8 Aralık 2008 Pazartesi

A. Gücü 0-3 G. Saray: Beş Dakikadan Fazlası



Galatasaray adına, bir geri dönüş sınavı daha vardı dün akşam Ankara'da.

Oympiakos ve Benfica galibiyetlerinin Türkiye Ligi'ne yansımasını kalesinde gördüğü dörder golle yaşayan Galatasaray için, kritik bir sınavdı Ankaragücü karşılaşması. Galatasaray, Ankara deplasmanından üç puanla çıkması durumunda sezon içerisinde ilk defa üç maçlık bir galibiyet serisi yakalamış olacaktı ve yine defalarca eline geçen ''karakter kazanma'' fırsatını bu kez kaçırmayacaktı.

Galatasaray'ın yeni sezondaki futbol fikrinin sahaya yansıması anlamında, içerisinde son derece önemli sonuçlar barındırıyordu Hertha Berlin karşısında alınan 1-0'lık galibiyet. UEFA Kupası'nda bir üst tura çıkmaktan fazlasıydı. Galatasaray, yıllardan beri ilk defa futbol kimliğine sahip oluyordu. Geleceğe de ışık tutarak. Sistem takımı takıntımız tam da bu yüzdendi. Bazı şeyleri aşmaya başlıyordu, Galatasaray. Mutlaka eksikleri vardı. Hem saha içi, hem saha dışında. Ve bunlardan biri de, hiç kuşkusuz, istikrardı.

Hertha Berlin deplasmanındaki galibiyet formülünün önemli elemanları vardı.

Sakatlıktan henüz çıkan Mehmet Topal ve Barış Özbek ikilisi, Galatasaray orta sahasının sezon başından beri aradığı sertliği ve mücadele gücünü takviye etmeyi başarmıştı. Bilhassa Barış Özbek, futbol stiliyle 4-2-3-1 ve orta saha başlığına yeni bir anlam katıyordu. Mehmet Topal, Kaptan Ayhan Akman'ın yokluğunda daha çok pas alışverişini yönetme ile ilgili olmasına karşın futbol karakterinin ana sistemi olan dinamizmi de takımı adına kullanıyordu zaman zaman; ama kilit bir soru vardı. Ayhan Akman özelindeydi, bu soru.

Mehmet Topal ve Barış Özbek, Yeni Galatasaray'a orta sahada farklı bir anlam kazandırmıştı. Diğer yandan Ayhan Akman, Michael Skibbe'nin özel hayranlık duyduğu isimlerden biriydi. Görünen o ki, Skibbe, Ankaragücü deplasmanında bu üç isim arasından tercihte bulunacaktı. Keza, idealist bir antrenördü ve sisteminden kesinlikle taviz vermezdi. Zor bir soruydu. Çelişkiydi bu durum, Skibbe adına. Ardından Emre Güngör ve Sabri Sarıoğlu'nun sakatlık haberleri geldi. Bir seçim daha yapacaktı, Skibbe. Savunmanın sağa tarafı için Serkan Kurtuluş ve Barış Özbek arasında. Skibbe, hangi oyuncunun daha hazır olduğunu bizlerden iyi biliyor olmalıydı.

Barış Özbek, geçtiğimiz sezon Skibbe'nin 5-1 mağlup ettiği Galatasaray'da savunmanın sağı kontrol ediyordu. Skibbe, Galatasaray'ın teknik adamı olarak Ankaragücü deplasmanında -en azından kağıt üzerinde- Barış'a savunmanın sağında görev verecekti. Son derece, ilgi çekici bir durumdu. Özel olarak izlenmesi gerekiyordu.

Galatasaray'ın alışılagelen dizilişi ve taktik anlayışı sahadaydı. Morgan De Sanctis vardı kalede. Savunmanın sağını Barış Özbek, solunu Hakan Balta kontrol ederken Servet Çetin ile Fernando Meira merkez ikilide görev alacaktı. Orta saha ikilisi, Mehmet Topal ve Ayhan Akman'dı. İlerideki Milan Baros'un arkasında Cassio Lincoln, solunda Arda Turan ve sağında da Harry Kewell. Galatasaray'ın sahaya yayılışı bu şekildeydi. Takip edilmesi gereken bölgeler ise, orta saha ve sağ kanat savunmasıydı.

Michael Skibbe'nin radikal bir karar verdiği görülüyordu. Güvendiği bazı unsurlar olmalıydı.

Barış Özbek, savunmanın sağında görevlendirilmişti; fakat görüntü hiç de alıştığımız sahneler içermeyecekti. Skibbe, Barış'ın dinamizmine inanmış olmalıydı ki, oyuncusunu oldukça efektif kullanabiliyordu. Barış, takım arkadaşı Sabri Sarıoğlu'ndan bir seviye daha özgür şekilde hücuma çıkmasına karşın savunma görevlerini de ihmal etmiyordu. Dörtlü bir savunma vardı, Galatasaray'da; ama sağ bekin önünde hücuma doğru uzanan bir ok bulunuyordu. Barış Özbek ve Mehmet Topal ile ikame edilecekti muhtemelen, Sabri Sarıoğlu'nun sakatlığı nedeniyle yer alamadığı sağ bek pozisyonu.

Galatasaray takımı içerisinde Michael Skibbe'nin böylesi bir fedakarlık isteyeceği tek isim, Barış Özbek olurdu. Normalin üzerinden efor sarf etmesi gerekiyordu, Barış'ın. Tabii kendi standartlarında değil, genel oyuncu profili üzerinden. Hocanın Serkan Kurtuluş'u tercih etmemesine bu anlamda cevap olabilirdi, Barış'ın futbol stili. Kağıt üzerinde sağ bekti, ama orta sahaya ve hücuma da destek olacaktı, Barış. İlk yarı boyunca, önemli ölçüde görevini başarıyla yerine getirdi. Öyle ki, Ankaragücü'nün rakibini karşılarken tercih sıkıntısına düşmesine bile neden oldu. Savunmanın sağından Galatasaray atakları içerisine giren Barış, çoğu zaman Ankaragücü'nün sol kanadına adam paylaşma konusunda sıkıntı yaşatacaktı.

Orta sahaya genel anlamda bakıldığında, Hertha Berlin maçındaki tercihten farklı bir görüntü dikkat çekiyordu. Ayhan Akman, tekrar Fernando Meira ve Servet Çetin'in önünde inisiyatif alan, oyunu başlatan isim olmuştu. Keza, Berlin'deki mücadelede Ayhan'ın görevini üstlenen Mehmet Topal'ın orta sahadakinden farklı bir de sağ bek kademesini kollama gibi bir misyonu vardı. Bu yüzden, böylesi fedakarlıklar beklenmeyecekti Topal'dan. İşler yolunda gidiyordu; ama henüz dördüncü dakikada gösterilen basit sarı kart, Kaptan'ın oyun içerisindeki devamlılığını nispeten etkileyecekti.

Galatasaray, gayet iyi oynadığı ilk yarıda Cassio Lincoln ile çok net bir fırsattan yararlanamayarak soyunma odasına gittiğinde ikinci yarı için aslında bazı fikirler veriyordu taraftarlarına.

İkinci yarının başında hoş olmayan bir görüntü oluşacaktı, Galatasaray adına. Barış Özbek, sekiyordu. Akıllara hemen Barış'ın sakatlıktan yeni çıktığı ve henüz kendisine doyulamadığı geliyordu muhtemelen. Daha sonra oyuna devam edemeyeceğini işaret eden Barış Özbek'in sorunu, bacak kaslarıyla ilgili olabilirdi. Farklı bir görev talep edilmişti kendisinden. Ve Barış da görevini layığıyla yerine getirebilmek adına zorlamıştı gücünü. Böyle bir senaryo yazılabilirdi. Michael Skibbe'nin de hamlesi önemliydi.

İlk yarıda şansını deneyen Ankaragücü, oyuna konsantre değildi. Dahası, artık iyiden iyiye yarı sahasına çekilmişti. İlk 15 dakikalık bölümde Ankaragücü, kendi yuvarladığından ötesini ancak hayal edebiliyordu. Bu görüntüde, Skibbe'nin tercihi, Serkan Kurtuluş değil Aydın Yılmaz oldu. Daha fazla hücumu düşünen bir Galatasaray olacaktı hiç kuşkusuz. Aydın'ın oyuna dahil olduğu dakikadan itibaren goller de gelmeye başladı. Direkt olarak Aydın'ın futbol stili ve Skibbe'nin oyuncu değişikliği ile ilgili değildi, bu durum; ama bazı fikirler olabilirdi, 61 ila 65. dakika arasında yaşananlar hakkında.

Galatasaray, söz konusu bölüm içerisinde üç gol bularak üç puana uzandı. Tabii, büyük takım. Herhangi bir zaman diliminde üç gol atar ve rakibini tamamen oyundan düşürebilirdi. Doğal karşılanmalıydı; fakat sanki biraz daha fazlasıydı. Gelişigüzel gerçekleşen goller değildi çünkü, Galatasaray'ın Ankaragücü filelerine gönderdikleri. Dün akşam Galatasaray'ın Milan Baros ve Harry Kewell ile bulduğu tüm gollerin ayrı bir hikayesi olmalıydı.

İlk golden başlayalım. Cassio Lincoln ve Milan Baros.

Hacettepe maçında Sabri Sarıoğlu, ilk yarıdaki bir pozisyonda sağ kanattan ceza sahasına ''orta'' yaptı. Daha sonra hatasını anladı ve pas bekleyen Lincoln'den özür diledi. Brezilyalı yıldız, iki avcunu açarak ileri geri götürüyordu. Paslarla girmenin doğru olacağını işaret ediyordu ceza sahasına. Galatasaray'ın bu sezonki oyun anlayışının temel noktalarından biriydi. Orta yoktu artık çoğu zaman, pas vardı.

Galatasaray'ın kazandığı gollerin dikkatle incelenmesi durumunda göze çarpacak noktalardan biri, hemen her golde rakip ceza sahası içerisinde üç veya dört Galatasaray futbolcusunun birden yer alıyor olması olmalıydı. 61. dakikadaki golde de durum farklı değildi. Hakan Balta, ceza sahası içerisinde Cassio Lincoln'e topu gönderiyor. Top, Lincoln'e geldiği anda Milan Baros, markajdan kurtuluyor ve koşusuna başlıyor. Daha sonra Lincoln'ün tek pasıyla topla buluşan Baros, golü yapıyor. Milan Baros, Cassio Lincoln ve Harry Kewell, ceza sahasında.

İkinci gol. Cassio Lincoln ve Harry Kewell.

Bir derslik gol daha. Sezon başından bu yana üzerinde sıklıkla durduğumuz bir anlayış, Galatasaray'ın skor avantajını yakaladıktan sonra büründüğü kimlik. Bu kadar erken olur muydu, bilinmez; ama Galatasaray, Milan Baros'un golünün hemen ardından sahaya futbol karakterini koyuyordu.

Asist ve gol başlığında ismi olmayan bir oyuncu, Milan Baros. İkinci goldeki katkısına geleceğiz. Kalesinde golü gören Ankaragücü, santra yapıyor. Harry Kewell, tek pasla Cassio Lincoln'ü görüyor. Bu arada Kewell, topsuz koşusuna başlıyor. Koşuyu anlamlandıran hareket ise Milan Baros'tan. Televizyon başından futbol yorumu yaparak, kendisi hakkında ''Topsuz oyunda hiç yok!'' çıkarımlarına varan kişilere inat Baros, sırtına iki kişiyi alıyor ve Kewell'a boş alanı yaratıyor. Devamı, bireysel yetenek. Lincoln'den pası alan Kewell'ın ceza sahasından müthiş vuruşu. Yetenekli bir takım demiş olmalıydık Galatasaray için, zamanın bir yerlerinde.

Üçüncü gol. Cassio Lincoln ve Milan Baros.

Galatasaray, sezon içerisinde futbol fikrini anlatan birkaç gol atmayı başarmıştı. Trabzonspor karşısında Ali Sami Yen'de kazanılan maçın üçüncü golü, bu anlamda zirve olarak kabul edilebilirdi; fakat üzerine koymak lazımdı. Ankaragücü deplasmanındaki ilk iki gol, bir şeyler anlatıyor olmalıydı. Fazlası için ise, üçüncü golü beklemek gerekiyordu.

Ceza sahası dışında topla buluşan Cassio Lincoln, çizgi üzerindeki Harry Kewell'ı gözüne kestiriyor. Eğer, Galatasaray'ın yeni sezondaki futbol fikrine aşık olmuşsanız, devam edecek üç pozisyon sonrasında topun nereye gideceğini tahmin ediyor olabilirsiniz. Markaj altındaki Kewell, Lincoln'ü kale çizgisine indirecek pası verdikten sonra içe doğru koşusunu yapıyor. Lincoln'ün tek pasının ardından da Milan Baros, Galatasaray'ın maçtaki üçüncü golünü atıyor. Milan Baros'un yanı sıra, Harry Kewell ve Cassio Lincoln de ceza sahasında. Tek forvet mi oynuyordu yoksa, Galatasaray?

61. dakikada başlayan ve 65. dakikanın son saniyelerine dek süren bölümde, gerçek anlamıyla bir futbol dersi veriyordu, Galatasaray. Yanlış anlaşılma olmasın, futbol modelleri ve fikirleri özelinde yalnızca. Bir takım, futbola bakış açısını böylesi bir sürede ancak bu şekilde ifade edebilirdi.

Önemli bir iş çıkardı, Michael Skibbe'nin takımı Galatasaray. Geri kalan dakikalarda, skor rahatlığı hakim oldu oyuna. Arda Turan ve Aydın Yılmaz'la da pozisyonlar yakalandı. Galatasaray, farkı dörde veya beşe taşısaydı birtakım eleştiriler olabilirdi. Haklı da olurlardı. Yönetimi, tribünler tarafından protesto edilen bir takım karşısında 4-0 veya 5-0 kazanmak, etik olmazdı. Neyse ki, yapmadı Galatasaray.

Galatasaray'ın önünde aşması gerekenikili bir kritik eşik var. İlki, dört gün sonra bir Ankara deplasmanı daha. Gençlerbirliği karşısında alınacak galibiyet, Galatasaray'ın sezon içerisinde Türkiye Ligi'ne özel oluşan deplasman fobisini yenmesi anlamına gelebilir. Ve bir diğeri de ilk yarının son haftasında Ali Sami Yen'de gerçekleşecek olan Beşiktaş karşılaşması. O zamana kadar, Beşiktaş'ın gündemi ne olur bilinmez; ama 2008 yılının bir derbi galibiyetiyle kapatılması, Galatasaray'ın yeni yıla daha güvenle bakmasını sağlayabilir.

Devre arasında yapılacak faydalı bir kamp programı, sağlıklı sezon planları ve sistem adına kritik görevleri olan isimlerin sakatlıklardan dönmeleri. Galatasaray'ın daha fazlasına ihtiyacı yok. Bir ihtiyaç daha varsa, o da bu takıma inanmak olmalı.

Hiç yorum yok: