31 Temmuz 2008 Perşembe

Tottenham Hotspur: Transfer Şampiyonu?



Liverpool'un Robbie Keane için kulübün kasasına koymayı taahhüt ettiği 19 milyon pound, Tottenham Hotspur tarafından kısa süre içerisinde reaksiyon gösterilecek kadar yüklü bir ücretti. Geçtiğimiz sezon ortasında göreve getirilen İspanyol menajer Juande Ramos, Keane transferinden gelen sıcak paranın Blackburn Rovers'ın orta saha oyuncusu David Bentley için kullanılmasına onay verdi ve Spurs, bu sabah 15 milyon pound (+2 milyon pound bonus) karşılığında İngiliz oyuncuyu kadrosuna kattı.

Tottenham Hostpur'a transferi toplam 17 milyon pounda mal olacak olan oyuncu, altyapısından yetiştiği Arsenal ile ilk maçına 2002-2003 Sezonu'nda çıktığında 19 yaşındaydı. 2004-2005 Sezonu'nda ise daha fazla forma şansı bulabileceği Norwich City'ye kiralanmıştı. Aynı sezon küme düşen Norwich'te ismini duyurmayı başaran Bentley, ertesi sezon ise kariyerinde çıkışa geçeceği Blackburn Rovers'a kiralanacaktı. Rovers'ın Bentley'nin bonservisini alması için sadece 5 ayın geçmesi gerekiyordu.

2006 yılının Ocak ayında Rovers'ın oyuncusu olan Bentley, bonservisinin alınmasından sonra çıktığı ilk maçta Manchester United'a üç gol atarak kariyerinin en dikkat çekici performansını sergilemişti. Bentley'nin önünü açan, özgüvenini kazanmasını sağlayan maçtı belki de Blackburn Rovers'ın rakibini 4-3 mağlup ettiği bu karşılaşma.

Geçtiğimiz sezon başında Charlton Athletic'ten Darren Bent'i 16.5 milyon £ karşılığında kadrosuna katarak kulüp tarihinin transfer rekorunu kıran Tottenham Hotspur, 2008 Yazı'nda Dinamo Zagreb'in Hırvat oyuncusu Luka Modric için de aynı ücreti gözden çıkarmış ve rekor egale edilmişti. Darren Bent ve David Bentley transferleri arasında hemen hemen 1 yıllık bir sürenin bulunduğu düşünüldüğünde, son derece enteresan bir görüntü çıkıyor ortaya. Bentley'nin 17 milyon £ tutan bonservis bedeli, Tottenham adına yeni bir rekor. Üstelik, sadece bir yıl içerisinde üçüncü kez el değiştiren bir rekor.

Bentley transferinden karlı çıkan bir diğer taraf ise, Arsenal. Arsenal'in Fransız menajeri Arsene Wenger'in Blackburn Rovers ile yapılan sözleşmeye eklediği özel şarta göre Gunners, transferden 7 milyon £ kazanacak. Bentley, kendisi için ödenen bonservis ücretinin karşılığını verebilir mi, bilinmez; ama Tottenham Hotspur, yaz mevsiminde yapmış olduğu transferler ile şimdiden yeni sezonda Premier Lig'in merakla beklenen takımlarından biri haline geldi bile.

Euro 2008'in yıldızlarından olması beklenen Hırvat oyuncu Luka Modric'i turnuva öncesi kadrosuna katmayı başaran Tottenham Hotspur, Barcelona'nın 19 yaşındaki Brezilyalı oyuncusu Giovani dos Santos'u da 4.7 milyon £ karşılığında renklerine bağlamıştı. Transfer ücreti, Giovani'nin yeni takımındaki performansına göre 8.6 milyon £'a kadar çıkabilir. Orta sahaya yapılan bu iki takviyenin yanı sıra, Jermaine Jenas ile de 2013 yılına dek uzanan yeni bir sözleşme imzaladı Tottenham Hotspur. Son durumda Juande Ramos'un güçlü bir orta alana sahip olduğunu söyleyebiliriz: David Bentley, Aaron Lennon, Jermaine Jenas, Didier Zokora, Luka Modric ve Giovani dos Santos.

Tottenham'ın transfer sezonunda değişikliğe gittiği bir diğer bölge ise, kale oldu. 2003 yılından bu yana İngiltere Milli Takımı'nın da kalesini koruyan Paul Robinson, yeni sezonda Blackburn Rovers forması giyecek. Tottenham'ın kalesinde de Juande Ramos'un PSV Eindhoven'dan öğrencisi Brezilyalı Heurelho Gomes olacak.

''Cruzeiro'ya transfer olduğumda dönemin Brezilya Milli Takımı kalecisi Dida'nın yerini almıştım ve bunu yapmaktan mutluydum. Daha sonra PSV Eindhoven'a geldim. Benden önce kaleyi koruyan Ronald Waterreus, PSV'de 10 sezon geçirmişti. Oldukça popüler bir isimdi, fakat PSV'den ayrıldığımda bir idol haline gelmiştim. İngiltere'de de tek düşüncem, iyi oynamak olacak'' diyor, Tottenham'ın transferi için 7.8 milyon £ harcadığı ''Ahtapot'' lakaplı yeni kalecisi Gomes.

Tottenham Hotspur'da kartlar açıldı. Orta sahaya önemli oyuncular alındı. Paul Robinson'ın ardından kalede hissedilecek muhtemel eksiklik Gomes ile kapatıldı. Savunmada Michael Dawson ile, tıpkı Jermaine Jenas gibi, 2013 yılına kadar devam edecek bir sözleşme imzalandı; fakat açıkta kalan bir bölge var: Forvet!

Tottenham Hotspur ile ilgili haberlerde, tüm bir transfer dönemi boyunca, Bulgar forvet Dimitar Berbatov'un Manchester United formasını ne zaman giyeceği konuşuldu. Yılan hikayesine dönen transfer için Alex Ferguson'ın 35 milyon £'luk bonservis bedelini ödemeyi kabul ettiği dedikoduları ortaya çıktı. Transfer hala gizemi koruyor. Bu arada Robbie Keane, Liverpool'a imza atıp ilk maçına çıktı bile. Tottenham, muhtemelen bir forvet alacak. Peki, bu isim kim olacak?

Tottenham'ın yeni forvet transferini Berbatov'un geleceğine göre yapacağını sanmıyorum. Manchester United, şu sıralar önceliği Carlos Tevez'e vermiş gibi gözüküyor. Tevez üzerinden konuşulan 32 milyon £ gibi ücretlerden sonra en az bir o kadar daha Berbatov için verilir mi, bilemiyorum. Tottenham, transfer döneminin bitmesine bir ay kala, açıkça tek bir ülkeden iki oyuncu üzerinde duracak: Andrei Arshavin ve Roman Pavlyuchenko.

David Bentley için harcanan 17 milyon £ pound sonrasında bile Arshavin hakkındaki iyimserliğini korumaya devam ediyor, Tottenham Hotspur. Rus oyuncunun kulübü Zenit St Petersburg, transfer konuşmalarında kapıyı 20 milyon £ üzerinden açıyor. Arshavin'i kadrosuna katabilmek adına yoğun uğraş sarf eden Barcelona, yüksek bonservis bedelini karşılayamayacağından dolayı transferden vazgeçmek durumunda kalmıştı. Tottenham, görünürdeki tek alıcı; fakat Zenit'i parayla ikna etmek çok da kolay değil.

Zenit özelinden yola çıkılarak, tüm Rus kulüpleri bazında ortak bir yorumda da bulunulabilir. Tottenham adına benzer durum, Spartak Moskova ile Roman Pavlyuchenko transferi için yapılan görüşmelerde de ortaya çıkmıştı. Tottenham, Pavlyuchenko'nun ''priceless'' olduğunu anlamak için bir süre beklemek durumunda kalacaktı. Büyük yıldızları yüksek ücretlerle kendi liglerine getiren Ruslar, aynı yöntem ile kandırılamayacak kadar doymuş olmalılar nakit paraya.

Tottenham, ileri uçta fark yaratacak bir forvet arıyor. Piyasada kalan oyuncular, ''top class''. Andrei Arshavin, hücum bölgesinde Dimitar Berbatov'u tamamlayabilecek son derece iyi bir aday, fakat gün geçtikte transfer biraz daha zora girecektir.

Tottenham adına mutluluk duyulacak gelişme ise, mevcut kadro içerisinden. 7 gün içerisinde oynanan üç hazırlık maçında (Hercules 1-1, Norwich City 5-1, Leyton Orient 5-1) toplam sekiz gol atan Darren Bent, beklentilerin altında kaldığı geçtiğimiz sezonun ardından iyi bir geridönüş hazırlığındaymış gibi göründü. Robbie Keane'in takımdan ayrılmasından sonra Bent, daha fazla sorumluluk almaya başlayacaktır.

Kuzey Londra'nın zengin kulübü, bir kez daha sezon öncesi transfer haberlerinin en üst sıralarında yer almayı başardı. Ramos'un yeni sezonda daha fazla tesirinin olacağını düşünüyorum, Tottenham üzerinde. Şampiyonluk? Uzak gibi görünüyor, ama seviye atlama zamanı geldi de geçiyor bile.

Rüya Gerçekleşti: Robbie Keane, Liverpool'da



İngiltere Premier League ekiplerinden Liverpool, Tottenham Hotspur'ın İrlandalı golcüsü Robbie Keane ile anlaştı. Transfer döneminde daha önce David Ngog, Diego Cavalieri, Philipp Degen ve Andrea Dossena'yı kadrosuna katan Liverpool, böylece bu sezonki beşinci transferini gerçekleştirmiş oldu. Keane, Liverpool'da 7 numaralı forma ile mücadele edecek. Bu transferden dolayı Tottenham kasasına ise 19 milyon pound girecek.

Güney Dublin, Crumlin United. Robbie Keane adına hikayenin başladığı yer. 1987-1989 yılları arasında Liverpool forması giyen İrlandalı golcü John Aldridge posterlerinin duvarlarda asılı olduğu dönemler... Keane, Crumlin United için oynuyor ve basamakları hızla çıkmaya başlıyordu. Yeteneğinin keşfedilmesi için fazlaca zaman geçmesine gerek yoktu. 1995 yılında Wolverhampton Wanderers forması giymeye başladığında henüz 15 yaşında olan Robbie Keane, A takıma yükselmek için sadece iki yıl bekleyecekti. A takımdaki ilk maçında ise kurban, Norwich City'ydi. Keane, Wolves formasıyla çıktığı ilk maçta iki gol atarak takımının maçı 2-0 kazanmasını sağlıyordu. Yeteneği artık haber başlıklarındaydı.

Wolverhampton Wanderers'taki performansı, dönemin Liverpool menajeri Gerard Houiller'nin dikkatini çekmişti. Keane, çocukluk hayalini gerçekleştirebilirdi Liverpool'un transfer teklifini kabul ederek; fakat Keane için futbol oynama isteği, Anfield Road hedefinin önüne geçecekti. Michael Owen ve Robbie Fowler ikilisi, Robbie Keane adına güçlü bir kombinasyondu. Bu yüzden, 1999-2000 Sezonu başında tercihini Coventry City'den yana kullanacaktı, 19 yaşındaki Robbie Keane. Coventry City, İrlandalı oyuncuyu kadrosuna katabilmek adına 6 milyon pound gibi astronomik bir ücreti gözden çıkarmıştı.

Keane, sezonu 14. sırada bitiren takımı ile çıktığı 34 maçta 12 gol atarak ligin en golcü oyuncularından biri olacaktı. Kendisi için ödenen bonservis fiyatının karşılığını ise çoktan vermişti. İngiliz takımlarının yanı sıra Avrupa'nın dev ekipleri de peşine düşmüştü bu genç oyuncunun. Transfer yarışını ise İtalya'dan Inter kazanmıştı. Marcello Lippi'nin teknik direktörlüğünü yaptığı Inter, Keane için Coventry City'ye 13 milyon pound ödemeyi göze alıyordu.

