14 Aralık 2008 Pazar

Barcelona v Real Madrid, 2-0: Ruhani Derbi



Cumartesi akşamı El Clasico, en ''tek taraflı'' görüntülerinden biriyle sahnedeydi.

Barcelona'nın form durumu ve Real Madrid'in içerisinde bulunduğu kaos ortamı, senaryonun haftalar öncesinden yazılmasına neden olmuştu. Barcelona, 109 yıllık tarihinin en iyi futbol performanslarından birkaçını arka arkaya sergiliyordu. Real Madrid ise, kaybedilen puanlar, sakat oyuncular veya El Clasico'dan birkaç gün önce göreve gelen teknik kadrodan farklı olarak karakter değişimiyle hazırlanıyordu, Nou Camp'taki dev mücadeleye.

Real Madrid, ideal kadrosundaki altı önemli oyuncusundan yararlanamayacak ve mutlaka bir şekilde bunun acısını hissedecekti; fakat diğer yandan, Barcelona'nın hücum silahlarını nasıl durduracağını da düşünüyor olmalıydı, bir zamanlar Katalan temsilcisinin B Takımı'nda teknik direktörlük yapan Juande Ramos. Dedik ya, senaryosu daha önce yazılmıştı diye. Bu anlamda, Real Madrid'in daha çok savunmada kalması sürpriz olmayacaktı. Daha ileri gidip yalnızca bir puan ya da ''şerefli mağlubiyet'' için mücadele etmeleri de söz konusuydu. Evet, kazansaydı Real Madrid, dev bir kahramanlık hikayesinin başrolünü kapacaktı; ama tek bir ''üç puan'' adına 106 yıllık duruşundan ödün verebilir miydi? Küçülebilir miydi, Real Madrid?

Maç öncesi beklenilen kadrolardan farklı isimler yoktu, her iki takımda da. Barcelona, sezon boyunca tercih ettiği 4-3-3 ile sahadaydı. Victor Valdes, kaledeydi. Savunma kanatlarında Dani Alves ve Eric Abidal vardı, merkez ikilide Carles Puyol ile Rafael Marquez. Orta sahadaki üçlü Eidur Gudjohnsen, Yaya Toure ve Xavi. En uçta Samuel Eto'o, sağında Lionel Messi ve solunda da Thierry Henry. Barcelona adına başarının formülü, bu şekildeydi. Real Madrid cephesinde, sol kanat savunmasında Messi'nin karşısına Sergio Ramos dikilecekti. Orta sahada Fernando Gago, Wesley Sneijder ve Guti vardı. Maç öncesi, Real Madrid adına en zayıf halka Royston Drenthe ise, hızlı hücum planlarını temsilen ilerideki üçlünün solundaydı.

Karşılaşmanın ilk dakikasından itibaren ortaya çıkan görüntü, 90 dakika özelinde birtakım fikirler edinmemizi sağlayacaktı.

Barcelona, topla oynama niyetini gösteriyordu. Öyle ki, ''topun arkasına geçmek'' başlığına yeni açılımlar getiriyordu, Real Madrid. Rakibi yarı sahada beklemek, mutlaka bir tercihti; ama Barcelona'nın pas trafiği Real Madrid'i 30 ila 40 metrelik bir bölüme hapsetmişiti. Real Madrid adına bir seçim daha olabilirdi, o da Barcelona'yı sertlikle sindirerek oyun içerisine girebilmekten başkası değildi.

Barcelona ile kendi takımı arasındaki kapasite farkından haberdar olmalıydı, Juande Ramos. Ülkemizde de çeşitli karşılıkları olan bir futbol modeli giriyordu bu bölümde devreye. Real Madrid, özellikle Barcelona'nın hücumdaki üçlüsünün topla buluştuğu hemen her pozisyonda bazen ince, bazen ''pis'' fauller ile oyunda var olmaya çalışıyordu. Lionel Messi'nin birkaç dakika içerisinde aşil tendonuna aldığı iki darbe, Real Madrid'in Barcelona karşısındaki futbol modelinin bir yansıması olarak kabul edilebilirdi. Bilhassa, Arjantin'de aynı jenerasyonun temsilcilerinden olan Fernando Gago ve Lionel Messi arasındaki mücadele, 1990'lı yıllarda NBA'deki Playoff sertliklerini anımsatıyordu.

Barcelona, Real Madrid'in sert oyun tuzağına düşmemeye kararlı gibiydi yine de. Messi ve Henry'nin kendilerine yapılan faullere rağmen yere düşmemeleri, bu durumla ilgili olabilirdi; fakat Barcelona adına işleri, çıkmaza götüren bir konu daha vardı bu bölümde. Tamamen kendileriyle ilgili olan.

Geçtiğimiz sezon Santiago Bernabeu'da kaybedilen maç, Barcelona'nın hatırlamak istemediği bir anı olarak tarihteki yerini almıştı. Cumartesi akşamı oynanacak karşılaşma öncesi yaratılan atmosfer, Katalan temsilcisinin o maçın rövanşını alması ve tarihe yeni bir derbi hezimeti kazandırması yönünde şekilleniyordu. Tüm bunları arkasına alan Barcelona, bir an evvel 3-0 veya 5-0 öne geçmek için oynuyordu sanki. Bu yüzden sezon boyunca uygulanan futbol modelinde aksaklıklar yaşanıyor ve Real Madrid'in tercihleriyle durum daha da zorlaşmaya başlıyordu. Barcelona'nın ilk yarıda gole ulaşamamasının nedenlerinden biriydi, 1-0'lık galibiyetin kendilerini tatmin etmeyecek olması. Yine de Drenthe'nin kaçırdığı pozisyon sonrası 0-0, fena bir fikir olmayabilirdi.

Real Madrid'in uygulayacağı sistemdi, derbi öncesi merak edilen sorulardan biri. Ne var ki, henüz maçın başında taç ve köşe vuruşlarını acele kullanmaktan kaçınmaya çalışan Real Madrid, karşılaşmadan neler beklediğini gösteriyordu, sorunun cevabını merak edenlere.

İkinci yarının ilk bölümünden itibaren inisiyatif alan taraf, yine Barcelona'ydı. İlk devrede, özellikle Gudjohnsen'in düşük performansıyla, etkisiz olan Barcelona orta sahasında Yaya Toure ve Xavi, durumu toparlamaya başlıyordu. Real Madrid'in görüntüsünde, ciddi farklılıklar yoktu. Rakibini beklemeye devam ediyordu. Barcelona adına orta sahadaki vites artışı, ilerideki üçlüyü de hareketlendirmiş ve ev sahibi, Thierry Henry'nin liderliğinde daha fazla ister hale gelmişti galibiyeti. Pep Guardiola, bu bölümde stratejik bir hamlede bulundu. Gudjohnsen'i çıkarıp orta sahayı Sergio Busquest ile takviye etti. Barcelona, son 25 dakikalık süre için biraz daha derli toplu bir görüntüye sahipti. Ardından da Busquest'in başrolü oynadığı penaltı pozisyonu gerçekleşti.

Penaltı kararından sonraki beklenti, topun başına Lionel Messi'nin geçmesi yönündeydi. Messi, sezon içerisinde oldukça kritik anlarda sahneye çıkmış ve ağır sorumluluklar almaktan kaçınmamıştı. Espanyol deplasmanındaki galibiyet golü, bu anlamda ciddi bir örnekti; ama sahada Real Madrid'e gol atmak için yaşayan bir Barcelona oyuncusu vardı. Samuel Eto'o dikecekti topu penaltı noktasına, karşısına Iker Casillas'ı alarak. Casillas, Nou Camp tribünlerinden kendisi hakkında yükselen protestoların ışığında Eto'o'ya gol izni vermeyecek ve takımını sahada tutacaktı. Real Madrid adına yazılabilecek kahramanlık hikayesi, Casillas'ın bu hamlesiyle birlikte iyice çekici hale gelmişti; ama kaçan penaltının ardından vites yükselten taraf, Real Madrid değil, Barcelona'ydı.

Derbi tadını bulmaya başlamıştı. Real Madrid, puan almaya yaklaştığını düşünüyor olmalıydı. Yağmur, hiç durmamıştı. Barcelona'nın hamle yapma zamanıydı. Öldürücü darbe, Samuel Eto'o'dan geliyordu. Kamerunlu yıldız, Real Madrid'in sahipliğinde kiralık olarak geçirdiği yılların ardından, eski takımına gol atmayı alışkanlık haline getirmişti. Yine vazgeçmedi. Penaltıdan olmadı, ama Real Madrid'in canını daha çok acıtan bir anda, 80. dakikada sahneye çıktı Samuel Eto'o.

Real Madrid, 80 dakika boyunca rakibinin sinirini bozmaya ve oyun içerisinde kalmaya çalışmış; fakat bunu istediği ölçüde başaramamıştı. Barcelona'nın kaçan penaltının ardından ayağa kalkıp bitime 10 dakika kala öne geçmesi, ironik biçimde Real Madrid'i benzer bir senaryonun kahramanı yapıyordu. Iker Casillas, kontrolünü kaybetmişti. Real Madrid oyuncuları, taç kullanma konusunda daha bir heveslilerdi; ama Barcelona'nın ikinci gole yakın olduğu da kesin gerçekti. Kapanış sahnesi, Thierry Henry ve Lionel Messi ile yapıldı. Messi'nin altına girdiği top filelerle buluşurken ortaya görüntüler, ilgi çekiciydi. Artık, Real Madrid adına geri dönüş yoktu.

Barcelona kazandı. Üstelik, 3-0'lık Sevilla ve 4-0'lık Valencia maçlarının ardından. Real Madrid galibiyetiyle zirvedeki tüm rakiplerine ciddi mesajlar vermiş oldu, Barcelona. Ezeli rakibinin 12 puan arkasına düşen Real Madrid'in ise bu dakikadan sonra farklı hedefleri olabilir, 2008-09 Sezonu adına.

1 yorum:

Juan y Fer dedi ki...

Hello,
well, the normal result when a game is played by a powerful and ambitious team against a small and defensive team
Regards,

http://saqueneutral.blogspot.com/
(a blog about sport in English and Español)