30 Haziran 2008 Pazartesi

Euro 2008: Turnuvanın Yıldızları



Euro 2008, dün geceki Final maçında İspanya'nın Almanya'yı 1-0 mağlup edip 44 yıllık aradan sonra, Avrupa Şampiyonluğu'na ulaşmasıyla sona erdi. Turnuvanın en iyi oyuncusu, şampiyon takımdan çıktı: Xavi Hernandez. Turnuva sonrası; UEFA Teknik Ekibi, görev bölgelerine göre, 'Turnuvanın takımı'na girmeyi başaran 23 oyuncuyu da açıkladı.

Kadroda, şampiyon İspanya'dan 9 oyuncu bulunuyor. Final'de İspanya'ya kaybeden Almanya ise, 3 oyuncuyla temsil ediliyor. Yarı Final oynayan iki takımdan toplam 5 oyuncu kadroda. 4'ü Rusya'dan ve 1 tanesi Türkiye'den. Çeyrek Final'de nefesi tükenenlerden Portekiz, kadroya 2 oyuncu sokmayı başarmış. İtalya, Hollanda ve Hırvatistan'dan ise birer oyuncu, turnuvanın en iyi kadrosunda yer alıyor.

UEFA Teknik Ekibi'nin belirlediği 23 kişilik kadro şu şekilde:

Goalkeepers: Gianluigi Buffon (Italy), Iker Casillas (Spain), Edwin van der Sar (Netherlands).

Defenders: Bosingwa (Portugal), Philipp Lahm (Germany), Carlos Marchena (Spain), Pepe (Portugal), Carles Puyol (Spain), Yuri Zhirkov (Russia).

Midfielders: Hamit Altıntop (Turkey), Luka Modrić (Croatia), Marcos Senna (Spain), Xavi Hernández (Spain), Konstantin Zyryanov (Russia), Michael Ballack (Germany), Cesc Fàbregas (Spain), Andrés Iniesta (Spain), Lukas Podolski (Germany), Wesley Sneijder (Netherlands).

Forwards: Andrei Arshavin (Russia), Roman Pavlyuchenko (Russia), Fernando Torres (Spain), David Villa (Spain).

Büyük turnuvalar sonunda oluşturulan kadrolarda tüm futbolseverlerin hemfikir olması, pek mümkün bir durum değil. İspanya, turnuvanın ilk gününden son dakikasına kadar en iyi takımdı ve bu yüzden 9 oyuncunun birden kadroya girmesi, sert itirazlara neden olmayabilir; ama kota 9 olarak tutulduysa, Sergio Ramos ve David Silva'yı arayan gözler olmuştur eminim. Carlos Marchena ve Cecs Fabregas'ın kontenjanları, bu iki isme verilebilirdi diye düşünüyorum.

İspanya'nın özel durumundan çıkıp genel bir değerlendirme yaptığımızda, kadroda popülaritenin etkili olduğu birkaç oyuncunun bulunduğunu söyleyebiliriz. Almanya, Final oynadığı için biraz zorlama olmuş gibi duruyor seçimler. Philipp Lahm, turnuva boyunca savunma anlamında ülkesine katkı sağlayamadı. Üstelik; Final maçında ancak 45 dakika sahada kalabildi, kötü performansından dolayı. Michael Ballack ise, beklentilerin altında kaldı. Lukas Podolski'ye itiraz edilmeyebilir, son durumda yalnızca.

Popülariteden bahsetmişken, Luka Modric'ten söz etmeden olmaz. Turnuva öncesi, Tottenham Hotspur ile anlaşınca ayrı bir gözle izlendi, Modric. Gruplardan 9 puanla çıkan Hırvatistan'ın en önemli isimlerinden biriydi; ama Yarı Final oynayan Türkiye'deki Arda Turan kadar etkili olduğunu düşünmüyorum açıkçası.

Yarı Final oynayan takımlardan devam edelim. Turnuvaya en büyük rengi katan ekip olan Türkiye'den sadece 1 oyuncunun kadroda olması, ciddi bir hayalkırıklığı olarak değerlendirilebilir. Rusya'dan dört oyuncu bulunuyor, en iyi kadroda. Kesin olarak katıldığım isim, Yuri Zhirkov. Diğer isimlerden Andrei Arshavin, ilk iki maçta tribünde bekledikten sonra Rusya'nın kaderini değiştirdiği için kabul edilebilir; ama Barcelona'ya transfer söylentileri de, popülaritesini artırmıştır mutlaka.

Roman Pavlyuchenko ile Semih Şentürk seçenekleri, birbirine oldukça yakındı sanırım. Semih'in yedek kulübesinde geçirdiği dakikalar, şansını azaltmış olabilir. Konstantin Zyryanov tercihi ise, tartışılabilir. Bu kadroda, Hamit Altıntop'un yanı sıra Semih Şentürk ve Arda Turan'ın da olması gerektiğini düşünüyorum kısaca. Ek olarak; Hamit seçiminin de Bundesliga etkisi ile bir ilgisi vardır mutlaka. Arda veya Semih, yurtdışında oynuyor olsalardı; muhtemelen 23 kişilik kadroda olacaklardı.

Son olarak; ben de 23 kişilik bir kadro hazırlamaya çalışayım:

Kaleciler: Gianluigi Buffon (Italya), Iker Casillas (İspanya), Edwin van der Sar (Hollanda).

Defans: Sergio Ramos (İspanya), Bosingwa (Portekiz), Carles Puyol (İspanya), Pepe (Portekiz), Yuri Zhirkov (Rusya), Giovanni van Bronckhorst (Hollanda).

Orta Saha: Hamit Altıntop (Türkiye), Wesley Sneijder (Hollanda), Marcos Senna (İspanya), Xavi Hernandez (İspanya), Lukas Podolski (Almanya), Arda Turan (Türkiye), David Silva (İspanya), Andres Iniesta (İspanya), Luka Modric (Hırvatistan).

Forvet: Andrei Arshavin (Rusya), Roman Pavlyuchenko (Rusya), Fernando Torres (İspanya), David Villa (İspanya), Semih Şentürk (Türkiye).

Xavi Hernández: Euro 2008'in En İyisi



Euro 2008 Finali'nde Almanya'yı 1-0 yenerek şampiyon olan İspanya'nın görkemli orta sahasının temsilcilerinden olan Xavi Hernandez, , UEFA Teknik Ekibi tarafından, Castrol'ün sponsorluğunda ''Turnuvanın En İyi Oyuncusu'' seçildi

Turnuva boyunca İspanya'nın oynadığı 6 maçın 5'inde toplam 375 dakika görev yapan Xavi, Yarı Final'de takımının 3-0 kazandığı Rusya maçında ilk golü atan oyuncu olmuştu. Xavi, dün geceki Final'de ise yaklaşık 12 kilometre koşarak Almanya'yı bitiren isimlerden biri olmayı başardı.

''En İyi Oyuncu'', mutlaka İspanya orta sahasından birileri olmalıydı ve Ödül, Xavi Hernandez'e gidiyordu.

İspanya orta sahası, özellikle Yarı Final'de Rusya ve Final'de Almanya maçındaki performansıyla, turnuvaya damgasını vurdu. Bu anlamda; ödülün en kuvvetli adayları, Xavi, Andres Iniesta ve Marcos Senna olmalıydı. Senna, İspanya'nın değişen yüzünün önemli temsilcilerindendi. Senna'nın savunmadaki sağlam görüntüsü; Cecs Fabregas, Andres Iniesta ve Xavi gibi oyunculara hücum yeteneklerini daha fazla sergileme imkanı vermiş olabilirdi; ama Senna'nın takım savunmasını düşünmekten hücuma fazla konsantre olamayışı, ödülün Xavi'ye doğru kaymasına neden olmuş olabilir.

Xavi, İspanya orta sahasında hem Senna'ya yardımcı bir oyuncu profili çizdi, hem de çoğu zaman hücumda aktif rollere sahip oldu ve ''Euro 2008'in iyi oyuncusu'' olarak seçilmeyi başardı.

İspanya: Yetenekli Şampiyon



EURO 2008 final mücadelesinde İspanya, Almanya'yı 1-0 yenerek ''Şampiyon'' oldu. Turnuva boyunca mağlubiyet yüzü görmeyen İspanya, Final'de de Almanya'ya söz hakkı vermedi ve Fernando Torres'in 33. dakikadaki golüyle Kupa'ya uzanmayı bildi.

1960'tan bu yana düzenlenen Avrupa Şampiyonaları'ndaki tek şampiyonluğunu 1964 Finali'nde SSCB takımını 1-0 ile mağlup ederek kazanan İspanya, üzerindeki ''son derece yetenekli; ama...'' damgasını Euro 2008 turnuvası boyunca gösterdiği performans ile üzerinden atmayı başardı. 1984'ten bu yana ilk kez Final'e çıkan İspanya, Kupa'yı Euro 84 Finali'nde yoluna taş koyan Michel Platini'nin elinden alarak son derece ironik bir durum ile karşı karşıya kaldı.

Yarı Finaller'de Türkiye'yi son dakika golü ile geçen Almanya ise, Final maçında etkili olamadı. Almanya, tüm enerjisini Türkiye karşısında kullanmıştı ve Ernst Happel Stadion'a gücü kalmamıştı. Almanya'nın kazanmak için yine o tarihi şansına ihtiyacı olabilirdi.

İspanya'da turnuvanın en skorer oyuncusu David Villa, sakatlığı nedeniyle forma giyemiyordu. Teknik direktör Luis Aragones, Villa'nın yokluğunda Yarı Final'deki Rusya maçının ikinci yarısına başlayan oyuncuları sürüyordu sahaya. Buna göre; Fernando Torres, ileride tek forvet olarak görev yapacak ve hemen arkasında Andres Iniesta, Cecs Fabregas ve David Silva'dan oluşan bir üçlü ile desteklenecekti. Orta sahadaki diğer elemanlar Xavi Hernandez ile Marcos Senna da orta sahada rakibin ilk toplarına basacaklardı.

Turnuvaya klasik bir 4-4-2 ile başladıktan sonra Mario Gomez takıntısını üzerinden atan Joachim Löw, 4-2-3-1 ile Final'e kadar gelmişti. Löw, tabii ki sistemine ihanet etmeyecekti. Türkiye maçında sakatlanan Simon Rolfes'in yerinde Torsten Frings görevlendiriliyordu. Frings'in yardımcısı ise Thomas Hitzlsperger'di.

Karşılaşmanın ilk düdüğüyle birlikte İspanya orta sahasındaki sürekli değişim, net şekilde görülebilirdi. İspanya'nın topa sahip olduğu anlarda, tıpkı maç öncesi beklentilerinde olduğu gibi, Xavi ve Senna, savunmanın önündeki ikiliyi oluştururken diğer üç orta saha oyuncusu Torres'e yardımcı oluyordu. Top, rakibe geçtiğinde ise, 4-5-1 düzenine dönen bir İspanya görülüyordu Fabregas, Iniesta ve Silva'nın Xavi ile Senna'ya yaklaşması sonrası.

İspanya adına maçın başındaki en dikkat çekici değişiklik, turnuva boyunca sol kanatta oynayan David Silva'nın Aragones'in İspanyası'nda sağ kanadın hücum yüzü olan Andres Iniesta ile ters kanatlarda oynamasıydı. Aragones, Silva'yı Alman sol bek Philipp Lahm'ın üzerine göndererek rakibini bu bölgeden bitirmek istiyor olabilirdi. Yarı Final maçında Türkiye, ters ayaklı Lahm'ı Sabri ve Kazım ikilisi ile zorlamış, iki golünü de Lahm'ın savunduğu bölgeden bulmuştu. Aragones de Sergio Ramos destekli David Silva ile Alman savunmasının solunu işlemeyi düşüyordu, belli ki.

Aragones'in planı, Lahm'ı bitirmekti; ama İspanya, daha çok sol kanattan etkili geliyordu. Silva ve Iniesta denemesindeki ilk defo, 14. dakikada çıkacaktı ortaya. Xavi'nin harika arapasında sol çaprazda kaleci ile karşı karşıya kalan Iniesta, ilk anda topa vuramadığı için çizgiye kadar inmek zorundaydı ve çok önemli bir pozisyon Iniesta'nın ters kanatta oynaması nedeniyle heba oluyordu. Halbuki David Silva, benzer bir pozisyonda takımı adına gol ihtimalini hayli yüksek tutabilirdi.

Fernando Torres, Premier Lig'de geçtiğimiz sezon Liverpool formasıyla kariyerinin en başarılı dönemini yaşamış olarak geliyordu Euro 2008'e. Birçoklarına göre Torres, turnuva sonunda gol kralı olarak dönecekti ülkesine; fakat gruplarda oynanan Rusya maçında Aragones tarafından 54. dakikada oyundan alınan Torres, turnuva genelinde ortalamanın üzerinde bir performans sergilemesine karşın, Liverpool'daki iştahından bölümler sergileyemiyordu, Euro 2008'de.

Iniesta ile harcanan gol pozisyondan 1 dakika sonra Fernando Torres, rakip ceza sahasının sol çaprazında Per Mertasacker ile bire bir kalmasına karşın topu ayağına dolaştırıyordu. Oysaki Torres, özellikle de karşısında ayakları hızlı olmayan bir savunma oyuncusu yakalamışsa, basıp geçmeliydi. Torres'in ihtiyacı olan maç içerisinde yapacağı bir patlamaydı ve o da 20. dakikada gerçekleşecekti. Christoph Metzelder ile sağ taç çizgisinde girdiği mücadelede ancak rakibinin sert müdahalesi sonrası durdurulabilen Torres, kendine gelmiş olabilirdi.

Almanya, turnuva boyunca olduğu gibi, düşük tempoda oynamaya devam ediyordu; fakat bu noktaya gelene kadar kullandığı birkaç küçük numara da hatırında bulunuyor olabilirdi. Çeyrek Final'deki Portekiz maçıyla ilk 11'e yerleşen Bastian Schweinsteiger, Bayern Münih'teki kulübe arkadaşı Lukas Podolski ile ters kanatlarda olmasına karşın iyi bir ikili kurmayı başarmıştı. Portekiz maçında Podolski'nin sol kanattan yakın direğe kestiği topu ağları gönderen Schweinsteiger, Türkiye karşısında da benzer bir gole imza atacaktı.

Schweinsteiger ve Podolski ikilisi, bir kez daha aynı şarkıyı söylemek istedi; fakat Carles Puyol ve Carlos Marchena önderliğindeki İspanya savunması, dersine iyi çalışmıştı. 25. dakikadaki Almanya tehlikesi, Schweinsteiger'ın ön direkte etkisiz hale getirilmesi ile son buluyordu.

25 ve 30. dakikalar arasında İspanya, sağ bek oyuncusu Sergio Ramos'u daha fazla ileri çıkarmaya başlıyordu. Orta sahada Xavi'nin hücum hattına yaklaşmasıyla Marcos Senna, bu bölgede yalnız kalıyordu. Üstelik Almanya da orta sahayı riske atmıştı. Tüm bunlar birleşince ortaya çıkan sonuç, hareketli bir oyun olarak geri dönecekti iki takım adına da; fakat durum, biraz daha İspanya lehineydi.

İspanya, ileri uçta görev yapan oyuncusu Fernando Torres'e yüksek tempo sayesinde daha fazla hareket alanı bırakıyordu. Torres'in futbol stilini uyan bir görüntü çıkmıştı ortaya. İspanyol oyuncu, Alman stoperleri ters koşularıyla dövmeye başlıyordu adeta. Gol de bu bölümde gelecekti. David Silva ve Sergio Ramos ortaklığı ile çökertilmek istenen Philipp Lahm'ın ipini çeken Fernando Torres olacaktı, 33. dakikada.

Fernando Torres, Alman savunmasında Mertesacker, Lahm ve kaleci Jens Lehmann'ın arasından çıkarak topu ağlara göndermişti; ama gol, iki takımın da oyun yapısını bozmamıştı. İspanya'nın bu bölümde bulacağı bir gol daha, gayri resmi olarak maçı bitirebilirdi ve o fırsat bir kez daha Iniesta'nın kanadından gelecekti.

Torres'in golünden iki dakika sonra Iniesta, orta sahadaki takım arkadaşlarının müthiş pas yetenekleri sayesinde kaleci ile sol çaprazda yüz yüze gelmiş olmasına karşın hamlesini kesiyor ve topu sağ ayağına alarak bir pozisyonu daha harcıyordu. Üstelik bu, son da değildi. İlk yarının son dakikasında Christoph Metzelder'in ileri çıkışında kaptırdığı top sonrasında da benzer bir durumla karşılacaktı, İspanyollar.

İspanya, ilk yarıyı 1-0 önde kapatmıştı; ama skor, minimum 2-0 da olabilirdi. Iniesta ve Silva'nın kanatlardaki görev değişimi, İspanya'yı muhtemel bir ikinci golden etmişti. Alman teknik direktör Löw ise, ikinci yarıya Lahm'ı oyundan alarak başlayacaktı. Philipp Lahm'ın sağ bekteki görevi, Marcell Jensen'in üzerine yıkılmıştı.

Jensen, sol ayaklı bir oyuncuydu ve İspanya da, ikinci yarıya turnuvadaki alışılan kanat tercihi ile başlayacaktı. Aragones, özüne Jensen değişikliğinden dolayı mı; yoksa ilk yarıda harcanan 3 muhtemel gol pozisyonundan ötürü mü dönmüştü, bilinmez; fakat 55. dakika itibariyle işler, tekrar ilk yarıdaki haline geliyordu (bu arada 54. dakikada Sergio Ramos'un topuğu ile ağlara göndermeye çalıştığı pozisyonda sadece benim gözlerim mi Raul'ü aradı acaba? Tam Raul'ün gol yapacağı bir pozisyondu sanki).

Joachim Löw ise, gözünü tamamen karartmıştı. 58. dakikada Thomas Hitzlsperger'i oyundan alan Löw, yerine Kevin Kuranyi'yi sürüyordu sahaya. Almanya, bu değişikliğin ardından 4-1-3-2'ye benzeyen bir oyun tercih edebilirdi. Almanların büyük umudu Michael Ballack, etkisiz günündeydi ve Frings, orta sahada tek başına kalabilirdi, bu sistemde. Sonuç olarak; işler Almanya adına yolunda gitmeyecekti.

Aragones, 63. dakikada Fabregas'ın yerine Xabi Alonso'yu alıyordu oyuna. Xabi Alonso'nun girişinden sonra Xavi, hücuma daha fazla çıkabilecekti. Bu arada, Lukas Podolski ile yaşadığı tartışmanın ardından David Silva, teknik direktör Aragones tarafından kulübeye çekilecekti. Silva'nın yerine oyuna giren Santi Cazorla, sağ kanatta devam edince sol kanat, Iniesta'ya kalıyordu.

Orta sahadaki pas zenginliğine Xavi ve Xabi Alonso'nun da katılmasıyla İspanya, oynadığı oyundan büyük bir zevk almaya başlıyordu sanki. Aragones'in klasik Torres değişikliği ise 78. dakikada gerçekleşecekti. Daniel Güiza, oyundaydı. İspanya, 1-0 önde olan taraftı ve normal şartlar altında, tempoyu düşürerek skoru koruma yoluna gitmesi, kabul edilebilirdi; ama tüm bedeni savunma görevleri ile dolu olan Marcos Senna bile, Almanya'nın altıpasında pozisyona giren bir oyuncu haline gelmişti, son 10 dakikada.

Joachim Löw'ün en enteresan değişikliği, 79. dakikada gerçekleşecekti. Miroslav Klose'nin yerine Mario Gomez girmişti oyuna. Kevin Kuranyi ve Mario Gomez ile hücum hattında boy ortalamasını artırmaktan öteye gidemeyen Almanya, orta sahada darbe üstüne darbe yiyince kaderi ile yüzleşmek durumunda kalıyordu.

İspanya, tüm turnuva boyunca en üst seviyede kalan tek takımdı ve Euro 2008 Şampiyonluğu'nu sonuna kadar hak etti. Orta sahada görev yapan oyuncularının, ''orta saha oyuncusu'' olması, İspanyolların en büyük avantajıydı ve İspanya, orta sahası özelinde tüm bölgelerdeki avantajlarını efektif şekilde kullanarak 44 yıl sonra mutlu sona ulaşmayı başardı.

...

1964 & 2008: Şampiyon İspanya



İspanya '08



İspanya '64

29 Haziran 2008 Pazar

Euro 2008 Final: Almanya vs. İspanya



Euro 2008 Finali'nde İspanya ve Almanya, Avusturya'nın Ersnt-Happel-Stadyumu'nda karşı karşıya geliyor. Avrupa'nın en büyüğü olmak için mücadele edecek iki takımdan Almanya, şampiyon olarak tamamladığı Euro 96'nın ardından galibiyetsiz geçtiği 2000 ve 2004 turnuvaları sonrası ilk kez Final oynuyor, Avrupa Şampiyonaları'nda. 24 yıl önce Fransa'ya Final'de kaybeden İspanya ise, 44 yıllık şampiyonluk hasretini dindirmek amacında..

İspanya ve Almanya, daha önce 19 kez birbirlerine rakip oldu. Almanların İspanyollara, galibiyet sayısında 8-5'lik üstünlüğü bulunuyor. Dünya ve Avrupa Şampiyonaları'nda ise toplam 5 kez karşılaşan iki ekipten Almanya, rakibini 3 kez mağlup ederken İspanyollar, sadece 1 maçta sahadan galip ayrılmayı başardılar. İspanya'nın Avrupa Şampiyonası'ndaki tek Almanya galibiyeti, 1984 yılında gelmişti.

Euro 84'te B Grubu'nda kozlarını paylaşan İspanya ve Almanya, 20 Haziran 1984 günü grubun kader maçında birbirlerine rakip oldular. İspanya, 90. dakikada Antonio Maceda'nın kafa golüyle 1-0 kazanırken, o zamanki adıyla, Batı Almanya, İspanya ve Portekiz'in arkasında kalarak gruptan çıkamamıştı.

İki takım arasındaki son maç, 12 Şubat 2003 günü İspanya'nın Mallorca şehrinde oynanmış ve İspanya, özel maçta rakibi Almanya'yı 3-1 mağlup etmeyi başarmıştı:

Spain: Iker Casillas (Santiago Cañizares 84), Míchel Salgado, Carles Puyol, César Martín (Iván Helguera 46), Agustín Aranzábal, Joaquín Sánchez (Jose María Etxeberría 69), David Albelda, Rubén Baraja (Guti 74), Vicente Rodríguez, Raúl González (José Mari 84), Diego Tristán (Xavi Hernández 74).

Germany: Oliver Kahn, Arne Friedrich, Christian Wörns, Christoph Metzelder, Tobias Rau (Frank Baumann 51, Hannko Balitsch 62), Bernd Schneider (Paul Freier 74), Jens Jeremies, Carsten Ramelow, Jorg Böhme, Fredi Bobic (Benjamin Lauth 59), Miroslav Klose (Oliver Neuville 82).

Goals: Raúl González (32, 77), Fredi Bobic (38), Guti (83).

İki takım arasındaki son maçta oynayan toplam 6 oyuncunun bu akşam da sahadaki yerlerini almaları bekleniyor. İspanya'dan; Iker Casillas, Carles Puyol ve Xavi Gonzalez. Almanya'dan Arne Friedrich, Christoph Metzelder ve Miroslav Klose. Bu konuda herhangi bir sıkıntı yok; sorun, sahada olmayacaklarda.

Almanya'da son antrenmana çıkmayan Michael Ballack, soru işaretleri yaratmış olsa da, İspanya karşısında takımdaki yerini alabilir. 2002'de Bayer Leverkusen formasıyla İspanyol Real Madrid'e Şampiyonlar Ligi Finali'nde kaybeden Ballack adına, telafi için önem bir fırsat olacaktır, Euro 2008 Finali. İspanya'da ise 4 golle turnuvanın en skorer oyuncusu olan David Villa, Rusya ile oynanan Yarı Final maçındaki sakatlığından dolayı Almanya'ya karşı sahadaki yerini alamayacak.

David Villa, Final maçına kadar 4 golle geldi; ama Almanya'da 3 golü bulunan Lukas Podolski ve 2'şer gol ile oynayan Miroslav Klose, Michael Ballack ve Bastian Schweinsteiger, Final'deki performanslarıyla Villa'nın tahtına oturabilirler.

Euro 2008 Finali, İspanya teknik direktörü Luis Aragones ve Alman kaleci Jens Lehmann için de ayrı önem taşıyacak. Aragones, Avrupa Şampiyonaları'nda Final oynayan en yaşlı teknik direktör, 69 yıl ve 377 gün, olarak geçecek tarihe. Önceki rekor, 65 yıl ve 327 gün ile Euro 2004'te Yunanistan'ın başında Final'e çıkan Alman teknik adam Otto Rehhagel'e aitti. Alman kaleci Jens Lehmann ise, Hollandalı Arnold Muhren'in 25 Haziran 1988 günü Sovyetler Birliği'ne karşı oynayarak kırdığı rekoru (37 yıl ve 23 gün), 38 yıl ve 232 güne çıkaracak.

Euro 2008 Finali'nde karşılaşacak iki takımın muhtemel kadrosu ise şu şekilde:

Almanya: Lehmann - Friedrich, Metzelder, Mertesacker, Lahm - Frings, Hitzlsperger - Schweinsteiger, Ballack, Podolski - Klose

İspanya: Casillas - Ramos, Marchena, Puyol, Capdevilla - Iniesta, Xavi - Iniesta, Fabregas, Silva - Torres

İspanyollar, turnuva boyunca vites düşürmeden en üst seviyede kalan tek takımdı. Yarı Finaller'de Rusya karşısında, özellikle David Villa'nın sakatlandığı bölüm sonrası, etkili bir 4-2-3-1 ile rakibini darmadağın eden İspanya, aynı yoldan yürümek isteyecektir. Almanya, tecrübesiyle favori gördüğüm takım; ama Fabregas'ın katılımından sonraki İspanya'nın oyun zekası, Boğalar'ı oyunun içerisine sokacaktır.

...

2008 NBA Draft: 11-30. Sıra Seçimleri ve 2. Tur



(...)

NBA 2008 Drafti'nde Memphis Grizzlies ile Minnesota Timberwolves arasında gerçekleşen, 3. sıra seçimi O.J. Mayo ve 5. sıra seçimi Kevin Love merkezli takasın hatırlattıkları olacaktı. Son 15 yıl içerisinde ilk 5 sıra seçimlerinin draft gecesi takas edildiği 5. alışveriş oluyordu, Mayo ve Love değiş-tokuşu:

2006: Chicago Bulls'tan 2. sıra seçimi LaMarcus Aldridge ve gelecek sezonlar için 2. Tur seçim hakkı alan Portland Trail Blazers, Victor Khryapa ile 4. sıra seçimi Tyrus Thomas'tan vazgeçiyordu.

1998: 4. sıradan oyuncu seçme hakkı bulunan Toronto Raptors, tercihini Antawn Jamison'dan yana kullanmasına rağmen gece sonunda Jamison'ı, 5. sırada Golden State Warriors tarafından seçilen Vince Carter ile takas ediyordu.

1996: 4. sıradan Stephon Marbury'yi seçen Milwakuee Bucks, oyuncusunu Minnesota Timberwolves'un 5. sıra seçimi Ray Allen ile değiştiriyordu.

1993: Orlando Magic, 1. sıradan seçtiği Chris Webber'ı, 3. sıra seçimi Anfernee Hardaway ve gelecek sezonlarda kullanılmak üzere üç 1. tur seçim hakkı karşılığında Golden State Warriors'a gönderiyordu.

Söz konusu takaslardan kimler karlı çıkmıştı, duruma göre değişir; ama 2008 Drafti'nde ilk 10 isim belli olduktan sonra da heyecan devam edecekti. Indiana Pacers, 11. sırada Arizona Wildcast'in gard oyuncusu Jerryd Bayless'i seçti. Draft gecesinden önce, ilk 5 isimden biri olması beklenen Bayless, Ike Diogu ile birlikte 13. sıra seçimi Brandon Rush, Jarrett Jack ve Josh McRoberts karşılığında Portland Trail Blazers'a gönderildi.

Draft gecesinde Jason Thompson'ın ismi 12. sırada açıklandı. Rider Broncs'un senior oyuncusu (üniversite 4. sınıf öğrencisi), Sacramento Kings tarafından seçildi. 2002 Drafti'nde 12. sırada Los Angeles Clippers tarafından seçilen Fresno State oyuncusu Melvin Ely'dan bu yana, ilk kez bir senior oyuncunun sıralamaya girilmesi için 11 ismin sırasını savması beklendi.

2008 NBA Drafti'nde 11-20. sıra seçimleri şu şekilde gerçekleşti:

11. Jerryd Bayless, Indiana Pacers - Gard
12. Jason Thompson, Sacramento Kings - Forvet
13. Brandon Rush, Portland Trail Blazers - Gard
14. Anthony Randolph, Golden State Warriors - Forvet
15. Robin Lopez, Phoenix Suns - Pivot
16. Marreese Speights, Philadelphia 76ers - Forvet
17. Roy Hibbert, Toronto Raptors - Pivot
18. JaVale McGee, Washington Wizards - Pivot
19. J.J. Hickson, Cleveland Cavaliers - Forvet
20. Alexis Ajinça, Charlotte Bobcats - Pivot

Golden State Warriors, 14. sırada LSU Tigers'ın 18 yaşındaki freshman oyuncusu Anthony Randolph'u seçerken 10. sırada New Jersey Nets tarafından seçilen Brook Lopez'in ikiz kardeşi Robin Lopez, Atlanta Hawks ve Phoenix Suns arasında, daha önce gerçekleşen, Joe Johnson'ın takasının bir parçası olarak 15. sırada Suns tarafından seçiliyordu.

İlk 10 seçiminde hakim olan kısa oyuncular lehine olan üstünlük, 14. sıradaki Randolph seçiminin ardından uzun oyunculara doğru dönüyordu. Robin Lopez'den sonra 16. sırada Philadelphia 76ers, Florida Gators'tan Marreese Speights; Toronto Raptors, 17. sırada Georgetown Hoyas'tan Roy Hibbert ve Washingon Wizards ise, Nevada Wolf Pack'ten JaVale McGee'yi kadrosuna kattı.

LeBron James'in takımı Cleveland Cavaliers, geçtiğimiz sezonu NC State Wolfpack forması altında maç başına 14.8 sayı ve 8.5 ribaund ortalamaları ile tamamlayan J.J. Hickson'ı 19. sıradan seçerken Charlotte Bobcats, kısa geçmişinin ilk yabancı oyuncusunu 20. sıradan kadrosuna kattı. 20 yaşındaki Fransız pivot Alexis Ajinça, geçtiğimiz yıl Toulon Var Basket formasıyla mücadele ettiği Fransa Ligi'nde maç başına 5.0 sayı ortalaması ile oynadı.

2008 NBA Drafti'nde 21-30. sıra seçimi ise şu şekilde oluştu:

21. Ryan Andersen, New Jersey Nets - Forvet
22. Courtney Love, Orlando Magic - Gard
23. Kostas Kuofos, Utah Jazz - Pivot
24. Serge Ibaka, Seattle Supersonics - Forvet
25. Nicolas Batum, Houston Rockets - Forvet
26. George Hill, San Antonio Spurs - Gard
27. Darrell Arthur, New Orleans Hornets - Forvet
28. Donte Greene, Memphis Grizzlies - Forvet
29. D.J. White, Detroit Pistons - Forvet
30. J.R. Giddens, Boston Celtics - Gard

Geçtiğimiz sezon California Golden Bears ile maç başına 21.1 sayı ve 9.9 ribaund ortalamaları ile oynayan Ryan Andersen, New Jersey Nets'in 21. sıra seçimiydi. 10. sıradan Brook Lopez'i seçen Nets, böylece pota altına ikinci takviyeyi de yapmış oldu. 23. sırada Utah Jazz tarafından seçilen Kostos Kuofos'un ise 2008 Drafti'nin değerli seçimlerinden biri olabileceği konuşuluyor. Ohio State Buckeyes'ta bir sezon geçirdikten sonra NBA olan Kuofos, önümüzdeki sezon Mehmet Okur'un yedeği olabilir.

Seattle Supersonics'in 24. sıradan seçtiği Kongolu Serge Ibaka, basketbol kariyerini İspanyol L'Hospitalet forması ile sürdürüyor. 18 yaşındaki pivotun birkaç sezon daha gelişimini NBA dışında devam ettireceğini düşünmek, mantıksız olmayacaktır.

