26 Ocak 2008 Cumartesi

2008 NBA All-Star Game | Geri Sayım Başladı !..



2008 NBA All-Star Game: West vs. East

İlk beşler belli oldu.

Oylamadaki son ilanın ardından değişiklik Batı'da yaşandı. Yarışın en ateşli hissedildiği gard mevkiinde Allen Iverson'ın son haftada topladığı oy sayısı Tracy McGrady'den fazla olunca ''The Answer'', New Orleans biletini kapmaya başardı.

Batı Konferansı

Kobe Bryant - LA Lakers
Allen Iverson - Denver Nuggets
Carmelo Anthony - Denver Nuggets
Tim Duncan - SA Spurs
Yao Ming - Houston Rockets

Doğu'da ise sürpriz yaşanmadı ve uzun süre sonra ilk kez bu denli dengeli bir kadro ortaya çıktı. Yedeklerin katılımı Batı'ya güç katacaktır, ama Doğu'yu hafife almamak lazım.

Doğu Konferansı

Jason Kidd - NJ Nets
Dwayne Wade - Miami Heat
LeBron James - Cleveland Cavs
Kevin Garnett - Boston Celtics
Dwight Howard - Orlando Magic



Şimdi geri sayım zamanı. Tam kadrolar açıklanınca, yazacaklarımız olacaktır elbet...

24 Ocak 2008 Perşembe

26-28 Ocak | Futboldan Kumanda



26-28 OCAK : Futbol Ekranı

Geçen hafta seçim yapmanın zor olduğunu söylemiştik, bu haftanın programını görmeden. İki haftayı tartsak aşağıdaki takvim daha ağır basacaktır muhakkak. Türkiye Ligi'nde zirveyi yakından ilgilendiren maçların bulunduğu haftasonunu İngiltere, FA Cup maçları ile geçirecek. FOX TV, bir haftalık ara verecek bu durumda. Tv8 ile nostalji yapacağız (ve tabii Avrupa Ligleri uzmanı Fikret Engin; Bilgehan Demir'den iyidir). Fena maçlar seçmemişler.

Cumartesi ekranı, Pazar gününe hazırlayacak futbolseverleri yine. Tuncay'lı Boro bir kez daha evlerimize konuk olacak, Fox Tv'nin ardından. 16.30-18.00 arası alışık olmadığımız şekilde boş kalıyor, Cumartesi günü. Bundesliga'da tatil sürüyor, İngiltere'deki FA Cup maçları da Boro'ya kurban gidince 18.10'daki Ligue-1 maçına kadar bekliyoruz. Lille-PSG maçı Beşiktaş-G.Antep maçı öncesi aperitif olabilir. Lig Tv'yi tercih etmeyenler Eurosport'ta Song ve arkadaşlarının Zambiya sınavını takip edebilirler. Gecenin ikinci bölümünde Business Channel, PSV'nin Excelsior'u ağırlayacağı maçı yayınlayarak izleyenleri gole doyurabilir. Son bölümde ise yüksek atmosferli Roma-Palermo eşleşmesinin yanı sıra Afrika Kupası'ndaki Mısır-Sudan karşılaşması ekranlara gelecek, Sevilla-Osasuna finalinden önce.

Pazar günü ise ekranda arbede var, kelimenin tam anlamıyla. Daha önce de söylediğim gibi 13.30 maçları her zaman ilgi çekici olmuştur, benim açımdan. Vitesse-Ajax maçı da pazar gününe başlamak için gayet uygun bir seçim. Maçın ilk yarısı bitmeden ise Sivas'ta zirve mücadelesi olacak. Fenerbahçe'nin soğuk havada alacağı neticeyi öğrenmek üzere olacağımızı dakikalarda Business Channel, ara vermeden Arnheim'dan Rotterdam'a geçecek ve Feyenoord-Groningen maçı evlerimize konuk olacak. 16.00'da ise FA Cup için güçlü bir eşleşme var. Old Trafford'daki Manchester United ve Tottenham eşleşmesinde gol sayısı fazla olabilir. Aynı saatte Serie-A'dan iki maçı daha izleme imkanımız var tabii, bu arada. 19.00'da ise tek seçim Ankaragücü-Galatasaray. Galatasaray maçından sonraki program da hayli güçlü. La Liga'nın dev maçları Ntv ve Ntv Spor tarafından paylaşılmış durumda. Kanal A'da ise St. Ettienne-O. Lyon derbisi yayınlanacak. Hiç kuşkusuz, müthiş bir maç olacak.

Tam programı da verelim:

26 Ocak Cumartesi
13.00 Elazığspor - Giresunspor (D Spor)
14.30 Mansfield Town - Middlesbrough (Tv8)
18:10 Lille - Paris St Germain (Kanal A)
19.00 Beşiktaş - Gaziantepspor (Lig Tv)
19.00 Kamerun - Zambiya (Eurosport)
19.15 Wigan - Chelsea (Tv8)
20.30 PSV - Excelsior (Business Channel)
21.30 Roma - Palermo (Kanal 24)
21.30 Mısır - Sudan (Eurosport)
23.00 Sevilla - Osasuna (Ntv)
27 Ocak Pazar
13.00 Malatyaspor - Antalyaspor (D Spor)
13.30 Vitesse - Ajax (Business Channel)
14.00 Sivasspor - Fenerbahçe (Lig Tv)
15.30 Feyenoord - Groningen (Business Channel)
16.00 M. United - Tottenham (Tv8) FA Cup
16.00 Milan - Genoa (Kanal 24)
16.00 Udinese - İnter (Ntv SPOR)
18.00 Sheffield United - M. City ( Tv8 ) FA Cup
19.00 Lorient - Bordeaux (Kanal A)
19.00 Ankaragücü - Galatasaray (Lig Tv)
19.00 Senegal - Angola (Eurosport)
21.30 Cagliari - Napoli (Kanal 24)
21.30 Tunus - G.Afrika (Eurosport)
22:00 St Etienne - O. Lyon (Kanal A)
22.00 Real Madrid - Villarreal (Ntv)
22.00 A. Bilbao - Barcelona (Ntv SPOR)
28 Ocak Pazartesi
19.00 Karşıyaka - Sakaryaspor (D Spor)
19.00 Gine - Fas (Eurosport)
20.00 Ç. Rizespor - Trabzonspor (Lig Tv)
21.30 Gana - Namibya (Eurosport)

2008 NBA All-Star Slam Dunk Contest



Dwight Howard, Gerald Green, Jamario Moon, Rudy Gay

NBA All-Star Haftasonu'nun en lezzetli aktivitelerinden biri olan Smaç Yarışması'nın katılımcıları belli oldu. Jamario Moon'un NBA yönetimi tarafından yapılan teklifi kabul ettiğini açıklamasının ardından dörtlü, Dwight Howard (Orlando Magic), Rudy Gay (Memphis Grizzlies) ve Gerald Green ile tamamlandı.

Listedeki isimlerden ikisini geçtiğimiz yılki yarışmadan da hatırlıyoruz: Gerald Green ve Dwight Howard. 2007'deki organizasyonun finalinde yapmış olduğu smaçla 50 tam puan alarak toplamda 91 puana ulaşan ve Knicks'ten Nate Robinson'ı eleyen Gerald Green, şampiyon olmayı başarmıştı. Dwight Howard'ın hikayesi ise daha ilginç. Yarışmadan önce çember seviyesini daha yükseğe çıkarmak ve buna göre bir smaç yapmak istediğini söyleyen oyuncunun teklifi kabul görmeyince Howard, çareyi çıkmayı planladığı yüksekliğe bir sticker koymakta bulmuştu. Alley-opp pasını smaçla sonlandırmadan önce stickera dokunan Howard, alışılmadık bir smaç yapıp yarışmaya renk katsa da jüriden yeterli oy alamayarak yarışmadan elenmek durumunda kalmıştı.

2008 yılında iki yeni isim katıldı, Howard ve Green arasına: Rudy Gay ve Jamario Moon. Gay'in belki geçen sene de katılması gerekirdi, Moon ise bir çaylak. D-League'den gelen Moon, sezon içerisinde yapmış olduğu smaçlarla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

Yarışmada kim şanslı olabilir, peki. Tek tek incelemek gerekirse; Gerald Green, ünvanını korumaya çalışacak. Geçen sezon repertuvarındakilerden bir demet sunmuştu, izleyenlere. O yüzden yeni bir smaç görme şansımız diğer oyunculara daha az. Ayrıca Green'in bu geceye çok istekli geldiğini sanmıyorum, en azından dört oyuncu için bir kıyaslama yaparsak. Yine de Kevin Garnett takasından sonra Minnesota'da gözlerden uzak kalmasının acısını yarışmayı kazanarak çıkarmak isteyebilir.

Dwight Howard'ın geçen sene hevesi kursağında kalmıştı, tam anlamıyla. Yukarıda bahsini ettiğimiz smaç gerçekleşmiş olsaydı eğer, 2006 yılında Andre Iguodala & Allen Iverson ortaklığı sonucu ortaya çıkan smacın ardından orjinal bir smaç daha izlemiş olabilirdik. 2007 yılında hakkını yenildiğini düşünen Howard (ki birçok kişi öyle düşünüyor), yeni yarışma için uzun süredir özel hazırlık yaptığını söylüyordu. Düşündükçe heyecan verici. Diğer oyunculara göre daha kalın ve ağır gözükse de Howard, bu dezavantajını kapatacak özellikleri bünyasinde barındırıyor. Tahmin ediyorum, yanında bir takım arkadaşını kullanacaktır. Umuyorum ki, Jameer Nelson ve Keith Bogans olmasın. Hidayet Türkoğlu, doğru seçim olabilir, Howard adına.

Rudy Gay, yarışmadaki favorim. Birçok avantajı var, diğer oyunculara göre. Green gibi yüksek çıkabiliyor, bunun yanında sağ ve sol elle hareketini bitirebileceği için bir adım önde olacak. Yarışmada estetik çok önemli olduğundan iki kolunu da açarak gelecek olma ihtimali de bir başka artısı. Orjinal hareketler bekliyorum, açıkçası Gay'den. Belki birinin üzerinden gelebilir. Jamario Moon ise, kapalı kutu bence. Bekleyip görmek lazım. İlk katılımcı olduğuna göre mutlaka yapmak istedikleri vardır.

Bu sezon yarışmada bir değişiklik yapılacak. 2006 yılında Andre Iguodala ve 2007 yılında Dwight Howard'ın jüriler tarafından çatır çatır yenmesinden dolayı artık son turda izleyici oyları da dikkate alınacak. Çok önemli ve yerinde olduğunu düşündüğüm bir hamle. Mutlaka etki edecektir.

Dört yarışmacının en iyi smaçlarını buradan izleyebilirsiniz.

21 Ocak 2008 Pazartesi

NFC Championship | Giants @ Packers: 23-20



NFL: Lawrence Tynes ile Arizona'ya !..

Patriots, mükemmel geçen sezonun ardından Konferans Finali'nde de sürprize izin vermeyip Chargers'ı 21-12 yenmiiş ve rakibini beklemeye başlamıştı. Bunun için Packers-Giants maçının galibinin kim olacağı sorusunun cevaplanması gerekiyordu. Wild Card maçları sonucunda Konferansı'nı kazanma noktasına gelen Giants, Packers önünde bir kez daha otoriteleri şaşırtmak ve Super Bowl'a gitmek istiyordu, Packers ise ev sahibi avantajını kullanıp kazanmak.

NFL Tarihi'nin en soğuk gecelerinden biriydi. Sıfırın hayli altında olan hava sıcaklığının karşılaşmayı nasıl etkileyeceği tüm hafta boyu konuşulurken Giants, ilk çeyreği Lawrence Tyres'in 29 yard'lık FG'si ile 3-0 önde geçiyordu. Green Bay Packers, ikinci çeyreğin başında Tyres'in 37 yard'lık oyununa izin verse de Favre'nin devre girdiği dakikalarda önce touchdown ve ekstra sayı ile 7-6 öne geçti. Sonra da Crosby'nin 36 yard'lık FG'si ile farkı dörde çıkardı.

Amerikan Futbolu, favori sporum değildir; ama Giants'in mücadelesi ilgi çekiciydi. Öyle ki, artık maçın heyecanını iyiden iyiye yaşamıştım ben de.

Üçüncü çeyrekte yaşanan skora patlamasının ardından son çeyreğe 20-17'lük üstünlük ile giren Giants oluyordu. Çeyreğin ilk bölümünde Crosby, 37 yard'dan skorun eşitliyor ve heyecan tavan yapıyordu.Bitime saniyeler kala Giants'ı eline dev bir fırsat geçiyordu, Lawrence Tynes ile. Daha önce 43 yard'dan kaçıran Tynes'in yapması gereken 36 yard'dan sayıyı bulmasıydı, fakat oyuncu bir kez daha kaçırınca maç uzatmaya gidiyordu, 20-20'lik skorla.

Favre ile ilk fırsat ev sahibi Green Bay Packers'ın elindeydi, fakat uzatma dakikaları çok uzun sürmeyecekti. Son çeyrekte 43 ve 36 yard'dan sayı yapamayan Tynes, üçüncü dakikanın içerisinde 47 yard uzaklıktan yaptığı sayı ile Giants'ı Super Bowl'a taşırken, bir kez daha sürpriz yapıyorlardı.

