29 Ekim 2008 Çarşamba

Chicago Bulls: Derrick Rose ile Daha Hızlı



Boston Celtics ve Cleveland Cavaliers düellosuyla başlayan 2008-2009 Sezonu'nda gecenin bir diğer önemli maçı, Milwakuee Bucks ile Chicago Bulls arasındaydı.

Karşılaşma öncesi tüm gözler, doğal olarak 2008 NBA Draftı'nın 1 numarası Derrick Rose'da olacaktı. Memphis Tigers'daki bir yıllık NCAA kariyerinin ardından Chicago'ya Bulls formasıyla dönüş yapan Rose'un NBA'deki ilk maçında neler yapabileceği, gecenin cevap bekleyen en önemli sorusuydu. Tigers ile NCAA Finalleri'ne kadar giderken bir ve iki numara arasında sıkışan Rose, Bulls'ta nasıl bir rol üstlenecekti? Mutlaka, bir diğer önemli soru da buydu.

Bulls ve Bucks arasında United Center'da gerçekleşecek mücadeleyi özel kılan yalnızca Derrick Rose'un NBA kariyerindeki ilk maçına çıkıyor olması değildi. Geçtiğimiz sezon Chicago Bulls ile yolları ayrılan antrenör Scott Skiles da yeni takımı Milwakuee Bucks'taki ilk resmi maçına United Center'da çıkacaktı. Bulls ile geçen üç başarılı sezonun ardından 2007-08'e yapılan kötü başlangıçla birlikte normal sezonun 25. maçında kulüpten ayrılan Skiles, Bulls'a neleri kaybettiğini göstermek isteyebilirdi.

Chicago Bulls ise Scott Skiles'ın boşluğunu Vinny Del Negro ile doldurmuştu. Bernie Bickerstaff ve Del Harris destekli genç antrenör Del Negro'nun dinamik Bulls takımına vereceği basketbol fikri de merak ediliyordu. Bu anlamda da önemli bir maçtı. Belki isim olarak, Cavaliers ve Celtics arasında ezilmişti; ama içerisinde ilgi çekici hikayeler vardı. Hayır demek, kolay değildi.

Chicago Bulls'ta Vinny Del Negro, bir numarayı Derrick Rose'a teslim etmişti. İki numarada Thabo Sefolosha ve üç numarada Luol Deng vardı. Ön alan ikilisi ise Tyrus Thomas ve Drew Gooden olacaktı. Bulls adına sezon öncesi, Derrick Rose ve Kirk Hinrich özelinden birtakım soru işaretleri oluşmuştu. Sahaya çıkan beş oyuncuyu görünce Kirk Hinrich'in de geçtiğimiz sezonlardaki Ben Gordon rolünü üstleneceğini düşünebilirdik. Keza Gordon, yine ''altıncı adam'' olarak gelecek gibi görünüyordu, tüm sezon boyunca.

Vinny Del Negro'nun yardımcı fikri, Kirk Hinrich ve Derrick Rose'u arka alanda beraber oynatmak olmalıydı. Maç içerisinde mutlaka bir şekilde gerçekleşecekti. Thabo Sefolosha'nın ilk dört dakikalık bölümde art arda aldığı iki faulün ardından süreç daha çabuk işledi. Rose ve Hinrich aynı kortta yer aldılar. Çeyreğin son bölümünde bu kez Derrick Rose ile Ben Gordon değişti. Kirk Hinrich, bir numaraya geldi. Sistem, işlemeye devam etti. Del Negro, yanındaki kurtlardan aldığı yardımlardan dolayı huzurlu olmalıydı.

Ölü sezondaki Richard Jefferson hamlesinin ardından kademe atlamasını bekleyebileceğimiz Milwakuee Bucks, Maurice Williams'ı elinde tutamayarak önemli bir avantajı kaçırmıştı. Tyronn Lue ve Luke Ridnour rotasyonu, yetersiz kalabilirdi. Öyle de oldu. Bucks, bu pozisyonda önemli sıkıntılar yaşayacaktı. Sezonun geri kalan bölümünde neler olur, bilinmez; ama ilk izlenimden çıkan sonuçlar, Bucks adına pek de hayırlı sayılmazdı.

İlk çeyrek, karşılıklı basketler ve 26-26'lık eşitlikle geçilirken Chicago Bulls adına bazı farklılıklar göze çarpıyordu. Bulls'un oyunu hızlanmıştı. Derrick Rose, saha görüşü iyi olan bir oyun kurucuydu ve rolünü benimsemiş gibi gözüküyordu. Bu anlamda Rose, ilk soru işaretinlerinin dağılmasını sağlamış olabilirdi. NCAA'deki görüntüsünün aksine Rose, bir numarayı doldurmayı başarmıştı. Hızlı oyun Tyrus Thomas'ın da pota altındaki değerini artırıyordu hiç kuşkusuz.

Chicago Bulls'un oyunu keyif veriyordu. İlk çeyrekte ortaya çıkan bir zaafları ise boyalı alanı savunma konusuydu. Drew Gooden, yeteri kadar sert değildi. Tyrus Thomas, daha çok blok üzerine konsantrasyon sağlıyordu. Yumuşak kalmıştı bir anlamda, Bulls. Çeyrek sonunda Drew Gooden'ın yerine Joakim Noah ve Tyrus Thomas'ın yerine de Andres Nocioni'nin girmesi, Bulls pota altına sertlik kazandıracaktı.

Kadro derinliği, Chicago Bulls'un en önemli silahlarından biri olacaktır sezon boyunca. Ortaya çıkan görüntü bu şekilde. Kenardan gelen Kirk Hinrich ve Ben Gordon gibi kalburüstü oyuncuların yanı sıra Joakim Noah ve Andres Nocioni gibi rol oyuncularının rotasyonda yer alıyor olması, rekabet anlamında oldukça önemli. Bu isimlere sakatlığı nedeniyle Bucks karşısında forma giyemeyen Larry Hughes ve hatta Cedric Simmons'ı da ekleyebiliriz.

Milwakuee Bucks için aynı sözleri söylemek ise pek kolay değil. İlk çeyrekte Andrew Bogut'ın erken faul problemine girmesinin ardından oyuna dahil olan Luch Mbah a Moute, Dan Gadzuric ve Malik Allen gibi isimlerden 82 maçlık sezon boyunca ekstra katkılar beklemek, pek doğru olmayabilir. Dün gece oynamayan Francisco Elson, geri döndüğünde Mbah a Moute'nin rotasyondaki yerini alacaktır. Yine de büyük resimde Bucks'ın derinlik sorunu yaşayabileceğini söyleyebiliriz.

Milwakuee Bucks, sezon boyunca rakiplerine Michael Redd ve Richard Jefferson ikilisi ile direnmeye çalışacaktır. En net örnekleri, üçüncü çeyreğin hemen başı ve maçın geri kalan bölümünde gördük aslına bakarsanız; fakat Redd ve Jefferson'ın arka arkaya gelen üç sayılık isabetlerinin ardından vites yükselten Bulls'ta Rose, liderlik karakterini gösterdi ve takımını ayağa kaldıracak performansı sergiledi. Üçüncü çeyreğin ilk bölümündeki Rose, ilerleyen dönemde Bulls'un skorerleri Ben Gordon ve Luol Deng'in de yükünü hafifleteceğini kanıtladı.

Dördüncü çeyrek, maçın koptuğu bölüm oldu. Chicago Bulls, sahip olduğu tüm avantajları son derece iyi bir organizasyonla kullanmayı bildi. Kenardan gelen Kirk Hinrich ve Ben Gordon, takımlarına toplam 33 sayılık katkı yaptılar. Luol Deng, 8-13 saha içi isabetiyle 21 sayı üretti, takımının en skorer ismi oldu. Tyrus Thomas, 41 dakika sahada kaldığı maçı 15 sayı ve 10 ribaundla tamamladı. Drew Gooden, 13 sayı ile oynarken 6'sı hücumda olmak üzere toplam 8 ribaund çekti.

Derrick Rose için ayrı bir paragraf açalım.

NBA kariyerine iyi bir başlangıç yaptı, Rose. Takımını son derece başarılı bir şekilde yönetti. Oyun stili, Bulls'un temposuna direkt olarak etki etti. 11 sayı üretti. Double-double, bir asistle kaçtı. 3 top çaldı, 4 de ribaund aldı. 11 sayı, 9 asist ve 3 top çalma. Yine ilginç bir not var, bu noktada. NBA'de top çalma istatistiklerinin tutulmaya başlandığı 1973 yılından bu yana yalnızca bir oyuncu NBA'deki ilk maçında, en az 11 sayı, 9 asist ve 3 top çalma barajını geçebilmişti. İsim yabancı değil. LeBron James, Cleveland Cavaliers ile NBA'deki ilk gecesinde 25 sayı, 9 asist ve 4 top çalmalık performansıyla kariyerine iyi bir başlangıç yapmıştı. Rose da fena değildi.

Michael Redd, 10-19 saha içi isabetiyle 30 sayı üretti. Sahanın en skorer ismi oldu. Ve bunu ilk kez yapmadı. Redd, Milwakuee Bucks kariyerinde üçüncü kez sezon açılış maçlarında 30 sayı barajını geçerek kulüp tarihinin bu başlıktaki rekorunu egale etmeyi başardı. Kareem Abdul-Jabbar'ın sahip olduğu rekorun artık yeni bir ortağı var.

Bucks'ın diğer şutörü Richard Jefferson, 5-17 ile hücum ettiği geceyi 15 sayı ile tamamladı. Redd ve Jefferson ikilisinin toplam 36 kez potaya bakmaları, önemli bir soru işareti. Bucks'ın maç içerisindeki toplam şut sayısının 78 olduğunu düşünürsek, durum ilerleyen dönemde daha vahim bir hal alabilir. Pota altında Andrew Bogut gibi bir egonun olduğunu da unutmayalım. Redd ve Jefferson dışında çift haneli skorlara ulaşan tek Bucks oyuncusu ise kenardan gelip 5-7 isabetle 10 sayı üreten Malik Allen oldu.

Sahadan 108-95'lik skorla galip ayrılan Chicago Bulls, umut verdi. Run and Gun kadar uçsuz bucaksız olmasa da tempolu basketbol, Bulls'a yarayacaktır. Milwakuee Bucks'ın hızlı hücum sayılarında yalnızca 1'de kaldığı gecede Chicago Bulls'un bulduğu 20 sayı, durumun daha net anlaşılmasını sağlayabilir. Chicago Bulls, sezon boyunca Doğu'nun ilk altı sırası için olmasa da yedi veya sekizinci basamağı adına bir direnç ortaya koyacaktır. Atlanta Hawks'ın geçtiğimiz sezon yaptığını yapmaya çalışmak, iyi bir hedef olabilir Bulls için.

Chicago Bulls, iki gece dinlenecek. Ardından TD Banknorth Garden'da Boston Celtics'e konuk olacak. Derrick Rose için müthiş bir sınav.

Milwakuee Bucks'ın düşünmesi için pek fazla süresi yok. Oklahoma City Thunder'ın NBA'deki ilk konuğu olacaklar bu gece. Maç içerisinde düşünme fırsatı bulabilirler belki de. En azından daha dengeli davranacaklarını düşünüyorum. Playofflar, biraz uzak bir hedef gibi duruyor şimdilik.

Hiç yorum yok: