11 Eylül 2008 Perşembe

Hırvatistan v İngiltere: ''Underdog'' Kazandı



Hikayenin kısa versiyonunu biliyorsunuz.

Euro 2008 Elemeleri E Grubu'nda yer alan iki takımdan Hırvatistan, liderliği garantilemiş (ilk maçı 2-0 kazandığı için her türlü galibiyet, beraberlik ve tek farklı mağlubiyette grubu lider olarak tamamlayacaktı) olarak gruptaki son maç günü için Wembley'e geliyor. Evsahibi İngiltere'ye Euro 2008 Finalleri'ne katılabilmesi için bir puan yetiyor. Andorra deplasmanındaki Rusya ise, umutsuz bir şekilde mücadelesini sürdürüyor.

Senaryo belli. Rusya ve İngiltere'nin önünde Finaller'e katılmayı garantileyen Hırvatistan rahat. İngiltere, kendi evinde. Milli Takım menajeri Steve McLaren, tüm eleştirelere karşın takımını İsviçre ve Avusturya'da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası'na taşımak üzere. 13 ay önce Zagreb'te alınan 2-0'lık mağlubiyet çoktan unutulmuş, Euro 2008 üzerindeki planlar yapılmaya başlanmış İngiltere'de. Rusya, zayıf Andorra deplasmanında tüm bunların farkında; ama...

Hırvatistan'ın başlangıcı hiç de, ''Finaller'e gitmeyi garantilemiş bir takım'' rahatlığında değil. Önce Niko Kranjcar, daha sonra Ivica Olic. İlk 15 dakika geride kaldığında Wembley'deki skorbordla, Hırvatistan'ın 2-0 önde olduğunu işaret ediyor. Zagreb'te Gary Neville'ın geri pasını ayağının altından kaçırarak takımının tüm direncini kıran kaleci Paul Robinson'ın yerinde Scott Carson var; fakat İngiltere'de ilk 15 dakikanın değişmeyen başlığı, bir kez daha: ''Kaleci felaketi.''

Hırvatistan'ın 2-0'lık üstünlüğü ile sona eren ilk yarının ardından ikinci yarı başlamadan önce İngiltere yedek kulübesinde bir hareketlilik var. Steve McLaren'ın gelişiyle milli formadan uzak kalan David Beckham, basın ve kamuoyunun yoğun baskısıyla McLaren tarafından kadroya alınmıştı. İngiliz menajer, ikinci yarıda David Beckham'ı sahaya sürerek Los Angeles Galaxy forması giyen yıldız oyuncuya bir kez daha kahraman olma şansı veriyordu.

Beckham adına yabancı bir durum değildi, karşı karşıya kaldığı. 1998 yılında Fransa'da düzenlenen Dünya Kupası'nda İngilzlerin ezeli rakibi Arjantin ile oynanan karşılaşmada gördüğü kırmızı kartla takımını yalnız bırakan ve oldukça uzun bir süre tüm İngiliz halkı tarafından yopun şekilde eleştirilen Beckham, geri dönüşünü benzer bir senaryoda gerçekleştirmişti: 6 Ekim 2001. İngiltere'nin ihtiyacı olan yine sadece bir puandı. Bu tarihten hemen hemen bir ay önce deplasmanda 5-1 mağlup ettiği rakibi Almanya'nın önünde lider olabilmesi için ihtiyacı olan bir puanı David Beckham getirecekti İngiltere'ye, Old Trafford'daki Yunanistan maçında. Takımının 2-1 geride olduğu uzatma dakikalarda topun başına geçen Beckham, unutulmaz serbest vuruş golüyle 2-2'lik beraberliği sağlamış ve İngiltere'ye Uzakdoğu yolunu açan isim olmayı başarmıştı.

Beckham'dan beklentiler, aradan geçen yıllara rağmen pek de değişmemişti belli ki. İngiltere, yıldızının girişiyle hareketleniyordu. Frank Lampard'ın penaltı vuruşundan gelen golü, farkı bire indirmişti. İngiltere'nin ihtiyacı olan sinerjiydi. Hırvatistan'ın başlangıcı öyle şaşırtmıştı ki İngiltere'yi, ev sahibi ekip kendi sahasına sinmişti bir süre sonra. İkinci yarıdaki hareketlilik, İngilizleri tekrar maçın içerisine sokabilirdi. Öyle de oldu. 56. dakika gol, İngizlerin kurtuluşunun işareti olmalıydı.

2001 yılının sonbaharında ülkesini Uzakdoğu'ya götüren golü atan Beckham'ın Lampard'ın golünden dokuz dakika sonra sahneye çıkmayı tercih ediyordu. Sağ kanattan imza ortalarından birini gönderen Beckham'ın hedefi Peter Crouch'tı. Crouch da Beckham'dan gelen pası önce göğsünde yumuşatacak ve daha sonra hareketini voleyle bitirerek İngiltere'ye ihtiyacı olan bir puanı kazanma fırsatını tanıyacaktı.

Ortada ironik bir durum vardı. E Grubu, elemeler boyunca dengelerin en fazla değiştiği grup olarak adlandırılabilirdi. 17 Ekim'de Moskova'da Rusya ile İngiltere arasında oynanan karşılaşmanın grubun geleceği hakkında önemli fikirler vereceği düşünülüyordu. Roman Pavlyuchenko'nun iki golüyle 2-1 kazanan Rusya, İngiltere önünde büyük bir avantaj yakalamıştı; fakat 17 Kasım'da dengeler tekrar değişiyordu. İsrail deplasmanında 90+2. dakikada mağlup olan Rusya, avantajı İngiltere'ye kaptırmıştı. İngiltere'nin maç yapmadığı günde Rusya'nın mağlubiyeti ile moral bulan Hırvatistan ise, Makedonya'ya 2-0 mağlup olmasına karşın Euro 2008 vizesini almayı başarıyordu.

Dengelerin böylesine hızla değiştiği bir grupta Hırvatistan'ın Makedonya karşısında aldığı 2-0'lık mağlubiyet, İngiltere'yi umutlandırmak için yeterliydi. Üstelik İngiltere, Euro 2008 Finalleri'nden sadece bir puan uzaklıktaydı ve 65. dakikada Crouch'ın volesi, İngilizlerin ihtiyacı olan puanı getirebilirdi. Olmadı. Mladen Petric'in 77. dakikadaki golü, Hırvatistan'ın İsviçre ve Avusturya'ya yanında İngiltere'yi değil Rusya'yı götüreceği anlamına geliyordu.

Slaven Bilic: ''Special One'' ? Hayır, idealleri olan bir adam.

Hırvatistan, inanılmaz bir motivasyon ile çıktığı Wembley'de İngiltere'yi 3-2 mağlup ederek tarihinin en büyük başarılarından birine imza atmıştı. İngiltere'de yaşanan büyük hayalkırıklığı, muhtemelen radikal kararların alınmasına neden olacaktı; fakat Hırvatistan cephesine konsantre olunduğunda başarının altında yatan gerçeklerden birinin adıyla karşılaşabilirdiniz: Slaven Bilic.

Futbolculuk kariyerinde West Ham United ve Everton gibi İngiliz kulüplerinde forma giyen genç teknik adam, Hırvatistan U-21 Milli Takımı'nda gösterdiği başarıların ardından Temmuz 2006'da üst seviyeye çıkarak A Milli Takım'ın teknik direktörlüğüne getirilmişti. Milli Takım'daki yardımcıları Aljosa Asanovic ve Robert Prosinecki gibi futbolculuk dönemlerinde agresif ve sıradışı karakterler arasında yer alan Slaven Bilic'in kariyerindeki bu yeni sayfada nasıl bir reaksiyon göstereceği merak edilebilirdi.

Bilic'in teknik direktörlük hakkında bazı fikirleri vardı ve belli ki oldukça da hevesliydi. Yeni mücadelesi için ilk olarak Juventus teknik direktörü Marcello Lippi ve Arsenal menajeri Arsene Wenger ile görüşmeler yaptı. Hırvat teknik adamın hedefi, duayen isimlerden birtakım fikirler çalmak değildi. İstediği, kendi düşündüklerini ustası olarak gördüğü adamlara onaylatmaktı. Yaptığı hareket, hiç kuşkusuz saygı uyandırıcıydı.

Euro 2008 Elemeleri için oluşturacağı Hırvatistan Milli Takımı'na, U-21 seviyesinde beraber çalıştığı Eduardo da Silva, Luka Modric ve Vedran Corluka'yı dahil eden Bilic, sürekli golü düşünen, futbol oynamaktan zevk aldığını hissettiren adrenalin dolu bir futbol takımı yaratmayı başaracaktı kısa süre içerisinde. Almanya (35) ve Slovakya (33) ile birlikte Eleme Grupları'nın en golcü üç takımından biri olan Hırvatistan (28 ) için, ''Diğer ülkeler gibi orta sahaya savunma gücü yüksek dört oyuncu da yerleştirebilirdik'' diyordu, Slaven Bilic. ''Ama biz daha cesur olmalıyız. Ve çok şanslıyız ki, sahanın her bölgesinde bu seviyede yeteri kadar iyi olan oyunculara sahibiz.''

İngiltere'yi Zagreb ve Wembley'de yenmesi, bu yüzden tesdüf değildi Hırvatistan'ın. Tıpkı Euro 2008 Finalleri'nde Almanya'yı 2-1 mağlup ederek tüm dikkatleri üzerine çektiği zamanki gibi. Bilic'in Hırvatistan Milli Takımı üzerinde bazı planları vardı ve 30 Nisan'da yıllık 340000 $'dan iki yıllık yeni sözleşme imzalayarak da bu düşüncesini kanıtlamıştı. İngiltere zaferini takip eden Euro 2008'de Hırvatistan'a çağ atlatan hiperaktif teknik adam, Çeyrek Final'de Türkiye'ye elenerek turnuvadaki koşusunu tamamlıyordu; ama belki de bu bir başlangıçtı.

Kader, Hırvatistan ve İngiltere'nin yollarının bir kez daha kesişmesini isteyecekti. 2010 yılında Güney Afrika'daki Dünya Kupası için iki takım, aynı eleme grubuna düşmüştü. Ve ilk randevu dün geceydi.

İki ülke futbolunun arasında yaşanan tüm bu olayların ardından İngiltere, Hırvatistan karşısına ''underdog'' * olarak çıkacaktı. Bu yüzden iddialı açıklamalar, Hırvatistan cephesinden geliyordu.

İngilizleri yıkarak katılma hakkı kazandığı Euro 2008'de ortaya koyduğu sıradışı menajerlik görüntüsüyle İngilizler adına yeni bir macera olabilirdi, Slaven Bilic. Genç Hırvat, teknik kadrosunda derin boşluklar bulunan West Ham United ve Newcastle United gibi Premier Lig ekiplerinin gözdesiydi bu yüzden. İngiltere maçından önce iki kulübün kendisi hakkındaki istekleri hatırlatılacaktı tabii, Bilic'e: ''İngiliz kulüplerinin üzerimdeki düşüncülerini okumak, bana ve takımıma özgüven depolaması açısından oldukça yararlı oluyor.''

Bilic, iddialı kişiliğinden taviz vermiyordu yine maç öncesi. West Ham United ve Newcastle United gibi takımların yanı sıra Fulham ile Bundesliga ekiplerinden Hamburg da Bilic'in ağzına bakıyordu; ama Hırvat'ın hedefi, bu seviyedeki takımlar değildi. Herkes Bilic'in Liverpool veya Chelsea gibi Premier Lig'de Şampiyonlar Ligi için mücadele eden takımların başına geçme isteğinin farkındaydı; fakat oraya gelene kadar 2008 yolunda darmadağın ettiği İngiltere'yi 2010 öncesi de sürklase etmesi gerekiyordu.

''Söyleyebileceğim tek şey; önümüzdeki iki sene boyunca Hırvatistan Milli Takımı'nın başında olacağımdır'' şeklinde yanıtlıyordu, transfer dedikodularını Slaven Bilic. ''Bu isteğimi geçtiğimiz Mayıs ayında açıklamıştım. Futbolda ne olacağını bilemezsiniz; ama benim planım, futbolda uzun süreli planlara yer olmamasına rağmen, Hırvatistan Milli Takımı'nda başladığım işi bitirmektir.''

İngiltere, Eleme Grupları'nın ilk maç gününde zayıf Andorra karşısında oldukça zorlanarak 2-0'lık bir galibiyet ile sahadan ayrılabilmişti. 2007 yılının sonundaki Hırvatistan maçının ardından, İngiltere Milli Takımı'nın menajer koltuğunda İtalyan Fabio Capello vardı. ''İngiltere'nin neden iyi performanslar sergileyemediğini bilemiyorum'' diyordu Bilic. ''Kafalarındaki düşünceleri bilemiyorum; fakat bahsettiğimiz oyuncular, yeterince büyük isimler. Menajerleri kim olursa olsun, kesinlikle hem takım olarak hem de oyuncu bazında kendilerini üst seviyeye çıkarabilecek kapasiteye sahipler.''

Slaven Bilic'in gelişi ile Hırvatistan, ulusal takımlar düzeyinde, müthiş bir gelişim göstermişti. FIFA Sıralamasında tarihinin en iyi günlerini yaşayan ülke, beşinci sıraya çıkmış ve en iyi beş ulusal futbol takımı arasına girmeyi başarmıştı. ''Her zaman baskı altındayız'' diye cevaplıyordu Slaven Bilic, durumun kendilerini strese sokma ihtimalini değerlendiren bir soruya. ''Baskıdan kaçamayız. Hırvatistan Milli Takımı, yeni bir baslo altında. Dünya sıralamasında beşinci olmak, en iyi takımlarla mücadele etmek ya da Dünya Kupası'na katılmak istiyorsanız, üzerinizdeki baskıyı yenmek zorundasınız.''

Hırvatistan v İngiltere: Favori evsahibiydi. Evet, Hırvatistan.


Slaven Bilic, iddialıydı. Takımı ve kendisi de bu özelliğinde besleniyordu zaten. Zagreb ve Wembley'deki galibiyetlerin ardından İngilizlerin, Hırvatistan'ı Euro 2008 Finalleri'nde evlerinden izlemeleri de Hırvatlara mutlak bir özgüven kazandırmıştı kuşkusuz.

''Ne yapmak zorunda olduğumuzu biliyoruz ve bunu yapmak konusunda yeteri kadar iyiyiz'' diyen bir Bilic olacaktı, İngiltere karşısında. ''Biz daha iyiyiz. Daha iyi oyunculara sahibiz. Takım olarak çok daha iyiyiz; çünkü birlikte onlardan fazla çalıştık. Zagreb'teki maç öncesi, beraber 20 veya 30 antrenman yapmıştık. Şimdi ise 150.''

Hırvatistan'da keyifler yerindeydi. Bilic, kendilerine güvenlerinin yüksek olduğunu; fakat Capello yönetimindeki İngiltere Milli Takımı'na da büyük saygı duyduğunu söylüyordu. Oyuncuları ise, Bilic kadar nezaket göstermeyeceklerdi kendileri hakkında:

''Bir kez daha inanıyorum, yine kazanacağız. Kendimize güveniyoruz. Harika bir seyircinin önünde, yeni bir büyük başarı için hazır olacağız. İyi oynarsak ve şans da biraz olsun bizim yanımızda olursa, maç sonunda kutlama yapan taraf olacağımızdan eminim'' - Luka Modric.

''Onlara burada ve Wembley'de neler yaptığımız İngiliz futbolcuların kafalarının bir köşesinde mutlaka yer alacaktır; çünkü hiç kimse yaptıklarımızı unutmalarına izin vermez. Eğer intikam için buraya geliyorlarsa, bu durum onlar için bir felaket olabilir. Biz kendi işimize bakıyoruz. Onlar yaralı olacaklar ve bu da bizim avantajımız olacak'' - Stipe Pletikosa.

''Kazanacağımızı düşünüyorum. İngiltere'nin soğukkanlığı davranacağını veya tehlike olacağını sanmıyorum. İngiltere'nin en son ne zaman iyi oynadığını bile hatırlamıyorum. Kaliteli oyunculara sahibiz ve maçın oynanacağı stadyumdaki atmosfer bize büyük bir şans verecek. Her bir maç için ayrı oyuncu çağırmaya veya mevcut kadroyu değiştirmeye ihtiyacımız yok. Bu, daha çok İngiltere'nin aşması gereken bir sorun; çünkü başarılı olmak istiyorsanız, takımınızı bu sıklıkla değiştirmemelisiniz.'' - Igor Stimac.

Görüntü bir anda değişmişti. Görüntünün de ötesinde, ülke futbol kaderleri de. Yasak Sokaklar adlı kült filmde spor salonunda çalışan gençler rolünü Hırvatistan kapmıştı artık. İngiltere ise, fakir ama gururluydu. Türk sinema seyircileri için sonuç, belli gibiydi aslına bakılırsa.

İngiltere cephesine geçildiğinde birtakım kişisel sorunlarla karşılaşılıyordu. Andorra karşısında İngiltere'yi ipten alan Joe Cole ile Fabio Capello arasındaki ilişkide ipler gerilmişti. Cole'un en sevdiği insan Capello değildi muhtemelen. ''Capello ile ilk antrenmanımızdan sonra babamı aramıştım'' diyor Joe Cole. ''Kendisine, 'Sanırım takımda olacağım' dediğimi hatırlıyorum. İkinci gün tekrar babamı aradım. 'Kadronun dışındayım' dedim. O da bana, 'Ne yaptın ki?' diye sordu. 'Bilmiyorum' diye yanıtladım.''

Joe Cole, takımdaki rolünün ne olduğunu bilmemekten rahatsız gibiydi; ama yine de Capello'nun sisteminde hiçbir oyuncunun yerinin garanti olmamasının İtalyan teknik adamın son derece iyi bir menajer olmasından kaynaklandığını ekliyordu sözlerine.

Andorra karşısında Cole, yerini Middlesbrough'dan Stewart Downing'e kaptırmış; fakat 46. dakikada yer değiştirdiği oyuncuyla yer değiştirerek İngiltere'yi galibiyete götüren iki golü atmıştı. Bu gelişmelerin ardından Joe Cole'ün Hırvatistan deplasmanında ilk 11'de görev yapması bekleniyordu.

Capello, İngiltere Milli Takımı'nı 4-4-2 düzeniyle sahaya sürüyordu. Steve McLaren'in 3-5-2'sinden iyiydi muhtemelen; ama Joe Cole, Jose Mourinho'nun Chelsea'de görev yaptığı dönemden bu yana 4-3-3 veya 4-3-2-1 gibi sistemlerde forvetin solunda görev yapmıştı. Bu anlamda zorlanabilirdi, Cole. Tıpkı sağ kanatta oynaması beklenen Theo Walcott gibi.

Çek Cumhuriyeti ile oynanan hazırlık karşılaşmasında Wayne Rooney'nin forvet olduğu 4-3-2-1 sistemini deneyen Fabio Capello, geri dönüşünü 4-4-2 ile yapacaktı. Steven Gerrard'ın yokluğunda Gareth Barry ve Frank Lampard orta sahaydı. Joe Cole, sol taraftaki yerini almıştı. İsveçli teknik adam Sevn Goran Eriksson tarafından 2006 Dünya Kupası kadrosuna alınarak Milli Takım kariyerine başlayan Theo Walcott ise, Capello'nun bulunduğu zor durumdan çıkması adına yapacağı sürpriz hamle olabilirdi.

Hırvatistan v İngiltere: Fabio Capello, puslu havayı sever (1-4).

Capello, İngiltere'nin son yıllardaki aradığı adam mı, bilinmez; ama karşılaşma öncesindeki tüm şartlar, aleyhine gözükmesine karşın, kendi lehine olmuştu. Hırvatların özgüvenlerinin ''şımarıklık'' boyutuna yaklaşması, Joe Cole ve Wayne Rooney ile arasındaki tartışmalar, Capello'nun besleneceği kaynaklardı.

Croatia: Pletikosa, Simunic, Robert Kovac, Corluka, Pranjic, Rakitic, Petric (Knezevic 56), Nico Kovac (Pokrivac 62), Srna, Modric, Olic (Mandzukic 73).
Subs Not Used: Runje, Krizanac, Leko, Klasnic.

England: James, Brown, Terry (Upson 88 ), Ferdinand, Ashley Cole, Walcott (Beckham 84), Lampard, Barry, Joe Cole (Jenas 55), Rooney, Heskey.
Subs Not Used: Robinson, Johnson, Downing, Defoe.

Goals: Mandzukic 78 - Walcott 26, 59, 82, Rooney 63

Theo Walcott'un maçın 26. dakikasında attığı gol, İngiltere A Milli Takım seviyesindeki ilk golü oylacaktı. Walcott, ikinci ve üçüncü gollerini de aynı sahada attı. 53. dakikada 10 kişi kalan Hırvatistan karşısında İngiltere'nin diğer golü Wayne Rooney'den geldi. Robert Kovac'ın kırmızı kart gördüğü pozisyonda Joe Cole kanlar içerisinde yerde kaldı. Kovac'ın dirsek darbesiyle sakatlanan Cole'ün başına 10 dikiş atıldı.

İngiltere, yakın tarihinde ilk kez ''sürpriz takım'' olarak çıktığı bir karşılaşmadan tarihinin en unutulmaz deplasman galibiyetlerinden biri ile dönüyor. İngiliz basınına göre dün geceki Hırvatistan galibiyeti, İngilizlerin Milli Takım Tarihi'ndeki en muhteşem beş deplasman zaferi listesine girmeyi başardı bile.

Lisbon 1947, Portekiz 0-10 İngiltere
Madrid 1965, İspanya 0-2 İngiltere
Rio 1984, Brezilya 0-2 İngiltere
Belgrad 1987, Yugoslavya 1-4 İngiltere
Münih 2001, Almanya 1-5 İngiltere

Slaven Bilic, böylesi yenilgileri kendisine dert edebilecek bir teknik adam. 09.09.09'da Wembley'de oynanacak karşılaşmaya kadar, her gün İngiltere'yi düşüneceğini söyleyebiliriz sanırım Bilic'in. Mutlaka bir cevap arayacaktır.

Hırvat oyuncular, yine bu kadar iddialı olabilecekler mi peki?

Hiç yorum yok: