7 Kasım 2008 Cuma

2-0: Akıl Futbolu ve Galatasaray



Olympiakos maçında oynanan oyun ve alınan galibiyet, Galatasaray'a ''Avrupalı'' karakterini kazandırmak anlamında oldukça önemliydi. Öyle ki, Benfica maçına da bu şekilde hazırlanabilecekti, Galatasaray.

Yine de sezon başından bu yana kronikleşen ''haberler'' vardı bir kez daha, Benfica öncesi. Sistem adına en kritik isimlerden Harry Kewell ve Avustralyalı oyuncunun bir numaralı alternatifi Aydın Yılmaz, sakatlıkları nedeniyle Lizbon'a götürülmüyorlardı. Mutlaka, Galatasaray'ın bu durumdan eksiklik yaşamasını bekleyebilirdik. Alınacak herhangi bir sonuca direkt etki edebilirdi, Kewell ve Aydın'ın yokluğu.

Teknik direktör Michael Skibbe'nin görünürde üç ciddi seçeneği vardı.

Birinci ihtimal, Arda Turan'ın sağ kanatta kalacağı ve sol kanat rotasyonunun Volkan Yaman ile Hakan Balta ikilisi tarafından yürütüleceği yönündeydi. Dürüst olmak gerekirse, beklenen hamle de buydu. Genel anlamda, istenilen bir tercih olmasa da Skibbe'nin geride bıraktığımız maçlardaki yardımcı fikriydi bu ve aynı formülün denenmesi, sürpriz olmayacaktı.

İkinci ve üçüncü ihtimali birlikte ele alalım. İkinci seçenek, biraz birinci tercihe pek fazla duyulmayan güvenden ortaya çıkmıştı. Harry Kewell'ın yokluğunda, Arda Turan'ın üst düzey performanslar sergilediği sol kanatta görev alması, Benfica'ya zor anlar yaşatabilirdi. Sağ kanat rotasyonu ise, üç oyuncu özelinde paylaştırılmalıydı.

Yaser Yıldız, direkt olarak Arda Turan'ın bölgesine monte edilebilirdi. Ya da Sabri Sarıoğlu, bu bölgeye kaydırılır kendisinden boşalan sağ bek mevkiisine de Serkan Kurtuluş geçebilirdi. Tüm bunlardan bağımsız Mehmet Güven tercihi de olabilirdi, ihtimaller arasında.

Michael Skibbe, yukarıdaki seçeneklerin hepsini bir kenara bıraktı ve oldukça radikal bir karar aldı. Harry Kewell'ın yokluğunda Ümit Karan, kendisine yer buluyordu ilk 11'de. Benfica'nın karşısına, klasik anlamda iki forvet oyuncusuyla çıkacaktı Galatasaray. Yine de bazı farklılıklar olmalıydı. Skibbe, sisteminden taviz vermezdi. 4-2-3-1 devam edecekti, ama nasıl?

Ümit Karan'ın geçtiğimiz sezon üzerine koyarak ilerlediği ve son dönemdeki Fenerbahçe maçında gösterdiği savunma özellikleri, Galatasaray'a farklı bir açılım sağlayabilirdi maç içerisinde. Yine de eksik kalan forvet arkasındaki üçlünün sağ tarafı için ilk aday Milan Baros olmalıydı. İleri uçtaki ana hedef Ümit Karan'dı, sağ kanattaki Milan Baros ile de değişmeli oynayacaktı.

Belki riskli ve sistemi uygulayabilmek adına da tercih edilmeyecek bir seçimdi, ama psikolojik açıdan da içerisinde stratejik kararlar barındırıyordu.

Ümit Karan ve Milan Baros ikilisi ile sahaya çıkmanın, rakipten korkmamak hatta rakibe meydan okumak anlamına gelmesinden öte bir anlamı daha vardı. Skibbe, Benfica maçında çıkardığı kadroyla oyuncularının haftasonu oynanacak Fenerbahçe maçı özelinde akıllarında olan tüm şüpheleri yok ediyor, oyuncular da tamamen Benfica'ya konsantre oluyordu. Takıma Benfica maçını kazanmak istediğini hissettiriyordu, Michael Skibbe.

Kalede Morgan De Sanctis vardı. Savunma kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta, merkez ikilide ise Servet Çetin ile Emre Aşık oynayacaktı. İleri uçta Ümit Karan'ın arkasında Cassio Lincoln, sağında Milan Baros ve solunda Arda Turan. Dizilişi bu şekildeydi, Galatasaray'ın.

Benfica da genel anlamıyla Galatasaray'ın oyun yapısına benzer bir futbol karakterine sahipti. Özellikle deplasman maçlarında David Suazo ve Nuno Gomes arasında bir tercih yapıp hedef oyuncuyu Angel di Maria, Pablo Aimar ve Jose Antonio Reyes gibi isimlerle destekliyordu, Quique Sanchez Flores'in takımı. İç sahada ise durum farklıydı. David Suazo ve Nuno Gomes'den birini feda etmesine gerek yoktu, Benfica'nın. Klasik 4-4-2 ile sahadaydı, Benfica.

Kalede Ricardo Quim vardı. Savunma kanatlarında Maxi Perreira ve Jorge Ribeiro, merkez ikilide ise Sidnei ile Luizao oynayacaktı. Forvet ikilisi David Suazo ve Nuno Gomes'in arkasındaki dörtlünün sağında Angel di Maria, solunda Jose Antonio Reyes, merkezde Hassan Yebda ve Kostas Katsouranis. Yılların 4-4-2'si.

Maç başladığında Galatasaray, oynamak istediği futbolun sinyallerini veriyordu.

Cassio Lincoln ve Ümit Karan ile ilk beş dakika içerisinde çok önemli iki pozisyon birden yakalayacaktı, Galatasaray. Değerlendiremedi, ama buradan ayağa kalkması, konsantrasyonunu bozmadan ipuçlarını gösterdiği ve 90 dakika boyunca uygulanması büyük disiplin gerektiren futbol anlayışını devam ettirebilmesi, çok daha önemliydi.

Milan Baros'un sağ kanatta oynamasını yadırgayabilirdik. Cassio Lincoln'ün savunmaya kadar gelip top çıkarmasını, Arda Turan'ın rakip bacakların altından girip üstünden çıkarak pozisyon almasını, Ayhan Akman ve Sabri Sarıoğlu'nun dünyanın en soğukkanlı futbolcularına evrilmelerini. Ama aslında kabul de etmeliydik. İşte, bu yüzden, sistem takımı olma yolunda adım atıyordu, Galatasaray.

Galatasaray, tüm bunları yapmaya devam ederken Benfica'nın ana düşüncesi, kaleyi gördükleri yerden Morgan De Sanctis'i rahatlatacak şutlar göndermekti. Buna rağmen maçın dönüm noktasında da İtalyan kaleci vardı. De Sanctis, 37. dakikada kalecilerin futbol takımları adına ne kadar stratejik birer eleman olduklarını hatırlattı bizlere, yaptığı inanılmaz kurtarışla.

İlk yarı sona erdiğinde, Galatasaray'ın ikinci yarı için daha şanslı olduğu öngörüsünde bulunabilirdik.

Galatasaray, sezon başından bu yana, birçok maçta sistemin getirdiği açılımlarla önemli sayıda gol atmayı başarmıştı. Trabzonspor ve Gaziantepspor maçlarındaki örnekler, en güncel olanlar. Bu anlamda, ciddi avantajlar yakalamıştı, Galatasaray; ama bu sezonki takımın repertuvarına aldığı kıymetli bir eseri daha vardı.

Daha önceki maçlarda, Galatasaray'ın artık köşe vuruşlarında iyi bir formül yakaladığını söylemiştik. Herkesin görevi belliydi. Galatasaray, söz konusu formülden Trabzonspor ve Olympiakos maçlarında maksimum seviyede yararlanmayı bilmiş ve sistem gollerinin yanına bir de böylesi bir avantajı eklemişti. Dün gece de görüntü farklı değildi.

Cassio Lincoln, 52. dakikada köşe gönderine geldiğinde herkesin görevi belliydi. Emre Aşık, Servet Çetin ve Fernando Meira, ceza alanındaydı bir kez daha. Lincoln'ün arka direğe gönderip Benfica savunmasını zor duruma düşürdüğü topa Servet Çetin yükseldi, boşta kalan topu da Emre Aşık, ağlara gönderdi. Evet, bir karambol golü olabilirdi; ama asla, tesadüf değildi. Sezon başından bu yana sürekli izlediğimiz, takip ettiğimiz bir görüntüydü.

Galatasaray'ın istediği ortam doğmuştu artık. Skor avantajı Galatasaray'daydı. Cassio Lincoln, savunma arkasına atacağı toplarla Milan Baros, Ümit Karan ve Arda Turan'ı pozisyona sokabilirdi.

Skordaki üstünlüğün ardından da Galatasaray, oynamak istediği futbol konusunda tereddüt yaşamadı. İstediği gibi yönlendirdi oyunu. Ve 69. dakikada bu sezonki futbol fikrinin ürünü olan bir gol daha attı. Bu kez sahnedeki isim Cassio Lincoln değildi belki; ama Ayhan Akman, standartların oldukça üstünde bir hareketle ofsayttaki Ümit Karan yerine Arda Turan'ı gördü. Arda da müthiş bir kafa pasıyla Ümit Karan'ı. Sonrası tek vuruş.

Basketbolda üçe bir pozisyonda hızlı hücuma kalkan oyun kurucu, şutör gard ve kısa forvet arasında kurulan üçgene benzetebilirdik, Galatasaray'ın ikinci golünü. Ayhan Akman, tüm sahayı geçen bir pas attı. Ve Arda Turan'ın alley-oop pasını Ümit Karan smaçla tamamlamış oldu.

Akıl Futbolu, bu olmalıydı.

Galatasaray, 2-0'ın ardından skoru artıracak fırsatlar da yakaladı. Özellikle Cassio Lincoln'ün enfes pasıyla rakip kalecinin karşısında kalan Milan Baros'un değerlendiremediği pozisyon, bu başlıktaki en net örnek olarak alınabilir. Daha fazlası olabilirdi, ama Pazar günü öncesi bu da yeterliydi.

Galatasaray, Benfica'nın son şansları kullanmak üzere kaleye geldiği dakikalarda bile pas yapmayı düşündü. Kesinlikle topu uzaklaştırmak ve bir an evvel pozisyonu savuşturmak niyetinde değildi. Savunmada kazanılan topla, rakip bölgeye ulaşma hedefi vardı halen daha, maçın son dakikalarında. İşte, bu anlamda, Galatasaray, lokal rakiplerinden farklıydı.

Kalenin önüne kapanıp bir puan için de oynayabilirdi, Galatasaray ya da mağlup duruma düştüğünde topu uzun mesafelerden rakip ceza sahasına da şişirebilirdi; ama bunlar yoktu yeni sezondaki Galatasaray'ın futbol modelinde. Öyle de olmalıydı. Bu yüzden saygı duyulmalıydı, Michael Skibbe ve ekibine.

Günü kurtarmaktan öte, her maçta, bir sonraki maç için de kullanabileceği sistemler ve danışabileceği fikirler üzerinde çalışıyor bu sezon, Galatasaray.

Bir kez daha, ''Galatasaray, bu sezon yeni futbol modelini sahaya yansıtabildiği tüm maçların favorisidir.''

Bu gerçek, pazar akşamı da gözler önüne serilecektir. Kadro, futbolcu karakteri, psikolojik avantaj ve futbol modeli.

Fazlasına da gerek yok zaten, değil mi?

Hiç yorum yok: