31 Mart 2008 Pazartesi

La Liga 30. Hafta: Kaçtı, Kaçamadı, Kaçırmadı



''Real Madrid ve Barcelona'nın tüm dünya medyasının gözünün önünde yaşadığı bu çekişmeye önümüzdeki haftadan itibaren Villarreal de aktif olarak katılacaktır'' demiştik, geçtiğimiz haftanın lig değerlendirmesinde.

Hafta, cumartesi günü oynanan iki maçla açıldı. Real Madrid ile puan farkını dörde düşüren Barcelona, Real Betis ile deplasmanda oynadığı maçın 15. dakikasında Eto'o ile 2-0 öne geçtiğinde bombayı Real Madrid'in kucağına bıraktığını düşünüyordu. Belki de, öyle olmalıydı; ama uzun süre skorda üstün olan Barca'ya ilk sinyal 62. dakikada Edu'nun golüyle gelecekti. 75. dakikada Victor Valdes'in kurtardığı penaltıdan bir dakika sonra Juanito ile beraberliği yakalayan Betis, takip eden iki dakika içerisinde ise üstünlüğü, ilk golü atan ve bir de penaltı kaçıran Edu ile sağlarken Barcelona'nın şampiyonluk hesaplarına çok büyük darbe vuracaktı.

''Çok zor bir gece oldu. Alınan mağlubiyet dolayısıyla taraftarlarımızdan özür dilerim'' diyordu, teknik direktör Frank Rijkaard maçınn hemen ardından. Sezon boyunca Ronaldinho, Deco ve Eto'o gibi yıldızları bir arada tutmayı başaramayan Rijkaard'ın önümüzdeki dönemde Barcelona'da kalıp kalmayacağı büyük bir soru işareti olmaya başladı. Jose Mourinho'nun ardından gündeme gelen son isim ise Barcelona'nın eski kaptanlarından Josep Guardiola.

Real Betis'in mucizevi geri dönüşü, kendisine ligde kalma yolunda adeta ''bonus'' gibi bir üç puan kazandırmıştı. Sevilla temsilcisi, puanını 38'e çıkarırken düş potasından 5 puan uzaklaştı ve 12. sıraya yerleşti.



Barcelona'nın mağlubiyetine en az Real Madrid kadar sevinen başka bir takım daha vardı.

Villarreal, hafta öncesi Atletico Madrid ile oynacağı maçın planlarını alacağı üç puanla Şampiyonlar Ligi potasında sağlam bir yer edinmek üzerine kurmuş olabilirdi; ama maçın başlamasından hemen önce gelen Barcelona'nın mağlubiyet haberi ile birlikte Villarreal, ikinci sıraya bir galibiyet kadar uzaklıktaydı.

Ateltico Madrid, önceki hafta Sevilla deplasmanında kazanırken sahaya oldukça etkili bir oyun ortaya koymuş ve yıldız oyuncularıyla sonuca gitmeyi başarmıştı. Villarreal, daha formda bir takımdı; ama El Madrigal'de zaman zaman aldıkları sürpriz sonuçlar kafalarda soru işareti oluşması için yeterliydi. Bu verilerin ışığında Atletico Madrid'i ağırlayan Villarreal, orta saha ve hücum hattının çok iyi oynadığı maçı 3-0 kazanarak hem ikinci sıraya çıktı hem de şampiyonluk şansını kovalayacak duruma geldi. Maçın adamı ise attığı iki gol ile Nihat Kahveci'ydi. İkinci ve üçüncü golün sahibi olan Nihat'ın El Madrigal'de ''El Turco'' sesleri altında onore edilmesi ise gecenin en güzel anlarıydı.

Pazar akşamı 18.00 seansının sürpriz skoru, Mestella'dan geldi. Aslına bakılırsa, sezon boyunca aldığı dengesiz skorlar ile Mallorca karşı ortaya çıkan 3-0'lık mağlubiyeti sürpriz olmaktan çıkaran Valencia, Real Madrid deplasmanındaki galibiyetten sonra evinde bir darbe daha yemiş oldu.

Şampiyonlar Ligi'ne katılabilme mücadelesi veren iki ekip Espanyol ve Racing Santander arasındaki karşılaşmayı 3-0'lık skorla deplasman ekibi Santander kazandı. Espanyol'u yenerek en önemli rakiplerinden birini beş puan arkasına atan Racing, Atletico Madrid'in de haftayı puansız kapamasının ardından dördüncü sıraya bir adım daha yaklaştı.

Kapanış, haftanın maçı ile yapılacaktı. Fenerbahçe'ye elendikten sonra üst üste iki kez kazanan Sevilla, önceki hafta Atletico Madrid'e karşı aldığı 2-1'lik mağlubiyetin ardından Barnebau'da Real Madrid'in rakibi olacaktı. Beyaz Şimşekler ise kazanıp Barcelona'ya önemli bir psikolojik üstünlük sağlamak ve en yakın rakibinden altı puan uzaklaşmak istiyordu. Maçın hemen başında Sevilla'nın duran toplardaki başarısızlığının bir kez daha gözümüze sokuldu ve Gabriel Heinze, Real'i 1-0 öne geçirdi. 1-0'dan sonra da çok önemli pozisyonlar yakalayan Madrid, ancak Frederic Kanoute'nin beraberlik golünden bir dakika sonra öne geçebildi. İkinci yarıda Gonzalo Higuain'in attığı gol skoru belirledi.

La Liga'da kümede kalma mücadelesi ise son hızıyla devam ediyor. En az yedi ekip, küme düşecek son takım olmamak adına kalan maçlarında puanları toplamak durumunda.

La Liga 30. Hafta: Toplu Sonuçlar

img403/263/laligazd5.jpg

La Liga 30. Hafta: Puan Durumu
img403/9162/laliga2ri6.jpg

La Liga 31. Hafta: Maç Programı
img403/3223/laliga3ls5.jpg

Bundesliga 26. Hafta: ''Diğerleri'', Bir Garip



Bundesliga'da 25. Hafta'yı değerlendirirken en uygun başlığın, ''Bayern ve Diğerleri'' olduğunu düşünmüştüm. Bayern Münih, kendi sahasında Bayer Leverkusen'i de yendikten sonra bitime dokuz hafta kala önemli bir engeli daha aşmış ve diğer takımlardan kopmaya başlamıştı.

Bayern Münih, bu hafta Nürnberg deplasmanındaydı. Ev sahibi Nürnberg, kümede kalma mücadelesi verdiği için can havliyle saldıracaktı. Bayern Münih ise diğer takımlarla arasındaki puan farkına karşın, ligin en kaliteli kadrosuydu ve istedikleri anda oyunu çevirebilecek oyunculara sahipti. Bu yüzden gollü bir karşılaşma bekliyordum. Geçen hafta da dediğim gibi, Nürnberg, burada olması şaşırtıcı olan bir ekip. Bayern karşısında da dimdik ayakta kaldılar; ancak 44. dakikada Misimovic'in attığı üstünlük golüne cevap, 81. dakikada Lukas Podolski'den cevap gelince bir puanla sahadan ayrılmak durumunda kaldılar.

Bayern Münih, puan kaybetmişti. Diğerleri için bulunmaz bir fırsattı. Lideri takip eden dört takımdan üçü iç sahada rakiplerini konuk edeceklerdi. Şampiyonluk umutları azalan ''Diğerleri'', kazanarak kendilerine hem şampiyonluk yolunda hem de Şampiyonlar Ligi mücadelesinde avantaj sağlamanın yollarını arayacaktı.

Karslruhe deplasmanından golsüz beraberlikle dönen Schalke 04, diğer takımlar arasındaki en mantıklı skoru aldı. Şampiyonlar Ligi'ndeki Barcelona maçından önce oynayacağı son resmi müsabakada Schalke, kaybettiği iki puan için dert yanmayacağını son düdük ile birlikte öğrendi. Schalke, eğer şampiyonluk umudu kalmadıysa, diğer sonuçlarla mutlu olabilir. Geçtiğimiz hafta Hertha Berlin deplasmanından galibiyetle döndükleri için üst üste iki deplasmandan alınan toplam dört puan hiç fena sayılmazdı.

Ligin üst bölümü ile alt bölümü arasında oynanan bir haftaydı, 26. maç haftası. Werder Bremen, Weserstadion'da MSV Duisburg'u ağırlarken muhtemelen birçok mızıkacı (Türk olduğumuz belli olsun, bu tip benzetmelerle), fark hesapları yapıyordu. Haftaya girilirken son sırada can çekişen Duisburg, Bremen'e ummadığı bir sürpriz yaptı. İlk yarıda 2-0 geriye düşen Werder Bremen, ikinci yarıda Diego ile bulduğu gol sonrası farkı ancak bire indirebildi ve rakiplerinin tamamının puan kaybettiği haftada önemli bir fırsatı değerlendirememiş oldu.

Haftaya 44 puanlı üç takımın (Bremen, Schalke, Leverkusen) iki puan önünde ikinci sırada giren Hamburg, evinde Armini Bielefeld'i ağırladı. Bielefeld, 72. dakikada Bollmann ile öne geçti. Bitime sekiz dakika kala Guerrero'nun golü Hamburg adına, hafta başındaki küçük avantajı sürdürme şansını getirdi.



Haftanın bir diğer önemli sürprizi de BayArena'dan geldi. Son haftaların formda takımı Bayer Leverkusen, geçtiğimiz hafta Allianz Arena deplasmanından mağlubiyetle döndükten sonra kendi sahasında Eintracht Frankfurt'a da yenilerek çok önemli bir fırsatı kullanamadı.

Maçın ilk yarısında forvet Kiessling'in kendi kalesine attığı gol ile öne geçen Frankfurt, rakibin beraberliği golü aradığı son dakikalarda farkı ikiye çıkararak önündeki altı takımın puan kaybettiği altın değerinde bir üç puan kazandı. 42 puana çıkan Frankfurt, 7. sırada ve Şampiyonlar Ligi potası ile arasında sadece üç puan bulunuyor.

Frankfurt'un önündeki ilk takım Stuttgart ise pazar akşamı ayağına gelen fırsatı değerlendiremedi. Haftaya 41 puan ile altıncı sırada giren son şampiyon, kazanması durumunda üçüncü sıra ile arasındaki puan farkını bire kadar indirecek ve Şampiyonlar Ligi yarışına aktif olarak katılacaktı; ama Hannover deplasmanındaki golsüz beraberlik, Stuttgart'a engel olunca Yıldıray'ın takımı, üst sıralar için avantaj yakalayamadı.

Bundesliga 1'de kalma yarışı nefes kesti, bu hafta. Son üç sıradaki takımların hiçbiri yenilmedi. 14. sıradaki Hansa Rostock ve 15. sıradaki Energie Cottbus ise aşağıdakilere biraz daha yaklaştı. Bundesliga'da cuma gecesinin maçı Rostock ve Wolfsburg arasındaydı. Hansa Rostock, son dakikada yediği gol ile karalar bağlarken Wolfsburg, kazandığı üç puanın aslında ne kadar değerli olduğunu haftanın sonunda daha da iyi anladı.

Son sıradaki Nürnberg'in Bayern Münih ile berabere kaldığı, Duisburg ve Bielefeld zorlu deplasmanlardan puan ile döndüğü haftada alt sıralar iyiden iyiye karıştı. Pazar akşamı kendi sahasında Hertha Berlin'e kaybeden Cottbus, sıcaklığı biraz daha fazla hissedecek ilerleyen haftalarda.

Bundesliga 26. Hafta: Toplu Sonuçlar
img158/8750/laligafq4.jpg

Bundesliga 26. Hafta: Puan Durumu
img158/2717/bundesliga2qy9.jpg

Bundesliga 27. Hafta: Maç Programı
img390/368/bundesliga3yz5.jpg

Mavericks at Warriors: 104-114



Dallas Mavericks = Denver Nuggets = Golden State Warriors = 45-28 !

Merseyside Derbisi, Liverpool'un



Merseyside Derbisi'nde kazanan Liverpool oldu. Kırmızılar'ın İspanyol forveti Fernando Torres, Anfield Road'da üst üste altıncı lig maçında da gol attı ve Liverpool Tarihi'nde bunu başaran beşinci oyuncu oldu.

''Derbide gol atmak çok özeldi'' diye konuştu, maçın tek golünü 7. dakikada Everton filelerine gönderen Fernando ''El Nino'' Torres. ''İspanya'da oynarken Real Madrid'e sadece bir gol atabilmiştim ve bu ülkedeki ilk derbimde golümü attım. Umarım bu gol, birçoklarının başlangıcıdır. Madrid Derbisi'nde hiçbir zaman kazanan tarafta olamamıştım. Bu yüzden Liverpool ile kazandığım ilk derbi, kendimi çok iyi hissettirdi''.

Kop'un yeni efsanesi Fernando Torres, attığı gol ile Liverpool'u 207. Merseyside Derbisi'nde galibiyete taşırken takımı da dördüncülüğü biraz daha sağlama aldı. Liverpool, artık Everton'ın beş puan önünde, dördüncü sırada.

Liverpool: Reina, Riise, Hyypia, Skrtel, Carragher, Babel, Alonso, Leiva, Kuyt, Gerrard (c), Torres.
Subs - Benayoun, Crouch, Finnan, Itandje, Pennant

Everton: Howard, Hibbert, Jagielka, Yobo, Lescott, Pienaar, Carsley, Neville (c), Arteta, Osman, .
Subs - Baines, Fernandes, Gravesen, Valente, Wessels

30 Mart 2008 Pazar

Derby County: Tarihe Geçmek Üzere



''Derby County, Premier League Tarihi'ndeki en kötü performansı karşısında adını görmek istemiyorsa kalan altı karşılaşmadan en az beş puan kazanmak zorunda. 2005-06 Sezonu'nda 15 puanda kalarak alt lige düşen Sunderland'in rekoru, sezon sonunda Derby County tarafından ele geçirilebilir'' demiştim, dün akşam Derby County'nin Championship'e düşmesinin kesinleşmesinden sonra. BBC, internet sitesinde Derby'den önce Premier League'deki en kötü beş performansı inceleyen bir haber yayınladı. Haberdeki bilgilerden yararlanarak devam edelim, biz de.

2006-07 Sezonu'nda Football League Championship ekipleri olan Sunderland, Birmingham City ve Derby County arasında bir sonraki sezon Premier League'de yer alabilmek adına kıyasıya bir yarış yaşanmıştı. Üç takım, diğer takımlardan kopmuştu ve ikisi direkt olarak üst lige çıkma hakkı kazanacakken diğeri iki maçlık Playoff maçlarında şansını zorlayacaktı.

46. Hafta sonunda bir sezon önce Premier League'den düşen Sunderland ve Birmingham City, tekrar seviye atlarken Derby County, Playofflara kalmıştı. Ligi üçüncü sırada bitiren Derby, altıncı sıradan gelen Southampton'a ilk maçta 2-1 mağlup olurken rövanşın 90 dakikası da 2-1'lik sonuçla tamamlanmıştı. Uzatmalar Derby'nin 3-2 üstünlüğü ile sona erince de (uzatmalarda gayet mantıklı olarak deplasman golü avantajı olmadığı için) karşılaşma penaltılara gitmişti. Penaltılarda rakibini 4-3 ile geçen Derby, Final'de de West Bromwich Albion'ı Stephen Pearson'ın golüyle 1-0 mağlup etmiş ve kabus gibi geçecek 2007-08 Sezonu'nda üst ligde olmayı başarmıştı.

Derby County, bu sezon bitime altı hafta tüm ümitlerini kaybederek, ''Premier League Tarihi'nde en erken küme düşen takım'' olma ünvanını kimselere bırakmadı. 32 maçlık periyotta sadece bir kez kazanan Derby, attığı 16 ve yediği 67 golle 11 puanda kaldı.

Premier League Tarihi'nin en kötü takımı olmaya da bir hayli yakın. Peki, Derby County'den daha kötüleri de oldu mu ?



Swindon Town, 1993/94

1992-93 Playofflarının ardından Premier League yolcusu olan Swindon Town, menajer Glenn Hoddle'dan yoksun bir yola gidiyordu. Hoddle, Swindon Town'ı bir üst lige çıkardıktan sonra Chelsea ile anlaşmış ve Swindon'dan ayrılmıştı. Swindon'ın yeni menajeri, Hoddle'ın yardımcısı İskoç Joe Gorman olacaktı.

22 takımlı ligde Gorman, takımının oynadığı 42 maçta ancak 30 puan toplayabilmesine yardımcı olabiliyordu. Ligi son sırada tamamlayan Swindon, 19. sıradaki Ipswich Town'dan 13 puan kadar uzaktı.

Swindon Town, unutulmaz arasına savunmadaki başarısızlığı ile giriyordu. Sezon boyunca altı değişik kaleci ile mücadele eden Swindon, buna rağmen içlerinde 7-1'lik Newcastle ve 6-2'lik Everton mağlubiyetlerinin de bulunduğu 42 maçta kalesinde toplam 100 gol görüyordu. Bu, Premier League'de bir ilkti. Bu iki maç dışında dört kez 5 gollü mağlubiyetle yüzleşme durumunda kalan Swindon, ertesi bir kez daha küme düşerek kendisini bir anda İkinci Lig'de buluyordu.

Swindon Town 1993/94
Attığı gol: 47
Yediği gol: 100
MB puan ort.: 0.71
Golcü: Jan Fjortoft (13)

Ipswich Town, 1994/95

Premier League, 1994-95 Sezonu'nda da 22 takım ile oynanıyordu. Ipswich Town ise sezon sonunda 22. takım olacaktı. 3 Aralık 1994 günü, iç sahada alınan 2-1'lik Manchester City mağlubiyetinden sonra menajer John Lyall, görevin istifa ediyor ve yerine George Burley geliyordu.

Burley ile yeni yılın ilk iki maçında önce Leicester City'yi 4-1 yenen Ipswich Town, Liverpool karşısındaki 1-0'lık galibiyetle özgüven depoluyordu; ama bu, tüm sezon boyunca yakalanan en uzun süreli galibiyet serisiydi ve Ipswich Town, 1994-95 Sezonu'nu bu şekilde hatırlamayacaktı.

4 Mart 1995 günü Ipswich Town, Manchester United deplasmanından 9-0'lık mağlubiyetle dönecek ve unutulmazlar arasına girecekti. Geri kalan 11 maç ise Ipswich için karabasan gibiydi. Bu fikstürde sadece dört puan toplayabilen Ipswich Town, 27 puan topladığı sezon sonunda 18. sıradaki Aston Villa'nın 21 puan arkasında bir alt lige düşüyordu.

Ipswich Town 1994/95
Attığı gol: 36
Yediği gol: 93
MB puan ort.: 0.64
Golcü: Claus Thomsen (5)

# Sezon sonunda kaleci Craig Forrest, Ipswich Town taraftarları tarafından ''Yılın Oyuncusu'' seçiliyordu.

Watford FC, 1999/00

1997-98 Sezonu'nda İkinci Lig'de şampiyon olan Watford, bir sezon sonra Birinci Lig'i 46 hafta sonunda beşinci sırada tamamlıyordu. 11 yıl sonra en üst seviyeye geri dönmesi için ise Playoff maçlarından galip ayrılması gerekliydi. Watford, 1999-00 Sezonu'nda Premier League'de oynaması için geçmesi gereken engelleri başarıyla bitirdi ve üst lige çıktı. Hayırlı mı olmuştu, bilemiyorum.

Watford, ligin ilk yarısında ligde kalmak için yeterli puanları toplayabileceğini göstermişti. Anfield Road'da 1-0 kazanan Arılar, Chelsea'yi de iç sahada aynı skorla geçmiş ve dokuzuncu sıraya kadar yükselmişti; ama 20 maçlık periyotta kaybedilen 54 puan, Watford'un önlemez düşüşünün önünü açıyordu.

Sezon sonunda Watford, 24 puanla potanın 12 puan arkasında kalarak sonuncu oluyor ve küme düşüyordu.

Watford FC 1999/00
Attığı gol: 35
Yediği gol: 77
MB puan ort.: 0.63
Golcü: Heidar Helguson (6)

# 11 yıl sonra en üst seviyede oynayan Watford'un 11 sezon önceki kadrosundan kalan tek oyuncu, Nigel Gibbs olmuştu.

Sunderland FC, 2002/03

2001-02 Sezonu'nda kümede kalmayı son haftalarda garantileyen Sunderland, bir sezon sonra acıyı çok daha öncesinden hissedecekti. Kara Kediler için 2002-03 Sezonu, son derece ''kara'' olacaktı.

Sezon başında menajer Peter Reid, Tore Andre Flo, Marcus Stewart, Stephen Wright ve Matt Piper gibi kalburüstü oyunculara 18 milyon pound harcıyor; ama kötü sonuçların ardından 7 Kasım 2002 günü görevinden alınıyordu. Üç gün sonra göreve getirilen Howard Wilkinson'ın menajerliğinde tarihinin en olumsuz sezonlarından birini geçiren Sunderland, sezon sonunda kendisini son sıraya demirleyeceği günü beklemeye başlıyordu.

Black Cats, sezonu son 15 maçı kaybederek noktalıyordu. Kapanış maçındaki 4-0'lık Arsenal mağlubiyeti ise en ağırıydı. 38. haftanın sonunda 19 puanda kalan Sunderland, 17. Bolton'ın 25 puan gerisinde kalıyordu.

Sunderland 2002/03
Attığı gol: 21
Yediği gol: 65
MB puan ort.: 0.5
Golcü: Kevin Phillips (6)

Sunderland FC, 2005/06

Kabus gibi geçen 2002-03 Sezonu'ndan daha fenası, 2005-06'da gerçekleşecekti. İnanması zor; ama Sunderland, o sezon toplamış olduğu 19 puana bile hasret kalıyordu, 2005-06 Sezonu'nda.

Sezona ilk beş maçını kaybederek başlayan Sunderland, belki de bazı şeylerin mesajını henüz yolun başında veriyordu. Mick McCarthy ile Premier League Tarihi'nin en kötü performansının altına imzasını atan Sunderland, sezon boyunca toplam 38 maçta sadece 3 kez sahadan galip ayrılan taraf olurken 15 puan ile 20. sırada yer alıyordu.

Sezon başında 1.8 milyon pound karşılığı transfer edilen Jon Stead'in performansının karşısında sadece bir gol bulunurken takımın en golcü oyuncuları 3'er golle Dean Whitehead ve Liam Lawrence oluyordu.

Sunderland 2002/03
Attığı gol: 26
Yediği gol: 69

MB puan ort.: 0.39

Golcü: Whitehead & Lawrence (3)


# Kulüp Başkanı Bob Murray, 2005 yılının Aralık ayında Newcastle şehrinde bir restaurantta menajer McCarthy ile akşam yemeği yerken Sunderland taraftarlarının saldırısına uğramıştı.



Şu günlerde yukarıdaki resimde bulunan kişiler, tarihe geçmeye çok yakın. Ligin bitimine altı hafta kala küme düşmesi kesinleşen Derby County, halihazırdaki performansını devam ettirirse Premier League Tarihi'ndeki en kötü ekip olarak kalacak, en azından bir süre.

Derby County, 2007/08
Attığı gol: 16
Yediği gol: 67
MB puan ort.: 0.34
Golcüler: Miller, Oakley & Villa (3)

Derby County'nin ''en kötü'' olmamak adına, beş puan çıkarması gereken altı maç ise şu şekilde:

- Nisan 6, Everton (D)
- Nisan 12, Aston Villa
- Nisan 19, West Ham (D)
- Nisan 28, Arsenal
- Mayıs 3, B. Rovers (D)
- Mayıs 11, Reading

Denver Nuggets: Resmin İçinde



NBA'de dün gecenin maçı Denver Nuggets ve Golden State Warriors arasındaydı. Cadı Kazanı Batı'da Nuggets ve Warriors, sekizinci sıra için çekişiyordu. Bir gece önce yedinci sıradaki Dallas Mavericks'i yenerek müthiş bir özgüven kazanan Nuggets, Warriors'ı da mağlup etmesi durumunda sekizinci sıraya çıkacak ve playoff resminin içinde olacaktı.

Basketbolun hücum tarafından zevk alanlar için vazgeçilmez bir tercihti, Warriors ve Nuggets eşleşmesi. Mart ayı içerisinde Seattle maçında 48 dakika içerisinde 168 sayılık bir performans ile oynayan Nuggets ve ligin en iyi dört hücum takımından biri olan Warriors'ın dün geceki karşılaşması da beklendiği gibi başladı. Nuggets, yıldız oyuncuları ile öne çıkmak istese de Warriors geri adım atmadı. İlk çeyrek sonunda iki takımın bulduğu 70 sayıdan 38'i Nuggets tarafından gelmişti.

38-32'lik başlangıç, maçın geri kalan bölümü için gerekli fikirleri verebilirdi. 48 dakika boyunca yüksek tempoda oynanan maçın bitimine 1:59 kala Warriors, farkı üçe kadar indirmeyi başardı. Denver Nuggets adına karşılaşmanın en iyi ismi olan Kenyon Martin'in başlattığı 6-0'lık seri ile bitime :20 kala skor, 119-110'a geldi ve Nuggets, playoff yolunda çok önemli bir galibiyet almış oldu.

Golden State Warriors, Nuggets karşısında aldığı mağlubiyetle dokuzuncu sıraya düştü. Telafi etmek için şans, ayağına kadar gelmiş durumda. Bu gece, geçtiğimiz sezon Playoff İlk Turu'nda 4-2 ile elediği Dallas Mavericks'i mağlup ederse Warriors tekrar resmin içerisinde olacak.

119-112 mağlubiyete rağmen Warriors, 36 maçtır ''100 veya üzerinde'' skor yapıyor. Dün geceki rakibi Nuggets'ın 35 maçlık serisini geçen Warriors, NBA Tarihi'nin en uzun süreli üçüncü serisine imza atmış durumda:

1. Phoenix Suns, 43 maç, 1992-93
2. Indiana Pacers, 38 maç, 1990-91
3. GS Warriors, 36 maç, 2007-08
4. Denver Nuggets, 35 maç, 1990-91
5. Phoenix Suns, 34 maç, 1991-92

Denver Nuggets, dün gece Allen Iverson'dan beklediği katkıyı alamadı. Maçı 14 sayı, 7 ribaund ve 8 asistle tamamlayan ''The Answer'', maç boyunca kullandığı 20 atıştan sadece 4 tanesinde isabet buldu. Carmelo Anthony'nin 25 sayı, 7 ribaund ve 6 asist ile oynadığı Nuggets'da en iyi performans, Kenyon Martin'den geldi. Martin, 30 sayı ve 11 ribaund ile maçın yıldızı olmayı başardı.



Baron Davis, Stephen Jackson, Monta Ellis ve Andris Biedrins'in toplam 92 sayı ürettiği Warriors, sahadan 119-112'lik mağlubiyetle ayrıldı.

Bu geceki Mavericks maçı ise müthiş olacak. Warriors'ın olası bir galibiyetinde Mavericks, Nuggets ve Warriors aynı galibiyet/mağlubiyet yüzdesine gelecek. Aksi durumda ise Warriors, dokuzuncu sırada kalırken Mavericks, Jason Kidd'in gelişinden bu yana ilk kez galibiyet yüzdesi 50'nin üzerinde olan bir takıma karşı kazanarak playoff öncesi rahat bir nefes olacak.

Merseyside Derbisi: Top Santrada



178. Merseyside Derbisi'ne artık saatler kaldı. Geçtiğimiz hafta Goodison Park'ta West Ham United ile 1-1 berabere kalan Everton, Manchester United deplasmanından 3-0 mağlup dönen Liverpool'a ancak bir puan yaklaşabilmişti. Liverpool'un tüm şampiyonluk umutlarının sona erdiği maç sonrası, Everton ile Liverpool arasındaki puan farkı 2'ye kadar düştü. 4. sıradaki Liverpool, Everton'ı arkasında tutmak için mücadele edecek. Maviler ise ezeli rakiplerini yenerek Şampiyonlar Ligi Ön Elemesi için ilk dört takım arasında olmak isteyecektir.

Anfield Road'da TSİ 18.00'da oynanacak maç öncesi Liverpool, 59 puanla dördüncü sırada. Everton ise rakibinin iki puan arkasında beşinci sırada bulunuyor, bitime yedi hafta kala.

Liverpool v Everton

Liverpool FC vs. Everton FC

Liverpool ve Everton rekabetindeki dikkat çekici istatistikleri iki gün önce paylaşmıştık. Bazılarının üzerinden geçelim, belli yerlerde de eklemeler yaparak ilerleyelim.

Manchester United karşısındaki 3-0'lık mağlubiyetten önce son yedi resmi maçta mağlubiyet yüzü görmeyen Liverpool, bu karşılaşmalarda beş galibiyet alırken sadece iki kez berabere kalmıştı. Premier League'de ise sezon başından bu yana oynadığı 32 maçta 4 kez sahadan mağlup ayrılan Liverpool, Arsenal ve Chelsea'den sonra ligin en az mağlubiyet alan takımı. Kırmızılar, aynı zamanda 11 maçta ikişer puan kaybettiği için dördüncü sıradan öteye gidemedi.

Bu akşamki eşleşmede Anfield Road, Liverpool'un en büyük kozu olacak. 21 Ocak'ta oynanan Aston Villa maçındaki 2-2'lik beraberlikten bu yana Liverpool, sahasında oynadığı beş lig maçından da galibiyetle ayrıldı. Sunderland, Middlesbrough, West Ham, Newcastle ve Reading maçında 15 puan, 15 golle birlikte geldi.

Liverpool'un komşusu Everton ise, 2008 yılında oynadığı 11 maçın sadece birini kaybetti. İki hafta önce Fulham deplasmanından mağlubiyetle dönen Merseyside ekibi, yeni yılda yedi galibiyet alırken üç kez de sahadan beraberlikle ayrıldı. Everton, bu periyottaki maçlarda kalesini yedi kez gole kapadı ve toplamda sadece dört gol yedi.

Merseyside Derbisi'nde takımların maç kadroları ise şu şekilde:

Liverpool: Reina, Arbeloa, Finnan, Carragher, Hyypia, Skrtel, Riise, Arbeloa, Babel, Benayoun, Gerrard, Alonso, Lucas, Torres, Kuyt, Voronin, Crouch, Pennant, Itandje.

Everton: Howard, Hibbert, Neville, Yobo, Jagielka, Lescott, Baines, Valente, Arteta, Osman, Carsley, Pienaar, Fernandes, Anichebe, Yakubu, Johnson, Wessels, Rodwell.

Liverpool FC & Everton FC: Kilit Oyuncular

Manchester United maçında kırmızı kart ile oyun dışında kalan Javier Mascherano, 70 maç sonra oyundan atılan ilk Liverpool oyuncusu oldu. En son 26 Nisan 2006 günü oynanan West Ham maçında Luis Garcia kırmızı kart ile ihraç edilmişti.

Liverpool adına Everton karşısında üç kilit oyuncu olacak: Jose Reina, Steven Gerrard ve Fernando Torres. Kaleci Reina, geride kalan 31 karşılaşmada 14 kez kalesini gole kapadı. Liverpool kariyerindeki 100. lig maçına çıkacak olan İspanyol kaleci, Liverpool forvetleri golle buluşamazsa; Merseyside Derbisi'nde alışmaya başladığımız golsüz beraberliklerden birinin ortaya çıkmasında önemli rol oynayabilir.

Fernando Torres ve Steven Gerrard ise, Liverpool'un hücum ruhu olacak. Sezon başında yana 20'si ligde toplam 27 resmi gol atan Torres'in en büyük yardımcısı Kaptan Steve Gerrard. Gerrard ve Torres ikilisi, sezon başından bu yana ligde toplam 30 gol buldu. Anfield Road'daki maçın en güzel dakikalarında olabilir, bu ikili.

Everton'da da kaleci Tim Howard'ı bir kenara bırakırsak ileri ikili etkili olmaya çalışacaktır. Nijeryalı forvet Yakubu, Everton için bu sezon 13'ü ligde olmak üzere toplam 19 gol kaydetti. İleri uçtaki diğer isim Andrew Johnson ise Eylül 2006'da Everton'ın 3-0 kazandığı maçtaki oyununu tekrarlamak isteyecektir.

Tahmin: Liverpool ve Everton arasında Anfield Road'da oynanan son maçlarda, fazla sayıda gol çıkmıyor. Bu karşılaşmada da fazla gol olmasını beklemiyorum. İlk yarı boyunca takımların birbirini kontrol edeceğini, Liverpool'un ikinci yarıda bulacağı gollerle sahadan galip ayrılacağını düşünüyorum. 2-0'lık bir Liverpool galibiyeti, ideal sonuç olabilir.

Derby County, Küme Düştü !..



Evet, Derby County'ye Championship yolu gözüktü. Kim bilir, belki futbolcular da gidecekleri yolu gösteriyorlardır.

Bu akşam oynadığı Fulham maçının 80. dakikasında attığı golle Derby, sahadan 2-2'lik beraberlikle ayrıldı. Premier League'de sezon başından bu yana küme düşmesine kesin gözüyle bakılan ''Rams'', sezonun bitimine altı hafta kala matematiksel olarak da gelecek sezon bir Championship takımı olmaktan öteye gidemeyeceğini öğrenmiş oldu.

Derby County, 32 maçlık sezonda tek galibiyetini Newcastle United karşısındaki 1-0'lık skorla alırken sezon boyunca sadece 16 puan toplayabildi ve 11 puanda kaldı.

''Uzun, zor ve berbat bir sezon oldu'' diyordu maçın ardından, sezon ortasında takımın başına getirilen menajer Paul Jewell. ''Artık küme düşmemiz kesinleşti. Bugün, yeni sezonun başlangıcı olacak. Doğru oyuncular ve mentaliteyle başarılı bir kulüp haline geleceğimizi düşünüyorum.''

Derby County, Premier League Tarihi'ndeki en kötü performansın karşısında adını görmek istemiyorsa kalan altı karşılaşmadan en az beş puan kazanmak zorunda. 2005-06 Sezonu'nda 15 puanda kalarak alt lige düşen Sunderland'in rekoru, sezon sonunda Derby County tarafından ele geçirilebilir.

Derby County'nin bir sıra üstünde, 19. sırada, yer alan Fulham ise Derby County deplasmanında aldığı bir puanla 24 puana çıktı. Evinde Manshester City'yi 3-1 yenen 15. sıradaki Birmingham City ile aradaki puan farkı 6 ve arada bir de 26 puanlı Bolton Wanderers bulunuyor.

DERBY: Carroll, Todd (Mears 89), Leacock, Moore, Lewis, Sterjovski, Ghaly, Savage, Jones, Miller (Earnshaw 36), Villa.

Yedekler: Price, Feilhaber, Beardsley.

Sarı Kart: Todd, Jones.

Goller: Villa 10, 80.

FULHAM: Keller, Stalteri, Hughes, Hangeland, Konchesky, Davies, Bullard (Murphy 81), Andreasen, Bouazza (Johnson 81), McBride, Kamara.
Subs Not Used: Warner, Bocanegra, Dempsey.

Yedekler: Bouazza, Andreasen, Konchesky, Kamara.

Goller: Kamara 24, Leacock 78 og.

Seyirci: 33,034

Hakem: Mike Dean (Wirral).

Old Firm: Rangers, 52'ye Koşuyor



378. Old Firm'de galip gelen taraf, Kevin Thomson'ın 45. dakikada attığı golle Glasgow Rangers oldu. Rangers, bu galibiyetle ezeli rakibi Celtic ile arasındaki puan farkını 6'ya çıkardı ve şampiyonluk yolunda oldukça önemli bir adım attı.

İşin Türkiye tarafında Business Channel, büyük hizmetler bulunuyordu, İngiltere Championship ve Hollanda Eredivisie ile birlikte İskoçya Premier Ligi'ni de yayın paketinin içerisine katarak; ama sanıyorum, anlaşması sona erdiği için üç ligi de izleyemiyoruz. Ibrox'ta oynanan son Old Firm maçı, Business Channel'dan yayınlanmış ve ev sahibi, yine kazanmıştı. Şampiyonluk yolundaki tek rakibini geçen Rangers, ligde kendi sahasında oynadığı son üç Old Firm maçında da galip taraf oldu, 1-0'lık skorla.
Kevin Thomson is looked at by Phillip Yeates
Glasgow Rangers, son dört Celtic galibiyetinde de gol yemeyerek, rekabette yeni bir çığır açtı.

İlk yarının bitimine kısa süre kala takımını öne geçiren Thomson, 77. dakikada rakibin Yunan forveti Giorgios Samaras'ın müdahalesi sonrası sakatlandı ve oyuna devam edemedi.

Walter Smith'in öğrencileri, üst üste aldığı 13. galibiyet ile 52. şampiyonluğa biraz daha yaklaştı. 13, diğerlerinden de farklıydı.


RANGERS: McGregor, Broadfoot, Cuellar, Weir, Whittaker, Dailly, Thomson (Adam 77), Davis (Naismith 80), Ferguson, McCulloch, Darcheville (Novo 68).
Subs Not Used: Alexander, Boyd, Furman, McMillan.

Sarı Kart: Thomson, Dailly, Naismith.

Gol: Thomson 45.

CELTIC: Boruc, Hinkel, Caldwell, McManus, Naylor, Nakamura, Scott Brown, Hartley (Robson 81), McGeady, Vennegoor of Hesselink (McDonald 79), Samaras.
Subs Not Used: Mark Brown, Wilson, Sno, Donati, O'Dea.

Sarı Kart: Vennegoor of Hesselink, McManus, Naylor, Boruc, Scott Brown.

Seyirci: 50,325

29 Mart 2008 Cumartesi

Yalnız Adam: Kobe Bryant


  • Bazen 53 sayı bile yeterli olmuyor: Grizzlies @ Lakers: 114-111
  • Lakers, Kobe 50+ sayı attığı maçlarda 17-6 oldu.

Deron Williams, Sınıf Atladı !..



Mehmet Okur'un hastalığı nedeniyle forma giyemediği maçta Utah Jazz, NBA'in iç sahadaki en iyi takımı olmasının hakkını bir kez daha verdi. Clippers karşısında maçı baştan sona önde götüren Jerry Sloan'ın öğrencileri sahadan da 121-101'lik skorla galip ayrıldı.

Jazz adına maçın en iyi performansı Carlos Boozer'dan geldi. Pota altında çok büyük bir hücum gücü olan Boozer, 17 ribaundunun yanına 34 sayı ekledi. En büyük yardımcısı ise yine Deron Williams oldu. Illinois mezunu genç oyuncu, 32 sayı ve 10 asistle galibiyette önemli rol oynadı. Boozer ve Williams'ın 66 sayı, 20 ribaund ve 13 asistlik performansı da Clippers'a yetti. İki oyuncunun muhteşem performansında ise en dikkat çekici nokta, şut yüzdeleriydi. Williams, 32 sayısını 13/15 isabetle bulurken, Boozer'dan saha içinden kullandığı 22 atıştan sadece 6 tanesini kaçırdı.

Deron Williams'ın 32 sayı ve 10 asistlik performansının yanında yaklaşık 87'ye denk gelen şut yüzdesi, kendisine yeni bir kapı açmış oldu. Clippers maçında Williams, bu sezon üçüncü kez 30+ sayı ve 10+ asist barajını geçmeyi başardı; ama NBA Tarihi'nde sadece üç oyuncu, 30+ sayı ve 10+ asist ile oynarken Williams kadar yüksek isabetle oynadı. Wilt Chamberlain, 1980'lerde dört kez bu başarıyı yakalarken en son Ray Allen 1999 yılındaki performansı ile dikkat çekmişti:

Ray Allen, Milwakuee Bucks, 1999: (33 sayı, 10 asist, 13/15 FG)

Lionel Hollins, Portland T'Blazers, 1979: (33 sayı, 12 asist, 14/16 FG)

Deron Williams, Jerry Sloan'ın ellerinde yeni bir John Stockton haline gelir mi, bilinmez; ama geçtiğimiz sezonki Batı Finali'nden sonra bu sezon işleri daha zor olacaktır. Şu anda Batı'da 4. sırada olan Jazz'in muhtemel rakibi, Houston Rockets. Dün akşamki eşleşmelerde ikinci sırada olan Rockets, beşinci sıraya düştü. Beşinci sıradaki San Antonio Spurs ise ikinci sıraya çıktı.

''Cadı Kazanı'' demiştik, daha da fazlası olacak bu gidişle; ama Rockets ve Jazz eşleşmesi hiç fena olmayacaktır.

Merseyside Derbisi: Rakamlar !..



Everton ve Liverpool, Pazar günü TSİ 18.00'da 205. Merseyside Derbisi'ne çıkacak. Geri kalan 204 maçta birçok unutulmaz istatistik çıkmış ortaya. Uzun olacak, başlayalım hemen:
  • Everton ve Liverpool, birbirleriyle ligde 177. kez karşılaşacak:

    - Anfield Road: Liverpool 37-23 Everton, Beraberlik 28
    - Genel: Liverpool 66-56 Everton, Beraberlik 55
  • Sezonun ilk yarısında oynanan maçta Sami Hyypia'nın kendi kalesine attığı gol ile yenik duruma düşen Liverpool, ikinci yarıda Dirk Kuyt'ın iki penaltı golüyle sahadan 2-1 galip ayrılmayı başarmıştı.
  • Geçtiğimiz sezon Anfield Road'daki mücadele golsüz tamamlanmıştı. Bu, Liverpool'un sahasında oynanan son beş maçtaki üçüncü 0-0'lık skor olmuştu.
  • Ligde 177 kez karşılaşan iki takım, tüm kategorilerde toplam 204 kere birbirlerinin rakibi oldular. 204 maçın 79'unu Liverpool kazanırken, Everton 64 galibiyette kaldı.
  • Liverpool'da Merseyside Derbisi'nde hat-trick yapan son oyuncu Ian Rush oldu. 6 Kasım 1982 günü Goodison Park'ta Liverpool'un 5-0 üstünlüğü ile sona eren maçta Galli oyuncu, dört gole imza atmıştı. Everton için son hat-trick ise Eylül 1931'de 3-1'lik Anfield galibiyetinde takımının tüm gollerine imza atan Dixie Dean'den gelmişti.
  • Liverpool formasıyla Everton'a karşı Anfield Road'da oynanan maçlarda hat-trick yapan dört oyuncu bulunuyor: Harry Chambers (1922), Dick Forshaw (1925), Harold Barton (1933) ve Fred Howe (1935).
  • Muhtemel bir Liverpool galibiyeti, Kırmızılar'a Anfield Road'daki 3000. lig puanını getirecek.
  • Sami Hyypia, sezonun ilk yarısında kendi kalesine attığı golle ligdeki derbi maçlarında Everton lehine gol atan ikinci Liverpool oyuncusu oldu
  • Dirk Kuyt, bir maçta iki penaltı golü atan tek futbolcu, Merseyside Derbisi'nde. Hollandalı golcü, penaltı golü sıralamasında da Phil Neal'in bir gol arkasında kendisine yer buluyor.
  • Dirk Kuyt, pazar akşamı da rakip fileleri havalandırırsa Emile Heskey'den bu yana Everton'a aynı sezon içerisinde her iki lig maçında da gol atan ilk oyuncu olacak. Bu başarıyı en son 2000-01 Sezonu'nda Emile Heskey göstermişti.
  • Fernando Torres, Everton'a gol atması durumunda Anfield Road'da üst üste altı lig maçında gol atan beşinci Liverpool oyuncusu olacak: Fred Pagnam (1919), Roger Hunt (1964), Ian Rush (1983) ve Michael Owen (1999).
  • Bu konudaki en iyi derece, Rogert Hunt'a ait. Hunt, 1961-62 Sezonu'nda 2. Lig'de mücadele eden Liverpool için üst üste sekiz Anfield maçında gol atmayı başarmıştı.
  • Liverpool kaleci Jose Reina, Pazar akşamı sahaya çıkarsa Liverpool formasıyla 100. lig maçında görev alacak. İspanyol kaleci, Everton'a gol izni vermezse yeni bir rekorun da sahibi olacak. Liverpool'da oynadığı 99 lig maçının 53'ünde gol yemeyen Reina, %54'e gelirse Ray Celemence'in rekorunu kıracak. Clemence, Liverpoo için oynadığı ilk 100 lig maçının 53'ünde gol yememişti.
  • Liverpool, Pazar akşamı Everton'ı mağlup etmeyi başarırsa ezeli rakibini bu sezon ligde ikinci kez mağlup etmiş olacak. Daha önce 2000-01 ve 2005-06 Sezonu'nda ''Double'' yapan Liverpool, üçüncüsü için mücadele edecek.
  • Fabio Aurelio veya Alvaro Arbeloa, görev şansı bulursa Liverpool için 50. resmi mücadelesine çıkmış olacak.
  • Liverpool'un Anfield'daki en farklı derbi galibiyeti, 1935'in Eylül ayında aldığı 6-0'lık galibiyet.
  • Steven Gerrard, Pazar akşamı bir gol atarsa bu sezon Liverpool için tüm yarışmalarda 20 gole ulaşmış olacak.
  • John Arne Riise, Liverpool kariyerinde ligdeki ilk golünü 2001'in Eylül ayında Goodison Park'ta Everton'a karşı atmıştı.
  • Geçen hafta Manchester United maçında kırmızı kartla oyundan atılan Javier Mascherano, Everton'a karşı forma giyemeyecek. En son Nisan 2006'da Luis Garcia kırmızı kart cezası nedeniyle oynayamamıştı.
  • Liverpool'un bu dakikadan sonra atacağı ilk resmi gol, bu sezon tüm yarışmalarda attığı 100. gol olacak. Kırmızılar, bu sezonki 99 golün 49'unu Premier Lig'e sakladı.
  • Merseyside Derbisi'nde kaleciler, sadece üç penaltı kurtarabilidi. En son Mart 1984'te Bruce Grobbelaar, Graeme Sharp'ın başarılı olmuştu.
  • 204 karşılaşmanın 9'u 3-2'lik skorla bitti ve tamamında galip gelen taraf, Liverpool oldu.
  • Son altı Merseyside Derbisi'nde toplam yedi kırmızı kart çıktı (sezonun ilk yarısında oynanan maçta Everton, 9 kişi kalmıştı). Derbi Tarihi'nde toplam 21 kırmızı kart bulunuyor.
  • Phil Neville ve Steven Gerrard, Merseyside Derbisi'nde ikişer kez oyundan atıldı. İki oyuncunun dışında bir kereden fazla kırmızı kart gören oyuncu bulunmuyor.
  • Liverpool, Manchester United mağlubiyetiyle dördüncü sırada kaldı ve hemen arkasındaki Everton ile olan puan farkı ikiye indi. Kırmızılar, en azından ilk dörtteki yerini korumak isteyecek.
  • Everton, Liverpool'a karşı son 16 lig maçında sadece 2 galibiyet alabildi.
  • Everton, son yedi eşleşmenin altısında rakibine gol atmayı başardı.
  • Kısa süre önce sakatlanan ve sezonu kapattığı açıklanan golcü Tim Cahill, Everton formasıyla son üç sezondur Liverpool'a gol atıyordu.
  • Everton, Anfield Road'da en son 1999 yılının Eylül ayında galip geldi. Bu galibiyet, aynı zamanda Everton son 21 Anfield ziyaretindeki ikinci zaferiydi.
  • İki hafta önce Fulham deplasmanında kaybeden Everton, 2008 yılındaki ilk lig mağlubiyerini almıştı.
  • Premier League'de 31 kez karşı karşıya gelen iki ekipten Liverpool, 12 kez kazanırken Everton, 8 galibiyette kaldı.
  • 2002 yılının Mart ayında göreve gelen menajer David Moyes, 230 maçta Everton ile 94 galibiyet alırken 81 kez sahadan boynu bükük ayrıldı.
  • Premier League'de Alex Ferguson ve Arsene Wenger'den sonra en uzun süredir takımının başında olan menajer, David Moyes.
  • Phil Neville, oynama şansı bulursa Maviler için 100. lig maçına çıkmış olacak.
  • Everton, Merseyside Derbisi'nde skor dezavantajına düştüğü maçlardan sadece bir tanesini kazanabildi (1992 yılında Goodison Park'ta oynanan maçta galibiyet golünü, Peter Beardsley atmıştı).
  • Everton, 1988 yılında Goodison Park'ta oynanan lig maçında Liverpool'u mağlup ederek rakibinin sezon başından 30. haftaya kadar getirdiği namağlup ünvanına son vermişti.
  • Yakubu, sezon başından bu yana Everton için tüm yarışmalarda toplam 19 gol attı. Bir gol daha atarsa 20 gole ulaşacak olan Nijeryalı forvet, 1991-92 Sezonu'ndan bu yana 20 gol barajına gelen ilk Everton oyuncusu olacak. En son Liverpool'da da forma giyen Peter Beardsley Everton için bir sezonda 20 gol barajını yakalamıştı.
  • Everton, Şubat 1986'daki 2-0'lık galibiyetinden bu yana Anfield Road'da bir gollük farktan açık bir skorla kazanamadı.
  • Everton'ın Anfield deplasmanındaki en farklı galibiyeti Ekim 1914'teki 5-0'lık sonuç.
  • Everton, bu sezon ligde 17 galibiyet aldı. Manchester United, Chelsea ve Arsenal'in ardından ligin en çok kazanan takımı.
  • Everton, son 11 lig maçında sadece Fulham deplasmanında mağlup oldu.
Liverpool, 16 galibiyet, 11 beraberlik ve 4 mağlubiyet aldığı 31 hafta sonunda 59 puanla dördüncü sırada. Arkasında Everton var, 57 puanla. Liverpool'un en büyük kozu, bu sezon 20'si ligde olmak üzere toplam 27 gol atan Fernando Torres. Everton ise Nijeryalı Yakubu'ya güveniyor. Ligde 13 gol atan forvet, toplamda 19 golde.

Pazar akşamı TSİ 18.00'da başlayacak maç, Fox Tv'den yayınlanmayacak doğal olarak. Tuncay'lı Middlesbrough veya Selin'li Bez Bebek ekranlara gelecektir.

* Kaynak: liverpoolfc.tv

28 Mart 2008 Cuma

2008 NBA Playoffs Önizleme - # 2



Doğu Konferansı'nın aksine Batı'da fırtınalar kopuyor. Şu anda birinci sırada olan New Orleans Hornets'ın 11 maç kala sekizinci sıraya düşme ihtimali kadar, dokuzuncu sıradaki Denver Nuggets'ın lider olma şansı var. Her şey karışık; ama şu kesin ki, son yılların belki de tüm sezonların en çekişmeli playoff eşleşmelerini izleyeceğiz önümüzdeki ay, Batı Konferansı'nda.

Batı'nın en büyük sürprizi hiç kuşkusuz, New Orleans Hornets oldu. Geçtiğimiz sezon Peja Stojakovic ve Tyson Chandler gibi iki önemli hamle yapan; fakat bu oyunculardan sakatlıkları nedeniyle maksimum verim alamayan Hornets, Katrina Kasırgası'nın ardından deplasmanda geçirdiği sezondan sonra evine geri döndü. 2008 NBA All-Star Haftasonu ile yeniden doğan New Orleans şehri, yeni yıldız ve MVP adayı Chris Paul ile birlikte rüya gibi bir sezon geçiriyor.

İkinci sırada Houston Rockets bulunuyor. Hemen arkasındaki Los Angeles Lakers ile aynı galibiyet yüzdesine sahip olan Rockets, sezon içerisinde yakalamış olduğu 22 maçlık galibiyet serisi ile 10. sıradan 1. sıraya kadar yükselmeyi başarmıştı. Serinin sona erdiği Boston maçının ardından tökezler gibi olsa da Rockets, playoff biletini alacak gibi görünüyor. Evet, bitime 10 maç kala ikinci sırada olan bir takım için ters bir ihtimal daha var; ama Rockets, ikinci sıra olmasa bile ilk dört içerisinde kalmak için mücadele edecektir. Keza, Batı'daki takımların tek avantajları, iç sahada daha fazla maç yapabilme şansı olacaktır; çünkü nereden girerseniz girin her taraftan dev bir takip geliyor.

Üçüncü sırada bu sezonun bahtsız ekibi, Los Angeles Lakers var. Sezon içerisinde son yılların en karlı alışverişini yapıp Pau Gasol'ü kadrosuna katan Lakers, sürekli sakatlıklarla uğraşmak zorunda kaldı. Önce Bynum'ı kaybeden Phil Jackson'ın takımı, daha sonra takıma gelmesinin ardından takım üzerinde müthiş bir etki yaratan Gasol'ün sakatlık haberiyle sarsıldı. Her şeye rağmen Kobe Bryant, Lamar Odom'ın da yardımlarıyla Lakers'ı ayakta tuttu. Önceki gece Bobcats karşısında alınan sürpriz yenilgi olmasa Lakers, biraz daha yukarıda olacaktı; ama Playoff öncesi Kobe, Odom, Gasol ve Bynum aynı anda sahada olabilirse, Lakers'ı çok güzel günler bekler.

Kuzeybatı Grubu'nun lideri Utah Jazz ise, sezon boyunca iç sahada aldığı galibiyetlerle kendisine yer buldu. Grup liderliği de kendisinden daha yüksek galibiyet yüzdesi olan takımların üzerinde kalmasını sağlayacaktır. Rakibi, şu görüntü içerisinde San Antonio Spurs gibi. Geçtiğimiz sezon Konferans Finali'nde Spurs, Jazz'i beş maçta geçerken pek zorlanmamıştı.

Shaquille O'Neal takasıyla Shawn Marion'ı elinden çıkaran ve bambaşka hayatlar peşinde koşanm Phoenix Suns da Playoff yapacaktır; ama asıl bomba aşağıda kopacak. Dallas Mavericks, Golden State Warriors ve Denver Nuggets'dan birine yazık olacak. Geçen sezonki başarılarından sonra Warriors'ın elenmesini istemiyorum. Playofflara renk katacak bir numaralı takım olmalarını bekliyorum. Denver Nuggets'ın ise kesinlikle resmin içerisinde olacağını düşünüyorum. Son durumda Dallas Mavericks'in hali pek iç açıcı değil. İlerleyen bölümde konuşmak için susalım şimdilik.



Sezon öncesi New Orleans Hornets'in tarihin en çekişmeli Batı mücadelesinde tepede yer alacağını söyleyebilmek, kahinliğin de ötesinde bir şey olurdu; ama şu andaki tabloda Hornets, birinci sırada ve bunu sonuna kadar hak eden bir oyun oynuyor. Chris Paul, sezon içerisinde sıkça bahsettiğimiz gibi, çok özel oyuncu. Uzun süredir bir oyuncunun takımının kazandığı hemen her baskette payı bulunduğunu görmemiştim. Öyle ki bazı maçlarda Hornets'in basketlerinin %70-75'inde Chris Paul, ya skor yapıyor ya da asist ile arkadaşlarına yardımcı oluyordu.

Pota altında Tyson Chandler'ın savunma gücü ve caydırıcılığına Peja Stojakovic'in Sacramento günlerinde alıştığımız şut yüzdesi eklenince Hornets durdurulamaz bir ekip oluyor. Ve tabii David West. Bu sezon All-Star seviyesine çıkan West, Chris Paul'ün dilinden en iyi anlayan oyuncu. Paul ile olan birlikteliği hem kendisine hem de kulübe büyük fayda sağlıyor.

Takas döneminin son gecesi yaptığı Bonzi Wells katkısıyla kenarı da güçlendiren Hornets, ilk üç veya dört içerisinden düşmeyebilir. Kalan 12 maçın 8'inin deplasmanda olması, soru işareti olarak kalabilir; ama Paul'ün MVP olma hedefi varsa eğer, Hornets ilk üç içerisinde kalacaktır.

Golden State Warriors'a da değinmemiz gerekiyor, kesinlikle. Belki de oyun planı olmayan tek takım. Biraz abartı olabilir; ama Warriors, son derece heyecan verici bir basketbol oynuyor. Gönlümden geçen, Lakers ile eşleşmeleri; ama ilk turda olmazsa ilerleyen turlarda karşılaşabilirler. Yukarıdaki tüm takımlara (özellikle savunmada biraz daha rahat olan) sürpriz yapabilirler.



Houston Rockets'ın performansını basketbolsever olarak tebrik etmem gerekiyor. 22 maç arka arkaya kazanmak, müthiş bir karakter gösterisi. Karakter demişken, Tracy McGrady'nin de bu takımda olduğunu söylememiz gerekiyor. T-Mac, yıllarca ruhsuzlukla, oyunu çok sevmemekle ve kendisini maçlara, oynadığı takıma vermemekle suçlanmıştı; ama aklıma hemen Spurs maçında 35 saniye içerisindeki 13 sayılık performansı geliyor. Bu örneğin yanına iki ay boyunca, çok daha iyilerini ekledi, T-Mac.

Serinin ilk bölümünde Yao Ming'i kaybeden Houston Rockets'ın durumu, ''Şampiyonluk umudunun sonu'' şeklinde yorumlanmış, T-Mac ve arkadaşlarının cadı kazanı haline gelen Batı'da playoff'a bile giremeyebileceği söylenmişti; ama geri dönüş, öyle olmadı. T-Mac'in önderliğindeki Rockets, 22 maça kadar taşıdı seriyi. 10. başladığı koşuyu 1. sıraya kadar devam ettirdi. Sonunda da kendisine hiç de fena bir yer edinmedi. Şu anda, ikinci sırada. Şampiyon olacaklarını ben de düşünmüyorum; ama Dallas Mavericks ile şansları var.

Peki, Dallas Mavericks'in şansı ne? Jason Kidd takası, takımın sahibi Marc Cuban tarafından deli gibi istenmiş ve yine deli gibi de para harcanmıştı; fakat şu an geldiğimiz nokta, takastan New Jersey Nets'in karlı çıktığını söyleyenlerin haklı olduğunu gösteriyor. Kidd, oyunun en zeki oyuncularından biri. Benim de, en sevdiğim oyuncuların başında geliyor; ama takasın gerçeği sonraki cümlelerde ortaya çıkacak. Jason Kidd, Mavericks için bu sezon 19 maçta görev yaptı ve takım, 10 galibiyet aldı. Kaybedilen 9 maçın tamamıysa, galibiyet yüzdesi 50'nin üzerinde olan takımlara karşı.

Jason Kidd, playofflarda güçlü kalabilmek ve Dallas Mavericks'in lider eksikliğini kapatabilmek adına yapılmıştı; ama şu noktada Cuban'ın planları tutmamış gibi görünüyor. Dirk Nowitzki'nin de en azından playofflara kadar sahada olmayacağını düşünürsek, arkadan gelen Denver Nuggets'ın Mavericks'i geçeceğini söyleyebilirim. Üstelik kalan 10 maçın, 7'si %50'nin üzerinde olan takımlara karşı.



Los Angeles Lakers'ın sezonu ilk sıra içerisinde bitireceğini düşünüyorum; ama Suns ve Lakers eşleşmesi birçok açıdan David Stern'in isteyeceği bir eşleşme olabilir. Basketbolseverlerin de ''hayır'' diyeceğini sanmıyorum, aslında.

Son iki yıldır playoff ilk turunda karşılaşan iki takım, bu sezon rolleri değişmiş gibi görünüyor. 2005-06 Sezonu'nda Kobe Bryant ve Lakers, seride 3-1 öne geçmesine karşın Suns, geriden gelerek seriyi 7. maça götürmüştü. Lakers, son maçta hiçbir şekilde direnç ortaya koyamayınca da Steve Nash ve arkadaşları, 4-3 ile turlamıştı. Geçtiğimiz sezon da aynı turda karşılaşan takımlardan Suns, bu kez işi beş maçta bitirmişti.

Shaquille O'Neal takasından bu yana farklı bir Phoenix Suns var. Run&Gun basketboldan tam anlamıyla vazgeçmiş değiller. Shaq takasından sonra ilk dokuz maçta üç galibiyet alabilen Suns, yedi maçlık galibiyet serisiyle kendisine gelmiş; ama Celtics ve Pistons mağlubiyetleri ile aramıza dönmüştü. Shaq'in Staples Center'da en az iki maça çıkacağını ve Kobe'nin Suns'a karşı karakterini ortaya koyacağını, hatta iyileşirse olgunlaşan Andrew Bynum'ın Shaq karşısındaki duruşunu (iki sezon önce üzerine yürümüş; ama başına geleceği düşünmemişti) düşünmek, heyecan verici.

Pau Gasol ve Andrew Bynum dönerse o dönemde belki de MVP olan Kobe Bryant ile bilirkte Lakers, son iki yılın acısını çıkarabilir; ama dediğim gibi, Lakers'ın Batı'yı 1 veya 2 bitireceğini düşünüyorum.



Geçtiğimiz sezon, tüm gücünü Dallas Mavericks karşısında harcayan Golden State Warriors'ı 4-1 ile geçip Konferans Finali'ne çıkan Utah Jazz, Final'de aynı skorla Spurs'e mağlup olmuştu. Bu sezon Spurs, biraz daha yaşlı. Bir dönem içerisinde üst üste aldıkları yenilgiler de, yaşları hakkında konuşanları haklı çıkarıyordu; ama playoff zamanı ne kadar güçlendiklerini biliyoruz.

Sezon sonuna kadar, iki kez daha karşılaşacaklar. Biri 4 Nisan'da. Diğeri ise sezonun son gecesi. Geçtiğimiz sezon, Doğu'da Final oynayan Cavs ve Pistons gibi Batı finalistleri Jazz ve Spurs sahada olacak. Bu sezon Salt Lake City'de 19 maçlık galibiyet serisi yakalayan Jazz'in en büyük avantajı, yüksek rakımlı evi olarak görülebilir. Diğerlerine göre, daha muhtemel bir eşleşme. Jazz, ilk dört arasında kalmayı başarırsa 7 maçlık bir seride şansı olabilir.

Old Firm: Rangers vs. Celtic



Dünya'nın en eski rekabetlerinden biri olan Old Firm'in tarafları Celtic ve Rangers, yarın öğleden sonra 378. kez karşı karşıya gelecek. Ibrox Stadı'nda oynanacak maç, TSİ 14.30'da başlayacak.

Katolik ve Protestan mezheplerinin farklılarından doğan rekabet, 28 Mayıs 1888 günü Celtic Park'ta oynanan maç ile başladı. Yaklaşık 2000 kişinin takip ettiği maçı Celtic, 5-2 kazanarak ezeli rekabetteki ilk galibiyeti alan taraf oldu. Aslına bakılırsa 20. yüzyılın başından beri Celtic ve Rangers'ın İskoçya Futbolu'nda söz sahibi olmalarından sonra, rekabet alevlenmeye başladı.

1890 yılından bu yana 108 kez oynanan İskoçya Ligi'nde Glasgow Rangers ve Celtic toplam 90 şampiyonluk kazandı. Bir bakıma birbirlerinden başka rakipleri olmadı. Bu, doğal bir futbol rekabetini doğurabilirdi; ama çok daha fazlası oldu. Katolik mezhebinden gelenlerin desteklediği Celtic ile Protestan Rangers'ın mücadelesi, din savaşları halini aldı. Glasgow Rangers, 100 yıl boyunca herhangi bir Katolik oyuncu ile sözleşme imzalamadı. Bu konuda daha ılımlı olan Celtic'in taraftarları ise, başarısız sonuçları Protestan futbolculara bağladı.

Futbol'un en ilgi çekici rekabeti, zaman içerisinde konusu açısından farklılıklar gösterse de ana fikir hiç değişmedi. Yılda en az dört kez yaşanan büyük heyecana yarın bir yenisi daha eklenecek ve Glasgow sokaklarında insanlar birbirlerine takılmaya devam edecek.

Old Firm'ün Rangers resmi sitesinde seçilen beş kilit istatistiği ise şu şekilde:

1. Rangers'ın en farklı Celtic galibiyeti, 5-0'lık skorla 1893 yılının Eylül ayında gerçekleşti. En iyi Premier performansı ise iki kez aynı skorla alındı, Rangers tarafından. Maviler, Ağustos 1988 ve Kasım 2000'de rakibini 5-1 yenmeyi başardı.

2. 1969 yılında Hampden Park'ta Rangers ve Celtic arasında oynanan İskoçya Kupası Finali'ni 132870 kişi izledi. İki takım, Britanya'nın ''bir lig maçında en çok seyirci çeken iki takımı'' olma özelliğini de taşıyor. 2 Ocak 1939 günü Ibrox Stadı'ndaki maçı 118567 kişi izledi.

3. 1 Ocak 1943, Old Firm Tarihi'ndeki en farklı skora imza atıldığı gündü; ama Rangers'ın 8-1'lik galibiyeti savaş döneminde olduğu için ''resmi'' olarak kayıtlara geçmedi.

4. 1890'ların sonu ve 1900'lerin başında Celtic forması giyen R.C. Hamilton, 35 golle Old Firm'ün en golcü oyuncusu. Rangers'da ise 1983 ve 1988 yılları arasında Mavi forma için mücadele eden Ally McCoist, 27 golle en skorer isim.

5. Alfie Conn, her iki takımda da oynayan ve İskoçya Kupası'nı kazanan tek oyuncu. 1973 İskoçya Kupası Finali'nde Rangers için 3-2'lik galibiyete bir golle katkı yapan Conn, 1977 yılında aynı kupayı kazanan Celtic takımının da bir parçasıydı.

İki takım arasında oynanan 377 maçın 150'sinde gülen taraf, Rangers olurken Celtic'in 135 galibiyeti bulunuyor. 92 de beraberliğin bulunduğu rekabette Ibrox Stadı'nda oynanan son iki maçı Glasgow Rangers, kazanmayı başardı.

Yarınki karşılaşma öncesi takım kadroları şu şekilde:

Rangers: McGregor, Broadfoot, Cuellar, Weir, Papac, Dailly, Thomson, Davis, Ferguson, McCulloch, Whittaker, Darcheville, Novo, Alexander, Boyd, Burke, Naismith, Emslie, Furman.

Celtic: Boruc, Hinkel, Caldwell, McManus, Naylor, Nakamura, S Brown, Hartley, Robson, Sno, McGeady, McDonald, Samaras, Vennegoor of Hesselink, M Brown, Riordan, O'Dea, Killen, Balde.

2008 NBA Playoffs Önizleme - # 1



NBA'de her geçen gün normal sezonun sonuna biraz daha yaklaşılıyor. Takımların 9 ila 12 maçları kaldı, 82'yi tamamlamaya. Ve bugünlerde en büyük tartışma, MVP'nin kim olacağı ile birlikte Playoff eşleşmelerinde güç dengelerinin ne tarafa doğru gelişeceği yönünde.

Doğu Konferansı'nda Boston Celtics, sezonun ilk maçından itibaren güçlü bir performans ortaya koydu. Üç büyük yıldızın henüz ilk sezonda bitime 11 maç kala sadece 15 mağlubiyet almış olması, aslında fazlasıyla abartılması gereken bir durum. Öyle ki, bazı bölümlerde vites düşürmeselerdi, (Batı Turnesi'nde art arda alınan üç mağlubiyet gibi) Chicago Bulls'un 72 galibiyetlik rekorunu zorlayabilirlerdi. Gerçekten inanılmaz.

Boston Celtics ile birlikte Doğu'da öne çıkan takım, beklenildiği gibi, Detroit Pistons oldu. Celtics ile yaptıkları maçlar, playoff havasında geçti. Doğu'nun özlenilen sertliğini de bu karşılaşmalarda yeniden hatırlamış olduk; ama Celtics, ilk maçı kaybettikten sonra oynadığı iki Pistons maçını da kazanarak rakibine meydan okudu. Pistons ve Celtics'i tehdit etmesi beklenen takım Cavaliers ise LeBron James'in Oscar Robertson'dan bu yana görülen en 'çok yönlü' performansa karşın dördüncülükten öteye gidemedi.

Sezon başından konuştuğumuz ve ''Doğu'nun Karakter Savaşı'' olarak adlandırdığımız mücadelenin bir diğer önem temsilcisi ise Orlando Magic oldu. Magic, Dwight Howard'ın beklenilen patlamayı yaptığı yılda oldukça önemli hamlelerle söz sahibi olmayı başardı. Hidayet Türkoğlu'nun kariyer sezonunu yaşadığı Magic'te, ''Howard+4 Şutör'' planı sezon boyunca saat gibi işledi. Magic, NBA'in en çok dış şut isabeti bulan takımlarından oldu. Trevor Ariza'ya karşı alınan Brian Cook ve Maurice Evans da Magic'e uyum sağladı. Böyle olunca da Magic, Doğu'da üçüncü sırayı sezon bitmeden uzun süre önece playoffta olmayı garantiledi.

Diğer dört takım arasından sıyrılması beklenen takım ise, Toronto Raptors'dı. Kanada temsilcisi, sezon boyunca ideal bir çizgide gitmiş olsa da son dönemdeki kayıplarıyla Doğu'da yedinci sıraya kadar indi. Sürpriz ise, Philadelphia 76'ers oldu. Geçtiğimiz sezon ekilen tohumlar, Andre Iguodala ve Andre Miller ikilisi ile filizlenmeye başladı. Geçtiğimiz aydan başlayan ve Mart ayına sarkan 20 maçlık seride 16 galibiyet alan Sixers, Doğu'da altıncı sıraya kadar çıktı. Sezon başında Gilbert Arenas'ı kaybeden Wizards, Caron Butler ve Antawn Jamison'ın All-Star performans ile birlikte sezon boyunca Playoff resminin içerisinde kalmayı başardı.

Sekizinci sıra için ise mücadele devam ediyor. Atlanta Hawks, New Jersey Nets'in yarım galibiyet önünde. Indiana Pacers ve Chicago Bulls ise sonuna kadar zorlayabilir. Yine de öne çıkan iki takım, Atlanta Hawks ve New Jersey Nets. Nets, Devin Harris'in takıma oturmasıyla kalan 11 maçta üst seviyeye çıkabilir. Hawks, fikstür açısından avantajlı sayılabilir. Yine de Nets'in bir adım öne geçebileceğini düşünüyorum.


Boston Celtics, kuvvetle muhtemel, Doğu Konferansı'nın birinci sırada tamamlayacak. Pistons'ın altı galibiyet önünde liderliği devam ediyor. Bu dakikadan sonra Kötü Çocuklar'ın geri dönmesi oldukça zor. Celtics, ilk turda Atlanta Hawks veya New Jersey Nets ile oynayacaktır. Indiana Pacers, pota da olsa güvenilecek bir takım değil. Chicago Bulls, sekizinci sıranın üç maç arkasında. Daha önce yapmaları gereken hamleleri, yapamadılar. Yine de az bir şansları var.

Atlanta Hawks, sezon içerisinde Boston Celtics ile oynadığı iki maçı da kaybetti. Sezonun bitmesine dört gece kala Celtics ile bir kez daha oynayacaklar. Galibiyet yüzdesi 50'nin üzerinde olan beş takım ile maçları bulunuyor ve kalan 11 maçın 6'sı Phillips Arena'da. Joe Johnson, Josh Smith ve Mike Bibby'nin vites yükseltmeleri gerekebilir, sezon sonuna kadar.

New Jersey Nets, Hawks'ın ensesinde. Jason Kidd takasından sonra yavaş yavaş iyi takım olmaya başladılar. Devin Harris ve artan performansıyla Vince Carter, Celtics'i Playoff'daki rakibi olabilir; ama iki takımın da Celtics karşısında şansı az olacaktır.



Detroit Pistons'ın da tıpkı Boston Celtics gibi yeri hemen hemen belli. Pistons, büyük bir sürpriz olmazsa, Doğu Konferansı'nı ikinci sırada tamamlayacak. Rakibi ise Toronto Raptors, Philadelphia 76'ers veya Washington Wizards'dan biri olacak. Üç takımın da ne ilk dörde girme şansı, ne de yedinci sıradan aşağıya düşme ihtimali bulunuyor.

Pistons'ın muhtemel üç rakibini ayrı ayrı incelemek daha doğru olabilir; ama sezonun bitmesine yaklaşık iki hafta var. O yüzden, güncel resim üzerinden konuşalım. Raptors'ın bir veya iki sıra üste çıkabileceğini sanıyorum. Fikstürü gayet müsait. Galibiyet yüzdesi 50'nin üzerinde olan sadece iki takım ile oynayacaklar, kalan 11 maçta. Yine de muhtemel bir eşleşmede, Pistons'ı Wizards veya Sixers'dan daha fazla zorlayacaklardır. Pistons, Raptors ile oynayacağı seriyi altı maçta bitirebilir.


Doğu Konferansı'nda Playoff'ta ev sahibi avantajı ile oynayacak takımlar belli gibi. Boston Celtics ve Detroit ilk iki sırada kalacak. Cleveland Cavaliers'ın dördüncü sırada kapatacağı Doğu Konferansı'nın üçüncüsü ise Orlando Magic olacak. Magic'in rakibi de tıpkı Pistons gibi henüz belli değil. Pistons için geçerli olan üç muhtemel rakip, Magic için de geçerliliğini koruyor.

Orlando Magic'in şu anki resimde rakibi, Philadelphia 76'ers. 21 Mart gecesi oynanan maçta Magic, rakibinin işini ilk yarıda bitirerek gövde gösterisi yapmıştı. Muhtemel bir eşleşmede de seri beş maçtan fazla oynanmayabilir.