Super Bowl'da rakip New England Patriots. Bir önceki postta paylaştığım gibi, Patriots'ın bu sezonki performansı unutulmazlar arasında. Giants'ın hiç şansının olmadığı düşünülüyor birçok kişi tarafından, Super Bowl'da. Giants ise bu kez tarihin en büyük sürprizlerinden birini yapmak için sahaya çıkacak, Arizona'da, New York'tan 3400 km. uzaklıkta. En azından soğuk olmayacak, diyelim.

Super Bowl XLII, 4 Şubat Pazartesi gecesi saat 01.30'da oynanacak. Türkiye'de Digiturk'ten yayın yapan FOXSport kanalının maçı vereceğini sanıyorum.

AFC Championship | Chargers @ Patriots: 12-21



NFL: Patriots, Arizona Yolcusu !..

Massachusetts halkı için unutulmaz bir spor sezonu oluyor. Boston Red Sox'ın World Series'de Colorado Rockies'i süpürerek MLB'yi şampiyon tamamlaması, Boston Celtics'in NBA'de uzun süre sonra ilk kez eski günleri hatırlatan performanslar sergilemesi ve New England Patriots'ın namağlup bitirdiği normal sezonun ardından Superbowl oynamaya hak kazanması. Hepsi bir sezona sığdı.

Bölge halkı tüm zamanların en iyi futbol takımının şampiyonluğunu bekliyor, dün geceki Chargers maçının ardından.

1972 yılında Miami Dolphins, normal sezon takvimindeki 14 maçı da kazanmış ve NFL Tarihi'ndeki ilk ''perfect season'' yapan takım olmuştu. 2007'ye geldiğimizde ise normal sezonda oynadığı 16 maçtan galibiyetle ayrılan ve ''perfect season'' geçiren Patriots'ı görüyoruz. Bir süredir '72 yılının Dolphins takımı ile karşılaştırılan '07 Patriotsı'nın dün gece San Diego Chargers'ı 21-12 ile geçmesinin ardından ABD'de birçok kişi tercihini gündemde olan takımdan yana kullanmış gibi gözüküyor.

2001, 2003 ve 2004 yıllarında Super Bowl'u kazanan Pats, sadece kendi halkı tarafından sevilen bir takım olsa da son yedi sezondaki dördüncü şampiyonluğunu kazanmak adına Arizona'ya gidecek.

Patriots koçu Mass Foxborough, ''Şimdi, önümüze bakabiliriz'' diyerek hedefini açıkça ortaya koyuyordu, maçtan sonraki açıklamasında.

20 Ocak 2008 Pazar

NFL | 2007 Playoffs



Chargers @ Patriots - 22.00



Giants @ Packers - 01.30

# ABD'de heyecan dorukta...

Super Bowl'a bir adım kala takımlar Konferans Finalleri'nde yüzleşecek !..

19 Ocak 2008 Cumartesi

El Derbi Madrileño: Atletico Madrid - Real Madrid



LA LIGA: Atletico Madrid - Real Madrid

La Liga'nın en güzel karşılaşmalarından biri oynanacak, pazar akşamı Atletico Madrid ve Real Madrid arasında.

Son yıllarda Madridli komşusuna karşı şansı tutmayan Atletico, uzun süre sonra ilk şampiyonluk potasının içerisinde gözüküyor, ama bu başarıyı sağlamak istiyorsa Real Madrid'i yenmek zorunda olduğunun bilincinde olmalı. Öyle ki sezon başından bu yana performansından en ufak düşüş gözükmeyen Real Madrid, Nou Camp'ta Barcelona'yı geçtikten sonra Vicente Calderon'dan da galibiyetle dönerse şampiyonluk yolundaki en büyük engelleri aşmış olacak, sezon bitmeden.

İki takım, sezonun açılış maçında Santiago Barnebau'da karşılaşmıştı, ligin ilk yarısında. Maçın hemen başında, Sergio ''Kun'' Agüero'nun golüyle öne geçen Atletico'ya 15. dakikada Raul'ün golüyle cevap veren Real Madrid, yeni yüzlerle sahadaydı. O günlerde İspanya'da süregelen yayın anlaşmazlığından dolayı canlı olarak izleyemediğimiz Kastilya ekibi'nde Drenthe, Pepe, Metzelder ve Saviola gibi isimler ilk kez yeni takımlarıyla bir lig maçına çıkarken farkı yaratan oyuncu ise bir başka yeni, Wesley Sneijder oluyordu. David Beckham'ın ayrılmasının ardından takıma katılan ve 23 numaralı formayı sırtına geçiren Hollandalı, serbest vuruştan bulduğu golle sıradaki fenomenin kim olacağı sorusunun cevabını işaret ediyordu, Real'in 2-1 kazandığı maç sonrası.


Derbi Öncesi Atletico Madrid:

Rakibi Real Madrid karşısında son galibiyetini 1999/00 Sezonu'nda 3-1'lik skorla alan Atletico, sahasında ise 1998/99 Sezonu'nda bu yana kazanamıyor.

Konu hakkındaki soruların muhatabı olan Atletico Madrid antrenörü Javier Aguirre, ''Oyuncularım bu kez kazanacaklarına dair bana söz verdiler'' açıklamasını yaptı, maç öncesi yorumlarında. ''Mükemmel bir oyuncu kadrosuna sahibim. Karşımızdaki takım ise çok büyük, liderler ve bizden 10 puan ilerideler. Onlara saygı duyuyoruz, ama sahadan galibiyetle ayrılmak zorundayız'' açıklamaları oyuncuları için ateşleyici olabilir, Aguirre'nin.

Atletico Madrid'in kuşkusuz maçtaki en büyük kozu genç Arjantinli Sergio Agüero olacak. Ülkesiyle katıldığı U-20 Dünya Şampiyonası'nda harika bir yaz sezonu geçiren ''Kun'', La Liga'ya da bu performansını taşımış gibi gözüküyor. Forvetteki partneri Diego Forlan'ın Pepe ve Cannavaro'yu zorlayacağı gece de Agüero, rakibin savunmasındaki boşlukları doldurabilecek yeteneğe sahip.

Geçtiğimiz sezon Real Madrid'in şampiyonluk maçındaki en etkili oyuncusu Jose Antonio Reyes, Vicente Calderon'da eski takımına rakip olacak. Oyuna sonradan dahil olması beklenen Reyes de maçın gidişatı hakkında söz sahibi olabilir.

Derbi Öncesi Real Madrid:


Rakibinin evi Vicente Calderon'dan 23 kez boynu bükük ayrılan Real, 27 kez kazanarak maç öncesindeki pskolojik üstünlüğü ele almış durumda.

''Eğer kazanırsak, rakiplerimize büyük bir darbe vurmuş olacağız'' diyen Real Madrid antrenörü Bernd Schuster, maçın öneminin bilincinde görünüyor. Hafta içinde Mallorca'ya ikinci kez yenilen ve Copa Del Rey'den elenen takımının performansında düşüş olmasını beklemeyen Alman, maç öncesindeki açıklamalarında gayet mantıklı sözler sarf etti: ''Maçı veya derbiyi kazanmanın ötesinde, arkamızdalar ve tökezlememizi bekliyorlar. Kazanırsak, geri gelme isteklerini azaltacağız''.

Real Madrid'in en önemli oyuncuları Raul ve Ruud van Nistelrooy olacak, derbide. Aguirre'nin ekstra konsantre olacaklarını söyledikleri Nistelrooy, gol atmaya devam ediyor, fakat yanında ise bir derbi klasiği yer alacak. Vicento Calderon'da dört golü bulunan Raul, sayıyı artırmaya çalışacaktır.

Kalede ise çok güvenilir bir isimle derbiye çıkacak, Real Madrid. Iker Casillas, Atletico'nun kazanamama serisinin en önemli aktörlerinden biri. Savunmanın istikrarlı oyuncularından Pepe'nin durumu ise belli değil. Sezon başında 30 milyon euro verilerek transfer edilen Pepe, Madrid'de yeterli güveni kazanmış durumda.




Takım kadrolarının ise bu şekilde olması bekleniyor.

İki takım da 4-4-2 orjinli sistemlerle çıkacak gibi görünüyor sahaya, fakat sezon başından bu yana Real Madrid'in oyun anlayışından ödün vermemesini de takdir etmek gerekli diye düşünüyorum. Raul ve Nistelrooy'lu forvet hattının arkasında yer alan Robinho, Baptista ve Sneijder üçlüsü heyecan verici. Yine de sezonun Real adına en stratejik isimlerinden olan Mahamadou Diarra'nın Afrika Kupası'nda olması büyük handikap yaratabilir bu bölgede Real Madrid'e. Fernando Gago, orta sahada tek kalırsa Atletico Madrid, rakibinin açıklarını yakalama konusunda avantaj yakalayabilir.

Atletico Madrid'in de Vicento Calderon'daki iştahlı oyununu devam ettirmesini bekliyorum. Motta ve Garcia, orta sahayı kontrol edecek. Klasik bir 4-4-2 oynayacaklar, ama orta sahanın kenarlarında Simao ile Maxi Rodriguez hücum gücü yüksek oyuncular. Reyes katılımının da ihtimaller dahilinde olduğunu düşünürsek Forlan ve Agüero ile Atletico Madrid son derece tehlikeli bir hücum takımı haline gelebilir.

Pazar akşamı kaliteli ve gollü bir maç olabileceğini düşünüyorum, yukarıdaki nedenlerden dolayı. Atletico Madrid, eksik kalmazsa sanki biraz daha yakın durabilir galibiyete, ama Real'in Barcelona'yı yenerken oynadığı oyun da akıllarda tabii..

18 Ocak 2008 Cuma

2008 NBA All-Star Oyuncu Seçimleri - # 2



# BATI KONFERANSI Oyuncu Seçimleri

Doğu'ya karşı üst üste iki kez kaybeden Batı, geçtiğimiz yıl Las Vegas'ta rakibini rahat geçmişti. 153-132 biten maçın MVP'si 31 ribaund, 5 ribaund, 6 asist ve 6 top çalma ile oynayan Kobe Bryant olmuştu.

Batı, yine ev sahibi. Ligdeki yarışa baktığımızda her ne kadar Boston ve Detroit en üstte yer alsa da sezon içerisindeki eşleşmede Batı takımlarının Doğu'dakilere karşı galibiyetlerde üstünlüğü bulunuyor (önceki sezonlarda daha ezici olan rakamların azalmasına rağmen).

Poziyonları incelemeye başlayalım:

Guards:

Allah kolaylık versin: Kobe Bryant, Tracy McGrady, Baron Davis, Steve Nash, Chris Paul, Allen Iverson ve Tony Parker.

Tablo ürkütücü. Yedi isim var, hepsi de All-Star seviyesinde. En zayıf görünen Tony Parker'ın geçtiğimiz yılın Finaller MVP'si olduğunu düşünürsek, neyle karşı karşıya kaldığımızı anlayabiliriz. Kobe Bryant, bu mevkiide 1,441,333 oy ile lider. İtiraz yok, hatta destek var. Arkasında ise T-Mac. Yazının başında değindiğimiz tarzda bir tartışma daha. Dwayne Wade olabilir, çünkü kendisine büyük tehdit oluşturacak bir oyuncu yok; ama T-Mac'in yukarıda saydığım oyuncuların önüne geçmesi kabul edilemez.

Benim Kobe'den sonraki tercihim Steve Nash. Phoenix Suns'ın çehresini nasıl değiştirdiğinden bahsediyoruz ya, oynamadığı Utah Jazz maçında takımın 20+ sayı farkla sahadan ayrıldığını hatırlatalım. Taraftar oylarını alamasa bile mutlaka New Orleans'ta olacaktır zaten. Tartışma diğer isimlerin üzerine yoğunlaşmalı.

Allen Iverson'ın, geçen sezon takas olduğu dönemde yaşadığı karışıklığın ardından bu sene yine All-Star olmasını bekliyorum. Son derece iyi oynuyor, bugünlerde. 30'un üzerine çıkmaya başladı ve en sonunda kendini buldu.

Ne demiştik, diğer isimler. Baron Davis ve Chris Paul. Bu sezonun Portland ile birlikte en büyük sürprizi, New Orleans Hornets. Önemli pay ise Chris Paul'e ait, yani yeni Steve Nash'e. Tüm istatistikleri bir kenara bırakalım (Suns'a karşı 48 dakika oynadı, Heat maçında saha içinden %100 ile şut kullandı) , kendi adıma New Orleans maçlarını izlememin yegane nedeni olan bu adam seçilmezse hayalkırıklığına uğrayacağım. Baron Davis ? Paul için ne dediysem, Davis için de geçerli. Geçen sezonki performansından sonra 10+ asist ve 0 top kaybı ile oynadığı maçları görünce, seçilmemesinin haksızlık olacağını düşünüyorum.

Batı'da gardlar için istisna olacaktır. Kobe ve T-Mac (ki sakatlığı nedeniyle oynamayabilir) sahaya çıksa bile Allen Iverson, Chris Paul, Steve Nash ve Baron Davis mutlaka New Orleans'ta olmalı.

Tracy McGrady, sakatlığı nedeniyle organizasyonda yer alamazsa bu sezon büyük çıkış yapan Brandon Roy ile Manu Ginobili rotasyona girebilir. Deron Williams ve Tony Parker aynı bölgede bulunan oyuncular yüzünden geri planda kalacaktır (ama içimden geçen kötü bir ses, Paul ve Davis'ten önce Parker'ın değerlendirilebileceğini söylüyor. Umarım olmaz).

Oyuncu kurucu tercihim: Steve Nash, Baron Davis (bench), Chris Paul (bench)
Şutör gard tercihim: Kobe Bryant, Allen Iverson (bench), Tracy McGrady (bench)

Forwards:

Uzun süredir, lider aynı. Tim Duncan, yine önde. Oyunu iyi oynuyor, bu adam. Hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünüyor, ama zoru kolay gösterdiği için. Hani All-Star'da asık surat görmek kimsenin hoşuna gitmese de Duncan'a duyulan saygı kendisinin ilk beş başlamasına yetiyor. Öyle de olması gerekli zaten, hemen arkasından ise az farkla Melo geliyor. Geçen sezon seçimlerde yaşadığı hayalkırıklığına rağmen son anda All-Star olan Carmelo Anthony, bu sene daha rahat.

Kenara gelelim. Dirk Nowitzki, Shawn Marion ve Carlos Boozer. Bu üç oyuncudan başka aday gözükmüyor. Boozer ve Nowitzki'nin seçilmesine kesin gözüyle bakıyorum. Boozer, pota altının en önemli sayı tehditlerinden biri ligde, ama son maçlarda düşüş içerisinde olduğunu söyleyebilirim. Marion ve Boozer arasından tercih yapmak zorunda olsam, Marion'ı tercih ederdim All-Star maçı için, mantık Boozer dese de. Diğer ihtimal ise bu üç oyuncunun da kadroya alınması. Tabii bu durumda, gardlardan biri, yüksek ihtimalle Baron Davis, maçı salondan uzak bir yerde izleyebilir. İstemiyorum böyle bir durumu.

Boozer'ın seçilmemesi büyük sürpriz, ama gard rotasyonu dolayısıyla Marion'ı isterdim. Denver karşısındaki müthiş performansını da hatırlayarak.

Kısa forvet tercihim: Carmelo Anthony, Shawn Marion (bench)
Uzun forvet tercihim: Tim Duncan, Dirk Nowitzki (bench)

Center:

Evet, altıncı sezonunda altıncı kez All-Star olacak; ama ilk sezondan sonra değişen çok şey oldu. Artık Çin'deki basketbolseverler, All-Star maçı başladıktan bir süre sonra yemeklerine devam etme fırsatını bulamayabilirler.

Yao Ming, yine maça başlayan oyuncular arasında.

Yedeği belli aslında, ama Amare Stoudemire'ın da 5 numarada başlamak için yeterli performansı sergilediğini düşünüyorum, Dwight Howard karşısında yetersiz kaldığı maç dışında.

Mehmet Okur'un ise bu sene hiç şansı yok. Önündeki isim sayısı çok fazla ve sezon boyunca sadece son iki maçında istikrar yakalayabildi.

Pivot tercihim: Yao Ming, Amare Stoudemire (bench)



Sonuç:

24 Ocak'ta maça başlayacak beş oyuncu açıklanacak. Steve Nash'in ilk beşte yer alması için sürprize ihtiyaç var, dördüncü sırada şu an; ama zaten seçilecektir koçların oylarıyla. Merak ettiğim sorunun cevabını ise 31 Ocak'ta alabileceğiz.

Baron Davis, Chris Paul, Deron Williams, Tony Parker, Manu Ginobili ve Shawn Marion'dan hangilerinin kadroda olacak, bakalım. Umarım Spurs hayranlığı olmaz. Neyse, toparlayalım:

PG: Steve Nash - Phoenix Suns
SG: Kobe Bryant - Los Angeles Lakers
SF: Carmelo Anthony - Denver Nuggets
PF: Tim Duncan - San Antonio Spurs
C: Yao Ming - Houston Rockets

> Chris Paul - New Orleans Hornets
> Baron Davis - Golden State Warriors
> Allen Iverson - Denver Nuggets
> Tracy McGrady - Houston Rockets
> Shawn Marion - Phoenix Suns
> Dirk Nowitzki - Dallas Mavericks
> Amare Stoudemire - Phoenix Suns

2008 NBA All-Star Oyuncu Seçimleri - # 1



# DOĞU KONFERANSI Oyuncu Seçimleri

2 Mart 1951 günü Boston Garden'da oynanan ilk All-Star maçından bu yana toplam 56 kez karşılaşan Doğu ve Batı'nın mücadelesinde üstünlük 34-22 ile ABD'nin bize daha yakın olan tarafına ait durumda. Boston Celtics hanedanlığı ve Michael Jordan faktörü ile belli dönemlerde karşı yakaya sözünü geçiren Doğu'nun bu sezonki performansını merak ediyorum açıkçası.

Boston ve Detroit'in ligin tepesinde olması, son yıllarda alıştığımız bir durum değil. Bu durum, All-Star maçına yansayacak mı, sorunun cevabını almak için az bir zaman kaldı.

Pozisyonları incelemeye başlayalım.

Guards:

Taraftar seçimi, sezonun en büyük hayalkırıklığını yaratan Miami Heat'in bir oyuncusunu işaret ediyor. Klasik bir tartışmadır, ''All-Star, başarılı oyuncuların ödüllendirildiği bir turnuva mıdır, yoksa bazı oyuncular hep All-Star mıdır ?'' Görünen o ki taraftarların görmek istedikleri isim Dwayne Wade. Wade, iki sezon önce Miami'yi şampiyonluğa taşırken Jordan'ın ''winner'' özelliğini en çok andıran oyuncuydu belki, ama bu sene 40+'lık maçları olsa da büyük fiyasko. Oy hakkım olsa, Wade için kullanmazdım; fakat kim var ki başka; Redd, Arenas, Joe Johnson, Ray Allen ? 24.6 sayı, 7.0 asist ve 1.9 top çalma, her zaman etki yaratabilir. Bu yüzden Wade, diyebilirim.

Dwayne Wade'in arkasında ise Jason Kidd bulunuyor. Hiç kuşku yok ki kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçiriyor, 34 yaşındaki bu adam. All-Star için vazgeçilmeyecek bir tercih olmalı. Sahaya çıkmayı sonuna kadar hak ediyor.

Gard mevkiisi için ilk seçimim Jason Kidd yani bu durumda. Diğer hakkımı gerekli elemeleri yaptıktan sonra Wade için kullanabilirim.

Peki, yedeklerden ne haber ?

Detroit Pistons, diyoruz. Boston Celtics'in hayatını kararttığı New York Knicks'e karşı 65 sayıda kalsa da Pistons, göz önünde ve Chaunsey Billups, takımına maç kazandırma konusunda tereddüt duymuyor: 17.3 sayı ve 7.3 asist. Billups, New Orleans'ta olmalı o gece. Belki, etkileyici bir gece yaşatmaz izleyenlere ama başarı ödüllendirilmeli, kenarda otursa da. Şu an oylamada altıncı sırada yer alan Billups'ın, koçlar tarafından seçileceğine inanıyorum.

Diğer yedek.. Elimizde Gilbert Arenas, Richard Hamilton, Ray Allen, Vince Carter gibi isimlerle birlikte sürpriz Jose Calderon var. Calderon ismi All-Star oylamasının anasayfasında gözükmese de birçok önemli otorite tarafından benchten gelerek All-Star olabilecek bir oyuncu olarak görülüyor, ABD medyasında. Olur mu, bence olmaz. Arenas'ın sakatlığı nedeniyle oynayamayacağını düşünürsek Vince Carter, bir şekilde olacaktır All-Star maçında.

Oyun Kurucu tercihim: Jason Kidd, Chaunsey Billups (bench)
Şutör Gard tercihim: Dwayne Wade, Vince Carter (bench)

Forwards:

Oynadığı bir maç dışında sezon boyunca her karşılaşmada çift haneli skorlara ulaşan Hidayet Türkoğlu'nun geçen sezon Mehmet Okur'un yaptığı gibi All-Star olması istiyoruz. Olabilir mi, zor; ama imkansız değil.

Yine genel görüşle aynı fikirdeyim, forvet konusunda da. Kevin Garnett'i izliyoruz sene başından beri. Geçen sezon gözlerindeki kaybolan ateş, Boston'a en iyi başlangıçlarından birini getirdi. Son durumda en çok oy toplayan oyuncu, sezon sonunda MVP ödülünün büyük adayı. Arkasındaki isim de sürpriz değil. LeBron James, bu kez daha olgun ve All-Star'ın MVP olmaktan ibaret olmadığını anlarsa muhteşem görüntüler çıkacaktır ortaya.

Gelelim yedeklere... Zorlayalım bakalım Hidayet olacak mı.

İlk hakkımı Paul Pierce için kullanıyorum, hiç diğer ihtimallere bakmadan. Boston Celtics'in başarısının önemli bölümü her ne kadar Kevin Garnett'e bağlansa da Pierce'ın geri dönüşü oldukça etkileyici. Diğer yedeğin ise Chris Bosh olması yüksek ihtimal. Oyum Bosh'tan yana.

Bu bölgede ek kontenjan kullanılacaktır muhakkak. Kadroda iki pivotun olacağını düşünürsek, guard için üç yedek belirlenmez ise Hidayet'in şansı olabilir. Bana kalırsa, geçen sezon da All-Star olan Caron Butler yine ödüllendirilmeli. Arenas'ın yokluğunda iyi toparladı takımını. Potansiyel dördüncü yedek için Hidayet mutlaka düşünülecektir, rakiplerinin ise Richard Jefferson ve Antawn Jamison olacağını sanıyorum. Orlando, son maçları biraz daha iyi oynasaydı Hidayet seçilebilirdi, her şeye rağmen az da olsa şansı var. Jefferson'ı seçmezdim, fakat kariyer sezonunu yaşıyor.

Hidayet'in önünde yer alan oyuncular; Kevin Garnett, LeBron James, Paul Pierce, Chris Bosh ve Caron Butler. Bu oyunculardan biri All-Star'da oynayamayacak duruma gelirse ciddi şekilde şansı olabilir.

Kısa Forvet tercihim: LeBron James, Paul Pierce (bench), Caron Butler (bench)
Uzun Forvet tercihim: Kevin Garnett, Chris Bosh (bench)

Center:

22.6 sayı, 15.2 ribaund, 2.6 blok..

Shaquille O'Neal, artık ligin en dominant oyuncusu değil. Bu istatistiklerin sahibi Dwight Howard ve Shaq gibi oynuyor, gerçekten. Liseden geldiğini sadece 22 yaşında olduğunu düşünürsek de önümüzdeki 10 yıl içerisinde büyük bir terslik olmazsa, sürekli All-Star seviyesinde kalacağını söyleyebiliriz.

Howard iyi ama ne yani Shaq, All-Star olamayacak mı ?! Tabii ki, olacak. En rahat seçim bu bölgede, hiç kuşkusuz. Sports Illustrated'da Ian Thomsen yazmış, ''Eğer, Shaq'in All-Star olmadığı bir yıl gelirse, gider kendi alternatif All-Star maçını yapar ve eminim ki gerçeğinden eğlenceli geçer''.

Bir ihtimal bu bölgeye Rasheed Wallace eklenebilir, ama yedek sayısının sadece gard ve forvetler için ikiye çıkarılacağını sanıyorum.

Pivot tercihim: Dwight Howard, Shaquille O'Neal (bench)



Sonuç:

En nihayetinde ilk beş konusunda Dwayne Wade için bir çekincem olsa da genel kanıyla uyuşuyor olduğumu söyleyebilirim. Kenara gelince ikişer gard ve forvet ile bir pivotun seçileceğini düşünüyorum. Toparlayalım:

PG: Jason Kidd - New Jersey Nets
SG: Dwayne Wade - Miami Heat
SF: LeBron James - Cleveland Cavaliers
PF: Kevin Garnett - Boston Celtics
C: Dwight Howard - Orlando Magic

> Chaunsey Billups - Detroit Pistons
> Vince Carter - New Jersey Nets
> Paul Pierce - Boston Celtics
> Caron Butler - Washington Wizards
> Chris Bosh - Toronto Raptors
> Shaquille O'Neal - Miami Heat

NBA | Bulls 126-96 Heat



MIAMI HEAT, TEPETAKLAK

Evet, resimdeki gibi. Dün yine sahada yokları oynadı, Miami Heat takımı.

31 Ekim 2006 günü, sezon açılışında karşılaşan iki ekipten favori olan Miami Heat, NBA Şampiyonu apoletiyle sahaya çıkarken Ben Wallace ve arkadaşlarının göstereceği performansla çok az kişi ilgileniyordu. Birkaç öy önce Dünya Basketbolu'nun zirvesine çıkan Heat'in sahasındaki sezon açılışını gövde gösterisine çevireceği düşünülürken, şovu genç Bulls ekibi yapıyor ve Şampiyon'a unutulmaz bir ders veriyordu, 108-66'lık skorla.

O maçtan bu yana koca bir sezon geçti ve yeni sezonla birlikte Miami için mağlubiyet kaçınılmaz son olarak kabul edilmeye başlandı.

1, 2, 3, 4, 5 derken dün gece üst üste 11. mağlubiyetini aldı, 2006 yılının şampiyonu.

Sezon öncesi Doğu Konferansı'nı ilk dört içerisinde bitirmesi beklenen iki takımın mücadelesinden önce Miami Heat, Shaq'in dönüşüyle 10 maçtır devam eden yenilgi serisini sonlandırmak ve evinde üst üste oynayacağı 7 maçlık programın ilk gecesinde kazanarak kendine gelmeyi düşünüyordu, çaylak Joakim Noah ile Ben Wallace arasında Magic'e karşı oynanan maçta çıkan tartışmanın daha fazla uzamayacağını açıklayan koç Jim Boylan'ın takımı Chicago Bulls karşısında.

2007 NBA Play-Off 1. Turu'nda rakibini 4-0 ile süpüren Chicago Bulls'a karşılık vermekten aciz gibi görünüyordu, Miami Heat maç öncesi.

Ben Wallace ve Shaquille O'Neal'in hava atışına çıkmasından sonraki iki dakika içerisinde Shaq ve Udonis Haslem'in basketiyle 4-2'lik üstünlüğü yakalayan Miami Heat, maçta ilk ve son kez öne geçiyordu. Sonrası ise tufan. Çeyreğin sonuna kadar Shaq ve Wade ile ayakta kalmaya çalıştı, bu bölümü 34-23 önde kapayan Chicago Bulls karşısında Miami Heat. İkinci çeyrekte ayağa kalkmaya çalışan Heat'e Joe Smith ve Ben Gordon'ın sayılarıyla cevap veren Chicago Bulls, üçüncü çeyreğini 35-26 önde geçtiği maçı 33-17'lik skorla bitirince Miami Heat'i bir kez daha farklı geçmeyi bildi.

Maç içerisindeki bir pozisyonda kalçasının üzerine ters düşen Andres Nocioni, soyunma odasının yolunu tutarken maç sonrası ''Olayın sıcaklığı geçtikten sonra kendimi daha iyi hissettim'' derken bir gün daha kalçasından sorun yaşayacağını, ama gelecek maç için hazır olacağını söyledi.

26 Aralık'tan bu yana ilk maçına çıkan Shaquille O'Neal, 24 sayı ve 10 ribaund ile maçı tamamlarken ''Yine aynı şeyler. Hücum açısından problem yok; ama savunmada artık birilerini durdurmalıyız'' diyordu, Dwayne Wade ise ilk dokuz şutundan yedisini kaçırmasına karşı takımı adına 24 üretirken yenilginin hayatın bir parçası olduğunu, fakat bunu kabullenmenin kolay olmadığını söylüyordu, 30 sayılık mağlubiyetin ardından. Karşılaşma boyunca %57.3 şut isabetiyle oynayan Chicago Bulls'ta ise benchten gelen Ben Gordon 24 sayı ile maçı tamamlayan bir diğer oyuncu olurken Atlanta ve Orlando mağlubiyetlerinin ardından kazanan takımda Joe Smith, 9/10 ile 23 sayı atıyor ve galibiyetin mimarlarından oluyordu.

Miami Heat'in 11 maçlık mağlubiyet serisinin ardından toparlayabilmesi için tek şansı evinde oynayacağı 6 maçlık program gibi duruyor, aksi halde Minnesota gibi tarihin en kötü derecelerinden birini alıp almayacağı tartışılmaya başlayacak:

http://sports.espn.go.com/nba/features/worstteams

17 Ocak 2008 Perşembe

Sprite Rising Stars Slam Dunk Contest



İlk ''Rising Star'' Jamario Moon !..

NBA'de All-Star heyecanı devam ediyor, oylama için son haftaya girilen bu günlerde Cumartesi menüsü de yavaş yavaş belli olmaya başladı.

Cuma ve Pazar günleri arasına basketbolseverlere oyunun görsel tarafından zevk alma fırsatı verecek olan Cumartesi akşamının kuşkusuz en merak edilen sonucu ''Sprite Rising Star Slam Dunk Contest'', yani Smaç Yarışması olacak. Son yıllarda bazı oyuncuların haklarının yenildiği görülse de hala heyecan verici, uçan gençleri izlemek.

All-Star'da en fazla oyu kim alacak, Batı'dan hangi gard dışarıda kalacak, MVP kim olacak, derken Smaç Yarışması'na katılacak ilk isim belli oldu. Toronto Raptors'ın çaylağı Jamario Moon, NBA Yönetimi'nin kendisine getirmiş olduğu teklifi değerlendireceğini söyledi, ''Kendimi harika hissediyorum, çok heyecanlıyım''.

Jamario Moon'dan sonraki isim konusunda ise çeşitli iddialar, yorumlar ortaya atılıyor, All-Star haftasonu yaklaştıkça.

- Washington Wizards, oyuncularının isteği ile genç Nick Young konusunda ısrarlı.
- Sezon içerisinde Boozer'ın üzerinde geçen Kings'den Ronnie Price ise katılırsa, sol eli ve kısa boyu dolayısıyla avantajlı olabilir, ihtimal dahilinde olan isimlerden biri.
- Çaylaklar arasında en çok blok yapan ve lig genelinde de 11. sırada olan Sean Williams, çok güçlü bir aday.

Evet, göz önünde olmayan bu isimler dışında Dwight Howard'ın tekrar denemek istediğini ve sıradışı bir smaç hazırlığında olduğunu söylediğini biliyoruz. Gerald Green, ünvanını koruma adına dahil olabilir yarışa. Rudy Gay ve Tyrus Thomas ise olmayacak isimler değil, ama mümkünse Nate Robinson gelmesin artık.

Kişisel tercihim, keşke LeBron James'i izleyebilseydik. Zaten bu sene de bir sürpriz yapıp katılmazsa, daha da katılacağını sanmıyorum. İki sezon önce yaklaşmıştık izlemeye, fakat sakatlığını ileri sürerek affını istemişti, Kral.

Yukarıda dediğim gibi ''keşke'' listem şu şekilde olurdu: LeBron James, Tracy McGrady, Kobe Bryant, Vince Carter. Hem formata aykırı tabii bu liste, hem de mantığa. Realist tahminim ise:

Jamario Moon, Rudy Gay, Gerald Green, Dwight Howard ve Sean Williams beşlisinin bir isim dışında smaç yapacağı şeklinde olacak.

Slam-Dunk Contest ile ilgili birkaç haber, makale, bilgi, döküman vs.:
http://dunksession.free.fr/
Slam Dunk contest video history
http://www.dunkers.741.com/
Slam Dunk Videos
http://www.dunktv.com/
http://www.dunkinggear.com/

19-20 OCAK | Futboldan Kumanda



19-20 OCAK : Futbol Ekranı

Seçim yapmanın zor olduğu bir hafta daha. Cumartesi günü Pazar gününe ısındıracak maçlar var, bünyemizi. FOX, yine sürpriz yapmadı ve Boro maçını seçti. Bu hafta tercih şansı fazla değildi, hakkını yememek lazım; ama White Hart Lane maçı izlemek ister artık bu gönül. Neyse, umarım Tugay oynar da maç izlemeye değer hale gelir.

Cumartesi günü program kalabalık, ama ''Maça bak!'' diyebileceğimiz bir eşleşme yok gibi görünüyor. Yine de Trabzon-Oftaş, M'Brough-Blackburn, Beşiktaş-Kasımpaşa, Getafe-Sevilla ve Villarreal-Valencia beşlisi ile kafayı bozan olabilir, isteğe kalmış.

Pazar, daha iyi. Hollanda'nın 13.30 maçlarını severim. VVV Venlo'nun sahası da sempatiktir, PSV maçı fena olmayacaktır. Son dakikalar, Gaziantep-F. Bahçe maçıyla dönüşümlü izlenebilir. Bitene kadar arada Udinese-Milan ve Juventus-Sampdoria var, üst düzey. Antep-Fener maçı biter, satırların sahibi Sami Yen'in yolunu tutar; ama Galatasaray-Bursa maçından sonra da akşam süper bir programla sona eriyor.

E, tam listeyi verelim:

19 Ocak Cumartesi
13.00 Sakaryaspor - Orduspor (D Spor)
14.30 Hearts - Hibernian (Business Channel)
15.00 Trabzonspor - GB Oftaş (Lig Tv)
17.00 Middlesbrough - Blackburn (Fox TV)
18.10 Lorient - PSG (Kanal A)
19.00 Beşiktaş - Kasımpaşa (Lig TV)
19.00 Genoa - Atalanta (Kanal 24)
19.20 Watford - Charlton (Business Channel)
21.00 Getafe - Sevilla (Ntv SPOR)
21.30 Fiorentina - Torino (Kanal 24)
23.00 Villarreal - Valencia (Ntv)

20 Ocak Pazar
13.00 Eskişehirspor - Gaziantep BB. (D Spor)
13.30 VVV Venlo - PSV (Business Channel)
15.00 Gaziantepspor - Fenerbahçe (Lig Tv)
16.00 Udinese - Milan (Ntv Spor)
16.00 Juventus - Sampdoria (Kanal 24)
19.00 Galatasaray - Bursaspor (Lig Tv)
19.00 Nice - Nancy (Kanal A)
20.00 A.Madrid - R.Madrid (Ntv SPOR)
21.30 ınter - Parma (Kanal 24)
22.00 Barcelona - R.Santander (Ntv SPOR)
22.00 Lens - O.Lyon (Kanal A)

NBA | 2008 All-Star Haftasonu !



Maçlar geçiyor, ribaunlar alınıyor, kariyer rekorları kırılıyor, son saniye basketleri ile üzelenler bir sonraki maçı düşünüyor, play-off resmi belli olmaya başlıyor ve tansiyon ligin ortasına yaklaştığımız dönemde iyiden iyiye artıyor. İşte tam bu noktada, tüm dikkatler tek bir yere çevriliyor: All-Star Haftasonu !

Yine tam zamanında devreye girecek, basketbolun en büyük görsel şöleni.

15-17 Şubat tarihlerinde basketbola tam anlamıyla doyacağımız seri, Cuma günkü ''Çaylaklar Maçı'' ile başlayacak. NBA'de ilk yılını geçiren oyuncular (Rookies) ile ikinci yılını yaşayan isimlerin (Sophomores) karşılaşacağı maçı, ''Celebrity All-Star Game'' takip edecek. Doğu ve Batı takımlarının birer WNBA oyuncusu bulunduracağı bu maçta daha önce hiç basketbol oynamamış ünlü isimler sahaya çıkacak. Geçen seneki kadrolar ilgi çekiciydi.

İkinci gün, NBA Haftasonu'nun en heyecan verici sahneleri basketbolseverlerle buluşacak. NBA Geliştirme Ligi oyuncularının karşılaşacağı All-Star maçından verilecek dikkat, Smaç Yarışması kadar olmayacaktır (bu gönül LeBron James adlı adamı görmek ister artık, bu sahnede). Yetenek ve Üçlük Yarışması ile gözlerimiz bayram yapacak, Şutör Yıldızlar (bir NBA, bir WNBA ve bir emekli NBA oyuncusu ile yapılan yarışma) geceye renk katacak.

Ve üçüncü gece. Her basketbolcunun hedefidir, NBA'de oynamak. NBA'de forma giyenler ise tüm kariyerleri boyunca All-Star olmak için mücadele ederler. Şampiyonluk yüzüğü kadar önemlidir, bir oyuncunun ilk All-Star maçı. Onlar, kaliteleri onaylanmış oyunun en büyük 24 oyuncusudur. Bu sene de bazı oyuncuların ''hayatının en mutlu günü'' olabilir, 17 Şubat tarihi.

Bu sene, All-Star Haftasonu'na Jazz müziğinin anavatanı New Orleans ev sahipliği yapacak. Geçtiğimiz yıl yaşadığı Katrina felaketinin ardından yaralarını sarması adına önemli bir deneyim olacak bu organizasyon, şehir için.

E, peki oylama ne durumda. Son haftaya girildi ve heyecan had safhada.

2008 NBA ALL-STAR DOĞU KONFERANSI

Forwards: Kevin Garnett (Bos) 1,756,251; LeBron James (Clev) 1,564,974; Chris Bosh (Tor) 516,669; Paul Pierce (Bos) 411,231; Yi Jianlian (Mil) 342,669; Caron Butler (Was) 213,924; Hedo Turkoglu (Orl) 196,362; Tayshaun Prince (Det) 178,122; Andrea Bargnani (Tor) 168,287; Josh Smith (Atl) 163,384

Guards: Dwyane Wade (Mia) 1,179,889; Jason Kidd (NJ) 868,069; Ray Allen (Bos) 733,440; Vince Carter (NJ) 708,409; Gilbert Arenas (Was) 585,345; Chauncey Billups (Det) 402,787; Michael Redd (Mil) 247,384; Richard Hamilton (Det) 193,618; Joe Johnson (Atl) 171,500; T.J. Ford (Tor) 164,342.

Centers: Dwight Howard (Orl) 1,456,898; Shaquille O'Neal (Mia) 701,253; Rasheed Wallace (Det) 190,684; Ben Wallace (Chi) 172,147; Zydrunas Ilgauskas (Cle) 163,518; Andrew Bogut (Mil) 156,012; Jermaine O'Neal (Ind) 143,026; Emeka Okafor (Cha) 85,340; Zaza Pachulia (Atl) 66,705; Eddy Curry (NY) 64,896

2008 NBA ALL-STAR BATI KONFERANSI

Forwards: Tim Duncan (SA) 1,246,125; Carmelo Anthony (Den) 1,218,106; Dirk Nowitzki (Dal) 946,421; Carlos Boozer (Utah) 402,917; Shawn Marion (Pho) 345,400; Shane Battier (Hou) 341,621; Josh Howard (Dal) 324,267; Luis Scola (Hou) 309,994; Kevin Durant (Sea) 299,481; Grant Hill (Pho) 248,273.

Guards: Kobe Bryant (LAL) 1,441,333; Tracy McGrady (Hou) 907,639; Allen Iverson (Den) 827,273; Steve Nash (Pho) 808,995; Manu Ginobili (SA) 418,442; Tony Parker (SA) 374,340; Chris Paul (NO) 330,902; Baron Davis (GS) 298,827; Jason Terry (Dal) 241,839; Jerry Stackhouse (Dal) 212,320.

Centers: Yao Ming (Hou) 1,255,263; Amaré Stoudemire (Pho) 685,772; Marcus Camby (Den) 265,830; Erick Dampier (Dal) 207,354; Pau Gasol (Mem) 154,741; Tyson Chandler (NO) 135,388; Mehmet Okur (Utah) 132,310; LaMarcus Aldridge (Por) 117,508; Andris Biedrins (GS) 98,460; Chris Kaman (LAC) 97,569.

Olympiacos-Panathinaikos | Sürpriz Yok, Yine Kan Aktı !..



Önce Çarşamba gecesi ligde karşılaştılar.

Panathinaikos, 15. dakikada N'Doye'nin golüyle öne geçti.




Olympiacos, ilk yarının son dakikasında Antzas'la beraberliği yakaladı.

Panathinaikoslu oyuncuların itirazları kararı değiştiremedi.




Olympiacos'un kendisinden beklenilen performansın altında kaldığı ikinci yarıda, Panathinaikos penaltı kazandı.

İtiraz sırası, ev sahibindeydi.




Olympiacos'a transferi nedeniyle Panathinaikos taraftarının nefretini kazanan Nicopolidis, penaltıyı kurtardı.

İki ekip yenişemedi ve maç 1-1 sona erdi. Ölü veya yaralı yok.

http://www.contra.gr/contralive/1201/contralive.htm






Çarşamba gecesi ise randevu Kupa'daydı.

6. dakikada Lua-Lua'nın golü, Pana'ya seçme şansı bırakmadı.




Kovacevic, ilk maçtaki kötü oyununu affettirdi.

63. dakikada gelen gol farkı 3'e çıkardı.




Olympiacos, bu kez kazandı. Hem de 4-0.

http://www.contra.gr/contralive/1601/contralive.htm

Ama 72 saat boyunca rahat duramazdı bu iki düşman. Sezon başındaki voleybol maçından sonra bir kez daha can aldı, Yunanistan Derbisi. Dört Panathinaikos taraftarının, 4-0'lık galibiyetlerini Pire'deki kafetaryalardan birinde kutlamak isteyen üç Olympiacos taraftarına sözlü olarak sataşmasıyla başlayan ve mekan dışına taşan kavganın sonunda 24 yaşındaki Theophilos Stavrakis göğsünden aldığı bıçak darbesiyle hayatını kaybetti.

Beklenen açıklama ise gelmekte gecikmedi:

Stavrakis'nin 2005 yılında tüm Yunanistan'daki futbol maçlarına girişinin yasaklandığını söyleyen bu açıklama, ''Kavga, kesinlikle futbol takımları ile ilgili değildi. Sebep, kişisel nedenler'' diyordu.

21 Ocak Gecesi NBA Patlaması !



Hoşgeldin NTVSPOR !

21 Ocak, Türkiye'deki NBA yayıncılığının devrim yapacağı gün olacak.

21 Ocak 20.00 Boston - New York @ NTVSPOR
21 Ocak 22.30 Utah - LA Clippers @ NTVSPOR
21 Ocak 22.30 Milwaukee - New Orleans @ NBA TV
22 Ocak 02.00 Detroit - Orlando @ NTV
22 Ocak 05.30 Denver - Lakers @ NTV

Martin Luther King Günü nedeniyle NTVSPOR ve NTV'nin yapacağı özel yayında ekrana gelecek dört maçın arasına NBA TV de bir maçla katılacak, keyifler zirve yapacak.

15 Ocak 2008 Salı

EREDIVISIE | 19. Hafta Değerlendirmesi



EREDIVISIE Feyenoord 0-1 PSV Eindhoven

Hollanda Eredivisie'de 19. Hafta maçları oynandı. Cumartesi günü Feyenoord ile PSV, Pazar günü ise Ajax ve AZ Alkmaar karşı karşıya geldi.

Zorlu maçların oynandığı haftada tüm gözler De Kuip Stadı'ndaydı. 23 Eylül 2007'ye dönelim. 2007/08 Sezonu'na müthiş başlayan Feyenoord, ilk mağlubiyetini PSV deplasmanında 4-0'lık skor ile alıyordu. 35. dakikaya kadar golsüz giden maçta, ilk yarının son 10 dakikasında gelen üç PSV golü PSV'nin galibiyeti için yeterli olurken son dakikada Koevermans'ın attığı gol skoru belirliyordu.

Koeman'ın PSV'yi yarı yolda bırakmasının ardından göreve gelen Sef Vergoossen, Feyenoord maçının önemini biliyordu. Maç öncesi son antrenmanı basına kapatan antrenör, kendisine sorulan soruya ''Tecrübelerim bana kapalı kapılar ardında yapılan antrenmanların her zaman avantaj olduğunu söylüyor. Basın için kötü bir durum, yaptıklarımızı görme fırsatları olmuyor; ama biz de oldukça yararlı bir antrenman programı yapma fırsatı bulduk'' şeklinde cevap veriyordu, Feyenoord maçı için De Kuip Stadı'nın yolunu tutmadan önce.

Yüzüncü yılının ilk maçına çıkan Feyenoord da galibiyeti istiyordu. Teknik direktör Bert van Marwijk'in ''Her maç önemlidir, ama bu çok daha önemli'' sözü, Feyenoord'u galibiyeti ne kadar istediğini gösteriyordu, maç öncesi. ''Oyuncularım hafta boyunca başarıya duydukları açlıkla etkilediler beni. Sağlıklı ve keskinler. PSV ile oynamaya ihtiyaçları var'' açıklaması ise zor bir maçın olacağını işaret ediyordu, PSV adına.

Feyenoord cephesinden iddialı açıklamalar geliyordu, ama maça hızlı başlayan konuk takım PSV oluyordu.

Henüz ilk dakikada Alcides ile pozisyona giren PSV, golü bulamamasına karşın geride kalan bölümde etkili bir oyun oynadı. Bu bölümde topla daha çok oynayan PSV olunca, evsahibi Feyenoord savunma hattını geride kurmaya ve kontra ataklarla şanslar yakalamaya çalıştı. PSV formasıyla ilk maçına çıkan Balázs Dzsudzsák'ın iyi oyununa orta sahada Otman Bakkal ve Ibrahim Afellay da eklendi, geçtiğimiz yılın şampiyon takımı adına. Feyenoord ise Luigi Bruins ve Nick Hofs ile yakaladığı pozisyonları değerlendiremedi.

Hareketli bir maç oluyordu, 30. dakikadan sonra PSV'nin atakları daha da ciddileşti. Hofs ve Makaay ortaklığıyla gole yaklaşan Feyenoord, ilk yarının bitimine beş dakika kala PSV'nin baskısına dayanamadı. Alcides'in güzel pasıyla sol çaprazdan ceza sahasına giren Othman Bakkal, baskı görmeyince sol ayağıyla topu kaleci Henk Timmer'in yanından ağlara gönderiyor ve takımını 1-0 öne geçiren golü atıyordu, soyunma odasına gitmeden önce.

İkinci yarıda skor avantajıyla oynayan PSV, bilinçsizce üzerine gelen Feyenoord'un ataklarını başarıyla savuşturmayı başarırken 62. dakikada ev sahibi ekipten Nicky Hofs, Ibrahim Afellay'a yapmış olduğu müdahaleyi faul olarak yorumlayan hakemin kararına tepki gösterince ikinci sarı kartını görüp oyundan atıldı. Bu dakikadan sonra değil galibiyet, beraberlik için bile yeterli bir görüntü sergileyemeyen Feyenoord karşısında 1-0 kazanan PSV, rakibini puan olarak da geçip liderliğini perçinlemiş oldu.



EREDIVISIE Ajax 6-1 AZ Alkmaar

2007'nin son ayında Ajax adına kötü giden işler, Venlo deplasmanında alınan 2-2'lik beraberlikle tavan yaparken Ajax'ın kendine güvenini yerine getirecek bir galibiyete ihtiyacı vardı. Cumartesi günü PSV'nin Feyenoord'u deplasmanda yenmesinin ardından Ajax, pazar günü evinde AZ Alkmaar'ı ağırladı.

Yeni yılla birlikte Kenneth Perez, Ajax'a geri dönerken Edgar Davids ve Leonardo'nun takıma katılımı da Ajax için olumlu gelişmelerdi. AZ ise eski gücünde değildi ve yakın dönemde Avrupa'da başarı sağlamış olan kadrosundaki yıldızları çoktan büyük takımlara pazarlamıştı.

AZ Alkmaar önünde favori olan taraf Ajax'tı; fakat henüz beşinci dakikada basit bir golle mağlup duruma düştüler. AZ Alkmaar'ın üç kişiyle geldiği pozisyonda ceza sahayı dışından gönderilen topu çelmeyi başaran Stekelenburg'u iyi takip eden Ari, takımını 1-0 öne geçirdi. AZ, öne geçtikten sonra Ajax, müthiş bir üstünlük kurmaya başladı rakibi üzerinde. Banvit-Galatasaray maçının devre arasında daha dikkatli izlemeye başladığım maçı Ajax, neredeyse tek kaleye çevirmişti.

Klaas Jan Huntelaar, Kenneth Perez ve Luis Suarez'den oluşan forvet hattına köşe vuruşlarında uzun boylu savunmacılar da ekleniyordu. 20. dakikada kullanılan köşe vuruşundan önce Ajax, etkisini artırmış ve golün sinyalini vermişti. Ceza sahasında savunmadan seken topun gelişine sert vuran Jan Vertonghen beraberliği sağlamakta gecikmiyordu.

Oyunun kırılma anı ise ikinci golün öncesine denk geliyor. Ajax, yine rakibin üstüne gelirken ceza sahasına ortalanan top, AZ Alkmaar kale çizgisini bariz şekilde geçiyor, Klaas Jan Huntelaar ve arkadaşları golün sevincini yaşamaya başlamışken hakem penaltı noktasını gösteriyordu. Roelof Luinge ve yardımcısının bu dakikadaki hareketlerini ilgiyle izledim. Türkiye'de olsaydı, çok tartışılırdı. Olay şöyle gelişti:

- Ajaxlı oyuncunun (sanıyorum Klaas Jan Huntelaar'dı) vuruşunda çizgiyi geçen topu AZ Alkmaar'dan Demy de Zeeuw kale içerisinden çıkardı,
- Olayı süzemeyen hakem, orta çizgiye koşan yardımcı hakemini görmeyerek penaltı noktasını gösterdi.
- Penaltıya hükmettiği için kırmızı kartla de Zeeuw'u oyundan ihraç etti.
- Daha sonra yardımcı hakeminin yanına koştu. Fiki alışverişi yapıldı. Yanlış bir karar vardı ortada.
- Hakem, kararını değiştirecekmiş gibi davrandı; fakat penaltı kararını ve kırmızı kartı onayladı.
- Penaltı atışı sırasında en 10 oyuncunun içeri girmesine rağmen tekrara gitmemesi de final oldu.

Buradan çıkması gereken tek karar ''gol'' olmalıydı. Top kale çizgisini geçtikten sonra müdahale gerçekleştiği için kırmızı kart ve penaltı kararının yanlış olduğunu düşünüyorum. Belki de Zeeuw'un niyeti topu eliyle kesmekti, ama çizginin bir haylinin içerisinde yer alıyordu.

İkinci yarıya 2-1 geride ve 10 kişi başlayan AZ Alkmaar, skor 2-1 devam ederken değerlendiremediği fırsatın ardından kalesinde üçüncü golü görünce bir daha toparlayamadı.

Vertonghen, Perez, Klaas Jan Huntelaar (2), Kennedy ve Leonardo'nun golleri Ajax'a galibiyeti getirdi.

EREDIVISIE 19. Hafta Toplu Sonuçlar

EREDIVISIE 19. Hafta Puan Durumu


EREDIVISIE 16-22 Ocak Maç Programı

14 Ocak 2008 Pazartesi

TBL | 16. Hafta'nın Ardından..



BEKO BASKETBOL LİGİ 16. HAFTA

Beko Basketbol Ligi'nin ikinci yarısı oynanan sekiz maçla başladı. Toplu sonuçlar şu şekilde:

11 Ocak Cuma
Mutlu Aku Selcuk Uni. - TTNet Beykoz: 81-86
Alpella - Mersin BSB.: 78-81

12 Ocak Cumartesi
Oyak Renault - Fenerbahce Ulker: 68-67
Antalya BSB. - Darussafaka: 96-77
Besiktas Cola Turka - Turk Telekom: 65-86
CASA TED Kolejliler - Pinar Karsiyaka: 81-87

13 Ocak Pazar
Banvitspor - Galatasaray Cafe Crown: 77-80
Efes Pilsen - Kepez Bld.: 75-69

- Türk Telekom, Beşiktaş'a Mağlubiyeti Hatırlattı: 65-86

Galatasaray Cafe Crown için oldukça iyi skorların çıktığı bir gün oldu. Haftanın maçında Akatlar'da karşı karşıya gelen Beşiktaş Cola Turka ve Türk Telekom'un mücadelesinden deplasman takımı galibiyetle ayrılırken Galatasaray Cafe Crown mağlubiyetinden bu yana yedi maçtır kazanan rakibinin galibiyet serisine de son vermiş oldu.

Ankara'daki maçı da kazanan Türk Telekom, olası bir play-off eşleşmesinde Beşiktaş'a 1-0'lık üstünlük sağlayacak.

Ligin en kaliteli kadrosuna sahip olduğunu düşündüğüm Türk Telekom, hafta arası İspanyol temsilcisi Joventut Badalona'yı yenmiş ve çok büyük bir iş başarmıştı, ULEB Cup'ta. Cumartesi akşamı Beşiktaş deplasmanında da rahat kazanarak bocalama devresini geçtiklerini kanıtlamış oldular, kanımca.

Khalid El Amin 11 sayı, 6 ribaund, 8 asist - Türk Telekom
Sandro Nicevic 18 sayı, 5 ribaund - Beşiktaş Cola Turka

- Oyak Renault'dan FB Ülker'e Son Saniye Sürprizi: 68-67

Galatasaray ve Beşiktaş'a kaybeden, Mutlu Akü, Kepez Bld., Türk Telekom maçlarında ise zorlanan Fenerbahçe Ülker, Bursa'da kaçamadı. Tüm maçı önde götüren Oyak Renault, son topta kazanarak kümede kalma yolunda hesapta olmayan bir galibiyet almış oldu.

Oyak Renault gibi takımlara, yukarıda da değindiğimiz gibi, deplasman maçlarında zorlanan Fenerbahçe Ülker, ilk yarının son bölümüne 40-22 geride girmesine rağmen yakaladığı 12-0'lık seriyle kabul edilebilecek bir farkla üçüncü çeyreğe başladı. Son bölümden önce ise fark 3'e kadar gelmişti, 53-50. Dördüncü çeyrekte hiç kuşkusuz Willie Solomon sahneye çıkacaktı, herhangi bir yerde.

Solomon, son çeyreğin ilk bölümünde takımını öne geçirirken bitime dört saniye kala Monwell Randle'ın üçlüğüne cevap veremeyince FB Ülker, bu sezonki beşinci mağlubiyetini aldı.

Andre Woolridge 18 Sayı, 4 Ribaund, 2 Asist - Oyak Renault
Willie Solomon 16 Sayı, 7 Ribaund, 6 Asist - Fenerbahçe Ülker

- TBL 16. Hafta Puan Durumu

1 Galatasaray Cafe Crown 16 13-3
2 Turk Telekom 16 12-4
3 Besiktas Cola Turka 16 12-4
4 Efes Pilsen 16 12-4
5 Fenerbahce Ulker 16 11-5
6 Pinar Karsiyaka 16 10-6
7 Antalya BSB. 16 9-7
8 Kepez Bld. 16 8-8
9 Mersin BSB. 16 7-9
10 Banvitspor 16 7-9
11 Alpella 16 6-10
12 TTNet Beykoz 16 5-11
13 Mutlu Aku Selcuk Uni. 16 5-11
14 Oyak Renault 16 5-11
15 CASA TED Kolejliler 16 4-12
16 Darussafaka 16 2-14

- 17. Hafta (19-20 Ocak)

P.Karşıyaka - Beşiktaş
Darüşşafaka - Alpella
F.Bahçe Ülker - Efes Pilsen
Mersin BŞB - CASA TED
Antalya BŞB - G.Saray
TTNET Beykoz - O.Renault
Kepez Bld - Banvit
Türk Telekom - Selçuk Ünv

TBL | Banvit 77-80 Galatasaray Cafe Crown



TBL Gaines Başladı, Dee Bitirdi !

Beşiktaş Cola Turka ve Fenerbahçe Ülker'in yenildiği haftada, rakiplerinin aldığı skorları bilerek saha çıkıyordu Galatasaray Cafe Crown.

Tufan Ersöz ve Hüseyin Beşok'un sakatlıklarına Robert Hite'ın da eklenmesi karşılaşma öncesinde hiç de iyi bir haber değildi, Galatasaray için. Yine de 6-0'la başlamayı başardık, devam eden bölümde Gaines'in hücum performansı genel görüntüyü gizleyebiliyordu, 12-4 ile geçiyorduk burayı da; fakat Adeleke, pota altını zorlamaya başlamış, Crispin ekstra katkıyı yapmıştı. 12-4'ten sonra 11-2'lik bir seri yakalayan Banvit, 56 saniye kala Crispin'in üçlüğüyle ilk defa öne geçiyordu. Gaines, tek başına savaşmaya çalışırken Crispin ve İnanç Koç ise Banvit'e 20-16'lık üstünlüğü getiriyordu, ilk çeyrek sona erdiğinde.

İlk çeyrekte çıkarılacak çok yorum vardı. 6-0'la öne fırladık, bu bölümde savunma gayreti üst düzeydeydi; fakat hücum sadece Gaines'in eline bakıyorduk. ''Hustle Play'' tabir edilen sayılarla oynuyordu Gaines, dengesiz ve plansız üçlük denemelerinden dolayı. İlk çeyreği 12 sayı 5 ribaund ile tamamlayan oyuncumuz, maçta kalmamızı sağlıyordu, 0/8 üç sayı isabeti ile oynadığımız halde.

İkinci çeyreğe de bıraktığımız yerden başladıyorduk. Banvit, üst üste bulduğu dış atışlarla yakaladığı momentumun karşılığını skorbordda 31-18 ile alıyordu, Ümit Sonkol'un ekstra katkısının da olduğu bölümde. Fark açılmaya devam ederken benchte kalan Cüneyt Erden'in yardımına ihtiyaç duyan Murat Özyer, oyuncusunu sahaya sürüyor ve Galatasaray, ilk yarının bitimine dört dakika kala ilk üç sayılık isabetini kaydediyordu. Cüneyt Erden ve Murat Kaya'nın basketleriyle geçen bu dönemde farkı ancak yediye kadar indiriyor, soyunma odasına 41-34 geride gidiyorduk.

İlk yarı boyunca Gaines'in çabasını kenarda bırakırsak, en önemli eksik Hüseyin Beşok'un varlığı gibi gözüküyordu. Takımın büyük skor opsiyonu olan Hüseyin'in yokluğunda Galatasaray, hem boyalı alanı kullanamıyor, hem de etkin yapabildiği 4-5 paslaşmasını gerçekleştiremiyordu, Cemal Nalga ve Fatih Solak'ın pas yeteneklerinin kısıtlı olmasından dolayı.

Üçüncü çeyrekte bir şeyler değişmeliydi. İlk bölümde iyi savunma yapıldı, bir ara fark üçe kadar indi; fakat çeyreğin son bölümünde Banvit, Galatasaray'ın her hamlesine cevap verince üstünlüğünü kaybetmedi. Chris Hill'in sinir bozucu üçlüğü son bölüme girmeden önce Banvit'e 60-53'lük avantajı getirdi. Mücadelenin dördüncü çeyreğinin ilk bölümünde Galatasaray, savunma gayretinin karşılığını almaya başlıyordu, Cüneyt Erden'in üçlüğünün ardından 5:13 kala Dee Brown'ın serbest atışlarıyla gelen iki sayı sonucu farkın bire kadar inmesiyle. 65-64, umutların yeşermesine neden oluyor, fakat bir dakika içerisinde yenilen iki basketle fark tekrar açılıyordu, Banvit lehine. 1:48 kala ise maçın suskun ismi Murat Kaya'nın üç sayılık basketi skoru 71'de eşitleyince maç yeniden başlıyordu. Bu dakikaları iyi oynayabilecek bir Galatasaray takımı vardı sahada. Banvit'in 75-71'lik üstünlüğü moral bozsa da 6-0'lık seriyle 77-75 öne geçmeyi başarıyorduk, 51 saniye kala.

Dee Brown, karşılaşma boyunca etkili olamasa da son bölümde sahneye çıkıyordu, 6-0'lık seride yaptığı seri ise NBA Action'a girmeye değerdi. Buradan sonra maçı vermeyecektik tabii; ama skor 79-77 lehimize iken serbest atışlarından ikincisini voleybol oynar gibi kaçıran Crispin'in cezalandırılmaması da büyük hataydı. Neyse ki, sayı olmadı.

İkinci yarıda sağlanan 18-11'lik ribaun üstünlüğü önemli, tıpkı Banvit'in 70 sayıda tutmak gibi. Bunun yanında %63 gibi çok iyi oranla kullandığı iki sayılık atışların değeri %15-20'lik üç sayı denemesinden dolayı oldukça düşük kaldı.

Murat Özyer ve ekibine güveniyorum. Şampiyonluk şansımızın az olduğunu düşünmekle, kazanmak için taraftar olarak üzerimize düşen görevi yapmamı gerektiğini sanıyorum. Keşke Efes maçı kaybedilmesiydi, yakalanan sinerjinin ardından. 10-15 yıl sonra basketbol maçına gelen insanların bulunduğu maçı kazanmış olsaydık, geri kalan maçlarda çok daha fazla seyirciye oynayabilirdik.

Yine de maçtan gerekli sonuçlar çıkarılmıştır, diye düşünüyorum. Çok önemli bir Avrupa Kupası maçından önce FB Ülker ve BJK Cola Turka'nın mağlup kapadığı haftayı zorlu bir deplasman galibiyetiyle tamamlamak önemliydi. Normal sezonu tepede bitirmek için oldukça kıymetli bir galibiyet oldu.

Charles Gaines - Galatasaray 24 Sayı (2 Sayı: 11/15), 11 ribaund
Kenny Adeleke - Banvit 14 sayı, 9 ribaund ve 4 top çalma

13 Ocak 2008 Pazar

Olympiacos vs. Panathinaikos: Bitmeyen Nefret !



1930...

Yunanistan'ın en büyük iki kulübü arasındaki ateşin harlandığı tarih oluyordu, Romanya'ya karşı alınan 8-1'lik tarihi hezimeti takımın önemli bir bölümünü oluşturan Olympiacoslu oyunculara bağlayan Panathinaikos taraftarlarının Atina girişinde Milli Takım kafilesini tartaklaması sonucu. 1930 yılının Haziran ayında gerilen ilişki, o tarihten bu yana şiddetini hiç azaltmadı. Öyle ki taraftar gruplarının soyunma odasına inip rakip oyuncuları tehdit etmeleri, kulüp başkanlarının araçlarını yakmaları, birbirlerini katletmeleri olağandışı görülmemeye başlandı.

Yıl 2008 ve Komşu'daki geçimsiz iki kardeş, bu akşam Olympiacos'un evi Karaiskákis Stadyumu'nda toplamda 165. kez karşılaşacaklar.

Her rekabetin bir hikayesi vardır. Salt bir futbol rekabeti olan Galatasaray ve Fenerbahçe çekişmesine en çok benzeyen eşleşme olduğunu düşünsem de Yunanistan'daki bu ''savaş''ın da kendi içeriisinde oluşturduğu geçmişi var, muhakkak. Atina şehrinin merkez bölgesinde yer alan Panathinaikos,üst sınıfı temsil eden kulüp olarak görülürken, Olympiakos ise Atina'nın liman bölgesine denk gelen Pire'de konuşlanarak işçilerin sesi olma görevini üstlenmiştir, bir çok kaynağa göre.

Görülen o ki, sosyal farklılık bu rekabete damgasını vuruyor. Yine de iki takım taraftarları ortak bir paydada buluşuyor, mütemadiyen: Şiddet ve nefret !

1930 yılında Milli Takım kafilesinin tartaklandığı olaydan bir hafta sonra Atina'da karşılaşan iki takımın mücadelesinden 8-2 ile galip çıkan Panathinaikos oluyor ve bu satırların yazıldığı dakikalarda bile gurur duydukları bir sonuç kazandırıyorlardı, kulüp tarihine.

Atina'nın 15 km. dışında yaşayan halk tarafından, şehrin merkezindeki elit kesime karşı kendini ispat amacıyla kurulan Olympiacos kulübü ile Panathinaikos'un aynı yolda yürümeleri sadece beş yıl sürüyordu, 1925 ve 1930 yılları arasına denk gelen bu dönemde. O tarihten sonra Olympos Dağı'nda yaşadığına inanılan tanrılar da dahil olmak üzere tüm Yunan halkı bu iki takımın mücadelesini daha farklı şekilde izlemeye başlıyordu.

1962 yılında oynanan Yunanistan Kupası Finali de tansiyonun tavan yaptığı karşılaşmalardan biridir. ''Bu maç karakolda biter'' klişesini yaşamaya hiç o kadar yakın olmuş muydu, bu futbol denen şey bilemiyorum; ama 66 dakika süren ilk yarının ilk beş dakikasında Olympiacos'tan iki oyuncunun kırmızı kartla ihraç edilmesi ''Acaba doğru mudur, bu söz'' deneyini yapmak isteyecek bir çılgın için bulunmaz bir fırsattı. O çılgın belki de, maçın hakemiydi. Unuttuğu şey ise, kendisinden daha çılgınlarının tribünde olduğuydu. Hakeme karşı oluşan tepki 35 dakikalık araya neden olurken, maçın tekrar başlamasıyla karşılaşmanın 45 dakika uzayacağı söylenir; fakat stadyumun ışıklandırmasının olmaması mücadelenin tamamlanamayacağını işaret eder. Sahayı karanlık basınca da, iki takım oyuncuları çareyi kapışmakta bulur ve sonuç olarak 1962 yılında Yunanistan Kupası'nın herhangi bir takıma verilmemesi kararlaştırılır.

1964 yılındaki Yarı Final eşleşmesi ise uzatma dakikalarında iki takım taraftarlarının oyun alanına girmesi dolayısıyla tamamlanamaz ve Final'e çıkan AEK, final maçını oynamadan kupanın sahibi olur.

İşin şiddet tarafından çıkıp futbola dönelim.

1959/60 ve 1969/70 sezonlarını içerisine alan dönemde Panathinaikos, Olympiakos'un elde ettiği iki şampiyonluğa yedi şampiyonlukla cevap verirken, bir önceki sürecin ardından Yunan Futbolu'nun hakimi olduğunu kanıtlıyordu, 70'li yıllarla birlikte karşı tarafın neler yapacağına dair bilgisi olmadan.

Panathinaikos'un 1969/70 Sezonu'nda kazandığı şampiyonluktan bu yana Olympiacos, ezeli rakibini ikiye katlamış durumda: 18-9 !.. 1972 yılında kulüp yönetiminde yaşanan değişim ile başlayan dominasyon, üç yıl üst üste kazanılan şampiyonlukları getirirken 80'lerin başında serinin dörde çıkması Olympiacos'un bir kez daha Yunan Futbolu'nun efendisi olduğunu haber veriyordu.

Olympiacos vs. Panathinaikos

Panathinaikos bocalıyordu, fakat daha görmeleri gereken bir dönem daha vardı ve hala görmekte oldukları bu süreci ''Ulusoy İstifa'' tadında tezahüratlarla geçirseler de Olympiacos güçlenmeye devam ediyor. Son 11 sezonda 10 şampiyonluk yaşayan Olympiacos ile bir kez araya girebilen Panathinaikos'un 164 maçlık serüveninde anlatılacak birçok anı var aslında, bu periyotta ortaya çıkan rakamlar ise şu şekilde:

Olympiacos 68-43 Panathinaikos, Beraberlik 53

Bu iki kulüpten bahsetmişken taraftar gruplarını ´es´ geçmek büyük hata olur, herhalde. Stadyumlarında kullandıkları kapı numaraları ile anılan Avrupa'nın en gaddar taraftar gruplarından Olympiacos tarafı kendilerini ''Gate 7'' olarak tanıtırken, Panathinaikos taraftarları ise ''Gate 13'' ile gösterilerini yapıyorlar.

Olympiacos taraftarlarına karşı yaptıkları eylemleri (adam yaralama, araç yakma, polis kovalama vs.) sitelerine koymaktan çekinmeyen ve bunlarla gurur duyan ''Gate 13'', bu akşamki karşılaşmada Karaiskais Stadı'ndaki yerlerini alamayacak. Son yıllarda futbol, basketbol, voleybol gibi spor kollarındaki kavgaların sonucunun sıkça ölüm haberleri ile sonuçlanmasının ardından Yunan Federasyonu çareyi, iki takım taraftarlarını karşılaştırmamakta buldu.

Maç yorumuna gelince, ''Derbilerde, favoriler kaybeder'' sözü bu maç için geçerli olmayabilir. Olympiacos, müthiş bir kadro kurdu. Şampiyonlar Ligi maçları da dahil bu sezon iç sahada hiç kaybetmediler, ligdeki tüm maçlarını kazandılar. Panathinaikos ise UEFA Kupası Grupları'ndan çok rahat çıktı ve ligde de AEK'nın aradan çekilmesiyle Olympiacos ile baş başa kaldı, tıpkı bu akşam Karaiskakis'te olacağı gibi.

Olympiacos'un flaş transferi Belluschi ile Panathinaikos'un Porto'dan kiraladığı Helder Postiga da ilk maçlarına yüksek tansiyonla çıkabilirler. Sonuç olarak, Olympos'un tepesindeki tanrılar gibi Yunanistan'da herkesin tüm ilgisi tek bir yerde olacak bu akşam. 165. kez...

12 Ocak 2008 Cumartesi

NICOLAS ANELKA | Tekrar Yükseklerde !..



NICOLAS ANELKA Manşet Aynı, Kulüp Farklı !

Beklenen oldu, Anelka yine ayrıldı. Nereden ayrılmıştı şimdi, bir saniye.. Liverpool ? Arsenal miydi, yo Fener.. E, oradan da gitti. Paris'ten mi çıkmıştı bu adam, yoksa City'den mi ?

Tamam, tamam en son Bolton'daydı, evet. Toparlayalım.

Giriş, istikrarsızlıktan dem vurmakla ilgili olabilir; ama kariyeri boyunca bu oyuncuyu transfer etmek isteyen kulüplerin kasalarından 132,1 milyon euro çıktı. Bu süre içerisinde ''huysuz'', ''geçimsiz'', ''sevimsiz'', ''suratsız'' gibi sıfatlarla çağrılmış olsa da tüm bu sıfatların önüne her zaman ''yetenekli'' desteğinin yapıldığını unutmamak gerekir diye düşünüyorum, o yüzdendir ki 28 yaşında sekizinci transferini yapan bir oyuncu için Chelsea, Bolton'a 15 milyon pound ödemek zorunda hissetti kendisini (Abramovich, mi demeliydim ?!).

Alman gazetesi Bild'in dediği gibi: ''Ne Beckham, ne Zidane, ne Ronaldinho. O gerçekten de dünyanın en pahalı futbolcusu''. Bild, son derece haklı. 1997 yılında Paris Saint Germain'den Arsenal'e 700 bin euro'ya denk gelen bir ücretle transferi gerçekleşen Anelka'nın bu alandaki gelişimi akılalmaz:

1995-97 Paris Saint Germain
1997-99 Arsenal - 700 bin euro
1999-00 Real Madrid - 35 milyon euro
2000-02 Paris Saint Germain - 34.5 milyon euro
2001-02 Liverpool - kiralık
2002-05 Manchester City - 19.8 milyon euro
2005-06 Fenerbahçe - 10 milyon euro
2006-08 Bolton Wanderers - 12 milyon euro
2008-... Chelsea - 20.5 milyon euro



Anelka ismi, ilk olarak ekonomi üzerine konuşulması gerektiyormuş gibi hissettiriyor insana kendisini. İşin maddi boyutundan çıktığımızda ise Anelka'nın geçen sezondan başlayan ve bu sezonun ilk yarısında da devam eden performansının oldukça etkileyici olduğunu görebiliriz. Transfer dönemlerinde potansiyelini ortaya koyuyor olabilir, ama şu dakikada Chelsea için önemli bir silah olacağını söyleyebilirim.

Nasıl olacak, peki ?

Drogba, Gana'da Afrika Uluslar Kupası'nı kazanmak için ülkesine yardım ediyor, tıpkı Salomon Kalou gibi. Bu dönemde Pizarro yakaladığı fırsatı değerlendirmek isterken, Shevchenko ise sakatlığının geçmesini bekliyordu, fakat Anelka çıkageldi.

Chelsea, Mourinho ile 4-3-3 orjinli forvetin tek bırakıldığı ve kanatlardan beslendiği bir sistemi denerken ileri ucun değişmezi Drogba'ydı. Avram Grant da karşı çıkamadı bu fikre. Drogba, Kara Kıta'dan gelince Henry'nin katılımının ardından Rijkaard'ın yaşadığı ikilimi İsrailli menajer de yaşayabilir. Gana'da şampiyonluk kovalayan oyuncunun önümüzdeki sezon Mourinho, nereye giderse gitsin o takımın formasını giyecek gibi gözükmesine rağmen Chelsea'nin bu ihtimali göz önünde tutarak transferi gerçekleştirdiğini sanmıyorum. Bu nedenden, Drogba & Anelka formülünün ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.

Her şeye rağmen Anelka, son iki yılda olumlu yöne doğru gelişim gösterdi. Chelsea, önemli bir şans kendisi için. Başarılı olacaktır.

Bu akşamki Tottenham maçında da forma giymesi bekleniyor. İlk gol bahisleri açıldı bile.

10 Ocak 2008 Perşembe

BUONANOTTE | CA River Plate Gururla Sunar !..



# 30 DIEGO MARIO BUONANOTTE RENDE

Ever Banega ve Fernando Belluschi'nin ardından gelecek transfer sezonunda hücum edilecek Arjantinli yeteneğin ismi şimdiden belli gibi: Diego Buonanotte !

19 Nisan 1988 günü Arjantin'in Santa Fe şehrinde dünyaya gelen ''El Enano'', henüz 17 yaşındayken takımı River Plate'in Instituto karşısında kazandığı 3-1'lik galibiyetin saha içindeki tanıklarından olurken takvim yaprakları 9 Nisan 2006'yı gösteriyordu. Diego Buonanotte'nin istikrarı yakalaması için beklemesi gerekecekti. 160 cm.'lik boyu ve ufak tefek görüntüsüyle herhangi bir yerde dikkat çekebilirdi, fakat teknik direktör Daniel A. Passarella oyuncusunun yeteneği ile ilgileniyordu, daha çok.

2007 Apertura, Bounanotte için yeteneğini gösterme fırsatını yakalaması açısından önemli bir sezon olacaktı. 30 Eylül 2007'de bir süredir beklediği şans ayağına kadar gelmişti, takma adı Cüce olan genç futbolcunun. Hocasının kendisine sunduğu 15 dakikalık hediyeyi son derece iyi değerlendirdi hücum ağırlıklı orta saha oyuncusu. Rosario Central karşısında attığı harika gol takımına 2-2'lik beraberliği getirirken kalan sürede iki takım da birer gol buluyor ve eşitlikle sona eriyordu, River Plate'in yeni bir yetenek kazandığı bu maç. Passarella ise, bir süredir gelişimini takip ettiğini söylediği oyuncusunu ''Çok ufak görünüyor, ama kesinlikle korkusuz ve çok yetenekli!'' sözleriyle övüyordu.

River Plate, ağır aksak götürdüğü sezonda Rosario Central maçının ardından karşılaşacağı Argentinos ve Boca Juniors maçını düşünmeye başlarken ''El Enano'', 4-1'lik Argentinos mağlubiyetinden sonra Super Clasico'da Boca'ya karşı 2-0 kazanılan maçta sahanın yıldızlarından oluyor ve sezonun geri kalan bölümü için takımdaki yerini sağlamlaştırıyordu.

Buonanotte, kariyerinde ilk kez 11'de çıktığı maçın kilit oyuncularından biri olurken kulübün resmi sitesindeki oylamada da Ariel Ortega'nın (425) arkasında en çok tıklanan (171) oyuncu oluyordu, kariyerine yapmış olduğu taptaze başlangıçla birlikte.

Halihazırda Arjantin'de futbol oynayan gençler arasındaki en büyük potansiyellerden biri olarak görülen Buonanotte'nin ismini önümüzdeki sezonlarda Avrupa'nın önemli takımlarından birinde oynarken daha rahat söyleyebilecek duruma gelebiliriz, Juventus'un şimdiden Arjantinlinin ismini hecelemeye başladığı haberleri yavaş yavaş yayılmaya başlamışken.

EK > Kariyerindeki ilk gol, Rosario Central'e karşı: http://www.youtube.com/watch?v=dx8Tgq6TFl4

9 Ocak 2008 Çarşamba

NBA | Denver Nuggets 115-137 Phoenix Suns



PHOENIX SUNS Gece Boyunca Hiç Yorulmadılar !

Bir takımın deplasmanda 115 sayı atması genellikle galibiyet için yeterli olur, öyle ki böylesine bir performansı göstermiş olan takım maç içerisinde aktif dinlenerek maçı kazanmış bile olabilir; fakat o takımın 115 sayıya rağmen 22 sayı farkla sahadan mağlup ayrıldığı az görünür. Olaya diğer tarafından bakalım, herhangi bir takım maça 46 sayılık bir giriş yapıp hiç tempo düşürmeden ikinci çeyrekte de skora 32 ekleyebilir ve ilk yarı sonunda 78 sayıya ulaşabilir mi, o herhangi bir takım Phoenix Suns ise hücum anlamında her türlü sürprize hazırlıklı olmak gerekir.

NBA'de 7 Ocak gecesi iki maç vardı, fikstür oldukça zayıf görünüyordu maç sayısı açısından; fakat US Airway Center'daki Phoenix Suns ve Denver Nuggets eşleşmesi gece sonunda izleyenlere bir değil birkaç maç izlemiş etkisini veriyordu, ortaya çıkan 252 sayının ardından.

Phoenix Suns, iki gece New Orleans karşısında ''yeni Nash'' Chris Paul'ün liderliğine karşılık verememiş ve maçı son bölümdeki oyunuyla kaybetmişti. Denver Nuggets ise, Philadelphia'yı Allen Iverson'ın oyunuyla geçerek sıcak gelmişti, Amerika'nın en sıcak bölgelerinden birine.

Hücum gücü yüksek olan iki takımın eşleşmesinden fazla sayıda skor çıkması sürpriz değildi muhakkak, 56. saniye 4-4'lük eşitlikle geçilince de bu tip bir beklenti içerisinde olanlar haklı çıkma yolunda önemli bir kozu ellerine alıyorlardı. Skorun 6'da eşitlendiği ikinci dakikadan sonra ise Suns, arayı açmaya başlıyor; Iverson'ın sayıları ile skora tutunmaya çalışan Nuggets da rakibine cevap veriyordu, müthiş bir skor patlamasına doğru giden karşılaşmada.

Phoenix Suns, ilk şutunu çeyreğin bitimine 7:13 kala Grant Hill ile kaçırırken topu tipleyen Amare Stoudemire oluyor ve Suns, 10. hücumundan da boş dönmüyordu. 5.43'te Raja Bell'in kaçan şutunu Shawn Marion ve 5.03'te de Boris Diaw'ın bitiremediği pozisyonu Amare Stoudemire tamamlayınca Phoenix Suns, çeyreğin bitimine ancak 4:01 kala bir hücumdan boş dönüyordu, Shawn Marion'ın değerlendiremediği üç sayılık atışın ardından. Sekiz dakikalık bu bölümde skor ise 32-19'a gelmişti bile. İki takım da konrolden çıkmıştı artık. İlk çeyrek skoru inanılır gibi değildi: 46-34 !.. Tıpkı, ortaya çıkan istatistikler gibi.
Phoenix Suns, maçın 12 dakikalık bölümünde 30 şut denemesinde bulunuyor ve bunların 21'inde başarı sağlıyordu, müthiş bir yüzdeyle. Diğer tarafta ise Allen Iverson bu müthiş istatistiği kişisel olarak direnmeye çalışıyordu. ''The Answer'' 5/7 isabetle takımı adına 17 sayılık üretimde bulunurken farkı sadece 12'ye kadar çekebiliyordu, tüm çabasına karşın.

''Tüm yapabileceğim burada oturup, ismimin söyleneceği ana kadar hazır beklemek. O an geldiğinde ise %110 ile mücadele edip, takımın kazanması için her şeyimi vereceğim'' diyen Marcus Bank'in üç sayılık isabetiyle başlıyordu ikinci çeyreğe, hızından bir şey kaybetmemiş gözüken Phoenix Suns. Bu bölümde Marcus Bank'e Grant Hill'in hücum performansı ekleniyor, fakat ilk beş oyuncularının oyuna döneceği zamana kadar Suns, iki buçuk dakika skor üretemiyordu. 5.46 kala alınan molanın ardından ise Shawn Marion ve arkadaşları kaldıkları yerden devam ediyorlardı. ''The Matrix'', moladan öyle bir dönüş yapıyordu ki üç adet üç sayılık isabetinin yer aldığı 106 saniyelik bölümde 11 sayılık bir üretimde bulunuyordu. Bu patlamanın ardından skor 70-47'ye gelmiş ve fark bir anda açılmıştı.

Phoenix Suns'ta işler tamamen yolunda gidiyordu, öyle ki altı saniye kala savunmada Marcus Camby'yi hücum faule zorlayan Brian Skinner, kornayla birlikte kariyerinin ikinci üç sayılık isabetini buluyor ve takımının soyunma odasına 78-59'luk üstünlükle gitmesine katkı sağlıyordu (Efes Pilsen ve Galatasaray arasında oynanan TBL'nin en önemli karşılaşmalarından birinin 72-59 sona erdiğini düşünürsek nasıl bir hücum performansıyla karşı karşıya kalınığını görebiliriz).

Phoenix Suns'ın üç sayılık atışlarda 11/15 ile oynadığı bu bölümde Shawn Marion, 21 sayı kaydederken takım olarak Suns, %60'lık bir hücum performansı gösteriyordu.

Üçüncü çeyreğin üç dakikası geride kaldığında Amare'nin pasını Raja Bell sayıya çeviriyor ve fark 90-65'le 25'e kadar çıkıyordu. Bu skorun ardından iki dakikalık periyod içerisinde yakalanan 11-2'lik seri Nuggets için farkı eritme yolunda başkaldırı olurken, bitime 25 saniye kala Marcus Camby'nin basket ve faulden ürettiği üç sayılık oyun skoru 101-90'a getiriyordu, farkın uzun süre sonra bu denli azalması Nuggets için bir umut olabilirdi; ama Amare'nin basketinin ardından Iverson'ın iki serbest atışı kaçırması ve devam eden pozisyonda Leandro Barbosa'nın üç sayılık isabeti o gece Suns'ın kaybetmeyeceğini işaret ediyordu.

Son çeyreğe 106-90 önde giren Suns, ilk bölümde yakaladığı tempoyu 6:01 kala 120-99'luk skora dönüştürünce Nuggets'ın umut kırıntılarını da yok ediyordu.

4.22 kala oyundan alınan Steve Nash, 10 asistinin yanı sıra maç içerisinde kullandığı üç sayılık atışlardan iki isabet yakalayınca 9 maçlık serisini 10 maça çıkarıyor ve Magic Johnson'ı yakalıyordu. Nash, üst üste 10 maçta 10 asist barajını aşarken aynı zamanda en azından bir üç sayılık isabeti yakalayan sayılı oyunculardan oluyordu:

Michael Adams - 13 maç - 1990/91
Steve Nash - 10 maç - 2007/08
Magic Johnson - 10 maç - 1990/91

Steve Nash'in tarihte yerini aldığı bu gecede takımın yıldızı ise hiç kuşkusuz 27 sayı, 14 ribaund, 4 asist ve 6 blokla oynayan Shawn Marion oluyordu. Tümü ilk yarıda olmak üzere maç içerisinde beş üç sayılık isabet bulan Matrix, bu alanda kariyerinin en yüksek sayısına ulaşırken 6 blokla kariyer rekorunu beşinci kez tekrarlıyordu.

Denver Nuggets'ta Allen Iverson'ın 32 sayısı galibiyet için yeterli olmazken, mağlup koç George Karl'ın ''Onlarla oynayacağımız ilk maç oldukça eğlenceli geçecek'' açıklaması 5 Mart gecesi oynanacak maç öncesi heyecanı arttırmaya yetiyordu.

2008 Yılında Seviye Atlayabilecek Genç Yetenekler - # 4



5. Macauley Chrisantus, 17, Hamburg, Forvet

2007 yılının Kasım ayına kadar geçtiğimiz sezonu Nijerya Ligi Beşincisi olarak tamamlayan Abuja FC takımında forma giyen Macauley Chrisantus, Güney Kore'de düzenlenen FIFA 17 Yaşaltı Dünya Şampiyonası'nda sahaya çıktığı yedi maçta yedi gol atarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

Manchester United, Tottenham, Arsenal, Manchester City, Chelsea, Liverpool, Ajax, Inter, Dinamo Zagreb ve Real Madrid gibi takımlarının transfer listelerinde ismi görülmeye başlanan Nijeryalı forvet için Tottenham Hotspur'un yapmış olduğu 1.5 milyon poundluk teklif kabul görmezken, oyuncunun babası oğlunun yeteneklerini rahatça sergileyebileceği bir lig ve takımda oynaması istediğini medyayla paylaştıktan sonra Macauley Chrisantus'un 13 Kasım 2007 günü Alman ekip Hamburg ile anlaştığı açıklandı.

Çok özel bir yetenek olduğu konusunda birçok kişinin birleştiği Nijeryalı oyuncuyu yeni yılla birlikte daha yakından tanıma şansı bulacağız.

4. Breno, 18, Bayern Münih, Defans

19 yaşındaki Brezilyalı savunma oyuncusu Breno Vinicius Borges, yeni yılın ilk günü ile birlikte Bundesliga'da ilk yarıyı lider bitiren Bayern Münih oyuncusu oldu. Bavyera temsilcisi, Temmuz ayında eski kulübü Sao Paolo ile dört yıllık sözleşme imzalayan Breno'yu kadrosuna katabilmek için söz konusu anlaşmada geçen 18 milyon dolarlık ücreti ödemeyi göze aldı.

Bayern fought off reported interest in the versatile defender, equally comfortable at right-back or centre-half, from other leading European clubs including Real Madrid, AC Milan, Juventus and Fiorentina. “I want to play for a great team,“ Breno was recently quoted as saying. His wish has now come true with his impending arrival at Bayern, ready to play his part in shaping a great team for the future.

Yukarıdaki haberde de anlatıldığı gibi Real Madrid, AC Milan, Juventus ve Fiorentina'nın da transfer etmek istediği Breno, Bayern Münih'le 4,5 yıllık sözleşme imzalayarak büyük bir takım için oynama hayalini gerçekleştirmiş oldu.

3. Karim Benzema, 20, Lyon, Forvet

Olympique Lyon'un forvet oyuncusu Karim Benzema, ileri uçta ön plana çıktıktan ve bu sezon oynadığı 16 lig maçında 12 gol attıktan sonra Arsenal ve Real Madrid gibi dev kulüplerin yanı sıra İtalya Serie-A'nın lokomotifleri Inter, Juventus, Milan'ın da transfer listesine girmeyi başardı.

Arsenal menajeri Arsene Wenger'in Benzema'ya hayranlığını ''uçsuz bucaksız'' sözleriyle dışa vururken, ne söylediğini bilir gibi gözüküyordu.

Lyon'u üst üste yedinci Fransa Ligi Şampiyonu yapmak için mücadele eden kadronun en önemli oyuncularından biri konumunda olan Benzema, Cezayir ve Fransa Milli Takımları arasındaki tercihini Fransızlardan yana kullanırken yaz mevsiminde gerçekleşecek olan EURO-2008 kadrosunda olmayı da şimdiden garantilemiş gibi gözüküyor, bu form grafiğini devam ettirmeyi başarabilirse.

2008 yılının bilhassa ikinci yarısı Benzema'nın seviye atlayabilmesi için ideal olabilir.

2. Éver Banega, 19, Boca Juniors, Orta Saha


(*) Bir diğer Arjantinli ile devam ediyoruz. Son günlerde adını sıkça duymaya başladığımız, Banega'yı da yeni senede kuvvetle muhtemel Avrupa'nın önemli takımlarından birinde izleme şansı bulacağız.

Juventus'un Banega'yı kadrosuna katabilmek adına ortaya koyduğu söylenilen 15 milyon euro bir tarafa dursun, 30 yaşındaki Marco Aurelio'nun peşinde koştuğu iddia edilen Valencia teknik direktörü Ronald Koeman'ın Banega'yı Valencia'ya getirebilme yarışında bir adım önde olduğu konuşuluyor, son dönemde.

Fernando Gago'nun Real Madrid için Boca Juniors'tan ayrılmasının ardından orta alanda Juan Roman Riquelme'nin en büyük yardımcısı olan Banega, oyunun iki yönünü de oynayabilen çağdaş bir orta saha oyuncusu görünümünde.

Juventus mu olur, Valencia mı bilinmez; ama 2007 yılının ilk aylarında Boca Juniors'ın vitrine çıkardığı Banega'nın gelişimi de takdir edilmeli.

(*) Yazının hazırlandığı tarihte Banega'nın Valencia'ya transferi netleşmemişti.

1. Sergio Aguero, 19, Atletico Madrid, Forvet

Ve bir numara !..

Ariel Ortega, Juan Roman Riquelme, Andres D'Alessandro, Pablo Aimar, Federico Insua, Marcelo Gallardo... Kariyerlerinin hemen başında ''Yeni Maradona'' olarak lanse edilmelerine rağmen bu ağırlığın altından kalkamadıklarını hatırladığım oyunculardan sadece birkaçı.

Atletico Madrid'in 19 yaşındaki Arjantinli yıldızı Agüero'nun da Maradona'yla kıyaslanmaya başlanması kimse için sürpriz sayılmamalıydı.

Agüero için kader ağlarını kariyerinin ilk maçında örmeye başlıyor ve 7 Temmuz 2003 günü San Lorenzo'ya karşı Independiente formasıyla sahaya çıkıyordu. O gün sadece 15 yıl 35 günlük olan Agüero, Arjantin Birinci Ligi'nde forma giyen en genç oyuncu olma başarısını gösterirken Diego Maradona'nın rekoru tarihe gömülüyordu, artık her şey için çok geçti.

2005 Apertura'da gösterdiği performans Bayern Münih, Palermo ve Liverpool'un ilgisini beraberinde getirirken 15,75 milyon poundluk rekor ücretle İspanyol Atletico Madrid'in yolunu tutan Agüero, ilk sezonunda sahaya çıktığı 22 maçta 12 gol atıyor, etrafına ışıklar saçıyordu.

2008, Agüero için sıçrama yapmak için son derece ideal gözüküyor.