15 Ekim 2008 Çarşamba

NBA 2008-09 Sezonu: Cleveland Cavaliers



Cleveland Cavaliers, 2007-08 Sezonu'na bir önceki sezon NBA Finalleri'ne kadar yükselmeyi başarmış bir takım olarak başlayacaktı. Peki beklentiler, bu başlık üzerinden mi belirlenmişti?

Basit bir yanlış anlaşılma vardı, aslına bakarsanız. Cleveland Cavaliers'ın yalnızca LeBron James'ten ibaret olduğunu düşünenlerin sayısı az değildi ve bu yüzden Cavaliers, ''bir önceki sezon NBA Finalleri'nde oynayan takım'' algısından oldukça uzak görünüyordu. Bu konuda iki farklı görüş var ki, devam eden bölümde söz konusu iki pencereden durumu incelemeye çalışacağız. LeBron James, Cleveland Cavaliers adına mutlaka önemli bir isimdi; ama böyle bir takımda esktra katkılar yapacak, mücadele gücü yüksek rol oyuncularına da ihtiyaç vardı.

Sasha Pavlovic ve Anderson Varejao.

Geçtiğimiz yaz mevsiminde iki oyuncu da sınırlı serbestlerdi. Pavlovic, takımı NBA Finalleri'ne giderken LeBron James'in arkasında en çok şut kullanan oyuncuydu. Bir bakıma en iyi dış şutördü. Anderson Varejao ise, kendi özelliklerini çok iyi bilen ve buna göre oyununu şekillendiren bir isimdi. Ön alandaki dinamizmi ve fiziki yapısından beklenmeyecek korkusuzluğuyla özellikle hücum ribaundlarında Cavaliers'a ekstra katkılar sağlayan Varejao'nun varlığı da oldukça önemliydi, Cavaliers için.

Sasha Pavlovic ve Anderson Varejao'nun talipleri, oyuncuların isteklerini karşılamıyordu. Cavaliers'ın stratejisi, diğer takımların tekliflerini bekleyip ona göre hareket etmekti; fakat bu süre içerisinde Pavlovic ve Varejao, herhangi bir kulüple anlaşamadı, dolayısıyla iki oyuncu da Cavaliers'ın hazırlık kampını ve maçlarını kaçırdı. Dahası Sasha Pavlovic 2 Kasım, Anderson Varejao da 5 Aralık'ta takımlarıyla yeniden anlaşana dek, Cavaliers'ın yeni sezondaki maçlarını kaçırmış oldular.

Cleveland Cavaliers, bozulan dengenin ve yaz kamplarında eksik çalışmanın geri dönüşünü Ocak ayına kadar yaşadığı kötü performans ile aldı. Kasım ayı sonunda Detroit Pistons ve Toronto Raptors maçlarıyla başlayan, Aralık ayındaki Boston Celtics, New Jersey Nets, Washington Wizards ve Charlotte Bobcats maçlarıyla da devam eden altı gecelik mağlubiyet serisi sonrasında galibiyet yüzdesinde 50'nin altına düşen Cleveland Cavaliers'ta LeBron James, sesini çıkarmaya başlıyordu. James'in en büyük istediği iyi bir yardımcıydı. Ve James'in gönlündeki ismin kim olduğu biliniyordu.

Jason Kidd.

LeBron James, Aralık ayında parmağından bir sorun yaşamıştı. Buna rağmen Cavaliers'ın baktığı el değişmeyecekti. James, sakatlığı süresinde de takımının bir numaralı skor opsiyonuydu; ama bu kez istekleri vardı. O anda Şubat ayı, çok uzakta gözüküyordu. James ise, zaman geçtikçe isteklerini sıralamaya devam ediyordu. James'in gözü hep başkasındaydı, yardıma ihtiyacı vardı. Jason Kidd ve LeBron James, ortak kaderleri yaşıyorlardı. İki oyuncu da takımlarını sırtlarında taşımaktan yorulmuş olabilirdi.

Jason Kidd, LeBron James'ten önce patlamış ve takasını istemişti. Fakat gerçekleşen senaryo farklı olacaktı.

Ocak ayındaki başlangıç, James ve Cavaliers'ı mutlu etmek için yeterli olabilirdi. Yeni yılın ilk on maçından dokuz galibiyet çıkarmayı başaran Cavaliers'ta James'in hayalleri, Jason Kidd'in Dallas Mavericks yolunu tutmasıyla son buluyordu. Cavaliers, yeni bir plan yapmak zorundaydı. Takas döneminin son gününde Cavaliers Genel Menajeri, mevcut şartlara göre iyi bir iş çıkarıp 3 takım ve 11 oyuncuyu kapsayan dev bir takasa giriyordu.

Larry Hughes, Cavaliers'daki kariyerinde bekleneni verememişti. Ve Hughes özelinde bir takas gerçekleşebilirdi. Cavaliers, Chicago Bulls'tan Ben Wallace, Joe Smith ve bir adet ikinci tur draft hakkı karşılığında Larry Hughes, Drew Gooden, Cedric Simmons ve Shannon Brown'ı elden çıkarıyordu. Seattle Supersonics tarafında ise Delonte West ve Wally Szczerbiak, kadroya katılırken Sonics'e gönderilen isimler Donyell Marshall ile Ira Newble oluyordu.

Cleveland Cavaliers adına iyi bir alışveriş olabilirdi. Genel kanı Cavaliers'ın takası, Ben Wallace özelinde gerçekleştirdiği şeklindeydi. İlk bakışta Ben Wallace ve Zydrunas Ilgauskas, savunma anlamında yeni bir çığır açabilirdi Ohio eyaletinde. Üstelik bir de Joe Smith vardı. 32 yaşındaki oyuncu, kariyerinin en iyi sezonunu geçiriyordu ve o günlerde takas için önemli bir parçaydı; ama bana bakılırsa asıl beklenti Delonte West ve Wally Szczerbiak üzerinde olmalıydı. Cavaliers, kangren haline gelen bir numaraya West ile pansuman yapabilir ve Szczerbiak ile de ikinci bir skorer eksiğini kapatabilirdi.

Wally Szczerbiak'ın 42.8, Delonte West'inde 37.0 olan üç sayı yüzdeleri, takasın şifresiydi belki; ama LeBron James'in aklı başka birinde kalmıştı: ''Beklediğim tarzda bir takas değildi. Herkes, takasta ne istediğimi biliyordu; ama şu an içerisinde bulunduğumuz durumdan dolayı mutluyum. Pota altında etkili olabilecek oyuncular ve şutörlere ihtiyacımız vardı, gerekli takviyeleri yaptık.''

Sezonun geri kalan bölümünde bu dört oyuncu, LeBron James'e hücum anlamında beklenilen desteği verdi mi, bilinmez; ama sezon sona erdiğinde 45 galibiyet ve 37 mağlubiyet ile Doğu Konferansı'nın dördüncü sırasına yerleşen Cleveland Cavaliers, bazı ilgi çekici istatistiklere de sahip oluyordu.

Team Stats - Offensive Rebounds
1. Cleveland Cavaliers, 13.3
2. Philadelphia 76ers, 13.0
3. Milwakuee Bucks, 12.9
4. Chicago Bulls, 12.8
5. Golden State Warriors, 12.7

Team Stats - Total Rebounds
1. Houston Rockets, 44.7
2. Cleveland Cavaliers, 44.6
3. Oklahoma City Thunder, 44.6
4. Los Angeles Lakers, 44.2
5. Denver Nuggets, 44.1

Cleveland Cavaliers adına başarının yolunu açan istatistiklerin başında ribaundlar geliyordu.

Zydrunas Ilgauskas, Ben Wallace, Joe Smith ve Anderson Varejao gibi ön alanda yer alan oyuncuların yanı sıra LeBron James ve Devin Brown'un ekstra ribaund katkıları, Cleveland Cavaliers'ı bu seviyeye çıkarmak için yeterli olmuştu. Maç başına ortalama hücum ribaundu sayısında lig lideri olan Cleveland Cavaliers, pozisyon yüzdelerine vurulduğunda da lig ortalamasının üzerine çıkıyordu.

Team Stats - Defensive Rebound Rate
1. Cleveland Cavaliers, % 75.9
2. Houston Rockets, % 74.8
3. Utah Jazz, % 74.1
4. Detroit Pistons, 73.7
5. Philadelphia 76ers, 72.0

Team Stats - Overall Rebound Rate
1. Cleveland Cavaliers, % 53.1
2. Houston Rockets, % 52.0
3. Philadelphia 76ers, % 51.9
4. Utah Jazz, % 51.8
5. Detroit Pistons, % 51.5

Yüzdelere vurulunca Cleveland Cavaliers'ın ribaundlardaki verimliliği daha net şekilde görülüyordu.

Savunma ribaundları verimliliğinde Philadelphia 76ers'ın arkasında ikinci sırayı alan Cleveland Cavaliers, hücum ribaunlarında % 73.3 olan lig ortalamasının üzerine % 75.9 ile çıkacak ve lig ortalaması % 50.0 olan toplam ribaundlarda ise 53.1'lik yüzdesiyle en yakın rakibi Houston Rockets ile arasında % 1.1'lik bir fark yaratacaktı. Bir bakıma Cavaliers, herhangi bir karşılaşmada her iki ribaunddan biraz daha fazlasını almayı başarıyordu. Yine de her şey, mükemmel değildi Cavaliers adına.

Team Stats - FG Pct.
26. New Jersey Nets, % 44.3
27. New York Knicks, % 43.9
28. Cleveland Cavaliers, % 43.9
29. Los Angeles Clippers, % 43.8
30. Chicago Bulls, % 43.5

Team Stats - Free Throw Pct.
26. Philadelphia 76ers, % 70.6
27. Charlotte Bobcats, % 71.4
28. Cleveland Cavaliers, % 71.7
29. Orlando Magic, % 72.1
30. Memphis Grizzlies, % 72.3

Cavaliers, iyi bir savunma takımıydı. Ribaundlarda ligin en iyisiydi. LeBron James'e sahipti, ama şutör bir takım değildi.

Saha içi şut yüzdesinde ligin en başarısız üç takımından biri olan Cavaliers adına serbest atışlarda da görüntü farklı olmamıştı. LeBron James, NBA'deki en dominant oyuncularından biri olabilirdi, ama MVP olması için şut yeteneğini geliştirmesi gerekiyordu. Yukarıdaki iki istatistik, özellikle de serbest atış yüzdesi, LeBron James'in bu özelliği üzerinde yoğunlaşıyordu. Buna rağmen Cavs, ribaund ve savunma yeteneği ile bu zaafını kapatmanın bir yolunu bulacaktı.

Tüm bu rakamların ardından Cavaliers'ın Playofflar'daki ilk rakibi Washington Wizards oluyordu. Son yıllardaki en sert playoff eşleşmelerinden birinin ardından rakibi 4-2 ile geçen Cavaliers'ın Konferans Yarıfinalleri'ndeki rakibi ise Boston Celtics'di. Girişte bahsettiğimiz iki farklı pencere de bu seri özelinde açılmış olacaktı.

1. Cleveland Cavaliers, LeBron James'in yokluğunda 24-58 takımı olurdu.
2. LeBron James önemli bir silahtı; ama ek olarak Cavaliers, bazı özelliklere sahip bir takımdı.

TD Banknorth Arena'da oynanan ilk iki karşılaşmada Cleveland Cavaliers, sahadan mağlubiyet ile ayrılırken LeBron James, saha içerisinden sırasıyla 2/18 ve 6/24 şut isabetinde kalacaktı. Bu da ilk formülün doğruluğunu kanıtlayan bir veriydi. Massachusetts'teki maçlarda 8/42 ile hücum eden LeBron, toplamda 17 top kaybı yaparak mağlubiyetleri hazırlayan isimlerin başında geliyordu. Ohio'daki maçlarda ise durum farklıydı.

LeBron James, Cleveland Cavaliers kendi evindeki iki maçı kazanırken kötü şut atmaya devam ediyordu, arka arkaya alınan iki galibiyetle durum 2-2'ye gelmişti. LeBron, 20/78 ile hücum ederken Cavaliers, ligin en iyi takımına ilk dört maç sonunda üstünlük şansı vermiyordu. İkinci formül devredeydi. Cavaliers'ın tek anlamı LeBron James değildi. Cavaliers'ın başantrenörü Mike Brown, San Antonio Spurs'te Gregg Popovich'in yardımcılığını yaparken takım savunması anlamında bazı şeyler öğrenmişti. İkinci fikri savunanlar da bu gerçek üzerinden düşüncelerini ortaya koyacaklardı.

LeBron James'in ilk iki sezonunda Playofflar'a katılamayan Cavaliers, 2006 yılından bu yana oynadığı playoff serilerinin beşinde kazanan taraf olmuştu. Ve bu anlamda yalnızca San Antonio Spurs (yedi) ve Detroit Pistons (altı), Cavaliers'tan daha iyiydi. Bir bakıma Cavaliers, normal sezondaki kötü şut yüzdesini savunmasıyla kapatırken her hücumun altın değerinde olduğu ve savunmada sertliğin arttığı playoff zamanında ligin en iyi takımlarından biri haline geliyordu. Açıkçası, bu tip bir düşünce içerisinde olanları da suçlayamazdınız ki, bana kalırsa da doğru bir yaklaşımdı.

Cleveland Cavaliers, söz konusu dört maçın tamamında Boston Celtics'i 90 sayının altında tutmayı başarırken iki maçta ise rakibini 80 sayı barajına çıkması şansı vermiyordu. Cleveland Cavaliers, mutlaka iyi bir savunma takımıydı ve Playofflar'da seviye atlıyordu. Birinci fikri savunanların kafasını karıştıran, daha çok LeBron James'in son üç karşılaşmadaki performansı olacaktı. LeBron, dört maçlık görüntünün ardından kendisi gibi oynamaya başlıyordu.

Takımlar, iç sahada oynadıkları maçları kazanmaya devam edince skor 3-3'e gelmişti. Ve Cleveland tarafında LeBron James, Boston'da kaybedilen maçta 35 sayı ile oynarken Cleveland'da 74-69 kazanılan maçı 32 sayı, 12 ribaund ve 6 asist ile tamamlayarak, ''LeBron James'in yokluğunda 24-58 takımı'' düşüncesi içerisindekilerin elini güçlendiriyordu. Serinin kaderini belirleyen maçta ise bu fikir, zirve yapacaktı. LeBron, Paul Pierce ile girdiği düelloda 45 sayı üretmesine karşın Cleveland, sahadan 97-92 mağlup ayrılıyor ve kendi adına sezona son noktayı koyuyordu.

LeBron James, serinin son dört maçında sırasıyla 44, 45, 47 ve 47 dakika süre almıştı. Cavaliers, James'in sahada bulunduğu bu süreler içerisinde Boston'a skorda altı sayılık üstünlük sağlarken yıldız oyuncusunun kenarda kaldığı toplam dokuz dakika içerisinde 22-12'lik bir skor dezavantajına düşmüştü. Bu noktada 24-58'ciler bir adım öne geçiyor olabilir; ama karşılığı yalnızca 24 galibiyet midir, bilemiyorum.

Boston Celtics'e elendikten sonra ölü sezonda hareketli günler yaşayan Cleveland Cavaliers, 13 Ağustos'ta üç takım ve altı oyuncuyu kapsayan bir takasta Damon Jones ve Joe Smith'i Milwakuee Bucks'a gönderirken Bucks'tan Maurice Williams'ı kadrosuna kattı. 2008 Draftı'nda ise Cavaliers, 19. sıradan North Caroline State'in pota altı oyuncusu J. J. Hickson'ı seçerek ön alanına önemli bir takviye daha yaptı.

İki oyuncunun da Cavaliers adına yeni sezonda önemli roller üstlenebileceğini söyleyebiliriz. Son yıllarda oyun kurucu bölgesinde derin sıkıntılar yaşayan Cavaliers'da Bucks'tan alınan Maurice Williams, hem bu sorunu giderebilir hem de LeBron James'in yanı sıra ikinci bir skorer olarak takıma katkı sağlayabilir. Mo Williams, geçtiğimiz sezon Milwakuee Bucks için maç başına ortalama 17.2 sayı ve 6.3 asist üretti. LeBron James'in takıma katıldığı 2003-04 Sezonu'ndan bu yana LeBron'dan başka herhangi bir Cavaliers oyuncusunun 17 sayı ortalaması barajını aşamadığını görünce Williams hamlesi, bir kat daha önemli hale gelebilir.

Draft'ta 19. sıradan seçilen J.J. Hickson, dört ve beş numara oynayabilen bir oyuncu. Joe Smith'in takımdan ayrılmasının ardından pota altında Anderson Varejao, Ben Wallace ve Zydrunas Ilgauskas ile rotasyonu tamamlayabilecek olan Hickson'ın Vegas'taki Yaz Ligi'nde gösterdiği performansla umut verdiği söyleyeniyor. Ortalamaları hiç de fena değil: 19.4 sayı, 7.8 ribaund ve % 53.4 saha içi isabeti. Bu noktada geçtiğimiz sezonu Sacramento Kings ile tamamlayan Lorenzen Wright da uzun rotasyonu açısından önemli bir isim olabilir.

Yeni sezonda Cleveland Cavaliers'ın bir numarası Mo Williams olacaktır. Daniel Gibson, kenardan gelerek ekstra katkılar yapabilir. İki numarada Wally Szczerbiak'ın takıma alışma sürecini geride bırakmış olması gerekiyor. Yedeğinin Delonte West olabileceğini söyleyebiliriz. Üç numarada LeBron James. Szczerbiak ile mevkii değişimi içerisinde de olabilir. İki oyuncunun arkasındaki rotasyonda Alexander Pavlovic ve FB Ülker'den tanıdığımız Tarrance Kensey yer alacaktır. Ben Wallace ve Zydrunas Ilgauskas'la da ilk beş tamamlanabilir.

Sezona Boston Celtics deplasmanında başlayan Cleveland Cavaliers'da LeBron James, bıraktığı yerden devam eder mi, bilinmez. Açıkçası son maçtaki Paul Pierce ve LeBron James düellosunun tadı damağımızda kalmıştı. Cavaliers, sezon içerisinde ise şut probleminin altından kalkmayı başarabilirse, daha efektif bir takım ortaya çıkabilir. Playofflar'da hiç kuşkusuz, dominant bir takım olmaya devam edeceklerdir.

Bunun için de Doğu Konferansı'nı ilk dört sıra içerisinde bitirmeleri gerekiyor. Sanırım hedefleri de 45+ galibiyet olmalı, bu bağlamda. Yapabilirler.

Hiç yorum yok: