16 Aralık 2008 Salı

Galatasaray ve Jenerasyon Sirkülasyonu



Ülkemizde, enteresan yarışma programlarının fazlaca izlenmesinin nedenlerinden biridir, birkaç yıl sonrasının potansiyel dizi sanatçılarını henüz ünlü olmadan evvel tanıyabilmek ve hatta çeşitli formatlardan yararlanarak kendilerini onları bulundukları mekanlardaki birtakım noktalara yerleştirilmiş kameralardan takip edebilmek. Daha sonra, şöhrete ulaştığında, ''Ben, X'i daha kaç yıl önceden biliyordum'' demek, oldukça önemlidir çünkü. Elinizde büyümüş gibidir artık, 05 E.

Futbolu seviyorsanız, durum biraz farklı. Ana düşünce ise, kıyısından köşesinden benzerlikler taşımakta.

Toplumlara mal olmuş insanları, yıllar öncesinden tanıyorsanız eğer, kendinizi özel hissedersiniz. Aslında, söz konusu insanı hiç tanımamış olsanız bile, sanki kendisinin şöhretinde payınız varmış gibi düşünürsünüz. Bu psikolojinin futboldaki karşılığı, altyapılardaki oyuncuları, henüz yıldız seviyesine gelmeden evvel fark etmek ve yıllar sonrasının büyük futbol ikonunu izlemek olarak çıkar karşımıza. Dürüst olalım, bizim de ilk zamanlarda altyapılara yaklaşım biçimimiz bu şekildeydi. Zamanla fikirlerimiz değişti. Ve mutlaka bunun bazı nedenleri vardı.

Ülkemizde altyapıya verilen değer bakımından bir sıralama gerçekleştirilse, hiç kuşkusuz, ilk sıraya çıkacak takım, Galatasaray olurdu. ''Bize desinler ki, 'Bu sezonki hedefimiz şampiyonluk değil, iki yıl gençlerle idare edeceğiz. Sonraki on yıl için de yatırım yapmış olacağız.' Kabul ederiz, ama onu da demiyorlar'' klişesinin futbol dünyasına kazandırılmasını sağlamıştır, Galatasaray Spor Kulübü. Aslında, öyle değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. Hedef, her sezon sistemli şekilde bir veya iki oyuncuyu üst seviyeye çıkarmak olarak belirlenmiştir, Galatasaray Altyapı ekibi tarafından. Keza, bir veya iki sezonluk yabancı teknik adamlarla, ilerisi adına derin amaçları önünüze koyamadığınızdan, altyapıdaki önemli yeteneklerden de yararlanamazsınız.

Yıllardır benzer sorunlardan madur olmaya devam etmektedir, Galatasaray. 1987-88 jenerasyonun çıkış yapamayan temsilcileri, artık Anadolu kulüplerinde son şanslarını kullanmaya başladılar. Bazıları tutundu, ülkesinin en büyük futbol modeli haline geldi; diğer tarafta ise birçoğundan umut kesildi. Altyapılarda Türkiye'ye tarihindeki en büyük başarıları yaşatan jenerasyonun iskeletini oluşturan Galatasaray'da üst seviyeye kazandırılan oyuncu sayısı, 3 veya 4'te kaldı. Daha fazlası olmalıydı, olmadı. Kısa dönem içerisinde, ciddi sürprizler yaşanmazsa, sayı daha fazla artmayacak.

1987-88 jenerasyonunun yerini 1989-1990 ve 1991 doğumlu oyunculara bırakmaya başlamış olması, farklı bir konu başlığının yolunu açabilir bize. Bu anlamda, Galatasaray'ın Fatih Terim'in teknik direktörlüğündeki ilk dönemden itibaren sahip olduğu jenerasyonlar üzerinde durmaya çalışacağız.

Galatasaray, son 12-13 yıl içerisinde üç ciddi altyapı kuşağına sahip oldu:
  • 1976-77 Jenerasyonu
  • 1980-81 Jenerasyonu
  • 1987-88 Jenerasyonu
Her başlığın kendi özelinde inenleri ve çıkanları bulunuyor, avantaj ve dezavantajlarıyla birlikte. İlgi çekici hayat hikayeleri, futbol kariyerleri, ders alınacak tercih hataları. Kendi adıma, Okan Buruk, Tugay Kerimoğlu ve Suat Kaya'lı dönemi saymazsak eğer, net olarak hatırladığım ilk önemli kuşak, 1976-77 doğumlu genç futbolcularının oluşturduğu toplululuktu. Şu günlerde artık futbol yaşantılarının son demlerini yaşıyorlar, hatta bazıları yeşil sahalardan koptular bile.

