24 Ekim 2008 Cuma

1-0: Bir Sistem Takımı Olarak Galatasaray



Galatasaray'ın yüzü değişiyordu.

Kolay değildi, ülke kültürüne yeni bir futbol fikrini yerleştirmek. Bu anlamda işi zordu Galatasaray'ın. Sezon başında yaşanan sancılar, Şampiyonlar Ligi'nin kaybedilmesine neden olmuştu, ama büyük resimde görülmesi gerekenler vardı. Galatasaray'ın önü açıktı ve ilk etapta yeni bir yol görünüyordu: UEFA Kupası.

Bir önceki sezon yaşanan hayalkırıklığının ardından UEFA Kupası başlığına ihtiyatla yaklaşılabilirdi.

Geçilmesi gereken ilk engel Bellinzona'ydı ve Galatasaray, rakibini her iki maçta da mağlup ederek UEFA Kupası Grupları'na kalıyordu. Üzüm ve bağcı ilişkisine girmeden sonuca ulaşmak isteyenler, her iki karşılaşmada alınan iki galibiyetten gerekli dersleri çıkarmış olmalılardı.

Galatasaray'ın Avrupa karakterini tekrar kazanmaya ihtiyacı vardı, aynı zamanda. UEFA Kupası Grupları'nda ortalamanın üzerinde bir dörtlü ile eşleşmek istenilmesinin de temeli bu noktada oluşuyordu. Ve istenilen oldu. Benfica, Olympiakos, Hertha Berlin ve Metalist Kharkiv ile B Grubu'nda buluştu, Galatasaray.

Dün akşam Ali Sami Yen Stadı'nı dolduran taraftarların maça konsantrasyonu bu yüzdendi. Kadıköy'deki Final, şimdilik uzak bir hedef olsa da, yine iyi bir motivasyon aracıydı. Olympiakos karşılaşması da Şampiyonlar Ligi maçı havasında geçecekti.

Olympiakos'un sekiz eksiklikle geldiği söyleniyordu İstanbul'a, maç öncesinde. Muhtemel bir Galatasaray galibiyetinde iyi bir savunma olabilirdi bu. Gerçeğin farklı olduğunu ise bilenler vardı mutlaka.

Takımlar ısınmak üzere sahaya çıktığında Olympiakos tarafında Darko Kovacevic ve Sebastian Leto, yedek oyuncularla birlikte kısa pas çalışması yapıyorlardı. Belli ki, kenarda başlayacaklardı. Sürpriz de değildi, aslına bakarsanız. Hücum silahları Fernando Belluschi, Luciano Galletti ve Diogo ise daha çok uzun toplar üzerinden çalışıyorlardı. Yunan ekibin planı, ileri uçtaki hızlı oyuncularını bir şekilde kullanmak olmalıydı.

İki takım, santradan önce sahaya yayıldıklarında ise enteresan bir görüntü ortaya çıkıyordu. Ayna gibiydiler. İkisi de 4-2-3-1 şeklinde dağılacaktı. Ve muhtemelen Olympiakos'un İspanyol çalıştırıcısı Ernesto Valverde de idealist bir antrenördü.

Galatasaray'da alışılagelen düzen bozulmamıştı.

Morgan de Sanctis kaledeydi. Savunma kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta, merkez ikilide Servet Çetin ile Emre Aşık oynayacaktı. Orta sahada Ayhan Akman ve Fernando Meira vardı. En uçtaki Milan Baros'un arkasında Cassio Lincoln, sağında Arda Turan ve solunda Harry Kewell. Galatasaray'ın dizilişi bu şekildeydi.

Olympiakos'ta da durum farklı değildi.

Antonis Nikopolidis kaledeydi. Savunma kanatlarında Vassilis Torosidis ve Didier Domi, merkez ikilide Paraskevas Antzas ile Avraam Papadopoulos oynayacaktı. Orta sahada Michal Zewlakow ve Anostosios Pantos vardı. En uçtaki Diogo'nun arkasında Fernando Belluschi, sağında Christos Patsatzoglou ve solunda Luciano Galletti. Olympiakos'un dizilişi de bu şekildeydi.

Olympiakos'un sahadaki on birinde birtakım özellikler dikkat çekiyordu tabii. Orta sahadaki önemli eksiklerinden dolayı (Dudu ve Djordjevic), savunma ağırlıklı Patsatzoglou, Pantos ve Zewlakow, Diogo'nun arkasındaki üçlü rotasyona girecekti. Toplamda savunma ağırlıklı yedi oyuncuyla çıkmıştı Galatasaray karşısına, Olympiakos. Değerlendirmek, Galatasaray'ın elindeydi.

Maçın ilk 10 dakikası geride kaldığında Galatasaray adına alışmaya başladığımız bir görüntü ortaya çıktı.

Karşılaşmaya sağ kanatta başlayan Arda Turan, Harry Kewell'ın kanadına geçti. Kewell da sağ tarafa geldi; fakat ilerleyen dakikalarda bu durumun, diğer maçların aksine bir ''çelişki'' olmadığına bilakis 4-2-3-1 sistemin ölümcül hamlelerinden olan arka üçlüdeki kanat oyuncularının sürekli yer değiştirerek oyun anlamında bir çeşitlilik sağlama fikri olduğuna tanıklık edecektik.

Harry Kewell da bir sistem transferiydi. Bu yüzden, gelirken seçenekleri de beraberinde getirmişti.

Galatasaray, 25. dakikadaki gole kadar Harry Kewell ve Arda Turan'ın çift karakterli oyun yapısından yararlanmayı başardı. Galatasaray'ın bu oyuncuların yetisi üzerinde birçok pozisyona girebileceği bir maçta golü köşe vuruşundan bulması bir ironi olabilirdi; ama Kewell, çeşitlilik sağlayan oyun yapısının özelinde Galatasaray'ı 1-0 öne geçiren golü atıyordu, Cassio Lincoln'ün köşe vuruşunda topa iyi yükseldikten sonra.

Evet, bir ironi olabilirdi; ama köşe vuruşlarını çok daha efektif kullanmaya başlamıştı, Galatasaray. Mutlaka nedenleri vardı.

İyi bir yapılanma içerisine girmişti takım, bu anlamda. Bir kere, artık köşe vuruşlarını kimin kullanacağı belliydi. Her iki kanatta da topun başına Lincoln geçiyordu. Tüm takım da Brezilyalı'yı bekliyordu. Sabri Sarıoğlu ve Ayhan Akman, olası bir hızlı atağı engellemek amacıyla orta yuvarlakta, kaleci Morgan De Sanctis, libero konumundaydı. Bu gibi durumlarda iki kanat savunucu orta yuvarlakta kalırdı; ama Hakan Balta, ikinci topları değerlendirmek amacıyla on sekiz üzerindeydi. Fernando Meira, Servet Çetin ve Emre Aşık da ileri uçtaki arkadaşlarına destek vermek üzere ceza sahası içerisinde kalacaklardı.

Galatasaray'ın sezon başından bu yana köşe vuruşlarındaki dağılımı, bu şekildeydi. Ve her bir plandan da sonuç çıkarmayı başarmıştı. Servet Çetin ve Hakan Balta'nın ardından Harry Kewell da bir köşe vuruşunun ardından gol sevinci yaşıyordu. Galatasaray'da işler yolundaydı, hiç kuşkusuz.

Öne geçtikten sonra Galatasaray, bu sezonki en önemli kozunu oynayabilirdi artık. Topun arkasına geçmek ve tek paslarla rakip kaleye gitmek; ama biraz daha farklı bir görüntü vardı sahada. Galatasaray, topla oynamak istiyordu. Olympiakos'un pek fazla şansı yoktu. Galatasaray, önemli kozunu oynamak için ikinci yarıyı bekleyecekti.

Maç, Galatasaray'ın istediği kıvama gelmişti.

Olympiakos da Galatasaray gibi, top rakipteyken topun arkasına geçmek ve hücuma giderken 4-2-4 şeklinde yapılanmak istiyordu; ama Galatasaray'ın orta saha ikilisinde Fernando Meira ve özellikle Ayhan Akman mükemmel oynayarak Yunan temsilcisine izin vermiyorlardı. Ayhan'ın kazandığı ikili mücadeleler, topun arkasında bekleyen Galatasaray'ı bir an evvel hücuma çıkarmak adına oldukça değerliydi.

Galatasaray, ikinci yarının ilk bölümünde son derece net pozisyonlar yakalıyordu tamamen bu özelliğinden yararlanarak. İkinci yarıya Harry Kewell, sol kanatta başlarken Arda Turan, sağ tarafta devam ediyor ve sezon başında beri bu bölgedeki en iyi performansını sergiliyordu. Didier Domi'nin savunduğu sol kanat, iflas etmek üzereydi. Arkada bekleyen Galatasaray, topu ayağına aldığında durdurulamaz bir güce sahip oluyordu.

Fernando Meira'nın top tekniği ve Ayhan Akman'ın mücadele gücü, Galatasaray adına ortaya üst düzey bir orta saha ikilisi çıkarmıştı. Meira, bu anlamda öndeki üçlüye de destek verme imkanı bulabiliyordu. Sistemde herhangi bir aksama yoktu.

İşte tam bu dakikalarda Galatasaray'ın en büyük ihtiyacıydı, Aydın Yılmaz. Ne yazık ki, sakatlığından dolayı kadroda değildi. Tıpkı Yaser Yıldız gibi. Michael Skibbe, üçüncü bir alternatif olarak Alparslan Erdem'i düşünmüş olabilirdi; ama Ayhan Akman'ın sakatlığının ardından Volkan Yaman'ı oyuna almak durumunda kaldı. Volkan, Alparslan'a kıyasla daha iyi bir savunmacıydı. O dakikada doğru bir tercihti. Dahası Volkan'ın girişiyle orta sahaya çıkan Hakan Balta, işin hücum tarafında iyi işler yapmaya başlayacaktı.

75. dakikada Milan Baros, yerini Shabani Nonda'ya bıraktı.

Bu noktada Çek oyuncu için birkaç şey söylemek gerekir diye düşünüyorum. Baros, üç maçtır gol atamasa da sistem adına ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu göstermeye devam ediyor. 4-2-3-1'de arkadaki üçlüyle beraber oynayabilmesinin yanı sıra sırtı dönük top alabilme yeteneğiyle rakip savunmayı oldukça zorluyor. Ve hiç kuşkusuz Milan Baros, topsuz oyunda müthiş bir silah.

Olympiakos'da Ernesto Valverde, aynı dakikada Luciano Galletti ile Darko Kovacevic'i değiştirdi. Kovacevic'in ardından Olympiakos'un çift forvete döneceğini düşünebilirdik, ama öyle olmadı. Sırp oyuncunun oyuna girişiyle birlikte Diogo, forvetin arkasındaki üçlünün ortasına geçti vakit kaybetmeden. Belluschi de sağda kaldı. Bu anlamda Valverde'yi sistemine sadık kaldığı için kutlayabiliriz, tarafsız bir gözle baktığımızda.

Yine de Olympiakos'un psikolojik olarak hava toplarına yöneleceğini görebilirdik, son 15 dakikada.

Baros ve Nonda arasındaki değişikliğin ardından Harry Kewell, oyundan çıkacaktı. Kewell'ın bir eksiği, henüz temposunu doksan dakikaya yayamıyor olması olarak görülebilirdi. Açıkçası Aydın Yılmaz, uygun durumda olsaydı Skibbe, Kewell ve Aydın arasında ikinci yarının belli bir dakikasında değişiklik yapacaktı; ama Mehmet Güven tercihi de 85. dakikada yadırganmamalıydı. Mehmet de kısa süre içerisinde fena işler çıkarmadı. O bölümde takımı rahatlatan önemli hamlelerde bulundu.

Ve Galatasaray, tek ciddi pozisyonunu son dakikada kişisel hatayla verdiği bir Avrupa Kupası maçında sahadan galibiyetle ayrılmayı başardı.

Olympiakos galibiyeti, grubun şifresiydi. İç sahada kazanılacak iki galibiyet, gruptan çıkmak adına yeterli görülebilirdi. Bu anlamda çok kritik bir üç puan kazandı, Galatasaray. Kulüp puanı adına da iki Bellinzona galibiyetinin ardından gelen bu galibiyetin ilaç etkisi yapacağını söyleyebiliriz.

Her anlamda değerli bir galibiyet, fakat çok daha ötesi var.

Galatasaray, yavaş yavaş bir sistem takımı haline gelmeye başlıyor. Ülkemizin 100 küsür yıllık futbol geçmişinde olmayan bir şey belki de. Her oyuncunun üstün performans göstermesi, kapasitelerinin sınırlarını zorlaması ve bambaşka bir görüntünün ortaya çıkması, tamamen bununla ilgili.

Tüm bunların ardından yakın zamanda, salt oyuncu değerlendirmesi yerine sistem üzerinden oyuncu değerlendirmesi yapar hale geleceğiz. Belki de gelmiş olmalıyız, kim bilir.

Taşlar yerine oturuyor, görüntü netleşiyor. Çok daha güzel günler için beklemeye devam edelim.

İnanın. Beklediğimize değecek.

Ek: Blogun 500. mesajının Galatasaray galibiyeti üzerine olması da ayrı bir güzellik.

Hiç yorum yok: