8 Aralık 2008 Pazartesi

R. Madrid 3-4 Sevilla: Kaosun Zirvesi

Real Madrid, Los Galacticos sonrası yaşadığı değişimin sancılarını çekmeye devam ediyor.

Luis Figo, Zinedine Zidane, Ronaldo, Michael Owen, David Beckham ve diğer büyük yıldızlarla 2000'li yıllarda birçok kupa kazanan Real Madrid, tüm bunlara karşın yumuşak bir takım olduğu nedeniyle eleştirilirken üzerine yapışan ''şımarık'' damgasından da kurtulmaya çalışıyordu. Zamanla Los Galacticos projesinden vazgeçilmeye başlandı. Geçtiğimiz sezon, La Liga'da kazanılan şampiyonluk, bu anlamda milat olarak kabul edilebilirdi.

Alman teknik adam Bernd Schuster ile genç ve dinamik bir takım haline gelen Real Madrid, önde olsun veya olmasın, sahaya çıktığı anda 90 dakika boyunca tüm gücünü galibiyet için harcıyordu. Şampiyonluğun geldiği Osasuna deplasmanındaki görüntü, Real Madrid'in değişen yüzünün en net örneğiydi. Vazgeçmemişti, Real Madrid. Gonzalo Higuain'in golüyle de kazanmıştı. Üstelik maçın son on dakikası içerisinde rakibin penaltı vuruşundan bulduğu gol ile yenik duruma düşmesine karşın. Duruşu vardı artık, Real Madrid'in de. Gonzalo Higuain'in yanı sıra Sergio Ramos, Fernando Gago, Mahamadou Diarra gibi oyuncular, Raul'den farklı bir Real Madrid oyuncusunun da isyankar tarafının olabileceğini kanıtlıyorlardı.

Doğru olan bu muydu, bilinmez. Real Madrid, yeni sezonda da aynı futbol fikrini benimsedi. Hatta daha ileri gitti. Son zamanların moda tabirleri çıktı karşımıza. Kaos, Real Madrid futbolunda akla üstün geldi. Dün akşamki Sevilla maçında, zirve yaşandı bu anlamda.

Bir gece önce Valencia deplasmanında kazanan Barcelona, tarih boyunca yeşil sahada sahne alan futbol kadrolarının en iyileri arasına girebileceğini kanıtlarken Pazar akşamı Real Madrid, bambaşka bir görüntüyle çıktı futbolseverlerin karşısına. Barcelona, özellikle Nou Camp'taki karşılaşmaları, tek kaleye çevirirken belli bir standart koyuyor ortaya. Çok gol atıyorlar. İnsanların haliyle konsantre oldukları nokta, burası; fakat yenilen gol hanesine bakıldığında Barcelona ağlarının La Liga maçlarında yalnızca 9 kez havalandığını görebilirsiniz. Bundan öte olan, Barcelona'nın futbol çizgisi. Barcelona, yeryüzünde oynayacağı her maçın favorisi olacak durumda şu an. Formda olmaları veya yüksek performans sergilemeleri değil önemli olan. Futbola dair fikirleri. Diğer tarafta Real Madrid ise, karşılaşacağı her takıma mağlup olabilir.

Olaya futbolsever olarak bakmaya çalışalım.

Barcelona'yı izlerken farkın fazlaca açılmasından rahatsız olanlar vardır. Kendi açımdan konuşmam gerekirse, Barcelona maçlarını iple çektiğimi ve 90 dakika boyunca müthiş keyif aldığımı söyleyebilirim. Yalnızca hücumda da değil, bu sezon rakip yarı sahada yapılanlar, savunmanın da direncini artıyor. Carles Puyol, Barcelona'nın en parlak hücum kadrolarından birinin gölgesinde kalıyor tam da bu yüzden. Diğer yandan, dün akşam Real Madrid'in Sevilla'yı konuk ettiği karşılaşmada skorborda bakmamaya özen gösterdim. Bitmemesini istedim, müthiş mücadelenin. Evet, seyredenler zevk alıyordu; ama bakalım, neler vardı?

Türkiye'de Barcelona ve Real Madrid'in bu sezonki futbol modelleri arasında tercih yapılsaydı, tribünlerde neler olabilirdi?

Josep Guardiola'nın yarattığı Barcelona takımı, sezon başında yaşadığı doğum sancılarından dolayı eleştirilirdi. Guardiola'nın istifası istenirdi. Top rakipteyken topun arkasına geçen Barcelona futbolcuları, tribünlerin protestosuyla karşılaşılırdı. Adam gibi oynamaları talep edilirdi. Dahası, ''Koskoca Barcelona, Nou Camp'ta Valladolid'e karşı tek forvetle mi oynar?'' şeklinde yorumlar yapılırdı. Keza, Guardiola'nın Thierry Henry ve Samuel Eto'o arasında tercih yaptığını biliyoruz çoğu zaman.

Real Madrid cephesine geçtiğimizde, farklı görüntüler var. Müthiş bir maçtı. Futbolsever olarak, iki takımın sahaya koydukları mücadeleyi izlemekten keyif aldım. Tribünlere çıktığımızda, ''Hep böyle oynayın, canımızı verelim.'' tezahüratının İspanyolcası var mıydı, duyamadım. Kuvvetle muhtemel böyle olurdu, Türkiye'de. Doğru mu, yanlış mı, bilemeyiz. Real Madrid, biraz Erik Gerets'in Galatasaray'daki ilk sezonunda oynattığı futbola benzer bir yapıyla sahada bu sezon. Galatasaray, Gerets'le şampiyonluğa ulaşmıştı; ama ikinci sezon hüsranı yaşamıştı. Benzer bir hikayenin kahramanı, Real Madrid de.

Aslına bakarsanız, derin bir çelişki. Her futbolsever ister, takımının sahada deli gibi mücadele etmesini ve kazanmak için tüm gücünü sarf etmesini; ama geleceği var mıdır, bu modelin? Yoktur, çoğu zaman. Real Madrid taraftarlarının her maç öncesi sıkıntı yaşaması, tamamen bu durumla ilgili olmalı.

24.08.2008 Real Madrid 4-2 Valencia
14.09.2008 Real Madrid 4-3 Numancia
24.09.2008 Real Madrid 7-1 Sporting Gijon
05.10.2008 Real Madrid 2-2 Espanyol
26.10.2008 Real Madrid 3-2 A. Bilbao
08.11.2008 Real Madrid 4-3 Malaga
11.11.2008 Real Madrid 4-3 Real Union
22.11.2008 Real Madrid 1-0 Recreativo
07.12.2008 Real Madrid 3-4 Sevilla

Real Madrid'in bu sezon İspanyol rakipleriyle Santiago Bernabeu'da oynadığı maçlarda ortaya çıkan skorlar bu şekilde. Valencia, Athletic Bilbao ve Malaga karşısındaki görüntünün ardından, yukarıda da söylediğimiz gibi, Sevilla karşılaşmada Real Madrid'in futboluna hakim olan kaosun zirvesi yaşandı.

Real Madrid, iyi oynadığı dakikalarda bile kalesinde görebiliyor. Dün akşam santrayla birlikte kaleye yüklenirken devam edecek 90 dakika ile ilgili bazı fikirler vermişti, Raul ve arkadaşları. Ardından Sevilla'nın ilk golü geldi. Guti'nin hayat verdiği duran top, Raul kafa vuruşuyla ağlara gittiğinde de skora eşitlik gelmişti; ama Bernd Schuster'in ekibinin tercih ettiği futbol modelinde aklıselime rastlamak pek mümkün değildi. İki gol daha buldu, Sevilla. Romaric ve Frederic Kanoute'nin golleriyle devre, deplasman ekibinin 3-1'lik üstünlüğüyle tamamlandı.

Real Madrid maçları, hakemler açısından da oldukça zor. Top, sürekli oyunun içerisinde. Özellikle Higuain sahadaysa, hakemlerin işi bir kat daha zorlaşıyor. Arjantinli, enerjisiyle oynuyor futbolu. Yenilgiyi kabul etmeyen tarafı, takımını ateşliyor. Ve Real Madrid, bir anda iki gol birden buluveriyor. Sezon içerisinde Malaga ve Athletic Bilbao maçlarında Higuain ile ayağa kalkan Real Madrid, dün akşam da genç Arjantinli'den esinlenerek skoru 3-3'e getirmeyi başardı ikinci yarının başında. Daha sonra üç net fırsat daha buldu. Rodrigo Higuain'in kaleci Andres Palop tarafından çekildiği pozisyona penaltı çalınsa Real Madrid, öne de geçebilirdi. Bu dakikadan itibaren tüm futbolseverler, zamanın durmasını ve müthiş mücadelenin devam etmesini istiyor olmalıydı.

Hakemler için zor, dedik. Oyuncular adına da değişen bir durum yok. Galatasaray'ın Erik Gerets ile ilk döneminde gördüğü sarı ve kırmızı kart sayısı kaçtı, bilinmez; ama Real Madrid, geriye düşüp daha sonra rakibini yakaladığı maçlarda öne geçemeyince oyununa kaosun yanı sıra sinir de hakim oluyor. Arjen Robben'in ikinci sarı karttan atılması, bu durumla ilgili olabilir. Maçta çıkan kart sayısı da elimizi güçlendiriyor, bu konuda.

Robben'in atılması, Real Madrid'in Sevilla kalesine gitmesini engellemiyordu. Real Madrid, 10 kişiydi. Skorda eşitlik vardı, ama Sergio Ramos bile rakip ceza sahasındaydı. Üstelik, Sevilla kazanması durumunda Real Madrid'in üzerine çıkacaktı. Real Madrid, bunları düşünecek psikolojiye sahip değildi. Sevilla'nın dördüncü golü öncesi ortayı yapan Frederic Kanoute'nin topla buluştuğu esnada, en az dört Real Madrid oyuncusu rakip sahada hareketsiz şekilde top bekliyordu. Evet, mücadele etmek iyiydi. Kazanmak için savaşmak da; ama arkaya bakma fikri de fena sayılmazdı.

Real Madrid, yine kaybetti. İşin kötüsü, önümüzdeki hafta Nou Camp'a gidiyor.

Tarihin en iyi Barcelonalarından biri olacak, ev sahibi. Diğer tarafta, morali bozuk Real Madrid. Maçın doğal favorisi Barcelona. Real Madrid'in Alman çalıştırıcısı Bernd Schuster bile şans vermiyor takımına; ama ilginç de bir durum var. Real Madrid, 2000 yılında Galatasaray karşısındaki Fenerbahçe gibi oynamayı kabul ederse, sürpriz yapabilir Nou Camp'ta. Real Madrid'in üç puan kazanmak adına, böylesi bir tercihte bulunabileceğini sanmıyorum; ama Sevilla, Malaga, Athletic Bilbao veya Valencia karşısındaki tercihleriyle sahaya çıkarlarsa, sonuç hüsran olabilir kendileri adına.

Bir derbi klişesiyle bitirelim. Derbilerin favorisi olmaz. Cumartesi gecesi, üzerinden geçebiliriz bu klişenin. Belki de ufak bir değişikliğe ihtiyacı vardır, kim bilir.

2 yorum:

Genç dedi ki...

Çok güzel bir analiz, yalnız ufak bir nokta var, "El Galacticos" olmaz, ya "Los Galacticos" ya da "El Galactico" demek lazım..

Lütfen ukalalık olarak algılamayın,

Saygılar,

ASY dedi ki...

Selamlar,

Teşekkür ederim.

Haklısınız, İspanyolca derslerinin henüz başındayım. Hata bundan kaynaklanmış olabilir. :)

Düzeltelim hemen.

Sevgiler,

Eray.