Robbie Fowler ve Michael Owen'ın varlığı nedeniyle Liverpool transferini geciktiren Keane, bu kez daha kararlıydı. Inter, kadrosunda birçok önemli forvet oyuncusu bulunduruyordu. Christian Vieri ve Ronaldo gibi yıldız isimlerin arkasında bekleyen Antonio Pacheco, Hakan Şükür, Alvaro Recoba ve Ivan Zamorano'nun arasından sıyrılan Robbie Keane, Marcello Lippi'nin referansıyla Inter kadrosunda kendisine yer bulabilmişti, fakat böyle devam etmeyecekti. Lippi'nin işine sezonun ilk maçının ardından son verilince tüm planlar suya düşüyordu.

Lippi'nin görevden alınmasının ardından forma şansı bulamayan Keane, Leeds United formasıyla İngiltere'ye geri dönecekti. Leeds'de kiralık geçirdiği ilk dönemde oldukça başarılıydı, Keane. 14 kez ilk 11'de sahaya çıkmış ve takımı adına 9 gol kaydetmeyi başarmıştı. Bonservisinin alınması için yeterli bir gelişmeydi bu. Mayıs 2001'de 12 milyon pound karşılığı Leeds United oyuncusu olan Keane, bir sonraki sezon 36 maçta 10 gol ile oynayacaktı. Bu sırada Leeds, Avrupa ve İngiltere Futbolu'ndaki fırtınalı yılların ekonomik anlamda sıkıntısını çekmeye başlıyordu. 2002-2003 Sezonu'nda Leeds United'dan ayrılan oyunculardan biri de Robbie Keane olacaktı.

Tottenham Hotspur, 7 milyon pound ödeyerek kadrosuna katıyordu kariyerine hızlı bir başlangıç yaptıktan sonra yeni bir çıkış arayan İrlandalı oyuncuyu. Keane, Coventry City'den sonraki yıllarında kariyerinde düşüş yaşamasanın yanı sıra, ''huysuz, geçimsiz ve kavgacı bir oyuncu'' etiketiyle tanınmaya başlanacaktı.

2005 yılının Nisan ayında oynanan Birmingham City maçında, tüm oyuncu değişiklik haklarının kullanılmasının ardından yedek kulübesinde kalmaya devam eden Robbie Keane, hocasının bu tercihini soyunma odasına giderek protesto edecekti. Keane, daha sonra 10.000 £ para cezası alıyor ve rezerv takımla antrenmanlara çıkmaya başlıyordu. 2005-2006 Sezonu ise, Keane için yeni bir başlangıç anlamına gelebilirdi. Hollandalı menajer Martin Jol, forvetteki tercihini Jermaine Defoe veya Mido'dan değil Robbie Keane'den yana kullanıyordu.

Robbie Keane, sezonu 16 gol ile Premier Lig'in en golcü oyuncuları arasına girerek tamamlayacaktı. Keane adına asıl büyük gelişme ise, birinci kaptan Ledley King'in olmadığı maçlarda sahaya kaptan olarak çıkmaya başlamasıydı. Tottenham'da kariyeri için yepyeni bir sayfa açan Keane ile ilgili olan bir diğer yenilik de gol sevinçleri olmuştu. İrlandalı, attığı her golün ardından köşe bayraklarından birine doğru giderek yan taklalar atıyor ve hareketini elinde bir silah varmış gibi ateş ederek tamamlıyordu.

26 Aralık 2007 günü, Fulham ile oynanan maçta iki gol atarak Premier Lig'de 100 gol barajına ulaşan 13. oyuncu olan Robbie Keane, menajer Martin Jol'ün açıklamalarından sonra kısa süre içerisinde klasikleşen gol sevincine ara verecekti. Jol, oyuncusunun yaşadığı sevinç sırasında sakatlanma riskinin bulunduğunu söylüyordu. Keane, sadece bir kez daha yapacaktı bu gösteriyi. 19 Ocak 2008 günü, Sunderland ile oynanan maçta Tottenham formasıyla 100. resmi golünü kaydeden Robbie Keane, golü taklalar atarak kutluyordu. Keane, kulüp tarihinde bu seviyeye çıkan 15. oyuncu olmayı da başarmıştı.

Robbie Keane, profesyonel kariyerindeki ilk kupasını da yeniden doğduğu Tottenham Hotspur'da kazanacaktı. 24 Şubat 2008 günü Wembley Stadı'nda normal süresi 1-1 sona eren maçta Chelsea'yi 2-1 ile geçen Tottenham, Lig Kupası'nın sahibi olmuştu. Geçtiğimiz sezon kulübü için 23 gol kaydeden Keane, 2003-04, 2005-06 ve 2007-08 Sezonu'nda ''Yılın Oyuncusu'' seçilerek Tottenham Hotspur tarihinde bir ilke imza atıyordu.

Sezon sonunda ise farklı bir kariyer bekliyor olacaktı, Kuzey Londra'da yeniden doğan İrlandalı forveti. Liverpool menajeri Rafael Benitez, İspanyol David Villa transferinin gerçekleşmemesi üzerine Robbie Keane özelindeki ilgisini açıkça belirtmişti. Liverpool, maddi anlamda pek rahat değildi ama Keane'in önünde çocukluk hayalinin gerçekleşmemesi için hiçbir engel yoktu artık.

28 Temmuz günü, transfer resmiyet kazandı. ''Liverpool'a gelmeseydim, ömrümün kalan bölümünde muhtemelen bunun pişmanlığını yaşıyor olacaktım'' diyordu, 19 milyon pound (oyuncunun performansına göre 1.3 milyon poudnluk yükseliş olabilir) karşılığında Anfield Road'a gelen oyuncu.

Robbie Keane'in Liverpool'a gelişi, Anfield Road'da seçenekleri artırmış oldu. Önümüzdeki sezon, hücum anlamındaki tüm planların İspanyol forvet Fernando Torres üzerinden yapılacağını söyleyebiliriz. Bu anlamda Benitez, Torres'i tamamlayacak bir ''ikinci forvet'' arıyordu. David Villa, Liverpool ve Torres için en uygun formüldü; fakat oyuncunun yüksek bonservis bedeli, transferin önüne geçti. Robbie Keane, aynı projenin bir alt modeli olarak tanımlanabilir. Yeni sezonda Keane, hangi görevler ile oynayacak peki?

İki seçenek olduğunu düşünüyorum. Birincisi, 4-4-2. Liverpool'un üç oyuncudan vazgeçmemesi gerekiyor: Steven Gerrard, Robbie Keane ve Fernando Torres. İki forvetli sistemde Dirk Kuyt ve Ryan Babel'in muhtemel kadro içerisinde bulunması, Liverpool için fazla lüks kaçabilir. Bu durumda, Gerrard'ı orta sahanın sağında izleyebiliriz. Yine göbekte bir Steven Gerrard & Javier Mascherano ortaklığı da söz konusu olabilir.

Diğer ihtimal, 4-2-3-1. Dirk Kuyt'ın kesin olarak dışarıda kalacağı sistem. Fernando Torres üzerine kurulu olan planlarda, forvet arkasındaki üçlünün sağında Robbie Keane görev yapabilir. Ryan Babel, Yossi Benayoun ve Jermaine Pennant ise kanatlar için diğer alternatifler olarak kalır. Steven Gerrard da merkezde oynayacak oyuncu. Rafael Benitez'in transfer sezonu boyunca David Villa ve Robbie Keane özelinde forvet araması, Liverpool'un gelecek sezon 4-4-2 oynayacağı anlamına geliyor diye düşünüyorum.

''Rafael Benitez'le bu konu hakkında özel olarak konuşmadık'' diyor, Liverpool'un yeni forveti. ''Durum, Tottenham'da Berbatov ile kurmuş olduğumuz 'kısa ve uzun' kombinasyonunu hatırlatıyor olabilir. Fernando, hava topları etkili bir oyuncu. Ben de kendisinin bu özelliğinden yararlanmayı ve ceza sahasında uygun pozisyonlar yakalamayı deneyeceğim. Birbirimizi çok iyi tamamlayacağız.''

Robbie Keane, yeni sezonda Galatasaray için oynayacak Harry Kewell'dan boşalan 7 numaralı forma ile mücadele edecek. 7 numaranın Liverpool adına çok değerli olduğunu aşağıdaki isimlere bakarak anlayabiliriz.

Liverpool'da 7 numara ile mücadele eden efsane isimler:

Ian Callaghan (1960-1978): 857 maç ve 68 gol. 5 Lig şampiyonluğu, 2 FA Cup, 2 Şampiyon Kulüpler Kupası ve 2 UEFA Kupası.

Kevin Keegan (1972-1977): 323 maç ve 100 gol. 3 Lig şampiyonluğu, 1 FA Cup, 1 Şampiyon Kulüpler Kupası ve 2 UEFA Kupası.

Kenny Dalglish (1977-1990): 515 maç ve 172 gol. 8 Lig şampiyonluğu, 2 FA Cup, 3 Şampiyon Kulüpler Kupası ve 4 Lig Kupası -Liverpool'daki oyunculuk ve menajerlik kariyeri toplamı-.

Peter Beardsley (1987-1991): 175 maç ve 59 gol. 2 Lig şampiyonluğu ve 1 FA Cup.

''Bir Liverpool taraftarı olarak, 7 numaranın oldukça kıymetli olduğunu söyleyebilirim'' diye konuştu basın toplantısında, Robbie Keane. ''Benim için muhteşem bir fırsat. Daha önce 7 numaralı Liverpool formasını giyen Kevin Keegan ve Kenny Dalglish gibi isimlerin kulüp için yaptıklarının yarısını bile yapmayı başarabilirsem oldukça mutlu olacağım.''

Robbie Keane, 2007 yılının Ekim ayında Anfield Road'da oynanan ve 2-2'lik beraberlikle sona eren Liverpool maçında Tottenham Hotspur'un iki golünü attıktan birkaç saat sonra şehir merkezinde Steven Gerrard ile birlikte Jamie Carragher'ın ''Cafe Sport England'' adlı restoranının açılışını yapıyordu. Liverpool'un en azından lokal anlamda yeni bir sayfa açması gerekiyor.

Ve bunun için Robbie Keane'in yardımına ihtiyaç duyacaklardır.

29 Temmuz 2008 Salı

1886-1951: Ali Sami Yen'i Saygıyla Anıyoruz



Köklü Bir Ailenin Spora Gönül Vermiş Evladı Kurucumuz, Ali Sami Yen’in 1886’dan 1951’e kadar süren 65 yıllık yaşamının öyküsü....

“Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmektir “ diyordu Ali Sami Bey, henüz 20. yüzyılın başında Galatasaray kulübünün temellerine ilk harç konurken. Sadece yanıbaşındaki, onunla duygu ve düşünce birliğine sahip olan birkaç yakın arkadaşının şahitlik ettiği bu mütevazı sahne, aynı yüzyılın sonuna geldiğimizde bir büyük gösteriye dönüşecek ve Galatasaray adını Avrupa’nın en büyüğü olarak zirveye yazdıracaktı. Hem de bir İngiliz takımını UEFA kupasının finalinde devirerek. Ve en az onlar kadar futbol denilen bu oyunu da oynayarak, hatta onlardan daha da iyi oynayarak.

İşte yüzyılın başındaki bu macera, gönülleri spor ve dolayısıyla da futbol aşkı ile dolu bir avuç gencin girişimiyle böyle başlamıştı. O günlerde kimse gün gelip de, bu takımın kök salarak, ülkenin en önde gelen sportif markalarından birisi olabileceğini aklına bile getiremezdi. Aslında nasıl getirecekti de. Ortam bu tarz girişimler için son derece elverişsizdi. II. Abdülhamit tahtta yaklaşık 30 yılı aşkın bir süredir oturmaktaydı. Giriştiği otokratik modernleşme çabaları bağlamında memlekette bir çok alanda gözle görülür bir gelişme kaydedilmiş, ancak özgürlükler konusunda tam anlamıyla yaya kalınmıştı.

Halbuki değişen ve gelişen dünya şartlarında bilgi hızla yer değiştirmeye başlamış, düşünce ve fikirler sınır tanımaksızın bir memleketten ötekine kısa zamanda ulaşıverir olmuşlardı. Siyaset ve kültür alanında yaşanan bu gelişmeler hiç şüphesiz ki, benzer etkileri sportif alanda da yapmakta gecikmemişti. Dünyada spor alanında yaşanan gelişmeler ile ortaya çıkan yeni oyunlar fazla zaman kaybetmeksizin imparatorluğun o günkü başkenti olan İstanbul’un kozmopolit ortamına düşüvermekteydi.

Futbol ile Tanışıyoruz
İşte 1900’lü yılların başında İstanbul’daki İngilizlerin çayırlarda oynadıkları bir oyun Galatasaray Sultanisi’nde okumakta olan gençlerin ilgisini çekmekte gecikmemişti. Dikdörtgen bir alanda 11’er kişilik takımlar, adına top denilen meşin bir yuvarlağı kaleden kaleye koşturmaktadırlar. Ancak bunu yaparken topu kimi zaman zarif çalımlar ile taşımakta, kimi zamanda aralarında yaptıkları paslar ile rakip sahaya iletmektedirler. Ama ne olursa olsun, atılan şutlar, kornerlerden gelen topa kafa vurabilmek için yapılan hamleler ve hele topun kaleye girişi sonrasında gol diye bağrışarak sevinmek, kısacası futbolun coşkusunu yaşamak bambaşka bir keyiftir.

Bu oyunu ilk kez Kadıköy’deki çayırda oynanırken gören Ali Sami Bey, deyim yerindeyse daha o günlerde bu ilginç oyuna aşık olmuş ve kuracağı bir takım ile bu oyunu oynama sevdasına düşüvermiştir. Gerçi sevdaya düşmesine düşmüştür ama, bu oyunu nasıl ve hangi şartlar altında oynayacakları ise kocaman bir meçhuldür. Çünkü dönemin siyasal şartları gereği insanların, hele ki mektepli gençlerin bir araya gelip de herhangi bir konuda faaliyette bulunmaları hiç de hoş karşılanmamaktadır. Ayrıca bu iş için gerekli malzemenin nereden ve nasıl sağlanacağı, daha doğrusu hangi para ile sağlanacağı da bir başka meçhuldür. Ancak daha da önemlisi bu oyunun nasıl oynanacağı, kimlerden öğrenileceği ise meçhullerin de meçhulüdür.
O günlerde top denilen nesne Galatasaray Sultanisi’ne girmiştir girmesine. Ve bu top ile oynamak sevdası da çok kişinin gönlüne düşmüştür düşmesine. Ancak top ile oynamaktan anlaşılan şey; ya topu bir vuruşta okulun damından daha yukarıya aşırmaktır, ya da ortaya atıp o topa hücum eden yüzlerce öğrencinin arasından topa sahip olarak kendini ve topu oradan sağ salim çıkarabilmektir. Hatta bu işe öncülük etmesi yüzünden genç Ali Sami, okul müdürü Abdurrahman Şeref Bey tarafından bir çok kez azarlanır.

Abdurrahman Şeref Bey “… Ali Sami Efendi sen çalışkan bir talebesin. Böyle arbedelerin başına geçmeni sana asla yakıştıramıyorum ve bu mevzunun ele başılığını yapmana da hayret ediyorum …” diyerek birçok kereler kulağını çekiverir. Ancak değişen fazla bir şey olmaz. Top sevdası bir kere gönüllere düşmüştür artık. İşte böylesi bir ortamda Ali Sami vasıtasıyla kuralsız kaidesiz biçimde de olsa futbol oyunu ile tanışan Galatasaraylılar, bir müddet sonra aynı Ali Sami’nin liderliğinde, o günlerin şartlarında neredeyse imkansız gibi görünen bir işe soyunuverirler. Yani bir futbol takımını, Galatasaray’ı kurmaya soyunurlar.

Ali Sami Kimdir?
1905 yılında öğrencisi olduğu okulda en yakın arkadaşları olan Emin Bülend ve Asım Beyler ile takımı oluşturan, yine o günlerde bakımı çok zor olan ve yerine yenisini koyabilmenin hiç de kolay olmadığı tek futbol topuna gözü gibi baktığı için başkan olan, Şişman Yanko’nun Çarşıkapı’daki dükkanında seçilen kumaşların göz alıcı ışıltısında takımın renklerini sarı kırmızı olarak belirleyen, ilk formaları ablası başta olmak üzere eşe dosta diktirerek sahaya takım gibi bir takım çıkartan ve henüz isimsiz olan takıma seyircilerin yakıştırdığı Galatasaray Efendileri’nden ilhamla bugün de gururla taşıdığımız adını koyan Ali Sami Bey 20 Mayıs 1886 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelir.

Ünlü dilbilimci ve yazar Şemsettin Sami’nin oğluydu. Babası 1850 yılında bugün Yunanistan sınırları içinde yer almakta olan Yanya’da dünyaya gelmişti. Ailenin bu topraklardaki geçmişi yüzyıllara dayanmakta olup, Fraşeriler olarak bilinen bir sülalenin torunlarıydılar. Babası ilk eğitimini Yanya’daki Rum okulunda yapmış, bu sırada öğrenmeye başladığı yabancı diller dolayısıyla lisana ve edebiyata olan ilgisini fark etmişti. Yanya’da başladığı memuriyet hayatını, 1871’den itibaren İstanbul’da devam ettirmişti. Bu arada İstanbul’a yerleşmiş olması dolayısıyla artan imkanlara paralel dilbilim üzerine çalışmalar yaparak, bu sahada kendisini geliştirmeye başlamıştı.

Yaptığı mutsuz evlilikler, birbiri ardına yazılan kitaplar ve romanların yanısıra bugün bile kaynak olarak tartışılmaz bir değeri olan Kamus-ı Türkî gibi, Kamus-ı Fransevî gibi lügatler ile Kamus’ül-Alâm adını taşıyan ansiklopedik lügatleri ile Şemsettin Sami kültür dünyamızda kendisine müstesna bir yer edinmiş bulunmaktaydı. Türkçe’nin dil sorunlarını inceleyen ve dildeki yabancı kelime ve kuralların Türkçe’den arındırılmasını savunan fiemsettin Sami son yıllarını bir takım politik görüşlerinin sarayı rahatsız etmesi üzerine Caddebostan semtindeki köşkünde göz hapsinde geçirmek durumunda kalmıştı. 1904 yılında da sessiz sedasız bu hayata gözlerini kapatmıştı.

Şemsettin Sami 1886 yılında dünyaya gelen oğlu Ali Sami’yi işte böylesi zorlu ve karmaşık bir ortamın şartları altında yetiştirmeye çalışmıştı. İlk tahsilini babasından alan Ali Sami daha sonrasında ise babası tarafından dönemin önde gelen okullarından birisine, yani Galatasaray Sultanisi’ne gönderilmişti. Ali Sami bu okulda hiç şüphesiz ki pek çok şey öğrenmişti. Modern spor anlayışından Fransızca’ya, dönemin edebiyat akımlarından, siyasal gelişmelerinin tümüne değin. Ama bir şeyleri sıfırdan oluşturmayı, oluşturduktan sonrada azimle onu geliştirmeyi ve kurumsallaştırmayı da babasından öğrenmişti. 1906 yılında mezun olduğu okul da elbetteki bunları pekiştiren bir etki yapmıştı Ali Sami’nin üzerinde. Tıpkı dönemin yükselen değeri olan modern milliyetçilik ile özgür düşüncenin önemini de bu okulda öğrenmiş olduğu gibi.

Ali Sami ve Sporla İçiçe Günler
Bu arada Ali Sami tarafından binbir güçlükle kurulan takım da bir şekilde sahaya çıkar. Daha doğrusu o günlerde adına saha denilen İstanbul çayırlarına. Elbette kırmızı fesli hafiyelerin sıkı takipleri altında. O zor günlerde okuldan gizlice moda çayırına gidilir, Lazari’nin salaş kahvehanesinde, kimi zamanda mezarlıklarda soyunulur, giyinilir ve maçlara çıkılır. İlk maçlar sonuçları itibarıyla pek de iç açıcı olmaz. Farklı mağlubiyetler alınır. Ancak Galatasarayı Efendileri bu mağlubiyetlerden dolayı yılgınlığa kapılmazlar. Hem okul yönetiminin baskıları, hem de içinde bulunulan maddi ve manevi imkansızlıklara rağmen bu gençler futbol sevdasından vazgeçmezler. Ve 1906 yılında, yani kuruluşundan bir yıl sonra Galatasaray dönemin çok güçlü takımlarından birisi olan Imogen ile oynanan ve kıran kırana geçen bir maçı berabere bitirir. Bu o günün şartlarında tam anlamıyla bir zaferdir. Zaten bunun üzerinden çok da fazla bir zaman geçmeden II. Meşrutiyetin ilanı ile başlayan liglerde ilk şampiyon Türk takımı olarak Galatasaray adını zirveye yazdırıverir. Sene 1909’dur.

Aktif Sporculuktan Sonraki Günler
Galatasaray’ın futbolda kısa zaman zarfında elde ettiği başarılarda şüphesiz ki, Ali Sami’nin de büyük katkısı vardı. Zarif çalımları, kuvvetli driplingleri ile Galatasaray orta sahasının vazgeçilmez oyuncularından birisidir. Ne var ki, 1907 yılının sonlarında Kadıköy takımına karşı oynanılan ve 3-0 kazanılan bir maç esnasında ayağının kırılması, Ali Sami’nin futbol sahalarındaki kariyerine de bir anlamda nokta koyar. Uzun süren bir tedavi süreci sonunda yine futbol sahalarına dönse de artık eskisi gibi oynayamaz.

Ancak bu onun futboldan, Galatasaray’dan ve en önemlisi spordan koptuğu anlamına gelmez. Onun için artık yöneticilik devri başlamıştır. Ali Sami Bey, Meşrutiyetin ilanı sonrasında tescili yapılan kulübün ilk başkanı olur. Ve 1905 başlangıç kabul edilmek üzere 1918 yılına değin 13 yıl aralıksız başkanlık yapar. Daha sonra bir de 1925 yılında bir yıllığına başkanlık koltuğuna bir kez daha oturur.

Futbol sahalarından uzak kaldığı günlerde başka sportif uğraşlara yönelir Ali Sami Bey. Fenerbahçeli Sait (Cihanoğlu) Bey ile birlikte Kısıklı ve Hekimbaşı taraflarında ava çıkar. Ancak hayvanları vurmaya kıyamadığından bu av partileri onun için daha çok kır gezilerine dönüşür.

Hukuk Mektebi'ne kaydolduğu, 1911 yılında Ahmet Robenson ile birlikte keşşaflık yani İzcilik ekibini oluştururlar. Gençlerin spor ve kültür ağırlıklı çalışmalar eşliğinde hayatı tanımalarını amaç edinirler. Aynı günlerde Galatasaray’ın denizcilik şubesini oluşturmak için kolları sıvar Ali Sami. Katıldığı kurslarda denizciliği detaylı bir şekilde öğrenir. Onun bu çabaları dönemin Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın dikkatini çeker ve kendisi Bahriye Mühendis Mektebi’ne beden terbiyesi ve spor öğretmeni olarak atanır. Aynı günlerde Moda’daki İtalyanlara ait lokal, savaş dolayısıyla hükümet tarafından el konulduktan sonra Galatasaray kulübüne verilir. Burası kulübün lokali haline getirilir. Ve Ali Sami Bey o güne kadar kazanılmış tüm kupaları buraya getirerek, ilk müzeyi de bu mekanda kurar.

Yine aynı günlerde Ali Sami, köşklerinin bahçesine bir tenis kortu yaptırarak, bu spor ile uğraşmak isteyen gençlere kendi çapında bir spor tesisi daha kazandırır. Sonrasında zor günler gelir. Savaş ve hemen arkasından İstanbul’un işgali. Kulübün Moda’daki lokaline el konur. Kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalan kulübü Ali Sami Bey büyük bir gayretle yaşatmaya çabalar. Kulüp bu zor günlerde doğduğu yer olan liseye sığınır. O güne kadar kazanılan kupalar da liseye gelir ve bugünkü müzenin temelleri de böylece atılır. Bu arada maddi açıdan zor günler yaşayan Ali Sami Bey, tütün tekelini idare eden bir kuruluş olan tütün rejisinde memur olarak çalışmaya başlar.

Spor Yöneticiliği Günleri Başlıyor
Savaş yıllarının zor şartları altında bile sporla ilişkisini kesmeyen Ali Sami Bey, bu arada milli mücadeleye de her halükârda destek olur. Öyle ki, İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun hemen sonrasında topladığı sporcu arkadaşları ile birlikte şehri kurtaran Refet Paşa'yı ziyarete giderler. Paşa yaptığı teşekkür konuşmasında Ali Sami ve arkadaşlarına, “… bizler Anadolu’da savaşırken, sizler de burada işgal güçlerinin takımlarına karşı yaptığınız maçlarda aldığınız galibiyetler ile halka moral vererek çok mühim bir iş yaptınız…” diyerekten kendilerini kutlar.
Kısa bir zaman sonrada, 1922 tarihinde kurulan ve ülkenin ilk spor teşkilatı olan İdman Cemiyetleri İttifakı’nın başkanlığına Ali Sami Bey getirilir. Ali Sami Bey bu dönemde tüm spor branşlarında federasyonların kurulmasına öncülük eder. Spor branşları için gerekli yönetmelikler yabancı dillerden tercüme edilerek, yürürlüğe konur. Ali Sami Bey sporcuları örgütlü hale getirirken, aynı zamanda Romanya karşısında ilk maçına çıkan milli takımı da bu karşılaşmaya teknik sorumlu olarak hazırlar.

1924 yılında ise Ali Sami Bey, Olimpiyat Komitesi Başkanı sıfatıyla Paris oyunlarına giden heyetin başında yer alır. Türk sporcuları sportif anlamda belki kayda değer bir başarı elde edemezler ama, orada Ali Sami Bey başkanlığında sergiledikleri modern Türk imajıyla büyük takdir ve ilgi toplarlar.

Sessiz Yıllar

Cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan süreçte yaşanan büyük coşkuya paralel olarak Türk sporunun gelişmesi adına aynı coşku ile bir çok yeniliğe imza atan Ali Sami Bey, otuzlu yıllara gelindiğinde ise yavaş yavaş arka plana doğru çekilmeye başlar. Bu yıllarda siyasilerin spora giderek daha fazla müdahale etmeleri ve hele otuzlu yılların ikinci yarısında spor teşkilatlarının doğrudan tek parti idaresinin bir parçası gibi değerlendirilerek yeniden yapılandırılması, onun spor yöneticiliğini bırakmasına neden olur. Çünkü sporun yönetiminin siyasetçilerin değil, doğrudan doğruya spor adamlarının işi olduğunu düşünmektedir.

Bu yıllarda Tekel idaresinde değişik görevler üstlenen Ali Sami Bey, yeni bir takım girişimlerde bulunmaktan da geri durmaz bu arada. 1931 yılında eski bir öğrencisinin teşvikiyle önce araba kullanmayı öğrenir. Sonrasında işin mekanik kısmına merak sararak, kısa zamanda tek başına araba tamiri yapacak kadar da uzmanlaşır. Otuzlu yıllarda otomobil ile tek başına dört uzun yolculuğa çıkar. Bir anlamda izcilik ile motor sporlarını birleştirerek, kendisine yeni bir meşgale oluşturur. Aynı günlerde soyadı kanununun çıkmasıyla birlikte kişiliğine en uygun olan soyadı, yani Yen’i alır.

Bu arada otomobil merakı sadece bir hobi olarak kalmaz. Yabancı dilden motor sporları yönetmeliklerini tercüme ederek, motor sporlarının bu ülkedeki ilk yazılı kurallarını hayata geçirir. Kırklı yıllarda ise Seyrüsefer Komisyonu üyeliği ile Turing Kurumu'nun otomobil kısmının başkanlığı görevlerine getirilir. Türkiye’deki motor sporlarının ivme kazanması da böylece Ali Sami Yen’in bu görevlere atanmasıyla birlikte başlar. Daha önce altyapısını hazırladığı motor sporları Ali Sami Yen’in teşvikiyle kırklı yılların sonlarından itibaren Türkiye’de de yapılmaya başlanır.

Son Yıllar

1950 yılında Milli Eğitim Bakanlığının isteği üzerine sporun amatör bir teşkilat tarafından idaresini sağlayacak bir yasa tasarısının hazırlıklarına katılır. Yine aynı dönemlerde spora yönelik olarak bir kitap hazırlığına girişir. Ancak yayınlamaya muvaffak olamaz. Çünkü 29 Temmuz 1951 günü sabaha karşı geçirdiği bir kalp krizi sonucunda bu hayata veda eder Ali Sami Yen. Ölümü tüm ülkede büyük bir üzüntüyle karşılanır. Ancak mücadeleci kişiliği ve örgütçülüğü ön planda tutan yönetim anlayışı ile oluşturduğu bir büyük camia, yani Galatasaray Spor Kulübü ise gerideki en büyük eseri olarak bugünlere kalır. 1905’ten 2005’e, 2005’ten de sonsuzluğa değin hep başarılara imza atmak adına…

Kaynak: galatasaray.org

23 Temmuz 2008 Çarşamba

2008-2009: Associazione Calcio Milan



19 Kasım 2005. El Bernabeu. FC Barcelona, El Clasico'da ezeli rakibi Real Madrid'i son derece zalim bir oyunun ardından 3-0 mağlup ediyor. Samuel Eto'o, bir Real maçını daha boş geçmiyor; fakat tarihi değiştirecek hareket, Brezilyalı Ronaldinho'dan geliyor. Ronaldinho, 78. dakika içerisinde sol taraftan başlattığı soloyu Iker Casillas ile sonlandırdığında El Bernabeu'dan hiç de azınmayacak bir alkış sesi çıkıyor...

Öylesine büyük bir yıldızdı iki sezon öncesine kadar, Ronaldinho. Barcelona'da geçen hayalkırıklıkları ile dolu bir yılın ardından yeni sezonda AC Milan formasını giymeye hazırlanıyor şimdilerde. Bonservis ücreti 21 milyon €. 19 Kasım 2005 gecesi, Ronaldinho için herhangi bir bedel telaffuz edilebilir miydi, bilemiyorum; fakat değerini kaybeden, gözden düşen Ronaldinho, tüm bunlara rağmen, 2008-2009 yaz transfer sezonunun en flaş ismi olmayı başardı.

Adriano Galliani ve Joan Laporta, yılın transferinin tarafları oldular. Ronaldinho'nun yeni sezonda Barcelona için oynayamayacağı uzun süredir bilinen bir gerçekti. Barcelona kariyerinin son döneminde yaşadığı sakatlıklar, antrenman eksikliği ve bilumum nedenlerden dolayı formdan düşen, kilo alan Ronaldinho'nun iki büyük taliplisi vardı. Biri Milan'dı. Diğeri ise, Manchester City.

Thaksin Shinawatra'nın başkanlığındaki Manchester City, ekonomik anlamda öne çıkan ilk kulüp olacaktı. Öyle ki Milan kulübü adına transfer görüşmelerini sürdüren Adriano Galliani, ''Manchester City ile yarışamayacağımız kesin olarak belli. Ronaldinho'ya yıllık 12 milyon € teklif ettiler. Yalnızca, Barcelona'nın Ronaldinho'yu serbest bırakması durumunda biz de transfere ortak olabiliriz'' şeklinde konuşarak tüm okların Manchester City üzerine çevrilmesine neden oluyordu.

City'nin 12 milyon €'luk teklifi, Ronaldinho'yu etkilemiyor gibiydi. Brezilyalı futbolcu, görünürdeki tek taliplisinin Manchester City olarak kaldığı günlerde transferi ile ilgili herhangi bir açıklamada bulunmayacaktı. ''Bana öyle geliyor ki; Ronaldinho, Milan'da oynama isteğini kafasında bir yere yerleştirmiş'' diyen Galliani, Ronaldinho'nun geleceği hakkında bir ipucu daha veriyordu, 3 Temmuz günü. Bu açıklamadan iki hafta sonra ise, iki kulüp Brezilyalı yıldızın transferi için anlaşmaya varacaktı.

Milan, Ronaldinho ile yaz mevsiminin en büyük transfer bombasını patlattı. Halbuki, tüm transfer dönemi boyunca Arsenal'den Emmanuel Adebayor özelindeki bir forvet arayışı içerisinde izlemiştik Rossoneri'yi. Mevcut kadroya bakıldığında, Adebayor'un sahip olduğu meziyetleri bünyesinde barındıran bir forvet oyuncusu görmek mümkün değil. Geçtiğimiz sezonu Genoa'da geçiren Marco Borriello, bu bölgede Alexandre Pato ve Fernando Inzaghi'nin arkasındaki en büyük alternatif olacak yeni sezon için. Peki, forvete takviye yapılmalı mı?

Pato, Inzaghi, Borriello. Forvet bölgesine transfer yapılacağını düşünebiliriz bu noktada, Ronaldinho'nun gelişine rağmen. Önümüze iki alternatif çıkıyor:

(Alternatifleri derinlemesine değerlendirebilmek adına Milan'ın son beş sezonda Avrupa Kupaları'nda oynamış olduğu Final maçlarını incelememiz gerekebilir)

2003 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali
: Juventus'u 120 dakikası golsüz sonuçlanan Final maçının ardından seri penaltı atışlarında 3-2'lik skorla mağlup eden Milan, 4-3-2-1 ile çıkmıştı sahaya: Dida - Costacurta, Nesta, Maldini, Kaladze - Gattuso, Pirlo, Seedorf - Rui Costa - Shevchenko, Inzaghi.

2003 UEFA Süper Kupası: Porto'yu Andriy Shevchenko'nun attığı tek golle 1-0 mağlup eden Milan, Kupa'yı kazanmayı başarmıştı. Kadroda isim bazında iki değişiklik olacaktı, fakat sistem aynıydı: Dida - Simic, Nesta, Maldini, Pancaro - Gattuso, Pirlo, Seedorf - Rui Costa - Shevchenko, Inzaghi.

Milan'ın mücadele gücü, orta sahadaki üç oyuncudan geçiyordu. Gattuso, Pirlo ve Seedorf, savunma ile forvet arasındaki bağı kuvvetlendirirken Rui Costa, iki forvetli sistemde ileri uç oyuncularının tamamlayıcılığını yapıyordu. Andriy Shevchenko'nun varlığı, Milan'ı bu tip bir tercihe itmişti 2003 yılında. İki yıl sonra, İstanbul'da oynanacak unutulmaz Final'de de durum pek farklı değildi.

2005 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali: Milan, İngiliz rakibi Liverpool karşısında ilk yarısını 3-0 önde kapattığı Final maçının ikinci yarısında 3 gol yiyor ve seri penaltı atışları sonrasında Liverpool, 3-2'lik skorla unutulmaz bir şampiyonluk elde ediyordu. Sistemde ise herhangi bir değişiklik yoktu, 4-3-1-2: Dida - Cafu, Stam, Nesta, Maldini - Gattuso, Pirlo, Seedorf - Kaka - Shevchenko, Inzaghi.

Kaka'nın Milan'a gelişinden sonra Rui Costa, zamanını yedek kulübesinde geçirmeye başlamıştı. Liverpool maçında Kaka, son üç sezonda Portekizli oyuncunun üstlendiği görev ile sahaya çıkıyordu. Dörtlü savunma anlayışı, Maldini'nin sol beke kayması dışında, aynı şekilde devam ederken ortadaki üçlü de herhangi bir değişiklik olmayacaktı. Andriy Shevchenko'nun santrfor özellikleri ve Fernando Inzaghi'nin fırsatçılığı ile doğru formüle ulaşılmanın hesapları yapılıyordu.

2007 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali: 2005 yılında oldukça trajik bir karşılaşma sonrasında şampiyonluğu Liverpool'a kaptıran Milan, İngiliz ekibinden rövanşı farklı bir taktik anlayışı ile alıyordu: Dida - Oddo, Nesta, Maldini, Jankulovski - Gattuso, Pirlo, Ambrosini - Seedorf - Kaka - Inzaghi.

2007 UEFA Süper Kupası: Süper Kupa'da UEFA Kupası Şampiyonu Sevilla ile karşılaşan Milan, Şampiyonlar Ligi Finali'ndeki başarı formülü üzerinden gidecekti: Dida - Oddo, Kaladze, Nesta, Jankulovski - Gattuso, Pirlo, Ambrosini - Seedorf - Kaka - Inzaghi.

Andriy Shevchenko'nun Chelsea'ye transferinin ardından Carlo Ancelotti'nin farklı açılımlar yaratması gerekiyordu. İtalyan teknik adam, mevcut kadro üzerinden başarıya ulaşmak isteyecekti. Buna göre Milan, Shevchenko'suz Inzaghi'yi hedef santrfor olarak değerlendiriyordu. Kaka ise Ancelotti'nin en stratejik oyuncusuydu. İkinci forvet görünümündeki Kaka, Shevchenko sonrası orta üçlüden birkaç adım ilerde oynamaya başlayan Seedorf'a da yardımcı oluyordu.

Gennaro Gattuso ve Andrea Pirlo'nun yanına gelen Massimo Ambrosini, Milan'ın orta sahasındaki mücadele gücünü yukarılara taşıyabilecek çok önemli bir oyuncuydu. Ambrosini'nin rotasyona katılmasından sonra Clarence Seedorf ise, daha verimli olabileceği bir bölgede oynamaya başlıyordu. Kaka ve Inzaghi'nin arkasındaki en büyük destekçiydi, Hollandalı oyuncu.

Ronaldinho transferine en büyük tepkiyi gösteren isim de, Hollandalı oyuncunun ta kendisi olacaktı. Belki de haklıydı. Ronaldinho'nun Milan rotasyonuna katılabilmesi için dışarıda bırakılacak en uygun isim: Clarence Seedorf. Bunun dışında bir yenilik daha var: Alexander Pato.

Yeni sezonda Milan'ın orta sahadaki alternatiflerine bir göz atalım: Emerson, Gattuso, Pirlo, Kaka, Ambrosini, Flamini, Brocchi ve Ronaldinho. İlk etapta seçim yapılması gereken nokta, savunmanın önünde oynayacak üçlü olacaktır. Pirlo ve Gattuso'nun yerlerlerinin garanti olduğunu düşünürsek geriye Ambrosini ile Seedorf kalıyor. Ambrosini'nin mücadele gücünün Seedorf'u yenmesini bekliyorum kendi adıma. Matthieu Flamini ise, iki oyuncunun da önüne geçebilir.

Kaka ve Ronaldinho. Orta sahanın hücuma bakan yüzünde Milan'ın en büyük iki kozu olarak kalacak. Kaka, son yıllarda ikinci forvet olarak önemli işler yaptı; fakat Ronaldinho transferinden sonra Shevchenko ve Inzaghi ortaklığındaki rolüne geri dönebilir. Ronaldinho da ikinci forvet olarak boy gösterir, San Siro'da. Birinci forvet? Şimdilik Pato gibi gözüküyor. Pato, santrfor olarak görev yapabilir mi, bilinmez; ama Kaka ve Ronaldinho beraber oynar.

---------Gattuso---------Pirlo---------Flamini--------- -------------------------------------------------------- --------------------------Kaka------------------------- -------------------------------------------------------- ----------Ronaldinho----------------------------------- --------------------------------------Pato-------------

2006 yılında Ronaldinho, 2007'de ise Kaka, ''Yılın Futbolcusu'' ödülünün sahibi olmuştu. Ronaldinho, takip eden iki yıl içerisinde takım oyuncusu görüntüsünden çıkarak oynadığı takımın önüne geçmeye başlayınca kariyerinde düşüş yaşadı. Kaka, belki Ronaldinho kadar yetenekliydi; ama hep takım oyuncusu olarak kaldı. İki oyuncu arasındaki en büyük fark buydu bana kalırsa. Milan ise, Ronaldinho için en iyi opsiyondu. Takımdaki diğer Brezilyalılar ile birlikte, iki sezonluk aranın ardından geri dönebilir, Ronaldinho.

Ronaldinho özelinde Milan'ın geçtiğimiz sezondan daha iyi bir görüntüye sahip olacağını düşünüyorum. Savunmaya yapılan Gianluca Zambrotta da Milan için oldukça efektif bir transfer. Geri dörtlünün her bölgesinde oynayabilen Zambrotta, Rossoneri'ye savunma anlamında çeşitlilik sağlayacaktır. Milan'ın yeni sezonda Serie-A şampiyonluğu için ise, Jose Mourinho yönetimindeki Inter ile çekişmesini bekliyorum.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

New Orleans Hornets: Bir Yüzüğün Peşinde



Geçtiğimiz sezon Boston Celtics'in 1986 yılından bu yana kazandığı ilk NBA Şampiyonluğu'ndaki kadronun en kilit isimlerinden biri olan James Posey, önümüzdeki sezon için New Orleans Hornets ile anlaştı. Posey, yeni takımında 4 yıl süresince 25 milyon $ kazanacak.

Geçtiğimiz sezon Boston Celtics ile 2 yıllık orta seviyeli (midlevel exception) kontrat imzalayan 31 yaşındaki oyuncu, sadece birkaç ay sonra nasıl uzun süreli bir anlaşmaya imza atabilecek duruma gelmişti? Mutlaka bazı sırları olmalı. Bakalım.

Miami Heat
'in kulüp tarihindeki ilk şampiyonluğunda Dwayne Wade & Shaquille O'Neal birlikteliğinin arkasındaki görünmeyen kahramandı, James Posey. Tıpkı iki sezon sonra Boston Celtics ile kazanacağı şampiyonlukta olacağı gibi. Posey, 2006 ve 2008'in şampiyon kadrolarında üstlendiği, ''rol oyuncusu'' sorumluluğunun altından son derece temiz bir şekilde kalkmayı başardı. Hatta Boston Celtics kariyerinde daha da fazlasını yaptı. 2007-2008 Sezonu başında Celtics ile -2. yılında oyuncu opsiyonu bulunan- midlevel imzalayan Posey'nin sezon içerisindeki görüntüsü, belli ki New Orleans Hornets'in başını döndürecekti.

Geçtiğimiz sezon Boston Celtics'ten 3.2 milyon $ ve bir şampiyonluk yüzüğü kazanan James Posey, Playofflar'da sergilediği performansla takımının ihtiyaç anındaki 1 numaralı opsiyonu olmuştu. Sezon boyunca iki şeyi ustaca yaptı, James Posey: 3 Sayı ve Savunma.

Posey'nin 10 yıllık NBA kariyerindeki şöhreti, arka alandaki savunma yeteneğinden geliyor. Doğu Yarı Finalleri'nde 7 maça uzayan Cleveland Cavaliers serisinde LeBron James üzerine uyguladığı savunma baskısıyla takımına önemli üstünlükler sağlayan James Posey, NBA Finalleri'nde de zaman zaman Kobe Bryant'ın hücumdaki tüm opsiyonlarını devre dışı bırakmayı başarmıştı.

Yalnızca savunmada değildi işin sırrı. Posey, hücumda ve özellikle de yayın gerisinde Celtics'e ekstra katkılarda bulundu tüm sezon boyunca. 131-92'lik unutulmaz Final maçında 3/3 üç sayı isabeti ile toplam 11 sayı üreten James Posey, 38.0'lık 3 sayı yüzdesiyle alanında ligin en iyi 4. ismi olmayı da başardı.

James Posey, bu sezonki ''free-agent'' pazarında oldukça stratejik bir isimdi. New Orleans Hornets ise, draft gecesi 27. sıradan oyuncu seçme hakkını 3 milyon $ nakit para karşılığında Portland Trail Blazers'a devredince pazardaki alacılar arasına girmişti. Hornets'in başlıca hedefleri arasında Corey Maggette, Jarvis Hayes ve Edujardo Najera gibi isimler yer alıyordu; fakat oyuncular, tercihlerini farklı takımlar lehine kullanacaklardı. Geçtiğimiz sezon Playofflar'da maç başına 22 dakika, 6.7 sayı ve 3.6 ribaund ortalamaları ile oynayan James Posey ise tüm ihtişamıyla aynı yerde duruyordu.

Hornets, çok geçmeden 4 yıllık sözleşme önerecekti 31 yaşındaki oyuncuya. Yaşından dolayı, 2 yıllık veteran sözleşmeleri önerileri ile karşılaşan Posey için Hornets'ın 4 yıl ve 25 milyon $'lık teklifi bulunmaz bir nimetti. Celtics'in bu ücret ile eşleşebilmesi ise mümkün değildi. Tüm bu nedenlerden dolayı New Orleans Hornets'ın yolunu tuttu, Posey. Peki, Hornets'taki yeni rolü ne olacak Posey'nin?

Kağıt üzerinde, iki seçenek bulunuyor:

1. İlk beş içerisinde rotasyon: Hornets'ın en büyük ihtiyaçlarından olan ''shooting guard'' pozisyonunun Peja Stojakovic ile doldurulması ve Morris Peterson'ın kenara gönderilerek James Posey'nin, ''small forward'' olarak oynaması.

2. Bench katkısı, 6. Adam: Miami Heat '06 ve Boston Celtics '08 kadrolarındaki rolü ile oynamaya devam etmesi.

New Orleans Hornets koçu Byron Scott, muhtemelen ikinci seçenekten yana kullanacaktır tercihini. Posey, bu formülde hem ilk 5'te birden fazla pozisyonu yedekleyebilir (Peja Stojakovic, Morris Peterson ve David West) hem de Hornets'ın geçtiğimiz sezon, Playofflar'da San Antonio Spurs'e kaybetmesinin şifrelerinden olan bench derinliğini takıma kazandıracak isimlerden olabilir.

Boston Celtics ise, James Posey'nin boşluğunu Tony Allen ve Leon Powe gibi oyuncular ile doldurmaya çalışacaktır. Posey, savunmada ve hücumdaki stratejik konumuyla Celtics'in kilit isimlerinden biriydi; ama Hornets'ın çılgın teklifine karşı koyamazlardı. Tecrübenin yanında, önümüzdeki sezon için genç bacaklara da ihtiyacı olabilir, Celtics'in. Bu anlamda Powe, belli bir çizgi yakalamak durumunda kalacaktır.

New Orleans Hornets, kenardan gelerek takıma ivme kazandırabilecek önemli oyuncuyu kadrosuna katmayı başardı. Posey, parmaklarındaki iki şampiyonluk yüzüğü ve savunma bilgisiyle Hornets'a önemli katkılarda bulunacaktır; fakat Scott ve ekibinin bir an evvel 1 ve 2 numaraya takviye yapması gerekiyor. Geçtiğimiz sezon Playofflar'da 40.5 dakika ortalama ile oynayan Chris Paul'den daha efektif yararlanmak adına iyi bir alternatife ihtiyaç duyulabilir.

Dallas Mavericks'in 4-1 ile geçildiği seride beklentilerin üzerine çıkan Jannero Pargo'nun istikrarı sağlaması gerekiyor, önümüzdeki günlerdeki bu bölge için herhangi bir girişimde bulunulmayacaksa. Aksi takdirde Posey, Hornets adına herhangi bir anlam ifade etmeyebilir.

18 Temmuz 2008 Cuma

Josh Smith: Gidecek Yeri Kalmayan Adam



NBA'de yeni sezon öncesi takımlar, kadrolarını güçlendirdi. Serbest oyuncular kendilerine en iyi kontratı sunan kulüpler ile anlaştı. L.A. Clippers, ölü sezonda gündem yaratan bir numaralı takım oldu. Önemli oyuncu hareketleri, transfer hamleleri gözlendi; fakat herkes kazanamadı. Kaybedenler de olmalıydı. Ve Atlanta Hawks'ın sınırlı serbest oyuncusu Josh Smith, bu dönemin açık ara kaybedeni oldu.

Boston Celtics'in 22 yıllık aradan sonra kazandığı şampiyonluğun ardından tüm gözler, transfer piyasasına çevrilmişti NBA'de. Pazarda önemli oyuncular vardı. Toronto Raptors ile Indiana Pacers arasındaki T.J. Ford ve Jermaine O'Neal merkezli takası takip eden süreçte Golden State Warriors'tan Baron Davis, L.A. Clippers'tan da Corey Maggette ile Elton Brand sözleşmelerinin son sezonlarındaki oyuncu opsiyonlarını kullanmayarak serbest kalmışlardı. Böylece bu üç isim, Washington Wizards'ın yıldız oyuncusu Gilbert Arenas'ın da yer aldığı ''free-agent'' piyasasının en ihtişamlı hedefleri arasına girmişlerdi.

Gilbert Arenas'ın kulübüne 111 milyon $ karşılığında imza atması ve diğer oyuncuların kendilerine yeni kulüpler bulmaları, dikkatlerin ''sınırlı serbest'' oyunculara çevrilmesine neden olacaktı. Pazarın en önemli isimleri; Andre Iguodala (Philadelphia 76ers), Emeka Okafor (Charlotte Bobcats), Luol Deng (Chicago Bulls), James Posey (Boston Celtics), Brent Barry (San Antonio Spurs) ve Josh Smith (Atlanta Hawks) olarak görülebilirdi ilk bakışta.

Luol Deng'in takımında kalması bekleniyordu. Sürpriz olmadı. Bobcats ise, özellikle L.A. Clippers'ın farklı oyuncular üzerine konsantre olmasını arzuluyordu; çünkü Clippers'ın muhtemel bir kontrat teklifi, Bobcats tarafından geçilemeyecek ve Okafor, Los Angeles'ın yolunu tutacaktı. Olmadı. L.A. Clippers, tercihini Marcus Camby'den yana kullanınca Okafor, takımında kaldı. Bobcats adına oldukça iyi bir haberdi bu, ama genel için farklı anlamlar içerebilirdi.

Josh Smith için 9 Temmuz'dan bu yana iki önemli alternatif vardı: Los Angeles Clippers ve Philadelphia 76ers. Clippers, Elton Brand ve Corey Maggette'nin gidişinin ardından maaş boşluğunu Marcus Camby ile doldurma yolunu seçti. Philadelphia 76ers ise, Elton Brand ile 5 yıllık sözleşmeyi imzalamıştı bile. Tüm bunların ardından, Brent Barry'nin Houston Rockets ile anlaşması ve James Posey'nin de New Orleans Hornets'a imza atması, Josh Smith'e tüm kapıları kapatıyordu.

Josh Smith'in opsiyonları iyiden iyiye kısalmış oldu son durumda. Memphis Grizzlies, Josh Smith'e uzun süreli kontrat önerebilecek tek takım olarak kaldı. Ben Gordon, Andre Iguodala, Andris Biedrins veya Monta Ellis'in de takımlarından ayrılmaları durumundaki rotaları, Memphis Grizzlies olacak. Salary-cap'te boşluk sahibi tek ekip olan Grizzlies'in ise, bu anlamda bir talebi bulunmuyor. Grizzlies, Josh Smith veya herhangi bir serbest oyuncu ile sözleşme imzalamayacağını daha önce açıklamıştı. Marc Gasol'e kontrat önerecek ve bundan fazla para harcamayacaklar.

Josh Smith özelindeki tüm sınırlı serbest oyuncular için iki önemli yol ayrımı bulunuyor:

1. Sign-and-trade: Oyuncu, kulübüyle anlaşıp takasını isteyecek. Bu durumda kulüp, oyuncusu karşılığında yeni isimleri kadrosuna katabilecek. Oyuncu da farklı bir takımda uzun süreli kontrata imza atabilecek.

2. One-year qualifying offer: Oyuncuyu, gelecek sezon için ''sınırsız serbest'' hale getiren sözleşme. Buna göre oyuncunun çaylak sezonundaki ücretin belli skalası alınacak ve oyuncu, bir önceki sezon kazandığı miktarın %125'i karşılığında bir sezon daha mevcut kulübünde oynadıktan sonra takip eden yaz mevsiminde istediği kulübe imza atabilecek duruma gelebilecek.

Geçtiğimiz sezon, maç başına ortalama 17.2 sayı, 6.2 ribaund ve 2.8 blok ile kariyer sezonunu yaşayan Josh Smith, sınırlı serbest oyuncu olmasına karşın uzun süreli iyi bir kontrat alabileceğini düşünüyor olmalıydı. Smith, bu uğurda sezon içerisinde takımının 5 sezon için 45 milyon $'lık teklifini reddetmişti.

Smith'in Atlanta Hawks'a dönüş yolunu kapatan önemli de bir unsur bulunuyor. Sezon içerisinde koç Mike Woodson ile sorunlar yaşayan Smith, Woodson'ın Hawks ile mevcut sözleşmesini iki yıl daha uzatmasının ardından biraz daha düşünmeye başlamış olmalı. Smith, takasını isteyecektir; ama Hawks tarafından kabul edilir mi, bilinmez. Aksi takdirde geçtiğimiz sezon 2.2 milyon $'a oynayan Smith, sezon içerisindeki 9 milyon $'lık teklifi reddettikten sonra önümüzdeki yıl 2.8 milyon $ kazanabilecek.

Sınırsız serbest oyuncuların takımlarını bulması ve önemli parçaların da farklı kulüpler ile sözleşme imzalamasının ardından Monta Ellis, Andris Biedrins, Andre Iguodala ve Emekar Okafor gibi oyuncuların mevcut kulüpleri ile tekrar anlaşmaları beklenebilir. Geri dönmeye niyetli olmayan Josh Smith'in durumu ise en büyük merak konusu olacaktır.

17 Temmuz 2008 Perşembe

Marcus Camby, Los Angeles Clippers'da



NBA'de ölü sezonun en canlı takımı Los Angeles Clippers, Elton Brand ve Corey Maggette'nin takımdan ayrılmasının ardından Denver Nuggets'ın pivot oyuncusu Marcus Camby'yi kadrosuna katarak tekrar iddialı konuma geldi. İki takım arasındaki anlaşmaya göre Clippers, 2010 Drafti'ndeki 2. Tur'dan oyuncu seçme hakkını Nuggets'a devretti. Nuggets, takas sonrası ayrıca 10 milyon $'lık bir ''trade exception'' da kazanmış oldu.

Elton Brand'in sözleşmesinin son senesindeki oyuncu opsiyonunu kullanmayıp Philadelphia 76ers ile anlaşmasından sonra maaş limitinde yaklaşık 12 milyon $'lık bir ek boşluk oluşan L.A. Clippers, sınırlı serbest oyuncu pazarına girerek kendisine birtakım hedefler belirleyebilirdi. Buna göre Clippers'ın Charlotte Bobcats'ten Emeka Okafor veya Atlanta Hawks'tan Josh Smith'e teklif götürmesi ve bir hafta içerisinde oyuncuların durumlarına bakması bekleniyordu. Öyle ki Okafor'a yapılacak muhtemel bir Clippers teklifine, Bobcats cevap veremeyebilirdi.

L.A. Clippers'ın diğer olağan hedefleri ise, Philadelphia 76ers'tan Andre Iguodala ve Chicago Bulls'tan Luol Deng olacaktı; fakat Clippers, sürpriz bir hamleyle Marcus Camby'yi kadrosuna katma yoluna gitti. Camby, geçtiğimiz sezon maç başına ortalama 34.9 dakika sahada kalarak kariyerinin en yüksek süresini yakalamayı başarırken sezonu 9.1 sayı ve 13.1 ribaund ortalamaları ile tamamlamıştı. 2006-07 Sezonu'nda, ''Yılın Savunma Oyuncusu'' seçilen 34 yaşındaki pivot, geçtiğimiz sezon ise maç başına 3.61 blok ile bu alandaki lig liderliği serisini üç sezona çıkardı.

Marcus Camby, L.A. Clippers'tan beklenmeyen bir transfer hamlesi oldu. Brand'in gidişinin ardından Chris Kaman ile birlikte pota altını domine edebilecek skorer bir 4 numara takviyesi, Clippers adına gerçekleşmesi düşünülen en muhtemel senaryo olmalıydı. Camby'nin gelişi ile iki oyuncunun pota altında nasıl bir birliktelik ortaya koyacakları, bu anlamda en güncel soru olacaktır. Geçtiğimiz sezon maç başına ortalama 15.7 sayı ve 12.7 ribaund ile kariyerinin en iyi sezonunu geçiren Kaman, birtakım sakatlık sorunlarından dolayı 26 maç kaçırmış; fakat sezonu 23 galibiyet ile kapatan takımın en büyük gelişme gösteren oyuncusu olarak dikkat çekmişti.

Marcus Camby ise, 34 yaşına gelmiş olmasına rağmen, oyundaki en iyi 2 veya 3 ön alan savunucularından biri. New York Knicks ile NBA Finalleri'ne yükseldiği dönemde forvet olarak görev yapan Camby'nin yeni takımı L.A. Clippers'ta da 4 numara oynaması bekleniyor. 4 yıllık New York Knicks kariyerinin ardından 6 sezon Denver Nuggets forması giyen Camby, geçtiğimiz sezon 79 maçta görev yaparak kariyerinin en istikrarlı dönemini yaşamış ve 12 yıllık NBA kariyerinde ilk kez, üst üste iki sezon 70 veya daha fazla maçta oynama başarısını göstermişti. Yıllar geçtikçe oyunu daha da olgunlaşan oyuncunun pota altında Kaman ile oluşturacağı birliktelik, L.A. Clippers'ın yeni sezondaki başarı performansının belirleyicisi olacaktır.

Denver Nuggets'ın Marcus Camby'yi elden çıkarma nedeni, tamamen maddi konular ile ilgili. Ligin en pahalı takımlarından olan Nuggets, kadrosunda yıllık ücretleri 10 milyon $ çevresi ve üzerinde olan dört oyuncuya sahipti: Allen Iverson (21.9 milyon $), Carmelo Anthony (14.4 milyon $), Kenyon Martin (14.1 milyon $) ve Nene (9.7 milyon $). Denver, özellikle bu dört oyuncu dolayısıyla şişen salary cap'te boşluk yaratmak için iki isim özelinde bir tercih yapmak zorundaydı: Marcus Camby ve sınırlı serbest oyuncusu J.R. Smith. Smith'in takıma geri dönebilmesi için sezon başına yaklaşık 10 milyon $'lık bir harcama yapılması gerekiyordu, uzun süreli bir sözleşme durumunda. Bu noktada Nuggets'ın seçimi J.R. Smith'ten yana oldu. İki sezon için 16 milyon $'lık kontratı olan Camby, 10 milyon $'lık trade exception karşılığında elden çıkarıldı ve salary-cap'te önemli bir boşluk yaratıldı.

Marcus Camby, koç George Karl'ın Run&Gun oynayan Nuggets takımında çoğu zaman savunmaya konsantre olabilen tek oyuncu olarak kalırken 6 sezon süren Denver Nuggets kariyerinde de önemli izler bırakmayı başardı. Nuggets'ın tüm zamanlardaki blok istatistiklerinde Dikembe Mutombo'nun arkasında 2. sırayı alan Camby, double-double alanında da kulüp tarihinin en iyi 5. oyuncusu oldu:

Blocked Shots:
1. Dikembe Mutombo, 1486 blok, 391 maç
2. Marcus Camby, 1126 blok, 372 maç
3. Wayne Cooper, 830 blok, 351 maç
4. Bobby Jones, 625 blok, 324 maç
5. Alex English, 622 blok, 837 maç

Marcus Camby, 12 yıllık NBA kariyerinde 695 normal sezon maçına çıkarken 341 kez ribaundlarda çift haneli sayılara ulaşmayı başardı. 370 maçı skorda çift hanelere çıkarak tamamlayan Camby, bunlardan 71 tanesinde 20 veya daha fazla sayı atma becerisini gösterdi. Bu iki istatistiğin ortak kümesinde ise ulaşılan sayı, 214. Kariyerinde 214 kez double-double ile oynayan Camby, bunların 139 tanesini Denver Nuggets kariyerine sıkıştırarak adını kulübün unutulmazları arasına yazdırma başarısını gösterdi.

Double-Doubles
1. Dikembe Mutombo, 227 d-ds, 391 maç
2. Dan Issel, 220 d-ds, 802 maç
3. Fat Lever, 198 d-ds, 474 maç
4. Antonio McDyess, 150 d-ds, 361 maç
5. Marcus Camby, 139 d-ds, 372 maç

Marcus Camby'nin savunmadaki etkinliğinden yeni sezonda yararlanamayacak olan Denver Nuggets, 76.9 milyon $ olan oyuncu maaş toplamını 68 milyon $'a kadar çekerek kendi adına olumlu bir alışverişte bulunmuş oldu. Clippers'ın çıkarı ise, kısa vadede başarıya ulaşmak olabilir. Baron Davis'in takıma katılmasının ardından Camby ile biraz daha güçlenen Clippers'ta, ''Bizim için oldukça iyi bir takviye'' diyor, GM Elgin Baylor. ''En büyük avantajımız, karşılığında herhangi bir oyuncudan vazgeçmeksizin kaliteli bir oyuncuyu kadromuza katmak oldu. Kaman ve Camby'nin boyalı alandaki birlikteliği, savunma anlamında son derece başarılı bir işin ortaya çıkmasını sağlayacak. Bu da bizi, rakipler için oldukça korkutucu bir takım haline getirecek.''

Toparlamak gerekirse, takastan iki takım da -kendi çıkarları doğrultusunda- karlı çıktı. Nuggets'ın sıkıntısı, lüks vergisi ile ilgiliydi. Savunma konusundaki geleceği ne olur, bilinmez ama; Nuggets'ın finansal pozisyonunun bir miktar da olsa rahatlamış olduğunu söyleyebiliriz. Brand kaybından sonra moralini bozmayan Clippers ise, Marcus Camby ile ayağa kalktı ve ölü sezonda basketbolseverleri en çok heyecanlandıran takım olmaya devam etti. Son hamlesiyle Baron Davis liderliğindeki Clippers, Camby ve Kaman ile lige renk katacak önemli bir takım haline geldi.

Takip edilecek bir takım daha. E, ne güzel.

11 Temmuz 2008 Cuma

Villa & Torres: Benitez'in Hayali Suya Düştü



Liverpool, Peter Crouch'ın Portsmouth'a transfer olmasının ardından alternatif forvet arayışlarına başladı. Menajer Rafael Benitez, listesinin en üst sırasına Fernando Torres'in milli takımdan takım arkadaşı David Villa'yı yerleştirmişti, fakat İspanyol yıldızı Valencia'dan alabilmek çeşitlik zorlukları aşması gerekliydi.

Fernando Torres, geçtiğimiz sezon Liverpool formasıyla çıktığı 46 resmi maçta 33 gol atarak Liverpool Tarihi'ne geçecek unutulmaz bir performans sergilemiş ve kendisini bir anda Ian Rush, Roger Hunt, Kenny Dalglish, Robbie Fowler seviyesinde bulmuştu. Torres'in yüksek formu, Euro 2008'de de devam edecekti. İspanya, 44 yıl sonraki ilk Avrupa Şampiyonluğu'nu Final'de Fernando Torres'in attığı gol ile kazandı, ama Torres'in turnuva boyunca yanında büyük bir destekçisi vardı: David Villa.

David Villa ve Fernando Torres, Euro 2008 süresince birbirini en iyi tamamlayan hücum ikilisi olarak dikkat çekecekti. Anfield Road'da geçen 16 yıldan sonra bir sezonluk Swensea City kariyerinin ardından 1979 yılında futbolu bırakan Tommy Smith'in, ''70'lerde Kevin Keegan vardı. Ian Rush, Kenny Dalglish'in ortaklığında Liverpool adına birçok önemli gol attı. Hep söylemişimdir; Juventus, Rush'ı transfer ettiğinde Dalglish'i almayı unutmuştu; çünkü Rush'ın birçok golünde Dalglish'in önemli payı vardı...''

''...Fernando Torres ise, bir süredir görmediğimiz özel bir yeteneğe sahip. Defans oyuncularının arasından süzülme gibi güçlü bir yönü var ve bunu çok büyük efor sarf etmeden yapabiliyor. Çok büyük bir yetenek!''
sözleriyle göklere çıkardığı Torres, İspanya'nın şampiyonluk koşusunda yukarıda sözü edilen hünerlerini sergilemekten çekinmiyordu.

Fernando Torres'in açtığı yoldan giden isim ise, David Villa olacaktı. Villa, Torres'in dripling özelliği ile rakip defansı zor durumlara düşürmesinden maksimum seviyede yararlanmış ve kaydettiği 4 golle Euro 2008'in en skorer oyuncusu olmayı başarmıştı. David Villa'nın Euro 2008 öncesi 25 milyon eurolar ile telaffuz edilen bonservis ücreti, turnuva sonrası 40 ila 50 milyon eurolara çıksa da Katalan ekibi Barcelona, Villa transferi için olan isteğini göstermeye devam edecekti.

Valencia teknik direktörü Unai Emery, 26 yaşındaki forvet oyuncusunu elinde tutamayacağını düşünüyordu; ama Villa'nın Barcelona'ya transferi kısa süre sonra gündemden düşecekti. Bu sırada devreye Liverpool menajeri Rafael Benitez, giriyordu.

''İkinci forvet olarak oynayabilecek
Voronin, Kuyt, Babel ve Gerrard gibi oyunculara sahibiz.'' diyecekti Rafael Benitez, Peter Crouch'ın takımdan ayrılma kararı almasının ardından. ''...ama hücum hattına farklı bir opsiyon daha kazandırmak istiyoruz. Villa'nın ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu biliyorum. Listemizde yer alan bir isim, fakat kendisini transfer etmek biraz güç olacaktır.''

Rafael Benitez, haksız sayılmazdı. Liverpool'da olası bir ''Fernando Torres & David Villa'' ortaklığı, Kırmızılar'ı 1990 yılından bu yana ilk kez ''İngiltere Ligi Şampiyonu'' yapabilecek kadar etkili bir formül olabilirdi, ama Villa transferini engelleyen bazı imkansızlıklar vardı. John Arne Riise'yi 5 milyon euro karşılığında İtalyan AS Roma'ya satan Liverpool, İspanyol orta saha oyuncusu Xabi Alonso için de Juventus ile anlaşmak üzereydi.

''Bir miktar nakit paraya sahip olabilmek için, bazı önemli oyuncularımızı satmak zorundayız'' diyordu maddi anlamda sıkıntı yaşayan Liverpool menajeri Rafael Benitez. ''Bizi daha iyi kılacak oyuncular almak için çabalarımız devam edecek, ama paramızı harcarken son derece dikkatli olmalıyız. Sezon başlayana kadar, kadromuza bir ya da iki hücum oyuncusu katmayı planlıyoruz. David Villa, başlarda listemizdeki oyunculardan biri olmasına karşın oyuncunun fiyatı, transferin bir seçenek olmasını engelliyor. Bu yüzden Villa, artık hedefimizde değil.''

David Villa ve Fernando Torres ikilisini Liverpool'da beraber oynarken izleme hayali de bu açıklama ile birlikte sona ermiş oldu, olaya bir futbolsever gözüyle bakılırsa. Tabii ki yeni hedefleri var Rafael Benitez'in: ''Villa, fiyatı nedeniyle transfer listemizdeki güncelliğini kaybetti, fakat bazı isimlerle görüşüyoruz. Tottenham Hotspur'dan Robbie Keane, listemizde yer alan oyunculardan biri. Diğer isimler üzerindeki çalışmalarımız da devam ediyor.''

Robbie Keane, Inter ve Leeds United kariyerindeki ''uslanmaz, hırçın, geçimsiz, yaramaz'' görüntüsünü Tottenham Hotspur'da yaşamış olduğu gelişim ile üzerinden atmış ve takım kaptanlığına yükselecek kadar büyük bir olgunluk göstermişti. Liverpool kariyeri için (kariyerinde tekrar bir seviye daha yükselmek için) hazır mı, bilinmez. Craig Bellamy özelinde denenen formül, Liverpool adına başarıyı getirmemişti. Bellamy'nin sevimsiz bir kariyerin ardından Liverpool'da ''adam'' olacağına inananlar, Riise ile yaşanan golf sopası krizinden sonra hayalkırıklığı yaşayacaktı.

İtalya'ya transfer olmadan önceki Robbie Keane ile Tottenham Hotspur'un kaptanı olan Robbie Keane arasında çok büyük farklılıklar bulunuyor. 17 yaşında İngiliz futbol piyasasına çıkan Keane, bugün 28 yaşında ve futbolunun olgun çağında. Liverpool formasıyla ikinci forvet olarak da başarılı bir iş çıkarabilir, Fernando Torres'in yanında...

10 Temmuz 2008 Perşembe

Portsmouth: Formüle ''Peter Crouch'' Takviyesi



Liverpool ve İngiltere Milli Takımı'nın dev forveti Peter Crouch, gelecek sezon için Premier League ekiplerinden Portsmouth ile anlaştı. Crouch, Cuma günü Portsmouth'un stadı Fratton Park'taki sağlık kontrolünde sorun yaşanmazsa, kendisini tekrar Pompey oyuncusu yapacak olan imzayı atacak. Liverpool ise, transferden 10 milyon pound kazanacak.

Liverpool'da geçirdiği üç sezon boyunca 135 resmi maçta forma giyen ve takımı için 42 gol kaydeden Peter Crouch, geçtiğimiz sezon Kırmızılar'a katılan Fernando Torres'in efsanevi performansı sonrası ilk 11'de yerini kaybetmiş ve daha fazla forma şansı bulabileceği bir takıma gitmek istediğini belirtmişti. Yine de çoğu kez kenardan gelmiş olmasına karşın geçtiğimiz sezon Liverpool için 11 kez ağları havalandıran Peter Crouch'ın ilk taliplisi, kariyerine başladığı Tottenham Hotspur olmuştu.

Liverpool menajeri Rafael Benitez'in transfer görüşmeleri yapmasına izin verdiği Peter Crouch için istekli olan bir diğer takım ise Portsmouth'du ve Crouch, Portsmouth ile Tottenham arasındaki tercihini 2004-05 Sezonu'nda Southampton'da forma giyerken beraber çalıştığı Harry Redknapp'ın menajerliğindeki Portsmouth'tan yana kullandı.

1981 yılında Maccesfield'da dünyaya gelen Peter Crouch, profesyonel kariyerine Tottenham Hotspur takımında başladıktan sonra 2000-01 Sezonu'nda 60 bin poundluk bonservis ücretiyle Queens Park Rangers takımına transfer olmuştu. Aynı sezon küme düşen Queens Park Rangers için 10 gol kaydeden Peter Crouch, bir sonraki sezon 1.25 milyon pound karşılığında Portsmouth'a geçecekti. Bir sezonluk Portsmouth kariyerinde çıktığı 39 resmi maçta 19 gol atan Crouch, ''Portsmouth Player of the Year'' seçildikten sonra soluğu Aston Villa'da alıyordu.

Aston Villa'daki başarılı başlangıcın ardından bir sezon sonra Norwich City'ye kiralanan ''pivot santrfor'', 5 milyon pound karşılığında geldiği Villa'dan 2 milyon pound bonservis ücretiyle 2004-05 Sezonu öncesi Southampton'a transfer oluyordu. Menajer Harry Redknapp ile oldukça iyi bir sezon geçiren Peter Crouch, sezon sonunda 7 milyon pound karşılığında Liverpool'a 4 yıllık imza atacaktı.

Crouch, Liverpool'daki performansı ile kariyerinin en verimli dönemini yaşarken İngiltere Milli Takımı'nın da önemli oyuncularından biri olmayı başardı. İngiliz milli formasını 27 kez giyen Crouch, 14 gol ile hayli etkileyici bir görüntü çıkardı ortaya; fakat Fernando Torres'in ''target striker'' görevini kendisinden devralmasının ardından takım arkadaşlarını sıkça kulübeden izlemek zorunda kalınca kulüpten ayrılma kararı aldı ve Portsmouth'a geri dönme yolunu seçti.

Harry Redknapp'ın gelişinin ardından kabuk değiştiren Portsmouth, geçtiğimiz sezon 69 yıllık aradan sonra Federasyon Kupası'nı Final'de Cardiff City'yi 1-0 mağlup ederek kazanmış ve Lig'de de 8. olarak 5 yıllık Premier League geçmişindeki en iyi derecesini elde etmeyi başarmıştı. Peter Crouch, tarihinde ilk kez gelecek sezon UEFA Kupası'nda mücadele edecek olan Portsmouth'a Avrupa arenasında da tecrübesiyle katkı yapacaktır.

Peter Crouch ve Portsmouth ilişkisine daha geniş bir pencereden bakmak gerekebilir, bu noktada. Portsmouth, son yıllarda ayakta kalmanın formülünü bulmuş gibi gözüküyor. Arsenal, Chelsea veya Liverpool'da forma şansı bulamayan, fakat İngiltere'de ayrılmak istemeyen neredeyse tüm büyük yıldızların ilk tercihi artık Portsmouth oluyor.

Listeye Tottenham Hostpur'u da dahil edersek, Peter Crouch transferi ile birlikte, Portsmouth'un mevcut kadrosunda daha önce bu dört takımdan en az birinde forma giyen oyuncu sayısı 13'e kadar çıkıyor:

David James, Liverpool (1992-1999)
Lauren, Arsenal (2000-2007)
Glen Johnson, Chelsea (2003-2007)
Lassana Diarra, Chelsea (2005-2007) ve Arsenal (2007-2008)
Peter Crouch, Tottenham (1998-2000) ve Liverpool (2005-2008)
Jermaine Defoe, Tottenham (2004-2008)
Noe Pamarot, Tottenham (2004-2006)
Sol Campbell, Tottenham (1992-2001) ve Arsenal (2001-2006)
Nwankwo Kanu, Arsenal (1999-2004)
Sean Davis, Tottenham (2004-2006)
Pedro Mendes, Tottenham (2004-2006)
Ben Sahar, Chelsea (2006-...kiralık)
Djimi Traore, Liverpool (1999-2006)

Yukarıdaki isimlerden sadece ikisi, David James ve Nwankwo Kanu, dev kulüpler ile Portsmouth kariyerleri arasına farklı kulüpler soktular. David James, 1999 yılında Liverpool'dan ayrıldıktan sonra Aston Villa, West Ham United ve Manchester City'de forma giymiş ve 2006-2007 Sezonu'nda Portsmouth'a transfer olmuştu. Nwankwo Kanu ise, 5 yıllık Arsenal kariyerinden sonra West Bromwich Albion üzerinden Portsmouth'a gelmişti. Listedeki diğer isimler, Chelsea veya benzeri takımlarda forma şansı bulamayarak Portsmouth'un yolunu tutan oyuncular arasında yer alıyor.

Portsmouth'un bu anlamdaki yaklaşımından devam edersek eğer, farklı durumlarla da karşılaşabiliriz. David James, Liverpool kariyerinin son dönemlerinde yaşadığı şanssızlıkların ardından kariyerinde sağlam bir adım atamazken geldiği Portsmouth'ta Kulüp Tarihi'nin tüm zamanlardaki en iyi 11'inin kalesine seçilecek kadar büyük bir geri dönüş sergiliyordu. Nwankwo Kanu, geçtiğimiz sezon FA Cup Finali'nde attığı golle 69 yıl sonra Kupa'yı Pompey'e getirirken Portsmouth, Chelsea'den adeta arkasına teneke bağlanarak gönderilen Glen Johnson'ın kariyerine yön veren kulüp oluyordu. Örnekleri Sol Campbell ve Lauren'in kariyeri özelinde de çoğaltabiliriz.

Harry Redknapp yönetimindeki Portsmouth, bu anlamda kariyerlerinde yeni başlangıçlar arayan yıldız oyuncuların tekrar mutlu olabilecekleri bir yapılanma haline geliyor.

Portsmouth, son Peter Crouch transferinin ardından daha önceleri Blackburn Rovers, Everton, Manchester City veya Newcastle United gibi ''büyüklerden sonraki ikinci opsiyon'' olan takımların da önüne geçmiş olabilir (Harry Kewell transferi hakkında anlatmak istediğim görüşün temelinde de Crouch'ın Portsmouth transferindeki tercih yatıyordu). Üstelik formül, son iki sezondur başarıyla uygulanıyor. Önümüzdeki sezon, Portsmouth'tan daha büyük bir performans beklemek, kahinlikten sayılmayacaktır.

Chelsea'den Wayne Bridge veya Juliano Belletti, Arsenal'den Gilberto Silva, Liverpool'dan Fabio Aurelio ya da Tottenham'dan Jermaine Jenas gibi bir oyuncunun Portsmouth'a transfer haberini öğrenirsek şaşırmayalım; çünkü tam da Portsmouth'luk isimler gibi duruyorlar...

Corey Maggette, Golden State Warriors'da



Los Angeles Clippers'da yaprak dökümü sürüyor. Sözleşmelerinin son sezonlarındaki oyuncu opsiyonlarını kullanmayarak serbest kalan isimlerden Elton Brand'in Philadelphia 76ers ile anlaşmasının ardından Corey Maggette de Golden State Warriors'ın yolunu tuttu. Maggette, yeni takımından 5 yıl için yaklaşık 50 milyon dolar alacak.

Salı gecesi Associated Press'in servis ettiği habere göre Golden State Warriors ile 5 yıllık sözleşme imzalayacağı belirtilen Corey Maggette'nin transferi süreci, ilgi çekici olarak değerlendirilebilir. Maggette, geçtiğimiz sezon yerlerde sürünen Los Angeles Clippers takımının en skorer oyuncusu olmuş ve sezonu maç başına 22.1 sayı, 5.6 ribaund ve 2.7 asist ortalamaları ile tamamlamıştı. Clippers'ın kabus gibi geçen sezonuna rağmen Maggette, her üç kategoride de kariyerinin en yüksek ortalamaları ile oynamayı başarıyordu.

Clippers'ın geçtiğimiz sezonki kadrosunda yer alan en eski oyuncu olan Maggette'nin 2000 yılında başlayan Clippers kariyeri, geçtiğimiz hafta sözleşmesinin son senesindeki oyuncu opsiyonunu kullanmamasıyla sona erecekti. Maggette, bu hamleyle önümüzdeki sezon Clippers'tan alacağı 7 milyon dolardan vazgeçiyor ve tıpkı takım arkadaşı Elton Brand gibi ''free-agent'' oluyordu.

Los Angeles Clippers, bu noktada her iki oyuncusu ile tekrar anlaşabilir ve uzun süreli kontratlarla Brand ile Maggette'yi takımda tutabilirdi; ama Clippers'ın ölü sezondaki ilk önemli icraatı Baron Davis ile uzun süreli kontrat yapmak olunca iki oyuncudan biri otomatik olarak gözden çıkarılacak ve çok geçmeden de bu ismin Corey Maggette olduğu görülecekti.

Elton Brand ve Los Angeles Clippers arasındaki görüşmeler, oyuncunun Salı akşamı Philadelphia 76ers ile anlaşması sonrası sona eriyordu. Baron Davis, Golden State Warriors ile olan sözleşmesini feshederken bir sonraki yıl kazanacağı 17.8 milyon dolardan vazgeçmiş ve Los Angeles Clippers'a daha düşük bir fiyat karşılığında imza atmıştı. Brand'in 76ers yolunu tutmasından sonra Clippers, ümitsizce Corey Maggette ile tekrar anlaşmanın formüllerini arayacaktı; ama bazı şeyler için çok geç kalınmış olunabilirdi.

Corey Maggette, NBA'in en üst seviyesindeki bazı takımlar tarafından isteniyordu: Boston Celtics, San Antonio Spurs, Detroit Pistons, Utah Jazz ve Orlando Magic. Tüm bu takımlar için Maggette, oldukça stratejik bir oyuncu olabilirdi. Maggette, yüksek hedeflere oynayan takımlarda önemli bir rol oyuncusu da olabilirdi; ama söz konusu takımlar Maggette'nin karşısına kısa süreli kontratlar ve düşük ücretlerle çıkacaktı.

San Antonio Spurs, Corey Maggette için en büyük isteği gösteren takımdı. Koç Gregg Popovich, yaşlanan ve iyice formdan düşen Bruce Bowen yerine köşelerden ceza üçlükleri atabilecek bir oyuncu arıyordu. Maggette, bu anlamda pazardaki en keskin hedeflerden biriydi. Tim Duncan merkezli hücum planlarında Maggette, Spurs adına stratejik bir isim olabilirdi; ama Spurs, Corey Maggette'ye iki senelik kontrat önerince transfer suya düşecekti. Boston Celtics ise, geçtiğimiz sezon ekstra katkı aldığı James Posey'nin yerini doldurmak amacındaydı.

Corey Maggette, Gregg Popovich'in sisteminde daha iyi bir savunmacı haline gelebilir veya Boston ya da Detroit gibi takımlarda şampiyonluk için oynayabilirdi; ama Baron Davis'in gidişiyle maaş limitini yukarılara taşıyan Golden State Warriors'ın teklifi, hepsinden farklı oluyordu. Warriors, Maggette'ye 5 yıllık bir kontrat ve toplam 50 milyon dolarlık bir teklifle gelecekti. Maggette'nin yapması gereken bir seçim vardı. Daha fazla oynama şansı bulabileceği ve maddi anlamda daha rahat olabileceği bir takıma gitmeyi tercih etti.

Don Nelson, Golden State Warriors başantrenörü, Corey Maggette'yi yeni sezonda takımda olmayacak Mickael Pietrus ve Matt Barnes'ın boşluğunu doldurmak için kullanacaktır. Fransız oyuncu Pietrus, Orlando Magic'in yolunu tutarken iki sezon önceki unutulmaz Playoff koşusunda Warriors'a ekstra performansıyla önemli katkılar sağlayan Barnes ile tekrar anlaşılmayacağı açıklanmıştı.

Corey Maggette'nin Don Nelson'ın Golden State Warriors üzerinde uyguladığı hızlı ve karmaşık basketbol stilini kısa sürede benimseyebileceği de söylenebilir, bu noktada. Önümüzdeki sezon için hayli genç bir kadro oluşturan ve mağlubiyet sayısının artması pahasına da olsa genç oyuncularını daha fazla oynatmayı düşündüğünü açıklayan Don Nelson, Baron Davis'in takımdan ayrılmasının ardından henüz o bölgeye bir takviye yapmadı. Mevcut kadroda bu görevi üstlenebilecek yegane oyuncu olan Monta Ellis, tıpkı pota altındaki Andris Biedrins gibi sınırlı serbest; ama yönetici Chris Mullin'in açıklamaları göz önüne alınırsa her iki oyuncuyla da ne pahasına olursa olsun uzun süreli anlaşmalar imzalanacak ve iki oyuncu da takımda tutulacak.

Tüm gelişmelerin ardından Golden State Warriors'da 1980 öncesi doğan sadece iki oyuncu bulunuyor, önümüzdeki sezonun kadrosunda: Corey Maggette ve Stephen Jackson. Geçtiğimiz sezonu maç başına 20.1 sayı, 4.4 ribaund ve 4.1 asist ortalamaları ile tamamlayan Jackson, Golden State Warriors'ın yeni yüzünde takımın yeni lideri olabilir. Monta Ellis'in saha içi liderliği ve Al Harrington'ın tecrübesi de Warriors'ı ayakta tutabilecek diğer etkenler olarak görülebilir.

Geçtiğimiz sezon NBA'deki ilk yılını geçiren İtalyan skorer Marco Belinelli'nin daha olumlu bir performans sergileyebileceğini düşünebiliriz, yeni kadro yapılanmasında. Daha önce Don Nelson'ın sisteminde kendisine yer bulamayan bir diğer Avrupalı yıldız Sarunas Jasikevicius'tan farklı olarak Belinelli'ye gelecek için daha fazla umut bağlanabilir. Yine geçtiğimiz sezon beklentilerin üzerine çıkan iki oyuncu Brandan Wright ve Kelenna Azubuike ise, Golden State Warriors'ı Playoff resminin içerisine sokmaya çalışacaktır.

Baron Davis'in gidişi mutlaka önemli bir kayıp Golden State Warriors için; fakat Warriors, önümüzdeki sezon da, bir önceki sezonu 20+ sayı ortalamaları ile tamamlayan üç oyuncuya sahip olmuş olacak: Corey Maggette (70 maç, 22.1 sayı), Monta Ellis (81 maç, 20.2 sayı) ve Stephen Jackson (73 maç, 20.1 sayı).

Kağıt üzerinde ilgi çekici bir istatistik. Peki, Baron Davis'in boşluğunu saha içerisinde kim doldurabilecek? Don Nelson'ın açıklamalarının ardından Golden State Warriors'ı yeni bir yapılanma içerisinde genç ve göze hoş gelen basketbol oynayan bir takım olarak izleyebiliriz, önümüzdeki sezon. Fazlası için, ekstra performanslara ihtiyaçları olabilir.