bir gelişme gösterdiğini söylemek mümkün.

Fransızlar karşısında maçın çok büyük bölümünde savunmaya gömülü oynayan Romanya takımında, takım arkadaşlarına göre daha sıkı görevler üstlenmek durumunda kalan bir oyuncu vardı. Razvan Rat, Fransa'nın turnuvadaki en büyük kozu Franck Ribery'nin bulunduğu kanadı savunacaktı. Zinedine Zidane sonrası derin bir uykuya dalmış olan Fransa'nın bu görüntüsünü bozmamasının da yardımıyla Rat, 90 dakika boyunca oldukça başarılı bir performans sergiledi. Onur kürsüsünde olmayı hak etti.

İlk maçların en başarılı takımı Hollanda olmuştu. İtalyan savunmasını yıllar sonra çok kötü durumlara düşüren Hollanda'nın 3-0'lık galibiyetinde en önemli paya sahip olan oyunculardan biri, hiç kuşkusuz, Giovanni van Bronckhorst olacaktı. Gio, takımının bulduğu 2. ve 3. goldeki derslik kontra atakların başlangıcındaki kilit isimlerden biriydi. İkinci golde oyunun akışını sol kanattan sağ kanada çevirerek İtalyan savunmasını dengesini bozan oyuncu, takımının üçüncü golüne de imzasını atarak başarılı performansını taçlandırdı. İlk maçlar sonrası, mevkiidaşlarından öndeydi.

Kazanan: Giovanni van Bronckhorst (Hollanda)

Takımı 4-2-3-1 sistemi ile sahaya süreceğimizi söylemiştik. Savunmada fena bir dörtlü kurmadık. Kaleci yönünden de pek sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum. Geldik, en önemli bölgeye. 4-2-3-1'de savunma ile hücum arasında görev yapan oyuncular, takımın en stratejik görevlerine sahip olan isimlerdir. Bu oyuncuların pas yetenekleri ve defansif bilgileri, tüm görüntüyü değiştirebilir. Dikkatli olmalıyız seçim yaparken, bu yüzden. Adayları belirleyelim:

- Joao Moutinho (Portekiz),
- Claude Makelele (Fransa),
- Nigel de Jong (Hollanda),
- Orlando Engelaar (Hollanda),
- Marcos Senna (İspanya).

Maniche'nin olmadığı Portekiz orta sahasında Petit'nin partnerliği için birkaç aday bulunuyordu; ama teknik direktör Luiz Felipe Scolari, tercihini Moutinho'dan yana kullanacaktı. Kariyerine ülkesinin takımlarından Sporting Lizbon'da devam eden Moutinho, hücum yetenekleri savunma tarafından daha kuvvetli bir oyuncu. 4-2-3-1'in orta sahasında oynayan bir futbolcudan defansif anlamda büyük beklentilerde olabilirsiniz; fakat Türkiye'nin Portekiz'i karşılayan taktiğinden dolayı Moutinho, oyunun iki tarafında da oldukça rahat hareket etme lüksünü buldu.

İkinci golden hemen önce, iki savunma oyuncusunu oyundan düşürdüğü hamle bile tek başına yeterli olabilir, kadroya girebilmesi için.

İlk maçlar sonrası turnuvadaki en sürpriz oyuncu performansı, Orlando Engelaar'dan geldi. Hollanda'daki Şampiyonlar Ligi Elemeleri'nde Ajax'ı saf dışı bırakan Twente'nin kaptanlığını yapan 1.96'lık oyuncu, yıldızlarla dolu Hollanda orta sahasında sadece boyunun uzunluğu ile değil isabetli pas yüzdesi ve İtalyanların tüm ataklarını karşılayan ilk isimlerden olmasıyla da dikkat çekti.

Kulüp takımında ofansif anlamda daha etkin görevler alan Engelaar'ın Hollanda rotasyonunda görevini benimseyip olgun bir görüntü sergilemesi ise, takdir edilecek bir durum. Nigel de Jong ve Wesley Sneijder gibi oyuncuların yardımını unutmamak gerekir, tabii. Özellikle de Jong, bu bölge için onur kürsüsüne çıkmayı kesinlikle hak ediyor.

Orta sahadaki ikili için diğer adaylarımız Marcos Senna ve Claude Makelele. Romanya ile golsüz berabere kalan Fransa takımının savunmasıyla ayakta kalan tek oyuncusu Makelele'ydi. Karşılaşmadan sonra, ''Maçın Adamı'' seçilen Makelele'nin genel görüntüde ise rakipleri, daha fazla. İspanyol takımında birçok marka ismin arasından çıkarak orta sahanın lideri olan Senna'nın ismini de andıktan sonra kazananları beliryelim:

Kazanan: Joao Moutinho (Portekiz) ve Orlando Engelaar (Hollanda)

Değerlendirmelerimizin başında, 4-2-3-1 sisteminin uygulanabilmesi için bazı oyunculardan esktra performanslar beklememiz gerekebileceğini söylemiştik. Başarılı oyunculara yer açabilmek adına geliştirilen bu stratejide sağ açık için bazı lüksleri almamız gerekebilir. Adayları yazalım:

- Libor Sionko (Çek Cumhuriyeti),
- Martin Harnik (Avusturya),
- David Villa (İspanya).

Libor Sionko, ilk maçta savunmadaki başarısıyla dikkat çeken Çek Cumhuriyeti takımı adına, golü atan Vaclav Sverkos'u bir kenara bırakırsak, hücum anlamında olumlu işler yapan tek oyuncuydu. Gol bölgesinde yakaladığı birkaç pozisyonda başarısız olan Libor Sionko'nun ilk maçlar sonrası hakkının, teslim edilmesi gerekiyor.

Turnuva öncesi Avusturya Milli Takımı'nı değerlendirirken, 2007 yılında Kanada'da düzenlenen U-20 Dünya Futbol Şampiyonası'nda Yarı Final oynayan Avusturya'nın genç jenerasyonundan bahsetmeye çalışmıştık. O takımın en yetenekli oyuncusu olarak gösterilen Martin Harnik, Kanada'daki turnuvada görev yaptıktan sonra ülkesinin Euro 2008 kadrosuna giren üç oyuncudan biriydi. Forvet arkasındaki koşularıyla dikkat çeken ve rakip savunmayı zaman zaman zor durumlara düşüren Harnik'in çabası, galibiyet için yeterli değildi; ama gayreti takdir edilmeliydi.

İtiraf etmek gerekir ki, santrfor bölgesinde bir kişilik kontenjan açabilmek adına David Villa'dan iyi bir sağ kanat performansı bekliyorum. Rusya maçında üç gol atarak turnuvaya müthiş bir giriş yapan Villa, Euro 2008 sonrası Barcelona veya Real Madrid'e transfer olabilir. Ayrca hücum gücü yüksek ve 4-2-3-1 sistemi ile oynayan bir takımda sağ açık için hiç de fena bir seçim değil (evet, hala zorluyorum).

Kazanan: David Villa (İspanya)

Sekiz maçlık performanslar sonrası, isminin tartışılmayacağı bir oyuncunun bulunduğu forvet arkasına geldi sıra. Hemen adaylara geçelim:

- Michael Ballack (Almanya),
- Adrian Mutu (Romanya),
- Wesley Sneijder (Hollanda).

Forvet arkası için Wesley Sneijder ismi, turnuvadaki diğer oyuncuların çok önünde olduğu için alternatif bulmakta oldukça sıkıntı çekmiş olabileceğimizi söyleyebilirim. Bu yüzden Adrian Mutu ve Michael Ballack seçimleri, biraz zorlama oldu. Yine de Ballack'ın Polonya'yı 2-0 mağlup eden Almanya için ofansif anlamda iyi işler yaptığını ve Mutu'nun da Fransa karşısında rakip kaleye hamle yapmaya çalışan nadir Romenlerden biri olduğunu söyleyebiliriz.

İlk maçlar sonrası, ''iyi performans sayısının en fazla olduğu takım'' olan Hollanda'da ''en değerli oyuncu'' seçilen Wesley Sneijder'in forvet arkasındaki kontenjanı için hiç kimsenin itirazı olmayacaktır.

Kazanan: Wesley Sneijder (Hollanda).

İlk maçlar sonunda, sol açık için de birkaç aday belirleyebiliriz; ama bir tanesi, diğerlerinin önüne geçmiş olacak tabii. Adaylar şu şekilde:

- Simao (Portekiz),
- Lukas Podolski (Almanya),
- Rafael van der Vaart (Hollanda).

Rafael van der Vaart, turnuvanın ilk dört gününe damga vuran Hollanda orta sahasının belki de gölgede kalan ismi oldu. Yıllardır, bencil olduğu gerekçesiyle çeşitli eleştiriler alan van der Vaart'ın İtalya maçındaki performansını, ''olgun bir orta saha oyuncusu'' olarak yorumlamak yanlış olmayacaktır.

Portekiz'den Simao da Nani ve Ricardo Quaresma gibi alternatiflerin önüne geçtiği sol kanatta Türkiye'ye karşı iyi bir performans göstermeyi başardı.

Almanya teknik direktörü Joachim Löw, Polonya maçı için ileri uçta Mario Gomez ve Miroslav Klose ikilisine görev verinci Lukas Podolski adına istikamet sol kanat olmuştu; ama Polonya sınırları içerisinde dünyaya gelen oyuncu, attığı iki gol ile görev yaptığı bölgenin çok da önemli olmadığını kanıtlar gibiydi. Diğer adayların önüne geçen bir performansa imza atmıştı.

Kazanan: Lukas Podolski (Almanya).

4-2-3-1 sistemi ile sahaya yayılacak takımımızın santrforuna geldi şimdi de sıra. David Villa'nın sağ açık ve Lukas Podolski'nin de sol açık olduğu dizilişte iyi bir golcü ile üst seviye bir takım çıkabilir ortaya. Adaylara bakalım hemen:

- Ruud van Nistelrooy (Hollanda),
- Fernando Torres (İspanya),
- Zlatan Ibrahimovic (İsveç).

Turnuvanın ilk iki gününde az gollü ve savunma ağırlıklı maçlar izledikten sonra Hollanda-İtalya maçı, tüm futbolseverlere ilaç niteliğinde gelmişti. Hollanda, İtalya'ya ders verirken Portakallar'dan birçok oyuncu gösterdikleri performansla yıldızlaşmayı başarmıştı. Maçtaki ilk golü atan Ruud van Nistelrooy da bu oyunculardan biriydi. İtalya karşısında attığı golle Hollanda Milli Takımı'nın gelmiş geçmiş en çok gol atan ismi olabilmek adına Patrick Kluivert'a bir adım daha yaklaşan van Nistelrooy'un ünvanı ele geçirmesi için ülkesine sekiz gol daha kazandırması gerekiyor.

Turnuvaya defansif oyun anlayışı hakim olunca başarılı forvet performanslarına da susamıştık, açıkçası. Neyse ki C ve D Grubu, imdadımıza yetişti. İspanya'nın Rusya'yı 4-1 yendiği karşılaşmada antrenör Luis Aragones tarafından zamansızca kenara alınan Fernando Torres, oyunda kaldığı 54 dakika boyunca oldukça başarılı bir oyun ortaya koydu. Bu süre içerisinde gol atamasa da Torres, hücumdaki partneri David Villa'ya boş alan yaratmak konusunda son derece iyi gözüküyordu.

Turnuvada sahne alan son iki takım Yunanistan ve İsveç arasındaki mücadeleye damgasını vuran isim, alışılageldiği gibi İsveçli forvet Zlatan Ibrahimovic oldu. Yunanların kitlediği oyunu tek hamleyle açan Ibrahimovic, takımına üç puanı getiren en önemli isimdi. Ibrahimovic'in performansı, karşılaşma sonrası, UEFA tarafından ''Maçın Adamı'' seçilerek tescillendi.

Fernando Torres ve Ruud van Nistelrooy gibi oyuncular, dikkat çekici performanslar sergileseler de Ibrahimovic'in oyunu, direkt olarak galibiyete etki ettiği için alternatiflerin arasından öne çıkan isim olacaktı.

Kazanan: Zlatan Ibrahimovic (İsveç)

Son olarak, bir de oyuncuların dizilişlerine bakalım:

---------------------Pletikosa--------------------
---------------------------------------------------
-----Bosingwa----Pepe-------Ujfalusi----Gio-----
---------------------------------------------------
----------Moutinho-----------Engelaar------------
---------------------------------------------------
-----Villa-----------Sneijder-----------Podolski---
---------------------------------------------------
------------------Ibrahimovic---------------------

Hiç yorum yok: