20 Ekim 2008 Pazartesi

3-0: Futbol Fikri Üzerinden Galatasaray



Sezon başından bu yana Galatasaray denizinde sular, bir türlü durulmamıştı. Trabzonspor karşılaşması öncesinde de durum farklı değildi.

Hafta içi yaşanan belli başlı sorunların ardından Galatasaray, lig lideri Trabzonspor'u ağırlayacaktı kendi sahasında. Trabzonspor, yıllardır aradığı havayı bulmuştu. Ve uzun süre sonra ilk kez Ali Sami Yen'e bir ''derbi'' maçının tarafı olarak geliyordu. Ersun Yanal ile yakaladıkları çıkış mıydı, bilinmez; ama kağıt üzerinde zorluk derecesi yüksek bir eşleşme olarak gözüküyordu, Trabzonspor karşılaşması.

Trabzonspor gündemi de hareketliydi, aslına bakarsanız. Ibrahima Yattara'nın Katar'a gerçekleşmeyen transferi sonrası, Kulüp Başkanı Sadri Şener'in açıklamalarından dolayı, Yattara ile Trabzonspor camiasının arası açılabilirdi. Üstelik, Yattara'nın yokluğunda işleyen bir sistemi vardı Trabzonspor'un. Ersun Yanal da ilk etapta doğru kararı verdi ve Yattara'yı ilk 45 dakikada yanında tuttu.

Bunun ötesinde magazinsel bir on bir tercihinde bulunmuştu, Ersun Yanal.

Kalede Tolga Zengin vardı. Savunma kanatlarında Tayfun Cora ve Hrvoje Cale, merkez ikilide Rigobert Song ile Egemen Korkmaz. Orta sahayı ise üç oyuncudan kurmuştu, Yanal. Serkan Balcı, Hüseyin Çimşir ve Selçuk İnan. İleri üçlüde de Isaac Promise, Gökhan Ünal ve Umut Bulut.

Ersun Yanal'ın mutlaka futbol hakkında bazı fikirleri vardı. Serkan Balcı ve Hüseyin Çimşir, orta sahada rakibin hızlı hücumların kesmekle görevliydi. Selçuk İnan ise, daha çok kalan topları olumlu kullanmakla. Bunun dışında Ersun Yanal'ın yapmak istediği bir şey daha olabilirdi. ''Galatasaray deplasmanında üç forvet ile çıktı ve kazandı.'' Hiç kuşkusuz, düşüncelerinden biri de buydu; çünkü Galatasaray, ''...kendi sahasında tek forvetle oynayan bir takım'' olarak görülüyordu birçokları tarafından, sezon başından bu yana.

Michael Skibbe'yi kutlamak gerekiyor. Ülke içerisindeki tüm futbol bilimcilerine karşın kendi fikrini uygulamaya devam ediyor. Dün akşam yine ''tek forvet'' ve hiç kuşkusuz, mevcut şartlar içerisindeki en dengeli kadroyla sahaya çıktı, Galatasaray.

Peki, gerçekten tek forvetle mi oynuyordu Galatasaray?

Morgan De Sanctis, kaledeydi. Savunma kanatlarında Sabri Sarıoğlu ile Hakan Balta, merkez ikilide ise Servet Çetin ve Emre Aşık vardı. Orta sahada Fernando Meira ve Ayhan Akman görev yapacaktı. İleri uçtaki Milan Baros'un arkasında Cassio Lincoln, sağında Arda Turan ve solunda da Harry Kewell. Galatasaray'ın Trabzonspor karşısındaki dizilişi buydu.

Ne demiştik, mevcut şartlar içerisindeki en dengeli kadro. Sahiden de öyleydi. Fernando Meira'nın Steaua Bükreş maçında orta saha ikilisinde görev alması üzerinden birçok olumsuz eleştiri yapılmıştı; ama Bükreş ile dün akşamki Trabzonspor karşılaşması arasında geçen süre içerisinde Galatasaray, Fernando Meira'nın top tekniğinden fazlaca yararlanamamıştı. Meira'nın iç dünyasındaki hücum karakteri, topla birlikte savunmadan çıkarken Galatasaray adına sıkıntı yaratıyordu. Bu anlamda Meira'nın nispeten rahat olacağı bir bölgede oynama ihtiyacı vardı.

Dün akşam Trabzonspor karşısındaki Meira, hiç kuşkusuz Ağustos ayındaki Meira'dan farklıydı. Hem görüntü, hem de stratejik anlam açısından.

Meira, Steaua Bükreş maçında top rakibe geçince Emre Aşık ve Servet Çetin'den oluşan savunma merkez ikilisinin arasına giriyor, defans çizgisindeki oyuncu sayısını beşe çıkarıyordu. Belli ki görevi, ilk etapta buydu. Dün akşam ise Meira'nın yüzü, nispeten hücuma dönüktü. Yine Emre Aşık ile Servet Çetin'in arasına giriyordu, fakat bu kez görevi farklıydı. Savunmadan çıkacak ilk toplarda Meira, sorumluluk alarak oyun kuran isim oluyordu. Oldukça stratejik bir göreve sahipti, bu anlamda.

Fernando Meira özelinde bir şeyi iyi anlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Portekizli oyuncu, bir sistem transferidir. Tıpkı Harry Kewell ve Milan Baros'ta olduğu gibi. Birden fazla mevkiide oynayabildiğinden ve özellikle de savunmadan oyun kurabilme yetisinden dolayı tercih sebebi olmuştur. Baros'un arkasında yer alan üç oyuncu (Arda Turan, Cassio Lincoln ve Harry Kewell) kadar da top tekniği yüksek bir oyuncudur. Bu yüzden, söz konusu üçlüye yakın oynaması ve skor avantajının Galatasaray lehine olduğu dönemlerde forvetin arkasındaki üç oyuncu ile iletişim halinde olması, Galatasaray adına oldukça önemlidir.

Skor avantajı. Galatasaray'ın bu sezonki bir numaralı başlığı olmalı.

Forvet arkasındaki dizilişin kanatlarında yaşanan kararsızlık, Trabzonspor karşılaşmasının ilk yarım saatlik bölümünde de hissedildi. Arda Turan, yine sağ taraftaydı santra yapılırken. Harry Kewell da sağda. Alıştığımız başlangıçtı, ama şunu çok net hissedebiliyorsunuz; Arda, sol kanada geçmek adına maçın her anında fırsat kolluyor. İlk düdüğün ardından gelişen söz konusu süreç içerisinde, belli dakikalarda Kewell ile Arda, kanat değiştirerek oynadılar. Galatasaray'ı öne geçiren gol de Arda'nın sol kanattaki etkinliğinden geldi.

Arda'nın golünün ardından Kewell, daha çok sağ kanatta kaldı. Ve bu bölgede oynarken girdiği iki gol pozisyonunda ters ayağıyla yakalandığı için başarız oldu, bir bakıma. Bu anlamda bir çözüm bulmak gerekebilir. Arda Turan, bu konuda daha esnek olmalı diye düşünüyorum açıkçası.

Skor avantajından devam edelim. Önemli bir konu başlığı. Galatasaray, Arda Turan'ın golünün hemen ardından, bir köşe vuruşunda Servet Çetin ile farkı ikiye çıkardı. Bu dakikadan sonra Galatasaray, yetenekli ve çabuk oyuncularıyla farkı artırmak konusunda sıkıntı yaşamayabilirdi. İlk yarının kalan süresi içerisinde istenilen gol gelmiyordu; ama ikinci yarıda umutlu olmak adına birçok veri vardı.

İki farklı skorun ardından Ersun Yanal, bir sistem değişikliğine gidecekti. Arda Turan'ın karşısında zor durumlara düşen ve sarı kartı bulunan Tayfun Cora ile Gustavo Colman yer değiştiriyordu. Bu hamlenin ardından Trabzonspor, 4-3-3'ten 4-4-2'ye bir geçiş yaşayacaktı. Tayfun'dan boşalan savunmanın sağına Serkan Balcı, yerleşiyordu. Isaac Promise, orta sahanın sağındaydı. Gustavo Colman da solunda. İlk yarıda kalan 10 dakikalık bölümünü bu tercih özelinde geçirecekti Trabzonspor.

İkinci yarının başında Yanal, taşlar üzerinde bir oynama daha yapıyordu.

Aslında bir gece öncesinden düşündüğü bir değişiklikti, belki de. Ibrahima Yattara, Isaac Promise'nin yerini alıyordu. Bu değişiklikle birlikte Trabzonspor, bir kez daha, net şekilde 4-3-3'e dönüş yapacaktı. Oldukça riskli bir dizilişti. Meira, Emre ve Servet üçlüsü Trabzonspor'un forvet ikilisi Umut Bulut ile Gökhan Ünal'ı bir çember içerisinde eritmeyi başarmıştı. Yattara'nın aklındaki tek fikir, Galatasaray yarı sahasıyla ilgiliydi. Bu anlamda Trabzonspor'un geleceği, ceza sahası dışından kaleye gönderilecek toplardı.

