30 Nisan 2008 Çarşamba

Houston Rockets: Normal Sezondaki Gibi



Houston Rockets, serinin kendi sahasında oynadığı ilk iki maçında aldığı mağlubiyetlerin ardından Salt Lake City'de çok kritik bir galibiyet almış ve dördüncü maçı da son dakikalarda kaybetmişti. Buna rağmen deplasmanda alınan galibiyetin anlamı, göründüğünden de fazla olabilirdi. Dün gece Rockets, sahasında oynadığı serinin beşinci maçını 95-69 kazanarak ikinci galibiyetini almayı başardı.

Houston Rockets, sezon içerisinde 22 maçlık galibiyet serisinin altına imzasını attığında yaptığı takım savunmasıyla dikkat çekmiş ve başarılı olmuştu. Bir önceki antrenör Jeff Van Gundy'den kalan savunma mirasına yeni antrenör Rick Adelman'ın hücum bilgisi de eklenince Rockets, komple bir takım haline gelmişti. Takım savunmasının altında yatan bireysel gerçekler, Shane Battier ve Dikembe Mutombo ile hayat bulurken Rafer Alston ve Tracy McGrady işin hücum yönüyle ilgileniyor, Luis Scola da pota altında rakiplerine karşı sorun yaratmaya çalışıyordu.

Rafer Alston'dan devam edebiliriz, bu noktada. Utah Jazz, serinin Teksas'da oynanan iki maçını elini kolunu sallayarak kazanırken Rockets'da oldukça stratejik bir oyuncu forma giyememişti. Rafer Alston, geri döndüğü serinin üçüncü maçından bu yana takıma ayrı bir basektbol oynatıyor. Dün geceki maçta da Rockets'ın rahat kazanmasının önemli nedenlerinden biri, Alston'ın attığı can alıcı üçlükler oldu.

Utah Jazz, sezon boyunca iç sahada oynadığı 41 maçın sadece 4'ünü kaybederken deplasmanda ise vasatın altında performanslar sergilemişti. Bu yüzden ilk iki maçta alınan galibiyet ve üçüncü maçtaki mağlubiyet ilginç karşılanabilirdi. Dün gece Houston Rockets'ın aldığı 95-69'luk galibiyet, Jazz'in deplasman performansı veya Rockets'ın 22 maçlık serideki skorları düşünülünce doğal bir sonuç olabilir. Rockets adına en olumlu değişiklik, tekrar 22 maçlık galibiyet serisindeki havanın yakalanabileceği umudunun yeşermesi olarak görülebilir.

Houston Rockets'ın dün gece aldığı galibiyet, iç sahada geçtiğimiz sezon ve bu sezon Jazz'e karşı almış olduğu üst üste üç mağlubiyetin ardından aldığı ilk galibiyet oldu. Tracy McGrady, ikinci yarıdaki performansının katkısıyla 29 sayı, 5 ribaund ve 5 asist üretti. Kariyeri boyunca altı kez playoff oynamasına karşın herhangi bir playoff serisini kazanamayan T-Mac, Utah Jazz serisindeki tüm maçlarda olduğu gibi bu maçta da takımının en skorer oyuncusu oldu.

18 sayı ve 12 ribaundluk performansıyla galibiyetin çok önemli bir parçası olan Arjantinli forvet Luis Scola, serinin ilk iki maçında sakatlığı nedeniyle forma giyen dün geceki maçta da 4/7 ile üç sayı kullanıp 14 sayı atan Rafer Alston ve 5 sayı-10 ribaund ile oynayan Dikembe Mutombo, Houston Rockets adına dikkat çeken diğer oyunculardı.

27/74 saha içi isabeti ile hücum eden Utah Jazz'de Carlos Boozer 19 sayı ve 10 ribaund, Mehmet Okur da 14 sayı ve 10 ribaund ile double-double yapan oyuncular olurken Deron Williams, 5/11 isabet ile 13 sayıda kaldı ve Utah'da çift hanelere ulaşan son oyuncu oldu.

Seri, altıncı maç için bir kez daha Salt Lake City'ye taşınacak. Utah Jazz'in ev sahibi avantajının yanında psikolojik üstünlükleri de olacak. Utah, kendi sahasında Houston'a karşı oynadığı son 10 playoff maçının sekizinde galip taraf olmayı başardı.

Cuma gecesi, Utah Jazz bir kez daha kazanırsa seriyi de 4-2 ile bitirecek. Aksi takdirde kazanan, Pazar gecesi oynanacak yedinci maçta belirlenecek.

New Orleans Hornets, Başardı !



Sezonun en dikkat çekici takımı New Orleans Hornets, Dallas Mavericks'i belki de seri öncesi beklemediği kadar rahat bir şekilde geçmeyi başardı. Dün geceki 99-92 galibiyet, Hornets adına seriyi 4-1 ile noktaladı. Chris Paul, seviye atlamaya devam etti.

Paul, beş maçlık seride toplam 60 asist yaparak maç başına 12 asist ortalaması tutturdu ve NBA Tarihi'nde kariyerindeki ilk playoff serisinde en yüksek asist ortalamasına ulaşan ikinci oyuncu oldu. Chris Paul'ün önündeki tek isim ise, 1989 Playoffları İlk Turu'nda Phoenix Suns için 13 asist ortalama ile oynayan Kevin Johnson olarak kaldı.

NBA'deki üçüncü yılını geçiren genç oyun kurucu, karşılaşmayı 24 sayı, 11 ribaund ve 15 asist ile tamamladı ve son 20 yılda kariyerindeki ilk playoff serisinde triple-double yapan üçüncü oyuncu oldu. Paul'den önce bu başarıyı gerçekleştiren iki oyuncu ise, 2004 yılında Steve Francis ve 2006 yılındaki performansıyla LeBron James olmuştu.

Paul adına bir önemli istatistik ise, Dallas Mavericks ile karşılaştığı playoff serisini maç başına 24 sayı, 12 asist ve 2 top çalma barajının üzerine tamamlası oldu. Son 25 yılda, ''bu kulüpte'' yer alan altı isim arasında Magic Johnson, John Stockton ve Isiah Thomas gibi büyük efsaneler de bulunuyor.

''Bu ödül, beklenmedik bir başarı değil'' diyordu Chris Paul, karşılaşma öncesi Yılın Koçu Ödülü'ne layık görülen antrenörü Byron Scott için. ''Bize sezon boyunca özgüven depoladı ve kendi oyunumuzu oynamamızı sağladı''. Karşılaşmanın Hornets adına bir diğer önemli performansı ise David West'ten geldi. West, 10/17 şut isabeti ile hücum ettiği karşılaşmada 25 sayı atarak en skorer oyuncu oldu. 25 sayısının yanına 7 ribaund ve 5 asist ekleyen West, 3 de blok yaparken serideki katkısıyla Hornets için stratejik bir oyuncu konumuna yükselen Jannero Pargo 17 sayı, Tyson Chandler 10 sayı, 14 ribaund ve Peja Stojakovic de 11 sayı ve 6 ribaund ile oynadı.

Miami Heat ile oynanan 2006 Finalleri'nde Shaquille O'Neal'e yaptığı çirkin faulle profilini belli eden Jerry Stackhouse, dün gece de maçın bitimine 1:47 kala ikinci teknik faulünü alarak oyundan atıldı.

Dallas Mavericks'in süper yıldızı Dirk Nowitzki, saha içinden kullandığı 21 atışın sadece 8'inde isabet kaydederek 22 sayı ile oynadı. Alman oyuncu, 22 sayısının yanına 13 ribaund ve 6 asist eklerken tüm maç boyu sahada kaldı. Sezonun son maçında New Orleans Hornets'a karşı triple-double ile oynayan ve normal sezonlar kariyerindeki 100. kez triple-double performansı ortaya koyan Jason Kidd ise 14 sayı ve 9 asist üretti.

Mavericks, arka arkaya üçüncü sezon büyük hayalkırıklığı yaşamış oldu, dün gece 4-1 sona eren Hornets serisinin ardından. Sezon içerisinde sadece bir şampiyonluk kazanabilmek adına Jason Kidd'i kadrosuna katan ve hem Devin Harris'i gibi genç bir oyun kurucuyu kaybeden hem de pota altındaki derinliği sağlayamayan Dallas Mavericks, üstüne milyonlarca dolar para harcamıştı.

Mavericks'in bu dakikadan sonra, gelecek sezonlar için nasıl hamleler yapacağını planlaması gerekecek ve Jason Kidd takasındaki hatalarıyla yüzleşecek. New Orleans Hornets ise Chris Paul ile yaşamaya devam edecek. Muhtemel San Antonio Spurs serisinde de sezon boyunca zaman zaman yaptığı sürpriz yolunu bulmaya çalışacak.

Detroit Pistons: Avantaj Geri Geldi



Detroit Pistons, Philadelphia 76'ers serisinin beşinci maçında rakibini 98-81 mağlup ederek seride 3-2 ile ilk kez öne geçmeyi başardı. İlk çeyrekteki 35-21'lik skor avantajının ardından maç boyu arkasına bakmayan Pistons, Philadelphia'da oynanacak altıncı maçı kazanırsa Konferans Yarı Finalleri'nde Orlando Magic'in rakibi olacak.

Playofflar öncesi beklenmeyen bir çekişme ile devam eden seri, Phildelphia'nın deplasmanda bir maç kazanıp evindeki ilk maçta Pistons'ı darmadağın etmesiyle farklı bir hava almıştı. Serinin 2-2'ye gelmesinin ardından ise Detroit, ne kadar kötü çocuklar olduğunu hatırlamalıydı ve o istekle sahaya çıkmalıydı. Dün geceki Sixers maçında Pistons, ilk çeyreği 14/19 şut isabeti ile geçerek 35-21'lik avantajı yakaladı. Pistons, ikinci çeyrekte yedek oyuncularıyla maçı biraz ağırdan aldı ve Sixers, hamle yapmaya çalışsa da aradaki fark korundu. Takımlar, soyunma odasına giderken skor, 54-42 ile Pistons lehineydi.

Üçüncü çeyrek, Pistons'ın bir kez daha atak yaptığı bölüm oluyordu. Pistons, bu çeyrekteki oyunuyla farkı 20-25 sayılara çıkarırken dördüncü çeyreğe de 20 sayı ile önde girecekti. Sixers'da Andre Iguodala dışında herhangi bir oyuncu skora ciddi katkılarda bulunamayınca ve Pistons'ın tüm işlerinin yolunda gitmesi (Rasheed Wallace'ın üç sayı çizgisinin gerisinden pota altındaki Chaunsey Billups'a göndermek istediği pasta araya girmeye çalışan Samuel Dalembert'in eline çarpan top, sayı oluyordu), Sixers'ın psikolojik olarak da oyundan düşmesine neden oluyordu.

Son çeyreğin formalite olduğu maçta Pistons adına en skorer oyuncu 21 sayı ile Chaunsey Billups oldu. İlk çeyrekte attığı 14 sayı ile takımının önemli bir avantaj yakalamasını sağlayan Billups, 12 asist ile de double-double performansına ulaşıyordu. Pistons'ın bir diğer önemli skoreri Richard Hamilton ise 20 sayı ile Billups'ın büyük yardımcısı olurken Rasheed Wallace 19 sayı, 6 ribaund, 6 blok ve 3 asist, Tayshaun Prince 17 sayı, 4 ribaund ve 2 asist, Jason Maxiell de 6 sayı, 11 ribaund ve 3 blok ile oynadı.

Sixers tarafında Andre Iguodala, 21 sayı ile seri boyunca en yüksek skora ulaşırken playoff kariyer rekorunu da geliştirmiş oldu. 8/13 şut isabet ile hücum eden Iguodala, 5 ribaund ve 6 asist yaptı. Sixers'da çift hanelere ulaşan Andre Miller (13 sayı) ve Louis Williams, katkı yapmak için bir hayli geç kaldılar.

Serinin altıncı maçı, Philadelphia'da oynanacak. Detroit kazanırsa, seri 4-2 ile bitecek ve Pistons-Magic eşleşmesi, resmileşecek. Philadelphia galibiyeti durumunda ise, üst tura çıkan takım yedinci maç sonunda belli olacak.

Manchester United: Moskova'daki İlk İngiliz



Şampiyonlar Ligi Yarı Finalleri'nde Manchester United, Nou Camp'ta 0-0 berabere kaldığı Barcelona'yı kendi evinde Paul Scholes'un attığı golle 1-0 mağlup ederek, Final'e yükselen ilk takım oldu. Chelsea ve Liverpool eşleşmesinden gelecek takım ile birlikte Moskova'da iki İngiliz takımı yer almış olacak. 1999-00 Sezonu'nda Real Madrid-Valencia (İspanya) ve 2002-03 Sezonu'ndaki Juventus-Milan (İtalya) Finali'nin ardından üçüncü kez aynı ülkenin iki takımı Şampiyonlar Ligi Finali'nde kupa için mücadele edecek.

Manchester United menajeri Sir Alex Ferguson, cumartesi günü oynanan ve Premier League'de düğümü çözmesi beklenen Chelsea karşılaşmasında Carlos Tevez, Owen Hargreaves ve Cristiano Ronaldo gibi önemli oyuncularını riske etmemiş, Barcelona maçını düşünerek kenarda bekletmişti; fakat Ferguson'ın bu hamlesi ironik şekilde yerle bir olacaktı. Chelsea'nin istekli oyunu karşısında çoğu zaman aciz kalan Manchester United, üç oyuncu değişikliğini bu oyuncular üzerinden yaparken Ferguson'ın sistemindeki stratejik iki oyuncu, Wayne Rooney ve Nemandja Vidic, sakatlanarak oyunu tamamlayamıyordu.

Dün gece oynanan Barcelona karşılaşmasında Manchester United, Chelsea maçında golü atarken kasıklarından sakatlanan Wayne Rooney ve sahayı kanlar içerisinde terk eden Nemandja Vidic'ten yararlanamadı. Rotasyon, Chelsea karşılaşması için işe yaramamıştı.

İspanya'daki maçta Barcelona, topa daha fazla sahip olan ve maçı daha çok isteyen taraftı. Old Trafford'da ise Manchester United, maça golle başlayan taraf oldu. 14. dakikada Paul Scholes'un attığı gol, ilk yarıdaki belirleyici unsur oluyordu. İkinci yarı, Manchester United'ın Barcelona'yı savunması ile geçecekti. Türkiye'de sıkça gördüğümüz, ''10 kişi ile geriye çekilme'' yerine tıpkı haftasonu Fenerbahçe karşısındaki Galatasaray'ın yaptığı gibi, ''11 kişi ile topun arkasına geçme'' ile savunma yapıyordu, Manchester United.

11 kişi ile savunma, başarılı şekilde uygulandığı takdirde ve ileride hızlı adamlarınız da varsa rakip takım için oldukça kafa karıştırıcı bir strateji olabiliyor. Dün gece, Manchester United'ın Cristiano Ronaldo, Nani ve Carlos Tevez ile zaman zaman bulduğu pozisyonlar, büyük ölçüde ikinci yarıdaki savunma planın eseriydi, diyebilirim.

Barcelona için de birkaç söz söylememiz gerekiyor sanırım, son bölümde. La Liga'da umutlar, sona erdi. Yaklaşık 10 gün sonra Nou Camp'ta oynanacak Real Madrid karşılaşmasına Madrid, muhtemelen şampiyon olarak gelecek. Bu durum, yeteri kadar azap vericiyken Barcelona'nın elindeki tek şansı kaybetmesi, kolay kabullenilecek bir şey olmasa gerek. Daha da kötüsü; Barcelona, dün gece ikinci yarıdaki baskısına karşın sanki basit bir takım gibi görünüyor son zamanlarda. Barcelona'nın herhangi bir maçı öncesi, ''Barca, kesin kazanır'' sesleri yükselemez oldu. Değişiklik gelecektir, sezon sonunda.

Sonuç olarak, sezon başından bu yana beklediğimiz Manchester United-Liverpool Finali için ilk ayak tamamlandı. İkincisi, bu gece. Chelsea, John Arne Riise'nin attığı gol ile Stamford Bridge'de avantajlı olan taraf.

29 Nisan 2008 Salı

Los Angeles Lakers, Denver Nuggets'ı Süpürdü !



Los Angeles Lakers, Pepsi Center'da oynanan maçta Denver Nuggets'ı 107-101 mağlup ederek serideki dördüncü galibiyetini aldı ve Nuggets, Lakers tarafından süpürülmüş oldu. Normal sezonun sonunda 48 galibiyetli Golden State Warriors ile girdiği playoff mücadelesini iki galibiyet farkla kazanan Nuggets, böylece normal sezonu 50 galibiyet ile kapatmasına karşın Playoff İlk Turu'nda süpürülen ilk takım oldu.

Serinin ilk maçının son sekiz dakikasında 18 sayı üreten Kobe Bryant, ikinci maçın ilk çeyreğinde 20 sayı ile oynamış ve maçın son yedi dakikasında da skora 19 sayı ekleyip seriyi 2-0'a getiren oyuncu olmuştu. Los Angeles Lakers'ın Denver Nuggets'ı süpürmek için çıktığı dün geceki maçta ise Kobe, son 5.5 dakikasında sahneye çıktı. Bitime 5:31 kala skor 88'de eşitlendikten sonra Kobe, attığı 14 sayıyla maça damgasını vurdu ve seriye son noktayı koydu.

Los Angeles Lakers, şu anda Batı'nın bir numaralı favorisi. Bunun belki de en büyük sebebi Kobe Bryant değil, Pau Gasol. Gasol, yeni takımı için 30 maç oynadı ve Lakers, bu 30 karşılaşmada 25 kez kazanan taraf olmayı başardı. Lakers ve Gasol birlikteliğinin mutlu geçmesi bekleniyordu, belki; ama çok daha fazlası oldu. Gasol'ün gelişinin ardından Kobe, çok değerli bir yardımcıya sahip olurken ''overrated'' olarak anılmak üzere olan Lamar Odom da galibiyetlerde pay sahibi olmaya başladı. Gasol'ün birçok artısı oldu takıma, daha sonra konuşmak üzere şimdilik sadece üzerinden geçmiş olalım.

Pau Gasol, dün gece de ilk yarıda attığı 18 sayı ile Lakers'ı ayakta tuttu. Maçı 21 sayı ile tamamlayan İspanyol oyuncu, 7 ribaund çekip 4 de asist yaparak 31 sayı ile takımın en skorer oyuncusu olan Kobe Bryant'ın en büyük destekçisi oldu. Pas özelliği ile Lakers için oldukça stratejik bir oyuncu konumundaki Gasol takasının ardından, üç numarada daha özgür olan Lamar Odom ise, 14 sayı ve 12 ribaund ile çizgisini korumayı başardı.

Denver Nuggets adına son dakikalarda savaşan JR Smith, 7/12'lik saha içi isabeti ile 26 sayı ve 11 ribaund üretti. Allen Iverson 22 ve Carmelo Anthony ise 21 sayı ile JR Smith'e eşlik ettiler. Denver Nuggets'ın büyük sorunu, ''verimsiz hücum'' da üç oyuncunun 20 sayı barajını geçmesine rağmen devam etti. NBA'in en skorer beş oyuncusunun ikisi ile en iyi savunmacılarından biri aynı takımdaysa ve bu takım, 50 galibiyete karşın İlk Tur'da süpürülüyorsa; o takımın antrenörünün oyun planı hakkında farklı fikirlere sahip olmasının vakti geliyor demektir. Iverson ve Anthony'nin her maç 20 sayının üzerine çıkması için harcanan hücumlar, tekrar değerlendirilmelidir örneğin.

Denver Nuggets, Golden State Warriors gibi sürprizi bol olan bir takım değildi. Tüm avantajları ve dezavantajları belliydi. Bu yüzden, 50 galibiyete rağmen seri öncesinde, ''en fazla bir maç kazanırlar'' yorumları yapılıyordu. O galibiyeti de alamadılar ve Kobe Bryant ile Pau Gasol'ün önderliğindeki Lakers'a süpürüldüler.

Serinin tamamında yüksek vites ile oynayan Kobe, normal sezonda maç başına atmış oldu 28.3 sayıyı Denver karşısında 33.5'e kadar çıkardı. Sezon içerisinde rakibini 3-0 ile geçen Lakers, Nuggets ile oynadığı son 15 playoff maçında ise 13 kez kazandı.

2000'li yılların başında ligde Phil Jackson ile fırtına gibi esen Lakers, 2002 NBA Finalleri'nde New Jersey Nets'i 4-0 ile süpürerek NBA Şampiyonu olmuştu. 2002 yılından bu yana ilk kez bir seriyi süpüren Lakers, toplamda 13 ile NBA Tarihi'nin bu alandaki açık ara lideri; çünkü Lakers dışında herhangi bir takım, yedi maç üzerinden oynanan bir seriyi 5 kereden fazla süpüremedi. Dün geceki galibiyet ile Phil Jackson da, Playofflar'daki galibiyet-mağlubiyet durumunu 183-77 getirdi ve tüm antrenörler arasındaki liderliğini sürdürdü.

Los Angeles Lakers, Konferans Yarı Finalleri'nde Houston Rockets ve Utah Jazz eşleşmesinden gelecek takım ile oynayacak. Utah Jazz, seride 3-1 önde bulunuyor ve bu gece, deplasmanda kazanmayı başarırsa seriye noktayı koyup Lakers'ın rakibi olmaya hak kazanacak. Muhtemel bir Lakers-Jazz serisi, Batı'nın iki komple takımının eşleşmesi açısından ilgi çekici olabilir.

Atlanta Hawks: Bir Sürpriz Daha



Georgia'da oynadığı ilk maçı kazanarak ciddi bir sürpriz yapan Atlanta Hawks, Phillips Arena'daki ikinci maçta da kazanan taraf oldu ve Boston Celtics'e karşı seride durumu 2-2'ye getirdi. Karşılaşmayı 35 sayı ile tamamlayan Joe Johnson, son çeyrekte attığı 20 sayı ile galibiyetteki en önemli isim oldu.

Boston Celtics, karşılaşmaya yüksek şut isabeti sonrasında 16-3'lük skor avantajı ile başladı. Daha sonra, Atlanta Hawks adına ilk çeyreğe damgasını vuran üç oyuncu, Mike Bibby, Josh Smith ve Joe Johnson ile etkili olan evsahibi, ilk çeyreği 29-24 önde geçerken Hawks'ın 29 sayısının 27'si bu üç oyuncudan geliyordu; fakat Boston Celtics, ikinci çeyrekte Paul Pierce ve Kevin Garnett ile etkili olunca farkı üç sayıya kadar indirdi ve soyunma odasına 51-48 geride gitti.

Boston Celtics, sezon içerisinde çeşitli zamanlar sergilediği üçüncü çeyrek performanslarından birini daha gösterecekti. Celtics, üçüncü çeyrekteki oyunuyla 27-14'lük avantajı elde ederken son çeyreğe de 10 sayılık farkla önde giriyordu. Bu dakikadan sonra Hawks'ın dönebilmesi, çok zor görünüyordu; fakat Joe Johnson'ın söyleyecekleri var gibiydi.

Hawks'ın All-Star oyuncusu Johnson, son çeyrekteki 20 sayısıyla toplamda 35 sayıya ulaştı ve takımının geri dönüşünün simgesi oldu. 97-92 kazanan Hawks'da bir diğer dev performans ise Josh Smith'ten geldi: 28 sayı, 6 ribaund ve 7 blok. Smith, yaptığı 7 blok ile Hawks'ın playoff blok rekorunu da kırmış oldu. Daha önce 6'şar blok ile Tree Rollins ve Dikembe Mutombo'ya ait olan rekorun altında artık, Josh Smith ismi yazacak.

Playoffler öncesi, lokavt nedeniyle 50 maç üzerinden oynanan 1998-99 Sezonu'ndan bu yana ilk kez Playoff yapan Atlanta Hawks'ın Boston Celtics ile eşleşmesi, ''formalite'' olarak görülüyordu. Dürüst olmak gerekirse, ben de Hawks'tan seri boyunca galibiyet beklemiyordum. Buna rağmen; Atlanta, sahasında oynadığı maçlarda karakterini ortaya koydu ve genç yıldızları ile Joe Johnson ve Mike Bibby liderliği sonrasında seriyi, Boston'a gitmeden eşitlemeyi başardı.

Hawks'ın Celtics karşısında üst üste iki kez kazanmasından sonra, bazı istatistikler de hatırlanmış oldu. Sezon içerisinde rakibine süpürülen Hawks, Celtics ile evinde oynadığı son altı playoff maçında beşinci kez kazandı. Georgia'da kazanılan iki maçta Atlanta adına yaşanan en olumlu değişiklik ise, Josh Smith özelinde gerçekleşti. Boston'da kaybedilen iki maçta 9.5 sayı ortalaması ile oynayan Smith, kazanılan iki maçta ortalamasını 27.5'e kadar çıkardı.

Seri, 2-2 ile eşitlendi; ama Boston Celtics, Playofflar Tarihi'nde 2-0 öne geçtiği 28 eşleşmeden de galip ayrılan taraf olmayı başarmıştı. Buna rağmen Celtics, çarşamba gecesi belki de seri öncesi hiç beklemediği bir konumda çıkacak sahaya.

Canavar Howard & Kazanan Magic !



Orlando Magic, Dwight Howard'ın, serinin genelinde olduğu gibi, canavarlaştığı karşılaşmada Toronto Raptors'ı Amway Arena'da 102-92 mağlup etti ve seride durumu 4-1'e getirerek bir üst tura çıkmayı başardı. Howard, 21 sayı ve 21 ribaund ile maçı tamamlarken ''NBA'de Yılın En Çok Geliştirme Gösteren Oyuncusu'' olan Hidayet Türkoğlu, 12 sayı, 8 ribaund ve 9 asist ile triple-double'ı kılpayı kaçırdı.

Serinin Kanada ayağındaki ilk maçı kaybetmesine karşın ikinci maçın son dakikalarında Hidayet Türkoğlu ile maça ağırlığı koyan Güneydoğu Grubu şampiyonu, seriyi 3-1'e getirmiş ve Florida'da seriyi noktalamak adına önemli bir adım atmıştı. Dün gece oynanan beşinci maça ise, Dwight Howard damgasını vurdu. Amway Arena'da oynanan ilk iki maçta 20 sayı ve 20 ribaund barajını aşan Howard, dün geceki maçta da 21 sayı ve 21 ribaund yapınca, ''20+ sayı ve 20+ ribaund'' istatistiğini üç maça çıkardı.

Dwight Howard, yukarıdaki istatistikleri dolayısıyla NBA Tarihi'nin sayılı dev isimlerinin arasına da girmiş oldu. 1972 NBA Finalleri'nde Los Angeles Lakers formasıyla oynadığı New York Knicks serisinde üç kez, ''20+ sayı ve 20+ ribaund'' barajını aşmayı başarmıştı. Genel bakışta ise sadece dört isim, bu kulübün içerisindeydi. Herhangi bir playoff serisinde, üç veya daha fazla maçta 20 sayı ve 20 ribaund barajını yakalayan sadece dört isim bulunuyor, NBA Tarihi'nde: Wilt Chamberlain (14 kez), Bill Russell (6), Bobb Pettit (1) ve Elgin Baylor (1).

Dwight Howard, beşinci maçtaki performansıyla birlikte seriyi şu istatistikler ile noktalamış oldu: 22.6 sayı, 18.2 ribaund ve 3.8 blok. Howard'ın rakamlarının ne kadar korkunç olduğunu isminin beraber geçtiği efsaneler ile daha net anlayabiliriz. Wilt Chamberlain ve Bill Russell, yeteri kadar büyük isimler olmasına karşın Howard, Raptors serisinden sonra birkaç seviye birden atlayacaktı.

NBA'de blok istatistiklerinin tutulmaya başladığı 1972-73 Sezonu'ndan bu yana yalnızca iki oyuncu, herhangi bir Playoff serisini 22 sayı, 18 ribaund ve 3 blok barajı veya üzerinde tamamlayabildi: Kareem Abdul-Jabbar (2 kez) ve Moses Malone.

1974 yılında Milwakuee Bucks için Los Angeles Lakers ile oynadığı Konferans Yarı Finalleri serisinde, maç başına 29.6 sayı, 18.0 ribaund ve 3.2 blok ortalaması ile oynayan Kareem Abdul-Jabbar, 1977 yılında ise bu kez Los Angeles Lakers için oynuyor ve Konferans Yarı Finalleri'ndeki Golden State serisinde, 37.1 sayı, 18.7 ribaund ve 3.7 blok ortalamalarını yakalıyordu. Kareem Abdul-Jabbar'dan sonra böylesi bir performans sadece Moses Malone ile hayat bulmuş ve Malone, Houston için oynadığı 1979 Playoffları Birinci Turu'nda Atlanta'ya karşı maç başına 24.5 sayı, 20.5 ribaund ve 3.3 blok yapmıştı.

''O, ligdeki en iyi pivot'' diyordu, dün geceki maçın ardından karşılaşma boyu tarafından savunulduğu Dwight Howard hakkında konuşan Raptors forveti Chris Bosh. ''O, muhtemelen ligdeki en güçlü oyuncu ve vücudunu nasıl kullanacağını çok iyi biliyor. Aslına bakılırsa benim için bu, sürpriz olmadı. O'nun oyununu tüm seri ve sezon boyunca görmüş oldum''

Serinin Toronto'da oynanan dördüncü maçında, 16/26 isabet ile şut kullanan ve maçı 39 sayı-15 ribaund ile tamamlayan Chris Bosh, kariyer playoff rekorunu kırmasına karşın galibiyet için yeterli olamamıştı. Bosh, Howard'ın savunması altında geçirdiği dün akşamki maçta ise saha içinden 7/19 ile hücum edebildi ve 16 sayıda kaldı.

Orlando Magic'de Hidayet Türkoğlu, 12 sayı, 8 ribaund ve 9 asist ile Raptors karşısındaki eşleşme avantajını bir kez daha iyi kullandı. Jameer Nelson'ın yetersizliği dolayısıyla zaman zaman oyun kuruculuk görevini de üstlenen Hidayet, Howard'ı birçok kez pozisyona soktu ve içerideki canavarı unutan Magic'in kilit oyuncusu olmayı başardı. Ev sahibi ekipte Howard ve Hidayet'in ardından en dikkat çekici istatistikler, Rashard Lewis'den geldi. Lewis, karşılaşmayı 18 sayı, 13 ribaund ve 4 asist ile tamamladı.

Raptors'ın seri boyunca Magic'e karşı koyabildiği tek yer olan kenar katkısı, dün gece de takımı uzun süre ayakta tuttu. Dün gece, Carlos Delfino (14 sayı), Jason Kapono (13) ve Jose Calderon (12) ile toplam 39 sayı bulan Raptors benchi, 20 sayı ile oynayan Magic benchine serideki beş maç sonunda 149-75 üstünlük sağlasa da Magic'in silahları daha fazlaydı.

Orlando Magic koçu Stan Van Gundy ise, seri boyunca takımını ne kadar iyi tanıdığını başarılı bir şekilde gösterdi. Tüm maçlarda Howard ile içeriyi yıpratan Magic, ligin kalburüstü şutörleri sayesinde dışarıdan bulduğu sayılarla da maçları kazanmayı bildi.

Shaquille O'Neal ve Penny Hardaway'li kadrosuyla 1996 yılında Doğu'da Konferans Finali oynayan Orlando, o tarihten bu yana oynadığı 28 playoff maçında sadece 8 galibiyet alabilmiş ve hiçbir seriyi kazanamamıştı. Magic, 12 yıl sonra çıktığı İkinci Tur'da Detroit Pistons-Philadelphia 76'ers serisinden gelecek takımla oynayacak ve o seride durum şu anda 2-2. Bu da Magic'e önemli bir dinlenme süresi verecek. Pistons, beklenenden daha çok zorlanıyor. Magic'in point-guard dezavantajı, takımın depoladığı özgüven ve Howard faktörü ile aşılırsa, Pistons'ın yorgunluğu değerlendirilebilir.

27 Nisan 2008 Pazar

Premier League, 81'de Eşitlendi !



Bu hafta, Avrupa Ligleri'nde önemli derbiler veya final maçları var. Bizim derbimize, finalimize 24 saatten az bir süre kaldı. Tüm kıtadaki en ilgi çekici eşleşme ise, Chelsea ve Manchester United arasındaydı. Chelsea, baştan sona rakibinden üstün oynadığı karşılaşmayı Ballack'ın son dakikalardaki penaltı golüyle 2-1 kazandı ve rakibiyle puanları eşitledi.

Chelsea'de Frank Lampard, annesini kaybettiği için kadrodaki yeri alamamıştı. Avram Grant ve futbolcular, maç öncesi yorumlarında Lampard'ın acısını paylaştıklarını ve bunu birlikte aşacaklarını söylüyorlardı. Chelseali futbolcuların kollarındaki siyah bantın sebebi de bu olaydı. Kısacası; Chelsea, açısından duygusal bir karşılaşmaydı. Sezon boyu gösterdiği performans dolayısıyla Manchester United ise 2004 Ocak ayından beri sahasında mağlup olmayan rakibine karşı daha ağır basıyor gibi görülebilirdi.

Maç öncesi, ekrana yansıyan kadroların hemen ardından tüm tahminler değişecekti belki de. Alex Ferguson, belli ki, Barcelona ile oynanacak Şampiyonlar Ligi Yarı Final Rövanş Maçı için konsantreydi. Stamford Bridge'den alınacak bir puan, United adına dev bir adım olacaktı; ama İskoç çalıştırıcı; Carlos Tevez, Owen Hargreaves ve Cristiano Ronaldo'yu rotasyon uğruna yanına alma konusunda tereddüt etmiyordu.

Chelsea, kendi evindeydi ve rakibinin üç puan gerisindeydi. Kazanması gereken maça da hızlı başlayan taraftı. Avram Grant, Mourinho'nun sistemine geldiği günden bu yana pek ihanet etmemişti. Yine benzer bir dizilişle saldırıyordu, Chelsea. Lampard'ın yokluğunda John Obi Mikel, görev alıyor; Ballack ve Essien ile orta üçlüyü tamamlıyordu. İleride ise santrafor Drogba'nın iki yanında Salomon Kalou ile Joe Cole, hücuma destek oluyordu.

Manchester United ise, rotasyon dolayısıyla biraz daha dağınık bir görüntü veriyordu. Savunmadaki, Vidic-Brown-Ferdinand-Silvestre dörtlüsü, maçın hemen başında Nemandja Vidic'in sakatlığı ile bozuluyordu. Alex Ferguson'ın kafasında belki de, yanında beklettiği üç oyuncusunu maçın gidişatına göre ikinci yarıda kullanmak vardı. Bu durumda, John O'Shea'yi alarak, büyük üçlüden en az birini gözden çıkarmak durumunda kalabilirdi. Sakatlanan Vidic'in yerine Hargreaves, oyuna dahil oldu ve son haftalarda zaman zaman rastladığımız gibi sağ bek bölgesine yerleşti. Bu, Hargreaves'in orta sahadaki potansiyel etkisinden yararlanamamak anlamına geliyordu Manchester United adına. Üstelik; Hargreaves, savunmanın sağında pek de rahat gibi değildi.

Chelsea, ilk yarının tamamında baskın olan taraftı. Michael Essien'in orta sahadan getirdiği dinamizm, Joe Cole ile rakip kalede etkili olsa da Chelsea, gol için ilk yarıdaki kayıp zamanı beklemeliydi. 45+1'de Michael Ballack, kafayla takımını 1-0 öne geçiren golü atıyordu. Golden sonra formasını çıkaran Alman oyuncu, Frank Lampard'ın annesinin adını taşıyan farklı bir formayla zor günler yaşayan takım arkadaşına destek oluyordu.



Chelsea, Fenerbahçe ile oynadığı iki maç ve hafta arasındaki Liverpool karşılaşmasından farklı bir performans ortaya koyuyordu. Söz konusu üç maçtaki, daha çok arkasını kollayan ve hücum düşüncelerini ikinci plana atan Chelsea yerine oyunun ikinci, üçüncü bölümlerinde daha çok topla oynayan bir Chelsea vardı sahada.

İlk yarıdaki olumlu futbol sonrası ikinci başında Chelsea, tempoyu düşürme telaşı içerisine girince Ricardo Carvalho'nun beklenmedik hatasıyla Manchester United'a bir şans veriyordu. Portekizli oyuncunun geri pasında araya giren Wayne Rooney, Manchester United'ın maç içerisindeki en net gol fırsatını değerlendirmek için çok fazla düşünmüyordu.

Jose Mourinho gibi çok konuşan ve kendi beğenen (ki öyle de olmalı) bir menajerin arkasından gelen Avram Grant, Mourinho'nun tam aksine sessiz ve sakin bir menajer profili çiziyordu. Bunun yanında oldukça şanslı olduğu da birçok kişi tarafından dillendiriliyordu. Şampiyonlar Ligi'nde, iki sezon üst üste Liverpool'a kaybeden Mourinho'dan sonra Riise'nin 90+4'teki golüyle hayat bulan Grant'in şansı, gözler önüne seriliyordu; ama Carvalho'nun hatası, iyi oynayan Chelsea için büyük bir talihsizlikti.

Chelsea, buna rağmen konsantrasyonunu kaybedecek gibi gözükmüyordu. Manchester United ceza sahasının hemen önünde kazanılan serbest vuruş sırasındaki Drogba-Ballack tartışması, maçın en ilginç görüntüleri arasına girecekti. Bu dakikalarda, Avram Grant de son kozlarını Nicholas Anelka ve Andriy Shevchenko ile kullanıyordu. Grant'in şansı, bu kez 86. dakikada dönecekti.

Manchester United'da Michael Carrick, ceza sahası içerisinde topa eliyle müdahale edince Chelsea, penaltı noktasına gidiyordu. Bir önceki serbest vuruş pozisyonunda topu Drogba'ya kaptıran Michael Ballack, son derece önemli bir sorumluluğun altına girip penaltı pozisyonunu alıyordu. Attığı gol ise, Chelsea'nin son iki hafta için ümit beslemeye devam etmesi adına yeterli olacaktı.

Not: Andriy Shevchenko, skor 2-1 iken en az Ballack'ın golü kadar önemli bir hareketle, kaleci Petr Cech'i geçen bir topu çizgiden çıkararak galibiyette pay sahibi oldu. Pozisyonun ardından son derece de doğal bir reaksiyon gösterdi; ama önümüzdeki sezon, kesinlikle transfer yapması gerçeği, kabul edilmeli. Değişikliğe ihtiyacı var gibi gözüküyor, tekrar eski ''Sheva'' profiline dönebilmesi için.

Suns vs. Spurs: Erken Batan Güneş !?



Şampiyon karakteri, yine gözler önünde sergileniyor. Son şampiyon San Antonio Spurs, geriden gelerek kazandığı iki maçın ardından müthiş şut yüzdesiyle başladığı karşılaşmada, Phoenix Suns'ı Arizona'da 115-99 mağlup ederek seride durumu 3-0 getirdi. Suns'ın Spurs'ü eleyebilmesi için bir ilki gerçekleştirmesi gerekiyor; çünkü NBA Tarihi'nde hiçbir takım 3-0'dan geri gelemedi.

Phoenix Suns'ın ilk maçtaki 117-115'lik yenilgisi sıradan bir mağlubiyet değildi. Suns, son yıllarda oynadığı Run&Gun Basketbolu'yla NBA'e farklı bir açılım getirmiş ve birçok basketbolseverin doğal sempatisini kazanan takımı haline gelmişti. Spurs ise izleyenlere sıkıcı gelen oyun yapısıyla her defasında Suns'ın karşısına dikilmiş ve tüm serilerde galip gelen taraf olmuştu. Suns, bu sezonki tüm hedeflerini Spurs'ü yenebilmek için yaparken son yılların en büyük favorisi olan oyun stilinin kilit oyuncusu Shawn Marion, takas edilerek yerine Shaquille O'Neal getirilmişti.

Shaq'in gelişinin ardından, Spurs ile yapılan iki maç da kazanılınca Suns adına kocaman bir umut ışığı oluşmuş ve playofflar öncesi, Suns'ın daha bir takıma benzediği yorumları yapılmıştı; ama ilk maçtaki mağlubiyet, her şeyi berbat etti. Suns, üç çeyrek önde götürdüğü maçın son bölümünde rakibine yakalanmış ve normal süre ile birinci uzatmanın sonunda son toplara önde girmesine rağmen kazanamamıştı. Birinci uzatma sonunda Tim Duncan'ın maça eşitliği getiren üçlüğü, ''Olmayacak, ne yaparsak yapalım. Olmayacak'' gibi bir psikoloji yaratmış olabilirdi, Phoenix Suns tarafında.

San Antonio Spurs, kendinden emin ve rakipleri için sinir bozucu olan tavrıyla ikinci maçı da kazanırken üçüncü maç öncesi oldukça rahatlıyordu. Phoenix Suns'ın bir cevap vermeliydi artık; ama American Airways Arena'daki maça Spurs, beklenmedik bir atakla başlıyordu. Saha içinden kullanılan ilk 13 atıştaki 10 isabet, ilk çeyrek sonunda Spurs'e 33-19'luk üstünlüğü getirecekti.

Shaquille O'Neal, Spurs'ün pota altındaki dev silahı Tim Duncan'ı durdurmak ve içeride etkili olabilmek amacıyla takıma kazandırılmıştı; amaSpurs, ikinci maçta Tony Parker ve Manu Ginobili ile kazanmıştı. Üçüncü maçın yıldızı da Tony Parker oluyordu. Phoenix Suns'ın her atağına karşılık veren Parker, karşılaşmayı 18/26'lık şut isabeti ve 41 sayı ile tamamlarken 12 de asist yapıyordu.

Tony Parker, normal sürede sona eren bir playoff maçında 40+ sayı barajını geçip en az bir düzine de asist yapan üçüncü oyuncu olacaktı, maçın ardından. Parker'ın yükseldiği seviyede şu isimler bulunuyor: Oscar Robertson (1963 ve 1965 yılında olmak üzere iki kere) ve Jerry West (1969). Parker için ayrı bir gurur tablosu olsa gerek.

Spurs'de Tony Parker dışında çift hanelere çıkan diğer iki isim ise, 23 sayıyla Tim Duncan ve 20 sayıyla Manu Ginobili oldu. Maç içerisinde, ''Hack-a-Shaq'' taktiği ile defalarca karşılaşan Shaq, serbest atış çizgisinden 9/17 yaptığı karşılaşmayı 19 sayı ve 6 ribaund ile tamamladı. Amare Stoudemire ise 28 sayı ve 11 ribaundluk performansı ile Suns'ın en etkili ismi oldu.

Playofflar'ın en çekişmeli serisi olması beklenen Suns-Spurs eşleşmesi, bu haftasonu bitebilir. Pazar akşamı TSİ 22.30'da oynanacak maçı, Spurs kazanırsa seriyi süpürecek ve Suns, unutulmaz bir son yaşayacak. Kazanmak zorundalar.

Dallas Mavericks: Söz Sırası Onlarda



2005-06 Sezonu'ndan başlayan, geçtiğimiz sezon devam eden ve iki Hornets mağlubiyeti ile de bu sezona sarkan 12 maçlık playoff döneminde sadece iki galibiyet alabilen Dallas Mavericks, New Orleans'da kaybettiği iki maçın ardından evinde 97-87 kazanarak seride durumu 2-1'e getirdi. Dirk Nowitzki, 32 sayı, 19 ribaund ve 6 asist ile maçın yıldızı oldu.

''Mavericks, sahaya 7. maç mantalitesiyle çıkmıştı'' dedi, maçın ardından New Orleans Hornets koçu Byron Scott. ''Bizim mantalitemiz ise sadece üçüncü maç mantalitesiydi''. Sahadaki görüntünün son derece iyi bir özetiydi, Scott'ın bu yorumu aslına bakılırsa. Dallas Mavericks'in ilk iki maça göre farklı açılımlarda bulunması gerekiyordu. 2-0 geride olan takım olarak, maça agresif başlamaları da sürpriz olmayacaktı.

İlk iki maçın yıldızı, New Orleans Hornets'ın oyun kurucusu Chris Paul olmuştu. Paul, kariyerindeki ilk iki playoff maçında, arka arkaya 30+ sayı ve 10+ asist barajını aşan ilk oyuncu olurken takımına da 2-0'lık üstünlüğü getirmişti. Kariyeri boyunca iyi bir savunmacı olarak tanıdığımız Jason Kidd, ilk maçta Paul karşısında yavaş kalmış; ikinci maçtaki yardımlaşmalı savunma da, Chris Paul'ün 17 asist ile New Orleans Kulüp Tarihi'ne geçmesine neden olmuştu. Avery Johnson, dün gece Paul'ün karşısına Jason Terry'yi dikiyordu.

Jason Terry, Chris Paul'ü yavaşlatırken oyunun diğer tarafında da etkili oluyordu ilk bölümde. Çeyreğin bitimine 6:24 kala Terry'nin attığı üç sayılık atış sonrası Dallas Mavericks, 15-4'lük üstünlüğü yakalayacaktı. New Orleans Hornets, seri boyunca kullandığı hiçbir silahı kullanamamasına karşın ikinci çeyreğe, 23-16'lık mağlubiyetle giriyordu.

New Orleans Hornets, ikinci çeyreğin hemen başında yakaladığı 12-4'lük seriyle ayağa kalktı ve dördüncü dakika 28-27 ile öne geçti. David West, bu bölümde oldukça düşük bir yüzdeyle hücum ederken, Chris Paul ise saha içinden ilk isabetini arıyordu; ama Byron Scott'ın maç sonunda bahsedeceği psikoloji ikinci çeyreğin son bölümünde sahneye çıkacaktı. New Orleans Hornets, Jason Kidd'in etkili olduğu süre içerisinde rakibine cevap veremeyince soyunma odasına 47-40 ile geride gidiyordu.

Dallas Mavericks, ikinci yarıda daha rahat oynayacaktı. Üçüncü çeyrekte kontrolü elinde tutan Mavericks, son bölümde farkı açıyordu. Bitime 2:02 kala, Hornets adına maçın en iyisi olan Jannero Pargo'nun basketiyle yediye kadar inen fark; Jason Terry, Dirk Nowitzki ve Josh Howard ile kontrol altına alınınca üçüncü maçta gülen taraf, Dallas Mavericks oluyordu.

New Orleans Hornets'ın temel direkleri, bu maçta büyük hayalkırıklıklarını dönüşüyordu. Chris Paul, ilk iki maçtaki performanslarından tamamen uzak, 4/18 saha içi isabetiyle 16 sayı üretebiliyordu. David West ise, 6/20 ile tanınmayacak derecede kötü hücum ediyordu. Jannero Pargo'nun 30 sayı atıp kariyer rekoru kırmasına karşın, Dallas Mavericks'in galibiyet için Paul ve West'i durdurması yeterliydi. Bu sezon kariyer yılını geçiren David West'in performansının önemli bölümünün Chris Paul'e ait olduğunu iddia edenler, haklı olduklarını söyleyebilirler bu maç sonrası. Paul, etkili olamayınca West de alıştığımız orta mesafe şutları gösteremedi, bizlere.

Dallas Mavericks'e galibiyeti getiren Dirk Nowitzki'nin en büyük yardımcısı ise Jason Terry oldu. 22 sayı ile Nowitzki'nin ardından takımının en skorer oyuncusu olan Terry, Chris Paul karşısındaki savunmasıyla da yıldızlaştı. Pazar gecesi oynanacak maç, Dallas Mavericks için önemli bir karakter savaşına daha sahne olacak. Hornets, üçüncü maçtaki kadar rahat olmayacaktır. Serinin belki de en önemli maçı, pazartesi sabaha karşı 04.30'da oynanacak.

26 Nisan 2008 Cumartesi

Soulja Boy 1-2 Jay Z.



Washington Wizards; kavga, gürültü ve mağlubiyet ile geçen iki maçın ardından evine döndü ve Verizon Center'da 108-72 kazanarak kulübün Playoff Tarihi'ndeki en farklı galibiyetini elde etti. Seri, 2-1'e geldi.

Playoff'un en ilgi çekici eşleşmesi Cavs ve Wizards arasında. İki takım oyuncuları, ''trash talk'' olayını tüm canlılığıyla yaşatıyorlar. Oldukça da güzel diyaloglar çıkıyor ortaya. Wizards, Ohio'daki ilk iki maçta LeBron James'i durdurabilmek için zaman zaman akılalmaz faullere başvurmuş; ama James, iki maçı da kazanarak Wizards'a meydan okumuştu. Konu, meydan okumak olursa olaylar seri öncesine kadar gidebiliyor.

13 Mart gecesi Wizards, Cavaliers'ı 101-99 mağlup ederken son hücumda DeShawn Stevenson'ın savunmasında airball atan LeBron James, maç sonrası Stevenson tarafından, ''overrated'', yani gereğinden fazla abartılan bir oyuncu olarak tanımlanacaktı. Demeç, galibiyet sarhoşluğuyla mı yoksa gerçek anlamda bir sarhoşlukla mı verilmişti, bilinmez; ama iki takım, üst üste üçüncü sezonda birbirlerine Playofff 1. Turu'nda rakip olunca sert sözler, havada uçuşmaya başlıyordu.

Playoff öncesi Gilbert Arenas, Doğu'daki tüm takımların Cavaliers ile eşleşmek istediğini söyleyerek LeBron James'in ekibini ''en zayıf halka'' olarak ilan ediyordu. DeShawn Stevenson, zaten o sıralar Ohio halkı tarafından en antipatik insan olarak görülüyordu. O yüzden herhangi bir şey söylemesine gerek yoktu; ama LeBron James'in kendisi hakkında söyleyecekleri vardı.

''DeShawn Stevenson? Bu durum, biraz komik. Kendisi hakkında bir yorumda bulunmam, Jay Z'nin Soulja Boy için kötü sözler söylemesi gibi olur'' diyerek, bombayı patlatıyordu.

Jay-Z, kendi piyasasındaki bir numaralı isim iken Soulja Boy, 1990 doğumlu yani henüz 17 yaşında olan küçük bir hip-pop şarkıcısıydı. LeBron, bu sözleriyle DeShawn Stevenson'ın kendi seviyesine çıkmayacağını anlatıyordu, bir bakıma.

Stevenson cephesinde ise, savaş henüz bitmiyordu. LeBron James, ilk iki maçta Stevenson ve Wizards'ı denize dökmesine karşın, üçüncü maç için birkaç numara hazırlıyordu. En önemlisi ise, Soulja Boy'u Cavaliers ile DC'de oynanacak ilk maç için salona davet etmesiydi. 36 sayılık galibiyet, Stevenson'a bir süreliğine dertlerini unutturmuş olabilir.

LeBron James, perşembe gecesi Verizon Center'a çıktığında tribünlerden, ''Ov-er-rated!'' sesleri yükseliyordu. ''Çok güzel bir duyguydu'' dedi, Stevenson maçın ardından bu durum için. ''LeBron, kendi taraftarını arkasında hissetmişti. Şimdi de ben taraftarlarımı arkamda hissediyorum. Bunun adı, ev sahibi avantajı ve bugün taraftarlarımızın harika bir iş çıkardığını düşünüyorum''.

Stevenson, bir gece daha elinden geleni ardına koymayacaktır LeBron konusunda. Serinin Cleveland'a döneceği hatırlatıldığında ise cevabı net, ''Cleveland'a gittiğim zaman, odamdan çıkmayacağım''.

Sonuç olarak, sertlik ve saha dışı konuşmalar, NBA Playoffları'nın hatta Doğu'nun DNA'sında var. İçten içe de zevk alıyor, buna taraf olan insanlar sanki. Bize de dedikodu imkanı mı çıkıyor, bilemiyorum; ama konuşan sadece Stevenson olsa da izlemek hiç de fena değil gibi.

Biraz da saha içinden konuşalım. Wizards, ilk iki maçı kaybettikten sonra, dün gece kazandı ve seriyi 2-1'ye getirdi. Tıpkı, Orlando Magic serisinde ilk galibiyetini alan Toronto Raptors gibi.

NBA Tarihi'nde 2-0'dan gelerek turu geçen sadece dokuz takım bulunuyor. Yakın tarihte, Phoenix Suns'ın 3-1 geriye düşmesine karşın Lakers'ı 4-3 ile geçtiğini de hatırlıyoruz; ama 2004'ten bu yana da 2-0'ın altından kalkan takımların hikayeleri tazeliğini koruyor.

Geçtiğimiz sezon, Doğu Finali'nde Detroit Pistons'ın Cavaliers'ı süpüreceğini söyleyenler, Pistons 2-0 öne geçtiğinde haklı çıkacak gibi görülüyorlardı; ama LeBron, seriyi 4-2'ye getirerek Spurs karşısına çıkmıştı. Final'de süpürülseler de Doğu Finali'ndeki performans, unutulmazlar arasına girdi bile.

Bir başka unutulmaz ise, Dallas Mavericks ve Avery Johnson tarafından gerçekleştirilmişti. Geçtiğimiz sezon 67-15 ile playofflara gelen Dallas, Golden State Warriors'a 4-2 ile elendikten bir sezon önce NBA Finalleri'ndeki 2-0'lık üstünlüğünü de koruyamamıştı.

Bu sezon, Washington Wizards'dan şimdilik böyle bir geri dönüş beklemiyorum açıkçası. Evindeki ilk iki maçı kaybettikten sonra karakterini ortaya koyan Houston Rockets, Salt Lake City'de kazanarak henüz pes etmediğini gösterdi; ama en azından bir maç daha kazanması gerekecek deplasmanda. 2004 yılında Lakers'ın San Antonio'ya, 2006 yılında Miami'nin Dallas'a ve 2007 yılında Cleveland'ın Detroit'e yaptığını yapabilmek için üç takımın şansı var: Toronto Raptors, Washington Wizards ve Houston Rockets.

2-1 önde olanlar, şimdilik buna izin verecek gibi gözükmüyorlar. Bu gece Dallas Mavericks ve Phoenix Suns, 2-0'ın altından kalkmak için mücadele edecek. Suns, seriyi 2-2'ye getirebilirse umut kıvılcımlarını yeşertebilir.

25 Nisan 2008 Cuma

Ford & Calderon: Raptors, 1 Numaradan Kazandı !



Amway Arena'da Orlando Magic'in kazandığı iki maçın ardından Air Canada Center, kırmızıya bürünmüştü. Geçtiğimiz günlerde yapılan ve kırmızının gücünü anlatan bilimsel araştırmaların etkisi var mıdır, bilinmez; ama Toronto Raptors, baştan sona önde götürdüğü üçüncü maçı 108-94 kazanarak serideki ilk galibiyetini almayı başardı.

Serinin ilk iki maçında hızlı başlayan Orlando Magic olmuştu. Birinci maçtaki 43-23'lük ilk çeyrek skoru, Orlando'yu maç boyu idare ederken ikinci maçtaki 35-18 de oldukça yararlı olmuştu maçın geri kalanı için; ama iki maçta Raptors, rakibini zorlamış hatta zaman zaman yakalamayı da bilmişti. Dün geceki maçta roller değişti. Toronto Raptors, Kanada'da maça iyi başlayan taraf oluyordu.

Chris Bosh, maç öncesi çok hırslı görünüyordu; fakat ilk bölümde sahne alan Jamario Moon olacaktı. Moon, söz konusu bölümdeki haliyle triple-double sinyalleri veriyor gibiydi. Buna rağmen Raptors'daki değişiklik, sahaya çıkan oyunculardaydı. Orlando Magic'in sezon başından bu yana bahsettiğimiz şutör özelliği karşısında hal çareleri arayan Raptors koçu Sam Mitchell, çözümü Rasho Nesterovic'i yanına alıp takımı kısaltmakta bulmuştu. Bu durumda, Magic'in büyük gücü Dwight Howard riske edilecekti.

Chris Bosh ve Andrea Bargnani, dönüşümlü olarak Dwight Howard'ı tutuyordu. Howard'ın 40-50 sayı atmaması durumunda pek de ümitsiz bir deneme olmayabilirdi aslında; çünkü asıl baskı, Magic'in şut silahlarındaydı. Howard, skorda çift hanelere maçın hemen başında ulaşsa da Magic, çok kötü yüzdeyle hücum ediyordu ve bu arada Raptors, hızlı hücumları sayıya çeviriyordu.

İlk iki maçta 2/17 saha içi isabetiyle oynayan point-guard TJ Ford, geri dönecek gibiydi. Raptors'ın ilk çeyrekteki saldırgan oyununun en etkili isimlerinden oluyordu. Çeyreğin bitimine 1:32 kala oyuna giren Jose Calderon ise, tereddüt etmeden yerine oynadığı TJ Ford'un kaldığı noktadan devam edecekti. İkinci çeyrekte devreye girmeye başlayan Chris Bosh ile birlikte Raptors, devreyi 61-40 önde geçiyor ve kulubün playofflardaki sayı rekoru kırılıyordu.

Nba Tv, ikinci yarı için yayına bağlandığında Air Canada Center'da önemli boşluklar göze çarpacaktı. Belli ki; Kanadalı basketbolseverler, çeşitli ihtiyaçlarını gidermek adına zaman harcamışlardı. İkinci yarının ilk dakika içerisinde Rashard Lewis'in iki üç sayılık isabeti sırasında yerlerinde olmayan seyirciler, geri döndüklerinde küçük de olsa şaşkınlık yaşamışlardır belki de. Fark, bir dakika içerisinde 21'den 15'e düşmüştü. İlk iki maçta, Raptors'ın kahramanı olduğu senaryo Magic için gerçekleşebilirdi.

Magic, rakibine yaklaşıyor; ama bu dönemde aleyhlerine çalınan faul düdükleri, Hedo ve arkadaşlarını oyundan düşürüyordu. Çeyrek sona erdiğinde fark, Raptors lehine 11'di. Son çeyrekte ise ayakta durabilen tek Magic oyuncusu Hidayet Türkoğlu'ydu. Hidayet, bu bölümde bulduğu 11 sayı ile toplamda 26 sayıya ulaşarak maçın en skorer oyuncusu oldu; ama serinin 2-1'e gelmesini engelleyemedi.

Maçın yıldızı ise, Toronto Raptors'ın İspanyol oyun kurucu Jose Calderon oldu. Maça kenarda başlayan Calderon, ilk 12 sayısını yayın gerisinden buldu ve Magic potasına can alıcı üçlükler gönderdi. 25 dakikalık performansı ise, 18 sayı, 13 asist ve 7 ribaund. Calderon'un arkasında beklediği TJ Ford, ise ilk iki maçtaki kötü hatıraları 21 sayılık oyunuyla unutturmak istiyor gibiydi.

Raptors, seriyi 2-1'e getirdi. Kazanması gereken bir maçtı ve kazanması en muhtemel maçı kazandı. Dördüncü maç, cumartesi akşamı TSİ 22.00'da oynanacak. Ntv de naklen yayınlayacak.

25-27 Nisan | Spordan Kumanda



Daha önce çeşitli kereler, ''Futboldan Kumanda'' olarak geçtiğimiz konu başlığını, NBA Playoffları ve TBL'deki önemli eşleşmeler dolayısıyla ''Spordan Kumanda'' olarak değiştirmenin daha uygun olduğunu düşündük. Kısa kısa gün değerlendirmesini yaptıktan sonra, haftasonunun tam programını da yazının sonuna sıkıştıracağız.

Cuma akşamı, Turkcell Süper Lig'de maç olmadığı için Lig Tv, doğal olarak 20.00'ı boş geçecek. Ntv Spor ise yayına başladığından bu yana yaptığı gibi Bundesliga Cuma'yı yine sektirmeyecek. 21.30'daki Frankfurt-Dortmund maçı, kurak geçen Cuma akşamında önemli bir seçenek olacaktır. Bu maçın ardından NBA Stüdyo da özlenilen formatıyla yayında olacak (Haftanın Sorusu'nu bileli, aylar oluyor; ama halen herhangi bir ses çıkmadı ödül konusunda. Yapacak bir şey yok gibi görünüyor olabilir şu durumda, bakalım). Geceyarısından sonra ise Dallas Mavericks ve New Orleans Hornets'in serideki üçüncü karşılaşması, saat 03.00'da Ntv'de. Nba Tv'de ise aynı saatlerde Detroit Pistons-Philadelphia 76'ers maçı yayınlanacak. Spurs-Suns maçı için Pazar gününü beklemek durumundayız.

Cumartesi günü program daha yoğun, doğal olarak. 14.45'te Ada'da yılın maçı var; ama sezon boyunca söylediğimiz gibi Chelsea-Manchester United maçı yerine ''Bez Bebek'' veya hiç olmadı ''Arka Sıradakiler'' ekrana gelebilir. Buna rağmen, Tuncay'lı Middlesbrough'nun unutulmayacak performanslarının evlerimize kadar konuk olacağına emin olabiliriz. Cumartesi için ideal bir takvim belirlemek gerekebilir, bu durumda. Chelsea-Manchester United maçı, bir şekilde izlenecek. Hemen arkasından, NTV'ye Hamburg-Schalke 04 maçını izlemek için geçiş yapılabilir. Bundesliga sonrasında yarım saatlik ara vermek gerekebilir; ama arayı değerlendirmek isteyen, ''Hey gidi PSG!'' demek için Kanal A'da PSG-Auxerre maçını takip edebilir. 19.00 seasında ise, Turkcell Süper Lig var. Digiturk, üç farklı kanaldan dört karşılaşma yayınlayacak. Adana'da oynanacak olan Beşiktaş-Bursaspor karşılaşması Lig Tv'de. 78 numaralı kanalda ise, Denizlispor-Sivasspor. Kanal 90'da da iki maç dönüşümlü olarak yayınlanacak. Gençlerbirliği, İstanbul Büyükşehir Belediye'yi; Kayserispor, Çaykur Rizespor'u ağırlıyor. Bu maçların ardından, saat 21.00'daki Deportivo-Barcelona maçı ise NtvSpor ekranlarında; ama bana göre gecenin bombası, 00.30'da Nba Tv'de: Denver Nuggets-Los Angeles Lakers.

Pazar günü, benim için sadece iki maç var: 13.45 Efes Pilsen-Galatasaray ve 19.00 Galatasaray-Fenerbahçe. Televizyondan izlemek yerine, direkt olarak yerinde olacağım bir terslik olmazsa iki maçta da. Evde olacaklar ise, müthiş bir futbol takvimi ile karşı karşıya. Ntv Spor, tek başına götürür aslına bakılırsa. Kanal A ve 24, Pazar takvimine ortak oluyor. Derbi maç dolayısıyla Kanal 24, bu hafta 21.30'u boş geçecek. Günün sonunda ise, basketbolseverler için güzel bir menü var: 22.30'da Nba Tv, San Antonio Spurs-Phoenix Suns maçını canlı yayınlayacak. 00.00'da ise Ntv Spor'da Cleveland Cavaliers-Washington Wizards karşılaşması var.

Türk televizyonlarında, 25-27 Nisan tarihi aralığında, canlı veya banttan yayınlanacak spor karşılaşmalarının tam programı şu şekilde:

25 Nisan Cuma
21.30 E. Frankfurt - B. Dortmund (Ntv Spor)
02.00 Philadelphia 76'ers - Detroit Pistons (Nba Tv)
03.00 Dallas Mavericks - New Orleans Hornets (Ntv)

26 Nisan Cumartesi
14.45 Chelsea - Manchester United (Fox Tv)
16.30 Hamburg - Schalke 04 (Ntv)
17.00 Sunderland - Middlesbrough (Fox Tv)
18.10 PSG - Auxerre (Kanal A)
19.00 Beşiktaş - Bursaspor (Lig Tv)
19.00 Denizlispor - Sivasspor (Digiturk-Kanal 78)
19.00 Gençlerbirliği - İBB (Digiturk-Kanal 90)
19.00 Kayserispor - Ç. Rizespor (Digiturk-Kanal 90)
21.00 Deportivo - Barcelona (Ntv Spor)
22.00 Toronto Raptors - Orlando Magic (Ntv)
00.30 Denver Nuggets - Los Angeles Lakers (Nba Tv)

27 Nisan Pazar
13.45 Efes Pilsen - Galatasaray (Ntv)
14.00 Antalyaspor - Diyarbakır (DSpor)
14.00 Eskişehirspor - Orduspor (DSpor)
16.00 Juventus - Lazio (24)
16.00 Livorno - Milan (Ntv Spor)
18.00 B. Münih - Stuttgart (Ntv Spor)
19.00 Galatasaray - Fenerbahçe (Lig Tv)
19.00 Inter - Cagliari (24)
19.00 Valenciennes - Nancy (Kanal A)
20.00 R. Betis - Villarreal (Ntv Spor)
21.55 Monaco - Marsilya (Kanal A)
22.00 Real Madrid - A. Bilbao (Ntv Spor)
22.30 Phoenix Suns - San Antonio Spurs (Nba Tv)
23.00 Roma - Torino (24)
00.00 Washington Wizards - Cleveland Cavaliers (Ntv Spor)

NBA 2008 Playoffs: 23 Nisan



Batı Şampiyonluğu'nun en büyük adaylarından Los Angeles Lakers, Staples Center'da Kobe Bryant'ın olağanüstü performansıyla Denver Nuggets'ı 122-107 yendi ve seride durumu 2-0'a getirmeyi başardı.

MVP yarışındaki en büyük rakibi Chris Paul'ün bir gece önce tek başına Dallas Mavericks'i yıkarak tüm dikkatlerini üzerine çekmesinin ardından Kobe Bryant'ın Hollywood'da sahne almasını bekleyenlerin sayısı hiç de az değildi; ama böylesini belki kimse beklemiyordu. Kobe, maçın ilk dakikasından itibaren alev almaya başlıyordu. İlk çeyrekte 8/10 ile hücum eden Kobe Bryant, 20 sayıya ulaştığında fark 33-32'lik skor ile sadece bir sayı olarak kalıyordu.

İkinci çeyreğin başında, seride Lakers'ın önemli avantajlarından olan bench katkısı devreye girecekti. Luke Walton, DJ Mbenga, Sasha Vujacic ve Jordan Farmar ile sayılar bulan Lakers, 14-4'lük seri ile 47-36 öne fırlıyordu. Plaoff kariyerindeki ilk galibiyetini aldığı serinin ilk maçında muhteşem bir performans ortaya koyan Pau Gasol, 24 dakikalık bölümde 4 sayıda kalmasına rağmen (dört sayı da ilk çeyrekte) Lakers, soyunma odasına 59-49 önde gidiyordu.

Pau Gasol, ikinci yarıya daha iyi başlıyor ve İspanyol oyuncunun ilk bölümdeki altı sayısının büyük yardımıyla Lakers, 67-57'lik üstünlüğünü koruyordu; fakat çeyreğin bitimine 6:00 kala Linas Kleiza'nın basketiyle Nuggets, 68-67 öne geçiyordu. Bu bölümde Lakers adına destek, sürpriz bir isimden gelecekti. Luke Walton, kısa süre içerisinde kaydettiği 10 sayı ile Lakers'ın son çeyreğe 89-79'luk üstünlükle girmesine yardım ediyordu.

Denver Nuggets için hala geri dönebilme şansı vardı; ama Kobe Bryant'ın müthiş atağı karşısında çaresiz kalacaklardı. Bitime 6:41 kala dördüncü çeyrekteki ilk sayılarını atan Kobe, 2:01 kala kenara gelene kadar 19 sayı üretiyor ve toplamda 49 sayıya ulaşıyordu. Kobe'nin dört dakikalık gösterisi sırasında Allen Iverson, ve JR Smith birer teknik faul alarak, bir anlamda sinirlerinin ne kadar bozulduğunu gösteriyordu.

Kobe Bryant'ın 18/27 şut isabeti ile kaydettiği 49 sayısının yanına 10 asist eklemesi, rekorlar kitabı sayfalarının çevrilmesine de vesile olacaktı. Son 15 yıldaki NBA Playoffları'nda 40+ sayı ve 10+ asist barajını geçen sadece üç oyuncu vardı:

2001 - Tracy McGrady, 42 sayı ve 10 asist, Orlando Magic
1995 - Kevin Johnson, 46 sayı ve 10 asist, Phoenix Suns
1993 - Charles Barkley, 43 sayı ve 10 asist, Phoenix Suns

Kobe Bryant, bu üç oyuncunun üzerine çıkmayı başardı. Kobe'nin üzerinde ise sadece iki isim var. Bir playoff maçında en az 10 asist yapmasının yanı sıra 49 sayının üzerine çıkan iki oyuncu:

1969 - Jerry West, 53 sayı ve 10 asist, vs. Celtics, Los Angeles Lakers - NBA Finalleri 1. Maç
1987 - Sleepy Ford, 51 sayı ve 10 asist, vs. Lakers, Golden State Warriors - Batı Yarı Finalleri 4. Maç

Kobe Bryant'ın en büyük yardımcısı, ikinci yarıda hücum performansını toparlayan Pau Gasol oldu, Denver Nuggets karşısında. 18 sayı ve 10 ribaund ile oynayan Gasol'ün yanında ekstra katkı Luke Walton'dan geldi. Walton, kenardan gelerek bu sezonki en yüksek skorunu yaptı (18 sayı, 7 ribaund ve 5 asist).

Allen Iverson ve Carmelo Anthony, her maç 50+ sayı atadursun Lakers, seride 2-0'lık üstünlüğü yakaladı bile. Üçüncü maçta Nuggets, biraz daha agresif olacaktır ve maçı kazanabilir; ama Lakers'ın beş maçta seriyi bitireceğini düşünüyorum.



2008 Playoffları'nın ilk maçlardaki en büyük sürprizini yaparak Merkez Grubu şampiyonu Detroit Pistons'ı deplasmanda yenen ve seride 1-0 öne geçen Philadelphia 76'ers, ikinci maçta tutunamadı. Pistons, karşılaşmayı boyunca rakibine şans vermeyerek sahadan 105-88 galip ayrıldı.

''Her yerden atıyorlardı'' diyordu maçın ardından karşılaşmayı 1/9 saha içi isabeti ve 4 sayı ile tamamlayan Sixers'ın büyük hayalkırıklığı Andre Iguodala. ''Bu, bizim görmeyi beklediğimiz Detroit Pistons takımıydı''. Belli ki, ilk maçtaki görüntü Philadelphia oyuncularını bile şaşırtmıştı. Sixers adına olumlu olan, yine bu tip bir Pistons ile karşılaşmayacağını biliyor olmasıydı belki de.

Pistons, kazandı ve Playofflar'da ilk kez bir seri, 1-1'e geldi. Karşılaşmadan birkaç ilginç not ile devam edelim. İlk maçta 68 sayı atan Sixers ilk beşi, ikinci maçta 38 sayıda kaldı. Maç boyu 34 ribaund çekebilen Sixers, sadece 15 savunma ribaundu alabildi. Hücum ribaundu sayısı, savunma ribaundu sayısından fazla olan Sixers, Playofflar'daki son 10 yılda bu durum ile karşılaşan ikinci takım oldu. 2003 Playoffları'nda 2 Mayıs günü, Portland Trail Blazers'a kaybeden Dallas Mavericks de toplam 32 ribaundundan 17'sini hücumdayken çekebilmişti.

Detroit Pistons'ın ilk beş oyuncuları ise, rakiplerine nazire yaparcasına harika performanslar koydu ortaya. Tayshaun Prince, Antonio McDyess ve Rasheed Wallace, 16'şar sayı ile oynarken 20 sayı atan Richard Hamilton, seriyi 1-1'e getiren takımının en skorer oyuncusu oldu. Chaunsey Billups ise, sadece 9 sayı bulabildi.

Saha avantajı, Philadelphia'da. Psikolojik üstünlük, Detroit tarafında. Pistons, istediği zaman kazanabileceğini gösterdi. Seri, Pennsylvania'ya taşınıyor. Muhtemelen, Pistons saha avantajını geri kazanacaktır.



Boston Celtics, belki de NBA Playoffları'nın sonucu en belirgin olan eşleşmesinde formalite maçlarını oynamaya devam ediyor. Serinin ikinci maçında 96-77 kazanan Celtics, 2-0 öne geçti ve saha avantajını korumaya devam etti. Kalan maçlarda Atlanta Hawks'ın en muhtemel hedefi, en azından bir maç kazanmak olacaktır.

''Bu iki maç, bizim için tecrübe oldu'' diyordu, karşılaşmayı 13 sayı ve 8 ribaund ile tamamlayan Josh Smith. ''Evizimize döndüğümüz zaman, taraftarlarımıza hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız olacak''. Atlanta Hawks, 1999 yılından bu yana playoff yapamıyor. Cumartesi gecesi, mutlaka özlem gidereceklerdir; ama herkesin aklında süpürülme ihtimali de olacaktır. Bu sezon rakibine karşı oynadığı beş maçı da kaybeden Hawks, kazanmak istiyorsa sadece üç büyük yıldızı değil; artık tam bir takım haline gelen Boston Celtics'i durdurmak zorunda kalacak.

Karşılaşma öncesi, ''Yılın Savunmacısı'' ödülünü alan Kevin Garnett önderliğindeki Boston Celtics, yürüyerek geliyor, Konferans Yarı Finalleri'ne. Avantaj mıdır, dezavantaj mıdır; Cavs-Wizards eşleşmesinden gelen takıma karşı göreceğiz.

NBA 2008 Playoffs: 22 Nisan



2007-08 Sezonu'nun NBA'deki en büyük sürprizi New Orleans Hornets, üstün performansına devam ediyor. Güneybatı Grubu Şampiyonu, serinin ikinci maçında Dallas Mavericks'i 127-103 mağlup ederek saha avantajını korumayı başardı.

Türkiye'de yaşayan basketbolseverler için oldukça verimli bir takvim vardı, 22 Nisan gecesi. NBA Tv, saat 02.00'dan itibaren New Orleans Hornets ve Dallas Mavericks eşleşmesini yayına verirken, NTV de yarım saat sonrasında Orlando Magic'in Toronto Raptors karşısında seriyi 2-0'a getireceği karşılaşmayı yayınlayacaktı.

Türk basketbolseverler adına program son derece başarılıydı; ama New Orleans Hornets için daha fazlasıydı. Hornets, Mavericks'i karşısında 127-103 kazanmakla kalmıyor, kulüp rekorlarını da alt üst ediyordu. Başroldeki isim yine aynıydı: Chris Paul !

Sezon içerisinde gösterdiği performansla MVP ödülünün en büyük adayı olan Chris Paul, son düzlükte Kobe Bryant'ın popülaritesi altında unutulmaya başlanmıştı; fakat playofflar başladığından bu yana unutulanları hatırlatmaya devam ediyor. Chris Paul, MVP için son kozlarını oynarken tarihe geçmeyi de unutmuyor.

Dallas Mavericks ile oynanan ilk karşılaşmada 35 sayı ve 10 asist yapan Paul, ikinci maçtaki 127-103'lük galibiyette 32 sayı ve 17 asist ile yıldızlaştı. 17 asist, Hornets Tarihi'nde bir playoff maçında herhangi bir oyuncunun ulaştığı en yüksek asist sayısı. Daha fazlası için biraz da araştırma yapmak gerekiyor. Chris Paul, kariyerindeki ilk iki playoff maçında arka arkaya 30+ sayı ve 10+ asist barajını geçen ilk oyuncu oldu.

New Orleans Hornets'ın, en büyük sorunu playoff tecrübesizliği olarak görülüyordu. Chris Paul, müthiş bir olgunlukla oynamaya devam ederken, önceki sezon 2-0 öne geçtiği seriyi 4-2 kaybederek şampiyonluğu kaçıran ve geçtiğimiz sezon da 67 galibiyet ile kapattığı normal sezonun ardından 8. sıra takımı Golden State Warriors'a kaybeden Dallas Mavericks, yeteri kadar aç görünmüyordu.

Hornets'ın Mavericks ile oynanan ikinci maçta kulüp rekorlarını alt üst ettiğini söylemiştik. Maça çok hızlı başlamışlardı. Tüm hücumlar, sezon içerisinde olduğu gibi, Paul'ün üzerinden dönüyordu. Yıllar boyu Jason Kidd'in yanında oynayan oyuncular için, ''Ben de Kidd ile oynasam, her maç en az 4-5 sayı atarım'' yorumlarını dinliyor ya da Steve Nash'in gittiği takıma kazanma alışkanlığını kazandırdığını görüyorduk. Chris Paul de neredeyse bu seviyede artık. Neredeyse, diyorum; fakat sadece yaşından dolayı. Paul ile oynayan David West'in nasıl bir gelişim gösterdiğini hepimiz biliyoruz.

İlk çeyrekte, Paul ve West bu sezon sıklıkla uyguladıkları ikili oyunu birkaç kez sahneleme şansı buldu. Paul, dip çizgiye inip iki oyuncuyu beraberinde götürüyor ve orta mesafede boş kalan David West şutları sokuyordu. Çeyreğin bitimine 1.8 saniye kala, Chris Paul'ün tüm sahayı ve sonunda Dirk Nowitzki'yi geçerek attığı basket ise o gece her şeyin Hornets lehine gelişeceğini anlatıyordu sanki bizlere.

New Hornets Hornets'ın 127-103 kazanırken, playoff maçları göz önüne alındığında, yenilediği kulüp rekorları ise şu şekilde:

Bir çeyrekte atılan en fazla sayı: 39 (I. çeyrek)
Bir yarıda atılan en fazla sayı: 67 (I. yarı)

Bir maçta atılan en fazla sayı: 127

Bir maçta kaydedilen en fazla 3 sayı isabeti: 10


New Orleans Hornets, beklentilerin üzerine çıkmaya devam ediyor. Chris Paul önderliğinde, Peja Stojakovic, David West ve Tyson Chandler ile komple bir 5'e sahip. İlerleyen bölümden benchten de katkı almaya devam ederse, sürprizleri devam edebilir.



Serinin ilk maçında rakibini 114-100 ile geçen Orlando Magic, ikinci maçta da Toronto Raptors'a şans vermedi ve 104-103'lük kritik galibiyetle Kanada'ya 2-0 önde gitme avantajına sahip oldu.

Orlando Magic'in tüm silahları belliydi. Dört dış şutörü ile vuracak ve Dwight Howard ile de içeriden yıpratacaktı. İlk karşılaşma, tam olarak böyle gerçekleşti. İlk çeyrekte, 9/11 üç sayı isabeti ile oynayan Orlando Magic, 43-23 öne geçtikten sonra arkasına bakmamış ve geri kalan bölümde Dwight Howard, rakibe geri dönme şansı vermemişti.

Serinin Amway Arena'da oynanan ikinci maçında da senaryo değişmedi. Toronto Raptors, maça fazla sayıda top kaybıyla başladı. Raptors'ın kaybettiği her top, Magic adına fast break olunca ve Hidayet Türkoğlu, serinin öncesinde konuştuğumuz eşleşme avantajını kullanmaya başlayınca skor, birden 26-8'e geldi. Raptors, rakibine karşılık vermeye çalışsa da ilk çeyrekte ayağa kalkamadı ve Magic, 35-18'lik avantajı yakaladı.

İkinci çeyrek ise Magic'in beklediği gibi geçmedi. Raptors'ın kağıt üzerinde hiç de fena olmayan bir yedek kadrosu vardı. Takımın asıl bir numarası TJ Ford'dan iyi bir Jose Calderon, üst düzey bir dış hücum silahı Jason Kapono ve soğukkanlı ama dinamik Carlos Delfino. Bu oyuncuların yapacağı katkı önemli olabilirdi. İkinci çeyrekte Chris Bosh'ın en büyük yardımcısı, Jason Kapano oldu ve üç sayı çizgisinin arkasından bulduğu sayılarla takımına ivme kazandırmayı başardı.

İlk çeyrekte yakalanan 17 sayılık avantaj, 2 sayıya kadar düşmüş ve skor, 59-57 gelmişti. Üçüncü çeyreğe de iyi başlayan taraf, Raptors oldu. Bu bölümdeki 7-0'lık seri, Kanada temsilcisini 64-59 ile öne geçirdi. Çeyreğin bitimine 2:47 kala Dwight Howard ile tekrar 10 sayılık avantajı yakalayan Magic, farkı uzun süre koruyamadı ve bundan sonraki bölüm yüksek mücadele ile geçti.

Hidayet Türkoğlu, maça oldukça iyi başlamış ve henüz ilk çeyrekte 8 sayıya ulaşmıştı; ama maç içerisinde yaşadığı faul problemi kendisini yavaşlatmıştı. Yine de dördüncü çeyrek için bazı numaraları olmalıydı. ''Mr. Fourth Quarter'' kolay olunmuyordu, çünkü. Bitime iki dakika kala Orlando Magic, Rashard Lewis'in turnikesiyle 100-97 öne geçiyor; fakat arkasından Jose Calderon, üç sayılık basketle skoru 100'de eşitliyordu.

Maçın büyük bölümünde Magic üstünlüğü vardı; ama bitime 1:04 kala Raptors, 101-100 öndeydi. Hidayet Türkoğlu ve Rashard Lewis ile üst üste iki üç sayılık atıştan yararlanamamıştı; ama Magic'in :35 kala bir şansı daha vardı. Başvurduğu isim ise hayli tanıdıktı. Maç boyu çok düşük bir yüzdeyle oynayan Hidayet, Raptors'ın boyalı alanına dalıyor ve takımını öne geçiriyordu. :18 kala da Magic'in kahramanının adı değişmiyordu. Hidayet, çizgiden bulduğu iki sayıyla takımına 104-101'lik üstünlüğü getirecekti.

Toronto Raptors, bir sonraki hücumda üç sayı yerine Carlos Delfino ile turnike deniyor ve farkı bire indiriyordu. Bundan sonra sahne, Jose Calderon'daydı. Yaz mevsiminde İspanya Milli Takımı'nın çirkin yüzü olan ''oyunculuk'', tekrar hayat buluyordu. Keyon Dooling ile olan mücadelesinde kendisini metrelerce uzağa atan Calderon, hakemi kandırıyor ve son hücumu, takımına kazandırıyordu. Bu kez söz sırası, Dwight Howard'a geliyordu. Superman, son hücumdaki savunmasıyla Chris Bosh'ı kötü bir atışa zorluyor, takımına da 2-0'lık üstünlüğü getiriyordu.

Maçı 29 sayı ve 20 ribaund ile tamamlayan Howard, ilk maçtaki 25 sayı ve 22 ribaundluk performansından sonra 2000'li yıllar göz önüne alındığında arka arkaya iki playoff maçında 25+ sayı ve 20+ ribaund barajını geçen ikinci oyuncu oldu. Son oyuncu, 2001 Playofflarındaki unutulmaz Lakers takımının pivotuydu.



2008 Playoffları'nın en ilgi çekici eşleşmesinde, ilk maçtaki kadar büyük çekişme olmasa da kazanan değişmedi. İlk maçı dramatik bir şekilde kaybeden Phoenix Suns, maçın ilk yarısında yakaladığı avantajı kullanamayınca sahadan 102-96 mağlup ayrılmak durumunda kaldı. Spurs, 2-0 önde.

22 Şubat gecesi ekranda iki NBA maçı olunca, Sopcast veya NBA League Pass ile uğraşmaya üşendim. ESPN GameCast ve Magic maçı devam ederken NBA Tv'nin skorbordundan takip etmeye çalıştım karşılaşmayı.

Son yıllarda Phoenix Suns'ın önündeki en büyük engel olan San Antonio Spurs, yine dimdik karşılarında. Sezonun son bölümünde formdan düşen; ama playoff zamanında ayağa kalkması beklenen San Antonio Spurs, Shaq'in gelişinin ardından iki kez mağlup ettiği Suns önünde artık 2-0 önde. İki kez uzatmaya giden ve 117-115 sona eren maçın ardından belki de farklı bir psikolojinin esiri olmuştu, Suns oyuncuları ve kenar yönetimi.

''Ne yaparsak yapalım olmayacak galiba'' psikolojisi esir almışsa Suns'ı, işleri daha da zor olacaktır. Daha da kötüsü; her iki maçta da uzun süre önde olan taraftı, Phoenix Suns.

İkinci maçın en dikkat çekici noktası, üçüncü çeyrek ile başlayan ve dördüncü çeyrekte de devam eden Suns'ın hücum yüzdelerindeki düşüş. Bir başka ifadeyle Spurs'ün ikinci yarıdaki savunma direnci. Üçüncü çeyrekte sadece 11 sayı atabilen Suns, ikinci yarıda toplam 35 sayı üreterek ilk yarıda attığı 61 sayıya ihanet etti.

Shaquille O'Neal, 19 sayı ve 14 ribaund ile hiç de fena bir performans sergilememiş gibi dursa da Tim Duncan, maçın yıldızlarını belirlemiş bile. Tony Parker'ın 32, Manu Ginobili'nin de 29 sayısı herhangi bir maçın yıldızı olmak için yeterli gibi gözüküyor aslında. Sonuç olarak, San Antonio Spurs'ün saha avantajı devam ediyor.

24 Nisan 2008 Perşembe

NBA 2008 Playoffs: 21 Nisan



Sinir harbi şeklinde geçen ilk maçın ardından kazanmayı bilen Cleveland Cavaliers, ikinci maçta Washington Wizards'ın sesini çıkarmasına bile izin vermedi. 116-86'lık galibiyet, Cavaliers'ın saha avantajını koruması için yeterli oldu. LeBron ve arkadaşları, 2-0 önde.

Playoff 1. Turu'nun kuşkusuz en gergin eşleşmesi, Cavs ve Wizards arasındaydı. Seri öncesi, LeBron James'i savunmakla görevlendirilmesi beklenen DeShawn Stevenson, rakibini ''overrated'', yani gereğinden fazla abartılan bir oyuncu olduğunu söylüyor; Gilbert Arenas ise son altı playoff maçını kaybettiği takımın karşısına geçerek Cavs'i, ''en zayıf halka'' olarak tanımlıyordu.

Postseason olarak adlandırılan Playoff döneminin ilk maçı, Cavs ve Wizards arasında geçtiğimiz cumartesi günü oynanmış ve sinir harbi şeklinde geçen karşılaşmadan Cavaliers, LeBron James'in son dakikalardaki üstün performansıyla galip ayrılmıştı. Arenas ve özellikle Stevenson'a karşı oldukça net bir cevap veren James'in asıl numarası, ikinci maçta çıkacaktı ortaya. Serinin ikinci maçı, Wizards adına pek de hayırlı anılarla hatırlanmayacak.

Serideki ilk maçta elinden geleni yapan; fakat istediğini alamayan Wizards, belli ki sadece maçı değil, özgüvenini de kaybetmişti; çünkü Cavaliers, ikinci maçı 116-86 kazanacaktı. LeBron James, 30 sayı, 12 ribaund ve 9 asist ile maçın yıldızıydı. Cavaliers ise, 12 yıllık playoff tarihindeki en farklı galibiyeti alıyordu.

LeBron James, bitime 6:12 kala oyundan alınınca playoff kariyerindeki üçüncü triple-double performansına sadece bir asist uzakta kalıyordu. James, üçüncü çeyrekte attığı 14 sayı ile iki takım arasındaki farkı yaratmıştı bile.

Cavaliers, şu sıralar seride 2-0 önde. Wizards ise sözlerini yemekle meşgul. ''Biz kimseyi küçümsedik'' diyor, forvet Antawn Jamison. ''Cavaliers'ın çok özel bir takım olduğunu biliyoruz. Normal sezonun son ayında iyi oynamadılar; tüm tecrübeli takımlar gibi playofflar başladığında performanslarını üst seviyeye çıkardılar''

2-0, her takım için oldukça önemli bir avantaj. Cavaliers'ın 12 yıllık postseason geçmişi hakkında konuşmaya devam edersek, bunun dördüncü kez tekrarlanan bir başarı olduğunu görüyoruz. Daha önceki üç 2-0'da da kazanan Cavaliers olmuş. Sonuncusu geçen sezon, Wizards'ı süpürdükleri Birinci Tur serisi. Son maçta 2/10 ile oynayan Gilbert Arenas ve arkadaşları tekrar aynı sonu yaşamak, Cavs karşısındaki üst üste dokuzuncu playoff mağlubiyetini almak istemiyorlarsa bu gece DC'de kazanmak zorundalar.

Son olarak, LeBron James'in 35 maçlık playoff ortalamalarını verelim: 27.5 sayı, 8.0 ribaund ve 7.2 asist !



Utah Jazz, sezon içerisindeki deplasman karnesini aklına getirmeden kazanmaya devam ediyor. İlk maçta Houston Rockets'ı 93-82 mağlup ederek saha avantajını kazanan Jazz, bu kez 90-84 kazandı ve yolu yarıladı.

Yao Ming'in yokluğunda Mehmet Okur'dan hücum anlamında iyi bir performans bekleyenler, oyuncumuzun dört sayılık katkısıyla fena halde yanılıyorlardı. İkinci maçta ise bambaşka bir Mehmet Okur vardı. Geçen sezonki seride savunmaya konsantre olan Memo, bu sezonki eşleşmenin ikinci maçında da 16 ribaundunun yanına 16 da sayı ekledi ve en etkili silahı olan dış atışlarla Rockets'a hançeri sapladı.

Mehmet Okur, Utah Jazz'in en etkili oyuncusuydu. Houston cephesinde ise T-Mac, yine yeterli olamıyordu. Kariyeri boyunca, Playofflar'da seri kazanamayan süper yıldız, 23 sayı, 13 ribaund ve 9 asistlik performansına karşın yine kaybeden tarafta yer alıyordu. Tracy McGrady adına gecenin kötü istatistiği, çizgiden kaçırdığı dört serbest atış oldu. Son çeyrekte de 1 sayının üzerine çıkamayınca Jazz, kazandı ve seride 2-0 öne geçti.

Sezon içerisinde yakalanan 22 maçlık galibiyet serisinde etkin rol oynayan Rafer Alston'ın can alıcı üçlükleri, yokluğunda çok arandı. Yerine oynayan Bobby Jackson, 18 sayıyla bitirdi maçı; fakat bu kez Houston, Jackson'ın kenardan gelerek oluşturduğu sinerjiden yoksun kalmış oldu.

Utah Jazz, 2-0 önde ve daha hiç eve gelmedi. Jazz için rüya gibi geçiyor, Rockets serisi. Houston Rockets, bu gece Salt Lake City'ye yolculuk yapacak. Utah Jazz, sezon boyu evinde oynadığı 41 maçta aldığı 37 galibiyetle bu alanda lig lideri. Rockets için kötü haber. Jazz tarafından süpürülmeye son derece yakınlar.

''Takım arkadaşlarım, bana boş şut pozisyonları yarattılar ve kendimi çok iyi hissettim'' diyordu, ilk yarı sonunda Rockets potasına art arda iki üç sayı gönderen Mehmet Okur. ''Konsantre oldum ve şutlarımı sayıya çevirdim.''

Serinin üçüncü maçı bu sabah TSİ 05.30'da Utah Jazz'in evinde oynanacak. Houston Rockets'ın bu dakikadan sonra geri dönmesi oldukça zor. Tek bir maç kazanmak, gerçekçi bir hedef olabilir Rick Adelman'ın öğrencileri adına. Tracy McGrady, makus talihini yenmek için en azından bir sezon daha beklemek zorunda.

Rockets'ın oyun kurucusu Rafer Alston'ın Utah'daki maçlara yetiştirilebileceği söyleniyordu. Bu sabah oynayabilir.

Şampiyonlar Ligi Yarı Final İlk Maçları



''Her an her şey olabilir'', Ntv Spor'da şu sıralar dönen ve kendi adıma beğeniyle izlediğim harika bir reklam filminin sloganı. Salı akşamı, Liverpool ve Chelsea maçında yaşananlar da bu reklamın yeni konularından biri olabilir.

Liverpool, Chelsea'ye karşılaşma boyunca pozisyon şansı bile vermiyor ve artık 1-0'ın avantajını korumaya çalışıyordu. John Arne Riise'nin pozisyonundan bir süre önce kanalı değiştiren ben, geri döndüğümde Star Tv spikerinin düşen sesini duyuyor, Riise ile Reina'nın yıkılmış halini görüyordum. Evet, her an her şey olabiliyor futbolda.

Riise'nin hatası, tarihe geçecek cinstendi. Maç öncesi verdiğimiz tarih kokan istatistikleri, tamamen ters çevirmiş oldu. Liverpool, daha önce Anfield Road'da Avrupa Kupaları'nda 14 Yarı Final maçı oynamış ve sadece üç ayrı oyuncudan gol yemişti: Sandro Mazzola (Inter Milan), Billy Bremner (Leeds) ve Carlos Rexach (Barcelona). John Arne Riise, dördüncü isim olarak kabul edilebilir, bu durumda.

Liverpool ve Chelsea, Şampiyonlar Ligi'nde daha önce altı kez karşılaşmış ve bu maçlardan toplam üç gol çıkmıştı. Dirk Kuyt'ın attığı gol, Liverpool ve Chelsea eşleşmelerinin DNA'sına uygun bir skoru ortaya çıkarmak üzereydi, ta ki Riise'nin golüne kadar. Bu iki takımın Şampiyonlar Ligi'ndeki eşleşmelerinde ilk kez birden fazla gol oluyordu.

1-0'lık Liverpool galibiyeti, turu Kırmızılar'a getirebilirdi; ama Riise, Chelsea'ye bir şans daha vermiş oldu. 1-1, Chelsea için büyük avantaj. Liverpool'un Stamford Bridge'de gol atması gerekecek.



Barcelona'nın çözmesi gereken sorunları vardı. Manchester United ise şu sıralar Avrupa'da en iyi futbolu oynayan takımdı. Yer, Nou Camp. Barca'nın evi. Maçın başında konuk ekibin kazandığı penaltı, maç öncesi Manchester United'ı favori gösterenleri haklı çıkaracak gibiydi; fakat futbolun en formda isimlerin Cristiano Ronaldo'nun kaçırdığı penaltı, maçın başladığı gibi devam edeceğini söylüyordu.

Salı gecesi Chelsea, Riise ile avantaj yakalıyordu. Final'de bir İngiliz olacak. İngilizlerin Şampiyonlar Ligi'nde ilk kez ''double'' yapabilmesi için Manchester United'ın, Old Trafford'da Barcelona'ya gol şansı vermemesi gerekecek.

22 Nisan 2008 Salı

Liverpool ve Chelsea: Rakamlar !..



Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde perde, Liverpool ve Chelsea arasındaki mücadeleyle başlayacak. Son dört sezonda üçüncü kez bu aşamada karşılaşacak olan iki takımdan Chelsea, daha önce iki kez boyun eğdiği Liverpool'u eleyerek özlediği Final'e ulaşmak isteyecektir. Liverpool'un en büyük avantajı ise, Avrupa'daki kazanma DNA'sı olacaktır.

İki takım son senelerde birçok kez karşı karşıya gelince, ortaya da ilginç istatistikler çıkıyor. Bir Liverpool maç öncesi klasiği olarak, ''stat attack'' yapalım ve dikkat çekici notları geçmeye başlayalım:
  • Liverpool, Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi'nde 9. kez Yarı Final oynuyor. Avrupa Kupaları'ndaki toplam sayı ise 15.
  • Liverpool, Avrupa Kupaları'nda sekizinci kez bir İngiliz takım ile eşleşiyor.
  • Bir önceki turda Arsenal'e karşı gol atan Steven Gerrard, Anfield Road'da oynadığı son dört Avrupa Kupası maçında da gol atmış oldu. Chelsea'ye karşı seri, 5'e çıkabilir.
  • Avrupa Kupaları'nın sürpriz golcüsü Sami Hyypia, iki hafta önce Arsenal'e attığı golle Avrupa Kupaları Çeyrek Final maçlarında üçüncü kez skor yapmış oldu. Finli oyuncu, daha önce 2002 yılında Juventus, 2005 yılında da Bayer Leverkusen filelerini havalandırmıştı.
  • Liverpool, Anfield Road'da oynadığı son 14 Avrupa Kupası Yarı Final maçında 11 galibiyet elde ederken, iki kez berabere kalmış ve sadece bir kez mağlup olmuştu. Liverpool'un tek mağlubiyeti, 1971 yılında yine bir İngiliz olan Leeds United'a karşıydı.
  • Liverpool, söz konusu 14 maçın 9'unda kalesini gole kapatmayı başardı. Liverpool'a Anfield Road'da oynanan bir Avrupa Kupası Yarı Final maçında gol atabilen son takım, 1976 yılındaki performansıyla Barcelona olmuştu.
  • Liverpool deplasmanında, bu aşamada oynanan maçlarda sadece üç oyuncu gol atabildi: Sandro Mazzola (Inter Milan), Billy Bremner (Leeds) ve Carlos Rexach (Barcelona).
  • Şampiyonlar Ligi'nde daha önce 6 kez karşılaşan iki takımın mücadelelerinden ortaya toplam 3 gol çıkmıştı. Bu gollerin tamamı, ilk 60 dakikalık bölümde gelmişti.
  • Liverpool, bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı maçların son 15 dakikalarında attığı 12 gol ile bu kategoride lider konumda bulunuyor.
  • Liverpool ve Chelsea, 2004 Yazı'ndan bu yana toplam 18 kez karşılaştı. Liverpool'da, bu 18 maçın tamamında oynayan iki oyuncu bulunuyor: Jamie Carragher ve Steven Gerrard.
  • 1965 yılında Inter karşısında 3-0 kaybedilen maçta bu yana Liverpool, Avrupa Kupası'nda oynadığı 7 maçı da kazanmayı başardı.
  • Liverpool, bu sezon Anfield Road'da oynadığı resmi maçlarda şu ana kadar 77 gol kaydetti. Bu da 22 yıldan beri yakalanan en iyi hücum performansı oldu.
  • Manchester United, Barcelona'yı elemeyi başarır ve Final'e yükselirse Şampiyonlar Ligi'nde 2000 yılından bu yana üçüncü kez aynı ülkenin iki takımı Kupa için mücadele etmiş olacak (2000: Barcelona ve Valencia, 2005: Milan ve Juventus).
  • Chelsea'nin 120 maçlık Avrupa karnesi ise şu şekilde: Galibiyet 61-24 Mağlubiyet, 35 Beraberlik.
  • Chelsea'nin Avrupa Kupaları'ndaki 16. sezonu. Şampiyonlar Ligi'ndeki en büyük başarısı ise, dördüncü kez çıktığı Yarı Final aşaması.
  • Chelsea, Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde yer alan dört takım arasında daha önce Şampiyonlar Ligi Finali oynamamış tek takım.
  • İki sezon önce Arsenal için oynarken Barcelona ile Şampiyonlar Ligi Finali'nde karşılaşan Ashley Cole, takımı Chelsea'nin Liverpool'u elemesi halinde iki farklı takımla Şampiyonlar Ligi Finali oynayan ilk İngiliz oyuncu olacak.
  • Chelsea kadrosunda bulunan sekiz oyuncu, daha önce farklı takımlarla Şampiyonlar Ligi Finali'nde forma giyme şansı bulmuştu. 2003 ve 2005 yılında Milan ile Final'de şampiyonluk kovalayan Andriy Shevchenko ise, iki Final ile diğer oyunculardan ayrılıyor.
Liverpool'da Fulham maçından sonra boynundan rahatsızlanan Steven Gerrard'ın dün antrenmanlara başladığı ve Chelsea maçı için hazır olduğu söyleniyor. Chelsea'de ise annesinin hastalığı nedeniyle iki maçtır takımından uzak olan Frank Lampard dönüş yapıyor. Avrupa'da orta saha oyuncusu kavramını değiştiren iki oyuncunun mücadelesi bir kez daha ilgi çekecek. Son 4 sezondaki 18 karşılaşmada da forma giyen iki oyuncu, değişen 46 oyuncuya rağmen takımlarının en iyileri olmayı başardılar.

Steven Gerrard ve Frank Lampard cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, Chelsea'de Carlo Cudicini maç kadrosuna alınmadı. Forvet Didier Drogba ise, Şampiyonlar Ligi'ni kazanan ilk Fildişi Sahilleri oyuncusu olmak istiyor ve sakatlığına rağmen görev alabilir. Maviler'deki bir önemli eksik ise kart cezalı, Michael Essien.

Fernando Torres ve Steven Gerrard ile birlikte Liverpool, bir önceki turdaki Chelsea'yi yakalarsa rahat bir galibiyet alabilir. Anfield'daki dezavantaj ise kulübün Amerikalı ortağı Tom Hicks'in tribünlerde olacak olması. Taraftarların yoğun tepki göstermesi bekleniyor. Liverpool menajeri Rafa Benitez ise, ''Oyuncularım, oynayacakları futbola yoğunlaştılar; çünkü bunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz'' diyor, durum karşısında.

İki takım maç kadroları şu şekilde:

Liverpool:
Reina, Arbeloa, Finnan, Carragher, Hyypia, Skrtel, Riise, Aurelio, Babel, Benayoun, Gerrard, Mascherano, Alonso, Lucas, Voronin, Crouch, Torres, Kuyt, Pennant, Itandje.

Chelsea: Cech, Hilario, Ferreira, Belletti, Terry, Alex, Carvalho, Ben-Haim, A Cole, Bridge, Makelele, Ballack, Lampard, Obi, J Cole, Malouda, Shevchenko, Drogba, Kalou, Anelka, Wright-Phillips

Kaynak: liverpoolfc.tv

Olympiacos, Şampiyon !



Haftasonunda ligini şampiyon olarak tamamlayan bir diğer takım ise, Yunan Olympiacos'du. Tıpkı PSV gibi, Olympiacos'un şansı da kendi elindeydi. Iraklis'e karşı hata yapmayan Olympiacos, 3-1'lik skor sonrası şampiyonluğu taraftarının önünde kutlama şansını yakaladı. Şampiyonun iki puan arkasında son haftaya giren AEK Atina ise Rivaldo ve Blanco ile Asteras Tripolis'i yendi; fakat Avrupa Kupaları için playoff oynamaktan öteye gidemedi.

Yunanistan'da da ligler bitince liderin arkasından gelen dört takım playoff oynuyor; ama Hollanda'daki playoff sisteminden biraz daha farklı olarak.

Ligi 2. sırada bitiren AEK Atina ile birlikte 3. Panathianikos, 4. Aris ve 5. Panionios, kendi aralarında maçlar oynayacaklar. Lig usulü oynanacak playoff sonrasında ilk sırayı alan takım, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi İkinci Ön Eleme Turu'nda mücadele etme hakkı kazanacak. İkinci sıradaki takım, UEFA Kupası; üçüncü takım da Intertoto Kupası'na doğru yolculuğa çıkacak. Dört takım arasında en az puanı toplayan takım ise, gelecek sezon için lokal başarılar için planlarını yapacak. Son durumda, ligi ikinci sıradan bitiren ve şampiyonluğu iki puanlık farkla kaçıran AEK Atina'nın bile Avrupa Kupaları'nın dışında kalma ihtimali bulunuyor.

Playoff'un ilk maçları ise yarın oynanacak. Program şu şekilde olacak:

19.00 Aris - Panathinaikos
21.00 AEK - Panionios

Dört takım, Avrupa Kupaları için yarışırken Olympiacos ise üst üste dördüncü ve son on iki sezondaki on birinci şampiyonluğunu kutluyor olacak. Bitime üç hafta alınan 4-0'lık AEK mağlubiyeti bile Olympiacos'un toplamdaki 36. şampiyonluğunu kazanmasına engel olamadı. AEK'nın ise yine nefesi yetmedi.

PSV Eindhoven, Şampiyon !



Türkiye, Galatasaray-Fenerbahçe maçına Sivasspor da bu iki takımın puan kaybına konsantre oladursun, Avrupa'da şampiyonlar belli oluyor. Hollanda ve Yunanistan'da normal sezon sona erdi. Bu iki kalburüstü ligin diğerlerine göre erken bitmesinin nedeni ise, lig sonunda belli takımların Avrupa Kupaları'na katılma veya ligde kalma mücadelelerinin devam ediyor olmasıydı. Bir anlamda, ligin son haftalarında takımların en azından bir amaç için yarışması için düzenleniyor, bu sistem.

Hollanda'da PSV Eindhoven, son üç sezonda olduğu gibi playoff oynayacak takımlar arasında olmayacak. Son şampiyon, ligi yine en üst sırada tamamladı. Son hafta Vitesse deplasmanındaydı. Geçtiğimiz hafta, Phillips Stadı'nda Twente'yi mağlup edemeyerek turu bir hafta erteleyen PSV, Vitesse karşısında da ilk yarıyı gol atamayarak tamamladı. Diğer tarafta ise Ajax, Heracles'in işini bitiriyordu; fakat Ajax'ın şampiyon olması için PSV'nin Vitesse deplasmanından puansız dönmesi gerekiyordu. 2000-01 Sezonu'nda Galatasaray ve Fenerbahçe arasında yaşanan şampiyonluk mücadelesinin bir benzeriydi sanki, Ajax ve PSV'nin sezonun son haftasındaki çekişmesi.

Ajax, sezon boyu konuştuğumuz gibi Amsterdam ArenA'da kendisinden birkaç gömlek düşük seviyede olan rakiplerine karşı hücum bölgesinde hiç de bonkör davranmıyordu. Heracles karşısında henüz ilk yarıda 3-0 öne geçmiş ve Vitesse'nin gol haberini beklemeye başlamıştı. Bu sırada, alışılageldiği gibi, sahte gol sesleri de Ajax taraftarlarını umutlandırıyordu; ama PSV'nin, ikinci yarının ilk dakikasında Danko Lazovic ile bulduğu gol kesinlikle gerçekti ve Ajax'ın şampiyonluk adına olan tüm umutlarını bitirecekti.

Avrupa'da beklenilen başarı gelmese de PSV, Hollanda Ligi'ni bir kez daha kazanıyordu. PSV'nin arkasından sıralanan dört takım ise gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'nde olabilmek için playoff oynayacaklar. Buna göre; sezonu ikincisi sırada tamamlayan Ajax, Heerenveen ile karşılaşacakken, üçüncü ve dördüncü olarak birbirlerini takip eden NAC Breda ve Twente ise Playoff Finali'ne çıkabilme mücadelesi verecek.

UEFA Kupası mücadelesinde ise durum biraz karışık. Normal prosedür, ligi 6, 7, 8 ve 9. sırada tamamlayan takımların tıpkı Şampiyonlar Ligi Playoffu'nda olduğu gibi birbirleri ile eşleşmesi üzerineydi. Buna göre; eşleşmeler, Feyenoord-Roda ve Groningen-NEC Nijmegen şeklinde olacaktı; ama Feyenoord ve Roda, aynı zamanda Hollanda Kupası'nda da karşılaşacak ve kupayı kazanan takım, UEFA Kupası'na direkt olarak gidecek. Bu noktada iki durum çıkıyor ortaya:

- Hollanda Kupası'nda şampiyon, Feyenoord olursa:

7. Groningen ve 10. Utrecht
8. NEC Nijmegen ve 9. Roda

- Hollanda Kupası'nda şampiyon, Roda olursa:

6. Feyenoord ve 10. Utrecht
7. Groningen ve 8. NEC Nijmegen eşleşecek.

Playoff heyecanı da fena olmayabilirdi aslında. Düşünsenize, Türkiye Ligi'nde kimsenin umrunda bile olmayan 5. veya 9. sıralar (sadece sportif anlamda), ne kadar değerlenirdi. Güzel olabilirdi; ama yanında birçok riski de getirebilirdi. Örneğin; sezonu ikinci sırada tamamlayan Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi Playoffu'nda Kayserispor ya da Sivasspor'a elendiğini düşünün...

Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası Playoffu ile ilgilenmeyen tek takım PSV Eindhoven değil tabii. Sezonun son maçında Heerenveen deplasmanından 5-0'lık mağlubiyet ile dönen Excelsior, gelecek sezon bir alt ligde mücadele edecek.

Playofflar, 1 Mayıs günü oynanacak ve rakibine göre sıralamada üstte yer alan takımlar ilk maçlarında deplasmanda olacak.

NBA 2008 Playoffs: Ne Haftasonu Ama !



NBA'de Playoff ilk maçları tamamlandı. Haftasonunda oynanan maçlar, izleyenleri basketbola doyurdu. Cavs-Wizards kapışması ile başlayan heyecan tufanı, Suns ve Spurs arasındaki ''klasik'' ile adeta daha ikinci maçta tavan yaptı. Ev sahipleri kazandı ve playoffların ilk gecesinin ''gündüz'' bölümünde sürpriz olmadı.

İlk gecenin ikinci bölümünde, New Orleans ve Dallas arasındaki çekişmede nelerle karşılaşacağımız açıkça belli değildi. Sezonun son gecesinde Dallas'da karşılaşan iki takımdan kazanan Mavericks olmuş ve veteran oyuncuları ile de playoff öncesi rakibine karşı favori gösterilmeye başlanmıştı. Karşılaşmanın başında Mavericks, üstün olsa da ikinci yarıda sahneye çıkan Chris Paul, MVP için son kozlarını oynayacaktı.

Chris Paul, takımının 64-40 ile önde geçtiği ikinci yarıdaki performansının önemli katkısıyla maçı 35 sayı ve 10 asistle tamamladı. Saha içinden kullandığı 23 şutun 15'inde isabet kaydeden genç yıldız, takımının 41 basketinden 25'ine asist veya basket olarak katkıda bulunacaktı.

104-92 ile bir adım öne geçen Hornets, genç yıldızıyla Mavericks'in tecrübesinin karşısına dikilecektir geri kalan maçlarda da.

İlk gecenin son maçı ise Houston Rockets ve Utah Jazz arasındaydı. Geçen sezonki eşleşmede favori olan Houston'dı, bu sezonkinde ise Utah. Açıkçası, karşılaşma da o havada geçti.

Maç öncesi tahminimde, Yao Ming'in yokluğunda Mehmet Okur'dan iyi bir performans beklediğimi söylemiştim; çünkü geçtiğimiz sezon, Yao Ming'i savunma tarafına daha konsantre olan Mehmet, hücum anlamında fazla cömert olamamıştı takımı adına. Bu sezon ise Ming'in yokluğunda dışarı daha rahat çıkabilecek ve dış şut silahını kullanabilecekti.

Rockets koçu Rick Adelman da bunu düşünüyordu, tabii ki ve müthiş bir tercih yaparak Mehmet'in başına Mutombo'yu değil, Luis Scola'yı veriyordu. Carlos Boozer'ın başında ise Shane Battier vardı. Scola'nın savunmasında etkili olamayan Mehmet'in eksikliği ilk bölümde Kirilenko ile kapatıldı ve geri kalan bölümde de Utah Jazz, kontrolü elinde tutmaya devam etti.

Jazz, ilk maçta kazanarak saha avantajını eline geçirdi. İç sahada maç kaybetmeyeceğini düşündüğüm Utah, seriyi kazanacaktır.



İkinci gecede Orlando ve Lakers, rakiplerine karşı ağır basarken büyük sürprizi Philadelphia yaptı. Karşılaşmanın ilk yarısında Sixers'a şans vermeyecek gibi görünen Pistons, sezon içerisinde oynadığı son iki maçta da yenildiği rakibine kapıyı açık bırakınca Andre Iguodala önderliğindeki Sixers, fırsatı bir kez daha kaçırmamış oldu.

İlk maçların sonunda ise ligin en iyi takımı çıktı sahneye. Atlanta Hawks da 1999 yılından bu yana playoff yapamıyordu; ama buraları daha çok özleyen hiç kuşku yok ki, Boston Celtics'di. Celtics, maç boyu savunmayı hiç bırakmadı ve fazlaca kendini yormadan 104-81 kazandı.

Boston, Atlanta'yı mağlup ederken, ''Boston, Doğu'da rakiplerini süpürerek NBA Finali'ne gelecek. Batı'daki çekişmeden yorgun düşecek muhtemel rakibi karşısında ise bu yüzden favori olacak'' fikri, geliyordu akıllara.

Boston ile birlikte Doğu'nun en büyük favorisi olan Detroit ise, Sixers'a elenirse Raptors karşısında avantajlı olan Orlando Magic, altın bulmuş olacak. Magic'in Doğu Finali şansının önündeki ciddi engel olan Pistons'ın elenmesi başlı başına iyi bir haber iken sezon içerisinde önemli bir üstünlük kurulan Sixers'ın karşısına çıkmak, Doğu Finali'nin kapısını da açacaktır Magic'e. Tüm bunlara rağmen, ilk maçtaki yenilgiye karşın, avantajlı olan taraf yine de Detroit Pistons.

Playoff Haftasonu'nun en'lerine bakalım, kısaca:

En iyi maç: Suns at Spurs 115-117 (2OT)
En büyük sürpriz: Philadelphia 76'ers
En rahat: Boston Celtics
En iyi takım: New Orleans Hornets ve Los Angeles Lakers
En iyi cevap: LeBron James, Wizards'a karşı

Bunların yanında ''en yazık olan'', kuşkusuz ki Phoenix Suns oldu. Oyuncu performansları ise her zaman dikkat çeken bir diğer önemli noktaydı. En iyi beş oyuncu performansı:

1. Pau Gasol, vs. Nuggets, 14/20 FG, 36 sayı, 16 ribaund ve 8 asist
2. Tim Duncan, vs. Suns, 16/24 FG, 40 sayı, 15 ribaund, 5 asist ve 3 blok
3. Chris Paul, vs. Mavs, 15/23 FG, 35 sayı ve 10 asist
4. Dwight Howard, vs. Raptors, 8/13 FG, 25 sayı, 22 ribaund, 7 asist ve 5 blok
5. LeBron James, vs. Wizards, 12/19 FG, 32 sayı, 6 ribaund ve 4 asist

...