4 Aralık 2008 Perşembe

1-0: Tanıdık Hikayenin Yeni Kahramanları



Galatasaray adına yabancı bir seviye değildi. Üstelik Galatasaray, Kulüp Tarihi'nin en büyük kahramanlık hikayelerinden birinin çıkış noktasındaydı.

Berlin Olimpiyat Stadı. Bir zamanlar her şey, burada başlamıştı.

Galatasaray, 1999'da yılında Berlin'e imkansızın izini sürmek için geliyordu. Dün akşam ise, daha heybetliydi. Alınacak bir galibiyet, üç puandan fazlasını anlatacak olmalıydı. Geri dönüşü mü gerçekleşecekti yoksa, Galatasaray'ın. Bilemezdik tabii. Olympiakos ve Benfica galibiyetleri ile kendine gelen, Metalist Kharkiv mağlubiyeti sonrası soru işaretleri yaratan Galatasaray, yeniden Avrupalı karakterini kazanabilirdi. Önemliydi, Hertha Berlin karşısında alınacak muhtemel bir galibiyet.

Hertha Berlin'in durumu biraz daha karışıktı. Benfica ve Metalist Kharkiv karşısında kaybedilen ikişer puanın ardından bir yenilgiyi daha kaldırmak zor olabilirdi, Alman takımı adına.

Hertha Berlin ve Galatasaray, benzer yapıda olan iki takımdı.

Bir zamanların Almanyası'ndaki en büyük futbol figürü olan Hertha Berlin, tıpkı Galatasaray gibi çift karakterli bir ekipti. Hücumda önemli silahları vardı. Marko Pantelic, Andriy Voronin, Raffael, Cicero ve ideal kadrodaki Maximilian Nicu, Galatasaray'ın hücumdaki dörtlüsüne yapılan eleştirilerle karşılaşıyor olabilirlerdi. Teknik adam Lucien Favre'ın tercih yaptığı dörtlünün arkasını toplayan isim genellikle Macar Pal Dardai olurken Sırp Gojko Kacar da orta sahadaki diğer oyuncu olarak görev yapıyordu.

Hertha Berlin, Galatasaray ile paralel bir futbol modelini benimsemesine karşın ana sistemini 4-4-2 olarak belirlemişti. Yine de oyun içerisinde seçme şansını bulundurması nedeniyle Raffael, Marko Pantelic'e karşı tercih edilen isim olmuştu sezon içerisinde.

Bundesliga'da son yılların en iyi performansını yakalayan Hertha Berlin, arka arkaya kazandığı dört maçta da aynı 11 ile sahaya çıkmıştı. Kenardan gelen oyuncular belliydi. Genel olarak 14-15 kişilik bir rotasyon ile mücadelesine devam ediyordu, Favre ve ekibi. İşte, bu anlamda orta sahanın sağında görev alan Maximilian Nicu ve sol kanattaki Cicero'nun eksiklikleri, Hertha Berlin'i sıkıntıya sokabilirdi; fakat İsviçreli Favre'ın mutlaka bir planı daha olmalıydı.

Galatasaray ve Hertha Berlin arasındaki mücadelenin kaderini, inisiyatif alan taraf belirleyecekti. Galatasaray'daki yapıda herhangi bir sorun yoktu.

Morgan De Sanctis kaledeydi. Savunma kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve sakatlıktan çıkan Hakan Balta, merkez ikilide Servet Çetin ile Fernando Meira oynayacaktı. Orta sahada Barış Özbek ve Mehmet Topal vardı. En uçtaki Milan Baros'un arkasında Cassio Lincoln, sağında Arda Turan ve solunda Harry Kewell. Galatasaray'ın dizilişi bu şekildeydi.

Hertha Berlin de eksik oyuncularının yokluğunda ana sistemden vazgeçmemişti. Hücum gücü yüksek olan isim sayısı yine fazlaydı. Nicu'nun yerinde Patrick Ebert oynayacaktı. İleride Andriy Voronin'in yanında Marko Pantelic vardı. Son maçlarda, Pantelic'ten formayı kapan Raffael de sol kanatta başlıyordu. Hertha Berlin'in diğer parçalarında herhangi bir sorun yoktu. Kale, defans dörtlüsü ve orta saha merkezindeki isimler, sezon başından bu yana forma giyen oyunculardı.

Maçın kaderini ilk bölümdeki tercihler çizecekti.

Klasik bir Avrupa Kupası Maçı klişesi değildi bu. Galatasaray, tıpkı Olympiakos maçında olduğu gibi, ilk dakikadan itibaren maçı kazanmak için oynayacağının mesajını vermeliydi rakibine. Aksi takdirde geçtiğimiz sezon Bay Arena'daki Bayer Leverkusen maçında düştüğü duruma bile yakalanabilirdi. Bu anlamda, stratejik bir değere sahipti ilk 20 dakika.

Leverkusen maçıyla devam edersek, bir fark görebilirdik iki sınav arasında. Barış Özbek özelinde.

Barış adına son derece kritik bir testti, Hertha Berlin karşılaşması. Geçtiğimiz sezon Uğur Uçar'ın sakatlığı ve Sabri Sarıoğlu'nun aldığı cezanın ardından Leverkusen maçına savunmanın sağında başlayan Barış Özbek'in orta sahadaki etkinliğinden yararlanamayan Galatasaray, Leverkusen'e oyunu yönlendirme şansı vermiş ve ortaya Galatasaray adına korkunç bir skor çıkmıştı.

Leverkusen eşleşmesinden bağımsız bir anlamı daha vardı, Hertha Berlin maçının. Barış Özbek, sezon başından bu yana Galatasaray'ın eksik kalan yanını tamamlaması için son derece stratejik bir isimdi. Hacettepe karşılaşmasının ilk bölümünde gayet etkili olabileceğini göstermişti; ama bir bakıma da riskti. 4-2-3-1'in aradığı top tekniği yüksek bir oyuncu değildi, Barış Özbek. Yine de farklı bir açılım getirebilirdi bu kavrama. Kendisini oldukça iyi tanıyan bir oyuncu, Barış. Ne yapacağını veya ne yapamayacağını biliyordu. Bu da kesinlikle bir avantajdı.

Galatasaray orta sahasındaki diğer isim Mehmet Topal'dı. Sezon başında ideal kadronun en tepesine adı yazılan Topal, Ayhan Akman'ın sarı kart cezası nedeniyle Hertha Berlin karşısında forma şansı buluyordu. Tamamen de Ayhan'ın görevini üstlenmesi istenmişti belli ki. Galatasaray'ın inisiyatif alacağı ilk yarıda Mehmet, savunmasından ilk topları toplayan ve oyunu yönlendirmeye çalışan oyuncuydu. Galatasaray hücumlarının anlamını değiştiren çok da güzel toplar dağıtacaktı ilk yarıda, Mehmet Topal.

Mehmet Topal ve Barış Özbek'in üstün performansları, ileride bir daire içerisinde oynayacak dört oyuncuyu da rahatlatmıştı. Cassio Lincoln'ün anlatmak istediği bir şeyler olmalıydı. Müthiş oynuyordu ilk yarıda. Milan Baros, sistem için ne kadar kritik bir oyuncu olduğu göstermek ile meşguldü. Harry Kewell ve Arda Turan, daha iyi olabilirlerdi; ama Galatasaray'ın mesajı belliydi. Önceliği almıştı. Hertha Berlin de gerçekler karşısında çaresizdi. Kabul etmişti, Galatasaray'ın üstünlüğünü.

İkinci yarıda Hertha Berlin adına değişen bir şeyler olmalıydı. Muhtemel bir mağlubiyet, yaz mevsiminden bu yana devam eden UEFA Kupası koşusunun sonu anlamına gelebilirdi.

Daha toparlanmış gibiydi ikinci yarının başında, Hertha Berlin. Ne var ki, çok geçmeden Galatasaray, tekrar oyun üstünlüğünü eline almayı başaracaktı. Cassio Lincoln ve Milan Baros, harika oynuyorlardı; fakat orta sahada Galatasaray'a sezon başından bu yana aradığı yeniliği getiren Mehmet Topal ile Barış Özbek'in görüntüdeki payı büyüktü. Galatasaray, hak ettiği golü ise Harry Kewell'ın ceza sahasına gönderdiği ve Von Bergen'in eliyle kestiği top sonrasında bulacaktı. Milan Baros, vatandaşı Jaroslav Drobny'yi ters köşeye gönderiyordu, hakemin penaltı kararının ardından.

Galatasaray adına, Berlin'deki en kritik bölüm başlamıştı. Bu anlar için yaşıyor olmalıydı, Michael Skibbe'nin ekibi. Biraz oyunu tutmak ve bir miktar top yapmak. Sonrasında daha fazla risk alan Hertha Berlin. Pozisyon sayısını artıran Galatasaray. Birçok sonucun şifresiydi.

Hertha Berlin, golün ardından daha şevkle geliyordu Galatasaray kalesine; ama Cassio Lincoln, Harry Kewell, Arda Turan ve Milan Baros gibi dönerek oynayan, rakip yarı sahaya hızla gidebilen oyuncular, Galatasaray'a farklı açılımlar da sağlıyordu. İstediği açık alanları bulmuştu, Galatasaray. Bu bölümde sürpriz katkı, sakatlıktan çıkan Hakan Balta'dan gelecekti. Sonuca gitmek, zor olmamalıydı; ama tıpkı Olympiakos maçındaki gibi, Hertha Berlin karşısında da fark açılamadı. Üstelik Servet Çetin'in çizgiden çıkardığı top, kötü bir senaryonun yazılmasını engellemişti.

Son dakikalar, Galatasaray'ın 11 oyuncusuyla topun hatta ceza sahasının arkasına geçmesiyle tamamlanıyordu.

Bir şifre daha, Galatasaray ve yeni futbol düşüncesi hakkında. Hertha Berlin gibi güçlü futbol köklerine sahip olan bir takım bile, son dakikalarda geleceği olmayan bir düşünceyle hücum ederken Galatasaray, ceza sahası çevresinde pas mantalitesiyle koruyordu kalesini. Modern savunma dedikleri bu olsa gerekti.

Galatasaray, yine bir Avrupa deplasmanından galibiyetle dönmeyi başardı. Hak ederek kazandı üç puanı. Her bir puan, gelecek adına umut veriyor.

Önemli olan bu. Duruşu bu, Galatasaray'ın. Alışmamız gerekecek zamanla.

Galatasaray, kazanırken günü kurtarmıyor. Tıpkı kaybederken yalnızca içerisinde bulunduğu günü kazanmak adına hamle yapmayacağı gibi.

Hiç yorum yok: