29 Şubat 2008 Cuma

Genç Yetenek: Tufan Apaydın



Tufan: Klasik Bir Fenerbahçeliyim - 23.06.1999

Galatasaray'ın üst üste üçüncü kez şampiyon olması, Fenerbahçe için dayanılmaz bir acıydı. 1999-00 Sezonu öncesi sarı lacivertli kulüp, rakibinin bir kez daha şampiyon olmaması için transfer döneminde hayli aktifti.

Gaziantepspor'un siyahi oyuncuları Samuel Johnson ve Yaw Preko'nun transferinde yaşanıyordu ilk sorun, Galatasaray ve Fenerbahçe arasında. Dönemin Fenerbahçesi'nin antrenörü Rıdvan Dilmen ile Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim'in yapmış oldukları söylenenen anlaşmaya göre Johnson, Fenerbahçe'ye gelirken, Yaw Preko da Galatasaray'a transfer olacaktı; fakat Terim, Johnson'ı isteyince anlaşma bozulacak ve Ganalı, takım arkadaşı Preko ile birlikte Fenerbahçe forması giymeye başlayacaktı.

Aynı transfer döneminde Siirt Köy Hizmetleri de, Jet-Pa sponsorluğunda rol alacaktı. Beşiktaş ile sorunlar yaşayan Alpay Özalan, takımdan ayrılırken bonservisi Siirt Jet-Pa'ya verilecek; Fatih Terim'in başında olduğu Galatasaray da Alpay'ın ilk taliplisi olacaktı. Bu noktada devreye giren Rıdman Dilmen, Başkan Aziz Yıldırım'dan Alpay transferini talep edecek ve milli futbolcu, büyük bir gürültüyle Fenerbahçe'ye transfer olacaktı.

(Galatasaray'ın ligi en üst sırada bitirdiği önceki üç sezonda olduğu gibi, 99-00'dan önce de ''Transfer Şampiyonu'' değişmiyordu. Yaw Preko, Alpay Özalan, Sergen Yalçın ve Samuel Johnson'lı kadrosuyla lig öncesi TSYD maçında Galatasaray karşısına çıkan Fenerbahçe, rakibiyle yeni transferi Alpay'ın gol attığı mücadelede 1-1 berabere kalırken maç içerisinde Hagi ile çarpışan Samuel Johnson'ın kaburgalarında kırık tespit ediliyordu)

Fenerbahçe, alışılageldiği gibi, sezon öncesi Galatasaray'ın transfer listesindeki tüm oyuncuları transfer etme niyetiyle rakibinin yükselişini engelleyeceğini düşünüyordu. O döneme damgasını vuran oyuncu ise ne Sergen, ne Alpay, ne de Johnson olacaktı. Hagi ve Terim'in ortak keşfi olarak Türk Futbolu'na sunulan İzmirsporlu Tufan Apaydın. 18 yaşındaki oyuncu için yükselmeye başlayan övgü dolu sözler, Tufan'ın Galatasaray formasıyla objektiflere poz vermesiyle doruğa ulaşıyordu.

Gündemi yakından takip eden Fenerbahçe antrenörü Rıdvan Dilmen de vakit geçirmeden Başkan Aziz Yıldırım'dan Tufan Apaydın'ın transfer edilmesini istiyor ve İzmirspor, bir gün önce Galatasaray formasını sırtına geçiren oyuncusunu daha fazla ödediği gerekçesiyle Fenerbahçe'ye veriyordu.

Hagi ve Terim'in referansına güvenen Galatasaraylılar, Tufan'ın Fenerbahçe'ye transfer olmasına ''Yazık oldu, haracayacak kendini'' şeklinde yaklaşırken, karşı tarafta büyük bir sevinç yaşanıyordu:

''44 kez Genç Milli olan Tufan gibi bir genci alarak bence yılın transferini yaptık. Bu genç oyuncu bize uzun yıllar hizmet edecektir''

Bu noktada sıkıntı var tabii biraz. Yukarıdaki fotoğrafın 14.02.2008 tarihinde çekildiğini söylersem, sorunu çözmeye yaklaşabiliriz. Yine de o günlerde Tufan Apaydın, hedefleri olan bir gençti ve ''Klasik bir F.Bahçeliyim. Kendime güveniyorum. Yeteneğimi herkese göstereceğim" diyerek iddiasını ortaya koyuyordu.

Tufan Apaydın, gerçekten de yetenekli bir futbolcuydu. Henüz 18 yaşındaydı ve eline büyük bir fırsat geçmişti; ama tercihini Fenerbahçe'den yana kullanınca bu kulüpteki kariyerini 9 maç ile sonlandırıyordu. O sezonun sonunda UEFA Kupası'nı kaldıran Galatasaray'ın kadrosunda olma fırsatını kaçıran Tufan'ın son olarak imza attığı takım, Şanlıurfaspor.

2004 yılında ''Milliyet Ege'' ile yaptığı röportajda Tufan Apaydın, Fenerbahçe hatasını şu sözlerle anlatıyor:

''Genç yaşta büyük bir takıma gitmek büyük bir olaydı. O dönemde Emre Belözoğlu Galatasaray'da oynuyordu. Ben de Fenerbahçe'de oynarım düşüncesiyle gittim. En büyük şansızlığım Fenerbahçe'nin en karışık döneminde gitmem oldu. O dönemde Teknik Direktör Rıdvan Dilmen beş hafta sonra istifa etti. Pendik olayı yaşandı. Cemil Turan ayrıldı. Böyle bir ortamda başarıya ulaşmam çok zordu. Sadece kaliteli oyuncularla birarada olmam benim futboluma da olumlu katkı koydu.''

27 yaşındaki oyuncu İzmirspor, Karşıyaka, Elazığspor, Siirtspor, Türk Telekom ve Diyarbakırspor'dan sonra artık Şanlıurfaspor'a hizmet ediyor.

23.03.1999'dan bu yana hiçbir zaman potansiyelini ortaya çıkaramayan Tufan, Türk Futbolu'ndan gelip geçen yüzlerce oyuncudan sadece biri olabildi. Çok daha farklı olabilirdi, oysaki.

Martin Taylor: ''Korkunç Bir Kazaydı''



Martin Taylor, ''Olay''dan Sonra İlk Kez Konuştu !..

Futbol sahalarında görülebilecek en ciddi sakatlıklardan biriydi, Arsenal'in Hırvat golcüsü Eduardo'nun Birmingham City maçında yaşadıkları. Diğer kahraman da Martin Taylor'dı. Ev sahibi ekibin savunma oyuncusunun yapmış olduğu acımasız hareket, tüm futbolseverlerin öfkelenmesine neden olmuş; Arsenal menajeri Arsene Wenger, daha ileri giderek, Taylor'ın ömür boyu ceza alması gerektiğini söylemişti.

Olayın sıcaklığı geçtikçe taraflardan gelen açıklamalar ile ortam yumuşamaya başlıyordu. Kulübünün resmi sitesine konuşan Eduardo, Martin Taylor'a herhangi bir şekilde öfke duymadığını, futbolda bu tip sakatlıkların olabileceğini ve Taylor'ın ziyaretine gelmesi halinde
kendisini geri çevirmeyeceğini söylüyordu, olayın ardından ilk açıklamasında.

24 Şubat günü Martin Taylor, Eduardo'nun yapmış olduğu davete cevap verdi ve meslektaşının ziyaretine gitti. Bu buluşmanın ardından Eduardo, Taylor'ı affettiğini bir kez daha açıkladı: ''Ben, Martin'i affettim. Çok acı çektim; ama şu anda çok iyiyim. Ayağımın ilk andaki halini gördüğümde, sonumun geldiğini düşünmüştüm. Ama geri döneceğim''

Eduardo'dan gelen ılımlı mesajlar, karşılığını mutlaka bulmuştu; ama Taylor, sessizliğini bozmamaya devam ediyordu. Sonunda kararını değiştiren oyuncu, İngiliz gazetesi The Independent'a çeşitli açıklamalarda bulundu.

Özellikle Arsenal menajeri Arsene Wenger'in maç sonrasındaki, ''İnsanlar, O'nun olayda göründüğü gibi bir insan olmadığını söyleyecekler; ama hayatında sadece bir kez cinayet işleyen kişi de katil olur'' şeklindeki sert açıklaması Martin Taylor ve ailesi için zor günlerin başlangıcını oluşturacaktı.

Taylor'ın tek istediği, Eduardo'ya yaptığı hareketin kesinlikle kasıtlı olmadığının anlaşılmasıydı. Söz sırası, Martin Taylor'da:



''Eduardo'nun Başına Gittiğimde 'Bu Sahayı Terk Etmeliyim' Diye Düşündüm''

''Tüm hatırladığım, Eduardo'nun orta sahadan topla ilerliyor olduğuydu. Topu kazanmam için yeterli zamanı bırakmış olduğunu hissettim ve topu kazanabileceğimi düşündüm. Asla onun canını acıtmak gibi bir amacım yoktu. Benim anlayışımda başka bir insanı kasten yaralamanın kesinlikle yeri bulunmamaktadır. Olayla ilgili tek gerçek, ortada kazanılabilecek bir top vardı; ama -diğer insanların da söylediği gibi- Eduardo, benim için oldukça hızlıydı.''

''Kendimi durduramadım; fakat böyle olacağını da düşünmedim. Tüm amacım, işim gereği, topu kazanmak ve kendi sahamdan uzak tutmaktı. Çok ilginç, böylesine büyük bir hasarın olabileceği kadar kontakt kurduğumuzu hatırlayamıyorum. Sadece, etrafımdaki Arsenalli oyuncuların yüzlerindeki şok ifadesini anımsayabiliyorum. Geri baktığımda ise bacağının korkunç halini gördüm. Sonrası, benim için de büyük bir boşluk.''

''Hakem, bana kırmızı kart gösterdi. Eduardo'nun başına gittiğimde ise 'Bu sahayı terketmeliyim' diye düşündüm. Soyunma odasına gittim ve 10 dakika kadar bekledim. Tek bilmek istediğim, Eduardo'nun nasıl olduğuydu.''

Hırvatistan Milli Takımı Teknik Direktörü Slaven Bilic'in, ''Eduardo, yalnızca iyi bir futbolcu değil, aynı zamanda çok iyi bir insan'' açıklamasına Taylor, ''O, basın toplantısındaki sözleriyle teknik direktörünü haklı çıkardı. Bu, oldukça asil bir davranıştı. O gün orada olanlar, korkunç bir kazaydı; fakat şu anda herkesin ihtiyacı, Eduardo'nun daha iyi olmasına konsantre olmaktır.''

''Birçok oyuncu ve menajerden, psikolojik destekler aldım. Profesyonel bir futbolcu, özellikle bir defans oyuncusu ise, rakipleri ile boy ölçüşmek ve onlarla mücadele etmek zorundadır. Bunu yapabileceğimden emin olmaya ihtiyacım var. Takım arkadaşlarım, gerek soyunma odasında, gerek basın açıklamalarında bana ciddi olarak destek verdiler. Bundan sonra oynayacağım ilk maç, benim için oldukça zorlu olacak; ama biliyorum ki, korkunç bir kazaydı ve böyle bir olay asla tekrarlanmayacak.''

Bir futbolsever olarak Eduardo'nun o halini gördüğümde, Martin Taylor'a lanet okuyan milyonlardan biriydim. Arsene Wenger'in de yangına körükle gitmesinin ardından büyüyen olaylar, Taylor'ın futboldan men edilmesi teklifine kadar gitmişti. Gelinen son noktada tarafların anlaştığını görmek, her şeye rağmen, futbol adına sevindirici. Eduardo, olayı kendi açısından çözmüşse eğer, bize de Martin Taylor'ın dileklerine katılmak düşer.

New Orleans Hornets 4-0 Phoenix Suns



New Orleans Hornets, Phoenix Suns'ı Süpürdü !..

Cavaliers ve Celtics eşleşmesiyle birlikte gecenin en dikkat çekici mücadelesiydi. İki ekip, bu sezon daha önce üç kez karşılaşmış ve üçünde de gülen taraf Chris Paul'ün takımı olmuştu. Ocak ayında Arizona'daki ilk maçta 48 dakika oynayan Chris Paul, takımını galibiyete taşırken bu ayın başında yine Suns'ın evinde oynanan diğer müthiş maçta Peja Stojakovic'in son saniye basketi, ikinci uzatma sonunda, galibi belirlemişti.

Çarşamba akşamı oynanacak maçın da Chris Paul ve Steve Nash karşılaşması özelinde hareketli geçmesi bekleniyordu. Önceki üç maça göre Suns'ta büyük bir değişim vardı. Shaquille O'Neal takasından sonra yeni bir basketbol stili ile oynamaya başlayan Suns, üst düzey ekiplere karşı, özellikle hücum anlamında etkisiz kalmıştı.''Maçları kazanmak için neler yapmak zorunda olduğumuzu öğrenmeye çalışıyoruz. Daha iyi olacağız'' diyordu, Shaq.

Shaq konuşadursun, ligin en iyi oyun kurucularından ikisinin karşılaşmasından kimin galip çıkacağı sorusunun bu sezonki cevabının değişmediği maçta Chris Paul, 25 sayı, 15 asist ve 6 ribaundun yanına 3 de top çalma eklerken takımı 120-103'lük galibiyete taşıyacaktı. Phoenix Suns ile oynarken kendilerine çok güvendiklerini söyleyen All-Star David West de takım arkadaşına 27 sayıyla bir hayli büyük bir yardım gönderecekti.

Hornets adına her şey bu kadar iyiyken Phoenix Suns'ta da kişisel bir istatistik dikkati çekiyordu. Shaq'in takasından bu yana yüksek postta oynamaya başlayan Amare Stoudemire, üst üste 10. kez 25 veya üzeri sayı atarak (dün gece 32 sayıyla oynadı) kulüp rekorunu kırmayı başarıyordu. Daha önce Aralık 1973 ve Kasım 1974'te iki kez üst üste 9 maçta 24 sayı barajını aşan Charlie Scott'ın rekoru, artık Amare'ye ait.

Chris Paul'ün gecenin adamı olduğu maçta Steve Nash, 8 sayıda kalırken 13 asist yapıyordu. Suns koçu Mike D'Antoni ise, Paul'ün ne yapacağını az çok tahmin ettiklerini; ama diğer oyuncuların canlarını yaktığını söylüyordu, maç sonrası: David West 27 sayı, Jannero Pargo 22 sayı, Peja Stojakovic 17 sayı ve Tyson Chandler 12 sayı, 15 ribaund.

Batı'da gelmiş geçmiş en iyi playoff eşleşmelerini izleyeceğiz, bu sezon. Suns ve Hornets'ın birbirlerini bulmaları da ihtimaller içerisinde. Olursa, hayli ilginç olacak.

Bekleyelim ve görelim.

LeBron James, ''10000'' Dedi !..

Cleveland Cavaliers' LeBron James (23) drives to the hoop against Boston Celtics' Paul Pierce in the first quarter of their NBA basketball game in Boston, Wednesday, Feb. 27, 2008.

1000, 2000, 3000, ..., 9000 ve 10000 ! Sırada Ne Var !?

LeBron James, çarşamba gecesi takımı Cavaliers'ın Celtics'e 92-87 mağlup olduğu maçta attığı 26 sayı ile NBA Tarihi'nde 10000 sayı barajına ulaşan en genç oyuncu oldu. 23 yıl ve 59 günlük iken bu başarıyı yakalayan LeBron, bir kez daha Kobe Bryant'ın rekorunu elinden aldı. Daha önceki rekor 24 yıl ve 194 gün ile Lakers'ın süper yıldızına aitti. Kobe ve LeBron dışında, 25 yaşından önce 10000 sayı barajını geçen tek oyuncu Tracy McGrady (24 yıl ve 272 gün).

Kobe, T-Mac ve LeBron'un ortak noktaları ise üç oyuncunun da liseden profesyonel olması. Bu da olaya farklı bir bakış açısı getirme gerekliliğini sunuyor bizlere.

10000'lik platoya 368 maçta gelen LeBron, bu açıdan bakıldığında dokuzuncu sırada yer alıyor. Yine de son 30 yıla bakıldığında LeBron'un önünde sadece iki isim yer alıyor: Biri, tahmin edilebileceği gibi, Michael Jordan (303 maç), diğeri de George Gervin (355 maç). 10000 sayı barajına en erken ulaşan oyuncu ise 236 maç ile Wilt Chamberlain.

Daha önce Kobe'nin elinden 1000 ve 5000 barajına ait olan rekorları alan LeBron James'in doğal hedefi aşağıdaki tablodan ortaya çıkabilir:

1000 Sayı - LeBron James (19 Yıl, 41 Gün)
5000 Sayı - LeBron James (21 Yıl, 22 Gün)
10000 Sayı - LeBron James (23 Yıl, 59 Gün)
15000 Sayı - Kobe Bryant (27 Yıl, 136 Gün)
20000 Sayı - Kobe Bryant (29 Yıl, 122 Gün)
25000 Sayı - Wilt Chamberlain (31 Yıl, 186 Gün)
30000 Sayı - Wilt Chamberlain (35 Yıl, 179 Gün)

Kobe ve LeBron arasındaki hırsız-polis kovalaması iki oyuncunun kariyerlerinin sonuna kadar devam edecek. Bize de bu işin tadını çıkarmak düşecek sanırım.

Ek Not: LeBron James ve hayatıyla ilgili özel yazı, yolda.

28 Şubat 2008 Perşembe

Yabba Dabba Doo !



Dün akşam, Sami Yen'de işin ehilleri tekrar sahnedeydi.

Bundan önceki tüm koreografilerden farklı olarak müthiş bir espri ve zeka örneğidir, yukarıda asılı olan eser.

İsim isim teşekkür etmeyelim burada; ama Only You, Freddy Kruger ve Godfather'dan sonra bir klasik daha kazanmıştır, Türk tribünleri.

Şöyle bitirelim:

Flintstones, Meet the Flintstones
They're a modern stone age family
From the, town of Bedrock
They're a page right out of history
Let's ride, with the family down the street
Through the, courtesy of Fred's two feet
When you're, with the Flintstones
Have a yabba, dabba, doo time
A dabba doo time
We'll have a gay, old time!

ULEB Cup: GS-BJK Eşleşmesine Doğru




Final Eight öncesi son durakta, eşleşmeler belli oldu. Öncelikle ikinci maçlarda alınan skorları geçelim:

ies: Game 2, February 26

STATS
A - Dynamo Moscow vs. Asco Slask
B - BK Ventspils vs. Lukoil Academic
C - BC Kyiv vs. Telindus Oostende
D - PGE Turow vs. CEZ Nymburk
E - Akasvayu Girona vs. Elan Chalon
F - Buducnost vs. Hemofarm Stada
G - Turk Telekom vs. Unics Kazan
H - Triumph vs. Artland Dragons
I - DKV Joventut vs. Allianz Swans
J - Khimki vs. Köln 99ers
K - Zadar vs. Azovmash Mariupol
L - Pamesa vs. Panionios (Feb. 27)
M - Besiktas C. Turka - Hapoel Jerusalem
N - Benetton Tamoil vs. Red Star
O - Galatasaray C. Crown - Asvel
P - Kalise Gran Canaria vs. KK Bosna


Beşiktaş Cola Turka'nın bir üst turdaki rakibi, Sırp temsilcisi Kızılyıldız oldu. Oldukça kaliteli bir ekolün temsilcisi olan Kızılyıldız, Top 32'de karşılaştığı İtalyan Benetton takımını her iki maçta da yenerek nasıl bir rakip olduğunu kanıtladı.

Galatasaray Cafe Crown ise, Bosna Hersek'te oynanan ilk maçta rakibi KK Bosna'ya 89-82 mağlup olan, daha sonra da kendi sahasında aynı takımı 20 sayı farkla geçen İspanyol Gran Canaria ile eşleşti.

Galatasaray ve Beşiktaş, ilk maçlarını 11 Mart 2008 günü İstanbul'da yapacak.

Son durumda Galatasaray, ACB'nin önemli takımlarından Gran Canaria'yı, Beşiktaş da Sırp Kızılyıldız'ı geçebilirse üst turda birbirilerinin rakibi olacaklar. Böylece, Türkiye'nin Final Eight'te mutlaka bir takımla temsil edileceği kesinleşecek.

27 Şubat 2008 Çarşamba

ULEB Cup: Galatasaray ve Beşiktaş, Son 16'da



Beşiktaş Cola Turka 73-53 Hapoel Jerusalem

ULEB Cup'ta dün akşam, Türk gecesi yaşandı. Rus rakibi Unics Kazan'a ilk maçta 26 sayı farkla mağlup olan Türk Telekom, mucizeyi gerçekleştiremese de Kupa'ya 96-93'lük galibiyetle veda etti. Tur için ümit vaad eden bir skor alamadığı için Telekom'un elenmesi sürpriz sayılamazdı. Ufak çapta mucizeye ihtiyacı olan bir başka takım ise Beşiktaş Cola Turka'ydı.

İsrail'deki 15 sayılık farkı kapatmak için Hapoel karşısına çıkan Beşiktaş, özellikle ilk yarıda basketboluna telaş karıştırdı. Bu bölümde Kaya, Nicevic ve Apodaca ile sayılar buldu, Beşiktaş. Açıkçası, aceleci basketboldan dolayı fazla da umut vermiyordu. Üçüncü çeyreğin sonunda gelen üç sayılık basket, Beşiktaş'a önemli bir ivme kazandıracaktı. Öyle de oldu; çünkü sayı farkı ne olursa olsun, periyot bitimlerindeki basketler geriden gelen takımlara özgüven kazandırırdı.

Son çeyreğe dokuz sayılık avantajla başlayan Beşiktaş, arkasına müthiş bir seyirci desteğini de alıyordu. Siyah beyazlı takımın gitmesi gereken ''7 sayılık'' bir yolu daha vardı. Son iki dakikadaki olağanüstü performans, Hapoel'i şaşkına çevirirken basketbol taraftarlığında iddialı olan İsrailler ise tribündeki Türkleri izliyorlardı.

Sonuç olarak, maç öncesi Ergin Ataman'ın dediği oldu. Beşiktaş, 20 sayıyla kazandı: 73-53



Galatasaray Cafe Crown 76-75 Asvel Basket


İlk maçtaki beraberlik kağıt üzerinde büyük bir avantajdı belki; ama maç öncesi o kadar da emin değildim, açıkçası. Asvel, Fransızların Pau Orthez ile birlikte Avrupa Basketbolu'ndaki en tanıdık takımıydı ve klasik bir Fransız ekibi gibi enerjik ve atletik siyah oyunculardan kuruluydu. Buna rağmen, tecrübeleri ile oyunun en kritik dakikalarında bahsettiğim enerjilerini kontrol altına alabiliyorlardı.

Maça her ne kadar Cenk'in üst üste iki basketinin ardından 4-0'lık avantajla başlasak da Uche'nin orta mesafe şutlarıyla dikkat çektiği bölümde Asvel, çok geçmeden oyunu dengeledi. Çeyrek sonunda lehimize oluşan 22-18'lik skorun Galatasaray tarafında olan bölümünde sadece üç oyuncunun isminin yazılıyor olması, ikinci çeyrek öncesi düşündürücüydü. Devreye girmeden Asvel lehine oluşan fark da, kanımca, bununla ilişkiliydi.

10 yıl aradan sonra Avrupa Kupaları'nda mücadele ediyor olmak, taraftarımız için de ilginç bir deneyimdi. Üçüncü çeyreğe takımla birlikte başladık. Her topta vardık. 16-0'lık serinin yakalandığı bu bölümde Galatasaray, rakibini yakaladı; fakat Fransızların cevabı 9-1 ile gelince 60-57 ile rakibin lehine tamamlandı.

Galatasaray, sezon boyunca birçok maçta Cüneyt Erden, Robert Hite, Dee Brown, Murat Kaya ve Cenk Akyol gibi dış atıcılarından bulduğu dış atışlarla hayat bulmuştu; ancak dün gece bu formül, tutacak gibi gözükmüyordu. Galatasaray'ın repertuvarındaki bir diğer parça ise, 4 ve 5 oyuncularının yardımlaşmasıydı. Charles Gaines'in özellikle ikinci toplarda etkin rol oynadığı bölümde, oyun iyice dengeye gelmeye başlamıştı.

Maçın son bölümünde rakibini alan savunmasıyla karşılayan Galatasaray, Asvel'i iki kez kötü şut seçimine zorlayınca takip eden hücumda Robert Hite'ın basket-faulden bulduğu üç sayı ile skoru, 65'de eşitledi. Kilit, boyalı alandaydı. Hüseyin ve Gaines'in yanı sıra dış hücumcuların da içeri penetre ederek temas aralamaları beklenen sonuç olmalıydı. Yine de bunlara gerek kalmadan 31 saniye kala Cüneyt Erden ile gelen basket, farkı üçe çıkarınca geri kalan bölüm, karşılıklı taktik faullerle geçti.

Son bölümde minimum hata yapan Galatasaray, Asvel gibi zorlu bir rakibi 76-75 ile geçerek ULEB Cup'ta Son 16'ya kaldı.

25 Şubat 2008 Pazartesi

Eduardo da Silva: ''Hatırlayamıyorum''



Cumartesi günü Arsenal, Birmingham City deplasmanında iki puan bırakarak önemli bir kayıp yaşadı. Son dakikada gelen penaltı golünden çok daha büyük bir şok ise maçın başlamasından üç dakika sonra gerçekleşti. Arsenal'in 25 yaşındaki golcüsü Eduardo da Silva, Martin Taylor'ın müdahalesi ile yerde kaldığında görüntü, korkunçtu. Ayağı kırılan oyuncu, daha sonra, lif yırtılması, tendon kopması ve doku zedelenmesi sorunlarıyla yüzleşecek durumunda kalacaktı.

Sakatlığa sebebiyet veren Martin Taylor'a tepki büyürken Eduardo'nun vereceği reaksiyon merakla bekleniyordu, en azından benim tarafımdan. Ve Hırvat oyuncu, Arsenal'in resmi sitesine konuştu:

''Olayı net olarak hatırlayamıyorum. Tek hatırladığım, yere düştüğüm zaman ayağıma baktığımda ayağımın ters tarafa baktığıydı. Gerisi, büyük bir boşluk. Bu çok büyük bir şanssızlık; ama futbolda bu tip şeyler olabiliyor.''

Bu açıklamadan anladığım kadarıyla Eduardo, henüz pozisyonu izlememiş. İzlemiş olsaydı, futbolda bu tip bir şeyin olamayacağını görebilirdi.

''Şu an sakatlığımın süresi hakkında bilgim yok; fakat sezonunun geri kalanında Arsenal için oynayamayacağımı ve yaz mevsimindeki turnuva için hazır olamayacağımı biliyorum. Yine de bu konu hakkında endişeli değilim. Konsantrasyonum ve kararlılığım, bir an evvel sakatlıktan kurtulma yönünde. Bu sakatlığın üstesinden gelmek için oldukça kararlıyım''

Eduardo'nun olgun açıklamaları umarım ilerleyen zamanda umutsuzluğa dönüşmez; çünkü fizyoterapisti Tim Allerdyce da Eduardo'nun tam iyileşmeden çalışmalara başlaması durumunda ayağının bir daha asla düzelemeyeceğini söylerken sakatlığın psikolojik tarafının da geri döndüğünde oyuncuyu etkileyebileceğini belirtmiş.

Fenerbahçeli Metin Diyadin'in ayağının kırıldığı pozisyona en yakın olan oyuncu Elvir Balic'in geri kala futbol kariyerinde iyice narin bir oyuncu haline geldiğini hatırlayabiliriz, bu açıklama sonrası. Eduardo'nun da sorunu tam olarak bu olabilir, geri döndüğünde eski performansını sergilemesinin çok zor olduğunu düşünüyorum.

11 Oyunculuk Dev Takasın Muhtemel Etkileri



NBA'de son yılların en muhteşem takas sezonu geride kalmak üzereydi. 1 Şubat gecesi Paul Gasol hamlesiyle bir anda tüm NBA'in en iyi kadrolarından birine sahip olan Lakers'ın ardından 6 Şubat'ta Suns, çok büyük bir kumar oynayarak yıllardır benimsediği; ama şampiyonluk için yeterli olmayan R&G basketbolundan vazgeçmişti. Shaq'in Arizona'ya gelmesi de çok büyük bir hamleydi. Florida'ya geçen Marion ise başlı başına ayrı bir haberdi. Wade ile birlikte yeni Jordan&Pippen ortaklığı oluşturabileceğini söyleyenler bile vardı. Daha sonra Atlanta'dan Bibby hamlesi geldi; ama Suns'ın yolundan giden Mavericks, tüm dikkatleri üzerine çekti. Batı Konferansı'nda gelmiş geçmiş en büyük playoff rekabetinin yaşanacağı haberinin tesciliydi sanki, Kidd'in Dallas'a geri dönmesi.

Takas sezonunun bitimine bir gece kala son şampiyon Spurs, kadrosuna Kurt Thomas gibi stratejik bir oyuncu katarken, sürenin sona ereceği gece bombalar peşi sıra patlıyordu. 21 Şubat gecesi, sezonun flaş takımı Hornets Bonzi Wells ve Mike James ile kadroda yeni açılımlar yaratırken irili ufaklı takaslarda birkaç oyuncu yer değiştiriyordu; ama geceye damgasını vuran takas, Cleveland Cavaliers odaklı ve üç takımlı, 11 oyuncuyu kapsayan dev bir takastı.

Üç takım ve on bir oyuncunun içerisinde bulunduğu takas anlaşması şu şekilde oluştu:

Cleveland Cavaliers (gelenler):
Bulls F/C Ben Wallace
Bulls F Joe Smith
Bulls 2009 2. Tur Draft Hakkı
Sonics F Wally Szczerbiak
Sonics G Delonte West

Chicago Bulls (gelenler):
Cavaliers F Drew Gooden
Cavaliers G Larry Hughes
Cavaliers F Cedric Simmons
Cavaliers G Shannon Brown

Seattle Supersonics (gelenler):
Cavaliers F Ira Newble
Cavaliers F Donyell Marshall
Bulls F Adrian Griffin

Üç takım açısından da ayrı ayrı incelemeye çalışacağız, bu takası; ama ilk etapta görünen o ki, Cavaliers Genel Menajeri Danny Ferry, büyük iş çıkardı.

Takas, sürenin dolacağı gece gerçekleşmişti ve bir sonraki gece, üç takımın da maçı vardı. Cleveland Cavaliers, altı oyuncusunu elden çıkarmıştı. Daniel Gibson, Anderson Varejao ve Sasha Pavlovic ise uzun süreli sakatlıklarından dolayı kadroda yer alamayacaklardı. Bu yüzden Cavs'in elinde altı oyuncu kalmıştı ve rakip de Washington Wizards'dı. NBA'de benchte en az üç oyuncu oturtma zorunluluğundan dolayı Cavs, D-League'den forvet Kaniel Dickens ve gard Billy Thomas ile sözleşme imzalamak mecburiyetinde kalmıştı. Cavs'in sıradışı oyuncusu Damon Jones'in, 45 dakika oynayarak ortalamasının 25 dakika üzerine çıktığı maç sonrası gard Eric Snow, ''Uzun zamandır, ligde oynuyorum; ama ilk kez böyle bir durumla karşılaştım. Yine de şaşırmıyorum; çünkü burası, NBA'' diyordu, 8'i tamamlamak adına yapılan hamleyi yorumlarken. Sekiz kişiyi bulmak için iki oyuncuyla anlaşan Cavs'de bir oyuncu var, biliyorsunuz: LeBron James. 33 sayı, 15 ribaund ve 8 asistle 90-89'luk galibiyeti getiren James, takas sonrası ''yüzük'' için daha hırslı olacağını kanıtlar gibiydi.

Kadrosundan üç oyuncuyu gönderen Bulls ise kadrosunu ancak dokuz oyuncudan oluşturabiliyordu. United Center'daki maç öncesi Bulls için Nuggets sınavı zorlu geçebilirdi; ama Chicago Bulls, karşılaşmanın ilk çeyreğinden itibaren sezonun en iyi hücum performansını sergilemeye hazır gibi görünüyordu. Öyle de oldu. JR Smith'in kariyer gecesini yaşamasına rağmen rakibinin kendisine yaklaşmasına izin vermeyen Bulls, Nuggets potasına 135 sayı gönderirken maçtan 14 sayılık farkla ayrılıyordu.

İlk beşten iki oyuncusunu gönderen Sonics de Key Arena'da Blazers'ı 99-87 yenerken hiç de zorlanmıyordu. Anlayacağınız, 11 oyunculuk bir takasın içerisinde yer alan üç takımın da kazanması, oldukça ilginçti.

Şimdi, takasın üç takıma nasıl katkılar sağlayacağı üzerine konuşalım ve Cleveland Cavaliers'tan başlayalım.

Wally Szczerbiak & Delonte West: LeBron James'in Yardımcı Ekibi


Takasın gerçekleşmesinin ardından görsel ve yazılı medya Ben Wallace'ın Cavs'e geldiğini veya Cavs'in Wallace'ı aldığını yazıyordu. Öyleki birçok blogda da bu şekilde başlıklar görmek çok zor değildi. Ben, Danny Ferry'nin takası yaparken ana hedefinin Ben Wallace olduğunu hiç sanmıyorum. Chicago'dan Joe Smith ve Ben Wallace gibi iki pota altı oyuncusunu takıma kazandırmak çok büyük başarı; ama Szczerbiak ve West'in katılımları daha kıymetli olacaktır, Cavs için. Yine de işin Bulls tarafındaki oyuncularını inceleyelim öncelikle.

Birçok kişinin aklına gelmiştir, Ilgauskas varken Big Ben'in Cavs tarafından nasıl kullanılacağı sorusu. Rakip bir GM, ''Wallace ve Ilgauskas, birbirlerini tamamlayacak türden oyuncular değil'' diye konuşmuş ve eklemiş, ''Zaman zaman birlikte oynamak zorunda kalacaklar. Wallace'ın hücum gücünün olmamasından dolayı yüksek postta başarılı olabileceğini sanmıyorum; ama diğer taraftan Ilgauskas ve Wallace, çok büyük bir savunma gücü oluşturacaktır''.

Son kısma katılmamak mümkün değil. Gerçekten bu ikili, savunma anlamında çığır açabilir. İlk bölüm için ise farklı düşünüyorum, ''ismini açıklamak istemeyen'' GM ile. Ilgauskas, hücum gücü yüksek bir pivot. Kaldı ki, LeBron ve Szczerbiak varken Big Ben'den skor yapmasını kimse beklemeyecektir. Wallace'dan beklenen, pota altı savunması bakımından ligin vasat takımlarından biri olan Cavs'e bu bağlamda bir katkı yapması olacaktır. Ben'in işinin savunma olduğunu söylemeye de gerek yok sanırım. Her ne kadar Bulls'da 20 milyonluk kontratın karşılığını verememiş gibi gözükse de Wallace, Drew Gooden'dan hiç kuşkusuz daha iyi bir seçenektir.

Aslına bakılırsa Drew Gooden ile direkt olarak birini gerçekleştirmek gerekirse doğru tercih, Joe Smith olacaktır. Gooden, biraz daha kendine gelmiş gibiydi belki; ama kariyerinin en iyi sezonlarından birini yaşayan Joe Smith ile arasındaki PER farkı, Ferry'nin ne kadar başarılı bir takasa imza attığını açıklamaya yetiyor. Sezon içerisinde 12.8'lik PER ile oynayan Gooden'a karşılık Smith'in yakaladığı PER, 17.4.

Ve asıl önemli olan parçalara gelelim: Wally Szczerbiak ve Delonto West. Geçtiğimiz sezon Detroit Pistons ile oynanan Doğu Konferansı Finali 5. Maçı'nı akıllara getirince bu hamlenin ne kadar doğru olduğunu daha net anlayabileceğimizi sanıyorum. O gece, Pistons'ı tek başına yıkan LeBron'u Detroit savunması beş kişiyle durdurmaya çalışmış ve bu savunma, literatürde ''5'e 1 savunma'' adıyla kendisine yer edinmişti. LeBron, o gece gerçekten sıradışı bir performans sergilemişti; ama NBA Şampiyonluğu'nu tek başına kazanamayacağı gerçeği Spurs tarafından 4-0'lık seri ile yüzüne vurulacaktı. Szczerbiak ve West'in takıma kazandırılması tam da bu açıdan oldukça büyük bir önem arz ediyor. Wally Szczerbiak'ın 42.8 ve West'in 37 olan üç sayı yüzdeleri, Cavs'in çeşitlilik sağlaması açısından oldukça mühim, ayrıca Joe Smith'in orta mesafe şutu da Cavs hücumunda olumlu karşılıklar bulacaktır.

Danny Ferry ve Cavaliers'ın bu hamlesinin kiminle ilişkili olduğunu söyleyemeye gerek var mı bilmiyorum. Takas sezonu boyunca Jason Kidd'e olan ''aşkını'' sürekli dile getiren LeBron James, her şeye rağmen takastan memnun olduğunu açıkladı: ''Beklediğim tarzda bir takas değildi. Herkes, takasta ne istediğimi biliyordu; ama şu an içerisinde bulunduğumuz durumdan dolayı mutluyum. Pota altında etkili olabilecek oyuncular ve şutörlere ihtiyacımız vardı, gerekli takviyeleri yaptık''

Sonuç olarak LeBron ve Cavaliers, bu takastan sonra seviye atlayacak duruma gelmiştir. Raptors ve Magic'in bulunduğu gruptan Celtics ve Pistons'ın yer aldığı bölüme ilerleyebilir, sezonun ilerleyen bölümünde. Açıkçası, yeni oyuncuların LeBron ile birlikte çıkacakları ilk maçı heyecanla bekliyorum. West, point guard karakterine, Szczerbiak da uzun süredir aranılan dış destek ihtiyacına cevap verebilecek mi, beklemek lazım; ama geçtiğimiz yıl hemen hiç yardımcısı olmadan NBA Finali'ne yürüyen LeBron, olumlu cevaplarla daha da iyisini yapma yolunda dev bir adım atacaktır.

Drew Gooden & Larry Hughes: Bulls Taraftarının Özlediği İkili ?!

Şimdi, Chicago Bulls'un yakın geçmişinden bahsetmeye kalkmayacağım. Michael Jordan, Scottie Pippen, Phil Jackson, 6 şampiyonluk vs... Daha yakından bakmaya çalışacağım olaya. İsimleri saymaya devam edelim; Tracy McGrady, Pau Gasol, Kobe Bryant, Jermaine O'Neal ve Kobe Bryant. Bulls, son iki üç sezondur genç kadrosuna liderlik yapacak bir süper yıldız arıyordu. Kobe ve Garnett başta olmak üzere takas sezonunda birçok yıldız için adı geçen Bulls, 21 Şubat gecesi içerisinde bulunduğu takasta ''yardımcı oyuncu'' olmaktan öteye gidemedi. Bu anlamda Bulls taraftarı, Gooden ve Hughes ikilisini davul zurnayla karşılamayacaktır.

Gasol ve Garnett ekseninden çıkarak, karşı karşıya kaldığımız durum hakkında yorum yapmaya çalışalım. İki oyuncunun Cavs'deki son performanslarına bakınca, zayıf bir takas olarak görülebilir Bulls için; ama yine de dünyanın sonu değil. Joe Smith'i bir kenara bırakarak Ben Wallace'ın kontratındaki bedelin karşılığını veremediğini biliyoruz. Yani daha düşük bir kontrata ve yaşa sahip olan Gooden'ın potansiyelinden yararlanmanın yollarını aramak, Cavs'in izlemesi gereken strateji olarak kabul edilebilir.

Gooden'ın katkısından ziyade Ben'in ayrılışıyla Joakim Noah ve Tyrus Thomas'ın enerjisi, Bulls adına çok anlamlı sonuçlar çıkarabilir. Nuggets maçındaki genç takımın bahsettiğim enerjiyi sahaya koyabileceğini görebildik. Yeni dönemde Bulls, bu oyuncuların dinamizminden daha sık yararlanacaktır.

Bulls adına takası yorumlayabilmek için, ''başrol'' psikolojisi yerine ''yardımcı oyuncu'' rolüne bürünen bir takım kabul edilmeli. Bu anlamda, Bulls için çok da kötü bir alışveriş olmayabilir. Taraftarlar belki, çok büyük bir yıldız bekliyorlardı; ama eldeki genç kadroya en azından yeni sezona kadar sabretmek durumundalar. Noah ve Thomas'ın yanı sıra önümüzdeki yaz mevsiminde free-agent olacak Ben Gordon'ın performansı da önemli.

Seattle Supersonics: Sakla Samanı, Gelir Zamanı

Sonics'in amacı Cavs gibi NBA Şampiyonluğu değil. Bu yüzden Sonics, işine bakıyor. Genç yıldızları Kevin Durant'in etrafında bir ekip oluşturmak istiyorlar. Amaçları doğrultusunda bir gece önce Spurs ile girilen takasta Kurt Thomas'ı elden çıkarırken Spurs'den bir 1. Tur Draft Hakkı kazanmıştı.

Sonics'in bu sezon alacağı galibiyet sayısının hiç önemi yok. Amaç, dediğim gibi geleceğin takımını kurmak. Wally Szczerbiak'ın 15 milyon dolara yakın sözleşmesinden kurtularak en azından 7-8 milyon dolar kasasına koyan Sonics, Jeff Green'den daha fazla yararlanma şansını elde etmiş oldu. Bu noktada bir de Donyell Marshall, Sonics'e katkı sağlarsa Sonics için her şey çok güzel olacaktır.

Seattle Supersonics, sonuç olarak, bu takastan mutlu ayrılmış olabilir. Kasada biriktirdiklerini önümüzdeki sezonlarda kullanabileceklerini sanıyorum.

24 Şubat 2008 Pazar

Martin Taylor'a Karşı İmza Kampanyası !..



Dün, Arsenal ve Birmingham City arasında oynanan maçın üçüncü dakikasında Arsenal'in Brezilya asıllı Hırvat oyuncusu Eduardo da Silva'nın ayak bileğini kıran Birminghamlı Martin Taylor'a FA tarafından ömür boyu men cezası verilmesi için bir grup futbolsever tarafından imza kampanyası düzenlenmiş. Link aşağıdadır:

http://www.petitiononline.com/mataylor/petition.html

* 20020. imza tarafımdan atılmıştır.

Sánchez Pizjuan'da Gövde Gösterisi: 5-0



SEVILLA 5-0 REAL ZARAGOZA

Sevilla, La Liga'da Real Zaragoza'yı 5-0 mağlup etti.

Özellikle ilk yarıda rakibini kelimenin tam anlamıyla ''sahadan sildi''. Bir ara Sevilla'nın hangi takımla oynadığını unuttuğumu söylersem, ne demek istediğimi anlayabilirsiniz sanırım. 30 dakikaya kadar sağ taraftan Daniel Alves'in etkili hücumları Luis Fabiano ve Kanoute ikilisi ile rakip kalede tehlike yaratırken, 30 ila 45. dakikalar arasında da sol taraftan Diego Capel, Zaragoza defansını denize dökmeyi başardı. İlk yarı Sevilla lehine 3-0 sona erdi; ama 5-0 gibi bir skor da ortaya çıkabilirdi, ilk yarının bitiş düdüğü çaldığında.

İkinci yarıda Sevilla'nın aktif dinlenecek olması sürpriz sayılamazdı. Biraz o havada başladılar zaten. Üstüne 51. dakikadaki 4. gol gelince geri kalan bölüm antrenman havasında geçti. Sevilla'nın 4. golüne imza atan Zaragoza savunmacısı Diogo, kötü performansının hırsını Diego Capel'e tekme atarak çıkarmak isteyince 54. dakikada kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Geri kalan bölümde Sevilla adına bir gol daha izledik. Sağ taraftan kazanılan serbest atışta topun arkasına geçen Dani Alves, topu Seydou Keita'nın kafasına kondurunca maçın skoru ortaya çıktı.

Bu akşam, bir futbolsever olarak Sevilla'nın futbolundan gerçek anlamıyla etkilendim. Daniel Alves ve Jesus Navas, ilk maçtaki gibi pasif olmayacaklardır. Fenerbahçe'nin Carlos'suz sol kanadında istedikleri gibi hareket etmeleri pek muhtemeldir. Ortadaki ikili Keita ve Maresca da iç sahada bambaşka oynuyorlar. Maresca, tam bir orta saha oyuncusu. İtalya'dayken de Galatasaray için adının anılmasını çok istediğim bir futbolcuydu. Jimenez, ikinci maçta Diego Capel'i yanında oturtmayacaktır. Bana kalırsa Yeni Messi, bu çocuk. ''Buradan da çıkamaz artık'' dedikçe, sanki size inat her yerden çıkabiliyor. Gökhan Gönül ve Deivid ikilisi de İstanbul'daki kadar rahat olamayacaklar. Forvet ikilisi Luis Fabiano ve Kanoute de turu, ilk yarıda bitirebilir.

Sevilla, Fenerbahçe sınavından önce Riazor'da Deportivo karşısına da çıkacak. Eğer herhangi bir sakatlık olmaz ve form durumlarını koruyabilirse, bu akşamki maçta savunma düzenini de oturttuğunu gördükten sonra, Sevilla'nın Fenerbahçe'yi rahat bir şekilde eleyebileceğini söyleyebilirim.

Martin ''Katil'' Taylor !



YUH !

İngiltere Premier Ligi'nde Cumartesi programının öğlen kuşağında Arsenal, Birmingham City'ye konuk oldu. Ev sahibi ekip, beraberliği 90+5'teki penaltı golüyle kurtardı; ama maça damgasını vuran olay, maçın hemen başında, üçüncü dakikada gerçekleşti.

Birmingham City'nin savunma oyuncusu Martin Taylor, bu anda hangi ruh haliyle bilinmez, hedefi Arsenal'den Eduardo da Silva'nın sol ayak bileği olarak belirledi. Maçı izlemedim; ama izleyenler, İngiliz televizyonunun pozisyonun tekrarını bile ekrana getiremediğini söylüyor. Buna rağmen, olayın internet sitelerindeki fotoğraflarındaki görüntüler bile ne denli önemli bir an olduğunu anlamaya yetiyor.

Arsenal'in Brezilya asıllı Hırvat yıldızının yaklaşık bir yıl boyunca sahalardan uzak kalması bekleniyor. Hareket öylesine ciddiydi ki, Taylor'ın takım arkadaşı Sebastian Larsson bile kafasını dehşet içerisinde elleri arasına alıyordu.

Arsene Wenger de hareketin korkunç olduğunu ve Martin Taylor'ın bir daha asla futbol oynamasına izin verilmemesi gerektiğini söylemiş, maçtan sonra. Gerçekten inanılmaz, nedir bu ?! En azından Eduardo da Silva, geri dönene kadar Taylor'ın lisansı iptal edilmeli. Böyle bir hareketi kabul etmek mümkün değil.

Olayın maçın hemen başında, üçüncü dakikada, gerçekleşmesi ise bir hesaplaşma olabileceği ihtimalinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Daha önce Roy Keane'in M. City derbisinde rakibinin ayağını kırması gibi; belki ilerleyen günlerde kokusu çıkar bu olasılığın.

Bunlar da olayla ilgili diğer fotoğraflar:

http://3.bp.blogspot.com/_zipFnWHde5w/R8CxScb_GDI/AAAAAAAAAQ8/FeTXQtckQfk/s400/aaaa.jpg http://2.bp.blogspot.com/_zipFnWHde5w/R8CxFMb_GCI/AAAAAAAAAQ0/LMqo_oabsvk/s400/aaa.jpg

PS: Etiket olarak, ''Futbol'' diyesim bile gelmiyor. Korkunç!

Jason Kidd, Mavericks'e Isınıyor: 98-83



Jason Kidd + Antonie Wright + Malik Allen = Devin Harris + Keith Van Horn + DeSagana Diop + Maurice Ager + Trenton Hassell + 3 milyon nakit para + 2008 ve 2010 1. Tur Draft Hakkı

Jason Kidd, Dallas Mavericks ile yeni dönemindeki ikinci maçında Memphis Grizzlies takımına karşı alınan galibiyete 15 asistlik katkı yaparak maçın önemli isimlerinden biri oldu. Yeni takımı diyemiyorum; çünkü Kidd, 1994 yılındaki draftta 1. Tur 2. sıradan yine Mavericks tarafından seçilmişti. O günden bu yana çok şey değişti. Mesela Kidd, 14 yıl yaşlandı; ama bu, her zaman aranılan bir oyuncu olduğu gerçeğini değiştirmedi. Fazla uzatmadan belirtelim ki; bu yazı da olgunlaşması beklenen bir takas analizidir.

Jason Kidd'in Mavericks'teki iki maçı NBA TV'den de naklen yayınlandı. Hornets maçını parça parça izleyebildim. O gece, Suns ve Lakers arasındaki maçı tercih ettiğim için sağlıklı bir yorum getirmem mümkün olmayabilir, bu yüzden; ama Hornets karşısında Kidd'in gelir gelmez Mavs'i tek başına galibiyete götürememesi kabul edilebilirdi. Öyle de oldu zaten. Top kaybı hanesinde yazılan ''6'', Kidd için standart bir sayı değildi. Aradan geçen iki günün ardından Mavericks, Grizzlies deplasmanına gelmişti. Dün gece oynanan ve baştan sona Dallas'ın üstünlüğünün söz konusu olduğu maçı Mavericks, 98-83'lük galibiyetle kapatırken Jason Kidd, 15 asist yaparak Yeni Mavericks'e alıştığını göstermiş oldu.

Jason Kidd, takası kısa vadede Mavericks için oldukça yararlı olacaktır; ama aradan geçen dört günün ardından takas hakkında daha net fikirler sahibi olduğumu söyleyebilirim. Bu noktada, oyuncu alışverişine sadece Kidd ve Mavericks tarafından değil, New Jersey Nets açısından da bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Jason Kidd'in yanında Malik Allen ve Antonie Wright'ı da Mavericks'e gönderen Nets, bu üç oyuncunun karşılığında ''dünyaları'' aldı: Keith Van Horn, Devin Harris, Trenton Hassell, Maurice Ager, DeSagana Diop, 2008 ve 2010 Draftında 1. Tur Seçim Hakkı ve 3 milyon dolar nakit para.

Kidd takasına Lakers'ın Gasol'ü, Suns'ın da Shaq'i kadrosuna katması vesile oldu muhakkak; ama bu işten en karlı çıkan taraf ise hiç kuşkusuz New Jersey Nets oldu. Nets, 34 yaşındaki Jason Kidd'in 20 milyon dolara yaklaşan kontratından kurtulurken, yerine Devin Harris gibi önü oldukça açık olan bir gard aldı. Van Horn'un Dallas tarafından sözleşme imzalanıp aynı gün içerisinde Nets'e gönderilmesi de New Jersey için piyango oldu. Uzun çoraplı oyuncunun geri dönüşü, New Jersey'nin dış hücumuna büyük katkı sağlayacaktır. Yeni yapılanma sürecinde 2008 ve 2010'daki draft hakları da önemli rol oynayabilir.

Dallas Mavericks, Batı'daki takas çılgınlığına tıpkı Suns gibi yarınını düşünmeden ortak olma yolunu seçti. Kısa dönemde istediklerini elde edebilirler; ama daha fazlasının olacağını sanmıyorum. Özellikle DeSagana Diop'un elden çıkarılması ve pivot rotasyonunda sadece Erick Dampier'a kalınması çok büyük bir hata. İlerleyen dönem içerisinde Dallas, bu bölgeyi 10 günlük kontratlarla mı doldurur, bilemiyorum; ama Dampier'ın her faulünde Avery Johnson ve Mark Cuban'ın yürekleri ağızlarına gelecektir.

Sonuç olarak, bu takastan New Jersey Nets, büyük kazançla çıkmıştır. Dallas hakkında yorum yapabilmek için ise Playoffları beklemek durumundayız.

23 Şubat 2008 Cumartesi

Bibby'li Hawks'tan İlk Galibiyet: 117-110



Mike Bibby = Shelden Williams + Tyronn Lue + Anthony Johnson + Lorenzen Wright ve 2. Tur Draft Hakkı

Atlanta Hawks, dün gece Golden State Warriors karşısında 117-110 kazanıp altı maçlık yenilgi serisine nokta koyarken, Pacers, Nets ve Sixers ile giriştiği Play-off yarışı açısından da ekstra bir maç kazanmış oldu. Hawks, aynı zamanda Batı Turnesi'ndeki dördüncü galibiyetini aldı; ama itiraf etmeliyim ki bu yazı, gecikmiş bir Mike Bibby analizidir.

Mike Bibby ismi, geçtiğimiz sezonki takas döneminden bu yana sürekli olarak takım değiştirmesi muhtemel oyuncular ile anılmıştı. Hatta, Miami Heat ve Cleveland Cavaliers ikilisiyle Sacramento Kings, birçok kez görüşmüş ve çeşitli formüller yaratarak takası gerçekleştirmeyi düşünmüştü. Sezon başında Miami Heat'in kapısından dönen, LeBron'ın takım arkadaşı olmak üzereyken transferi iptal olan Bibby, 16 Şubat gecesi Atlanta Hawks'a geçti. All-Star Haftasonu dolayısıyla tüm gözlerin New Orleans'da olmasından dolayı gündemin alt sıralarında kalan Bibby'nin takas haberini kısa da olsa yorumlama vaktidir artık.

Sacramento'nun yakın zamandaki altın yıllarının Jason Williams'tan sonraki oyun kurucusu olan Bibby için ayrılık çanları çalıyordu, uzun zamandır. Yukarıda da söylediğim gibi öne çıkan iki takım yerine (ki Miami, Shaq için Phoenix'le yaptığı anlaşmadan sonra gündemden düşmüştü. Cavs ise, bu takas gerçekleşmeyince son dakikada müthiş bir üçlü takas kombinasyonunun parçalarından oldu. Onu da takip eden postlarda değerlendireceğiz) Atlanta Hawks, Bibby'yi kadrosuna kattı. Hawks'ın Bibby için vazgeçtiklerinin listesi şu şekilde oluştu: PG Tyronn Lue, PG Anthony Johnson, PF Shelden Williams, C Lorenzen Wright ve 2008 2. Tur Draft Hakkı.

Mike Bibby, Warriors karşısında Hawks ile üçüncü maçına çıktı. Biraz da fikstürün azizliğine uğramış olan oyuncu, Batı Turnesi'ndeki takımıyla ilk iki maçında Lakers ve Kings'e mağlup oldu. Açıkçası Bibby'nin yeni takımıyla oynadığı herhangi bir maçı izlemedim, o yüzden net bir yorum getiremeyeceğim. Bu gece oynayacakları Utah Jazz karşılaşmasını izlemeyi planlıyorum; ama yine de takası iki takım açısından değerlendirme şansımız mevcut gibi görünüyor.

Batı'da Gasol'ün Lakers'a takasından sonra birbiri ardına patlayan bombalar, sezon başında Batı ile Doğu arasında kapanmaya başlayan güç farkını, tekrar tamamıyla Batı'ya çevirmiş durumda. Doğu'nun en başarılı galibiyet yüzdesine sahip olan takımı Boston, Batı Turnesi'nde oynadığı ilk üç maçı kaybederek bu duruma en net örneği oluşturmuş oldu. Doğu'da Hawks gibi bir takım için Bibby hamlesi, önemli bir hareket bu bağlamda; çünkü Celtics, Pistons, Magic, Raptors ve Cavs'i dışarı bıraktığımızda kalan üç yer için büyük bir mücadele var. Hawks, bu gece itibariyle resmin dışında; ama Bibby'nin takası için vazgeçilenlerin karşılığı Play-off olarak alınmak istenecektir.

Joe Johnson ve Josh Smith'in yanında eksikliği hissedilen en önemli bölge olan bir numaraya alabilecekleri en iyi oyunculardan birini aldılar. Bibby, Hawks'ın top paylaşımına ve dış şut yüzdesine direkt olarak etki edecektir, ilerleyen maçlarda; fakat sözleşmesinin sadece bir yıl sonra sona eriyor olması sorun olabilir. Bu noktada, Hawks'ın Bibby ile yeniden mi anlaşacağı yoksa free-agent piyasasını mı yoklayacağı sorusu akıllara gelecektir. Ben, Bibby'nin Hawks'a önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Bu yüzden, Hawks için önümüzdeki sezon sona erecek olan sözleşme pek hoş olmayacaktır.

Sacramento Kings cephesinden olaya bakmaya çalıştığımda oyuncu bazında pek hayırlı bir takas yaptıklarını söyleyemeyebilirim. Kings'in aklında mutlaka daha farklı hesaplar vardı; ama Cavs'ten Drew Gooden'ı veya Heat'ten Jason Williams'ı almak yerine Hawks'tan Shelden Williams ve sözleşmesi bitecek birkaç oyuncu almayı tercih ettiler. Dediğim gibi Kings'in aklında başka heseplar vardı, bu takas anlaşmasında. Kulübün, önümüzdeki sezon Kevin Martin'in bitecek olan sözleşmesini iyileştirebilmek adına ücretlerde değişiklik yapması gerekecek. Bu yüzden Williams dışında kalan üç oyuncuyu serbest bırakma durumları bile söz konusu olabilir, ilerleyen dönemde.

Takası iki takım açısından birlikte düşündüğümde ise Atlanta'nın, kaybettiği 4+1 oyuncuya rağmen, karlı tarafta olduğunu söyleyebilirim. Hawks, özellikle Doğu'ya döndüğü zaman Bibby, farkını ortaya koyacaktır. 6., 7. ve 8. sıra için Bulls, Pacers, Nets ve Sixers ile girilen yarışta artık Hawks'ın sesi daha gür çıkabilir.

UEFA Kupası 3. Tur Rövanş Maçları



UEFA Kupası 3. Tur rövanş maçları, hiç de beklediğimiz gibi geçmedi. Galatasaray, Leverkusen'de yarım saat dolmadan 3-0 geriye düştüğünde Kupa'ya havlu atarken Hamburg, 3-1'in rövanşında kendisini sıkmadan golsüz beraberlikle 4. Tur'daki Bundesliga Derbisi'nin taraflarından oluyordu. Galatasaray'ın grubundan tam puanla çıkan Bordeuax, Belçika'da öne geçmesine rağmen kaybettiği maçın acısını rövanşta çekiyor ve 1-1'lik beraberlikle safdışı kalıyordu. Yine Galatasaray ile gruplarda mücadele eden Helsingborg da PSV Eindhoven'a iki kez yeniliyor ve kendisi için uzun sayılabilecek Avrupa Sezonu'na son noktayı koyuyordu.

Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea beraberliğinin ardından kazandığı Valencia maçları ile kendisini bir anda UEFA Kupası 3. Turu'nda bulan Norveç temsilcisi Rosenborg, ilk maçta 1-0 kaybettiği Fiorentina'ya İtalya'da da 2-1 yeniliyordu. Fiorentina'nın üst turdaki rakibini belirleyecek maçta ise Everton, yine bir Norveç ekibi olan Brann'ı 6-1'le yenerek formalite maçını gecenin en farklı galibiyetiyle tamamlıyordu.

Gecenin dikkat çekici maçlarından biri Madrid'de Atletico ile Bolton arasında oynanırken, olaylı maçta gol sesi çıkmayınca bir üst tura çıkan ilk maçtaki 1-0'lık galibiyetin avantajıyla Bolton Wanderers oluyordu. Bolton'un 4. Tur'daki rakibi Sporting Lizbon ise 2-0'la gittiği İsviçre deplasmanında Basel'i bu kez 3-0 yeniyordu.


Bir diğer önemli haber ise yine İspanya'dan geliyordu. Rusya'da oynanan ilk maçı 1-0 kaybeden Nihat'lı Villarreal, bu skorun dezavantajıyla çıktığı rövanşta da yenik duruma düşünce geri dönülmez bir yola giriyordu. 74. dakikada gelen beraberlik golüne eklenen son dakikadaki gol ise sadece kulüp ve ülke puanını yükseltiyordu artık. Bu eşleşmeden çıkacak takımın rakibini belirleyecek maçta ise Gerets'in Marsilyası 3-0'ın avantajıyla gittiği Moskova'da Spartak'ın 2-0'da kalmasıyla ucuz kurtuluyordu.

Villarreal ve Atletico'yu kaybeden İspanya, Getafe'nin AEK'yı 3-0 yenmesiyle teselli buluyordu. Getafe'yi bir üst turda Kupa'nın favorilerinden Alman Werder Bremen bekliyor. Bir diğer favori Alman Bayern Münih ise Aberdeen'den 2-2'nin acısını 5-1 ile çıkarırken, üst turda Anderlecht'i elemek için gün sayıyor.

6 Mart'ta oynanacak, 12 ve 13 Mart gecesi rövanşları yapılacak 4. Tur eşleşmeleri şu şekilde oluştu:

Bayern Münih, Werder Bremen, Sporting Lizbon, Hamburg, Benfica ve Marsilya'nın tura yakın takımlar olduğunu düşünüyorum. Tottenham-PSV ve Fiorentina-Everton eşleşmelerinde ilk maçı deplasmanda oynayan takımlar öne çıkabilir. Günü geldiğinde tekrar konuşuruz.

Şampiyonlar Ligi 2. Tur 1. Maçları



Şampiyonlar Ligi'nde İkinci Tur'un ilk ayağı tamamlandı. Salı gecesi oynanan maçlarda, savunmalar öne çıkarken ev sahiplerinin üstünlüğü görüldü. Gecenin maçında Liverpool, Inter'i son beş dakikada bulduğu gollerle mağlup etmeyi başarırken, Roma da yenik duruma düştüğü maçta Real Madrid'i 2-1 ile geçti.

Salı gecesinin toplu sonuçları şu şekildeydi:

Team #1Agg. Team #21st leg 2nd leg
Schalke 04 Porto1–05 March
Liverpool Internazionale2–011 March
Roma Real Madrid2–15 March
Olympiacos Chelsea0–05 March

Çarşamba gecesi ise nispeten gollü bir Şampiyonlar Ligi gecesiydi. Dört maç içinde sadece İngiltere'den gol haberi gelmezken, Türkiye ve İskoçya'da toplam 10 gol vardı. Deplasman takımlarının avantaj yakaladıkları ilk maçlarda gecenin yıldızı Barcelona'nın Arjantinlisi Lionel Messi oldu. Messi, takımının devreyi yenik kapadığı Celtic maçında attığı iki golle Barcelona'ya turun kapısını ardına kadar açtı. Fransa'da ise bitime üç dakika kala gelen Tevez golü, Manchester United'a umut oldu.

Çarşamba gecesinin toplu sonuçları ise şu şekildeydi:

Team #1Agg. Team #21st leg 2nd leg
Celtic Barcelona2–34 March
Lyon Manchester United1–14 March
Arsenal Milan0–04 March
Fenerbahçe Sevilla3–24 March

Salı gecesi oynayan takımlar, rövanş maçlarına 5 Mart (Liverpool ve Inter, San Siro'daki fikstür çakışmasından dolayı 11 Mart), Çarşamba gecesi sahne alan takımlar ise 4 Mart'ta rövanş maçlarına çıkacaklar.

Rövanşlar öncesi turu geçmelerini beklediğim takımlar ise; Porto, Chelsea, Liverpool, Real Madrid, Barcelona, Manchester United, Sevilla ve Milan.

Ferguson'dan ''Şah'', Tevez'den ''Mat'': 1-1



OLYMPIQUE LYON 1-1 MANCHESTER UNITED

Haftasonu Le Mans karşısında etkili olamayan ve maçın son bölümünde yediği golle sahadan mağlup ayrılan Lyon, aynı saatlerde Arsenal'e gol atmakla meşgul olan Manchester United'ı sahasında ağırlamaya hazırlanırken iki takımdan birer oyuncu için maç, ayrı anlamlar taşıyordu. Konuk ekipten Ryan Giggs, İngiliz temsilcisi için 100. Şampiyonlar Ligi maçına çıkarken, Olympique Lyon'un tecrübeli kalecisi Gregory Coupet ise takımının formasını 500. kez taşımanın gururunu yaşıyordu. Manchester United, haftasonu oynanan Arsenal maçında dinlendirdiği Ryan Giggs'in yanı sıra yine o maçta forma giymeyen Paul Scholes, Owen Hargreaves ve Cristiano Ronaldo da dönüş yapıyordu, Lyon karşısında.

Fransa Ligi'nde son altı sezonu şampiyon tamamlayan Lyon, maçın ilk yarısında Fabio Grosso ve Sidney Govou ortaklığı ile geliştirdiği atakta Rio Ferdinand'a takılırken Manchester United, ilk yarı bitmeden Cristiano Ronaldo ile gole yaklaşıyordu.

İkinci yarıda ilk on dakika dolmadan gelen Lyon golünde ise Karim Benzema'nın kişisel yeteneği öne çıkıyordu. Bu sezon, Şampiyonlar Ligi'ndeki altıncı maçında dördüncü kez ağları havalandıran Benzema, Vidic ve Ferdinand'ın arasından bulduğu golle, hiç kuşkusuz, Avrupa'daki transfer borsasını dalgalandıracaktır.

65. dakikaya gelindiğinde, maça kenarda başlayan enerji depoları Carlos Tevez ve Roberto Nani, sahaya giriyordu. Bu öyle bir hamleydi ki, son dakikalara girilirken Nani'nin sağ kanattan yapacağı ortaya ayağını koyacak olan Tevez, Manchester United'ın umutlarını taptaze tutacaktı. Senaryo gerçekleştiğinde ise Ferguson, maça damgasını vuruyor, bitime üç dakika gelen Manchester United golü İngiliz ekibine büyük avantajı getiriyordu.

Olympique Lyon tarafında 87. dakikada gelen golü şoku yaşanırken teknik direktör Alain Perrin, ''O dakikada gol yemek, çok büyük hayal kırıklığı. Belki skor, 0-0'da kalsa bizim için daha iyi olacaktı'' yorumunda bulunurken golden hemen önce Benzema'yı oyundan alması ile ilgili olarak, o bölümde Fred'in kontra ataklarda başarılı olabileceğini düşündüğünü söyledi; ama görünen o ki, plan tutmadı ve Lyon, elindeki avantajı Manchester United'a verdi. Bu dakikadan sonra Lyon'un geri gelebileceğini sanmıyorum.

Karar, İtalya'da Verilecek: 0-0



ARSENAL 0-0 AC MILAN

Sezona genç oyuncularıyla oldukça hızlı başlayan ve Premier Lig'de uzun süre zirvede kalmayı başaran Arsenal, Milan maçı öncesi FA Cup'ta Manchester United'a 4-0 yenilirken hiç de umut veren bir görüntü çizmiyordu. Rakip, geçtiğimiz yılın şampiyonuydu ve Alex Ferguson'ın takımına karşı sahadan silinen Arsenal, Milan'a diş geçirmeye çalışacaktı.

Nani ve arkadaşlarına 4-0 mağlup olan Fabregas'ın takımı, Milan maçında ise tamamen farklı bir görüntü ortaya koyuyordu. Emirates Stadı'nda oynanan maçın büyük bölümünde oyuna hakim olan Arsenal, buna rağmen en önemli şansı kayıp zamanda yakalıyordu. 90 dakika boyunca Milan kalecisi Kalac'ı bir türlü geçemeyen Londra temsilcisinde Emmanuel Adebayor, kayıp zamanın dördüncü dakikasında geri çevrilemeyecek bir fırsat buluyor; ama topu direğe nişanlayıp Arsenal'in tur ümitlerini güçlendiremiyordu.

Maç sonrası açıklamalarda Arsenal menajeri Arsene Wenger, ''Bu akşam, futbol oynamak istedik. Onları ikinci yarının tamamında ve oyunun büyük bölümünde baskı altına soktuk, bunlar oyunumuzun pozitif tarafları. Aynı zamanda, gol atamadık; ama gol bulabilecek pozisyonlar yarattık. Milan, tecrübesiyle iyi bir savunma yaptı; çünkü akıllarında savunmak vardı'' diye konuşurken, ikinci maç öncesi 0-0'lık skorun hayallerini süsleyen bir skor olmamasına rağmen gol yemedikleri için sonucun kötü sayılamayacağını söyledi.

Ancelotti tarafında ise skordan duyulan bir sevinç vardı: ''Maçın ardından mükemmel bir duruma geldik. Arsenal'in iyi bir oyun çıkardığını düşünüyorum. Onlar hakkında tüm bildiklerimizi sergilediler. Üst düzey oyunculara sahipler, kaliteli ve kararlılar; fakat tur, hala ortada''. Orta sahada rakip oyuncuların Pirlo üzerinde etkili bir baskı kurduğunu söyleyen Carlo Ancelotti, oyuncusunun kendi oyununu oynayamadığını ve Arsenal'in ikinci maçta da bu konuda başarı sağlayabileceğini söyledi.

Arsenal ve Milan eşleşmesinin ilk maçında ortaya çıkan 0-0'lık skor, yorum yapmayı kısıtlıyor. Milan, kazanmak zorunda. Arsenal'e 0-0 dışındaki tüm beraberlikler ile galibiyet yarıyor. Bu açıdan bakıldığında İngiliz temsilcisi avantajlı gözükse de Milan'ın geçtiğimiz sezon Manchester United'a karşı oynadığı San Siro maçı aklıma gelince Pirlo ve Gattuso'nun savunduğu orta saha ile bir adım önde olduğunu düşünüyorum.