25. ve 26. sırada seçim yapan Teksas eyaleti temsilcilerinden Houston Rockets, tercihini Euroleague tecrübesi bulunan Nicolas Batum'dan yana kullandı; ama daha sonra Rockets, Batum'u üçlü bir takasta kullanmak üzere elden çıkardı. Batum, New Orleans Hornets tarafından 27. sırada seçildikten sonra Portland Trail Blazers'a gönderilen Darrell Arthur ve 33. sıra seçimi Joey Dorsey karşılığında Portland'a verildi.

Darrell Arthur, Houston'da nefes aldıktan sonra Memphis Grizzlies'in 28. sıra seçimi Donte Greene ve önümüzdeki sezonlar için bir 2. tur seçim hakkı karşılığında Memphis'e gönderildi. Ligin en sessiz takımı Spurs ise tüm bu kargaşa arasında 26. sıradan George Hill'i seçerek işini bitirdi. Son şampiyon Boston Celtics, 1. Tur'un son sırasında New Mexico Lobos'tan J.R. Giddens'ı kadrosuna katarken Pistons, 29. sırada seçtiği D.J. White'ı 32. sıra seçimi Walter Sharpe ve 46. sıra seçimi Trent Plaisted karşılığında Sonics'e gönderdi.

İkinci Tur'un dikkat çeken seçimleri ise şu şekilde:

- İlk Tur'un son sıralarında seçilmesi beklenen Ömer Aşık, 36. sırada Portland Trail Blazers tarafından seçildikten sonra hakları, Chicago Bulls'a takas edildi. Bulls, önemli bir iş yaptı.

- Geçtiğimiz sezon Memphis Tigers ile NCAA Finali oynayan ve ilk 20 sıra içerisinde seçilmesini beklediğim Chris Douglas-Roberts, New Jersey Nets tarafından ancak 40. sırada kendisine yer edinebildi.

- Georgetown'dan Patrick Ewing Jr., 43. sırada Sacramento Kings tarafından seçildi.

- Boston Celtics, İkinci Tur'un son sırasında Semih Erden'i tercih etti. Erden, kulübü ile olan sorunu halledemeyeceği için önümüzdeki sezon da ülkesinde kalacaktır.

28 Haziran 2008 Cumartesi

2008 NBA Draft: İlk 10 Sıra Seçimleri



2008 NBA Drafti, Perşembe akşamı New York, Madison Square Garden'da gerçekleşti. Playofflar'a katılamayan 16 takımın katıldığı lottery'de (her takım, mağlubiyet sayısına göre çeşitli sayıda top ile temsil ediliyor ve mağlubiyet sayısı yüksek olan takım, daha fazla sayıda top ile çekilişe katılıyor) 1. sıra için %1.7 şansı bulunan Chicago Bulls, tercihini geçtiğimiz sezon Memphis Tigers ile NCAA Finali oynayan guard Derrick Rose'dan yana kullandı.

Memphis'in freshman (üniversite 1. sınıf öğrencisi) oyuncusu Rose, Chicago, Illinois doğumlu. Lise yıllarını doğduğu şehirde geçiren 2008 Drafti'nin bir numarası, Simeon Career Academy ile üst üste iki kez Eyalet Şampiyonluğu yaşamıştı. Simeon, Rose'un görev yaptığı 4 sezon boyunca oynadığı 132 maçın 120'sini kazanırken Chicago Public League'de art arda iki sezon şampiyon olan ilk okul olmayı da başardı.

Bir yıllık kolej kariyerini John Calipari'nin takımı Memphis Tigers'da geçiren Rose, takımını NCAA Finali'ne taşırken kulübün 38-2 ile NCAA Basketbol Tarihi'ndeki galibiyet rekorunu kırmasına da yardımcı olmuştu; fakat sezonu maç başına 14.9 sayı, 4.5 ribaund ve 4.7 asist ortalamaları ile bitiren Derrick Rose'un tüm gayretleri, Final'deki çabası takımı için yeterli olmamış; Kansas Jayhawks, uzatmalara giden maçı 78-75 ile kazanarak sezonu NCAA Şampiyonu tamamlamıştı.

Derrick Rose adına, oldukça iyi bir draft olduğunu söyleyebiliriz son durumda. Bir yıllık aradan sonra kendi şehrine döndü, üstelik daha güçlü olarak. Liderlik karakterini, hem Lise hem de kısa Kolej kariyerinde net şekilde gösterme fırsatı bulmuştu. NBA'deki ilk yılında da besleneceği özelliği bu olacaktır. Chicagolular, Michael Jordan'dan sonra, ''winner'' olan bir oyuncu daha izleyebilirler önümüzdeki sezon. Rose için en büyük sıkıntı ise, point-guard ve shooting-guard pozisyonları arasında gidip gelmesi olabilir. Bu engeli, kesin olarak aşması gerekiyor. 2 numara oynamak, kendisi için daha makul bir seçenek olarak kabul edilebilir; ama bu noktada Allen Iverson, Kobe Bryant veya Dwayne Wade gibi türevleri kadar güçlü olup olmadığını görmemiz gerekecektir.

Chicago Bulls ve Derrick Rose eşleşmesinin kağıt üzerinde, iyi bir birliktelik olduğunu düşünüyorum. İkinci sıradan oyuncu seçme hakkına sahip olan Miami Heat ise, geçtiğimiz sezon ortasında Shaquille O'Neal ve Alonzo Mourning sonrası boşalan pota altını doldurmak adına, Kansas State'ten Michael Beasley'yi kadrosuna kattı. 2008 Drafti'nin en iyi oyuncusu olarak gösterilen Beasley, bir yıllık kolej kariyerinde Kansas State Wildcats formasıyla birçok önemli rekoru kırmayı başarmıştı.

Michael Beasley, 1988 NBA Drafti'nde 5. sırada Golden State Warriors tarafından seçilen Mitch Richmond'tan bu yana, 1. Tur'da ismi açıklanan ilk Kansas State oyuncusu oldu.

Geçtiğimiz sezonu maç başına 26.4 sayı ve 12.2 ribaund ortalamaları bitiren Beasley, sezon boyunca attığı 866 sayı ile NCAA Tarihi'nin en iyi üçüncü freshman performansı sergilerken, aynı başlık altında 408 ribaund ile de NCAA Tarihi'nin en iyi ikinci ismi oluyordu. Daha önce Carmelo Anthony'nin Syracuse ile ilk yılında 22 double-double yaparak geliştirdiği rekor ise, 28 ile Michael Beasley'ye geçecekti, sezon sona erdiğinde. Beasley, sezon boyunca saha içinden %53.7 ile şut kullanırken yayın gerisinden de %39.5 ile durdurulması çok zor bir skorer görüntüsü çizmeyi başarmıştı.

Chicago Bulls, gelecek sezon Vinny Del Negro; Miami Heat ise Erik Spoelstra ile çalışacak ve iki antrenör de NBA'de baş antrenör olarak ilk sezonlarını yaşayacak. NBA Drafti'nin ilk iki sırasından oyuncu seçme hakkı bulunan iki takımın sezona çaylak antrenörlerle başlayacak olmasına 1966'dan bu yana üçüncü kez rastlanıyor.

1979 yılında Magic Johnson'ı 1 numaradan seçen Los Angeles Lakers, sezona Jack McKinney ile başlarken Jerry Sloan'ın baş antrenörlük kariyerine başlayacağı sezonda Chicago Bulls, 2. sıradan David Greenwood'u kadrosuna katıyordu. Diğer örnek, 1996 yılındaydı. Unutulmayan draft sezonlarından biri olan 1996'da 1. sıradan Allen Iverson'ı seçen Philadelphia 76ers, sezonu çaylak antrenörü Johnny Davis ile açacaktı. 2. sıradan Marcus Camby'yi alan Toronto Raptors ise Darrell Walker'ın ilk baş antrenörlük denemesine tanıklık edecekti.

2008 NBA Drafti'nin 3 numarası, USC Trojans'tan O.J. Mayo oldu. Minnesota Timberwolves tarafından seçilen Mayo'nun hakları takasla Memphis Grizllies'e gönderildi. Timberwolves, Mayo ile birlikte Marko Jaric, Antonie Walker ve Greg Bruckner'i Grizzllies'e gönderirken Grizzlies'in 5. sıra seçimi UCLA Bruins'in forvet oyuncusu Kevin Love, Mike Miller, Brian Cardinal ve Jason Collins'i kadrosuna kattı.

Birer yıllık kolej kariyerlerinin ardından 2008 Drafti'nde 1 ve 2 numaradan seçilen Derrick Rose ve Michael Beasley'den sonra yine bir freshman olan O.J. Mayo'nun da 3. sırada kendine yer bulması, NBA Tarihi'nde ilk kez rastlanan bir durum oluyordu. İlk 7 sırada seçilen 5 oyuncunun Kolej'den freshman olarak geliyor olması da NBA Rekoru olarak geçecekti, kayıtlara.

2008 NBA Drafti'nde ilk 10 sıra seçimi ise şu şekilde gerçekleşti:

1. Derrick Rose, Chicago Bulls - Gard
2. Michael Beasley, Miami Heat - Forvet
3. O.J. Mayo, Minnesota T'Wolves - Gard
4. Russell Westrook, Seattle S'Sonics - Gard
5. Kevin Love, Memphis Grizzlies - Forvet
6. Danilo Gallinari, New York Knicks - Forvet
7. Eric Gordon, L.A. Clippers - Gard
8. Joe Alexander, Milwakuee Bucks - Forvet
9. D.J. Augustin, Charlotte Bobcats - Gard
10. Brook Lopez, New Jersey Nets - Pivot

NBA Draft Lottery'nin şanssız takımı Seattle Supersonics, 4. sırada UCLA Bruins'in oyun kurucusu Russell Westrook'u kadrosuna kattı. Geçtiğimiz sezonu, maç başına 12.5 sayı ve 4.3 asist ortalamaları ile tamamlayan Westbrook, UCLA'den takım arkadaşı Kevin Love'ın bir sıra önünde seçildi.

Böylece, son 10 yılın oyuncu seçmeleri (1999-2008) incelendiğinde, ilk 10 sıra seçimlerine göre üçüncü kez Kolej kariyerlerinde takım arkadaşı olan oyuncular art arda seçilmiş oldu. Daha önce 2002 (Duke Blue Devils'ten Jay Williams 2. sıra ve Chicago Bulls, Mike Dunleavy Jr. 3. sıra ve Golden State Warriors) ve 2004 yılında (Connecticut Huskies'ten Emeka Okafor 2. sıra ve Charlotte Bobcats, Ben Gordon 3. sıra ve Chicago Bulls) benzer durumlara rastlanmıştı.

6. sıra seçimi ise ilk 10 arasındaki en dikkat çekici tercih olarak dikkat çekiyor. Yeni sezona Mike D'Antoni ile girecek olan New York Knicks, İtalyanların genç yıldızı Danilo Gallinari'yi 6. sırada seçti. D'Antoni'nin Run&Gun ile çehresini değiştirdiği Phoenix Suns modelini aynen New York Knicks' taşıma amacını net şekilde sergileyen bir karar olarak değerlendirilebilir, Gallinari tercihi. 2.06 boyundaki Gallinari, D'Antoni için yeni sezonda son derece stratejik bir isim olabilir.

Danilo Gallinari, Mike D'Antoni ve New York Knicks üçgenindeki püf nokta ise bir isimde birleşiyor: Vittoria Gallinari. Danilo'nun babası Vittoria, Knicks'in yeni sezondaki baş antrenörü Mike D'Antoni ile oyunculuk yıllarında Olimpia Milano forması giyerken aynı odayı paylaşmış. Bu açıdan da enteresan bir eşleşme olacak, New York Knicks ve Danilo Gallinari birlikteliği.

Los Angeles Clippers, 7. sırada Indiana Hoosiers'tan Eric Gordon'u seçti. Geçtiğimiz sezonu maç başına ortalama 21.3 sayı ile tamamlayan Gordon, ilk 7'de seçilen 5 freshman oyuncudan biriydi.

Draft gecesi Yi Jianlian ve Bobby Simmons karşılığında New Jersey Nets'ten Richard Jefferson'ı kadrosuna katan Milwakuee Bucks (ayrı bir yazı konusu olacaktır), 8. sırada West Virginia Mountaineers'den forvet oyuncusu Joe Alexander'ı kadrosuna kattı. Jefferson ve Michael Redd ile iyi bir arka alana sahip olan Bucks'ın Alexander hakkındaki fikirlerini net olarak ortaya koyabilmesi için kadroda ufak değişiklikler yapması gerekebilir.

Yeni sezonda Larry Brown ile çalışacak olan Charlotte Bobcats, 9. sırada Texas Longhorns'tan oyun kurucu D.J. Augustin'i seçti. Augustin'in önümüzdeki sezon mevcut gard Raymond Felton'ın dakikalarından çalması bekleniyor Bobcats formasıyla.

Stanford Cardinal'ın pivotu Brook Lopez, 10. sırada New Jersey Nets tarafından seçildi. 2008 Drafti'nin en yüksek sıradan seçilen pivotu olan Lopez'in 10. sıraya kadar düşmesi, draft gecesinin önemli sürprizleri arasında gösterilebilirdi. Durumdan karlı çıkan taraf ise, New Jersey oldu. Nets, 2.13 boyunda ve 118 kilogram ağırlığında olan Lopez ile pota altında aradığı güce sahip olabilir.

...

İspanya: Boğalar, Kırmızıyı Gördüler !



Euro 2008 Finalleri'nde İspanya, Rusya'yı ilk yarısı golsüz sona eren maçın ikinci yarısında bulduğu gollerle 3-0 mağlup etti ve 24 yıl aradan sonra Avrupa Şampiyonası'nda Final oynamaya hak kazandı. İspanya, 1984 yılından sonraki ilk şampiyonluğu için Pazar akşamı Ernst-Happel-Stadion'da Almanya ile mücadele edecek.

İspanya ve Rusya, Euro 2008 D Grubu'nda birbirlerine rakip olmuşlardı. 16 gün önce, D Grubu'nun açılış maçında karşı karşıya iki ekipten İspanya, rakibini 4-1 mağlup edip turnuvaya iyi bir başlangıç yapmayı başarmıştı; fakat Rusya, 16 gün içerisinde performansını yükselterek çok daha güçlü bir rakip olarak çıkacaktı Yarı Finaller'de İspanya'nın karşısına.

İspanya'nın 70 yaşındaki teknik direktörü Luis Aragones, turnuvanın ilk gününden itibaren aynı takımla devam ediyordu (rahat çıkılan Yunanistan maçının 11'i dışında). Rusya ile oynanacak Yarı Final karşılaşmasında da değişiklik olmayacaktı bu durumda. Marcos Senna, orta sahanın savunma yüzünü temsil edecek ve Xavi Hernandez, Senna'nın yer tutuş bilgisiyle hücum karakterini daha fazla sergileyebilecekti. Bu ikilinin yanında sol kanattaki hücum fonksiyonları David Silva'nın üzerinden geçerken sağ tarafta Andres Iniesta hünerlerini sergileyecekti.

Kağıt üzerindeki İspanya'nın en tehlikeli bölgesi, orta sahasıydı; ama grupta oynanan ve 4-1 kazanılan Rusya maçında goller, orta sahadaki organizasyonun yanı sıra, ileri ikilide oynayan oyuncuların anlaşmaları sonucunda gelmişti. Fernando Torres, uzun boyuna rağmen öldürücü driplingleri ile rakip savunmanın arasına sızarken David Villa, sonu vuruşları yapan oyuncu oluyordu 4-1'lik galibiyette. Torres ile Villa, birbirlerini son derece başarılı şekilde tamamlamış ve ortaya iyi bir iş çıkmıştı.

İspanya'ya 4-1 kaybeden Rusya'nın Hollandalı teknik direktörü Guus Hiddink ise, ''Maçı izlemeyen insanların, maçın skorunu öğrendiklerinde, 'İspanya'nın güçlü, Rusya'nın zayıf bir takım' olduğunu düşünmesinden endişeleniyorum'' dedikten sonra oyuncu kadrosunun tecrübesizliğinden dem vurmuş ve ''İspanya mı? Evet, tabii ki bugün onların yerinde olmak isterdim. Ayrıca, kontraatak konusunda, ciddi anlamda, başarılı olan bir takımlar; ama onların gerçek performansını görmek için, uluslararası tecrübesi yüksek olan bir rakip ile karşılaşmalarını bekleyeceğim. Bu, onların ilk gerçek sınavı olacak'' diye konuşmuştu.

Rusya, İspanya yenilgisinin ardından Yunanistan ve İsveç'i mağlup ederek Çeyrek Final'de Hollanda ile karşılaşıyordu. Teknik direktörünün ülkesini 3-1 ile geçen Rusya'nın rakibi, Yarı Final'de bir kez daha İspanya olacaktı. Aragones'in ekibi ise, Çeyrek Final'de İtalya'yı seri penaltı vuruşları sonrası ülkesine göndererek geliyordu, Yarı Final'e. İtalya, Guus Hiddink'in ''tecrübeli takım'' tarifine uyar mıydı, bilinmez; ama İspanya ve Rusya için kader ağlarını örmüştü bir kere.

İspanya, grup maçındaki 11 ile sahaya çıkarken Rusya'da dört değişik isim çekiyordu dikkatleri. Savunmada sarı kart cezalı Denis Kolodin'in yerine Vasili Berezutski sahadaydı. Yunanistan maçı ile birlikte Yuri Shirokov'dan formayı alan Sergei Ignashevich ve Rusya'nın 23 kişilik kadrosunda futbol hayatını yurt dışında devam ettiren tek oyuncu olan Igor Saenko da Guus Hiddink'in 16 gün içerisindeki değişikliklerindendi.

Rusya adına en olumlu değişim ise, Andrei Arshavin'di. Turnuvanın Rusya'nın adına ilk iki maçında cezalı olduğu için forma giyemeyen Arshavin, İsveç maçıyla dahil olduğu Euro 2008'e Çeyrek Final'deki Hollanda maçıyla damga vurmayı başarmıştı. Rusların ileride tek gözüken forveti Roman Pavlyuchenko'nun arkasında oynadığı oyunla rakipleri ters durumlara düşüren Arshavin'in formu, Rusların Yarı Finaller'den önceki en büyük kozuydu; fakat Arshavin'den farklı planları da vardı, Hiddink'in.

Rusya, Yarı Finaller'e gelirken üç stratejik nokta üzerinde yoğunlaşmıştı:

1. Andrei Arshavin: Roman Pavlyhucenko'nun arkasında, sol içte, oynadığı oyun.
2. Yuri Zhirkov: Sol bek Zhirkov ve orta üçlünün sağında oynayan Zyryanov'un hücuma yaptıkları katkı.
3. Roman Pavlyuchenko: Sağ taraftan Anyukov-Zyryanov, sol taraftan da Arshavin ve Zhirkov'un katkılarıyla rakip savunmanın arasına sızan Pavlyuchenko.

İspanya'nın ilk olarak durdurması gereken isim, Andrei Arshavin olmalıydı. Maç öncesi, hakkında Barcelona ile çıkan transfer dedikoduları, performansını etkiler miydi, bilinmez; ama İspanya orta sahasında Marcos Senna, Rusya'nın üçüncü bölgeye geçmesine izin vermeyecekti. Arshavin, topla buluşma konusunda sıkıntı yaşıyordu. Rusya adına sol kanat etkinliği ise rakip sağ bek Sergio Ramos'un cesur oyunuyla başlamadan sona erecekti. Forvet Pavyluchenko ise, Carlos Marchena ve Carles Puyol, arasında kayboluyordu.

İspanya, İtalya maçındakinden çok daha farklı bir oyun yapısıyla çıkmıştı Rusya karşısına ve doğal olan da buydu aslına bakılırsa. Çeyrek Final'de topun arkasına geçerek rakibini bekleyen İspanya, İtalyanların da benzer bir oyunu tercih etmesiyle orta sahada yoğunluşmış ve bu bölgede yaratıcı özellikleri olan Xavi ve Iniesta gibi oyuncularını markajda kullanmak durumunda kalmıştı. Rusya maçında Senna, bu işi tek başına halledecekti. Senna'nın tek kişilik gösterisi, İspanya'ya farklı açılımlar sunabilirdi orta sahada.

İlk yarıda Rusya'nın tüm silahlarını etkisiz hale getiren İspanya, Xavi'nin golüyle öne geçiyordu ikinci yarının beşinci dakikasında. İspanya'nın vites artırmasında önemli pay, Marcos Senna'ya aitti. Senna, Rusya'nın orta saha ve forvet arasındaki bağlantısını neredeyse yok etmeyi başarmıştı. İspanya'nın orta sahası güçlüydü. Dahası ilk yarının son bölümünde David Villa, sakatlanmış ve yerini Cecs Fabregas'a bırakmıştı.

İspanya, Fabregas sonrası daha çok 4-2-3-1'e benzeyen oldukça efektif bir oyun yapısına dönmeye başlamıştı. Bu sistemde hücuma dönük 3'lünün solunda yer alan David Silva, daha fazla boş alan ve özgürlük bulunca hücum yeteneklerini sergileme konusunda sıkıntı yaşamıyordu. Fabregas ise, forvet arkasında top dağıtarak dengesini bozuyordu Rus savunmasının.

Boğalar adına her şey olumlu giderken Luis Aragones, büyük bir risk alacaktı 69. dakikada tüm değişiklik haklarını kullanarak. 34. dakikada Fabregas'ı oyuna alan Aragones, Fernando Torres ve Xavi Hernandez'i de Xabi Alonso ve Daniel Güiza ile değiştiriyordu. Karşılaşma, İspanya'nın 1-0'lık üstünlüğü ile devam ediyordu; ama Rusya'nın atacağı bir gol, maçı 30 dakikalık uzatma bölümüne taşıyabilirdi. Bu durumda İspanya, 51 dakika boyunca oyuncu hamlesinden mahrum kalacaktı; ama kazanan Aragones oluyordu.

73. dakikada Rusya'nın gardını düşürecek golün sahibi, Daniel Güiza'ydı. Rus savunmasının aciz kaldığı pozisyonda Güiza, çok şık bir gol atmıştı. Aslına bakılırsa;Güiza'nın geçtiğimiz Real Mallorca formasıyla son 13 haftada atmış olduğu 16 golün önemli bir bölümü de gol noktasındaki sakinliği ve becerisi sayesinde gelmişti. Bu anlamda Güiza, kariyerinde bir gole daha imza atıyordu. Maçın bitimine sekiz dakika kala David Silva ile gelen gol ise, Valencialı oyuncunun turnuva boyunca gösterdiği üstün performansın sonucu olarak görülebilirdi.

İspanya, ilk yarıda Rusya'yı etkisiz hale getirdikten sonra 4-2-3-1 ile yıktı rakibini ve Final'de Almanya'nın rakibi oldu. 4 golle turnuvanın en skorer oyuncusu David Villa, sakatlığı nedeniyle Euro 2008'in son maçında sahadaki yerini alamayacak. İspanya, yine de güçlü ortası ile karşılaşmanın favorisi olarak görülebilir; ama Almanya'yı her zaman göz önünde bulundurmak gerekecektir...

26 Haziran 2008 Perşembe

Copa Libertadores: LDU Quito'dan Dev Adım



Copa Libertadores 2008 Finalleri'nde karşı karşıya gelen iki takımdan Ekvador temsilcisi LDU Quito, evinde oynadığı Final'in ilk maçında Brezilya temsilcisi Fluminense'yi 4-2 yenerek ikinci maç öncesi önemli bir avantaj yakaladı.
...

Estadio: La Casa Blanca, Quito
Asistencia:
Hora de Inicio: 20:50 ET
Árbitro(s): Chandía, Carlos (Árbitro)

LDU Quito: José Cevallos - Renan Calle, Jario Campos, Norberto Araujo, Damián Manso (73' por William Araujo) - Paul Ambrosi, Joffre Guerron Mendez, Patricio Urrutia, Enrique Vera - Luís Bolaños, Clauido Bieler (81' por Agustin Delgado)

Fluminense FC: Fernando Enrique - Thiago Silva, Luiz Alberto, Junior César, Gabriel - Arouca (66' por Maurício) , Ygor, Cicero, Darío Conca - Thiago Neves (89' Roger) - Washington (71' por Dodo)

Tarjetas Amarillas: 21' Enrique Vera, 40' Claudio Bieler, 60' Norberto Araujo (LDU Quito), 26' Luiz Alberto, 42' Ygor, 67' Washington (Fluminense FC)

Goles: 2' Claudio Bieler (1-0), 11' Darío Conca (1-1), 28' Joffre Guerron Mendez (2-1), 33' Jairo Campos (3-1), 45' Patricio Urrutia (4-1), 51' Thiago Neves (4-2)

Euro 2008, Türkiye: Başladığı Gibi Sona Erdi








...

Pekin 2008: ABD Basketbol Milli Takımı



2008 Pekin Olimpiyatları'nda ABD Basketbol Milli Takımı formasını giyecek 12 kişilik oyuncu kadrosu açıklandı.

Pekin'de mücadele edecek kadrodan dört oyuncu, 2004 Atina Olimpiyatları'nı bronz madalya ile tamamlayan takımda da yer almıştı (Dwayne Wade, LeBron James, Carmelo Anthony ve Carlos Boozer). 2000 Sydney Olimpiyatları'nda şampiyon olan kadrodan ise bir isim (Jason Kidd), 2008 kadrosunda bulunuyor.

Duke University
'den Mike Krzyzewski'nin antrenörlüğünü yapacağı ABD Milli Takımı'nda daha önce Olimpiyatlar'da görev yapacak dört oyuncunun blunuyor olması, takıma duyulan güveni bir kat daha artıyor olabilir. 1992 Barcelona ve 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda ''Dream Team'' projesi adı altında birleşen ekipler de turnuvalar sonrasında şampiyonluklara ulaşırlarken, daha önce Olimpiyat tecrübesi yaşayan oyuncuları kadrolarında bulunduruyorlardı:

1992 (4): Patrick Ewing ('84), Michael Jordan ('84), Chris Mullin ('84), David Robinson ('88)
1996 (6): David Robinson ('88, '92, '96), Mitch Richmond ('88), Charles Barkley ('92), Karl Malone ('92), Scottie Pippen ('92), John Stockton ('92)

1992 ve 1996'nın efsane kadrolarının etkisiyle 2000 Sydney'de de şampiyonluk, ABD'ye gitmişti; ama önceki iki kadrodan farklılıklar vardı. Barcelona ve Atlanta'da altın madalya kazanan ABD Milli Takımı, rakiplerine hiçbir şekilde söz hakkı vermezken maçları açık farklarla kazanıyordu. 2000 yılındaki turnuvada ise, işler değişecekti. Yarı Finaller'e kadar yine oldukça rahat gelen ABD, Litvanya'yı Sarunas Jasikevicius'un son saniyede kaçırdığı üç sayılık atış sayesinde 85-83 ile yenebiliyordu.

ABD, daha sonra Final'de Fransa'yı 85-75 mağlup edip altın madalyayı kazanacacaktı; ama Jasikevicius, bir devrin kapanmak üzere olduğunun haberini vermişti adeta Yarı Finaller'de. Artık dünya basketbolu, NBA seviyesine yaklaşıyordu ve ABD'nin bu gerçeği görmesi gerekiyordu; fakat Indianapolis'te düzenlenen FIBA World Cup'a bir önceki kadrodan sadece üç oyuncu çağrılacaktı.

2002'deki turnuvada ilk beş maçını kazandıktan sonra sırasıyla Arjantin ve Yugoslavya'ya mağlup olan ABD, Beşincilik-Altıncılık mücadelesinde de İspanya'ya yenilerek turnuvayı 6. sırada tamamlıyordu. ''Dream Team'' organizasyonunun dibe vurduğu 2002'den sonra 2004 Atina Olimpiyatları'nda ise ABD, bronz madalya ile yetinmek zorunda kalacaktı.

ABD Basketbolu ve NBA Yönetimi, büyük turnuvalarda art arda gelen başarısızlıklardan ders almış olacaklar ki, uzun süreli kadro yapılanmasına gittiler. Bu yüzden, 2004 Atina ve 2007 FIBA Americas turnuvalarında mücadele eden çekirdek kadroyu, 2008 Pekin Olimpiyatları'na da taşımayı tercih ettiler.

ABD'nin 2008 Pekin Olimpiyatları'nda mücadele edeceği 12 kişilik oyuncu kadrosu:

G - Jason Kidd, Dallas Mavericks

G - Chris Paul, New Orleans Hornets
G - Deron Williams, Utah Jazz
G - Kobe Bryant, Los Angeles Lakers
G - Michael Redd, Milwakuee Bucks
G - Dwayne Wade, Miami Heat
F - Carmelo Anthony, Denver Nuggets
F - LeBron James, Cleveland Cavaliers
F - Tayshaun Prince, Detroit Pistons
F - Carlos Boozer, Utah Jazz
C - Chris Bosh, Toronto Raptors
C - Dwight Howard, Orlando Magic

2008 Pekin'de mücadele edecek 12 kişilik kadrodan 8 isim, Olimpiyat vizesinin alındığı FIBA Americas 2007'de şampiyon olan ABD Milli Takımı'nın da kadrosunda bulunuyordu.

(Brezilya, Kanada, Venezuela ve Virjin Adaları ile aynı grupta yer alan ABD, tüm maçlarını kazandıktan sonra 2. Tur Grupları'nda Meksika, Porto Riko, Uruguay ve Arjantin'i de mağlup ederek Yarı Final'e yükselecek ve Yarı Final'de Porto Riko'yu 135-91, Final'de de Arjantin'i 118-81 ile geçip turnuvayı şampiyon olarak tamamlayacaktı).

ABD'nin Pekin Olimpiyatları'nda yer alacak kadrosunda bulunan sekiz oyuncunun FIBA Americas 2007 performansı ise şu şekildeydi:

Carmelo Anthony (21.2 ppg, .613 FG%, .578 3Pt FG%, 5.2 rpg, 1.4 apg in 9 games)*
LeBron James (18.1 ppg, .760 FG%, .622 3Pt FG%, 3.6 rpg, 4.7 apg in 10 games)
Kobe Bryant (15.3 ppg, .548 FG%, .459 3Pt FG%, 2.0 rpg, 2.9 apg in 10 games)
Michael Redd (14.4 ppg, .530 FG%, .453 3Pt FG%, 1.4 rpg, 1.5 apg in 10 games)
Dwight Howard (10.0 ppg, .814 FG%, 5.3 rpg, 18 blocked shots in 10 games)
Tayshaun Prince (7.3 ppg, .481 FG%, .357 3Pt FG%, 5.0 rpg, 2.1 apg in 9 games)
Deron Williams (4.7 ppg, .613 FG%, 5-10 3Pt FG, 1.0 rpg, 4.6 apg in 10 games)
Jason Kidd (1.8 ppg, 6-10 FG, 5-8 3Pt FG, 3.3 rpg, 4.6 apg in 10 games)

(* ppg: maç başına sayı, FG%: saha içi şut isabet yüzdesi, 3Pt FG%: üç sayılık atış isabet yüzdesi, rpg: maç başına ribaund, apg: maç başına asist)

10-0 ile FIBA Americas Şampiyonu olan ABD Milli Takımı kadrosunda yer almasına karşın Pekin'de olmayacak dört oyuncu ise; Amare Stoudemire, Chaunsey Billups, Tyson Chandler ve Mike Miller. Olimpiyatlar'da, dört oyuncunun yerini Carlos Boozer, Chris Paul, Chris Bosh ve Dwayne Wade alacak.

ABD Milli Takımı'nın 2008 Pekin kadrosu, gard ve forvet bölgesinde oldukça kuvvetli. Uzun oyuncu açısından ise, sadece üç isim görünüyor kadroda; fakat koç Mike Krzyzewski'nin turnuvada dört kısa ve bir uzun ile oynaması bekleniyor: Jason Kidd, Kobe Bryant, Carmelo Anthony ve Dwight Howard. NBA dışındaki basketbola, son yıllarda, sertlik anlamında cevap veremeyen ABD, kısa ve yetenekli oyuncuları sayesinde maçlarını hızıyla kazanmak isteyebilir.

ABD'nin gösterişli kadrosuna rağmen, NBA şampiyonu Boston Celtics'ten herhangi bir oyuncunun Finaller kadrosunda olmaması dikkat çekebilir. 2008 yılında All-NBA 1. Takımı'ndan sadece bir oyuncu, mücadele edemeyecek Pekin'de: Kevin Garnett. 2000 Olimpiyatları'nda şampiyon olan takımda yer alan Garnett'in üç yıllık proje dahiline giremediği için kadroya alınmadığı söylense de genel menajer Jerry Colangelo'nun Garnett'i kadroya alabilme çabasında bulunduğu, bilinen bir gerçek.

Pekin'de mücadele edecek ABD Milli Takımı, 2002, 2004 ve 2006'daki hatalarında ders almış olarak gidiyor, Olimpiyatlar'a. Bu da onları kazanmak için daha aç kılacaktır. Şampiyon olacaklarını tahmin ediyorum. Her ne kadar, rol oyuncularının eksik olduğu düşünülse de (Bruce Bowen veya Shane Battier gibi), Kobe, LeBron ve Wade gibi hızlı oyunu seven skorerlere ayak uydurabilecek Paul, Kidd ve Williams gibi zeki pasörler bulunuyor, ABD Milli Takımı kadrosunda.

20-25 Temmuz tarihlerinde Las Vegas'ta çalışacak olan ABD, ülkesindeki hazırlıklarını tamamladıktan sonra 31 Temmuz günü Çin'in Macao kentinde Türkiye ile de bir hazırlık karşılaşması yapacak.

24 Haziran 2008 Salı

Ronaldinho Boca Juniors'a ?



Geçtiğimiz sezon yaşadığı sakatlıklar ve gerek saha içi gerekse de saha dışı sorunlardan dolayı, üç haneli milyon dolarlar ile aynı cümleler içerisinde kullanılan piyasasını yerle bir eden Brezilyalı yıldız Ronaldinho'nun önümüzdeki sezon hangi kulüp için oynayacağı henüz netlik kazanmadı. Milan, Manchester City ve Chelsea'den sonra İspanyol gazetesi Sport'un haberine göre Ronaldinho'nun son taliplisi, Arjantin kulübü Boca Juniors !

Barcelona'nın yeni teknik direktörü Joseph Guardiola'nın göreve gelmesinden sonra, takımdan ayrılması kesinlik kazanan Ronaldinho ile en ciddi ilgilenen takımın Premier Lig ekiplerinden Manchester City olduğu konuşuluyordu. Tayland 23. Başbakanı Thaksin Shinawatra'nın başkanlığındaki City, Ronaldinho transferi ile birlikte tüm imajını değiştirip yüksek hedeflere oynamanın planları yapıyordu. Ronaldinho, City adına büyük bir projenin ilk adımıydı; ama görüşmeler, bir noktadan sonra tıkanacaktı.

Milan ve Chelsea haberlerine ise, daha şüpheci yaklaşmak gerekebilirdi. Geçtiğimiz sezonun sonlarında, Ronaldinho ve Barcelona ilişkisinin büyük yaralar aldığı dönemde, İtalyan devi Milan'ın Ronaldinho ile sözleşme imzaladığı ve transferin Barcelona ile Milan arasındaki görüşmelerin ardından resmiyet kazanacağı söyleniyordu; fakat zaman geçtikte haber, gündemdeki yerini kaybetmeye başlayacaktı. Ronaldinho'nun, ''Milan'la herhangi bir anlaşma yapmadım'' açıklaması ise, tüm ilginin diğer seçeneklere yoğunlaşmasına neden oluyordu.

Chelsea opsiyonu, aslına bakılırsa, çok yeni değil. Barcelona ve Chelsea'nin üst üste iki sezon Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finalleri'nde birbirlerine rakip olduğu dönemde Ronaldinho, kariyerinin en üst seviyesini yaşıyor ve Chelsea'nin Rus Başkanı Roman Abramovich, Brezilyalı yıldızı almak adına her türlü çabayı sarf edecek gibi görünüyordu; ama Barcelona, oyuncusunu satmayacaktı. Chelsea ve Ronalhinho ilişkisi, İngiliz ekibinin önümüzdeki sezon için Brezilyalı teknik direktör Luiz Felipe Scolari ile anlaşmasından sonra tekrar konuşulmaya başlanmıştı; fakat bundan fazlasını göremeyecektik.

Katalan gazetesi Sport'un iddiası ise, tüm diğer ihtimallerden çok daha çekici: Boca Juniors! Tarafların Boca Juniors adına bir aracıyla birlikte, geçtiğimiz hafta oynanan Brezilya-Arjantin maçından önce Belo Horizonte'de temas kurdukları iddia ediliyor. Ronaldinho'nun Boca Juniors ile bir geleceği olur mu, bilinmez; ama transfer, gerçekleşirse son yılların en ilginç oyuncu hareketi olacaktır.

Arjantin ve Brezilya arasındaki tabu, biraz karışık da olsa, River Plate'den Javier Mascherano ve Boca Juniors'tan Carlos Tevez'in Brezilya takımı Corinthians'a geçmesinden sonra yıkılır gibi olmuştu; ama Ronalldinho & Boca Juniors, hiç kuşku yok ki çok daha büyük bir sansasyon yaratacaktır, dedikodunun doğru çıkması halinde.

22 Haziran 2008 Pazar

Hollanda: Hızlı Yaşadı, Genç Öldü



Euro 2008'de Çeyrek Finaller'in üçüncü gecesi, çok büyük bir sürprize sahne oldu. Grup maçları sonrası turnuvanın açık ara en iyi takımı olan Hollanda, 120 dakika boyunca ezildiği Rusya'ya normal sürede 1-1 ile dayansa da uzatma bölümünde gelen iki Rus golü, üçüncü yarı finalistin adını belirlemek için yeterli olacaktı.

Ölüm Grubu adı verilen C Grubu'ndan Fransa ve İtalya'yı darmadağın ederek lider çıkan Hollanda, ilk iki maçtaki kadrosundan herhangi bir oyuncuyu değiştirmeden çıkıyordu Rusya karşısına; fakat Hollanda, grup maçlarındaki moralli futbolundan çok uzak kalacaktı. Savunma oyuncusu Khalid Boulahrouz, maçtan bir-iki gün önce bebeğini kaybetmiş ve buna rağmen kendi isteğiyle Rusya maçında takımındaki yerini almıştı. Boulahrouz'un oynama kararı, bir çeşit Rus ruletiydi. Acısı taze Hollandalı'nın göstereceği performans takımı adına son derece önemli olabilirdi.

10 Haziran günü D Grubu'nun açılış maçında İspanya'ya 4-1 mağlup olan Rusya ise, kısa süre içerisinde büyük bir değişime uğramıştı. Euro 2008 Elemeleri'nin son maçında Andorra deplasmanında gördüğü kırmızı karttan dolayı iki maç oynamama cezası ile yüzleşmek durumunda kalan Andrei Arshavin, İsveç maçıyla formasına kavuşurken tüm takımın görüntüsünü değiştiren en önemli faktör olmuştu.

Gruplardaki ilk maçtan Çeyrek Final'e kadar Rusya kadrosundaki tek değişiklik, Andrei Arshavin değildi. İlk maçta büyük açıklar veren Rus savunması, Sergei Ignashevich ile takviye edilmişti. İleri uçta ise Ivan Saenko görev alacaktı.

Hollanda'nın turnuvadaki en kuvvetli olduğu bölgesiydi, orta sahasıydı. İki yönlü kullanılabilen bir orta sahaya sahipti, Hollanda. Ayrıca kulübeden gelebilecek Arjen Robben ve Robin van Persie gibi çok güçlü iki alternatif de bulunuyordu, Hollanda teknik direktörü Marco van Basten'in elinde; fakat van Basten, İtalya ve Fransa'ya karşı kazanan takımı bozmamak adına skora direkt etki yapabilecek iki oyuncusunu yanına alarak başlıyordu, Rusya karşılaşmasına.

Marco van Basten, vermiş olduğu kararın pişmanlığını ilk 45 dakika boyunca hissetmiş olmalıydı. Rusya orta sahası, enerjisiyle rakibinin en güçlü olduğu bölgede hiçbir şekilde ezilmiyordu, oynadığı oyunla. Hollandalı teknik direktör, müdahale için ilk yarının tamamlanmasını bekliyordu.

Hollanda'nın turnuva boyunca uygulamaya çalıştığı 4-2-3-1'de forvetin arkasındaki üçlünün sağında görev yapan Dirk Kuyt, etkisiz kalınca devrede yerini Robin van Persie'ye bırakıyordu. İşin kötüsü, Khalid Boulahrouz'un yaşadığı travmadan çıkamamıştı. van Basten, ikinci değişiklik hakkını 54. dakikada kullanmak durumunda kalıyordu. Hesapta olmayan bir değişiklikle, savunma oyuncusu John Heitinga dahil oluyordu oyuna.

Boulahrouz'un oyuna devam edememesi, Hollandalı oyuncuları psikolojik açıdan olumsuz şekilde etkileyebilirdi. Rusya ise bu dakikalarda etkili oyununu devam ettiriyordu. Gol için fazla geç kalınmayacaktı. İsveç maçında bir gol attıktan sonra dünyaları kaçıran Roman Pavlyuchenko, 56. dakikada önde direkte affetmiyordu.

Rus takımının sırrı, ileri-geri çalışan bekleriydi. Maç sonrası, Euro 2008'in resmi sitesinde Rusya'nın sahaya dizilişinde sağ bek Alexander Anyunov ve sol bek Yuri Zhirkov, orta sahanın kanatlarında gözüküyordu. Ruslar, Pavlyuchenko'nun arkasında görev yapan ve ayağına aldığı her topta Hollanda savunmasını perişan eden Arshavin ile işi normal sürede bitirecek gibi gözüküyordu. Bu arada, üçüncü oyuncu değişikliğini de yapıyordu Marco van Basten, 62. dakikada.

Hollanda kulübesinde hiç de fena görünmeyen alternatifler bulunuyordu; fakat van Basten, Klaas Jan-Huntelaar ve Arjen Robben'in de içinde yer aldığı seçenekler arasından Ibrahim Afellay'ı tercih ediyordu, son hakkı için. Robben'in kasıklarındaki problem, oynamasına engel olabilirdi ve belli ki Marco van Basten, orta sahadaki yapıyı bozmak istemiyordu Orlando Engelaar'ı oyundan alarak.

Hollanda adına tüm ümitler sona ermek üzereyken, bitime dört dakika kala, sahneye çıkan isim ise Ruud van Nistelrooy oluyordu. 10 numaraların eşleşmesinde Rus meslektaşının solosunu izlemek durumunda kalan Hollandalı 10 Wesley Sneijder'in sol çaprazdan kullandığı serbest atışa arka direkte Nistelrooy, dokunuyor ve maç 1-1 ile uzatmalara gidiyordu.

Hollanda'ya, sanki grup maçlarındaki performansının hatrına, bir şans daha veriliyordu. Peki, bu durum Hollanda adına ne gibi sonuçlar doğuracaktı? Rusya, Hollanda'yla oynamaya 30 dakika devam ediyordu. Uzatmalar, en çok Rusların yıldızı Andrei Arshavin'in işine gelecekti. Arshavin, uzatmaların ikinci devresinde göstermiş olduğu performans ile piyasasını arttırmakla meşguldü.

112. dakikada Hollanda savunmasının sağ tarafı ile iyice haşır neşir olan Arshavin, sol ayağıyla yaptığı ortada kaleci Edwin van der Sar'ın da kafasını karıştırarak takım arkadaşı Dmitri Torbinski'yi topla birlikte kalenin içine sokuyordu. Dört dakika sonrasında ise, işi kendisi bitirecekti. Taç atışından gelen top sonrası tek vücut çalımı yaparak kaleci ile yüz yüze gelen Arshavin, 210 dakikalık Euro 2008 kariyerinde tavan yapıyordu.

Rusya, turnuva süresi içerisindeki en büyük gelişmeyi gösteren takım olmayı başarırken Hollanda; Portekiz ve Hırvatistan'ın ardından ilk tur gruplarını lider kapamasına karşın Yarı Final göremeyen üçüncü takım oldu. Fransa maçının ardından, Hollanda'nın büyük turnuvalardaki futbol stilinden bahsederken, ''...Euro 2004'te de hücum futbolu, Hollandayı ancak Yarı Finaller'e kadar taşıyabilmişti'' demiştim. 2008'de ise son yılların en zengin hücum takımına sahip olmalarına rağmen, Yarı Final'i bile göremediler.

Hollanda için, hüsranla kapanan bir büyük turnuva daha. Hücum futbolunun yeniden kazanacağı düşünenler, üzülmesin. Rusya da fena değil hani ?...

20 Haziran 2008 Cuma

Almanya: Bir Turnuva Klasiği Daha



Euro 2008 Çeyrek Finalleri'nin ilk maçında Almanya, Portekiz'i 3-2 mağlup ederek bir üst tura çıkmayı başardı ve Yarı Final için, Türkiye ile Hırvatistan eşleşmesinden gelecek rakibini beklemeye başladı. Almanya'da grup maçlarında ilk 11 şansı yakalayamayan Bastian Schweinsteiger, 1 gol ve 2 asistlik performansı ile galibiyette önemli rol oynadı.

Karşılaşma öncesi, favori gösterilen Almanya değil Portekiz'di. Portekiz, Türkiye'nin de bulunduğu grupta oynadığı ilk iki maçta, rakipleriyle arasında büyük güç farklarının olduğunu gösteren performanslar sergilemiş ve gruptan lider olarak çıkmayı garantiledikten sonra ev sahibi İsviçre'ye 2-0 mağlup olmuştu. Almanya ise, puan kaybı yapmadan çıkması beklenilen grupta Hırvatistan'a yenilmiş, Avusturya'yı da çok zorlandığı bir maçın ardından ancak 1-0 ile geçebilmişti.

Portekiz'in Çeyrek Finaller'e oldukça güçlü geliyor olması, Cristiano Ronaldo ve arkadaşlarının özgüvenlerini sağlamlaştırmak adına güçlü bir ortam yaratmış olabilirdi; fakat Ronaldo özelinde Nani, Quaresma, Simao ve Paulo Ferreira gibi ''rahat'' oyuncuları kadrosunda bulunduran Portekiz, favori olmanın ağırlığını da kaldırmayabilirdi. Büyük şanssızlıkları ise, Almanya'nın otoriteler tarafından küçümseniyor olmasıydı. Muhtemelen Almanlar, bu durumdan besleneceklerdi.

Karşılaşma öncesi, Almanya'da Avusturya maçına oranla kadroda bazı değişiklikler göze çarpıyordu. Sezon boyunca sakatlıklarla uğraşan Torsten Frings, Euro 2008'de ancak üç maç dayanabilmişti. Frings ile boşalan bölgede Simon Rolfes görev yapacaktı, Portekiz karşısında. Hırvatistan maçında gördüğü kırmızı kart ile cezalı duruma düşen Bastian Schweinsteiger ise bir maçlık aranın ardından takıma dönerken, Euro 2008'de ilk kez 11'de başlamanın heyecanını yaşayacaktı (Avusturya maçında tribünde beraber oturduğu teknik direktör Joachim Löw ile birkaç konu üzerinde anlaşmışlardı, belki de. Ne konuştular ki, merak ettim).

Almanya adına en olumlu gelişme, Mario Gomez'in artık ait olduğu yere gelmiş olmasıydı. Önceki sezon, Stuttgart ile kazandığı şampiyonluk dönemindeki performansıyla işlerini yürüten Gomez, tüm kredisini yok etmişti. Avusturya maçında boş kaleye kaçırdığı golden sonra, 60 dakika daha oyunda kalan Mario Gomez'in yerinde Lukas Podolski gözüküyordu, kağıt üzerinde. Podolski'den boşalan sol kanat ise, Thomas Hitzlsperger tarafından işlenecekti.

Portekiz cephesinde, Türkiye ve Çek Cumhuriyeti maçlarını kazanan 11 ve sistemden herhangi bir değişiklik yapılmamıştı. 4-2-3-1 uygulanmaya devam edecekti.

Jose Bosingwa, turnuva boyunca olduğu gibi, Portekiz'in takım olarak düşündüğü hücum sisteminin önemli parçalarından biriydi. Almanya karşısında da, hemen başında, takımına oyunun ikinci ve üçüncü bölgelerinde katkı sağlayabileceğinin ipuçlarını veriyordu; fakat iki takım arasındaki farkı oluşturan isim, Bastian Schweinsteiger olacaktı.

Karşılaşmanın 22. dakikası, Almanya için gol dakikasıydı. Almanların Philip Lahm ve Michael Ballack ikilisini kullandıkları pas alışverişinde sol kanatta topla buluşan Lukas Podolski'nin ceza sahasına gönderdiği topu, ön direkte Schweinsteiger tamamlayacaktı. Gol, Schweinsteiger'in yaptığı koşunun efektif bir sonucuydu. 2006 Dünya Kupası Üçüncülük Maçı'nda karşı karşıya gelen iki takımdan Almanya, rakibini 3-1 mağlup ederken maçın yıldızı iki gol ile oynayan Bastian Schweinsteiger olmuştu.

Sezon içerisinde Bayern Münih'te de zaman zaman yedek kalan Scweinsteiger, Joachim Löw'ün doğruyu bulması ile birlikte Çeyrek Finaller'den itibaren hünerlerini ülkesi adına sergilemeye başlamıştı. 26. dakikada kazanılan serbest atışta topun arkasına geçen Schweinsteiger, Miroslav Klose'nin şampiyonadaki gol özlemine son vereceği vuruşu yapmasını sağlıyordu. Golde Portekiz kalecisi Ricardo'nun kararsızlığı ve Portekiz savunmasının dikkatsizliği de önemli rol oynayacaktı.

Almanya karşısında 2-0 yenik duruma düşen Portekiz'de teknik direktör Luiz Felipe Scolari, sakatlanan Joao Moutinho'nun yerine Raul Meireles'i alıyordu oyuna. Meireles, 4-2-3-1'de Petit'ye Moutinho'dan daha fazla katkı sağlayabilirdi. Moutinho, hücum tarafı ağır basan ve Portekiz'in kendisinden zayıf olan takımlarla oynadığı karşılaşmalarda bu özelliği ile etkili olan bir oyuncuydu; ama Almanya karşısında 4-2-3-1'in göbeğinde sorunlar yaşanmış olabilirdi.

Portekiz, 2-0'ın ardından bir an önce kendine gelmeliydi. Bu noktada Portekiz'in güvenebileceği en önemli isim, Cristiano Ronaldo'ydu ve Ronaldo, kişisel becerisiyle takımına bir gol fırsatı yaratacaktı, ilk yarının bitimine beş dakika kala. Alman savunmasının sağını gözüne kestiren Ronaldo, kendine has hareketlerle girdiği rakip ceza alanında sol çaprazdan kaleyi görüyor ve kaleci Jens Lehmann'dan seken top, Nuno Gomes tarafından tamamlanıyordu. Portekiz, farkı bire indirmişti.

Nuno Gomes, turnuva boyunca etkisizdi; fakat Almanya karşısında attığı gol ile tarihe geçmeyi başarıyordu. Daha önce Euro 2000 ve Euro 2004 turnuvalarında Portekiz formasıyla toplam 5 gol atan Gomes; Jurgen Klinsmann, Thierry Henry ve Vladimir Smicer ile birlikte üç ayrı Avrupa Şampiyonası'nda gol atan dördüncü oyuncu oldu.

İlk yarının sonunda Nuno Gomes'in attığı gol ile umutlarını koruyan Portekiz, ilk 45 dakikaya bir gol daha sıkıştırma şansını Ronaldo ile değerlendiremeyince soyunma odasına önde giden taraf, Almanya oluyordu.

Almanya, turnuva boyunca duran toplardaki muhtemel hava üstünlüğünden fazlaca yararlanamamıştı. Durumun birkaç açıklayıcı nedeni vardı, elbette. Miroslav Klose ve Michael Ballack gibi yüksek toplarda etkili olan ortalama boylara sahip olan oyuncuların yanında savunmadan gelecek Per Mertesacker ve Christoph Metzelder ikilisi, Almanya'ya farklı açılımlar getirebilirdi; ama duran topları kullanacak bir oyuncuya ihtiyaçları vardı ki problem, ilk yarıda Bastian Schweinsteiger ile çözülmüş gibi duruyordu ve 61. dakikada Almanya adına aynı formül bir kez daha uygulanacaktı.

Portekiz, ilk golden ders almamış gibiydi. Schweinsteiger, ezberi bozmuyordu; fakat sorun ceza alanındaydı. Michael Ballack'ın, Chelsea'den takım arkadaşı Paulo Ferreira'ya yaptığı net faul İsveçli hakem tarafından görülmüyordu. Yeni sezonda Chelsea'yi çalıştıracak olan Luiz Felipe Scolari, müstakbel öğrencisine engel olamayacaktı. Portekiz, bir kez daha iki farklı mağlubiyet ile yüzleşmek durumundaydı maç içerisinde.

Portekiz, üstün yetenekli kanat oyuncularına sahip olabilirdi; ama en büyük defosu, turnuva başından beri açıkça görülen, forvet eksikliğiydi. Nuno Gomes, attığı gole rağmen, rakip savunmayı yıpratabilecek veya hücumda Portekiz lehine üstünlük kurabilecek tipte bir forvet oyuncusu değildi. Scolari de bu yüzden hücumda çeşitli arayışlara gitmek durumunda kalıyordu. 67. dakikada Nuno Gomes'in yerine Nani oyundaydı. Scolari'nin zaman zaman denediği bir yoldu, bu. Forvetsiz oyunda orta sahadaki oyuncularının hücum gücünden yararlanmak istiyordu.

Scolari, forvetsiz sistem tercihini bu kez sadece 6 dakika sürdürüyordu. 73. dakikada Petit'nin yerine Helder Postiga, dahil oluyordu oyuna. Bu değişiklikle birlikte Portekiz, daha çok 4-1-4-1'e benzeyen bir sistem ile yayılabilirdi sahaya. Nani, takımı adına oyuna hareketlilik getirmişti; ama beklenilen gol için geç kalınmıştı. 87. dakikada oyuna sonradan giren iki oyuncunun ortaklığında Nani'nin ortasını Helder Postiga'nın kafası tamamlıyor; fakat Almanya'nın 3-2'lik galibiyeti, Portekiz'in Scolari antrenörlüğündeki son karşılaşması olarak kalıyordu.

Almanya, karşılaşma öncesi Portekiz'i favori gören otoriteleri cezalandırıyordu gösterdiği dominant performansla. Maç sonunda ise, bir klişe dillenecekti bir kez daha: ''Turnuva takımı'' Almanya...