1976-77 jenerasyonunun en bilinen isimleriyle başlayalım yolumuza.

İlyas Kahraman, 31 Mart 1976: Galatasaray'ın Neuchatel Xamax'ı mağlup ettiği günlerde kulübün alt yapısında top koşturan isimlerden biriydi, İlyas Kahraman. 12 yaşında adım attığı Galatasaray'da hemen tüm kategorilerde forma giydikten sonra, dönemin teknik direktörü Karl Heinz-Feldkamp tarafından A Takım ve PAF Takım arasında yapılan maçtaki performansının ardından A Takım'a yükselen İlyas, en üst seviyede kaldığı üç sezon içerisindeki en büyük performansını Fenerbahçe ile Kadıköy'de oynanan Türkiye Kupası maçında ortaya koymuştu.

Galatasaray'daki üç yıllık profesyonel kariyerinde Lig Şampiyonluğu yaşayan ve Başbakanlık Kupası'nı müzesine götüren kadronun bir elemanı olan İlyas, Graeme Souness'ın Fenerbahçe Stadı'na Galatasaray bayrağı diktiği maçta Dean Saunders'ın attığı golün asistini yapmıştı. Geleceğin en büyük yıldızlarından biri olarak gösteriliyordu. 21 yaşında ağlaya ağlaya gittiği Gaziantepspor'daki kariyerinin ardından Yozgatspor, Denizlispor, Malatyaspor, Bursaspor, Diyarbakırspor ve Antalyaspor formasını giydi. Şimdilerde İstanbul Büyükşehir Belediyespor için mücadele ediyor. Hak ettiği yere gelemeyen isimlerden biriydi, İlyas Kahraman. Hikayesini daha uygun bir zamanda geniş çaplı olarak inceleyebiliriz.

Tamer Tuna, 1 Temmuz 1976: Galatasaray'ın Okan Buruk, Cengizhan Hınçal ve Mustafa Kocabey'li kadrosuyla BAL Ligi'nde mücadele ettiği yıllarda, henüz 17 yaşındayken sarı kırmızılı kulübe adımını atan Tamer, 1994-95 Sezonu'nu Monday ve Osvaldo Nartallo'nun da formasını giydiği Petrolofisi'nde geçirdikten sonra bir sezon Denizlispor'da oynamış, ardından da A Takımı'na çıkma başarısını gösteremediği Galatasaray ile yolları ayrılmıştı.

Kariyeri boyunca iyi bir sağ kanat oyuncusu oldu, Tamer Tuna. 1997-98 Sezonu'nda transfer olduğu Dardanelspor'da aradığı çıkışı gerçekleştirdi. Çanakkale'de geçen üç yılın ardından Beşiktaş ve Trabzonspor'da oynayarak ülke futbolunun önemli figürlerinden biri haline geldi. Ardından gelişen kariyerinde Bursaspor, Samsunspor, Etimesgut Şekerspor, Gaziantepspor ve İstanbulspor formalarını da giydi, Tamer Tuna. 2005 yılında daha sonra bedelli askerlik yapabilmek adına transfer olduğu Rusya'daki kariyeri ise istediği gibi geçmedi.

Alp Küçükvardar, 15 Ağustos 1976
: Büyük takımların kadrolarında yer alan genç futbolcular için sezon öncesi hazırlık kampları, müthiş fırsatlardır. Sezon içerisinde bulamadıkları kadar şans yakalarlar ve iyi değerlendirmeleri halinde formayı kaparlar. Alp Küçükvardar'ın çıkış hikayesi gibi. Yurt dışındaki bir turnuvada dikkatleri çekmiş, ardından 1996 TSYD Kupası'nda sergilediği performansla yeni bir yıldız doğabileceğinin işaretlerini vermişti. Kısa boyu ve etkili kullandığı sağ ayağıyla da yeterli umudu veriyordu ilk yıllarında.

1996-97 Sezonu'nun ilk yarısında Galatasaray'ın Zeytinburnuspor'u 5-2 mağlup ettiği maçın 82. dakikasında Adrian Knup ile yer değiştiren Alp'in Galatasaray kariyerindeki tek hamlesi, buydu. Ligin ikinci yarısında Çaykur Rizespor, takip eden sezonda da Gaziantepspor'da kiralık olarak forma giydi. İlyas Kahraman'la beraber gönderildiği Gaziantep'teki ilk günlerini gözyaşları içerisinde geçiren Alp, 1998 yılında transfer olduğu Etimesgut Şekerspor'un ardından Siirtspor, Diyarbakırspor, Bursaspor, Aliağa, Ankaraspor, Denizlispor, İstanbulspor, Türk Telekomspor, Dardanelspor ve Karagümrük takımlarında oynadı. Henüz 20 yaşındayken gösterdiği performansın ardından, kişisel anlamda büyük hayalkırıklığı yaşadığım isimlerden biri olmuştu, Alp Küçükvardar.

Gökhan Şükür, 25 Ağustos 1976: Hakan Şükür'ün Galatasaray efsanesi olmaya başladığı yıllarda sarı kırmızılı kulüple profesyonel sözleşme imzalayan Gökhan Şükür, ağabeyinin futbolculuk anlamında yanına dahi yaklaşamadı. Yedi yıl süren kariyerinde Yeni Turgutluspor, Kocaelispor, Eskişehirspor, Adanaspor ve Petrolofisi takımlarında oynadıktan sonra 2001-02'deki Kırklarelispor macerasının ardından kendisini yeşil sahalardan magazin sayfalarına transfer edecekti, Gökhan Şükür.

Futbolcu olmak adına gerekli altyapıya sahipti. Johan Cruijff'un oğlu Jordi kadar yetenekli olmasa da benzer yollardan başlamışlardı kariyerlerine. Jordi, babasının referanslarıyla Barcelona ve Manchester United gibi takımlarda forma giymiş, fakat futbolcu genlerinin daha baskın olduğu Cruijff, Johan olunca 2000'li yıllardan itibaren İspanya'nın mütevazi takımlarıyla devam etmişti, Jordi. Gökhan Şükür, ağabeyinin isminin altında başladığı futbol kariyerinde Johan Cruijff kadar hevesli olmayınca, 2002 yılında futbolla olan ilişkisini bitirme kararını aldı. İyi bir forvet olabileceği konuşuluyordu; ama TFF kayıtlarına göre yalnızca bir resmi golü bulunuyor. 1997-98 Sezonu'nda Eskişehirspor formasıyla Adana Demirspor'a, bir Türkiye Kupası maçının 56. dakikasında.

Ceyhun Eriş, 15 Mayıs 1977: 1992-93 Sezonu'nda PAF ve 1993-94 Sezonu'nda BAL Ligi'nde ortalığı kasıp kavuran Galatasaray takımının en dikkat çekici oyuncularından biriydi, Ceyhun Eriş. A Takım'a yükselmesi de uzun sürmedi. Altyapılarda geçen üç sezonun ardından 14 Aralık 1995 günü Denizlispor ile oynanan Türkiye Kupası maçının 68. dakikasında jenerasyonunun bir diğer önemli ismi İlyas Kahraman ile birlikte oyuna dahil olan 17 yaşındaki Ceyhun, Kapalı Tribün'ün önünde sağ çaprazdan rakip kaleye gönderdiği şutla akıllarda yer etmeyi başarmıştı.

Galatasaray'daki ilk profesyonel sezonun ardından Çaykur Rizespor ve Aliağa'ya kiralandı. 1999 yılında Siirtspor'un kadrosunda yer aldıktan sonra 2001-2003 yılları arasında Fenerbahçe ile kariyerinin en hareketli dönemlerinden birini yaşayan Ceyhun, takip eden sezonlarda Ankaragücü, Gençlerbirliği, Konyaspor, Samsunspor ve Trabzonspor gibi takımların dertlerine geçici olarak derman olma yolunu tercih etti.. Ceyhun Eriş, şimdilerde Güney Kore'de teknik direktörlüğünü Şenol Güneş'in yaptığı FC Seoul takımının formasını giyiyor. Aralık 1995'e geri döndüğümüzde ise, Ceyhun adına bugünler için daha güzel senaryolar yazılıyor olabilirdi.

Fatih Akyel, 26 Aralık 1977: Dönemindeki genç yıldız adaylarının aksine kariyerinde hızlı yükselen isimlerden olmuştu, Fatih Akyel. Galatasaray formasını 1993-94 Sezonu'ndaki üç BAL Ligi maçında giydikten sonra 1995 yılında sarı kırmızı kulüple profesyonel sözleşme imzalamış ve 1996-97 Sezonu'nu o zamanlar Galatasaray'ın pilot takımı Bakırköyspor'da kiralık olarak geçirmişti. Bakırköy'ün rakiplerine kurduğu kadro üstünlüğünde fizik yapısıyla dikkat çeken Fatih'in bir sezon sonraki adresi, Galatasaray A Takımı'ydı. Fatih Terim ise, adaşını Türk Futbolu'na sunmak için oldukça hevesliydi.

1997-98 Sezonu, Fatih Akyel'in 12 yıllık profesyonel kariyerinin en başarılı maçlarını çıkardığı dönem olarak kabul edilebilirdi. Galatasaray'ın dünyaları kaçırdığı golsüz sona eren Ankaragücü maçında Bülent Korkmaz ile savunmanın merkezinde görev alan Fatih Akyel, sezon boyunca takımın vazgeçilmezlerinden biri haline gelecekti. Üstelik, defansta görev almasına karşın ligde beş gol atma başarısı gösteriyordu, Genç Fatih. 2000 yılında kazanılan UEFA Kupası Şampiyonluğu'nda da takımın önemli parçalarından biriydi. Galatasaray'daki performansı, kendisine Real Mallorca ile Avrupa kapılarını açtı; ama yurda dönüşü Galatasaray'a değil Fenerbahçe'ye olunca kısa süreli başarılarla kariyerini bitirmek durumunda kaldı. Fenerbahçe'nin ardından Trabzonspor, Gençlerbirliği ve Ankaragücü ile sözleşmeler yaptı. Şimdilerde, Bank Asya 1. Lig'de Kasımpaşa forması giyiyor.

1976-77 jenerasyonundan çok büyük beklentiler yoktu.

İlyas Kahraman, Ceyhun Eriş ve Alp Küçükvardar gibi isimlerin kısa süreli parlamaları, umut ışığı olmuştu yıldız bekleyenlere. Bu üç isimden Ceyhun ve İlyas, daha sonra formalarını giydikleri Anadolu kulüplerinde her daim kilit oyuncular olurlarken Alp, o seviyelere bile çıkamadı. Gökhan Şükür, futbolu bıraktı. Fatih Akyel'in çıkışı, saman alevi etkisi yarattı. Kariyeri, 20'li yaşlarının sonunda tıkandı. Kasımpaşa'da forma şansı buluyorsa, 1990'lı yıllardaki performansından dolayı. Oldukça güçlü bir kredi edinmişti kendisine. Söz konusu isimlerle aynı dönemde top koşturan Cengizhan Hınçal ise, altyapıdaki başarılarını A Takım'a taşıyamayarak büyük hayalkırıklığı yaşattı. Neyse ki, 1996-2002 yılları arasındaki Galatasaray kadrosunun çok fazla eksiği yoktu.

Zaman geçti. 3-4 yıl içerisinde birçok oyuncu, hamlesini yaptı. Seviye atladı, diğer yandan yerinde sayanlar hatta geriye gidenler oldu. Galatasaray'da dişliler, işlemeye devam etti. Anadolu'nun dört bir yanında takip edilen çocuklar, Galatasaray bünyesine katıldı. Ve yeni bir flaş jenerasyon daha kazandı, Galatasaray. 1980-81 jenerasyonu, Galatasaray'ın geleceği olabilirdi. Çok net fikirler vardı, bu başlığa dair. Hemen başlayalım birkaç önemli isim hakkında konuşmaya.

Ümit Aydın, 16 Ocak 1980: Galatasaray'ın en unutulmaz PAF Ligi kadrolarından birinde henüz 16 yaşındayken forma şansı bulan Ümit Aydın, Galatasaray ile profesyonel sözleşme imzaladıktan sonra, klasik kiralık modelinin acılarını yıllar boyunca çeken oyunculardan biri oldu. 1998-99 Sezonu'ndaki Petrolofisi macerasının ardından Kombassan Konyaspor'daki performansıyla adını yavaş yavaş duyurmaya başlamış, geri dönüş kapısını aralamayı başarmıştı.

2000-01 Sezonu'nda Galatasaray A Takımı'nın kadrosundaydı, Ümit Aydın; fakat hayal ettiği gibi değil. Sezonun ilk yarısında yalnızca Ankara deplasmanında 4-1 kazanılan Gençlerbirliği maçının son 21 dakikasında forma giyen Ümit, ikinci devreyle birlikte Türk Telekomspor'a gönderiliyordu. Ümit Aydın'ın bonservisi, Saran Keskinspor'a geçmişti. Ayrıca, 2001 yılında transfer olduğu Altay'da ayağa kalkmayı başaracak, Adanaspor ile de hayata dönecekti. Bu dönemde Beşiktaş'a transferi, kendisi adına büyük bir şanstı. Tayfur Havutçu ve Yasin Sülün'lü Beşiktaş orta sahasında zaman zaman fırsatlar da buldu, fakat yine bir kiralık sözleşmeyle kulüpten ayrıldı. Denizlispor, Ankaraspor, Eskişehirspor, Antalyaspor, Kayserispor, İstanbulspor ve Bursaspor'da forma giydikten sonra yeni sezon öncesi Karabükspor ile anlaştı. Kaybolup giden yıldızlardan biriydi, Ümit Aydın da.

Sedat Yeşilkaya, 10 Haziran 1980: PAF Takım'da geçirdiği dört sezon boyunca, oynadığı mevkii, futbol modeli, saç stili, jest ve mimikleriyle sürekli olarak Tugay Kerimoğlu'na benzetilen Sedat Yeşilkaya, Tugay'ın İskoçya'ya gidişinin ardından ''Yeni Tugay'' diye lanse edilirken kendisini A Takım'da değil, Yıldırım Bosnaspor'da buldu. 21 yaşındaki bir oyuncuyu kiralamak, üstüne üstlük 3. seviye bir lige göndermek, futbolcunun yeteneklerinin gelişmesine değil körelmesine neden olabilirdi.

Yıldırım Bosnaspor kariyerinin ardından Galatasaray'a dönüşü gerçekleşmedi. Kocaelispor ve Konyaspor'da geçen yıllardan sonra soluğu, Gençlerbirliği'nde aldı. Bir seviye yükselmişti artık. Orta sahanın merkezinde stratejik görevlere sahipti, Sedat Yeşilkaya. Galatasaray altyapısında forma giyerken kendisine örnek aldığı Tugay Kerimoğlu'nun izinden gitmek olabilirdi, yeni hedefi. Öyle ki, Ankara'daki bir Fenerbahçe maçında ceza sahası dışından attığı golle de fark yaratacaktı; ama daha fazlası olmadı. Denizlispor ve Ankaragücü'nde de forma giyen Sedat, geçtiğimiz sezon transfer olduğu Çaykur Rizespor ile Bank Asya Birinci Lig'de mücadele ediyor şu sıralar. Tugay Kerimoğlu ise, Premier League kariyerine Blackburn Rovers forması ile devam ediyor.

Alper Tezcan, 3 Mayıs 1980
: Galatasaray'ın büyük umutlar beslediği 1980-81 jenerasyonunun en hazin hikayesinin talihsiz kahramanı, Alper Tezcan. PAF Ligi'nde forma giydiği üç sezon boyunca Galatasaray savunmasında gösterdiği performansla gelecek adına parlak ışıklar saçan Alper Tezcan, Türkiye Ligi'nde yalnızca tek bir maçta oynadığı 1999-2000 Sezonu'nda kariyerinin en şanssız anını yaşamak durumunda kalacaktı.

Galatasaray, Şampiyonlar Ligi defterini kapadıktan sonra UEFA Kupası'ndan yoluna devam ediyordu. 3. Tur'daki rakip İtalyan Bologna'ydı. Deplasmandan 1-1'lik beraberlikle dönen Galatasaray, son dakikalara 2-1 önde giriyordu. Fatih Terim, yenilecek bir golün UEFA Kupası'na veda anlamına geleceğinin farkındaydı. Ve bu yüzden 89. dakikada Okan Buruk'u oyundan alıp savunma direncini artırmak için 19 yaşındaki Alper Tezcan'ı sahaya sürecekti, fakat Alper'in oyunda kalacağı kısa süre içerisinde rakip takımdan Pierre Wome ile çarpışarak ayağını kıracağından habersizdi. Takip eden iki yıl boyunca 11 ameliyat geçiren Alper, yer değiştirdiği Okan Buruk kadar şanslı olamadı. Galatasaray'ın ardından Elazığspor, Orduspor, Yıldırım Bosnaspor ve Ispartaspor formaları giyen Alper'in geçtiğimiz sezon Yeni Burdur Gençlikspor ile olan sözleşmesi de feshedilince bir yeteneğin futbol hayatı, resmen sona ermiş oldu.

Emre Belözoğlu, 7 Eylül 1980: Emre Belözoğlu'nun kariyer başlangıcı, her futbolcuya nasip olmayacak cinstendi. Yalnızca 1996-97 Sezonu'nda PAF Takım forması giyen Emre, aynı sezonun sonunda Türkiye Ligi Şampiyonu olan Galatasaray A Takımı kadrosuna girmeyi başarmıştı. 17 Mayıs 1997 günü oynanan Hakan Şükür'ün dört gol attığı ve Galatasaray'ın sahadan 5-1 galip ayrıldığı Gençlerbirliği maçının 72. dakikasında Tugay Kerimoğlu'nun yerine oyuna girmişti, Emre Belözoğlu. A Takım'daki ilk karşılaşmasıydı. Takip eden sezonda ise, zincirinden boşanacaktı.

Galatasaray'daki ilk golünü 17 yaşında bir Beşiktaş derbisinde atıyordu, Emre. Gheorghe Hagi ve Hakan Ünsal ile iki kez öne geçmesi, Galatasaray'ın galip gelmesi adına yeterli değildi. Ta ki 79. dakikadaki Emre Belözoğlu golüne kadar. Galatasaray formasının içerisinde kaybolan Küçük Emre'nin gol sevinci görülmeye değerdi. Artık Türk Futbol Tarihi'nin gelmiş geçmiş en yetenekli oyuncularından biri olarak görülüyordu. 1999-00 Sezonu'nda UEFA Kupası Yarı Final İkinci Maçı'nda gördüğü kırmızı kartla Final için cezalı duruma düşmesi, kariyerindeki önemli hatalarından biriydi. Zamanla sağlık için spor yapılmayacağını öğrendi ve 21 yaşında Inter'e transfer oldu. Sonrası, kendisi adına karanlık. Kronik kasık sakatlıkları ve mental hataları, tüm kariyeri boyunca yerinde saymasına neden oldu. Yine de 28 yaşında bile, küçük bir çocukken gösterdiği performansların ekmeğini yiyebileceğini görmesi ve sezon başında Fenerbahçe'ye transfer olması şanstı. Değerlendirmek için çaba göstermek zorunda.

Faruk Atalay, 18 Mart 1981: Bir dönemler Emre Belözoğlu'ndan bile yetenekli olduğu konuşulurdu. Ve kim bilir, belki de öyleydi. Henüz 15 yaşındayken 14-16 yaş takımından alınıp PAF Takımı'nın 11'ine yerleşmesi, bir alt seviyede kendisinden yaşça büyük Emre Belözoğlu'nun kaptanlığını yapması, bu düşünceyi savunanların elini güçlendirebilirdi. İki oyuncunun ortak noktası ise, bir Rumen'di. Emre Belözoğlu, her daim Gheorghe Hagi'nin öğrencisi olarak görülmüştür; ama Hagi'nin aslında önem verdiği bir başka isim daha vardı. Faruk Atalay, bu anlamda çok şanslı bir futbolcuydu.

Gheorghe Hagi, Faruk'un 1999-00 Sezonu'nun ilk yarısını A Takım'da geçirdikten sonra Diyarbakırspor kiralık gönderilmesine tepki veren ilk isimlerden biriydi. Ertesi sezon Faruk, Galatasaray'a geri dönmüştü. Hagi'nin her antrenman sonrası, Faruk ile özel olarak çalıştığı söylenirdi. 2000-01 Sezonu, Faruk adına fena da geçmemişti; fakat takip eden sezonda dönemin teknik direktörü Lucescu, Faruk'a daha az şans verecek ve 5-0 kaybedilen Bursaspor maçında savunmanın sağında görev alan Faruk Atalay, gayrıresmi olarak Galatasaray kariyerini bitirecekti. Faruk, aynı sezonun ikinci yarısında Bursaspor'a kiralanmış ve ardından Galatasaray'a geri dönmüştü; ama bazı şeyler için artık çok geçti. Mouscron, Elazığspor, Yozgatspor, Karagümrük ve Kasımpaşa'da istediğini bulamadı, Faruk. Artık, Mersin İdman Yurdu için mücadele ediyor.

1980-81 jenerasyonu, 2000'li yılların özellikle ilk bölümünde Türkiye Ligi'ndeki birçok takımın geçici sürelerde kurtarıcıları oldular.

Kerem İnan, Orkun Uşak ve Richard Kingson gibi üç kalburüstü kaleci çıktı tek bir kuşaktan. Kerem, yıllarca Taffarel'in arkasında forma bekledi. Orkun, yıllar sonra yetiştiği kulübe döndü. Kingson, Dünya Kupaları'nda Gana Milli Takımı'nın kalesini korudu. Üç isim dışında, aynı jenerasyondan Eyüp Kaymakçı, Özgür Öcal, Murat Akyüz, Ömer Ateş, Gürol Azer, Gökmen Kore, Mehmet Aksu ve İzzet Akgül gibi ilgi çekici isimler de yetişti; ama hiçbiri, üst seviyelerde yıldız olmayı başaramadılar. PAF Takımı'nda attığı gollerle dikkat çeken Ömer Ateş, bir dönem Kayseri Erciyesspor savunmasının solunda gösterdiği performansla kendisini hatırlattı. Altyapılarda gol rekorları kıran Mehmet Aksu'nun şansı yaver gitmedi. Eyüp Kaymakçı da doğru tercihi bulamadı.

Galatasaray adına asıl üzerine gidilmesi gereken noktaya ancak gelebiliyoruz.

Büyük umutlar bağlanan 1976-77 ve 1980-81 jenerasyonlarından Fatih Akyel ve Emre Belözoğlu dışında fark yaratan isim çıkmadı. Dahası bu iki isim, Galatasaray'dan farklı takımlarda forma giydiler. İstikrar sağlayamadıklarından dolayı başarılı olamadılar, gittikleri kulüplerde kalıcı olamadılar. Her yeni jenerasyonun ömrünün maksimum 3 ya da 4 yıl olduğunu düşünürsek, ikisi de bu ara süreyi iyi değerlendirdiler. Yanlış tercihte bulunanlar, yerlerini arkalarından gelenlere bıraktılar.

Bu anlamda, Galatasaray'ın 23 milli oyuncu yetiştirdiği 1987-88 jenerasyonundan Sabri Sarıoğlu, Uğur Uçar, Arda Turan, Mehmet Güven ve Aydın Yılmaz'ın süreklilik sağlayabilmesi, diğer oyunculara örnek olmalı. 1985 doğumlu olmasına karşın bu kuşağın kaptanlığını yapan Zafer Şakar'dan kimsenin haberi yok. Cafercan Aksu, Gaziantep BB'de son şanslarını oynuyor. Kariyerine hızlı başladıktan sonra kendisini Vestel Manisa'da bulan Ferhat Öztorun'un devam eden futbol yaşantısında Galatasaray'ın olması, olmamasından daha büyük bir sürpriz. Yetenek anlamında Emre Belözoğlu veya Faruk Atalay'dan herhangi bir farkı bulunmayan Oğuz Sabankay, Eskişehir'de Rıza Çalımbay'dan umudu kesmiş olmalı. Liderlik karakteriyle henüz 17-18 yaşındayken takım arkadaşlarından ayrılan Erkan Ferin, yine kısa süre içerisinde hamle yapması gereken başka isim.

Özgürcan Özcan ile devam edelim. Klişeye dönüşen bir gerçek üzerinden. Türk Futbolu'nun altyapılar düzeyinde başarılı olması ve yetenek bakımından diğer Avrupa ülkeleriyle rekabet edebilmesi kimse için sürpriz değildi. (Artık, yetenek anlamında da geride kalıyoruz ya, neyse.) Sorunumuzun yıllarca, üst yapıya çıkan oyuncuların yaşadığı fiziksel zaafiyet olduğu tartışıldı. Kesinlikle doğruydu. Wayne Rooney gibi bir forvetimiz olmadığını düşünüyorduk. Özgürcan Özcan, bu eksikliği kapatma başlığında önemliği bir misyon üstlenmek durumunda kalmıştı; ama şimdilik başaramadı. Sakaryaspor'daki şansını iyi kullanmak zorunda, Özgürcan da.

Mülayim Erdem, Cihan Can, Servet Gökçen, Sinan Turan, Harun Karadaş, Volkan Bekçi, Uğur Erdoğan, Uğur Demirok, Serdar Keşçi, Anıl Karaer, Erhan Şentürk ve 1987-88 jenerasyonunun diğer temsilcileri.

Galatasaray, bir rüya jenerasyon daha yakalamak üzere. 1990 ve 1991 doğumlu oyuncular, yakın zamanda yukarıdaki isimleri unutturacaklar. Kulübün konsantrasyonu da Erkan Ferin, Cafercan Aksu ve Özgürcan Özcan'dan ziyade Emre Çolak, Cem Sultan, Murat Akça ve Semih Kaya gibi isimler üzerinde olacak. Tıpkı 1976-77 jenerasyonunun yerini 1980-81'e, 1980-81'in de zaman içerisinde 1988-89 kuşağına bırakması gibi.

İki seçenek var. Ya bizim altyapıya bakış açımızın değişmesi gerekiyor, ya da alyapıdakilerin futbola dair fikirlerinin.

Orta yolu bir bulabilsek.

3 yorum:

Bitola'lı dedi ki...

Ceyhun Eriş'le ilgili bir ekleme yapmak istiyorum.. 1999-2000 sezonunda 2. lig ( şu anki bank asya 1. lig) playy-off grubundan 1. lige çıkan Göztepe takımının en etkili oyuncusu ve taraftarın en sevdiği isim olarak sivrilmişti.. daha sonraki sezon G.saray kiralık veya satılık olarak Göztepe tarafından istenmesine rağmen Ceyhun u kadroda tuttu ve sezon ortasında Ankaragücü' ne kiralandığını hatırlıyorum.. Ayrıca İzmir de bize karşı oynadığı bütün maçlardan önce Göztepe taraftarları tarafından tribünlere çağrılıp kendisine özel yapılan tezahüratlarıyla sevgi gösterilerinde bulunmuştur..

Şu an üst düzey seviyede mücadele edebilen bir takım olsaydık Ceyhun Kore yerine İzmirde olabilirdi belki de...

amare dedi ki...

84 doğumlu sabri sarıoğlu'nu 87-88 kuşağı olarak yazmanda benim anlayamadığım bir ironi var sanırım?
sabri, sedat debreli, ilker erbay gibi şu anda ikinci ligde forma giyen oyuncularla birlikte 2002 yılının sonunda a takıma çıktı.

ASY dedi ki...

Selamlar amare,

Sabri Sarıoğlu'nun Galatasaray'ın en verimsiz jenerasyonlarından 83-84-85 kuşağının kalıcı olan belki de tek ismi olduğu doğrudur.

İlker Erbay, Ersoy Uçtu, Görkem Görk, Sedat Debreli ve Volkan Glatt gibi oyuncular oynuyordu o dönem, Galatasaray PAF Takımı'nda. Özellikle İlker'den önemli işler bekleniyordu, olmadı. Yalnızca Sabri Sarıoğlu kalıcı olmayı başardı.

O cümlede dikkat çekilmesi gereken konu da buydu. Sabri Sarıoğlu, tabii ki 87-88 jenerasyonu değildi. Bu yüzden de yatık yazdım ismini. Parantez açıp açıklayabilirdim, ama gerek yoktu. Bilineceğini düşündüğüm için lüzum olmadığını hissetmiştim.

Bu şekilde yani.

Eray.