19 Eylül 2008 Cuma

Bellinzona v Galatasaray: İstisnai Zaruret



Türkiye'deki kariyerinin herhangi bir gününde şans yanında değildi, Michael Skibbe'nin. Tıpkı dün akşamki Bellinzona karşılaşmasından önce olduğu gibi.

Kabul edelim ki Skibbe, talihli başlayamadı yeni serüvenine. Takımdaki sakatlıklar veya kart cezalısı olan oyuncular, Alman antrenörün tasarrufunda seyreden gelişmeler değildi. 10 takımlı İsviçre Ligi'nde bu sezon yaptığı sekiz maçtan sadece bir galibiyet çıkarabilen Bellinzona eşleşmesi arefesinde bile durum böyleydi. Öyle ki, tercih şansı yoktu Galatasaray'ın. Belki de uzun süredir ilk defa, herhangi bir karşılaşma öncesi üzerinde anlaşılan tek bir 11'i vardı, Galatasaray'ın. Neydi?

Kalede Morgan de Sanctis olacaktı. Kayserispor ve Antalyaspor maçlarında kaledeki duruşu, liderliği ve karizmasıyla savunmada beraber oynadığı arkadaşlarına özgüven aşılayan bir oyuncuydu, İtalyan kaleci. De Sanctis'in önündeki merkez ikilide Fernando Meira ve Servet Çetin görev yapacaktı. Muhtemelen Galatasaray üstünlüğü ile geçecek karşılaşmada Meira, yüksek top tekniğinden beslenerek takımına ekstra katkı sağlayabilirdi. Önemliydi Meira'nın varlığı bu anlamda Galatasaray için.

Kanat savunucuları başlığında alternatiflerden yararlanmak durumundaydı, Skibbe'nin takımı Galatasaray. Serkan Kurtuluş, yeni takımıyla ilk maçına çıkacaktı. Kağıt üzerinde de fena bir deneme değildi. Hakan Balta'nın yokluğunda ise Volkan Yaman'ın sol kanadı savunacağı konusunda herkes hemfikirdi.

Ayhan Akman, Antalyaspor maçında olduğu gibi, orta sahada Galatasaraylı tek futbolcu olarak kalacaktı. Çift forvet tercihi, yapılmak durumundaydı. Orta sahada Ayhan'ın yanına gelebilecek tek alternatif olan Mehmet Güven de Almanya'daki hazırlık kampında sakatlanmıştı çünkü.

Shabani Nonda ve Milan Baros'un ileri uçta kuracakları ortaklık, Galatasaray'ın dersler çıkarabileceği bir birliktelik anlamına gelebilirdi. Galatasaray, belki de çok uzun aradan sonra ilk kez, ileri uçta top tekniği yüksek olan ve arkalarında oynayacak orta saha oyuncuları ile fikir (futbol) alışverişinde bulunabilecek bir forvet ikilisine sahip olacaktı. Baros ve Nonda'nın birer adım arkasında oynaması beklenen oyuncular da Harry Kewell, Cassio Lincoln ve Aydın Yılmaz'dı.

Galatasaray adına kötü haber, Aydın Yılmaz'dan geldi. Geçtiğimiz sezon Bayer Leverkusen maçı öncesi Konya'da Uğur Uçar'ın sakatlanması sonrası, sistem içerisinde yaşanan denge kaybının benzerini farklı bir kahraman üzerinden görebilirdi Galatasaray. Oysaki herhangi bir oyuncu kaybına daha lüks tanımıyordu, mevcut durum.

Az olan alternatif sayısı, iyice daralmıştı artık. Alınacak her kararın önüne, ''radikal'' sıfatı getirilebilirdi. Ayhan Akman, Galatasaray'ın güvenebileceği tek oyuncuyken forvet arkasındaki üçlüye kaydırılamazdı. Bu ihtimalde, uzun süredir takımla birlikte maça çıkamayan Mehmet Güven'in orta sahadaki tek temsilci olması beklenilmeliydi. Ve bu, hiç kuşkusuz, ''radikal'' bir karar olurdu.

Ayhan Akman, mevcut pozisyonunda korundu. Serkan Kurtuluş ve Volkan Yaman, daha öne alındı. Emre Aşık, 11 içerisine monte edildi. Sistemden vazgeçilmek durumunda kalınmıştı; ama bu bir geri dönüş değildi. Mecburiyet olarak adlandırılabilirdi yalnızca. Skibbe, muhtemelen, maçtan birkaç öncesine kadar kesinlikle 3-5-2 gibi bir sistemi aklından geçirmiyordu.

Oysaki belki de tek çıkış yolu buydu, Bellinzona maçı öncesi.

3-5-2: Radikal değil, zaruri bir karar.


Emre Aşık, Fernando Meira, Servet Çetin. Galatasaray, unutmak üzere olduğu üçlü savunmayı ironik bir şekilde hatırlamak durumunda kalmıştı. Almanya'daki hazırlık kampında, Florya'da ya da herhangi bir resmi maçta üçlü savunma denenmiş miydi, hayır. Yine de Bellinzona, bu anlamda şans olabilirdi Galatasaray adına.

İsviçre ekibi, çok sayıda forvet ile yüklenmeyecekti Galatasaray'ın üzerine. Serkan Kurtuluş ve Volkan Yaman'ın böylesi bir durumda savunmada kalması tercih edilebilirdi. Ama tek bir farkla. Savunmadaki üçlü, maç öncesindeki son antrenmanda bile birlikte oynamamıştı ve diziliş belli problemler olabilirdi. Galatasaray, ilk golü bularak bu dezavantajını bir şekilde kapatmalıydı.

Defans ve orta sahadaki eksikler, Galatasaray'ı takım savunması anlamında zorlayacaktı. Bellinzona'nın ilk şutunun gol olması da, üçlü savunmanın ilk kez birlikte oynamasının bir sonucuydu. Galatasaray'ın yediği golde stoperler çizgi halindeyken ofsaytı bozan isim de sol bek orjinli Volkan Yaman'dı.

Geçtiğimiz maçlardan farklı bir diğer görüntü ise, sağ ve sol beklerin oyun karakteristikleriydi. İki farklı açıdan. Birincisi, sistem değişmişti. Bu yüzden her iki oyuncu da kanat savunuculuğundan bir seviye üste terfi etmişti. İkincisi ise zaten Serkan ve Volkan hücum özellikleri olan oyunculardı. Galatasaray'ın Harry Kewell ile bulduğu gol de Serkan Kurtuluş'un ileri çıkışıyla birlikte geldi.

Galatasaray, soyunma odasına galip gidebilirdi. Cassio Lincoln, Türkiye kariyerinde uzun bir sürenin ardından rakip kaleye ilk kez agresif olarak gidiyordu. Kafasındaki tek düşünce, ileri oynamaktı. Milan Baros ve Shabani Nonda gibi yüksek teknikli oyuncular ile sonuç gelebilirdi; ama ilk yarının sonunda Baros'un değerlendiremediği fırsat sonrası, devre beraberlikle sonuçlandı.

İkinci yarının başında mantıklı olan, Galatasaray'ın toparlanacağını ve daha fazla gol yemeden karşılaşmayı kazanacağını düşünmekti. İkinci dakikadaki gol, planları alt üst etti. Bellinzona'nın maç içerisindeki ikinci şutu da ağları bulmuştu. Şöyle bir bakalım. Bunca sistem deneniyor ya da denemek zorunda kalınıyor; fakat hiçbir zaman kırılma anları Galatasaray'ın yanında olmuyor. Bir kez daha geri düşmek, bu anlamda özgüven eksikliğine yol açabilirdi. Tabii Milan Baros'un golü gelmeseydi.

60. dakikada 10 kişi kalacak olan rakip karşısında önemli olan, günü kurtarmaktı artık. Durum, Antalyaspor önündekinden farklıydı. Lig, uzun soluklu bir organizasyondu. Oysaki Bellinzona karşılaşması, iki ayaklı bir eşleşmeydi ve mevcut sistem, kesinlikle ilerleyen dönemde kullanılmayacaktı. İstisnai bir durum söz konusuydu yani. 3-5-2, Galatasaray adına Bellinzona maçının son düdüğüyle birlikte tarihe gömülebilirdi. Tercih değildi, mecburiyetti çünkü.

Rakibin bireysel hataları ve Galatasaray'daki yetenekli oyuncuların devreye girmesi, 4-3'lük galibiyeti getirdi. Bu anlamda, sistemin özünden uzaklaşılarak futbolcu değerlendirilmesi de yapılabilirdi.

Cassio Lincoln, Harry Kewell ve Milan Baros. Üç ismin aynı maç içerisinde goller atması ilgi çekici.

Cassio Lincoln. Önce Shabani Nonda, daha sonra da Milan Baros. Kırılma anlarında Galatasaray'ı öne geçirebilecek öldürücü paslar hep Lincoln'ün ayağından çıktı dün akşam. Takım arkadaşları, son bölgede biraz daha dikkatli olsalardı eğer, herhangi bir basketbol karşılaşmasında bile saygı ile karşılanacak asist sayısına sahip olabilirdi, Brezilyalı futbolcu. Daha önemlisi, Lincoln'ün tekrar takım liderliğine soyunma kalkmış olmasıydı. Üstelik bunu Harry Kewell, Milan Baros veya Shabani Nonda gibi oyuncuları ezerek değil, bilakis her birini oyun içerisine dahil ederek yapmak istedi. Not edelim bir kenara.

Harry Kewell. Attığı golde, futbol fikrini sundu adeta. Aklıselim bir bitiriş vardı, ortaya çıkan görüntüde. Skibbe'nin tek pasa dayalı olmasını beklediği oyun sisteminin ilerleyen dönemde sahadaki temsilcisi olmaya devam edecektir, Avustralyalı oyuncu.

Milan Baros. Başlı başına, Michael Skibbe'ye teknik direktör olarak saygı duyma nedenlerinden biri olarak değerlendirilebilir. 4-2-3-1, dedi Skibbe. Tek forvetin arkasında her iki kanatta da oynayabilecek Harry Kewell geldi öncelikle. Tek pas futbolu, denildi sonra. Geriden oyun kurabilecek, lider özellikte bir oyuncu olan Fernando Meira geldi. Ve son olarak. 4-2-3-1'de sırtına rakip savunmayı alarak orta saha oyuncularını da maçın içerisine sokabilecek bir forvete sahip oldu, Galatasaray.

Baros, aslında dün akşam 3'lü defans ile oynamak zorunda kalan Galatasaray'da 4-2-3-1'in ideal forveti olabileceğini gösterdi, attığı her adımda.

Sonuç: Önemli olan günü kurtarmak mıydı? Yalnızca bir kereliğine, evet.

Bellinzona maçı öncesi Galatasaray'ın 90 dakika içerisinde dört gol atabileceğini tahmin etmek için üstün bir futbol zekasına sahip olmaya gerek kalmayabilirdi. Normal sonuçtu bu. Yenilen üç golün üzerinde durulacaktır ve 3-5-2, muhtemelen rafa kalkacaktır.

Çıkarılacak dersler var, tabii. Öncelikle şunu anlamalıyız ki, 3-3 ile 3-4 arasında büyük fark bulunuyor.

Günü kurtarmaktı, Galatasaray'ın son iki veya üç dakika içerisindeki tek hedefi. Genel olarak tercih edilmemesi gereken bir düşünce olsa da.

Galatasaray'ın Avrupa'da 0.1 puanı bile geri çevirme veya kaçırma lüksü yoktu. Şampiyonlar Ligi'ne katılamayarak değerlendirilemeyen üç puanlık bonusu telafi edebilme adına önemliydi 4-3'lük galibiyet. Keza, Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid'e karşı Santiago Bernabeu'da alınacak galibiyet ile Bellinzona galibiyeti arasında puansal anlamda, kısa süre içerisinde, bir farklılık bulunmuyordu.

Lincoln'ün golü, kulüp hanesine yazılan iki puan ve ne olursa olsun son dakikada alınan bir deplasman galibiyeti, gecenin kazançları.

Ve muhtemelen Galatasaray'ın savunmadaki hataları yalnızca biz görmedik.

2 yorum:

sembolist dedi ki...

Harika bi yorum.. Bence de Galatasaray eldeki kadronun nitelğine göre zaruri bir sistemle çıktı.. Lincoln,Kewel,Baros,Nonda nasıl birarad oynar sorusnun cevabı az da olsa verildi bana göre.. Tabi Arda yı da unutmamak gerek..

Sacit Tekin dedi ki...

güzel analiz olmuş. 4-3-2-1 uygulanması gereken oyun düzeni.Bu düzene Linderoth ve Topal şart. Skibbe nin GS nin geçen seneki kaybettiği 5-1 lik maçı aklından çıkarmadığı ortada aslında. Temel olarak daha kontrollü, ayağa pas yapan bir takım yapmak istiyor. Bunu yaparen şansı yaver gidip skatlıklar ve puan kaybı azalır ise daha iyi bir takım izleyebiliriz