Galatasaray, ikinci yarıda topun arkasına geçmişti. Bu sezonki takımın şifrelerinden biriydi işte bu. Skorda öndeyse Galatasaray, topun arkasında kalarak bir anda, hiç kimsenin beklemediği bir bölüm içerisinde, farkı rahatça artırabilirdi. Milan Baros, Harry Kewell, Arda Turan ve Cassio Lincoln'ün oyun yapıları, buna son derece uygundu. Ve orta sahada oynayan bir Fernando Meira ile kulübeden gelecek Aydın Yılmaz'ı da bu rotasyon içerisine yerleştirebilirdik.

Galatasaray, ikinci yarıdaki futbol fikrinin karşılığını çok geçmeden alacaktı.

Harry Kewell, Cassio Lincoln, Milan Baros ve Cassio Lincoln. ''One touch football'' sesleri, yükseliyor olmalıydı ta arşa kadar.

Galatasaray'ın üçüncü golü, bu sezon uygulanmaya çalışılan modelin sahaya yansıyan halidir. Tam anlamıyla bir 4-2-3-1 golüdür. İleri uçtaki adam, arkasındaki üçlünün arasına giriyor, arkadan gelen iki adamı pozisyona sokuyor ve tek paslarla gole gidiliyor. Üzerinde durulması, konuşulması ve ders olarak gösterilmesi gereken bir gol attı, Galatasaray.

Galatasaray, asıl gösterisine bu golden sonra başlayacaktı muhtemelen. Trabzonspor, oyun disiplininden kopmak üzereydi. Tek umutları, ceza sahası dışından çekilen cılız şutlardı. Ve Galatasaray, takım olarak topun arkasındaydı. Orta sahadan çıkacak her top, Milan Baros'u pozisyona sokabilirdi artık; ama Lincoln'ün kırmızı kart görmesi, hesapları bozuyordu. Yine de eksik kalmasına karşın Galatasaray, ana fikre sadık kalabilirdi. Michael Skibbe'nin bu dakikadaki hamlesi de oldukça önemliydi.

Karşılaşmanın otuzuncu dakikasının ardından sağ kanatta kalan Harry Kewell ile Aydın Yılmaz yer değiştiriyordu. Aydın, bu anlar için yaşıyor olmalıydı. Tam da kendisine uygun bir görüntü vardı sahada. Hızlı çıkışları, Galatasaray'ı her an gol pozisyonuna sokabilir, karşı takımı eksik bırakabilirdi.

Kalan yarım saatlik bölüm içerisinde Baros'a en yakın isim olarak görev yapacaktı, Aydın. Bu düşünce üzerinden de etkili oluyordu, Galatasaray. Savunmada kalan topları karşı sahaya geçiren ilk isim olan Aydın, sonunda ofsayt bayrağının kalkacağı bir gol pozisyonuna girerken Milan Baros'u da tek pasla kaleciyle karşı karşıya bırakabiliyordu. Aydın'ın hareketliliği, Trabzonspor'un orta saha oyuncularını da zor durumda bırakmıştı. Kısa süre içerisinde kartla sonuçlanacak birçok pozisyon da yaşanıyordu, Aydın ve Trabzonspor oyuncuları arasında.

Harry Kewell ve Arda Turan özelinde, yüksek yüzdeyle verim alınamayan sağ kanadın ilerleyen maçlarda tekrar Aydın Yılmaz ile işleyebileceğini düşünebiliriz. Bu duruma da Lincoln'ün yokluğunda, Aydın ile Arda'nın kanatları paylaşması ve Kewell'ın Baros'un arkasında görev yapması ile çözüm bulunabilir.

Galatasaray, oldukça rahat kazandı. Ve hiç kuşkusuz, daha da farklı bir skor olmalıydı.

Hafta arasındaki Olympiakos maçını da düşünecek olursak, ciddi anlamda bir sakatlığın yaşanmamasıydı önemli olan. Ayhan Akman'ın durumu nedir, bilemiyorum; ama saha kenarına geldiğinde rahatlıkla yürüyebiliyordu. Perşembe akşamı Fernando Meira ile birlikte Galatasaray adına stratejik bir oyuncu olacaktır, Ayhan Akman.

Olympiakos karşılaşmasını Galatasaray'ın UEFA Kupası Grubu'ndaki en kritik eşleşmesi olarak değerlendirebiliriz. Alınacak üç puan, Galatasaray'ın yolunu kesin bir şekilde açacaktır. Olympiakos'un zaafları ve dezavantajları var mutlaka, bu konu üzerinden de daha sonra devam edebiliriz.

Galatasaray, dün akşam futbol fikrini koydu sahaya. 3-0'lık galibiyetin ötesinde görülmesi gerekenin bu olduğunu düşünüyorum.

Olympiakos maçı, takımın özgüveni ve uygulanmak istenen futbol modeli açısından son derece önemli.

Ve bana göre, maçın favorisi belli.

4 yorum:

Borges dedi ki...

Üsenip de yazamadigim bir yorum yazisini okuyor gibi oldum, oldukca güzel idi. Baska acidan belki de gercek sonucu 3-2 idi. Bu yenilebilecek iki golün üzerinde durulmasi gerekir belki de.

Bir de ne ise yaradigini henüz kestiremedigim bu güvenlik icin yazi karakteri girisini kaldirirsaniz daha seri bir yorum trafigi olabilir.

ASY dedi ki...

Güzel sözleriniz için teşekkür ederim öncelikle.

Farklı bir bakış açısı mutlaka. Ben, Galatasaray'ın üçüncü golüyle Cassio Lincoln'ün oyun dışı kaldığı iki dakikalık bölüm özelinden, yukarıda bahsini ettiğiniz sonuca varmıştım. Yani çok net şekilde hissedilen bir şey vardı ki; Lincoln, oyunda kalsaydı skor 3-0'dan çok daha fazla olacaktı.

Lincoln'den farklı olarak da Galatasaray, 3-0'dan sonra birçok gol pozisyonuna da girdi. Michael Skibbe, takımı 10 kişi kalmasına karşın golü düşünerek yaptı, Harry Kewell ve Aydın Yılmaz arasındaki değişikliği.

Kaldı ki Sabri Sarıoğlu ile Tolga Zengin ilişkisinde doğru karar çıkmış olsaydı, Trabzonspor da 10 kişi kalacak ve Galatasaray, kuvvetle muhtemel, 4-0 öne geçecekti (Penaltıdan bağımsız olarak, Sabri'nin altıpas üzerindeki Baros'a topu çıkarma ihtimalini göz önünde tutabiliriz).

Sonuç olarak, ''skor daha farklı olmalıydı'' çıkarımına yukarıdaki öngörülerden ulaşmıştım kendi adıma.

Mesaj ve yorum konusunda da, gözümden kaçmış olmalı. Kapattığımı sanıyordum açıkçası. Daha önce de söylenmediğinden bahsettiğiniz şekilde kalmış. Uyardığınız için teşekkür ederim.

Sevgiler,
Eray.

sembolist dedi ki...

Harika bir yazı yazmışsızn,tebrikaler.. Maçta benm de dikkatmi çeken şey,Kewel'in sağ kanatta mutsuzluğu.. Ardanın sağ kanatta rahalıkla oyanayblceğini düşünyorum.Bir de her maç sonrası Galatasarayı ağır şeklde eleştiren (hakan ünsal ve bülent tulun gbi)yazarları anlayablmiş değilim.. 2 yıldr yense de,şampiyon olsa da ağır eleştryolar.. yazık..

hücum futbol dedi ki...

bence kewell&arda sol kanat probleminin çözümü mümkün. kewell'ı baros'un yanına veya şu anda lincoln'ün oynadığı yere göndermek. aksi takdirde hem arda solda oynasın hem de lincoln sahada dursun dediğimizde kewell için yedek kulübesi yolu görünür.
çünkü aydın sağ kanatta kewell'dan daha etkili.

solda arda, sağda aydan ileri ikilide kewell - baros bence daha fazla iş yapar. ali samiyende oynadığımız nispeten kolay maçlarda lincoln'ü ön-liberolardan birinin yerine koyabiliriz. ama zor maçlarda bence kenardan gelip oyuna katkı yapması gerekiyor.

ben kewell-arda-lincoln 3'lüsünden kewell ve ardanın oynaması gerektiğine inanıyorum.

ayrıca hatırlarsanız liverpool 2005 şampiyonlar ligi finaline kewell-baros forveti ile başlamıştı.