14 Haziran 2008 Cumartesi

Hollanda: Ölümsüz Portakal !



C Grubu'nun ilk maç gününde, 2006 Dünya Kupası Şampiyonu İtalya'yı 3-0 mağlup eden Hollanda, ikinci maçında da hız kesmedi ve İtalya'nın 2006 yılında Final oynadığı Fransa'yı 4-1 ile darmadağın etti. Bu galibiyetle Hollanda, Ölüm Grubu'ndan lider olarak çıkmayı garantiledi ve son Dünya Kupası'nda Final oynayan iki takıma toplamda 7 gol atmış oldu.

Turnuva öncesi süreç, Hollanda Milli Takımı adına hiç de olumlu gelişmemişti. 70'li ve 80'li yıllarda ''Total Futbol'' anlayışı ile, hücum futbolundan örnekler sergileyen Portakallar, teknik direktör Marco van Basten'in antrenörlüğünde 2006 Dünya Kupası'nı hayalkırıklığı ile noktalamış, Euro 2008 Elemeleri'nde de Romanya'nın arkasında kalmıştı. Hollanda'nın futbol kimliğini kaybetmek üzere olduğu ve gidişatın çok daha kötü olacağı sıkça konuşulur olmuştu, turnuva öncesi.

Hollanda, yıllar boyu her jenerasyonda üst düzey hücum oyuncularına sahip olmuştu, Johan Cruijff, Marco van Basten, Ruud Gullit, Dennis Bergkamp, Patrick Kluivert gibi; fakat hiçbir zaman İtalya veya Fransa düzeyinde takım savunma yapamamıştı. Hollanda adına başarıya giden her türlü yol, hücum futbolundan gitmeliydi.

Kendi ülkesinde düzenlenen Euro 2000 Finalleri'nde her dakika hücum kokan oyunuyla gönülleri fetheden Hollanda, Fransa'nın yanı sıra Çek Cumhuriyeti ve Danimarka'nın da bulunduğu gruptan 9 puan ile lider çıkıp Çeyrek Final'de Yugoslavya'yı 6-1 ile dağıttıktan sonra Yarı Final'de İtalya'nın karşısına çıkmıştı. Sporun her dalında, ''iyi hücum-iyi savunma'' karşılaşması olmuştur, oluyordur; fakat Euro 2004 Yarı Finalleri'ndeki İtalya-Hollanda eşleşmesi, özellikle NBA maçlarında gördüğümüz bu klasikten çok daha farklıydı.

Hollanda, uzun yıllar unutulmayacak (ki hala unutulmadığına göre, hiç de fena bir maç olmamış) bir maç sonrasında İtalya'ya seri penaltı atışları sonrası kaybederek turnuvadan elenmişti. Maç içerisinde Frank de Boer ve Patrick Kluivert ile iki penaltı vuruşundan yararlanamayan Hollanda, kendi sahasından nadiren çıkan İtalya'ya seri penaltılarda 3-1 mağlup olmuştu.

Euro 2004'te de hücum futbolu, Hollanda'yı ancak Yarı Finaller'e kadar taşıyabilmişti. Hep iyi oynayan taraf olmasına karşın savunma takımlarına kaybeden Hollanda, bu sinir bozucu durumun etkisinden kurtulabilmek adına çözümü, savunma futbolunu denemek olarak bulmuştu. 2006 Dünya Kupası'nda Arjantin, Fildişi Sahilleri ve Sırbistan & Karadağ ile mücadele eden Hollanda, 7 puanla gruptan çıkarken üç maç sonunda kalesinde 1 gol görürken rakip fileleri sadece 3 kez havalandırabiliyordu.

Savunma futbolu, Dünya Kupası'nın Ölüm Grubu'nda hiç de fena işlememişti; ama bu oyun stili, Hollanda'yı temsil etmiyordu. Bu durumun anlaşılması için ise çok fazla zaman geçmesine gerek kalmayacaktı. İkinci Tur'da Portekiz'e 1-0 mağlup olan Hollanda, gerçeğin farkına varıyordu. Dünya Kupası sonrası yaşanan gelişmeler ve Euro 2008 Elemeleri'ndeki iyi olmayan oyun, Hollandalıların İtalya ile Fransa'nın bulunduğu gruptan çıkamayacaklarını düşünmeleri için yeterli verilerdi. Üstelik grubun en zayıf halkası Romanya, Euro 2008 Elemeleri'nde Hollanda'dan dört puan almayı başarmıştı.

Euro 2008, Hollanda adına oldukça önemli bir dönüm noktasıydı. Portakallar, Total Futbol'un henüz ölmediğini ve yeni jenerasyon ile birlikte tekrar canlanabileceğini göstermek durumundaydılar. İtalya karşısındaki muhteşem futbol, ''futbolseverleri'' umutlandırmıştı. Yunanistan'ın Euro 2004'teki şampiyonluğunun ardından futbol için ümidini kesenler için, tekrar bu spora tutunma adına harika bir gelişmeydi, Hollanda'nın 3-0'lık İtalya galibiyeti. Bu kez hücum, savunma yenmişti.

Hollanda'nın o asi futbol ruhu geri dönmüş müydü, peki? Sadece bu sorunun cevabını bulabilmek için bile ekran başına geçilebilirdi. Hollanda, ilk maçtaki kadrosunda değişiklik yapmamıştı. van Basten, İtalya karşısındaki oyun anlayışından ödün vermeyeceğini gösteriyordu bu kararıyla. Fransa'da ise Romanya maçında rakip kaleye gidemeyen kadrodan Karim Benzema ve Nicolas Anelka yerine Thierry Henry ile Sidney Govou sahadaydı.

Hollanda, İtalya maçındaki orta saha başarısını Fransa karşılaşmasına da taşıyacak gibi görünüyordu ilk yarıda. Wesley Sneijder ve Rafael van dar Vaart gibi teknik kapasitesi üst düzeyde olan iki oyuncuya sahip olan Hollanda, Orlando Engelaar ve Nigel de Jong ile pas yüzdesini artıyor; sağ kanattan hücuma akan Dirk Kuyt ile de Ruud van Nistelrooy'a kadar uzanıyordu. Maçın sekizinci dakikasında golün geleceği köşe vuruşu da Dirk Kuyt'ın sağ çizgiden içeri girme teşebbüsünün bir sonucuydu.

Hollanda, köşe vuruşunda Dirk Kuyt'ın kafası ile golü bulmuştu. Fransa, 30. dakikadan itibaren Franck Ribery ve Thierry Henry ile oyunda dengeyi yakalasa da soyunma odasına 1-0 önde gitmeyi başarıyordu, Hollanda. Hollanda gibi DNA'sı hücum futbolu ile dolu olan bir takımı savunmaya dayalı bir ekip hale getirdiği için eleştirilen Marco van Basten, ikinci yarı öncesi şok bir değişiklik yapıyordu.

Orta sahada pas trafiğini ayarlamasına karşın hücuma pek fazla katkı yapamayan Orlando Engelaar'ın yerine ilk maçta sakatlığı nedeniyle forma giyemeyen Arjen Robben dahil oluyordu oyuna. İkinci yarının 15 dakikalık bölümünde etkili olmaya devam eden Fransa karşısında van Basten, 55. dakikada bir değişiklik daha yapacaktı. Golün sahibi Dirk Kuyt, Robin van Persie ile yer değiştiriyordu. Bu hamleler ile birlikte Hollanda, durdurulması imkansız bir kontra atak takımı haline gelebilirdi.

Hollanda, son derece modern bir savunma yapıyordu. Top, rakipte iken 11 kişi ile topun arkasına geçen Hollanda, pas yeteneği üst seviyede olan oyuncuları sayesinde tek pasın ardından rakip savunmanın arkasına sızabiliyordu. Bir kozu daha vardı, Hollanda'nın. O tek pasa gerek kalmadan, rakibin tüm savunma oyuncularını peşinden koşturabilecek Arjen Robben. Thierry Henry ile skor 1-0 iken beraberlik fırsatını kullanamayan Fransa, Hollanda'nın Robben ile kurduğu tuzaktan kurtulamıyordu. İki gol öncesi akılalmaz bir atak yapan Robben'in koşusu, van Persie'nin vuruşu ile sona erdiğinde Hollanda, farkı ikiye çıkarıyordu.

Hollanda'nın orta sahasına hayran kalmamak elde değildi. İlk maçta, isabetli pas yüzdesi oranı tavanlarda dolaşan Hollanda, uzun ve bilinçli paslar ile futbol adına harika görüntülerin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Bu başarıda stratejik bir isim vardı: Giovanni van Bronckhorst. Gio, takımının 2-0'lık üstünlüğü yakalamasının ardından da görev yaptığı sol kanattan sağ kanada rakip savunmanın dengesini alt-üst edecek uzun paslar gönderecekti; fakat Hollanda'nın orta sahada Fransa'ya hazırlığı sürpriz biraz daha değişikti.

Fransa, skorda 1-0 gerideyken tercih ettiği oyun sistemi ile devam ediyor; fakat beklediği gol ancak 71. dakikada geliyordu. Hollanda'nın Fransa'ya hazırlığı sürpriz de bu noktada ortaya çıkacaktı. Arjan Robben, hücum futbolunun bu kez kaybetmeyeceğini attığı muhteşem gol ile müjdeliyordu, tüm futbolseverlere. Robben'in golüyle Fransa'nın tüm direnci kırılacak ve son dakika Wesley Sneijder, en az Robben'in golü kadar güzel bir gol daha atarak maçı bitirecekti.

Hollanda, bir üç puan veya 4-1'lik galibiyetten çok daha fazlasını kazandı, Fransa maçının ardından. Özgüven ve futbol kimliği.

Hollanda, şimdiden gerçek anlamda futbolu seven herkesin Euro 2008'de desteklediği takım olmayı başardı. Grubun ilk iki maçında İtalya ve Fransa özelinde savunma futbolunun canına okuyan Hollanda, son maçlar öncesi hançeri saplamak için ipleri elinde bulunduracak. Romanya'nın olası bir galibiyetinde İtalya ve Fransa, Finaller'e veda edecek.

Gün oldu, devran döndü.. Defansif futbolun ulusal takımlar bazındaki en önemli iki temsilcisinin geleceği, Hollanda'nın vicdanına kaldı. Mutsuz olan var mı?

Hiç yorum yok: