30 Haziran 2008 Pazartesi

İspanya: Yetenekli Şampiyon



EURO 2008 final mücadelesinde İspanya, Almanya'yı 1-0 yenerek ''Şampiyon'' oldu. Turnuva boyunca mağlubiyet yüzü görmeyen İspanya, Final'de de Almanya'ya söz hakkı vermedi ve Fernando Torres'in 33. dakikadaki golüyle Kupa'ya uzanmayı bildi.

1960'tan bu yana düzenlenen Avrupa Şampiyonaları'ndaki tek şampiyonluğunu 1964 Finali'nde SSCB takımını 1-0 ile mağlup ederek kazanan İspanya, üzerindeki ''son derece yetenekli; ama...'' damgasını Euro 2008 turnuvası boyunca gösterdiği performans ile üzerinden atmayı başardı. 1984'ten bu yana ilk kez Final'e çıkan İspanya, Kupa'yı Euro 84 Finali'nde yoluna taş koyan Michel Platini'nin elinden alarak son derece ironik bir durum ile karşı karşıya kaldı.

Yarı Finaller'de Türkiye'yi son dakika golü ile geçen Almanya ise, Final maçında etkili olamadı. Almanya, tüm enerjisini Türkiye karşısında kullanmıştı ve Ernst Happel Stadion'a gücü kalmamıştı. Almanya'nın kazanmak için yine o tarihi şansına ihtiyacı olabilirdi.

İspanya'da turnuvanın en skorer oyuncusu David Villa, sakatlığı nedeniyle forma giyemiyordu. Teknik direktör Luis Aragones, Villa'nın yokluğunda Yarı Final'deki Rusya maçının ikinci yarısına başlayan oyuncuları sürüyordu sahaya. Buna göre; Fernando Torres, ileride tek forvet olarak görev yapacak ve hemen arkasında Andres Iniesta, Cecs Fabregas ve David Silva'dan oluşan bir üçlü ile desteklenecekti. Orta sahadaki diğer elemanlar Xavi Hernandez ile Marcos Senna da orta sahada rakibin ilk toplarına basacaklardı.

Turnuvaya klasik bir 4-4-2 ile başladıktan sonra Mario Gomez takıntısını üzerinden atan Joachim Löw, 4-2-3-1 ile Final'e kadar gelmişti. Löw, tabii ki sistemine ihanet etmeyecekti. Türkiye maçında sakatlanan Simon Rolfes'in yerinde Torsten Frings görevlendiriliyordu. Frings'in yardımcısı ise Thomas Hitzlsperger'di.

Karşılaşmanın ilk düdüğüyle birlikte İspanya orta sahasındaki sürekli değişim, net şekilde görülebilirdi. İspanya'nın topa sahip olduğu anlarda, tıpkı maç öncesi beklentilerinde olduğu gibi, Xavi ve Senna, savunmanın önündeki ikiliyi oluştururken diğer üç orta saha oyuncusu Torres'e yardımcı oluyordu. Top, rakibe geçtiğinde ise, 4-5-1 düzenine dönen bir İspanya görülüyordu Fabregas, Iniesta ve Silva'nın Xavi ile Senna'ya yaklaşması sonrası.

İspanya adına maçın başındaki en dikkat çekici değişiklik, turnuva boyunca sol kanatta oynayan David Silva'nın Aragones'in İspanyası'nda sağ kanadın hücum yüzü olan Andres Iniesta ile ters kanatlarda oynamasıydı. Aragones, Silva'yı Alman sol bek Philipp Lahm'ın üzerine göndererek rakibini bu bölgeden bitirmek istiyor olabilirdi. Yarı Final maçında Türkiye, ters ayaklı Lahm'ı Sabri ve Kazım ikilisi ile zorlamış, iki golünü de Lahm'ın savunduğu bölgeden bulmuştu. Aragones de Sergio Ramos destekli David Silva ile Alman savunmasının solunu işlemeyi düşüyordu, belli ki.

Aragones'in planı, Lahm'ı bitirmekti; ama İspanya, daha çok sol kanattan etkili geliyordu. Silva ve Iniesta denemesindeki ilk defo, 14. dakikada çıkacaktı ortaya. Xavi'nin harika arapasında sol çaprazda kaleci ile karşı karşıya kalan Iniesta, ilk anda topa vuramadığı için çizgiye kadar inmek zorundaydı ve çok önemli bir pozisyon Iniesta'nın ters kanatta oynaması nedeniyle heba oluyordu. Halbuki David Silva, benzer bir pozisyonda takımı adına gol ihtimalini hayli yüksek tutabilirdi.

Fernando Torres, Premier Lig'de geçtiğimiz sezon Liverpool formasıyla kariyerinin en başarılı dönemini yaşamış olarak geliyordu Euro 2008'e. Birçoklarına göre Torres, turnuva sonunda gol kralı olarak dönecekti ülkesine; fakat gruplarda oynanan Rusya maçında Aragones tarafından 54. dakikada oyundan alınan Torres, turnuva genelinde ortalamanın üzerinde bir performans sergilemesine karşın, Liverpool'daki iştahından bölümler sergileyemiyordu, Euro 2008'de.

Iniesta ile harcanan gol pozisyondan 1 dakika sonra Fernando Torres, rakip ceza sahasının sol çaprazında Per Mertasacker ile bire bir kalmasına karşın topu ayağına dolaştırıyordu. Oysaki Torres, özellikle de karşısında ayakları hızlı olmayan bir savunma oyuncusu yakalamışsa, basıp geçmeliydi. Torres'in ihtiyacı olan maç içerisinde yapacağı bir patlamaydı ve o da 20. dakikada gerçekleşecekti. Christoph Metzelder ile sağ taç çizgisinde girdiği mücadelede ancak rakibinin sert müdahalesi sonrası durdurulabilen Torres, kendine gelmiş olabilirdi.

Almanya, turnuva boyunca olduğu gibi, düşük tempoda oynamaya devam ediyordu; fakat bu noktaya gelene kadar kullandığı birkaç küçük numara da hatırında bulunuyor olabilirdi. Çeyrek Final'deki Portekiz maçıyla ilk 11'e yerleşen Bastian Schweinsteiger, Bayern Münih'teki kulübe arkadaşı Lukas Podolski ile ters kanatlarda olmasına karşın iyi bir ikili kurmayı başarmıştı. Portekiz maçında Podolski'nin sol kanattan yakın direğe kestiği topu ağları gönderen Schweinsteiger, Türkiye karşısında da benzer bir gole imza atacaktı.

Schweinsteiger ve Podolski ikilisi, bir kez daha aynı şarkıyı söylemek istedi; fakat Carles Puyol ve Carlos Marchena önderliğindeki İspanya savunması, dersine iyi çalışmıştı. 25. dakikadaki Almanya tehlikesi, Schweinsteiger'ın ön direkte etkisiz hale getirilmesi ile son buluyordu.

25 ve 30. dakikalar arasında İspanya, sağ bek oyuncusu Sergio Ramos'u daha fazla ileri çıkarmaya başlıyordu. Orta sahada Xavi'nin hücum hattına yaklaşmasıyla Marcos Senna, bu bölgede yalnız kalıyordu. Üstelik Almanya da orta sahayı riske atmıştı. Tüm bunlar birleşince ortaya çıkan sonuç, hareketli bir oyun olarak geri dönecekti iki takım adına da; fakat durum, biraz daha İspanya lehineydi.

İspanya, ileri uçta görev yapan oyuncusu Fernando Torres'e yüksek tempo sayesinde daha fazla hareket alanı bırakıyordu. Torres'in futbol stilini uyan bir görüntü çıkmıştı ortaya. İspanyol oyuncu, Alman stoperleri ters koşularıyla dövmeye başlıyordu adeta. Gol de bu bölümde gelecekti. David Silva ve Sergio Ramos ortaklığı ile çökertilmek istenen Philipp Lahm'ın ipini çeken Fernando Torres olacaktı, 33. dakikada.

Fernando Torres, Alman savunmasında Mertesacker, Lahm ve kaleci Jens Lehmann'ın arasından çıkarak topu ağlara göndermişti; ama gol, iki takımın da oyun yapısını bozmamıştı. İspanya'nın bu bölümde bulacağı bir gol daha, gayri resmi olarak maçı bitirebilirdi ve o fırsat bir kez daha Iniesta'nın kanadından gelecekti.

Torres'in golünden iki dakika sonra Iniesta, orta sahadaki takım arkadaşlarının müthiş pas yetenekleri sayesinde kaleci ile sol çaprazda yüz yüze gelmiş olmasına karşın hamlesini kesiyor ve topu sağ ayağına alarak bir pozisyonu daha harcıyordu. Üstelik bu, son da değildi. İlk yarının son dakikasında Christoph Metzelder'in ileri çıkışında kaptırdığı top sonrasında da benzer bir durumla karşılacaktı, İspanyollar.

İspanya, ilk yarıyı 1-0 önde kapatmıştı; ama skor, minimum 2-0 da olabilirdi. Iniesta ve Silva'nın kanatlardaki görev değişimi, İspanya'yı muhtemel bir ikinci golden etmişti. Alman teknik direktör Löw ise, ikinci yarıya Lahm'ı oyundan alarak başlayacaktı. Philipp Lahm'ın sağ bekteki görevi, Marcell Jensen'in üzerine yıkılmıştı.

Jensen, sol ayaklı bir oyuncuydu ve İspanya da, ikinci yarıya turnuvadaki alışılan kanat tercihi ile başlayacaktı. Aragones, özüne Jensen değişikliğinden dolayı mı; yoksa ilk yarıda harcanan 3 muhtemel gol pozisyonundan ötürü mü dönmüştü, bilinmez; fakat 55. dakika itibariyle işler, tekrar ilk yarıdaki haline geliyordu (bu arada 54. dakikada Sergio Ramos'un topuğu ile ağlara göndermeye çalıştığı pozisyonda sadece benim gözlerim mi Raul'ü aradı acaba? Tam Raul'ün gol yapacağı bir pozisyondu sanki).

Joachim Löw ise, gözünü tamamen karartmıştı. 58. dakikada Thomas Hitzlsperger'i oyundan alan Löw, yerine Kevin Kuranyi'yi sürüyordu sahaya. Almanya, bu değişikliğin ardından 4-1-3-2'ye benzeyen bir oyun tercih edebilirdi. Almanların büyük umudu Michael Ballack, etkisiz günündeydi ve Frings, orta sahada tek başına kalabilirdi, bu sistemde. Sonuç olarak; işler Almanya adına yolunda gitmeyecekti.

Aragones, 63. dakikada Fabregas'ın yerine Xabi Alonso'yu alıyordu oyuna. Xabi Alonso'nun girişinden sonra Xavi, hücuma daha fazla çıkabilecekti. Bu arada, Lukas Podolski ile yaşadığı tartışmanın ardından David Silva, teknik direktör Aragones tarafından kulübeye çekilecekti. Silva'nın yerine oyuna giren Santi Cazorla, sağ kanatta devam edince sol kanat, Iniesta'ya kalıyordu.

Orta sahadaki pas zenginliğine Xavi ve Xabi Alonso'nun da katılmasıyla İspanya, oynadığı oyundan büyük bir zevk almaya başlıyordu sanki. Aragones'in klasik Torres değişikliği ise 78. dakikada gerçekleşecekti. Daniel Güiza, oyundaydı. İspanya, 1-0 önde olan taraftı ve normal şartlar altında, tempoyu düşürerek skoru koruma yoluna gitmesi, kabul edilebilirdi; ama tüm bedeni savunma görevleri ile dolu olan Marcos Senna bile, Almanya'nın altıpasında pozisyona giren bir oyuncu haline gelmişti, son 10 dakikada.

Joachim Löw'ün en enteresan değişikliği, 79. dakikada gerçekleşecekti. Miroslav Klose'nin yerine Mario Gomez girmişti oyuna. Kevin Kuranyi ve Mario Gomez ile hücum hattında boy ortalamasını artırmaktan öteye gidemeyen Almanya, orta sahada darbe üstüne darbe yiyince kaderi ile yüzleşmek durumunda kalıyordu.

İspanya, tüm turnuva boyunca en üst seviyede kalan tek takımdı ve Euro 2008 Şampiyonluğu'nu sonuna kadar hak etti. Orta sahada görev yapan oyuncularının, ''orta saha oyuncusu'' olması, İspanyolların en büyük avantajıydı ve İspanya, orta sahası özelinde tüm bölgelerdeki avantajlarını efektif şekilde kullanarak 44 yıl sonra mutlu sona ulaşmayı başardı.

...

Hiç yorum yok: