22 Ekim 2008 Çarşamba

F. Bahçe v Arsenal, 2-5: Kimin İçin Sürpriz?



Arsenal'in elinde iki alternatif vardı, Theo Walcott ve Robin van Persie özelinde.

Arsenal menajeri Arsene Wenger, savunmada dörtlüsündeki üç oyuncudan yararlanamayacaktı. Takım savunması anlamında bazı tercihlerin yapılması gerekiyordu. Bacary Sagna, Kolo Toure ve William Gallas'ın yokluğunda Wenger, Emanuel Eboue, Mikael Silvestre ve Alexandre Song'a görev vermişti. Karşılaşma öncesi konuşulan isimler aynıydı; fakat oyuncular, kadro içerisinde rotasyona girebiliyordu. Bu durum bizlere, hiç kuşkusuz, bir zamanların öncü akımı, ''total football'' hatırlatmasını yapıyor olmalıydı.

Arsenal'in başarısının nedenleri, bu başlık özelinde incelenebilirdi. Emanuel Eboue, orta sahanın solunda oynayabilirken Fenerbahçe maçına sağ kanat savunmacısı olarak çıkıyordu. Alexandre Song, Bacary Sagna'nın yokluğunda sağ bekte görev alabilmesine karşın merkez ikilide Mikael Silvestre'nin yanına gelebiliyordu; ama tüm bunlara karşın Wenger'in yaptığı iyi bir şey vardı. Maçı getirecek olan da, Fransız menajerin bu düşüncesiydi. Modern düşündü, Wenger. Defans, orta saha ve forveti bir bütün olarak değerlendirdi.

Ülkemizde alışık olmadığımız bir durumdu. Bu düşünceyi ülke futboluna kazandırma projesi olan insanları da, ''genç, tecrübesiz veya kariyersiz'' olarak değerlendiriyorduk. Fenerbahçe'nin teknik direktörü de farklı düşünmüyordu. Maç öncesi Arsenal'i iyi bir hücum takımı olarak değil, yalnızca hızlı hücumlarla pozisyonlara girebilen bir ekip olarak tanımlıyordu, Luis Aragones. Arsene Wenger'in savunmadaki eksiklerinden dolayı orta sahaya Abou Diaby'yi koyarak pas yüzdesini yükseltme düşüncesi de, ''Arsenal defansif bir kadroyla çıkıyor, van Persie yedekler arasında'' duyurusuyla geri dönüyordu.

Zihniyet bu şekildeydi. Oysa Arsenal'in futbol hakkındaki düşünceleri, oldukça farklıydı. Wenger, forvette Emmanuel Adebayor'u tercih ederken Cecs Fabregas ve Denilson'dan oluşan orta saha ikilisinin arasına top tekniği yüksek Abou Diaby'yi yerleştiriyordu. Orta saha kanatlarında ise Theo Walcott ve Samir Nasri vardı, ilk anda. Walcott'ın milli takımıyla Hırvatistan deplasmanındaki görüntüsü, ışık olmalıydı. Maçın hemen başında Walcott, Adebayor'un yanındaki ikinci forvet gibi oynayacağını da gösteriyordu, aslına bakarsanız.

Fenerbahçe tarafında ise, üç oyuncu özelinde bir tercih yapmak gerekiyordu.

Kolay verilmesi mümkün olmayan bir karardı, ama işin içerisinden çıkması için görevinin başındaydı 70 yaşındaki Luis Aragones. Alex de Souza, Semih Şentürk ve Daniel Güiza. Arsenal'de Wenger, Robin van Persie gibi bir oyuncuyu yanına alırken Aragones, üç oyuncunun birinden bile vazgeçemedi. Neyse ki, Emre Belözoğlu yoktu. Ne zaman vardı ki, şeklinde bir geri dönüş alabiliriz; ama o durumda Fenerbahçe'nin takım savunması anlamında tamamen çökeceğini söyleyebilirdik. Yapılması gereken, orta sahada rotasyon yaratmaktı.

Luis Aragones, bir şey yaptı. Ama ne? Enteresan bir tercih vardı. Normal şartlar altında Alex'in orta sahada Selçuk Şahin'le birlikte oynamasını ve Semih Şentürk'ten de Alex'in görevini yapmasını beklemeliydi, Aragones. Sezon başından bu yana yaptığı gibi; ama tamamen tamin duygusuyla orta sahaya Maldonado'yu yerleştirdi. Nerede oynadığı veya ne yaptığı hakkında bir fikrim yok, Şilili oyuncunun. Üç isimden herhangi birinin kesilmemesinden dolayı ortada bir yerde kaldı, bu tercih.

İki takım arasında bir fark daha vardı. Arsene Wenger'in de maç sonrası söyleyeceği gibi, Arsenal'in yaş ortalaması yalnızca 22'ydi. Üstelik her futbolcu, her bölgede oynayabiliyordu. Bu anlamda, oyuna sonradan giren herhangi bir oyuncu, sorunsuz şekilde devam ediyordu sistemi işletmeye. Fenerbahçe tarafında ise tamamen bir başıboşluk ve dağınıklık var. Kendi mevkiisinde oynayan oyuncusu sayısı az, sistem yok, anlayış yok. Fenerbahçe'nin çok kötü olduğu sezonlar oldu, ama bu kadar ''ne olduğu belli olmayan'' bir görüntüye sahip olduğunu hatırlamıyorum.

Maç başladı ve gerçeklerin ortaya çıkması yalnızca 10 dakika sürdü.

Arsenal menajeri Arsene Wenger, Fenerbahçe'nin Kayserispor maçı kasedine göz ucuyla bakıp dün akşamki maç üzerindeki planlarını yapmış olmalıydı. 90 dakika boyunca düşük viteste oynayan İspanyol Cecs Fabregas, maçı kıran iki önemli pas attı bu süre içerisinde. İlkinde Emmanuel Adebayor, ikincisinde de Theo Walcott, iki stoper arasına gönderilen pasa koşu yaptılar. Ve Arsenal, ilk on dakikalık bölümde 2-0'lık üstünlüğü yakaladı. Geçtiğimiz sezon, Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final oynayan savunma dörtlüsü, tabii bu.

Arsenal'in kadro içerisindeki rotasyonundan devam edelim. Uç örneklerin dışında (sağ bek Adebayor veya van Persie stoper gibi) her oyuncu, birbirinin alternatifi neredeyse. Bir sistem var ve bu sistem üzerinden devam ediyorlar. Bu anlamda yaklaşık üç ay sonra ilk kez 11'de maça başlayan Abou Diaby de kesinlikle sırıtmıyor. Hatta fark yaratıyor. Fenerbahçe'nin ''underdog'' olarak çıktığı maçlardaki en büyük kozu olan Alex de Souza'nın başrol oynadığı golün ardından Arsenal'in kısa süre içerisinde verdiği cevapta söz sahibi Abou Diaby oluyordu.

Skor 3-1'e geldikten sonra sonuç, Arsenal'in insafına kalmıştı. İkinci yarının başında gelen dördüncü golün ardından Arsenal, tempoyu iyice aşağı düşürerek herhangi bir sakatlığa uğramadan evine dönmenin planları içerisine giriyordu; ama bu bölüm içerisinde Fenerbahçe, önemli fırsatlar da yakalayacaktı. Savunmadaki üç oyuncunun eksikliği, Arsenal'i önemli ölçüde etkilemişti. Alex'in arkaya attığı toplara koşu yapan Daniel Güiza, birkaç kez Almunia ile karşı kalıyor ve bunlardan birinde de farkı ikiye indiren golü atıyordu.

Öyle bir hava vardı ki, ne Fenerbahçe tribünleri, ne golü atan Daniel Güiza, ne de o dakikaya kadar şairane bir üslupla maçı anlatan spiker Ertem Şener, hiçbir şekilde daha fazlasına inanmıyordu. Hatrı sayılır bir süre daha vardı, aslına bakarsanız. Belki de haklılardı. Arsene Wenger, kalan dakikalarda genç oyuncularına şans verdi. Bu isimlerden biri olan Aaron Ramsey de destek ayağından aldığı güç ile rakip fileleri gördü ve Arsenal, sahadan 5-2'lik galibiyetle ayrıldı.

Fenerbahçe'nin cılız olan üst tur ümitleri sona ermek üzere artık.

İngiltere'deki Arsenal maçından galibiyetle dönülmesi gerekiyor. Daha sonra tekrar hesap yapılabilir belki, ama son yıllarda bu kadar, ''geliyorum'' diyen başka bir maç oldu mu, hatırlayamıyorum. Herkes emindi belki de Fenerbahçe'nin dün akşam, en az 4 veya 5 golü kalesinde görerek mağlup olacağından. Üzerine gidilmesi gereken gerçek de bu olmalı sanıyorum.

1 yorum:

temur dedi ki...

aynen katılıyorum sana. Arsenal top oynamaktan keyif alan bir takım ve gerekli skoru alınca biraz işin sanatsal yönüne vuruyorlar. Dün liverpool yada Manu olsa skor daha feci olabilirdi. Ayrıca Arda biraz daha atik olsa Wenger'in sistemine Nasri'den fazla katkı sağlar diye düşünüyorum. Nasri koca maç bir kez geriye döndü. Gökhan yorulana kadar koridor yaptı orayı. Fenerbahçe 5 yedi acaba biz Olympiakos'tan kaç yiyeceğiz onu düşünüyorum.