Doğu Konferansı'nın bugünkü resimleri değişmezse en heyecanlı eşleşme, Washington Wizards ile Cleveland Cavaliers arasında olacak. Son iki sezondur Playoff ilk turunda eşleşen iki takımdan Cavaliers, geçtiğimiz sezon rakibini süpürmüş ve seriyi dört maçta bitirerek bir üst tura çıkmıştı. Asıl büyük çekişme ise, önceki sezon yaşanmıştı.

2005-06'da da 4 ve 5 olarak eşleşen iki takım, birbirinden çekişmeli maçların tarafları olmuştu. Seriyi 4-2 ile alan LeBron'ın takımı, son üç galibiyetini birer sayılık farklarla kazanmıştı. James'in ''trash-talking'' hatırlatması, Arenas'ın kaçırdığı serbest atışlar, uzatmalara giden son iki maç ve Damon Jones'un seriyi bitiren üç sayılık isabeti, unutulmazlar arasına girmişti.

Yine de geçtiğimiz sezon rakibini süpüren Cavs, bu sezon da muhtemel eşleşmede favori olan taraf.

27 Mart 2008 Perşembe

Kasım, 1982: Everton 0-5 Liverpool



Liverpool ve Everton, haftasonu 205. Merseyside Derbisi'ne çıkacak. İki ezeli rakibin aralarındaki rekabeti, zaman içerisinde elimizden geldiğince anlatmaya çalışmıştık. Haftasonunda oynanacak maç, Liverpool'un 3-0'lık Manchester United mağlubiyetinden sonra ilk dört için iddialı konuma gelen Everton'ın şansını zorlayacağı, Anfield sakinlerinin de buna izin vermemeye çalışacağı bir maç halini alacak.

Haftasonuna daha süre var. İki takım ile ilgili güncel bilgileri ve istatistikleri önümüzdeki bir-iki gün içerisinde paylaşabiliriz. Everton ve Liverpool rekabeti geçmiş yıllarda oldukça değerli hatıralar bırakmış geriye. Onlardan bir tanesi ile başlayalım.

Ian Rush, Liverpool'un efsanevi golcüsü. Aynı zamanda Merseyside Derbisi'nin gelmiş geçmiş en çok gol atan oyuncusu. 1980-1987 ve 1988-1996 yılları arasında Everton karşısına çıkan Rush, ezeli rakip Everton'a 13'ü ligde olmak üzere toplam 25 gol atmayı başardı. 25 golün de ayrı hikayesi vardır mutlaka; ama 6 Kasım 1982 günü Everton deplasmanında attığı 4 gol, diğerlerinden kolayca ayrılıyordur.

Merseyside Derbisi'nde ''bir maç içerisinde üç gol veya daha fazlasını atan'' en son oyuncu, o günkü performansıyla Ian Rush olmuştu. Maça hızlı başlayan Liverpool, Galli golcüsüyle henüz maçın başında bulduğu pozisyonda direğe takılırken Sammy Lee ile de önemli bir fırsattan yararlanamıyordu. 37. dakika ise maçın kırılma anı olacaktı. Gole giden Kenny Dalglish'i legal yoldan durduramayacağını anlayan Glenn Keeley, rakibini düşürdükten sonra kırmızı kartla oyun dışında kalıyordu. Everton, geri kalan dakikaları bir kişi eksik oynamak durumundaydı.



İlk yarıda tek gol vardı. Alan Hansen'ın pasında Ian Rush, topu ağlara göndererek takımına 1-0'lık üstünlüğü getirmişti. 10 kişi kalan Everton, belli ki, ikinci yarının başında bir konsantrasyon sorunu yaşayacaktı. Takımlar sahaya çıktıktan altı dakika sonra Ian Rush, vatandaşı Neville Southall'ı bir kez daha üzecekti. Everton kalecisi, Ian Rush'ın ikinci golüne engel olamıyordu.

İkinci yarıda rakip taraftarların daha yoğun olduğu kaleye doğru hücum eden Liverpool, ikinci golden dört dakika sonra bir yenisi için hazırlık yapacaktı. Sağ taraftan kullanılan taç atışında topla buluşan Kenny Dalglish'in ortasında Mark Lawrence, farkı üçe çıkaran golü atıyordu.

Ian Rush ve Liverpool, eksik kalan Everton karşısında durmaya pek niyetli değil gibiydi. 3-0'dan sonra Galli golcü, iki kez daha sahneye çıkacaktı. Maç sona erdiğinde tabelada 5-0'lık Liverpool galibiyeti yazdığında ise Ian Rush, attığı dört golle çoktan tarihe geçmişti bile. Lig kariyerindeki ikinci tam sezonunda Rush, yedi gün sonra bu kez Coventry City'ye karşı hat-trick yapacaktı. Sezon sonunda 34 maçta attığı 24 golden çok daha fazlasıydı, Ian Rush'ın Goodison Park'ta attığı dört gol.

Everton (0): Southall, Borrows, Bailey, Wright, Keeley, McMahon, Heath, Johnson (Richardson), Sharp, King, Sheedy.

Liverpool (5): Grobbelaar, Neal, Kennedy, Thompson, Johnston, Hansen, Dalglish, (Hodgson), Lee, Rush, Lawrenson, Souness.

David Beckham, 100'ler Kulübü'nde



David Beckham, geri döndü. Belki, muhteşem olmadı; ama halen İngiltere Milli Takımı için oynayabileceğini, ülkesine yardımcı olabileceğini gösterdi. Beckham'ın 100. milli gecesinin tadını kaçıran ise Franck Ribery oldu. Ribery, penaltıdan attığı golle Fransa'ya 1-0'lık galibiyeti getirdi.

Milli formayı ilk kez 1996 yılının Eylül ayında Moldova ile oynanan Dünya Kupası eleme maçında giyen David Beckham, dün geceki 63 dakikalık performansıyla İngiltere'nin futbol tarihinde 100 milli maça ulaşan beşinci isim olmayı başardı. 100'ler Kulübü'nün ilk üyesi ise, Billy Wright olmuştu. 1959 yılında 100 maç barajını geçen Wright, toplamda 105 kez İngiltere formasını taşımıştı.

İngiltere Milli Takım için en çok maça çıkan beş oyuncunun sıralaması ise şu şekilde:

1. Peter Shilton -125 maç
2. Bobby Moore -108 maç
3. Bobby Charlton -106 maç
4. Billy Wright -105 maç
5. David Beckham -100 maç

''100. kez milli olduğum için büyük gurur duyuyorum'' dedi, David Beckham maçın ardından. ''Herkesin başına gelen bir şey değil. Bu, inanılmaz''

İngiliz Futbolu'nda Beckham'ın başardığı olayın ne kadar zor kazanıldığını anlamak için yukarıda tabloya bakmak yeterli olabilir. Beckham ve İngiltere, EURO 2008'de olmayacak. Beckham'ın yanı sıra birçok yıldızı Avusturya veya İsviçre'de izleyemeyeceğiz; ama Beckham, Dünya Kupası için oynanacak eleme maçlarında görev almaya devam ederse listede ikinci sıraya kadar çıkabilecek.

Sonuç olarak; İngilizlerin olay adamı, Uzakdoğu'nun sevgilisi, Amerikalıların yıldızı David Beckham, tüm tartışmalara rağmen büyük bir iş başardı. Belki de ABD'ye erken gitti, kim bilir...

EK: Dün gece Fransa ve İngiltere arasındaki hazırlık maçı, Habertürk kanalından yayınlandı. Kanalın spor müdürü Okay Karacan ise, anlatımıyla ders verdi. Maç spikerliğinin, ''A, verdi topu. Şimdi B. C. D. D'nin pası E'' şeklinde olmadığını, izleyiciyi de maça dahil eden sohbeti ve değerli bilgileriyle bu işin nasıl yapılacağını gösterdi. Keşke Okay Karacan gibilerin sayısı daha fazla olsaydı.

26 Mart 2008 Çarşamba

Önce Warriors, Sonra Lakers: 1-1



NBA'de dün gecenin maçı Oakland, California'da Los Angeles Lakers ve Golden State Warriors arasında oynandı. Detroit Pistons'ın da Phoenix Suns'ı ağırladığı gecede, iki maç da uzatmaya gitti. Önceki gece birbiriyle Staples Center'da karşılaşan iki takımın mücadelesinden galip çıkan, Lakers oldu.

İki ekip, iki gecede iki kez karşılaştı; ama sezon sonuna kadar durumlar değişmezse (ki Batı'dan bahsediyoruz. Liderin playoff dışında kalması, sekizincinin ilk sıraya çıkması bile söz konusu olabilir), Lakers ve Warriors önümüzdeki ay için tekrar sözleşebilirler. Dün geceki karşılaşmanın değeri de tam bu noktada çıkıyor ortaya. Muhtemel bir playoff eşleşmesinin tarafları olabilir, bu iki ekip.

Pazar gecesi Lakers, ''Pazar Beyazı'' forması ile Staples'a çıktığında rakip, Warriors'dı. Geçtiğimiz sezon Mavericks'e yaptıklarını son aylardaki performansı ile akıllara getiren Baron Davis ve arkadaşları, müthiş bir hücum gücü ile başlamıştı maça. Stephen Jackson, büyük özgüveni ve karşı takım için sinir bozucu rahatlığıyla şutları atarken yardımcısı da Baron Davis oluyor, ilk çeyrek sonunda da ortaya 34-30'luk Warriors üstünlüğü çıkıyordu; fakat bu, başlangıç olarak kalacaktı. İkinci çeyrekte olağanüstü şut yüzdesi sonrasında Warriors, soyunma odasına 72-49'luk avantajla gidiyordu.

Üçüncü çeyreğin bitimine 7:11 kala Kobe Bryant'ın üç sayılık basketinden sonra Staples Center'da çıkan ses, farkın 20'ye çekildiğini haber veriyordu. Buna rağmen 77-52'lik skordan sonra yakalanan 15-2'lik seri hiç de fena sayılmazdı. Çeyreğin bitimine kadar rakibini zorlayan Lakers, farkı üç sayıya kadar indirdiyse de son bölüme Warriors, 87-81'lik üstünlükle girmeye hazırlanıyordu.

Maç içerisinde fark, 25'e kadar çıkmıştı. Daha fazlası var mıydı, bilmiyorum; ama 77-52'lik skoru hatırlıyorum net olarak. Kobe Bryant ve Lamar Odom önderliğindeki Lakers'ın üçüncü çeyrekte sinyallerini verdiği geri dönüşün, son çeyrekte aktif olarak gerçekleştiğini görünce ister istemez 2002 yılındaki unutulmaz Dallas Mavericks maçı geldi aklıma.

(6 Aralık 2002 günü Staples Center'da konuk Dallas Mavericks, son çeyreğe Lakers'ın geri dönüşünden bi haber 88-61'lik üstünlükle girmiş; ama rakibinin 44-15'lik son çeyrek performansına karşı koyamamıştı)


Dallas Mavericks'in Dirk Nowitzki, Steve Nash, Michael Finley ve Nick Van Exel gibi oyunculara sahip olmasına karşın yaşamış olduğu telaş görüntüsü oluşmuştu gözlerimin önünde birden.

Bitime 5:07 kala Lakers, Kobe Bryant'ın serbest atışlardan bulduğu sayılarla yedinci dakikadan beri ilk kez öne geçiyordu: 99-97. Bu dakikadan sonra Staples Center'daki Lakers seyircisi de, düşünmüş olabilir, Kobe'nin farkı 20'ye indiren üç sayılık basketinden sonra gözümün önüne gelen görüntü hakkında; ama Lakers'ın o dönemki kadrosunun ''cool'' adamları, Brian Shaw, Robert Horry ve Shaquille O'Neal kadroda değildi, üstelik sadece bir Kobe vardı. Daha da önemlisi karşı taraftaydı.

Dirk Nowitzki ve Steve Nash'i bir kenara koysalar, Stephen Jackson ve Baron Davis'i de karşılarına çıkarsalar, birçok ilk kombinasyonu alıp yoluna devam eder. Hiç kuşku yok; ama pazar gecesi, işler biraz daha farklıydı. Lakers'ın 2002'deki 44-15'lik geri dönüşü sırasında perişan olan Mavericks takımı gibi değildi, 2008 Warriors. Herhangi bir takım, 25 sayı geriden gelip öne geçen Lakers karşısında tökezleyebilirdi; fakat Stephen Jackson'ın eli bile titremedi.

Son dakikada iki kritik üçlük atan ''Captain Jack'', birçok açıdan çok önemli bir galibiyeti takımına kazandırdı. 25 sayılık üstünlüğünü kaybettikten sonra bile ayakta kalan Warriors, playoff öncesi kafaları bir kez daha karıştırdı. Üstelik bunu Lakers karşısında yapmaları, bir mesaj olabilirdi.

115-111 kazanan Warriors, bir gece sonra Lakers'ı ağırlayacağı evine mutlu dönüyordu.



Staples Center'daki mağlubiyette Kobe Bryant, 36 sayı, 14 ribaund ve 8 asistlik müthiş bir performans ortaya koymuştu. En büyük yardımcısı ise Lamar Odom olmuştu. 19 sayı ile ayakta kalmaya çalışan Odom'ın ribaund hanesinde 22 yazıyordu.

Lamar Odom hakkında daha uzun konuşmak lazım aslında. Takas sezonunda elden çıkarılmaması Lakers medyası tarafından hayalkırıklığı ile karşılanan Odom, Pau Gasol geldiğinden beri üstüne katarak oynuyor. Gasol'ün ilk maçı olan Nets deplasmanından bu yana Odom'ın şut yüzdesi ve ribaund sayısında gözle görülür bir artış var. Hemen her maç double-double yapıyor, triple-double'ı zorluyor. Odom, dün gece de Warriors deplasmanında uzatma sonunda kazanan takımının en efektif oyuncusu olmayı başardı.

Yine çok güzel bir mücadele vardı, Oracle Arena'da. Lakers ve Warriors'ın yolu, Playoff'ta herhangi bir yerde kesişecek gibi duruyor. Çok heyecanlı maçlar da bizi bekliyor. Klasik playoff maçlarından farklı olarak savunma yerine hücumun ön plana çıkacağı, sertliğin ikinci planda olacağı bir seri olabilir, Lakers-Warriors eşleşmesi.

Bir gece öncesinin rövanşında Warriors, ilk yarı boyunca ligde iyi olduğu işleri yapmayı uygun gördü. Stephen Jackson ve Baron Davis ile birlikte Al Harrington'ın da sahne aldığı bu bölümde Warriors, rakibinin top kayıplarını kısa sürede sayıya çevirmekten mutluluk duydu. Staples'daki maçta Warriors'ın en büyük kozu olmuştu, top kayıplarından bulunan sayılar. Oakland'daki maçta ise ilk yarı boyunca boyalı alanda etkili olan Warriors, rakibine bir ara 24-4'lük üstünlük kurdu, bu alanda.

Tıpkı bir gece önce olduğu gibi, ilk hamle Golden State Warriors'dan gelmişti. Lakers, geri dönmek zorundaydı. Geri de döndü. 63-52 yenik girdiği çeyreğin sonunda 87-86 öne geçmişti, Lakers. Son çeyrekte de Lakers'ın üstünlüğü devam etti. Bitime 2:26 kala 110-101'lik skor avantajı, işin bitirilmesi anlamına gelebilirdi.

Golden State, dokuz sayılık farka karşın tekrar ayağa kalkmayı başardı. Açıkçası, Warriors'ın iki gece üst üste koymuş olduğu bu direnç, aklımı karıştırdı. Geçtiğimiz sezon Dallas Mavericks'i 4-2 ile geçtikten sonra Jazz karşısında sadece bir maç albilmişlerdi. Bu sezon da, ilk turu kazanırsa kimse şok olmaz belki; ama daha ilerisi olabilir mi? Playoff'ta ayakta kalmak, sakin olmak ve rakibine karşılık vermek çok önemli. Warriors, tüm olumsuz yönlerini bu özellikleri ile kapatabilir mi? Don Nelson, antrenörlük kariyerindeki ilk şampiyonluğunu kazanabilir mi?

Golden State Warriors'ın NBA şampiyonluğu, şu noktada ütopyadan öte bir şey değil; ama 110-101'den geri dönmeleri de önemli bir ayrıntı. 2:36 kala Lakers'ın yakaladığı dokuz sayılık fark, Warriors tarafından normal sürenin sonuna kadar yakalanılan 10-1'lik seri ile kapatıldı. Bu süre içerisinde Warriors, rakibine saha içinden isabet şansı vermedi.

111-111 eşitlikle girilen uzatma bölümünde Warriors, savunma gücünü göstermeye devam etti ve bitime 1:39 kala 117-113 öne geçti. Bu da yaklaşık altı dakikalık bölümde sadece üç sayıya izin verirken 16 sayı ile oynadığı anlamına geliyordu, Warriors'ın; ama daha önemlisi tecrübeydi. Derek Fisher ve Lamar Odom sahnedeydi.

Fisher'ın üç sayılık basketini takip eden Odom, 9 saniye kala takımını 121-119 öne geçirmişti. Dört saniye kala alınan 20 saniyelik Warriors molasından ardından Fisher'ın Monta Ellis'i tuzağa düşürmesi ise maçın sonu olmuştu.

Bitirmeden önceki son bölüme gelelim, Lamar Odom ile ilgili olana yani. Odom, 22 ribaund çektiği ilk maçın ardından dün gece 21 ribaund ile oynadı. Bu sezon, art arda iki gece 20+ ribaund alan ikinci oyuncu oldu (Dwight Howard, 28 ve 29 Aralık 2007). Lakers Tarihi'ne bakıldığında ise bu başarı, en son 24-25 Şubat 1995'te Vlade Divac tarafından gerçekleştirilmişti.

Odom, 20 ribaundın yanına 23 de sayı ekledi ve 34 yıldan bu yana bir maçta en az 20 sayı ve 20 ribaund yapan ilk Lakers oyuncusu oldu. 27 Şubat 1974 günü, Kareem Abdul-Jabbar'ın takımı Milwakuee Bucks'a karşı 22 sayı ve 26 ribaund ile oynayan Happy Hairston'ı takip etmiş oldu, Lamar Odom.

23 sayı, 21 ribaund, 5 asist ve 5 blok. Bu müthiş istatistikler de farklı açılımlar sağladı, Lamar Odom'a. Odom, 2000 yılından bu yana bir maçta en az 20 sayı, 20 ribaund, 5 asist ve 5 blok yapan 5. oyuncu oldu:

1. Shaquille O'Neal, Lakers, vs. Sixers, Aralık 2000
2. Kevin Garnett, Wolves, vs. Nets, Aralık 2001
3. Kevin Garnett, Wolves, vs. Warriors, Şubat 2003
4. Marcus Camby, Nuggets, vs. Bobcats, Ocak 2008
5. Lamar Odom, Lakers, vs. Warriors, Mart 2008

NBA'in en iyi hücum takımı Lakers ile ilk dört içinde yer alan Warriors, Playoff ilk turunda eşleşirse ortaya çok enteresan sonuçlar çıkabilir. Warriors, sürpriz yapabilecek bir takım; ama Lakers'ın doktorları ''Gasol ve Bynum, Playoff'a kadar hazır olacak'' demezlerse, Gasol ve Bynum'lı kadrosuyla Lakers ağır basabilir. Her şeye rağmen, bu eşleşmede müthiş maçlar bizi bekler.

25 Mart 2008 Salı

Bundesliga 25. Hafta: Bayern ve Diğerleri



Bundesliga'da bu sezon kuralları Bayern Münih koyuyor. Aslında, sadece bir sezonluk aranın ardından. Bundesliga'nın doğal favorisi Bavyera temsilcisi, haftasonu evinde Bayer Leverkusen'i 2-1 mağlup etti ve şampiyonluk yolunda dev bir adım attı. Bayern Münih, şu dakikalarda en yakın takipçisi Hamburg'un yedi puan önünde liderliğin keyfini sürüyor.

Bayer Leverkusen, sezonun sürpriz takımı olarak görülebilir. UEFA Kupası'nda yoluna devam eden Leverkusen, Bundesliga'da da önemli işlere imza attı bu sezon. Allianz Arena'da zoru başarıp kazansaydı, şampiyonluk için büyük bir özgüven kazanacaktı; ama bundan sonraki haftalarda şu an olduğu yeri korumak için mücadele edecek. 46 puanlı Hamburg'un iki puan gerisindeki Leverkusen, üçüncü sırada kalarak sezon sonunda Şampiyonlar Ligi için ön eleme oynama hakkı kazanacak.

Bayern Münih'in Leverkusen galibiyetinden sonra şampiyonluk için geri sayım başlayınca da en önemli konu haline geldi, Şampiyonlar Ligi vizesi alabilme yarışı. Hamburg'un iki puan arkasında yer alan tek takım Leverkusen değil. Werder Bremen ve Schalke 04 de, 44 puanla ilk üç sırayı kovalayan diğer ekipler.

Şampiyonlar Ligi için mücadele eden dört takım oldukça kritik maçlara çıktı, bu hafta sonunda. Bayer Leverkusen'in mağlubiyeti, ironik bir şekilde rakipleri için moral olmuş olabilir (sanıyorum herhangi birisinin şampiyonluk iddiası taşımadığı için). Hamburg, zorlu Wolfsburg deplasmanında öne geçmesine rağmen bir puan ile yetinirken Werder Bremen de Bielefeld'den beraberliği kurtararak döndü.

Leverkusen, Hamburg ve Werder Bremen'in puan kaybetmesi, pusuda bekleyen Stuttgart'ın işine geldi. Geçtiğimiz yılın şampiyonu, çok kötü başladığı sezonda durumu toparlamayı başardı. 4-1'lik Hansa Rostock galibiyeti, Stuttgart'ı 41 puana çıkardı. İlk üç yarışında haftayı en karşı kapatan takım ise, Schalke 04 oldu.



Bayer Leverkusen'i bir kenara bırakırsak en zorlu deplasmana Schalke 04 çıkıyordu belki de, bu dört takım içerisinde. Bir gün önce iki rakibinin de puan kaybetmesi Schalke için motivasyon kaynağı olmalıydı. Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali'nde Barcelona ile karşılaşacak Schalke, Hertha Berlin deplasmanından 2-1'lik galibiyetle dönmeyi başardı.

Hertha Berlin ve Borussia Dortmund gibi takımlar, puan sıralamasındaki yerleri ne olursa olsun iç sahada rakiplerine karşı direnç koyabilecek takımlardır; ama Schalke, Berlin'den üç puanla dönerek önemli bir virajı dönmüş oldu.

Bayern Münih'in yüksek ihtimalle şampiyon olacağını kabul edersek, hemen arkasındaki beş takımdan ikisinin Şampiyonlar Ligi, ikisinin UEFA Kupası ve kalanın da Intertoto Kupası'na gideceğini söyleyebiliriz. Bu durum, E. Frankfurt ve Wolfsburg reaksiyon göstermezse yukarıda saydığımız beş takım arasında cereyan edecek.

Bundesliga'da 6 ila 14. sıradaki takımlar arasında kalanlar, büyük hedefler kovalayacak gibi durmuyorlar. Frankfurt ve Wolfsburg, söylediğimiz gibi, UEFA Kupası'nı zorlamak isteyeceklerdir; ama 5. Schalke ile aralarında sırasıyla, 5 ve 7 puan bulunuyor. Kaldı ki Schalke, orayı bıraksa bile yukarıdakilerden biri geçer yerine. Bu yüzden geri kalan takımlar, gerideki 9 hafta boyunca lige renk katmak vazifesini üstlenebilirler.

13. sırada ise Hertha Berlin'in hemen arkasındaki Borussia Dortmund bulunuyor. Gönül, iki takımın da daha yukarılarda olmasını ister; ama 30 puanlı Dortmund'un düşme potası ile olan 10 puanlık farktan dolayı gayet rahat olacaktır. Geri kalan beş takım ise, dokuz hafta boyunca korkulu rüya görebilir.

Energie Cottbus, geçen haftaki Bayern Münih bonusuyla hayat buldu, özgüven kazandı. Sezon başında, ligin en zayıf kadrosu olarak gözüken Hansa Rostock, beş takım arasında en iyi puana sahip olanı. Nürnberg ise deplasmanda felaket; ama burada olması şaşırtıcı olan ekip. Kadro kalitesiyle önümüzdeki haftalarda avantaj sağlayabilir.

Bundesliga 25. Hafta: Toplu Sonuçlar
img218/2289/bundesligabd1.jpg

Bundesliga 25. Hafta: Puan Durumu
img85/9583/bundesliga2bf1.jpg

Bundesliga 26. Hafta: Toplu Sonuçlar
img85/3562/bundesliga3tr6.jpg