24 Ağustos 2008 Pazar

TSL: Galatasaray 4-1 Denizlispor



...

''Bir de farklı bir Michael Skibbe.''

Almanya'nın Duisburg şehrinde, Kayserispor ile oynanacak Süper Kupa maçı öncesinde, üzerinde durulması gereken gündemin önemli başlıklarından biriydi. Şampiyonlar Ligi Ön Elemesi'nde Steaua Bükreş'e karşı dört stoperli bir 4-2-3-1 oynatmayı deneyen Skibbe, bir sonraki resmi maçta, bu konu özelinden ders çıkarabilecek miydi?

Skibbe'nin Galatasaray'da uygulamaya çalıştığı sistemin bazı kilit adamları vardı. Tobias Linderoth gibi. Harry Kewell gibi. Arda Turan gibi. Bu üç oyuncunun çeşitli derecelerdeki sakatlıkları, mutlaka bazı düşüncelerin sahada vücut bulmasını engelleyecekti. Süper Kupa karşılaşmasının ilk yarısında, bu durumun sıkıntı çekti Galatasaray. Yine de Skibbe, Steaua maçında yaptığı hatalardan ders alabileceğini göstermişti.

Bir konuda saygı göstermek gerekiyor, Alman teknik direktöre. Hangi konuda? Futbol hakkında belli fikirleri var. Galatasaray kariyerinin ilerleyen bölümünde, herhangi bir maçtaki skora göre değişiklikler yapabilecek mi, bilemiyorum; ama ne olursa olsun, sahaya kafasındaki futbol düşüncesiyle çıkıyor. Kayseri maçında, üç kilit isminin yokluğuna rağmen yine 4-2-3-1 üzerinden sonuca gitmek istedi. Hasan Şaş'ın sol kanatta olduğu, Barış Özbek'in sağda oynadığı ve Mehmet Topal ile Ayhan Akman'ın ise orta sahayı kontrol ettiği bir 4-2-3-1 ile.

Steaua maçının ardından Barış ve Ayhan'a ihtiyacı olduğunu da görmüştü, Skibbe. Mutlaka artı bir puandı bu teknik direktörlüğü adına; fakat sahada 4-2-3-1 adına aksayan noktalar vardı. Barış Özbek, geçtiğimiz sezon orta sahanın her iki kanadında oynayabileceğini göstermişti göstermesine de forvetin arkasındaki üçlünün kanat oyuncusu olmak farklıydı. Bu anlamda zorlandı, Barış. Vasat bir performans sergilemesinin en önemli nedeniydi, bana kalırsa.

İkinci yarıda doğru hamle gelecekti. Galatasaray kadrosu, Skibbe'nin futbol yapısına oldukça yatkındı; ama henüz, bu düşüncenin sahadaki karşılığını alabileceği oyuncuları aynı anda kullanabildiği bir ortam bulamamıştı.

Harry Kewell'ın ikinci yarıda oyuna girmesi, Galatasaray'ın sezon boyunca oynayacağı futbol hakkında fikir verebilirdi.

4-2-3-1'de aksayan Barış Özbek'in yerine dahil oldu oyuna, Harry Kewell. Değişikliğin ardından Hasan Şaş, sağ kanada geçti. Kewell ise, sol kanattan rakip takım kalesinin arka direğine. Galatasaray kariyerine rüya gibi bir başlangıç yapmış olabilirdi, Avustralyalı; fakat daha önemlisi, Galatasaray'ın ikinci yarıda pas alışverişini maksimum seviyeye çıkarması ve her iki kanattan etkin şekilde hücum bölgesine gidebilmesiydi.

Shabani Nonda hakkında da bazı şeyler söylemeliyiz tabii.

Kayserispor maçındaki Nonda, orta sahanın içine kadar gelerek takıma hücum anlamında farklı açılımlar sağladı. 4-2-3-1 forvetinin genel profilde, girdiği gol pozisyonlarındaki yüzdesinin yüksek olması gerekir. Böylesi oyunun her iki yanının da oynandığı bir sistemde, forvet hakkındaki mutlak şarttır bu. Nonda, pozisyon yüzdesi üst düzey bir oyuncu olmamasına karşın Steaua ve Kayseri maçlarında 2/3 gibi bir oranla oynamayı başardı.

Sistem mi Nonda'yı değiştirdi, yoksa Nonda başlı başına mı değişti, bunun için bekleyeceğiz. Yine de 4-2-3-1'de farklı bir forvet modeli (orta sahanın arasına karışan, topla ileri çıkan) görmek, muhtemel bir forvet transferinde oldukça değerli bir alternatif olabilir. Lincoln ve Nonda rotasyonunun sağlanması açısından da iyi tabii ki.

Kayserispor maçının ve dolayısıyla Süper Kupa'nın kazanılması, bir açıdan çok önemliydi. Takımın özgüveni yerine gelecekti. Steaua maçının ardından yaşanan moral bozukluğu, ikinci yarıdaki futbol ile giderilmiş olabilirdi. Hasan Şaş'ın kupa töreni sonrasındaki, ''özgüven'' açıklaması da bu durumla ilgiliydi.

Süper Kupa'da alınan galibiyet, takımın kendisine gelmesini sağlamıştı sonuç olarak. Ligin açılış maçında Denizlispor'a karşı bunun sonuçlarını alabilirdik.

Denizlispor maçı: 4-2-3-1. Tam anlamıyla ilk defa.

Tobias Linderoth. Arda Turan. Harry Kewell. 4-2-3-1'deki önem sırasına göre böyle diziliyordu, üç oyuncu.

Linderoth, sakatlığından dolayı sistem içerisine giremedi bir türlü. Kewell, Steaua maçını kaçırdı. Süper Kupa'da ilk kez oynadı. Arda Turan ise, Steaua maçında oynadı. Süper Kupa'yı kaçırdı. Kewell ve Arda ortaklığı, yeni Galatasaray sisteminin sacayaklarındandı; fakat henüz iki oyuncu aynı anda sahaya çıkamamıştı. Denizlispor karşılaşması, şans olabilirdi bu anlamda. Olmadı. Arda Turan, kulübede başlayacaktı.

Skibbe, Steaua maçının ardından, ''her oyuncuyu kendi bölgesinde oynatma'' fikrini sağlamlaştırmıştı artık. Macera yoktu.

Fernando Meira ve Servet Çetin, defansta merkez ikilisi. Hakan Balta ve Sabri Sarıoğlu, kanat savunucuları. Orta sahanın ilk katında, Mehmet Topal ile Ayhan Akman. Önlerindeki üçlünün sağında Hasan Şaş, solunda Harry Kewell. Tek forvet Shabani Nonda'nın arkasında Cassio Lincoln. Oldukça basitti aslında, Galatasaray adına sahada olması gereken diziliş.

4-2-3-1'in sorunsuz uygulanması için eksik olan bir-bir buçuk oyuncu kalmıştı. Bir buçuk. Neydi, o buçuk? Hasan Şaş. Beklenenin üzerindeydi, Şaş. Sistemin can alıcı noktalarından biri olan, ''kanat değiştirme'' konusunda bile son derece uyumluydu, sol kanattaki takım arkadaşı Harry Kewell ile. Bu yüzden, Arda Turan'ın eksikliği tolere edilmişti bir anlamda.

Galatasaray'ın ilk yarıda uygulamaya çalıştığı sistemde, iki noktanın üzerine gidilmesi gerekiyordu.

Forvet arkasındaki üçlü, birincisi. Cassio Lincoln, uzun bir sürenin ardından oldukça istekli başlamıştı karşılaşmaya. Daha mühim olan ise, top rakibe geçtiğinde, Kewell ve Şaş'ın Lincoln'e yaklaşarak önlerindeki Nonda ile dörtlü bir daire oluşturmalarıydı. Harry Kewell'ın futbol zekası, bu düşüncenin sağlam şekilde ayakta kalmasını sağlayacaktı. Galatasaray'ın öne geçmesini sağlayan gol de, bu fikirden ortaya çıkıyordu.

Tobias Linderoth'un eksikliği, ikincisi. İsveçli oyuncumuzun yokluğunu, ''eksiklik'' olarak değerlendirmek ne kadar doğru bilemiyorum; ama Skibbe'nin sistemine kaynayacak bir Linderoth, 4-2-3-1'in kusursuz işlemesini sağlayabilirdi. Bu anlamda, Ayhan Akman'dan Linderoth yaratmak oldukça zor. Mehmet Topal'ın yanında oynayacak olan Ayhan, 4-2-3-1'in orta saha ikilisini önümüzdeki maçlarda da sıkça bozacaktır. Galatasaray için çok önemli bir oyuncu, Ayhan Akman. 4-3-1-2 gibi bir sistemde, geçtiğimiz sezon başında Barış Özbek ve Tobias Linderoth ile kurduğu ortaklıkta olduğu gibi, kendisinde maksimum verim alınabilir; ama bu sistemde, özellikle de Linderoth'un olmadığı orta sahada, ''hiperaktif'' görüntüsüyle sistemin aksamasına neden olabilir.

İlk yarı bu görüntüde geçerken ikinci yarı başında, Galatasaray adına son derece önemli bir değişiklik gerçekleşecekti. Arda Turan, Cassio Lincoln ve Harry Kewell, nihayet aynı anda sahadaydı.

Üç oyuncunun Nonda arkasındaki dizilişi önemliydi. Santra öncesi Lincoln, sol taraftaydı. Kewell, Nonda'nın yanında. Arda, sağda. İlk atakta birlikte görüntü değişti. Klasik 4-2-3-1 oynayacaktı, Galatasaray. Harry Kewell, ilk yarıdaki yerine geçmişti. Arda Turan sağ tarafta kaldı. İkinci yarının hemen başında Denizlispor'un eksilmesi, dengeleri bozacaktı. Tamamen tek kaleye dönen karşılaşmanın 59. dakikasında Arda Turan ile Harry Kewell, kanat değiştiriyordu.

Arda, sol tarafa geçmişti. Kewell ise sağda kaldı. Ters ayaklı ikinci oyuncuyla oynayacaktı orta sahanın her iki kanadında, Galatasaray.

Michael Skibbe, 67. dakikada bu kez sistem değişikliğine gitti. Bir müddet beklemesi doğruydu bunun için. Denizlispor, 10 kişi kaldıktan sonra orta sahayı bile geçmeyen bir takım görüntüsüne bürünmüştü. Bu noktada orta sahadan oyuncu eksiltip forvet takviyesi yapmak, kabul edilebilirdi. Mehmet Topal ve Ayhan Akman arasındaki tercih, Topal aleyhinde oldu. Topal, orta sahadan kaleyi görebilen tek oyuncuydu. Bu anlamda oyundan alınması ne kadar doğruydu, bilinmez (ufak tefek sakatlık gibi bir neden olabileceğini düşünüyorum).

Yaser Yıldız'ın ardından 4-1-3-2 gibi bir sisteme dönüş yapıldı (Yaser adına söylenmesi gerekenler olabilir. İlk defa çıplak gözle izlediğim bu oyuncunun yumuşak bileklere sahip olduğunu ve Skibbe'nin sistemi içerisinde önemli işler yapabileceğini hissettim).

Gol atacaktı, Galatasaray. 75, 80 veya 85. dakika. Önemli değildi. Bu havada gidiyordu maç.

Son 15 dakikada gelen üç gol ile de kanıtlanıyordu bazı şeyler. Yine de son 15 dakikada yeni bir görüntü vardı Galatasaray'da. Galatasaray, hiç kuşku yok ki, son yılların en yetenekli oyuncu kadrosuna sahip. Tek başına maç alabilecek oyuncu sayısı, azınmanmayacak seviyede. Dün gece son çeyrek saatte alışık olmadığımız bir Galatasaray galibiyeti izledik. Kulüp karakteristiğinin aksine, bireysel yetenekler çıktı ortaya. Ve bir anda maç 4-1'e geldi. Bu anlamda Galatasaray'ı yeni sezonda, ortalama performans sergilediği herhangi bir maçın ardından 2 veya 3 farklı galibiyetler ile sahadan ayrılırken görebileceğimizi düşünüyorum.

Steaua Bükreş maçı: Özgüven, özgüven ve özgüven

Denizlispor karşılaşmasının kapanış görüntüsü ile devam edelim. Cassio Lincoln ile.

Sanırım bazı şeylerin farkına varmamız gerekiyor. Barış Özbek ve Cassio Lincoln. Barış, tezcanlı bir insan. Skor ne olursa olsun, çılgınca sevinen ve coşkusunu doyasıya yaşayan. Dün akşam da maçı 3-1'e getiren golün ardından tüm takım santraya doğru yönelirken Barış, birkaç adımda Eski Açık'a kadar uzandı. İnsanın içindeki coşkuyu başkaları ile paylaşması oldukça güzel. Denizlispor maçında Lincoln de bir gol attı. Yaptığı tek şey ise, dizlerinin üzerine çöküp Tanrı'ya şükretmek oldu. Belki çılgın gibi sevinmedi gole. Formasını çıkarıp sallamadı ya da 50-60 metrelik bir depar atmadı; ama mesajı almak isteyene vermek istediği mesajı ulaştırdı.

Lincoln, birinci dakikadan son saniyeye kadar gol atmak için oynadı. Bilmiyorum, anlatmak istediğim şu ki; gol sevincini Barış Özbek kadar dışarı vurmasa da en az onun kadar büyük bir coşku tattı kendi içinde. Müthiş bir stres boşanması yaşadığını, kendi adıma, hissedebildim, Lincoln'ün. Belki skoru, sadece 3-1'den 4-1'e getirmiş gibi durabilir. Belki bir hafta daha fazla lider olabilir, Galatasaray; fakat farklı açıdan bakıldığında oldukça önemli olduğunu söyleyebilirim bu golün. Özgüvenini tekrar kazandı, Lincoln.

Son defa Lincoln. Dün akşam bir gelişme daha vardı Brezilyalı özelinde. Tüm duran topları kendisi kullandı. Oyunun durduğu anlarda, Arda başta olmak üzere, tüm oyuncular Lincoln'ü aradı (Hatta üçüncü gol öncesi kazanılan duran topu kullanmak isteyen Arda, golün ardından Lincoln'ü kutlayan ilk isim oldu). İyi veya kötü kullanması değil önemli olan. Artık bu konuda kafası rahat olacaktır. Steaua maçında takımın Lincoln'e inanmayan tavrının değişmesi, Galatasaray'ı bir seviye daha yukarı taşıyabilir. Telafi de yine bir Steaua maçında olabilir, değil mi?

Steaua deplasmanında Galatasaray'ın önemli bir sorunu olacak: Sağ bek. Bitmedi belki hiç; ama geçtiğimiz sezon Leverkusen maçı öncesindeki kötü senaryo gerçekleşti maalesef, Denizlispor karşısında. Ne olursa olsun, Sabri Sarıoğlu'nun yokluğu sorun yaratacaktır Romanya'da. Muhtemelen Barış Özbek, görev yapacak bu bölgede. Leverkusen'de orta saha rotasyonu içerisine girememesi, Galatasaray'ın sonunu hazırlamıştı. Bükreş maçı için farklı fikirler çıkabilir ortaya bu nedenden dolayı.

Yine bir sağ bek sakatlığı, tüm sistemin değişmesine neden olabilir yani. Olmaması için ne yapmak gerekir? Soru bu. Ayhan Akman'ın Denizlispor karşısında 4-2-3-1'i aksatması, kişisel olarak, beni oldukça endişelendirdi. Linderoth, Ayhan'ın aksine sakin ve yanındaki Mehmet Topal'ı kontrol edebilecek bir lider. Bu anlamda Tobias Linderoth'u en fazla arayacağımız karşılaşma olabilir, Bükreş deplasmanındaki maç.

Ayhan Akman ve Mehmet Topal ikilisinin performansı oldukça önemli. Çünkü 4-2-3-1 oynamak istiyoruz. Arda, Lincoln, Kewell, Nonda. Hücumda yeteri kadar opsiyonumuz olacak. Steaua Bükreş ise, geri dönüşleri olan ve savunma arkasına sarkmaya çalışan bir takım. Ayhan ve Topal'ın %100 savunma konsantre olması gerekecek, işte tam bu noktada. Orta saha ikilimiz iyi işlerse eğer, sistemde herhangi bir sorun olmayacaktır.

İsteyen. Aç. Arzulayan. İnanan. Mücadele eden. Galatasaray futbol takımının karakteristiğidir, bu sıfatlar. Yeni bir tane daha gelebilir tüm bunların yanına: Yetenekli. Önceki takımlar da yetenekliydi mutlaka; ama bu takım, farklı bir takım.

Bükreş'te aç, zaferi arzulayan, umutlu ve yetenekli bir Galatasaray olacak. Ve böylesi bir takımdan her şeyi bekleyebilirsiniz.

Ben galibiyet bekliyorum. Aslında, diğer tüm etkenlerden bağımsız.

Sadece Galatasaray olduğu için.

Hiç yorum yok: