30 Eylül 2008 Salı

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 2. Maç Günü - # 1



Şampiyonlar Ligi'nde 2008-2009 Sezonu'nun ikinci maç gününde, bu akşam sekiz karşılaşma yapılacak.

Geçtiğimiz sezonun şampiyonu Manchester United, Old Trafford'da golsüz berabere sona eren Villarreal maçının ardından Danimarka'da AaB Aalborg deplasmanına çıkıyor. United deplasmanından puan çıkarmayı başaran Villarreal'in konuğu ise Celtic. İlk maç gününde gol sesi çıkmayan E Grubu'nda ilk gol için süren bekleyiş, bu akşam sona erebilir.

F Grubu'nda işler, biraz daha karışık. Steaua Bükreş deplasmanında kazandıktan sonra Bundesliga'daki iki maçını kaybeden Bayern Münih adına Allianz Arena'daki Olympique Lyon maçı son derece büyük önem arz ediyor. İlk maç gününde Fransa'dan puan ile dönen Fiorentina'nın Artemio Franchi'deki rakibi ise Steaua Bükreş.

Türkiye'nin Şampiyonlar Ligi'ndeki tek temsilcisi Fenerbahçe, TSL'deki kötü sonuçları unutturmak için Dinamo Kiev karşısına çıkacak. Kiev'de Ismael Bangoura, en önemli silah. Kontra ataklarda tehlikeli bir takım olan Kiev, Fenerbahçe'nin canını bir kez daha yakabilir. G Grubu'nun diğer maçında Arsenal'in rakibi ilk maçta Fenerbahçe'yi 3-1 mağlup eden Porto olacak.

Zenit ile Real Madrid, Şampiyonlar Ligi'nin ikinci maç gününün açılışını yapıyor. Rusya'daki karşılaşma, TSİ 19.30'da başlayacak. İlk maçlarda Zenit'i Alessandro del Piero'nun serbest vuruştan attığı golle 1-0 mağlup eden Juventus ise Bate Borisov deplasmanında.

30.09.2008 Salı, 19.30
H Zenit - Real Madrid

30.09.2008 Salı, 21.45
E AaB Aalborg - M. United
E Villarreal - Celtic
F Bayern Münih - Lyon
F Fiorentina - S. Bükreş
G Arsenal - Porto
G Fenerbahçe - D. Kiev
H Bate Borisov - Juventus

Fernando Torres: Bir Anfield Road Efsanesi


Premier Lig'de haftanın takımı, Arsenal'i deplasmanda 2-1 mağlup eden Hull City oldu. Haftanın oyuncusu ödülü ise, Merseyside Derbisi'nde iki gol birden atarak masmavi Goodison Park'ı kırmızıya boyayan İspanyol forvet Fernando Torres'e gitti. Torres, Premier Lig Tarihi'nde 997 golü bulunan Liverpool'u 999 gole ulaştırdı ve hızlı başladığı İngiltere kariyerinde yeni sezonda da önemli işler yapacağını gösterdi.

Peki geçtiğimiz sezon neler yapmıştı, Fernando Torres?

Liverpool, tarih boyunca hiçbir zaman flaş transferlerin veya yüksek bonservis ücretlerinin benimsendiği bir kulüp olmadı. Bu anlamda ne bir Real Madrid, ne bir Barcelona, ne de bir Chelsea'ydi, Liverpool. Atletico Madrid'in genç forveti Fernando Torres'in Liverpool'a gelişi ise oldukça farklıydı. Torres'in bonservisi için 20 milyon £ ödeyen Liverpool, kulüp tarihinin en pahalı transferine imza atmıştı. Daha ilk günden anlaşılmıştı, Liverpool ve Rafa Benitez'in Fernando Torres'e verdiği önemin büyüklüğü.

Fernando Torres da vatandaşı Rafa Benitez, Liverpool ve Kop'un yüzünü kara çıkarmayarak kendisi hakkında doğru karar verildiğini hatırlattı Ada'daki ilk sezonu boyunca, her fırsatta.

El Nino, geçtiğimiz sezon Liverpool adına çıktığı 46 maçta 33 gol attı ve Liverpool Tarihi'nde ilk sezonunda en yüksek gol ortalaması ile oyuncu olmayı başardı. Torres'in 1.40'a karşılık gelen maç/gol oranı, kendisini Ian Rush, John Aldridge, Michael Owen ve Kenny Dalglish gibi Anfield Road efsanelerinin önünde bulmasını sağlamıştı.

Liverpool ile ilk sezonunda en iyi maç/gol oranına sahip olan yedi oyuncu şu şekildeydi artık:

1. Fernando Torres, 46 maç / 33 gol, 1.40
2. John Aldridge, 45 maç / 29 gol, 1.55
3. Ian Rush, 49 maç / 30 gol, 1.63
4. Roger Hunt, 38 maç / 23 gol, 1.65
5. Robbie Fowler, 34 maç / 18 gol, 1.89
6. Michael Owen, 44 maç / 23 gol, 1.91
7. Kenny Dalglish, 62 maç / 31 gol, 2.00

Fernando Torres, geçtiğimiz sezon Liverpool adına kaydettiği 33 golün 24 tanesini Premier Lig'de attı. Torres'in 24 golü, ne Liverpool'un Premier Lig Şampiyonu, ne de kendisinin ''Premier Lig'in en çok gol oyuncusu'' olmasına yetmişti; ama herhangi bir yabancı oyuncu, Premier Lig'deki ilk sezonunda Torres kadar gol atmayı başaramamıştı.

2001-2002 Sezonu'nda Manchester United için 23 lig golü atan Hollandalı forvet Ruud van Nistelrooy, geçtiğimiz sezona kadar bu alanda Premier Lig Tarihi'ndeki en iyi oyuncuydu; fakat sezonun son haftasında Liverpool ve Tottenham arasında oynanan karşılaşma ile birlikte ünvanın yeni sahibi Fernando Torres oluyordu. Torres'in bitime 15 dakika kala attığı gol, sezon içerisindeki 24 golüydü.

İspanyol forvetin geçtiğimiz sezon resmi karşılaşmalarda attığı 33 golün incelemesine devam edildiğinde ortaya daha ilginç sonuçlar da çıkabilirdi. Fernando Torres'in uzayan adımları ve gol noktasındaki becerileri ile daha çok bir deplasman golcüsü olduğunu düşünebilirdiniz; ama Torres, geçtiğimiz sezon Liverpool için kaydettiği 33 golün 24 tanesini Anfield Road'da atıyordu. Daha da ilgi çekici olan bu 24 golün 17'sinin ise Kop'un önünde oynarken gelmiş olmasıydı. Fernando Torres'in 24 gollük Anfield performansı da unutulmaz arasına giriyordu.

Bir sezon içerisinde Anfield Road'da en çok gol atan üç Liverpool oyuncusu şu şekildeydi:

1. Roger Hunt, 1961-1962, 30 gol
2. Ian Rush, 1983-1984, 30 gol
3. Robbie Fowler, 1995-1996, 26 gol

Fernando Torres, bu üç efsanenin ardından dördüncü sırada kendisine yer buldu. Listenin ilk sırasında olan Roger Hunt, Liverpool'un İkinci Lig Şampiyonluğu'nu yaşadığı 1961-1962 Sezonu'nda bulduğu 42 golün 30 tanesini Anfield Road'da atmıştı. Rekoru Hunt ile paylaşan Ian Rush ise Liverpool Birinci Lig Şampiyonu olduğu 1983-1984 Sezonu'nda kaydettiği 47 golün 30'unu Anfield Road'da bulmuştu. Torres'in böylesi büyük yıldızlarla adının bir arada anılıyor olması, İspanyol yıldızın Liverpool kariyerine son derece iyi bir başlangıç yaptığının kanıtı sayılabilirdi.

Anfield'daki 24 gollük serinin içerisinde farklı bir anlam daha vardı.

2 Şubat 2008 günü Liverpool'un 3-0 kazandığı Sunderland maçı ile başlayan ve sezonun Anfield Road'daki son maçı olan Manchester City karşılaşması ile sona eren sekiz maçlık periyodun Anfield'a ait olan her haftasında gol atmayı başarmıştı, Fernando Torres.

Torres, Anfield Road'daki sekiz maçlık gol serisiyle birlikte Roger Hunt'ın 1961-1962 Sezonu'nda Liverpool, İkinci Lig'de mücadele ederken eline geçirdiği rekoru egale ediyordu.

Torres'in sekiz maçlık serisindeki performansı şu şekildeydi:

1. Liverpool 3-0 Sunderland, 2 Şubat 2008, dk. 69
2. Liverpool 3-2 Middlesbrough, 23 Şubat 2008, dk. 28 - 29 ve 61
3. Liverpool 4-0 West Ham United, 5 Mart 2008, dk. 8 - 60 ve 81
4. Liverpool 3-0 Newcastle United, 8 Mart 2008, dk. 45
5. Liverpool 2-1 Reading, 15 Mart 2008, dk. 48
6. Liverpool 1-0 Everton, 30 Mart 2008, dk. 7
7. Liverpool 3-1 B. Rovers, 13 Nisan 2008, dk. 82
8. Liverpool 1-0 Manchester City, 4 Mayıs 2008, dk. 58

Fernando Torres, Roger Hunt'ı geçip rekorun tek başına sahibi olmak adına yeni sezonun Anfield Road'daki ilk maçını beklemek durumundaydı. Açılış maçında Sunderland deplasmanında galibiyeti getiren golü atan Torres, bir sonraki hafta oynanan Middlesbrough maçında bayrağı Jamie Carragher ve Steven Gerrard'a devredince rekoru kırma şansını kaçırmış oldu. En azından şimdilik.

Yukarıdaki sekiz maçta dikkat çeken bir diğer nokta da serinin 2 ve 3 numaralı maçlarında Fernando Torres'in arka arkaya yapmış olduğu iki hat-trick. İspanyol yıldız, bu kategoride 1946 yılının Kasım ayından beri hatırlanan ilk oyuncu olmayı başardı. Anfield Road'da üst üste iki maçta hat-trick yapan son Liverpoollu Jack Balmer'di. Balmer, 9 Kasım'daki Portsmouth karşılaşmasında rakip filelere üç gol bırakırken 16 Kasım'da Baseball Ground deplasmanında Derby'ye dört gol attıktan sonra bir kez daha Anfield Road'da 23 Kasım'daki Arsenal maçında üç gol kaydederek tarihe geçmeyi başarmıştı.

Fernando Torres, araya deplasmanda yapılan bir hat-trick sıkıştıramamış da olsa, oldukça kıymetli bir hatıraya sahip olmuştu arka arkaya üçer gollü maçların ardından. Daha da önemlisi, Torres'in sezon içerisinde bir hat-trick daha yapmış olmasıydı. İlk sezonunda üç maçta hat-trick seviyesine çıkmış olmanın da mutlaka bir karşılığı vardı, Liverpool Tarihi'nde.

23 Şubat günü Middlesbrough, 5 Mart günü de West Ham United'a karşı oynanan Premier Lig maçlarında üçer gol atan Fernando Torres, 25 Eylül 2007'de Lig Kupası'nda Reading deplasmanındaki 4-2'lik galibiyette de rakip filelere üç gol birden göndermişti. West Ham United maçındaki üç gol, Torres'in ilk sezonunda Liverpool adına yaptığı üçüncü hat-trick oluyor ve Torres, bu başarıyı yakalayan beşinci Liverpool oyuncusu olarak tarihteki yerini alıyordu.

Bu başlık altında ismi geçen ilk oyuncu, Liverpool Tarihi'nin ilk futbol sezonundaki başarısıyla John Miller olmuştu. Miller, Liverpool'un 1892-1893 Sezonu'nda Lancashire League'deki mücadelesinde yaptığı Nantwich Town ve Higher Walton maçlarında üçer gol atarken 7-0 kazanılan Fleetwood Rangers karşılaşmasında da rakip fileleri (artık o zamanlar file var mıydı, bilemiyoruz) beş kez havalandırmıştı. Liverpool'da yalnızca bir sezon oynayan John Miller, sezonu toplam 27 golle tamamlamıştı.

1895-1896 Sezonu'nda George Allan'ın sergilediği performans ise Liverpool Tarihi'ndeki en iyi başlangıç anlamına geliyordu. İskoçya'nın Leith Athletic takımından transfer olduğu Liverpool'daki ilk sezonunda 28 Eylül 1895'teki Port Vale maçında dört, 4 Ocak 1896'daki Rotherham United maçında üç, yine 18 Şubat 1896'daki Rotherham United maçında dört ve 28 Mart 1896'daki Crewe Alexandra maçında üç gol atan Allan, 28 gol kaydettiği sezonda yapmış olduğu dört hat-trick ile Liverpool Tarihi'nde üç yüzyıla yayılan yerini alıyordu.

1960'lı ve 1970'li yılların golcüsü Tony Hateley ve Fernando Torres arasında bir benzerlik vardı. Hateley, tıpkı Torres gibi, Liverpool'a kulüp tarihinin en pahalı oyuncusu olarak gelmişti. Mutlaka bonservis ücretlerinde belli farklılık olabilirdi. Torres'in 20 milyon £'lık tutarının yanında Hateley için Chelsea'ye verilen 96 bin £, şu an küçümsenebilir, ama belli ki o zamanlar son derece kıymetliydi. Neyse ki Hateley de değerinin karşılığını verecekti. Liverpool formasıyla henüz üçüncü maçında Newcastle United'a üç gol atan Hateley, 19 Şubat 1968 günü oynanan FA Cup 4. Round Tekrar Maçı'nda Walsall'a adını dört kez söyletirken sezonun son maçında da Liverpool'un Nottingham Forest önündeki 6-1'lik galibiyetine üç golle katkıda bulunmuştu.

Fernando Torres'ten önce Liverpool ile ilk tam sezonunda en az üç kez hat-trick yapabilen son oyuncu John Wark olmuştu. 1983-1984 Sezonu'nda son bölümünde Ipswich Town'dan transfer edilen orta saha oyuncusu, dokuz maçlık periyotta iki gol atarken bir sonraki sezon adına olumlu izler bırakıyordu. Öyle ki 1984-1985 Sezonu, Wark'ın 40 yaşına kadar sürecek olan futbol kariyerinin ofansif anlamdaki en verimli sezonu oluyordu. Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Lech Poznan karşısında dört, York karşısında 7-0 kazanılan FA Cup Tekrar Maçı'nda üç ve Lig'deki WBA maçında üç gol atan Wark, bir orta saha oyuncusundan beklenilenin de ötesindeydi, ilk tam sezonunda.

John Miller 1892-1893, George Allan 1895-1896, Tony Hateley 1967-1968, John Wark 1984-1985 ve Fernando Torres 2007-2008.

Tüm bunların yanında Robbie Fowler, Ian Rush, Gordon Hodgson, Kenny Dalglish, Michael Owen ve Roger Hunt gibi Anfield efsanelerinin ilk sezonlarındaki hat-trick karnesini incelediğimiz de bile yukarıdaki beş ismin başarılarının yakalanamadığını görebiliriz.

Liverpool Tarihi'ndeki en iyi kariyer başlangıçlarından birini yapmış olan Robbie Fowler, Liverpool'daki ilk sezonunda iki kez hat-trick yapma başarısını göstermişti. Kırmızı forma ile çıktığı dördüncü maçta 5 Ekim 1993 günü gerçekleşen Lig Kupası'ndaki Fulham karşılaşmasında beş gol birden atan Fowler, Liverpool'daki beşinci lig maçında da 30 Ekim 1993 günü Southampton karşısında rakip fileleri üç kez havalandırmıştı. Fowler'ın hat-trick konusundaki hızlı başlangıcın devamı o sezon gelmedi; ama 18 yaşındaki bir oyuncudan daha fazlası da beklenemezdi.

Diğer isimlerden Ian Rush, ilk sezonunda 16 Ocak 1982'deki Notts County karşılaşmasında olmak üzere yalnızca bir hat-trick yapabilirken, 1925-1936 yılları arasında Liverpool formasıyla 17 kez üç gol veya üzerinde skor yapan Güney Afrika doğumlu Gordon Hodgson ilk sezonunda iki hat-trick görebilmişti. Kenny Dalglish, ilk sezonunda biri Lig Kupası'ndaki Wrexham diğeri de Lig'deki Manchester City, Michael Owen da yine biri Lig Kupası'ndaki Grimsby ve diğer Lig'deki Sheffield Wednesday maçlarında olmak üzere ikişer kez hat-trick yapma başarısı göstermişlerdi. Liverpool ile ikinci sezonunda dört maçta hat-trick yapan Roger Hunt ise, ilk sezonunda bu başarıyı yaşayamamıştı.

Tüm bunlardan sonra Fernando Torres, cumartesi günü Goodison Park'taki Everton maçında da iki gol kaydederek gerçek bir Anfield efsanesi olma yolunda dev bir adım daha attı. Belki de ikinci golün ardından yaptığı gol vuruşu, Dirk Kuyt'ın faulü nedeniyle iptal olmasaydı Torres'in yolu daha açık olacaktı.

Liverpool'un Premier Lig Tarihi'nde 999 golü bulunuyor. Kaptan Steven Gerrard'ın da Liverpool forması ile 99 golü. Mutlaka enteresan bir ayrıntıdır, ama ister Gerrard isterse de Torres. İki oyuncu da birer Anfield Efsanesi olarak değerlendirilebilir, mevcut kadrodaki Jamie Carragher ile birlikte.

Torres'in bundan sonraki kariyer planlaması, kendi elinde.

Liverpool'daki ilk sezonunda bile böylesi dev isimlerle beraber anılmış olması, bu konu hakkında Torres'e fikir verebilir. Belki de vermelidir.

kaynak: lfchistory.net

29 Eylül 2008 Pazartesi

Derby Della Madonnina: Milan v Inter, 1-0



İtalyan Basını'nın yıllardır arayıp da bulamadığı bir derbi vardı, dün akşam San Siro'da. Inter'in Portekizli teknik direktörü Jose Mourinho, Çizme'ye yeni bir anlayış getirmişti. ''Special One'', Dünya Futbolu'nun en hareketli spor medyasına sahip olan İtalyanlar adına, müthiş bir figürdü.

Portekizli'yi işlemek için ''Derby Della Madonnina'' öncesinden daha iyi bir zaman da olamazdı.

Inter, yeni teknik direktörü ile yeni sezona fena bir başlangıç yapmamıştı. İlk dört maçta alınan üç galibiyet ve toplanan on puan, Inter'i ilk sıraya çıkarmak için yeterliydi. Milan'da ise olası bir Inter mağlubiyeti, radikal kararların alınmasına neden olabilirdi. Teknik direktör Carlo Ancelotti'nin tahtı, belki de ilk kez bu kadar şiddetli sallanıyordu.

İki takımın antrenörleri de oyun sistemleri konusunda ortaya net fikirler koyamamışlardı, geride kalan dört haftalık zaman içerisinde. Jose Mourinho ve Inter ilişkisi, henüz çok tazeydi. Bu anlamda Mourinho'nun kafasındaki 4-3-3 modelinin Inter'e yansımasını görmek zaman alabilirdi. Carlo Ancelotti ve Milan birlikteliği ise yılları devirmiş, iyiden iyiye olgunluk kazanmıştı; ama sezon başındaki Ronaldinho ve Shevchenko transferleri, Ancelotti'nin kafasını karıştırmış olabilirdi.

Milan, Serie-A'nın ilk hafta fikstüründe Bologna'yı San Siro'da ağırlamıştı.

Kaka'nın olmadığı karşılaşmada Ancelotti, son yıllardaki futbol anlayışından vazgeçmeyerek Filippo Inzaghi'nin hemen arkasına Ronaldinho ile Clarence Seedorf'u yerleştirmiş, orta sahadaki üçlüde ise Gennaro Gattuso'nun yokluğunda yeni transfer Matthieu Flamini, Andrea Pirlo ve Massimo Ambrosini'ye görev vermişti. Karşılaşmanın Ronaldinho'nun tek kişilik gösterisine dönüşmesi için fazla zaman geçmeyecekti. Brezilyalı oyuncudan Inzaghi'ye gelen paslar, değerlendirilemiyor ve Milan, sahadan 2-1'lik mağlubiyetle ayrılıyordu.

Ancelotti, Bologna maçında karşılıklı gollerle geçilen ilk yarının ardından ikinci yarıya Marek Jankulovski ile Andriy Shevchenko'yu değiştirerek başlamıştı. Bu değişiklikle üç oyuncunun pozisyonlarında farklılık ortaya çıkıyordu. Orta sahadaki Flamini sağ beke, sağ bekteki Zambrotta sol beke geçerken Seedorf, orta sahadaki üçlünün içine giriyor, Ronaldinho da Shevchenko ve Inzaghi forvetinin arkasında yer alıyordu. Ancelotti, takımı 20 dakika boyunca 4-3-1-2 ile oynatsa da sonuç değişmeyecekti. Milan, kafa karışıklıklarının ardından Bologna'ya kaybediyordu San Siro'da.

Milan, Serie-A'daki ikinci maçı için Genoa deplasmanına gidiyordu.

Ancelotti, ideal kadro ve sistemi henüz oturtamamıştı. Savunmada değişiklikler göze çarpıyordu. Marek Jankulovski, yedek kulübesindeydi. Gianluca Zambrotta, dörtlü defans içerisinde gezinmeye devam ediyordu. Asıl farklılık ise Kaka ve Shevchenko'nun ilk 11'de yer alıyor olmasıydı. Andrea Pirlo, Kaka ve Ronaldinho'nun olduğu bir orta saha-forvet yapılanmasında kesik yiyecek ilk oyuncu, Clarence Seedorf olurdu. Seedorf, kenara geldi; ama Kaka ile Ronaldinho'nun Milan'daki ilk birlikteliklerinden mutlu sonuç çıkmadı. Genoa'dan 2-0 mağlup döndü, Milan.

45. dakikada gerçekleşen Ronaldinho ve Seedorf arasındaki değişiklik, bazı şeylerin sinyali olabilirdi.

Ancelotti, radikal kararı 3. Hafta'da San Siro'da oynanan Lazio maçında verdi. Ronaldinho ve Shevchenko'yu yanına aldı. Andrea Pirlo'nun yokluğunda orta sahadaki üçlünün liderliğini Clarence Seedorf'a verdi. Ambrosini ve Gattuso, bu bölgenin mücadele gücünü ayakta tuttu. Pato'nun yanına Borriello geldi. Kaka da takımı organize eden oyuncu rolünü üstlendi. Milan, sezona hızlı başlayan Lazio'yu bu plan çerçevesinde darmadağın etti. 60. dakikada skor, 4-1'e geldi ve Milan, yeni sezondaki ilk lig galibiyetini bu skorla aldı.

''...Milan'da Carlo Ancelotti'nin ise bir ya da iki konu üzerinde kafa yorması gerekebilir.'' cümlesi de tam olarak, yukarıdaki durum ile ilgiliydi. Milan, ligdeki ikinci galibiyetini aldığı Reggina deplasmanına da aynı orta saha-forvet yapılanması ile çıktı.

Ancelotti, Derby Della Madoninna öncesinde Ronaldinho ve Kaka'nın içerisinde bulunduğu bir sistem üzerine çalışmalıydı. Sezon öncesindeki değerlendirmelerimizde, ''Kaka ve Ronaldinho beraber oynar'' demiştik. Andrea Pirlo'nun yokluğunda sistemin içerisine Clarence Seedorf da girebilirdi. Bu yoldan gitti, Carlo Ancelotti. Pirlo'nun orta sahadaki liderlik görevi yine Seedorf'daydı. Ambrosini ile Gattuso, askerlik yapmaya devam edecekti. Forvet Pato'nun arkasındaki Ronaldinho'nun görevi de Kaka'ya yardımcı olmaktı.

Inter'de Jose Mourinho ise kesin bir 4-3-3 ile çıkıyordu sahaya, tahmin ettiğimiz gibi.

Kalede Julio Cesar vardı. Savunma kanatlarında Maicon ile Christian Chivu. Merkez ikilide de Marco Materazzi ve Nicolas Burdisso. Orta sahadaki üçlünün elemanları Javier Zanetti, Esteban Cambiasso ve Patrick Vieira'ydı. Hücum hattında ise Mancini ile Ricardo Quaresma'nın arasında Zlatan Ibrahimovic oynayacaktı.

Karşılaşmanın ilk bölümünde Milan, daha çok karşılayan taraf olmayı tercih ediyordu. Bu görüntü, belki de iki takımın oyuncu karakterleriyle ilgiliydi. Inter'in kanat savunucuları Maicon ile Chivu, önlerindeki boş alanı değerlendirmek niyetindelerdi. Zlatan Ibrahimovic, bir an önce kaleye gitmek istiyordu. Milan'ın planı ise Ronaldinho, Kaka ve Pato gibi hızlı ayaklara sahip oyuncularıyla çabuk şekilde hücum bölgesine ulaşmaktı. Bu yüzden bekliyordu Milan. 25. dakikada Kaka ile başlayan Ronaldinho ile devam eden ve bir diğer Brezilyalı Inter kalecisi Julio Cesar'ın müdahalesi ile sona eren pozisyon, Milan'ın hücum planlarının iyi işlediği anlamına gelebilirdi.

Milan, 25 ila 35. dakika arasında da oyun planına sadık kaldı. 32. dakikada Kaka'nın sağ taraftan ortaladığı fakat Inter savunmasının uzaklaştırdığı topta Ronaldinho, arka direkte boş pozisyondaydı. Beş dakika sonraki golün habercisiydi belki de, bu görüntü.

Benzer bir pozisyonda maçın tek golünü buldu, Milan. Inter, gol öncesindeki birkaç dakikalık bölümde Milan kalesindeki etkinliğini artırmış, her iki kanattan kazandığı serbest vuruşların ardından Zlatan Ibrahimovic ile Christian Abbiati'yi yoklamıştı; ama Milan'ın düşüncesi farklıydı. Zambrotta dokundu, Gattuso savaştı ve Ronaldinho, sağ kanattan akan Kaka'yı gördü uzun bir topla. Kaka, ceza sahasına yaklaştı. Kafasını kaldırdı, orta sahadan yaptığı koşuyu sürdüren Ronaldinho da Milan formasıyla ilk golünü attı. Milan, Mourinho'nun Interi karşısında öne geçti.

Milan'ın gole gidişi bu yol üzerinde olacaktı. Ronaldinho ve Kaka'nın çabuklukları da golü getirdi. Inter'de Jose Mourinho, 1-0 yenik kapattığı ilk yarının ardından ikinci yarının ilk 15 dakikalık bölümünün geri kalmasını bekledi, hamle yapmak için. Savunmadan Marco Materazzi ile üçlü forvetin sağındaki Mancini'yi çıkarıp Julio Cruz ve Adriano'yu oyuna alarak 4-3-3'ü iki kanat oyuncusu yerine üç santrfor ile oynamayı tercih etti.

Mourinho'nun yaptığı değişikliklerin de etkisiyle Inter, daha fazla yüklenmeye başlar gibi oldu Milan kalesine; fakat görüntü, bir derbi klasiğinden öte değildi. Milan öndeydi ve son 20 ila 25 dakikalık bölümde kalesini golden koruma psikolojisi içerisine girecekti. 77. dakikada Inter savunmasından Burdisso, Milan'ın hızlı atağını kestikten sonra ikinci sarı kart ve ardından kırmızı kart ile oyundan atıldı. Inter, bu riski göze almış olmalıydı. Beklenen bir sonuç olarak kabul edilebilirdi.

Geri kalan bölümün en dikkat çeken olayı ise 60. dakikada oyundan alınan Marco Materazzi'nin 82. dakikada yedek kulübesindeyken kırmızı kart görmüş olmasıydı.

Karşılaşmanın genelinde Milan, gerek oyuncu yapısı gerekse de oyunun gelişiminden dolayı daha çok rakibini karşılaşayan taraf görünümündeydi; fakat maç sonu istatistiklerinde Milan'ın Inter'e hemen her kategoride üstünlüğü bulunuyor. Kaleye gönderilen ve isabet bulan toplarda 17(5)-11(2). Topa sahip olmada %53-%47. Köşe vuruşlarında 5-2 gibi.

Sezona kötü başlayan Milan, arka arkaya aldığı üç galibiyet ile kendine geldi. Inter, Mourinho ile bu mağlubiyetin üstesinden gelecektir. Roma dengesiz. Fiorentina heyecanlı. Juventus temposuz. Serie-A şampiyonluğu, bu sezon da Milano'da kalacak gibi duruyor. Peki nerede?

San Siro'da mı, yoksa Guiseppe Meazza'da mı?

G.Saray v Konya, 4-1: Dönüşüm Devam Ediyor



Basel'de oynanan Bellinzona maçına benzer bir durum vardı, dün akşamki Konyaspor karşılaşmasının hemen öncesinde.

İsviçre deplasmanında Galatasaray, Arda Turan, Aydın Yılmaz, Tobias Linderoth, Hakan Balta ve Mehmet Topal'dan yararlanamayacaktı. Alman teknik direktör Michael Skibbe'nin tercih yapması gerekiyordu.

İki alternatifi vardı, Skibbe'nin.

Galatasaray'ın sezon başından bu yana yararlandığı dörtlü savunma elemanlarından birini orta sahaya, Ayhan Akman'ın yanına, alarak 4-2-3-1 fikrini devam ettirmesi, birinci tercihdi. Fernando Meira, Servet Çetin ve Hakan Balta, dörtlü savunmada ''ideal'' olarak değerlendirilebilecek üç isimdi. Sağ bek, sakatlıklardan dolayı sürekli rotasyon içerisindeydi. Bu anlamda Skibbe'nin elinde dörtlü savunmadan orta sahaya çıkaracağı iki oyuncu vardı: Fernando Meira ve Hakan Balta.

Fernando Meira'nın orta sahada oynama yetisi vardı. Portekiz Milli Takımı ve Bundesliga'da bu özelliğiyle başarılı olmuş, istikrarı yakalamıştı. Top tekniği üst düzeyde olduğundan orta sahada Ayhan Akman'ın partnerliğini yapabilirdi; fakat Galatasaray kariyerine başlangıcı bu bölge özelinde pek kabullenilmemişti. Steaua Bükreş maçındaki denemeden sonra Skibbe, Meira'yı orta sahada kullanmayı tercih etmedi. Diğer alternatif Hakan Balta ise, sakatlar listesindeydi. Doğal olarak yararlanamayacaktı Galatasaray, Hakan Balta'dan da.

İkinci alternatifi, Ayhan Akman'ın yanına elindeki tek orta saha oyuncusunu yerleştirmek olabilirdi. Tobias Linderoth, Mehmet Topal, Barış Özbek ve Hakan Balta kadroda yoktu. Mevcut kadro içerisinde bu bölgede oynayabilecek tek oyuncu, Mehmet Güven'di. Almanya kampında sakatlanan oyuncusuna Skibbe'nin güvenip güvenmeyeceği önemliydi. Tercih etmedi. Belki de hazır değildi, Mehmet Güven.

Farklı bir yola girdi Skibbe bu anlamda. Ayhan Akman'ı orta sahada tek bıraktı. Shabani Nonda'yı Milan Baros'un yanına gönderdi. Savunmaya Emre Aşık takviyesini yapıp 3-5-2'ye döndü. Dün akşam Konyaspor maçının ilk yarısında izleyeceğimiz potansiyel görüntü, muhtemelen ''İstisnai Zaruret'' başlığı altında değerlendirilebilirdi bir kez daha.

Skibbe, saygı duyulması gereken bir şey yaptı dün akşam. Futbol fikri, 4-2-3-1'di; fakat sezon başından bu yana bazı imkansızlıklardan dolayı tam anlamıyla uygulayamamıştı, kafasındaki futbol modelini. En kritik adam Tobias Linderoth, sakatlığından dolayı bir türlü sistemin içerisine girememişti; ama Skibbe, 4-2-3-1'den vazgeçmedi. Galatasaray'a oyuncu veya bol gol kazandırmaktan öte, sistem anlayışı kazandırmak istiyordu çünkü. Bu anlamda Mehmet Güven, doğru bir seçim olmasa da Skibbe'nin mental açıdan önemli bir adım attığını söylebileceğimizi düşünüyorum.

Konyaspor maçı öncesi Bellinzona maçından farklı olarak bu kez Arda Turan vardı, Shabani Nonda yoktu. Aydın Yılmaz da tribünlerdeydi.

Galatasaray, sahaya 4-2-3-1 ile çıkacaktı. Hasan Şaş'ın savunmanın sağında, Hakan Balta'nın solunda yerleştiği ve Fernando Meira ile Servet Çetin de merkezde görev yaptığı. Orta sahada Ayhan Akman ve Mehmet Güven. Tek forvet Milan Baros'un arkasındaki üçlünün sağında Arda Turan, solunda Harry Kewell ve ortasında Cassio Lincoln.

Bu öngörüntüler eşliğinde başladı karşılaşma.

Galatasaray, ilk dakikalarda belli etti aslına bakarsanız sahaya yansıtmak istediği futbol modelini. Hızlı paslarla bir an evvel kaleye gitmek, orta saha ve forvetin arasındaki üçlünün top teknikleri sayesinde Milan Baros'u rakip savunmanın arkasına kaçırmak. Bu dizilişte John Stockton, Karl Malone ile buluşmuş olacaktı.

Cassio Lincoln ve NBA Efsaneleri arasında mutlaka bir eşleştirme yapacak olsak, sağa bakıp sola gönderdiği topların etkisiyle Magic Johnson'ı seçebilirdik; ama durum farklıydı. Lincoln, tıpkı John Stockton'da olduğu gibi, bir sezon sonra aynı takımda oynama fırsatını yakaladı ruh ikiziyle. Lincoln, John Stockton gibiydi. İhtiyacı Karl Malone'du. Ve bu sezon Lincoln, o adamı buldu.

İlk gol, Milan Baros'un kişisel yeteneğiyle ortaya çıksa da gol öncesi yapılan tek paslar ve gole gidiş süresi önemliydi. Erken gol, Galatasaray'ın işini kolaylaştırabilirdi; fakat Steaua Bükreş, Denizlispor, Antalyaspor ve Bellinzona maçlarında duran toplarda yaşanan yerleşim hatası bir kez daha karşısına çıkacaktı, Galatasaray'ın.

İlk 45 dakika 1-1 ile geçilirken Galatasaray'da aksayan oyuncu, Mehmet Güven'di. Ve belli ki Mehmet'in en büyük eksiği, özgüvendi. Galatasaray'daki kariyeri boyunca bir türlü üstesinden gelememişti bu zaafından. Konyaspor karşısında da görüntü değişmedi. Yalnızca 45 dakika sahada kalabildi, Mehmet Güven. İkinci yarı öncesi oyundan çıkacaktı, yerine girecek oyuncu önemliydi.

Denizlispor, Antalyaspor, Bellinzona ve Kocaelispor maçlarında işler kötü giderken benimsenen futbol modelinin dışına çıkmak durumunda kalmıştı, Michael Skibbe. Denizlispor karşısında 4-1-3-2'ye dönüş vardı. Antalyaspor maçının son dakikalarında gol için tüm opsiyonlar kullanıldı ve sistem ortadan kalktı. Bellinzona ile Kocaelispor önünde ise çift forvet ve tek orta saha oyuncusu ile sahaya çıkıldı. Bu pencereden bakıldığında Mehmet Güven'in yerine alınacak oyuncu, stratejik bir hamlenin parçası olacaktı.

Mehmet Güven ile Volkan Yaman'ı değiştirdi, Michael Skibbe.

Bu hamlenin ardından Galatasaray'ın 4-2-3-1'e devam edeceğini düşünebilirdik. Skibbe, saygı duyulacak futbol modelini sürdürmek istiyordu belli ki. Hakan Balta'nın sol kanat savunmasındaki yerini Volkan Yaman alacak, Hakan Balta da Mehmet Güven'den boşalan orta saha kontenjanına kaydırılacaktı. Bir sezon önce geldiği Galatasaray'da ilk defa çok yönlülüğünden yararlanılıyordu, Hakan Balta'nın. Skibbe'nin gördüğü bir cevher miydi, yoksa yardımcıların özellikle de Ümit Davala'nın fikri miydi, bilinmez.

Hakan Balta ve Ayhan Akman'ın önündeki dörtlünün değişmeyeceğini düşünebilirdik; fakat farklı görüntüler ortaya çıkacaktı ikinci yarıda.

Galatasaray'ın önde oynayan dörtlüsü, son derece değişken özelliklere sahip olan oyuncular. Arda Turan ve Harry Kewell, her iki kanatta da oynayabilecek yetenekteler. Milan Baros, tipik bir 4-2-3-1 forveti olarak arkasındaki üçlü ile karışabilecek, Cassio Lincoln de Milan Baros ile oyun içi rotasyon yapabilecek özelliklere sahip. Tüm bunların yanına Harry Kewell'ın forvet özelliği de eklenince Galatasaray, hücumdaki çeşitliliği sayesinde oyun içerisinde sürekli dönüşüm yaşayan bir takım haline geliyor.

İkinci yarıya 4-2-3-1 başlaması beklerken bir anda Harry Kewell ve Milan Baros forveti ile gol arayan bir takım görüntüsü sergilemesi, Galatasaray'ın böylesi farklı açılımlara sahip olmasından kaynaklanıyordu.

İhtiyaç, erken atılacak bir goldü. Cassio Lincoln ile gelen gol, oyunu koparacaktı. Lincoln, ikinci yarıda daha çok Ayhan Akman'ın yanına gelerek Konyaspor savunmasını orta çizgiye yaklaştırıyor ve defans arkasına Harry Kewell, Milan Baros gibi adamları kaçırmak için fırsat kovalıyordu. Bu da 2-1'in ardından Galatasaray'ın daha çok 4-4-2'ye dönüş yapması anlamına geliyordu. Milan Baros ile gelen üçüncü gol, tamamen Lincoln'ün ikinci yarıdaki oyun yapısıyla ilgiliydi.

Galatasaray, tek pas futbolunu nakış nakış işledikten sonra pozisyona giriyordu. Harry Kewell'ın skoru 4-1 yapan golünün ardından yine Avustralyalı oyuncu ile kaçan beşinci gol fırsatı, Galatasaray'ın sezon boyunca uygulamak istediği futbol modelinin sunumu olarak değerlendirilebilirdi. Takım, 15 ila 20 arası pas yaptıktan sonra Arda Turan'ın savunma arkasına attığı pas, Kewell'a gol şansı yaratmıştı; ama olmadı.

Galatasaray, çok daha farklı kazanabileceği bir maçı 4-1 ile bitirdi. Gelecek adına bazı fikirler verdi.

Sezon başında Galatasaray'ın artık ''Yetenekli Bir Takım'' olduğunu söylemiştik. Bu anlamda özellikle Türkiye Ligi'nde ortalama bir performansla çok sayıda gole ulaşabilirdi, Galatasaray. Şu görüntüde Galatasaray, Lig Şampiyonluğu için en büyük aday ve kişisel iddia olarak Galatasaray'ın maç başına 2,5 gol ortamalasıyla sezonu bitirebileceğini söyleyebilirim.

Perşembe günü yapılacak Bellinzona karşılaşmasında da Konyaspor önündeki görüntüyü sergileyebilir, Galatasaray. Savunma arkasına koşu yapan, gol noktasına hızlı ve çabuk giden, bol gol atan bir takım. Grup maçlarında ise durum farklı olacaktır, bunun için de sakatların iyileşmesini beklememiz gerekiyor.

Tam anlamıyla 4-2-3-1'i uygulayabilecek Galatasaray, her takım karşısında sahaya favori olarak çıkabilir.

Bekleyelim biraz daha, ne kaldı ki şurada?

28 Eylül 2008 Pazar

Everton v Liverpool, 0-2: Beş Dakikalık El Nino



İngiltere Premier Ligi'nde Altıncı Hafta'nın açılışı Merseyside Derbisi ile yapıldı. 208. randevuda Liverpool, tıpkı geçtiğimiz sezon olduğu gibi, Goodison Park'ta bir kez daha kazanarak Premier Lig Tarihi'ndeki en iyi başlangıç rekorunu egale etmiş oldu. Fernando Torres'in golleri, Liverpool'a 2-0'lık galibiyeti getirdi.

Geçtiğimiz hafta Anfield Road'da Stoke City ile golsüz berabere kalarak hesapta olmayan bir puan kaybı yaşayan Liverpool, salı akşamı Carling Cup'ta Crewe Alexandra'yı 2-1 mağlup ederek bir üst tura yükselmeyi başarmıştı. Stoke City ve Crewe Alexandra maçlarındaki oyuncu seçimleri farklıydı, doğal olarak. Rafa Benitez, rotasyon yapmak için yaratılmış bir menajerdi ve hafta arası oynanacak Şampiyonlar Ligi maçından önce kadroda değişikliğe gitmesi beklenebilirdi.

Yapmadı, Benitez. Stoke City karşısında sayısız gol pozisyonuna girmesine karşın sahadan golsüz beraberlikle ayrılan oyuncularıyla çıkacaktı İspanyol menajer, Goodison Park'taki Merseyside Derbisi'ne. Kalede alışılagelen isim Pepe Reina vardı. Savunma kanatlarında Alvaro Arbeloa ve Andrea Dossena, merkezde ise Jamie Carragher ile Martin Skrtel. Rafa Benitez'in her zaman planlarının içerisinde olacağını söylediği Daniel Agger yedek kulübesindeydi.

Liverpool'un geçtiğimiz sezona göre yaşadığı en önemli dönüşümlerden biri Steven Gerrard özelinde gerçekleşiyor. Gerrard, bir önceki sezon Fernando Torres'in hemen arkasında, İspanyol takım arkadaşının yarattığı boşlukları kullanarak gole veya gol pasına ulaşıyordu. Öyle ki Gerrard ve Torres'in hücum birliktelikleri, Liverpool Tarihi'nin unutulmaz ikilisi Ian Rush ve Kenny Dalglish ortaklığının ardından en özel bileşim olarak değerlendiriliyordu, Liverpool taraftarları tarafından.

2008-09 Sezonu'nda ise durum farklı. Rafa Benitez, sezon öncesi Tottenham Hotspur'dan Robbie Keane'i transfer ederek hücum bölgesinde ''kısa ve uzun'' kombinasyonundan yararlanma isteğini göstermişti. Keane'den önce David Villa'ya talip olan fakat maddi konulardaki yetersizlikten dolayı vatandaşını takımına alamayan Benitez'in bu planı sonrasında Steven Gerrard, Torres'in arkasını yerine kaybedecekti. Sezon başından bu yana devam eden görüntü, Everton karşısında da değişmeyebilirdi. Steven Gerrard, orta sahada Xabi Alonso ile görev yapacaktı. Kanatlarda ise Dirk Kuyt ile Albert Riera vardı. Maç öncesi sakatlıkları bulunan ve durumlarının maç öncesinde belli olması beklenen Javier Mascherano ile Yossi Benayoun, kadroda yer almadı.

Everton'da hafta arasındaki Carling Cup maçında hastalığı nedeniyle kadroda yer almayan Mikel Arteta sahadaydı. Büyük maçların dengesiz adamı Tim Cahill, Nijeryalı forvet Yakubu ile Everton'ın hücuma bakan yüzünün temsilcileriydi. Louis Saha, David Moyes'in bu tercihinden dolayı kenardaydı. Arteta'nın orta sahadaki yardımcıları ise Phil Neville ve 11 milyon £'lık adam Marouane Fellaini olacaktı.

Everton: Howard - Hibbert (63' Saha), Yobo, Jagielka, Lescott - Arteta, Neville, Fellaini - Osman, Cahill, Yakubu.
Subs not used: Nash, Baines, Castillo,Vaughan, Nuno Valente, Rodwell

Liverpool: Reina, Arbeloa, Carragher, Skrtel, Dossena, Kuyt, Alonso (80' Leiva Lucas), Gerrard, Riera (65' Aurelio) - Torres, Keane (80' Pennant).
Subs not used: Cavalieri, Hyypia, Agger, Babel.

Karşılaşma, bu görüntüler eşliğinde başladı. Everton'ın karakter dışına çıkan savunması, Liverpool tarafından işlenebilirdi; ama Rafa Benitez'in takımı, daha çok oyunu tutmakla ilgiliydi ilk yarıda. Hızlı başlayan taraf ev sahibi oldu. Everton, ilk 45 dakikalık bölümün en net fırsatını bir köşe vuruşunda Tim Cahill ile yakaladı. Cahill, altıpas önündeki pozisyonda son vuruşu yapamayınca karambolden gol çıkmadı. Liverpool'un dengeli oyunu, gol pozisyonu üretme konusunda sıkıntı yaşamasına sebep olurken Everton, Fellaini'nin başrolde olduğu diğer bir pozisyonda Jamie Carragher'a takıldı. Pepe Reina ile Marouane Fellaini arasındaki hava topu mücadelesinden faul kararı çıkmıştı, faul yoktu; ama Fellaini, çizgi üzerinde Jamie Carragher'ı bulmuştu.

Gerçekten Fellaini mi bulmuştu Carragher'ı, yoksa Carragher mı Fellaini'yi bulmuştu?

İncelenmesi gereken bir konu, aslına bakarsanız. Carragher, hiç kuşku yok ki, oyunu diğer futbolculardan bir pozisyon önce okuyor. Bu yüzden de Reina havadayken Carragher, çizgi üzerinde oluyor. Bu pozisyon özelinde Fellaini'nin beceriksizliği de etkiliydi. Fellaini'nin pozisyondaki acemiliğinden Premier Lig geleceği hakkında yorum yapmak doğru olur mu bilemiyorum; ama Carragher, oyunun devam eden bölümünde de ''bir pozisyon sonrasını görme'' yetisini birkaç kez daha sergileyecekti.

Liverpool, ilk yarı planını iyi uygulamıştı. Everton'a bu bölümde bir karambol dışında pozisyon vermeyen Liverpool, 50. dakikada Fernando Torres ve 52. dakikada da Steven Gerrard'ın şutlarıyla kaleyi denedi. Bu iki hamle, Liverpool'un ikinci yarıda galibiyet için oynayacağının kanıtı olarak değerlendirilebilirdi. Gerrard'ın şutunun ardından Liverpool, kademe kademe Everton sahasına yerleşmeye başladı. Çok geçmeden de gol geldi. Everton, Liverpool'dan ilk kez baskı görüyordu. Mikel Arteta baskıdan çıkamayınca orta sahanın sağında Albert Riera'ya kaptırdı topu. Sol kanatta orta sahadan gelen topa koşu yapan Keane, son çizgide topun altına girdi ve arka direkte Torres, tek vuruşu yaptı.

Riera'nın Arteta'dan aldığı top ile başlayan ve sonu gol ile biten harika bir hücum organizasyonuydu, Liverpool'un ilk golü. Torres, arka direkte bomboş pozisyonda golcü vuruşunu yaptı; ama golün yarısını Dirk Kuyt'a yazmak gerekti. Karşılaşmadan önce Liverpool menajeri Rafael Benitez, en güvendiği oyuncunun Dirk Kuyt olduğunu söylerken haksız değildi demek ki. Kuyt, Keane'in ortasında ön direğe koşu yaparak sol bek Lescott ile birlikte merkez savunmacıdan birini daha üzerine çekti ve Torres'e ''tek vuruş'' şansı yarattı. ''Deep-lying forward'' dedikleri bu olsa gerekti.

Liverpool, ilk golün ardından Everton'a oyundaki üstünlüğünü iyiden iyiye hissettirmişti. Bu bölümde bir gol daha buldu, Kırmızılar. Dirk Kuyt, bir kez daha savunmasının dengesini bozarak ceza sahasına girdi. Everton savunması, Kuyt'ın ekstra katkısı karşısında eşleşme sorunu yaşadı. Penaltı noktası üzerinde Jagielka, Kuyt'ın önünde topa müdahale etti ve arta kalan pozisyonu Torres, bir kez daha tek vuruşla bitirdi.

Beş dakikalık El Nino, Goodison Park'ı yerle bir etmişti. İkinci golün ardından Everton menajeri David Moyes, savunmadan Tony Hibbert'i çıkararak forvete Louis Saha'yı aldı. Bu dakikada Torres, Goodison Park'taki üçüncü golüne çok yaklaştı. Sol kanattan yapılan ortaya yükselen Dirk Kuyt, rakibine faul yapmasa sağ çaprazdan topu uzak köşeye gönderen Torres, Merseyside Derbisi Tarihi'ne adını altın harflerle yazdırmış olacaktı; ama bu bile yeterliydi.

77. dakikada Alvaro Arbeloa'yla kapışan ve sarı kart gören Tim Cahill, aynı hoşgörüyü iki dakika sonra Xabi Alonso'ya yaptığı faul sonrasında göremedi. Everton, geri kalan dakikaları 10 kişi tamamladı. Liverpool, 2-0 kazanarak Premier Lig Tarihi'ndeki en iyi başlangıçlarından birine imza attı. Stoke City karşısındaki kazanın da içinde bulunduğu periyotta Manchester United'ı yenen ve Goodison Park'ta kazanan Liverpool, geleceğe daha güven dolu bakabilir.

Everton, kendi sahasında bu sezon oynadığı üçüncü lig maçından da mağlubiyetle ayrıldı. Maviler, topladıkları yedi puan için Premier Lig'e yeni yükselen üç takıma duacı olmalılar. Önlerindeki fikstür zor. David Moyes'in işi daha da zor.

27 Eylül 2008 Cumartesi

Goodison Park: Everton v Liverpool



İngiltere'de haftanın maçı Everton ve Liverpool arasında. İki takım, TSİ 14.45'te 208. Merseyside Derbisi için Goodison Park'a çıkacak.

Evsahibi Everton'da Mikel Arteta, hastalığını atlattı ve maç kadrosuna alındı. Victor Anichebe, ayağındaki sakatlıktan dolayı oynayamayacak. Steven Pienaar'ın bileğindeki sorunu devam ederken bir başka uzun süreli sakat oyuncu Andy van der Meyde de Everton'ın Liverpool karşısındaki eksikleri arasında yer alıyor.

Liverpool'da Arjantinli Javier Mascherano, baldırındaki ağrılar ile uğraşırken Yossi Benayoun, bileğindekinden sakatlıktan dolayı şüpheli durumda. İki oyuncu da maç kadrosunda. ''Doktorlarımızla konuşmaya ve iki oyuncunun ne seviyede olduğunu öğrenmeye ihtiyacımız var'' diyor, Rafa Benitez. Brezilyalı sol bek Fabio Aurelio ise sakatlığının üstesinden geldi, Everton maçı için kadroya alındı.

Everton: Howard, Neville, Lescott, Baines, Yobo, Hibbert, Jagielka, Castillo, Arteta, Osman, Cahill, Baxter, Yakubu, Saha, Turner, Nash, Jutkiewicz, Fellaini, Agard, Kissock, Wallace, Vaughan, Valente, Rodwell.

Liverpool: Reina, Arbeloa, Carragher, Skrtel, Hyypia, Agger, Dossena, Gerrard, Alonso, Mascherano, Babel, Benayoun, Riera, Kuyt, Keane, Torres, Lucas, Cavalieri, El Zhar, Plessis, Ngog.

2008-09 Sezonu'nda Goodison Park'ta oynadığı maçlarda henüz galibiyet ile tanışamayan Everton'da Mikel Arteta, ev sahibin ekibin en önemli kozu olabilir. Sezon başında Manchester United'dan transfer edilen Louis Saha'nın Yakubu ile uyumu da Everton'ın hücum performansını belirleyecektir. Liverpool'da Robbie Keane'in yeni takımıyla ilk golü atması için iyi bir fırsat. Tıpkı Liverpool ile 100. golünü arayan Steven Gerrard için olduğu gibi.

İstatistiklerle devam edelim. Bir kez daha: ''Stat Attack.''
  • Liverpool, geçtiğimiz sezon Premier Lig'de oynanan iki Merseyside Derbisi'ni de kazanarak ''duble'' yapmıştı.
  • Liverpool, daha önce 2000-2001 ve 2005-2006 Sezonu'nda Everton karşısındaki tüm lig maçlarını kazanmayı başarmıştı.
  • Goodison Park'ta oynanan maçın ilk yarısını Sami Hyppia'nın kendi kalesine attığı golle 1-0 geride kapayan Liverpool, ikinci yarıda Dirk Kuyt'un ayağından bulduğu iki penaltı golüyle sahadan 2-1 galip ayrılmıştı.
  • Sami Hyppia, Goodison Park'taki mücadelede yaptığı hatayla Merseyside Derbisi'nde kendi kalesine gol atan ikinci oyuncu olmuştu - Neil Ruddock, 1997.
  • Dirk Kuyt, Merseyside Derbisi'nde bir maç içerisinde penaltıdan iki gol atan tek oyuncu. Hollandalı, penaltı golleri sıralamasında üç gollü Phil Neal'in bir gol arkasında bulunuyor.
  • Geçtiğimiz sezon Anfield Road'da oynanan mücadelede ise ilk kez bir Merseyside Derbisi'ne çıkan Fernando Torres'in yedinci dakikadaki golü, Liverpool'a 1-0'lık galibiyeti getirmişti.
Merseyside Derbisi, geçtiğimiz sezon Liverpool adına rüya gibi geçmişti. Goodison Park'taki ilk randevuda Sami Hyypia'nın kendi kalesine attığı golün telafisi Dirk Kuyt'ın penaltı noktasından bulduğu iki golle gelmişti. Ve bu başarıda kırmızı kartla oyun harici kalan Everton oyuncuları Tony Hibbert ve Phil Neville'ın da önemli payları vardı. Tony Hibbert, ilk penaltı pozisyonunda Steven Gerrard'a yaptığı hareketten dolayı cezalandırılırken son dakikadaki penaltı golünden önce de Phil Neville, ceza sahasında topa elle müdahale ettiği için kart görmüştü.

İkinci maçta ise İspanyol yıldız Fernando Torres sahnedeydi. Anfield'da Torres'in golüyle 1-0 kazanan Liverpool, kendi evindeki 3000. lig puanını kazanmıştı. İlk Merseyside Derbisi'nde gol atmayı başaran Torres, Anfield Road'da oynanan arka arkaya altı lig maçında skor yapan ikinci Liverpool oyuncusu olurken Liverpool adına 100. lig maçına çıkan Pepe Reina, kalesini 54. kez gole kapatarak Ray Clemens'in 53/100 olan rekorunu tarihe gömüyordu. Torres'in golü, aynı zamanda Liverpool'un sezon içerisindeki 100. resmi golüydü.
  • Liverpool ve Everton arasında oynanan toplam 207 karşılaşmada Liverpool'un galibiyet sayısında rakibine 81'e 64'lük bir üstünlüğü bulunurken 62 karşılaşmada ise eşitlik bozulmamıştı.
  • Bugünkü maç ile birlikte Liverpool ve Everton, Lig'de 179. kez karşı karşıya gelecek. Kırmızılar'ın galibiyet sayısında Maviler'e 67-56'lık bir üstünlüğü söz konusu.
  • Liverpool'un Goodison Park'ta oynanan son on derbi maçında yalnızca iki mağlubiyeti bulunuyor. Son sekiz derbinin altısında ise gülen taraf, Liverpool oldu.
  • Liverpool, Goodison Park ve Anfield Road'daki son on yedi karşılaşmada da Everton'a yalnızca iki kez mağlup oldu.
  • Merseyside Derbisi'nde ''hat-trick'' yapan son oyuncu Ian Rush'dı. Rush, Kasım 1982'de Goodison Park'ta oynanan ve Liverpool'un 5-0 kazandığı karşılaşmada dört gol atmayı başarmıştı. Everton adına son hat-trick ise Eylül 1931'de geldi. Everton'ın 3-1'lik galibiyeti ile sona ererken Maviler'in gollerini Dixie Dean atmıştı.
  • Ian Rush, Liverpool formasıyla Goodison Park'ta hat-trick yapan ilk ve tek oyuncu.
''O'nun her an gol atabileceğini biliyorsunuz'' diyor Liverpool menajeri Rafael Benitez, geçtiğimiz sezon Goodison Park'ta penaltıdan kaydettiği golle Liverpool'a galibiyete taşıyan Hollandalı Dirk Kuyt için. ''Önemli zamanlarda önemli goller atma gibi bir alışkanlığı var. Şampiyonlar Ligi'ndeki kariyerine bakarsanız, ne kadar stratejik bir oyuncu olduğunu anlayabilirsiniz. Çok fazla geriye gitmeye de gerek yok. Standard Liege karşısında attığı golle bizi Şampiyonlar Ligi'ne taşımıştı.''

Benitez, takımına güveniyor. Everton cephesinde durum farklı. ''Tabii ki favori biz değiliz'' diyor Everton menajeri David Moyes. ''İki takım arasında önemli farklar bulunuyor. Olaya taraftar olarak yaklaştığınızda bunun gibi düşünmezsiniz; ama mantıklı olursanız durum bundan ibaret. Yine de yarın buraya çıktığımda şu an ne düşündüğüm önemli olmayacak. Odaklanacağım tek şey, sahaya çıkaracağım 11 oyuncunun, karşılarındaki 11 Liverpool oyuncusunu nasıl yenebileceği olacak.''
  • İki takımın mevcut kadrolarında bulunan oyunculardan yalnızca dört tanesi, daha önce Merseyside Derbisi'nde gol atmayı başardı. Liverpool'dan Steven Gerrard (3), Dirk Kuyt (2) ve Fernando Torres. Everton'dan Tim Cahill (3).
  • Merseyside Derbisi Tarihi'nde birden fazla kez kırmızı kart gören iki oyuncu bulunuyor. Liverpool'dan Steven Gerrard, Everton'dan Phil Neville.
  • Merseyside Derbisi Tarihi'nde yalnızca iki tarafın kalecileri toplam üç kez rakiplerini penaltı noktasında durdurmayı başardı. Sonuncusu Mart 1984'teydi. Liverpool kalecisi Bruce Grobbelaar, Goodison Park'ta oynanan maçta Everton'dan Graeme Sharp'ın penaltı vuruşunda gole izin vermemişti.
  • Liverpool'da dört oyuncu, forma şansı bulmaları durumunda ilk kez Merseyside Derbisi'nde sahaya çıkmış olacaklar - Andrea Dossena, Robbie Keane, Albert Riera ve Alvaro Arbeloa.
  • Liverpool, Goodison Park'taki son sekiz ziyaretinin yalnızca bir tanesinde kalesini gole kapatabilmişti; fakat Kırmızılar, bu sekiz karşılaşmada on altı gol atmayı da başardılar.
  • Goodison Park'ta iki takımın aldığı en farklı skor, 5-0. Liverpool, rakibini Kasım 1982'de mağlup ederken Everton da Nisan 1909'da rakibini aynı skorla mağlup etmişti.
  • Liverpool'un sezon başında kadrosuna kattığı Robbie Keane, Ocak 2003'te Tottenham forması giyerken takımının 4-3 kazandığı Everton maçında üç gol atmayı başarmıştı. İrlandalı oyuncunun Maviler'e karşı toplam altı lig golü bulunuyor.
Robbie Keane, son dönemde oynanan tüm maçlar öncesinde olduğu gibi konuştu Merseyside Derbisi arefesinde de: ''Kesinlikle çok önemli bir karşılaşma. Bundan önce Merseyside Derbisi'nde forma giymemiştim. Onları yalnızca TV'den takip edebildim; ama Spurs'te oynarken Arsenal'e karşı mücadele ettim. Atmosfer, diğer maçlardan farklı olacaktır. Her iki taraf için de son derece önemli bir karşılaşma. Belki benim için biraz daha önemli; çünkü benim ilk derbi maçım ve ilk Liverpool formasıyla ilk golümü Merseyside Derbisi'nde atma fikri, oldukça heyecan verici.''

Everton'ın yıldızı Tim Cahill, Liverpool maçı için ters psikoloji uyguluyor: ''Hafta arasındaki Lig Kupası maçı için Blackburn'e gelen çok sayıda taraftarımız vardı; fakat Kupa'dan erken elenmemiz onların kalbini kırdı. Bu anlamda Liverpool ile en iyi zamanda oynadığımızı düşünüyorum. Takımdaki tüm oyuncular, oldukça heyecanlı. Sahaya çıkıp galibiyet adına şansımızı denemekten başka bir tercihimizin olmadığını biliyoruz. Yüksek tempo ile başlamalıyız ve şunu biliyorum ki, en iyi oynadığımızda doğru sonuca ulaşacağız.''
  • Liverpool, bu sezon deplasman maçlarında gol yemeyen tek Premier Lig takımı.
  • Liverpool, bugün sahadan galibiyetle ayrılabilirse Premier Lig'de en iyi başlangıç rekorunu tekrarlayacak. Muhtemel bir zaferde puanını 14 çıkaracak Kırmızılar, 1996-97 Sezonu'nda da ilk 6 maçta 14 puan toplamayı başarmışlardı.
  • Liverpool, geçtiğimiz Mart ayında Manchester United'a 3-0 yenildikten sonra oynadığı 12 lig maçında mağlubiyet yüzü görmedi.
  • Bu sezon Premier Lig'de oynadığı maçların ilk yarılarından yalnızca Manchester United'ın savunma oyuncusu Wes Brown'ın kendi kalesine yaptığı vuruş ile gol çıkarabilen Liverpool'da, herhangi bir Premier Lig maçının ilk yarısında gol atan son oyuncu Jermaine Pennant olmuştu - Nisan 2008, v Fulham, 2-0
  • Steven Gerrard'ın atacağı ilk gol, Liverpool kariyerindeki 100. gol olacak. Liverpool Tarihi'nde yalnızca 15 kişinin bulunduğu 100'ler Kulübü'ne girmeyi başaran son oyuncu 2001 yılının Mart ayındaki performansıyla Michael Owen olmuştu. 99 gollü Steven Gerrard'ın bir gol üstünde ise Kevin Keegan yer alıyor.
Yaklaşık 10 gün önce Şampiyonlar Ligi'nde sezonu açan Liverpool, Marsilya deplasmanında 1-0 geriye düşmesine karşın Steven Gerrard'ın iki golüyle sahadan 2-1 galip ayrılmayı başarmıştı. Gerrard'ın penaltıdan attığı ikinci gol, Liverpool'daki 99. golüydü ve Kaptan, 100 gol barajına dayanmıştı. Geçtiğimiz haftasonunda oynanan Stoke City maçında 100'ler Kulübü'ne bir göz attı, Gerrard; fakat serbest vuruştan bulduğu gol, ofsayt gerekçesiyle iptal edildi. 100. golünü aramaya devam ediyor, Gerrard. Ve Merseyside Derbisi, bu gibi bir hedef adına müthiş bir fırsat olabilir.

Fernando Torres'in varlığı ve Steven Gerrard ile kuracağı hücum ortaklığı, Liverpool'un Everton önündeki kaderini belirleyecektir. Geçtiğimiz sezon 20 gol barajını aşan iki oyuncu, Liverpool efsane ikililerinin arasına girmeyi başarmışlardı. Robbie Keane transferinin ardından Liverpool, 1000. golüne üç gol uzaklıkta bulunuyor. Liverpool, bu sezonki beş lig karşılaşmasında beş gol atabildi. Yalnızca Fulham, Newcastle United,Gerrard, Torres'in bir adım arkasındaki yerini kaybetmiş olabilir. Gerrard, Torres'in rakip savunmayı meşgul ederken takım arkadaşının yarattığı boşluklara girmekten ve bu pozisyonları golle sonuçlandırmaktan büyük keyif aldığını söylüyor. Robbie Keane, Fernando Torres ve Steven Gerrard'ın varlığında Dirk Kuyt ile Ryan Babel ikilisine yer kalır mı, bilemiyorum; ama Benitez'in açıklamalarından Kuyt'a yer çıkacağını düşünebiliriz.
  • Premier Lig Tarihi'nde 977 golü bulunan
  • Manchester United ve Tottenham Hotspur, Liverpool'dan az gol kaydetti geride kalan beş haftalık süre içerisinde.
  • Liverpool'un bu sezonki resmi maçlarda aldığı altı galibiyet de tek gol farkıyla geldi.
  • Liverpool, Premier Lig'de bu sezon kaydettiği beş golün dört tanesini karşılaşmaların son 15 dakikalık bölümlerinde buldu.
  • Liverpool'un bu sezonki resmi maçlarından birden fazla gol atan tek oyuncu Steven Gerrard. Premier Lig'de Middlesbrough, Şampiyonlar Ligi'nde ise Marsilya ağlarını havalandırmayı başaran Gerrard'ın bu sezon toplam üç golü bulunuyor.
  • Liverpool, son yedi Premier Lig maçının tamamında ilk yarıları beraberlikle tamamladı.
Everton maçı öncesi Liverpool menajeri Rafa Benitez'in bir bölgede başı ağrıyor. Sezonun ilk bölümünde Kırmızılar'ın en sağlam tarafı olarak değerlendirilecek savunmada daha çok Jamie Carragher ve Martin Skrtel'e şans veren Benitez, hafta arası oynanan Crewe Alexandra maçı öncesi genç savunmacı Daniel Agger'in her daim planlarının içerisinde olduğunu söylemiş ve Agger de savunmadaki performansının üzerinde attığı golle koymuştu. Crewe karşısında Agger'in partnerliğini yapan Sami Hyypia da ihtimal dahilinde, Everton maçı için.

''Daniel, müthiş bir profesyonel. Bu kadar iyi olması benim için bir sürpriz değildi'' dedi Rafael Benitez, Crewe Alexandra maçı sonrası oyuncusunun performansı hakkında. ''İnsanlar maçı izlediler ve Daniel'in iyi oyunu sonrası şaşkınlığa uğradılar, ama ben şaşırmadım. Kendisini her antrenmanda takip ettim. Hep çalıştı ve daha iyisini yapmak için uğraştı. O'nun bu çalışmalarının karşılığını alacağını biliyorduk, öyle de oldu. Daniel'in yanı sıra Sami de gayet iyi oynadı. Üst düzey dört stopere sahibiz ve bu durumdan oldukça mutluyum.''
  • Everton, son 83 Merseyside Derbisi'nin yalnızca bir tanesinde Liverpool'a ikiden fazla gol atmayı başardı. Yine bir öğlen maçıydı ve Goodison Park'taki mücadelenin son dakikasında Andrew Johnson'ın golü, Everton'a 3-0'lık galibiyeti getirmişti, iki yıl önce.
  • Everton, savaş yıllarından bu yana yalnızca bir maçta Liverpool'u geriden gelerek mağlup edebildi. 1992 yılında Goodison Park'ta oynanan karşılaşmada Peter Beardsley'nin golü, Everton'a galibiyeti getirmişti.
  • David Moyes, Everton menajeri olarak çıktığı 13 Merseyside Derbisi'nden 2 galibiyet çıkarabildi.
  • Premier Lig'deki 32 eşleşmenin 8'inde sahadan galip ayrılan taraf olan Everton, Liverpool'a 13 kez mağlup olmaktan kurtulamadı.
  • Everton, yarın Liverpool'a yenilirse Aralık 2005'ten bu yana ilk kez Goodison Park'ta üç Premier Lig maçını arka arkaya kaybetmiş olacak. Sezona kendi sahasında Blackburn Rovers ve Portsmouth mağlubiyetleri ile başlayan Everton'ın daha önceki serisinin üçüncü rakibi de Liverpool olmuştu. West Ham ve Bolton'a kaybettikten sonra Goodison Park'ta Liverpool'u ağırlayan Everton, ezeli rakibine mağlup olmaktan kurtulamamıştı.
Geçtiğimiz sezonki Everton ile yeni sezondaki Everton arasında en büyük fark, savunma bölgesinde ortaya çıkıyor. 2007-08 Sezonu'nda savunmasıyla hayatını devam ettiren Maviler, bu sezon kazandığı üç maçta oldukça basit goller yerken iç sahada oynadığı iki maçı da yenilgiyle kapadı.

Lee Carsley'nin takımdan ayrılmasının ardından Everton orta sahasında savunmaya yönelik oynamaya başlayan Segundo Castillo'nun yanına transfer döneminin son gününde Standard Liege'den Marouane Fellaini katıldı. 11 milyon pound karşılığında Everton'a gelen Fellaini, Gerrard ve Mascherano gibi oyuncular önünde Maviler'in zayıf karnı olabilir. Geçtiğimiz sezonun iyi oyuncularından Joleon Lescott da yaptığı kötü başlangıcın ardından işleri yoluna koymak isteyecektir.
  • Merseyside Derbisi Tarihi'nde toplam 21 kez kırmızı kart çıktı. Liverpool'dan 7, Everton'dan ise 14 oyuncu ihraç edildi. Son yedi karşılaşmada, iki taraf oyuncuları 7 kez kırmızı kart ile oyun dışı kaldılar. Son 32 maçta ise 16.
  • Everton, bu sezon geride kalan beş lig karşılaşmasında kalesinde toplam 11 gol gördü. Premier Lig'de yalnızca Portsmouth, Everton'dan fazla gol yedi (12).
  • Maviler, son 16 Premier Lig karşılaşmasının yalnızca birinde kalesini gole kapatabildi - Nisan 2008, v Derby, 1-0.
  • Bu sezon deplasmanda oynadığı karşılaşmalarda West Bromwich Albion'ı 2-1, Stoke City'yi 3-2 mağlup eden Everton, Hull City ile 2-2 berabere kalarak 7 puan toplamayı başardı ve Premier Lig deplasmanlarında en başarılı takım oldu; fakat Everton, aynı zamanda kendi sahasında puan alamayan tek Premier Lig takımı, geride kalan beş hafta içerisinde.
  • Bugünkü karşılaşmanın hakemi Mike Riley. Riley, Merseyside Derbisi'nde en son Ağustos 2003'te düdük çalmış ve Liverpool, Goodison Park'taki karşılaşmadan 3-0'lık galibiyetle ayrılmıştı. Liverpool'un iki golünü Michael Owen atarken Harry Kewell, Liverpool forması altındaki ilk golünü kaydetmişti.

26 Eylül 2008 Cuma

Premier League, 26 Eylül: Haftalık Mini Test



Premier Lig'de geçtiğimiz haftanın takımı, Portsmouth'u 6-0 mağlup eden Manchester City'ydi. Haftanın maçında ise Chelsea ve Manchester United arasındaki mücadeleden galip çıkmamıştı.

Cumartesi ve pazar fikstürü oldukça hareketli, Premier Lig'de bu hafta da. Hafta, cumartesi günü TSİ 14.45'te başlayacak Merseyside Derbisi ile açılacak. Chelsea, Stoke City deplasmanında. Manchester United Old Trafford'da Bolton'u, Arsenal de Emirates'te Hull City'yi ağırlıyor. Pazar gününün maçı, son zamanlarda oldukça sıkıntılı günler geçiren iki takım arasında. Tottenham, Portsmouth deplasmanında.

Haftanın beş soruluk minik testi telegraph.co.uk'tan:

1. Portsmouth, geçtiğimiz haftasonu Manchester City'ye 6-0 mağlup oldu. Portsmouth'tan önce herhangi bir Premier Lig maçında altı veya daha fazla gol yiyen son takım hangisiydi?

2. Everton, bu haftasonu Liverpool ile karşılaşacak. Geçtiğimiz sezonki derbide kırmızı kart gören iki Everton oyuncusu kimlerdi?

3. Yeni sezonda Premier Lig'e çıkan üç takımla da, geride kalan beş hafta içerisinde karşılaşan tek Premier Lig takımı hangisi?

4. Manchester United, yeni sezona geçtiğimiz sezondan daha kötü bir başlangıç yaptı. Doğru mu, yanlış mı?

5. Haftasonu fikstüründe 1915'ten bu yana ilk kez karşılaşacak iki takım hangileri?

Cevaplar yorum bölümünde.

27.09.2008 Cumartesi
Everton v Liverpool, 14.45
Aston Villa v Sunderland, 17.00
Fulham v West Ham United, 17.00
Manchester United v Bolton, 17.00
Middlesbrough v West Bromwich, 17.00
Newcastle United v Blackburn, 17.00
Stoke City v Chelsea, 17.00
Arsenal v Hull City, 19.30

28.09.2008 Pazar

Portsmouth v Tottenham, 15.30
Wigan v Manchester City, 18.00

Washington Wizards: Arenas'sız Hayata Alışmak



Nisan 2007'de başlayan kısırdöngü tüm hızıyla devam ediyor. Washington Wizards'ın sezon başında önümüzdeki altı yıl için 111 milyon dolar ödemeyi taahhüt ettiği Gilbert Arenas, yaklaşık bir buçuk yıllık dönem içerisindeki üçüncü diz ameliyatına hazırlanıyor şu sıralar. Koç Eddie Jordan ve oyuncular, Gilbert Arenas olmaksızın da hayatlarını devam ettirebilmişlerdi, geçtiğimiz sezon.

Peki, 2008-09'da neler olabilir?

4 Nisan 2007, Gilbert Arenas ve dizleri arasındaki ilişkinin alevlenmeye başladığı tarih olmuştu. Charlotte Bobcats karşısında oynanan ve Wizards'ın sahadan 108-100'lük mağlubiyetle ayrıldığı gecede Arenas, dizlerinden ilk sinyali alıyordu. Takip eden 15-16 ay içerisinde bu denli büyük sonuçlarla karşılaşacağını tahmin edebilir miydi, bilinmez; ama sezon sona erdiğinde Arenas, meniküs teşhisiyle ameliyat masasına yatacaktı.

2007-08 Sezonu için takımının yaz mevsimindeki hazırlık kampına katılamayan Arenas, sürpriz bir geridönüş ile sezonun ilk mücadelesinde sahaya çıkıyordu. Belli bir kesime göre Arenas, sakatlığının etkisini henüz üzerinden atmamıştı ve parkelere erken dönmesi büyük bir riskti. Yine de sezonun ilk maçında Wizards, Indiana Pacers'a 119-110 mağlup olurken Arenas'ın rakip potaya gönderdiği 34 sayı, dikkatleri çekmek adına yeterli sayılabilirdi. Nereye kadar sürecekti? Cevabı bilinmeyen soru buydu.

Doğru yanıtı bulabilmek için pek fazla beklememiz gerekmeyebilirdi. Arenas, Wizards ile yeni sezonda sekiz maç çıkardıktan sonra 21 Kasım günü ikinci kez dizinden operasyon geçiriyordu. Yapılan tespitlere göre Arenas'ın sakatlığının nüksetmesi ve yeni bir ameliyata ihtiyaç duyulmasının nedeni, ilk ameliyatından ardından gelişen rehabilitasyon dönemindeki aşırı zorlamaydı. Muhtemelen bu sonuçta, erken dönüş kararının da büyük etkisi vardı. Sekiz maçlık süreç içerisinde 3-5 gibi bir galibiyet ve mağlubiyet istatistiği ile oynayan Wizards'da Gilbert Arenas'ın yüksek ihtimalle normal sezonu kapattığı açıklanıyordu.

Wizards'ın kağıt üzerindeki en büyük oyuncusunun yokluğu, takımın gelecek planlarını direkt olarak etkileyebilirdi. Eddie Jordan ve geri kalan öğrencilerinin Playoff yapmaları bile önemli bir başarı sayılacaktı artık, Arenas'ın yokluğunda. Yine de Arenas'ın olmadığı ilk bölümde arka arkaya alınan Portland Trail Blazers, Philadelphia 76'ers ve Charlotte Bobcats galibiyetleri ile üç maçlık mini bir seri yapılıyordu; fakat asıl sonuç, sezon boyunca sergilenen performansla ortaya çıkacaktı.

Gilbert Arenas'ın forma giydiği ilk sekiz maçlık periyottaki 3-5 ile sezona başlayan Washington Wizards, takip eden dönemde oynanılan altmış altı karşılaşmada 35-31'lik bir galibiyet-mağlubiyet isabeti yakalıyordu. Arenas'ın yokluğunda Wizards, son derece iyi idare etmişti durumu. Öyle ki, Caron Butler ve Antawn Jamison sezon içerisindeki performansları ile New Orleans'da düzenlenen All-Star Haftasonu'nda Doğu Takımı'nın kadrosunda yer alacak kadar iyilerdi.

Arenas'ın sakatlığı nedeniyle takımda yer alamadığı dönemi 35-31 ile atlatan Wizards, süper yıldızına 2 Nisan'daki Milwakuee Bucks maçıyla kavuşuyordu. Kenardan gelerek 17 sayı üreten Gilbert Arenas'ın performansı, galibiyet için yeterli olmayacak ve Wizards, sahadan 110-109'luk mağlubiyet ile ayrılacaktı. Normal sezonun geri kalan bölümünde toplam beş kez Gilbert Arenas ile oynayan Wizards, bu karşılaşmalardan üç galibiyet çıkarabiliyordu. Genel sonuç ise oldukça çarpıcıydı. Gilbert Arenas olmaksızın Playoff şansı bile verilmeyen Wizards, yıldız oyuncusundan yoksun çıktığı karşılaşmalarda 37-32 gibi bir istatistik yakalarken Arenas'ın varlığındaki 13 maçtan yalnızca 6 galibiyet çıkarabiliyordu.

Gilbert Arenas'ın yer aldığı 13 maçtaki istatistik kafa karıştırıcı olabilir. Bu gibi bir süreçte alınacak herhangi bir sonuç, sürpriz sayılamaz; ama 69 maçlık periyottaki 53.6'lık galibiyet yüzdesinin iyi incelenmesi gerekir. Bu noktada dev bir soru çıkacak ortaya; ama 2008 Playoffları'ndaki Arenas ve Wizards'a bakalım öncelikle.

Washington Wizards, arka arkaya üçüncü playoff sezonunda Cleveland Cavaliers ile eşleşmişti. LeBron James ve Wizards oyuncuları arasındaki söz düellosu, Doğu Konferansı'nın kendine özgü sertliği ile birleşince ortaya inanılmaz görüntüler çıkıyordu. New York Knicks, Chicago Bulls, Boston Celtics ve Detroit Pistons'ın 80'li ve 90'lı yıllardaki eşleşmelerine ''trash-talk'' anlamında rakip olacak kapışmanın Quicken Loans Arena'daki ilk karşılaşmasında kenardan gelerek 8-16 saha içi isabetiyle 24 sayı üreten Arenas, takımının mağlubiyetine engel olamazken ikinci karşılaşmada 2-10 ile hücum ederek 7 sayıda kalıyordu.

Gilbert Arenas hakkındaki tartışmaların ana başlığı, bu gibi arka arkaya gelen maçlar arasındaki hücum performans dengesizliğinden kaynaklanıyordu, çoğu zaman. Evet, oyun kurucuların ikiye ayrıldığı doğruydu. Bazıları takımlarını oynatmayı sever, bazıları da kendisi oynamayı severdi. İkinci ihtimalde takım, oyun kurucusunu sonsuz bir güven beslemek durumundaydı. Arenas da ikinci ihtimalin en önemli temsilcilerinden biriydi. Bu anlamda Arenas'ın liderliği takım içerisinde kabul edilmeliydi; ama sakatlık sonrası öyle miydi? Pek sanmıyorum. Belki de Arenas'ı Kobe Bryant, Dwayne Wade ve LeBron James gibi oyunculardan ayıran da, şut performanslarındaki dengesizlikti.

Soulja Boy ve Overrated tartışmalarının eşliğinde Washington Wizards'ın Verizon Center'da 36 sayı farkla kazandığı maça ilk beşte başlayan Arenas, iki sayı ürettiği karşılaşmada sadece on dakikalık bir süre alabiliyordu. Arenas, Verizon Center'daki ikinci maçta da kendisine ilk beşte yer bulacak ve 3-8 ile hücum ederek yalnızca on sayı kaydebilecekti takımı adına. Maç sonunda alınan 100-97'lik mağlubiyet ise, Wizards'ın LeBron ve arkadaşlarının evine 3-1 yenik gidecekleri anlamına geliyordu.

30 Nisan'da oynanacak serinin beşinci maçı öncesi Arenas, oldukça önemli bir karar verecekti. Sezonun kendisi adına tamamlandığını söyleyen ''Sıfır Numara'', yaz mevsimi boyunca çalışarak tekrar eski seviyeye ulaşmak istediğini açıklıyor ve Q Arena'daki karşılaşmayı günlük kıyafetleriyle kenardan izliyordu. Wizards'ın hayatta kalabilmesi adına mutlaka kazanması gereken karşılaşmada Arenas, olmayacaktı. Sezon boyunca liderleri olmadan gururlu bir mücadele sergileyen Wizards takımı için müthiş bir fırsat olabilirdi, Arenas'ın yokluğu. Özellikle de son saniye basketiyle seriyi tekrar DC'ye taşımayı başaran Caron Butler için.

İşte yukarıda sözünü ettiğimiz dev soru: Gilbert Arenas? Caron Butler?

Arenas gibi son derece iyi bir profesyoneli hiç düşünmeksizin kategori dışına almak çok doğru olmayacaktır belki; ama geçtiğimiz sezonki şut/isabet dengesizliği ve takım liderliği konusundaki soru işaretleri, Caron Butler'ı öne çıkarabilir. Üstelik istatistikler de kesin olarak Butler'ın yanında.

Arenas'ın yokluğunda Wizards'ın daha dengeli bir takım haline geldiğini ve 37-32'lik başarının da son derece önemli olduğunu biliyorduk. Arenas, normal sezonda yalnızca 13 maçta takımının formasını giyebilmişti; fakat sezon içerisinde sakatlık yaşayan tek Wizards oyuncusu Gilbert Arenas değildi. Arenas'ın takımdan uzak kaldığı dönemin yıldızı Caron Butler da 24 maçta Wizards'ı kendisinden mahrum bırakmış, hatta sakatlığından dolayı All-Star kadrosundan çıkarılması bile gündeme gelmişti.

Peki ne yapmıştı Wizards, Caron Butler'dan yoksun olduğu dönemde?

Aslında sonuçlar, oldukça etkileyici. Öncelikle Gilbert Arenas'ın varlığı ve yokluğundaki Wizards'ın sayılarını bir hatırlayalım: Arenas ile birlikte, 6-7. Arenas olmaksızın, 37-32. Bir şekilde değerlendirdik zaten iki oran arasındaki farkları. Butler konusunda ise farklı durumlar söz konusu. Normal sezonda Caron Butler ile 58 maça çıkan Wizards'ın galibiyet-mağlubiyet sayıları 33-25 (%56.9). 6-7'ye bakınca oldukça farklı. Peki ya yokluğunda? Asıl muamma bu noktada çıkıyor ortaya. Wizards, Butler'ın olmadığı 24 maçtan yalnızca 10 galibiyet çıkarabilirken alınan 14 mağlubiyette Butler sahada yokken Arenas'ın sahada olması, işin diğer bir boyutu oluyordu.

Geçtiğimiz sezon Caron Butler'ın beşinci maçta bitime üç saniye kala attığı basketle DC'ye taşınan seri, Cleveland Cavaliers'ın 105-88'lik galibiyeti sonrası 4-2 ile Cavs lehine sonuçlandı. Butler, Arenas karşısında kendisini istatistiksel anlamda ispatladı; fakat sezon sonundaki gelişmeler, bu şekilde seyretmedi.

Gilbert Arenas, Wizards ile mevcut bulunan 65 milyon dolarlık sözleşmesinin son senesindeki oyuncu opsiyonunu kullanmayarak devam eden sezondaki alacaklarından vazgeçiyor ve 127 milyon dolarlık maksimum kontrat arayışına başlıyordu. 10 Haziran'da ''opt-out'' hakkını kullanan Arenas, Wizards ile tekrar anlaşmak için 3 Temmuz'a kadar bekliyordu. Arenas'ın aklındaki miktar 127 milyon dolardı; ama Wizards'a 111 milyon dolarlık imzayı atarken öne sürdüğü gerekçe kesinlikle kabul edilebilirdi: ''127 milyon dolarla alıp da 111 milyon dolarla alamayacağım bir şeyin olduğunu sanmıyorum.'' Arenas, haklıydı galiba. Wizards, masadan 16 milyon dolarlık bir karla kalkıyordu.

Kobe Bryant, Tim Duncan, Jermaine O'Neal, Chris Webber ve Rashard Lewis'in ardından en yüksek ücrete imza atan oyuncu olmuştu artık, Gilbert Arenas. Kendisi adına dev bir adımdı. Ya Wizards için? Son derece büyük riskti. Bunu söyleyebilmek için de basketbol uzmanı olmaya gerek yoktu. Dizinden oldukça önemli iki ameliyat geçiren bir oyuncuyla altı yıllık sözleşme imzalamanın riskini göze almıştı, Wizards Yönetimi. Bu sonuçla birlikte Arenas, sayılar ne söylerse söylesin, ''Franchise Player'' olduğunu kanıtlamıştı.

17 Eylül gününe kadar, devam etti bu durum. Ne zamandır gelmiyordu, kötü haber? Gilbert Arenas, bir kez daha yatacaktı ameliyat masasına. 1.5 yıl içerisindeki üçüncü ameliyatta Arenas'ın dizindeki sakatlığa ait tüm kalıntıların alınacağı söyleniyor. İşlem tamamlanana kadar Arenas, Wizards'ın yeni sezon için yapacağı tüm hazırlık kamplarını ve gelecek sezonun ilk ayını kaçıracak.

Yine de kesin konuşmamak gerekir. Bir ay veya iki ay ya da üç ay, kim bilebiliir?

Los Angeles Lakerslı Andrew Bynum'ın sakatlığının on gün süreceğinin açıklandığı zamanlarda bebek beklediği haberini alan potansiyel bir anne, şimdilerde çocuğunun ağzından çıkacak ilk kelimeyi bekliyor olmalı. Ve kaldı ki burada başlığımız Gilbert Arenas.

Antonio Daniels, DeShawn Stevenson, Caron Butler, Antawn Jamison ve Brendan Haywood. Bir kez daha bu oyunculardan kariyer sezonu isteme hakkı var mıdır, Eddie Jordan'ın?

25 Eylül 2008 Perşembe

Inter v Lecce, 1-0: Mourinho Zirvede



Serie-A'da dördüncü hafta maçları dün akşam yapılan 10 karşılaşmayla tamamlandı. Zirvede 10 puanlı Inter ve Jose Mourinho bulunuyor. Ne tesadüf, değil mi?

İngiltere'nin kaotik futbol medyasının bir numaralı karakteri Mourinho, Chelsea'ye 50 yıllık aradan sonra iki lig şampiyonluğu birden yaşatmasına karşın Şampiyonlar Ligi'nde bir türlü gelmeyen başarının ardından geçtiğimiz sezon ortasında İngiliz kulübüyle olan sözleşmesini karşılıklı olarak feshetmişti. Sivridilli teknik adam, geçtiğimiz sezon sonuna kadar takım çalıştırmayarak yeni sezonla birlikte Inter'deki teknik direktörlük kariyerine başlangıç yaptı.

İtalya ve İngiltere arasında çok büyük farklılar vardı. Mourinho, Ada'daki kadar rahat olamayabilirdi. Yine de bazı özelliklerini yanında getirecekti, Portekizli. Birilerine sataşmadan duramazdı ki. Değişmeyen vasıflarından biri de kazanmaktı ve muhtemelen Mourinho, bu meziyetini Serie-A'da şampiyonluk hedefindeki tüm takımlara sezon boyunca hatırlatma gayesinde olacaktı.

Son iki sezonda kazandığı şampiyonluklarda rakipleri tarafından fazlaca zorlanmayan Inter, Juventus'un 2005-06 Sezonu'ndaki şampiyonluğunun elinden alınmasıyla birlikte yeni sezona, ''son üç yılın şampiyonu'' apoletiyle giriyordu; ama Inter'in değişikliğe ihtiyacı vardı. Geçtiğimiz sezon Inter'i son haftalarda sıkıştırır gibi olan Roma, yaşadığı büyük hayalkırıklığının ardından yeni sezonda daha iyi iddialı olacak Milan ve geridönüş çabaları içerisindeki Juventus, Inter'in hızını kesmek adına büyük efor sarf edebilirlerdi; ama Başkan Massimo Moratti, belki de kariyerinin en keskin hamlesini yaparak takımın başına Jose Mourinho'yu getirdi.

Mourinho, DNA'larında yer alan kazanma hırsının yanı sıra, kazandığı Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası ve Premier Lig Şampiyonlukları'na karşın kendisini tüm futbol medyasına yeniden kanıtlama çabası içerisinde olabilirdi ve bu durum, yeni heyecanlara ihtiyacı olan Inter adına bulunmaz bir fırsattı.

''Special One'', Inter'deki resmi kariyerine İtalya Süper Kupası'yla başladı. Normal süresi 2-2 sona eren karşılaşmada Roma'yı seri penaltı vuruşları sonrasında 6-5 mağlup eden Mourinho'lu Inter'in özgüven depolaması adına önemliydi, İtalya Süper Kupası. Serie-A fikstüründeki ilk sınav ise, Sampdoria deplasmanındaydı. Mourinho, sert bir rakiple yapıyordu başlangıcı. Eksik oyuncularından dolayı Estaban Cambiasso'yu Marco Materazzi'nin yanında savunma merkezinde oynatan Mourinho, Zlatan Ibrahimovic ile öne geçmesine karşın 68. dakikada Marco Delvecchio'ya engel olamayarak sahadan 1-1'lik eşitlikle ayrılıyordu.

Jose Mourinho'nun biraz şanslı olduğunu düşünenler, ikinci haftadaki Catania maçındaki görüntü ile ellerini güçlendirmiş olabilirlerdi. Mourinho, ilk haftadaki Sampdoria deplasmanından farklı olarak takımını 4-3-3 yerine bu kez 4-4-2 ile sahaya sürmüştü. Genoa'da Mancini, Ibrahimovic ve Figo'dan kurulu hücum hattının yerinde Ricardo Quaresma'nın orta sahaya katılmasının ardından Balotelli ve Ibrahimovic ikilisi vardı. Maçın 42. dakikasında Plasmati'nin golüyle 1-0 yenik duruma düşen Inter, bir dakika sonra yeni transfer Ricardo Quaresma'nın ortasına ters bir vuruş yapan Mascara'yla eşitlik yakalıyor, 48. dakikada ise bu kez Terlizzi'nin kendi kalesine attığı golle 2-1 öne geçiyordu. Mourinho'nun Serie-A'daki ilk galibiyetinde şans yanındaydı.

Jose Mourinho, Şampiyonlar Ligi'nde tercihini 4-3-3'ten yana kullanacaktı. Panathinaikos deplasmanına Ricardo Quaresma, Zlatan Ibrahimovic ve Mancini üçlüsü ile çıkan Inter'in orta sahasının kontrolü Patrick Vieira, Esteban Cambiasso ve Javier Zanetti'deydi. Mancini'nin ilk yarıdaki golü, Inter'e daha serinkanlı düşünme imkanı verirken Panathinaikos'un ikinci yarıda gelen baskının ardından Luis Figo ve Sulley Muntari'yi oyuna alan Mourinho, bir kez daha sistem değişikliğine gidiyordu; ama Inter adına iyi haber, 82. dakikada oyuna dahil olan Adriano'nun bitime beş dakika kala attığı golle birlikte gelecekti.

Inter, Panathinaikos deplasmanında 2-0 kazanırken Mourinho da Adriano'yu tekrar kazanma yolunda dev bir adım atmıştı. Mourinho'nun zor adamları, hayata döndürmek konusunda istekli olduğunu düşünebiliriz. En azından Chelsea'de John Terry ve Frank Lampard'ın en yakın arkadaşlarının Jose Mourinho olduğunu hatırlayalım.

Serie-A'nın üçüncü haftasında Torino deplasmanına çıkacak Inter'in teknik direktörü Jose Mourinho, Panathinaikos maçında galibiyeti perçinleyen golü atan Adriano'yu ilk 11'de sahaya sürüyordu. Portekizli'nin tercihi bir kez daha 4-3-3'tü. Orta sahadaki üçlü değişmemişti. İleri üçlüde Quaresma'nın yerine Adriano, savunma dörtlüsünün solunda ise Maxwell'in boşalttığı sol bekte Christian Chivu vardı. Inter, Catania maçında bıraktığı yerden devam edecekti. Adriano'nun müthiş pasıyla Torino ceza sahasının sağında topla buluşan Mancini'nin altıpasa gönderdiği şut, rakip savunmadan Pisano'ya çarparak ağlara gidiyor ve Inter, 1-0 öne geçiyordu.

Aynı saatlerde İngiltere'de Chelsea ile Manchester United karşılaşıyordu ve Mourinho'nun aklı Ada'da kalmış olabilirdi. Portekizli'nin yokluğunda İngiltere'deki Big Four eşleşmeleri daha sessiz geçiyordu artık.

İkinci gol için ayrı bir dörtlük yazılmalıydı. Tek paslarla ceza sahasından çıkış yapan Inter'de sağ bek Maicon, bırakmadan sürdürdüğü koşusunun ödülünü sağ çaprazda alacak ve kaleye gönderdiği şut, sol üst köşe direğinin altından ağlarla buluşacaktı. Cruzeiro'nun yakın tarihindeki en ateşli takımın savunmasında gösterdiği hücum meziyetlerini Inter'deki kariyerinde belki de ilk kez bu denli net şekilde gözler önüne sermişti, Maicon. İlk yarının Inter'in 2-0'lık üstünlüğüyle kapanmasının ardından 55. dakikada Ibrahimovic ile gelen gol, maçı tamamen bitiren gol anlamına gelebilirdi. Savunma arkasına gönderilen topla buluşan İsveçli oyuncu, bu tip pozisyonlar için yaşıyordu ve skor yapması sürpriz değildi. Ibrahimovic'in golünün ardından Adriano'nun Mourinho'ya koşması ise, Brezilyalı futbolcu adına müthiş bir gelişim anlamına gelebilirdi ilerleyen günler için. Inter, Torino deplasmanından 3-1'lik galibiyetle dönüyordu.

Sampdoria, Panathinaikos ve Torino deplasmanlarında takımını 4-3-3 ile sahaya süren Mourinho, Catania maçının aksine dün akşam Guiseppe Meazza'da oynanan maçta takımını bir kez daha 4-3-3 ile maça başlattı. Buna göre Torino maçı kadrosundan iki değişiklik vardı. Maicon ve Materazzi maça kulübede başlayacaklardı. Ivan Cordoba ve Dejan Stankovic, rotasyona giren oyunculardı. İleri üçlüde Mancini, Ibrahimovic ve Adriano mücadele edecekti.

Golsüz geçen ilk yarının ardından Mourinho, ikinci yarıya iki değişiklik birden yaparak başladı. Patrick Vieira'nın yerine Maicon ve Dejan Stankovic'in yerine Ricardo Quaresma. Bu hamleler, Inter'in biraz daha 4-4-2'ye yakın oynayacağı anlamına gelebilirdi. Mancini ve Quaresma'nın kanatlarda olduğu, Ibrahimovic ile Adriano'nun ileri ikilide yer aldığı; ama bu tercih de sonuç vermeyince 71. dakikada bir değişiklik daha yaptı, Mourinho. Savunmanın solundan Chivu'yu Julio Cruz ile değiştirdi. Forvet sayısı, gerçek anlamda üçlendi. Bitime 13 dakika kala da Cruz'un golüyle gelen 1-0'lık galibiyet sonrası Mourinho'nun Interi, zirvedeki yerini korumayı başardı.

Javier Zanetti'nin 600. kez Inter forması giydiği Lecce karşılaşmasından lider olarak çıkan Inter, haftasonu oynanacak Milan Derbisi öncesinde moral depolamış oldu. Cumartesi günü 21.30'daki dev karşılaşmada Mourinho'nun kurtuluşu, İngiltere'deki büyük maçlardaki gibi 4-3-3 olabilir bir kez daha. Milan'da Carlo Ancelotti'nin ise bir ya da iki konu üzerinde kafa yorması gerekebilir.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Rodrigo Possebon: Hayalindeki Başlangıç Mıydı?



İngiltere'de Arsenal, Manchester United ve Liverpool'un sahneye çıktığı salı gecesi mesaisinde yapılan Lig Kupası 3. Tur karşılaşmalarına Middlesbrough takımı kaptanı Emanuel Pogatetz'in Manchester United'ın 19 yaşındaki Brezilyalı oyuncusu Rodrigo Possebon'a yaptığı hareket damga vurdu.

Tıpkı geçtiğimiz sezon Birmingham City maçında Martin Taylor'ın Arsenalli Eduardo'nun ayak bileğini kırması gibi korkunç bir pozisyondu ve Pogatetz de Possebon'a yaptığı müdahalenin ardından kırmızı kartla oyundan atıldı.

Manchester United menajeri Sir Alex Ferguson, Old Trafford'daki Middlesbrough mücadelesi için daha çok rezerv takımında forma giyen bazı genç oyuncularına forma şansı vermişti. Kalede 1990 doğumlu Ben Amos vardı. Hücum bölgesinde ise, İngiltere Milli Takımı'nın çeşitli kategorilerinde gösterdiği performansla dikkat çeken 17 yaşındaki Danny Wellbeck. Bu iki genç oyuncunun yanı sıra Manchester United rezerv takımında bulunan üç Brezilyalı'dan ikisi Middlesbrough karşısında Old Trafford'a çıkacaklardı: Biri savunmanın sağındaki Rafael da Silva ve diğeri de orta saha merkezinde vatandaşı Anderson ile beraber görev yapacak olan Rodrigo Possebon.

Dimitar Berbatov, Wayne Rooney, Rio Ferdinand, Owen Hargreaves ve Paul Scholes gibi önemli oyuncuların yokluğunda Cristiano Ronaldo, biraz da deneme amaçlı olarak, ilk 11'de sahaya çıkıyordu. Wes Brown, Nemandja Vidic, Ryan Giggs, Anderson ve Nani de Ronaldo'yla birlikte Manchester United'ın birinci takımını temsil eden oyuncular olacaklardı.

Cristiano Ronaldo adına düzenlenmiş bir dostluk maçı havasına dönüşebilirdi aslında karşılaşma. Ronaldo'nun sakatlık sonrası son durumunu görmek için hiç de kötü bir fikstür değildi. 24. dakikadaki gol de Ronaldo'ya özgüven sağlayacaktı mutlaka. Manchester United, Ronaldo'nun golüyle ile soyunma odasına 1-0'lık üstünlükle gidiyordu. İkinci yarının başında Middlesbrough'da adına oyuna giren Adam Johnson'ın 55. dakikadaki golü ise skora denge getirecekti.

Buraya kadar olan tüm hikayeler futbolun içerisinde yıllardır bulunuyordu. Anormal olan bir şey yoktu. Muhtemelen 65. dakikada gelişen olay için de bu gibi bir yorum yapılacaktır, özellikle de Middlesbrough cephesinden; ama bunu kabul etmek, bir futbolsever için hiç de kolay olmayabilir. Emanuel Pogatetz'in orta yuvarlakta 19 yaşındaki Brezilyalı oyuncuya yaptığı hareket sonrasında Old Trafford sessizliğe büründü. Karşılaşmanın hakemi Marriner, Pogatetz'e kırmızı kart çıkardıktan sonra Possebon'un durumuyla ilgilenmek istedi; ama Avusturyalı Mad Dog, o sırada hakeme itiraz etmekle meşguldü.

En azından Middlesbrough menajeri Gareth Southgate, oyuncusundan farklı düşünüyordu: ''Verilen karar ile ilgili herhangi bir şikayetimiz olamaz. Böyle bir hareketin neden meydana geldiğini anlamak çok zor. Pogatetz adına doğal olmayan bir hataydı; çünkü son iki yıl içerisinde disiplin konusunda belli bir aşama kaydetmeyi başarmıştı.'' Southgate, maç sonrasında oyuncusunun hareketinden dolayı Ferguson'dan da özür diledi.

Manchester United, Pogatetz'in oyundan atılmasının ardından Ryan Giggs ve Nani'nin ayağından bulduğu gollerle maçı 3-1 kazanıp bir üst tura yükselmeyi başardı; ama Possebon, tüm geceyi hastanede geçirdi. Sahayı oksijen desteği alarak ayrılan oyuncunun ayağında, neyse ki, önemli derecede bir kırığa rastlanmadığı tespit edildi. Yine de kariyerinin ilk önemli maçında böylesi bir sakatlık yaşayan Possebon'un geri dönüşü kolay olur mu, bilemiyorum.

Manchester United: Amos; Rafael Da Silva, Brown, Vidic, O'Shea; Anderson, Possebon (Gibson 72); Ronaldo (Tevez, 61), Giggs (Manucho, 84), Nani; Welbeck. Substitutes: Zieler, Cleverley, Gray, Eckersley

Middlesbrough: Jones; Hoyte, Wheater, Pogatetz, Taylor; Digard (Riggott, 72), O'Neil, Shawky (Adam Johnson, h-t), Downing; Aliadiere, Alves (Emnes, 85). Substitutes: Turnbull, Arca, Walker, Craddock

Gecenin diğer maçlarında Liverpool, Crewe Alexandra'yı Brezilyalı oyuncusu Lucas Leiva'nın 58. dakikadaki kafa golüyle 2-1 mağlup etmeyi başarırken vatandaşı Possebon'dan farklı bir hikayenin kahramanı oldu. Arsenal'de Arsene Wenger'in genç oyuncuları, her zaman göreve hazır durumda olduklarını Sheffield United karşısında aldıkları 6-0'lık galibiyet ile gösterdiler. Meksikalı Carlos Vela attığı üç golle dikkat çekti. Gianfranco Zola'nın takımı West Ham United ise, Watford deplasmanında 1-0 mağlup olarak Lig Kupası'na veda etti.

Arsenal 6-0 Sheffield United
Burnley 1-0 Fulham
Leeds 3-2 Hartlepool
Rotherham 3-1 Southampton
Stoke* 2-2 Reading (Pen.)
Sunderland* 2-2 Northampton (Pen.)
Swensea 1-0 Cardiff
Watford 1-0 West Ham United
Liverpool 2-1 Crewe Alexandra
M. United 3-1 Middlesbrough