22 Aralık 2008 Pazartesi

4-2: Bir Sanatkâr Olarak Galatasaray



Galatasaray ve Michael Skibbe birlikteliği, Türk futbol seyircisinin alışık olmadığı ezberlerin bozulacağı izlenimini veriyordu, ilişkinin henüz ilk günlerinde.

Rakiplerine büyük saygı duyan bir teknik direktördü, Michael Skibbe. Sezon öncesi, Almanya'da yapılan kamptaki hazırlık maçlarında birçok kişinin adlarını ilk kez duydukları kulüpler için sarf ettiği sözlerin nedenlerinden biriydi, bu karakter yapısı. Basınla ilişkisi, Türkiye'nin inceliklerine alışamaması ve sakin görüntüsü, sürekli işlendi. Üzerine gidildi.

Akıllı bir hamle yapıldı daha sonra. Michael Skibbe'nin Galatasaray'a kazandırmak istediği futbol modelinin geleceği vardı. Sabır gösterilmesi halinde başarıya ulaşılacaktı. Yalnızca, ince detaylar işi bozabilirdi. Onlar da saha içerisinde değildi. Galatasaray Yönetimi, Michael Skibbe'ye yardımcı olması için Karl-Heinz Feldkamp ile anlaştı. Feldkamp'ın Skibbe üzerindeki etkisi, taktik veya teknik anlamda olmayacaktı. Bu konuda zaten bir sıkıntı yoktu. Futbolu oldukça iyi biliyordu, Skibbe. Ve işini severek yaptığı da her halinde belliydi. Feldkamp'ın gelişinin ardından Skibbe, saha dışında da bulunduğu ülkenin gerçeklerinin farkına varıyordu.

Michael Skibbe ve Galatasaray'ın devam eden bölümde ihtiyacı olan tek şey, iyi bir galibiyet serisiydi. Hacettepe maçı ile başlayan ve Hertha Berlin galibiyeti ile devam eden iyi görüntü, Ankaragücü ve Gençlerbirliği deplasmanlarındaki futbol ile zirveye yaklaşmıştı. Beşiktaş karşısında alınacak bir galibiyet, taraflar arasında güven tazelenmesini sağlayacaktı.

Galatasaray'da Beşiktaş maçı öncesi, kadro ve oyuncu tercihi konusunda, yalnızca iki başlıkta soru işareti vardı. Harry Kewell, sakatlığı nedeniyle ülkesine gitmişti. Sabri Sarıoğlu ise, sakatlıktan henüz çıkmıştı. Sezon başından bu yana olduğu gibi Michael Skibbe, bir kez daha alternatifler içerisinden birtakım tercihlerde bulunmalıydı.

Harry Kewell ve Sabri Sarıoğlu'nun yokluğunda Galatasaray, Ankara'daki Gençlerbirliği karşısına Shabani Nonda'nın yer aldığı ve sağ kanat organizasyonunun çoğu zaman Barış Özbek'e verildiği bir formasyonla çıkmış, önemli sorunlar yaşamadığı karşılaşmadan da galibiyetle ayrılmayı başarmıştı. Birinci alternatif, bu şekildeydi. Sabri Sarıoğlu'nun yokluğunda Barış Özbek, savunma ve orta sahanın sağında rakibi, tercih sıkıntısına sokacak, Milan Baros'un arkasındaki üçlünün sağ ayağı da Shabani Nonda ve Cassio Lincoln ile ikame edilecekti.

İkinci bir alternatif daha vardı. Sabri Sarıoğlu'nun sağ kanat savunmasına yerleştirilmesi ile ilgili.

Galatasaray, sezon başında Mehmet Topal ve Barış Özbek'ten yararlanamadığı dönemlerde, özellikle orta sahada yumuşak bir takım haline gelmiş, birtakım sorunlarla yüzleşmek durumunda kalmıştı. İki oyuncunun aynı anda sakatlıktan çıkması ve takıma katkı yapmaya başlamasıyla birlikte Galatasaray, bambaşka bir görüntüye sahip olmuştu. Bu anlamda Barış Özbek, Beşiktaş karşısındaki Galatasaray'ın stratejik isimlerinden biriydi. Görev alacağı bölge, iyi değerlendirilmeliydi. Keza, Mehmet Topal'ın mevkiisi üzerinde herhangi bir soru işareti bulunmuyordu.

Maç öncesi sahaya ısınmak için çıkan 11 Galatasaraylı'nın içerisinde Sabri Sarıoğlu yoktu. Shabani Nonda kadrodaydı belli ki. Ve Barış Özbek de son iki haftadır alışık olduğumuz bölgesinde oynayacaktı.

Michael Skibbe'nin ana fikri 4-2-3-1. Zaruri durumlar olmadıkça, bu sistem üzerinden gitmek istiyor sonuca. Dün akşam Sabri ile başlayıp Barış'ı ortaya çıkarması ve Nonda'yı da yanına alması, ihtimal dahilindeydi; ama Barış'ın 4-2-3-1'de forvet arkasındaki üçlünün kanat oyuncularından istenilen katkıyı sağlayamayacağı da düşünülmeliydi. Barış, Arda Turan ile kanat değiştirip sürekli oyunun hücum tarafında kalabilecek bir oyuncu değildi. Bu yüzden Barış'lı bir 4-2-3-1, Galatasaray adına efektif sonuçlar getirmeyecek ve sistem karmaşası yaşanacaktı.

Sabri ve Barış'ın beraber oynaması durumunda Barış, orta sahada görev alacaktı. Burada da iki ihtimal söz konusuydu. Ayhan Akman ve Mehmet Topal ile birlikte bir üçlünün ayaklarından olabilirdi, Barış. Ya da Arda Turan'ın hücum gücünden feragat edip Karl-Heinz Feldkamp'ın geçtiğimiz sezon uyguladığı dörtlü orta sahaya geri dönülebilirdi, Barış ve Arda'nın kanatlarda, Mehmet Topal ile Ayhan'ın merkezde olduğu. Tercih edilmedi, belki de doğru olan buydu.

Yalnızca şöyle bir sorun var. Harry Kewell ve Sabri Sarıoğlu döndüğünde, orta sahanın merkezinde Mehmet Topal, Ayhan Akman ve Barış Özbek alternatiflerine sahip olacak Michael Skibbe, (ki Tobias Linderoth'u da ikinci yarı için düşündüğünü hissediyorum) hangi ikiliyi tercih edecek, bilemiyorum. Görünen o ki, Ayhan Akman'ın Yeni Galatasaray'daki yeri sağlam. Skibbe, oyuncusuna çok güveniyor. Ve belki de Mehmet Topal'ı Ayhan Akman'ın alternatifi olarak görüyor. Ligin ikinci yarısında, daha net fikirlere sahip olacağız bu konuda.

Galatasaray'ın dizilişi önemliydi. Santrada Beşiktaş'tan futbolcular olunca, nispeten keskin bir görüntü çıkacaktı ortaya Galatasaray'ın tercih ettiği dağılım hakkında.

Barış Özbek, tahmin edildiği gibi, savunmanın sağında başlayacaktı. Arda Turan, forvet arkasındaki üçlünün solunda tasvir edilebilirdi; ama ilginç ayrıntı, Shabani Nonda'nın da Arda ile birlikte solda başlayacak olmasıydı. Kanat savunmacısı Hakan Balta'nın varlığıyla Galatasaray, solda üç oyuncu bulundururken sağ kanatta yalnızca Barış Özbek görülüyordu, Beşiktaşlı oyuncular topu santraya getirdiklerinde. 4-2-3-1 olmadığı kesindi. Görünen oydu ki, 3-5-2 de olmayacaktı.

Maçın ilk dakikalarında Shabani Nonda ile Milan Baros, değişmeli olarak en uçtaki oyuncu pozisyonunu paylaşmaya başlamışlardı. Cassio Lincoln, bu bölgede rakip takıma eşleşme sorunu yaşatacak gibiydi. Serbest oynuyordu ve Beşiktaş, Milan Baros'a adam markajı verdiğinden dolayı, Lincoln'e ikinci bir adam gönderemiyordu. Avantaj, Galatasaray'ın elindeydi. Ve Lincoln, Beşiktaş'ın yumuşak tarafının üzerine gitmeye başlayacaktı.

Sezon başından bu yana, Galatasaray'ın attığı gollerde sanatsal figürleri sıkça görmek mümkündü. Kaleye doğru giderken Galatasaray, bir ressamın ya da bir heykeltraşın yaptığı işten aldığı hazzı, hissediyordu sanki. Cassio Lincoln, Milan Baros, Harry Kewell ve Arda Turan'ın paylaştığı roller ışığında. Dün akşam Lincoln, bu anlamda repetuvarındaki en güzel eserlerini sergilemek istiyordu adeta. Galatasaray'ın Servet Çetin ile öne geçtiği pozisyondaki başlangıçta da sahne alan isimdi, Cassio Lincoln. Sağ kanattan yaptığı orta Rüştü Reçber ile Beşiktaş savunmasının ortasına düştü. Yapılacak en ufak hata, Galatasaray'ı gole ulaştırabilirdi. Öyle de oldu.

Galatasaray, skorda üstünlüğü yakaladıktan sonra, Fenerbahçe maçında yaptığı hataya düştü bir kez daha. Rakip kalede gözükmesine karşın oyunu tutamadı. Bu bölümde, bir gol daha bulabilseydi, karşılaşmanın gayrıresmi olarak sonunu getirebilirdi, Galatasaray. Rakibi beklemedi ve hücum ederken Beşiktaşlı Gökhan Zan'ın tehlikeli hareketi ile başlayan bir kontrada yakalandı. Devam eden pozisyonda Beşiktaş, beş ya da altı isabetli pasın ardından Galatasaray savunmasının kalbine pası yaptı. Ve Matias Delgado ile de başarılı bir gol atmış oldu. Galatasaray, bu golün iki dakika sonrasında, Arda Turan'ın yarattığı penaltı pozisyonu ve Milan Baros'un golüyle öne geçti; ama yenilen goldeki birkaç ayrıntı, Galatasaray'ın Beşiktaş karşısındaki tercihleri hakkında ipuçları vermişti.

Galatasaray, Beşiktaş maçının ilk yarısında net bir 4-3-3 oynadı, oynamaya çalıştı.

Radikal bir karardı. Bu yüzden önemli aksaklıklar yaşandı. Evet, Barış Özbek'in sağ kanatta yalnız başına kalması, görünen bir sorundu. Arda Turan'ın, 3-5-2 içgüdüsüyle, geride Hakan Balta'ya yardımcı olmaya çalışması da. Ama asıl sorun, Beşiktaş hücumdayken Galatasaray'da topun arkasına geçen oyuncu sayısıydı.

Sezon başından beri devam eden süreçte Galatasaray, ciddi şekilde bu başlığın üzerine gitmişti. Top rakibe geçtiği anda, genellikle Milan Baros dışındaki, 10 oyuncu, rakibi karşılar pozisyon alıyordu. Aktif bir alan savunması olarak değerlendirilebilirdi, bu tercih; fakat dün akşam 2-1'den sonraki dakikalarda Galatasaray, 4-3-3'ün sancılarını yaşadı. Mehmet Topal, Ayhan Akman ve Arda Turan, orta sahayı bekleyen üçlüydü. İleride Shabani Nonda merkezde, Milan Baros solda ve Cassio Lincoln de sağdaydı. Beşiktaş, hücum ederken Rodrigo Tello ve Seric'in bulunduğu sol kanadı kullandı. Galatasaray'ın solunda Arda Turan, Hakan Balta'ya yardımcı oluyordu; ama diğer tarafta Lincoln veya Nonda, aynı desteği Barış Özbek'e sağlayamıyordu. Üstelik, topun arkasında kalan oyuncu sayısı, maksimum 9 olabiliyordu. Lincoln, Baros ve Nonda, 3-5-2 başlığının alt sistemi haline gelen 4-3-3'te tercih sıkıntısı yaşayacaktı, ilk bölümde.

Galatasaray, 15. dakikada tekrar öne geçtikten sonra rakibini beklemeye başladı. Galatasaray'ın yeni sezondaki önemli silahlarından biriydi bu.

Etkili ayaklara sahipti. Dönerek oynuyor ve hızla hücuma çıkabiliyordu. Beşiktaş'ın hücumda olduğu dakikalar, Galatasaray'ın pusuda beklediği anlar olarak değerlendirilmeliydi. Mutlaka bir şekilde, golü bulacak ya da gol pozisyonuna girecekti Galatasaray. Beklediği fırsatla da yüz yüze kaldı aslına bakılırsa. İlk yarının son bölümünde, Shabani Nonda'nın içerisinde olduğu pozisyonda Cassio Lincoln, net bir fırsatı değerlendiremedi. Daha öncesinde yine köşe vuruşunda Servet Çetin'in kaçırdığı bir pozisyonu da vardı, Galatasaray'ın. Beşiktaş hücumda gözüküyordu; ama net fırsatları yakalayan da Galatasaray'dı. Dedik ya, yeni sezondaki şifrelerden biri bu.

Galatasaray, ilk yarıyı 2-1 önde kapamış ve daha farklı bir galibiyetinden kıyısından dönmüştü; ama 45 dakikalık bölümde aksayan noktalar vardı. Hiç kuşkusuz Michael Skibbe ile Burak Dilmen de bunların farkındaydı. Skibbe, oyun içerisinde sürekli oyuncularıyla konuşmuştu. Belli ki ikinci yarıyı bekliyordu. Başlama vuruşunun hemen öncesinde Burak Hoca'nın 11 oyuncusunu ortaya toplayıp saha içinde konuşmaya başlaması, ikinci yarıda bazı şeylerin değişeceğine işaret olmalıydı.

İkinci yarı başladı. Beşiktaş, Matias Delgado'nun atılmasıyla 10 kişi kaldı. Delgado'nun sırtı, bulunduğumuz bölüme dönüktü. Yani, ne söylediğini anlamamız mümkün değildi. Yine de hareketlerinden yaptığımız çıkarımlar, rakibine kart gösterme talebi olmadığı yönündeydi. Dejenere olmuş bir kuralı var, TFF'nin. Kart isteyene kart, şeklinde. Unutulan, ''hakemin saha içerisindeki otoritesini tehdit edecek şekilde itiraz'' başlığı. Delgado'nun atılma nedeni bu olsaydı, haklı olunabilirdi; ama yanlış bir kuralın uzantısı olarak oyun dışı kaldı, Delgado.

Beşiktaş'ın bir kişilik eksikliği, Galatasaray'ın futbol fikrinde değişikliğe gitmesine neden olmayacaktı. Doğru olan buydu. İşte, Skibbe ve futbol modelinin Türk futbol seyircisinin ezberlerini bozduğun dair, bir örnek daha. Yıllardır süregelen, ''Rakip 10 kişi kalmış, hala bekliyor'' yanılgısının yıkıldığı anlardan biri yaşanacaktı oysaki, Delgado'nun kırmızı kart gördükten hemen sonra.

Beşiktaş, geldi. Galatasaray, bekledi. Bir şey daha. Galatasaray'ın savunma oyuncuları, rakiplerini durdurduktan sonra, Galatasaray adına yeni bir serüven başlıyor oyun içerisinde. Topu uzaklaştırıp ''hiç riske girmedi'' yorumlarını almak yerine topla çıkmak istiyor, Galatasaray. Benfica ve Hertha Berlin maçlarında net olarak ortaya koyulan bu fikir, Beşiktaş maçında atılan üçüncü gol ile zirve yapmış oldu. Beşiktaş için, o dakikada Galatasaray'ın hakimiyetindeki topu almak, tatlı bir hayaldi. Rakibin yaklaşamadığı top, Galatasaray savunmasından başladığı yolculuğunu Beşiktaş kalesinin filelerinde tamamladı.

Cassio Lincoln ve Milan Baros ortak yapımı gol, Galatasaray'ın bu sezonki imzasıydı.

Pas yapmak, hücuma topla çıkmak, ceza sahası içerisinde hareketli olmak ve tabii ki bir miktar bireysel beceri. Arda Turan ve Shabani Nonda'yı da dikkatle izlemek gerekli, üçüncü golde. Yetenekli bir takım aynı zamanda, Galatasaray.

Galatasaray Kaptanı Ayhan Akman'ın maç sonrasında söylediği gibi, oyunun hiçbir anında puan kaybedeceği hissiyatını vermedi Galatasaray. 3-1'in hemen ardından Filip Holosko'nun attığı gol sonrasında da durum değişmedi. 67. dakikada Cassio Lincoln'ün harika çalımının ardından ceza sahası içerisinde yere düşürülmesi ve Milan Baros'un maçtaki üçüncü golünü atmasıyla da skor, Galatasaray'ın isteğine kaldı. Servet Çetin ve Cassio Lincoln ile birer pozisyon yakalandı, geri kalan bölümde; ama olmadı. 4-2'de kaldı skor.

2008-09 Sezonu'ndaki Galatasaray'ı canlı izlemek, büyük bir zevk.

Yine de, oyunun tamamlanmasına 15 dakika kala yapılan oyuncu değişiklikliğini protesto etmek, taraftarın biraz daha bilinçlenmesi gerektiğini gösteriyor. Tercihtir yapılan. Seyirci, derbi maçında üç gol atan forvet oyuncusunun oyunda kalmasını ve gerekirse skor sayısını dörde veya beşe çıkarmasını bekler. Taraftarlığın duygusal tarafıdır bu. Kaldı ki, Skibbe'nin yaptığının doğru olduğunu düşünsem de, bir taraftar olarak Baros'un devam etmesini isterdim. Teknik direktör ise, olaya daha farklı bir pencereden bakar. Gol atmayan forvet oyuncusunun kalmasını ister. Yanlış olan bu değildir.

Galatasaray, form yakaladığı bir dönemde devre arasına giriyor. Soru işareti olabilir; ama söz konusu süreç, iyi değerlendirilirse çok daha üst düzeye çıkacaktır. Artık belli standarda sahip bir futbol takımı var. Ne yapacağını bilebiliyorsunuz, büyük sürprizler yok.

Daha net görüntüler, devam eden aylarda gelecek. Biz, görmeyenin kalmamış olmasını dileyelim.

Sistem takımı? O da yavaş yavaş olacak.

Yaklaşıyoruz artık, somut gerçeklere.

5 yorum:

cingibi dedi ki...

Beşiktaş maçı üzerinden çok güzel bir sezon ve galatasaray değerlendirmesi olmuş teşekkür ederim

monuk dedi ki...

bir sanatkar olarak eray sozen desek de olur belki de.. boyle super bir analiz yetenegine sahip olman buyuk bir sans biz galatasaraylilar icin..

ASY dedi ki...

Selamlar,

Teşekkür ederim, güzel sözleriniz için. Sağolun.

Galatasaray'ın oynamak istediği futbol yakın zamanda daha geniş kitleler tarafından da anlaşılmaya başlanacak umarım.

Sezon başından bu yana belli bir artış var en azından. Bu bile doğru yolda olunduğunun bir göstergesi olarak görülebilir.

Sevgilerimle,
Eray.

Sheed dedi ki...

eray sözen'den bi başucu yazısı daha =P

genelde okuyucuya "çok güzel olmuş, tebrikler" demekten başka bi şey bırakmıyorsun.. o yüzden yazmıyorum.. bu seferki istisna olsun: çok güzel olmuş, tebrikler..

Juan y Fer dedi ki...

Hello,
good Galatasary´s game in general and of course Lincoln in particular.
Regards,
http://saqueneutral.blogspot.com/
(a blog about sport in English and Español)