30 Aralık 2008 Salı

Atlanta Hawks: Hedef ''50'' Galibiyet



NBA'de dün gece Atlanta Hawks, evinde Denver Nuggets'ı 109-91 ile mağlup ederek galibiyet serisini beş maça çıkarmayı başardı.

Sezonun ilgi çekici takımlarından biri, Hawks. Genç kadrosuyla, özellikle iç saha maçlarında, oldukça tempolu ve ateşli performanslar ortaya koyuyorlar. Ligin en iyi altıncı hücum takımı olması, bu durumun önemli bir kanıtı. Hawks, dün gece Nuggets karşısında galibiyete yürürken de benzer yollardan geçti. Cumartesi seasında Chicago Bulls potasına 41 sayı gönderen ve takımının galibiyetinde önemli pay sahibi olan Joe Johnson, 11-24 saha içi isabeti, 25 sayı, 5 ribaund ve 7 asistle tamamladığı Nuggets karşılaşmasında da takımı adına en efektif performansın altına imzasını attı. Ama daha fazlası da vardı.

Pazartesi gecesindeki Denver Nuggets eşleşmesi, Atlanta Hawks'ın Philips Arena'da arka arkaya oynadığı sekizinci karşılaşmaydı. Cleveland Cavaliers ve Charlotte Bobcats galibiyetleri ile başlayan seriye Boston Celtics mağlubiyetiyle ara verildikten sonra arka arkaya alınan Golden State Warriors, Detroit Pistons, Oklahoma City Thunder ve Chicago Bulls galibiyetleri, Hawks adına durumun düzelmesini sağlamıştı. Denver Nuggets önünde alınacak muhtemel bir zafer, sezon başındaki 6-0'lık başlangıcının ardından Hawks özelindeki en uzun süreli galibiyet serisi anlamına gelecekti.

Atlanta Hawks, ilk yarısı çekişmeli geçen maçı, üçüncü çeyreğin son bölümü ve dördüncü çeyreğin tamamında sergilediği performansla 109-91 kazandı.

Hawks'ta ilk beş başlayan tüm oyuncular, çift haneli skorlara ulaştı. Joe Johnson, 25 sayıyla sahanın en skorer ismi olurken 2008-09 Sezonu'ndaki 30. maçında 19. kez 20+ sayı barajını aşmayı başardı. Mike Bibby, 7-10 saha içi isabeti, 20 sayı ve 9 asistlik performansıyla Atlanta Hawks'ın en yararlı isimlerinden oldu. Al Horford 6-9 saha içi isabeti, 16 sayı ve 10 ribaund, Marvin Williams 2-8 saha içi isabeti, 12 sayı ve 5 ribaund, Josh Smith de 3-8 saha içi isabeti, 10 sayı, 8 ribaund ve 6 asistle oynadı.

Hawks adına galibiyetin şifresi, yayın gerisinde saklıydı. 48 dakika boyunca 23 kez üç sayılık atış denemesinde bulunan Atlanta Hawks oyuncuları, 12 isabetle bu kategoride %52.2 gibi bir oran yakalamayı başardı. Mike Bibby, 5-6 isabetle takımının liderliğini yaptı. Maçın son bölümünde Nuggets'ın rakibine yaklaşmayı düşündüğü tüm anlarda sahneye çıkarak galibiyette kilit rol oynadı. Mike Bibby'nin öldürücü üçlükleri, Hawks'a arka arkaya beşinci galibiyetini getirirken farkın da çift hanelerde sağlamlaşmasını sağladı. Bu durum da özel bir anlam taşıyordu, Atlanta Hawks için.

Atlanta Hawks'ın Philips Arena'daki son yedi karşılaşmasında oluşan skorlara göz atalım:

Aralık 13, v Cleveland Cavaliers, 97-92
Aralık 15, v Charlotte Bobcats, 83-79
Aralık 17, v Boston Celtics, 85-88
Aralık 19, v Golden State Warriors, 115-99
Aralık 21, v Detroit Pistons, 85-78
Aralık 23, v Oklahoma City Thunder, 99-88
Aralık 27, v Chicago Bulls, 129-117

Atlanta Hawks, son iki maçında Oklahoma City Thunder ve Chicago Bulls'u mağlup ederken çift haneli farklarla sahadan ayrılmayı başarmıştı. Dün gece Denver Nuggets karşısında kazanırken de son çeyrekteki performansıyla skoru 109-91'e getiren Hawks, Nisan 2004'ten bu yana ilk kez, üç maç arka arkaya 10 sayı veya üzerinde farklarla kazanmış oldu.

Philips Arena'daki sekiz karşılaşmadan önce Hawks teknik heyeti, galibiyet sütununa hangi rakamı yazmışlardı, bilinmez; ama ''7'', gayet tatmin edici olmalıydı. Tek mağlubiyetin Boston Celtics maçında gelmesi, ironik bir durum olarak kabul edilebilirdi. Hawks, geçtiğimiz sezon 37 galibiyetle Doğu Konferansı'nın sekizinci sırasından Playofflar'a kapağı atarken karşısında Boston Celtics'i bulmuştu. Tüm otoriterler, Celtics'in dört galibiyetle rakibini geçeceğini düşünse de Hawks, evindeki tüm maçlarını kazanmış; fakat deplasmanda varlık gösteremeyince başarılı olmamıştı.

Atlanta Hawks'ın genç kadrosu için yedinci maçta kaybedilen Boston Celtics serisi, her şeye rağmen büyük bir tecrübeydi. Antrenör Mike Woodson da böyle düşünüyordu. Sezon başındaki açıklamalarında takımının Celtics'e elenmesine karşın yedi maç boyunca şampiyon karakterli bir ekibe karşı nasıl ayakta durabileceği konusunda geliştiğini ve savunmada daha dayanıklı bir topluluk haline geldiğini söylemişti, Woodson. Dün akşam, biraz daha ileri gitti.

''Takım olarak üzerinde konuştuğumuz konu, sezon boyunca 50 maç kazanmayı denemek.'' diyordu, 30 maç sonunda 20 galibiyete ulaşan Hawks'ın antrenörü Woodson. ''Bu, bizim takımımızın sezon içerisindeki hedefi. Geçtiğimiz sezon kazandığımız maç sayısından 13 fazlası. Yani, gerçekçi olmayan bir amaç değil. Oyuncularıma sürekli olarak şunu söylüyorum, 'Boston karşısında yedi maçlık bir seri oynamış ve üç maç kazanmayı başarmışsanız, NBA'de yenemeyeceğiniz rakip yoktur.''' Woodson'ın Celtics'e duyduğu saygı, müthiş. Söylediklerinde haksız sayılır mı, en azından Philips Arena için, hayır. İç sahada, NBA'deki tüm takımları yenebilir Hawks.

Woodson'ın açıklamalarının altını dolduran gerçekler de var. Hawks, 21 yıl aradan sonra ilk defa sezonun ikinci bölümünden önce 20 galibiyet barajını yakalamış oldu. En son 1987-88 Sezonu'nda 1 Ocak 1988 gecesine 20 galibiyet ve 7 mağlubiyet ile giren Hawks (sezonu da 50-32 ile bitirecekti), 2008-09 Sezonu için daha iddialı konuşabilir. ''Kariyerim boyunca, hiçbir zaman 50 galibiyet kazanan bir takımın parçası olmadım.'' diyor, Hawks'ın pota altı oyuncularından Marvin Williams, ESPN.com yazarlardan John Hollinger'a. ''Ama 50 maç kaybetmenin nasıl bir duygu olduğunu çok iyi biliyoruz. Ve bir daha asla o pozisyonda olmayacağız.''

Atlanta Hawks, taş gibi bir takım. Tıpkı Portland Trail Blazers gibi. İki ekip, bu sezon oynadıkları basketbolla diğerlerinden kolayca ayrılıyorlar. Özellikle iç sahada çok başkalar. Blazers, üzerine geniş zamanda konuşulması gereken bir ekip. Onların da sırası gelecektir. Hawks'tan devam edecek olursak, Mart ayına geldiğimizde 13 maçlık bir periyotta Philips Arena'da 12 maçlarının olduğunu görebiliriz. Playoff yarışının kızışacağı Nisan ayında iddialı bir konum sahip olmak için, gayet ideal bir dönem; fakat bir şey daha var. Ocak ayından Mart'a kadar olan bölümde Hawks'ın 21 maçının 15 tanesi deplasmanda olacak. Yarı yarıya galibiyet sayısı bile yeterli olabilir, iç sahadaki yüksek yüzdeyi göz önünde bulundurursak.

Çalışması gerek, Hawks'ın genç kadrosunun. İyi yoldalar. Daha fazlasını da yapabilirler. New Orleans Hornets'ın geçtiğimiz sezon yakaladığı ivme, Atlanta Hawks'ın rol modeli olabilir.

50-32, 30 maçta 20 galibiyet alan bir takım adına, son derece gerçekçi bir hedef; ama 14 dış saha maçında 8 mağlubiyet ile yüzleşmek durumunda kalan Hawks, 50 galibiyet istiyorsa, Georgia dışında da bir karakter kazanmak zorunda. 2008 yılının son maçı, deplasmanda. Los Angeles Lakers ve Boston Celtics'in yenilgilerle ayrıldıkları Conseco Fieldhouse, Atlanta Hawks için bir başlangıç olabilir. Belki, olmalı da.

28 Aralık 2008 Pazar

Liverpool: Yeni Yıla ''Lider'' Giriyor



Liverpool, Premier League'de 2008 yılının son maç haftasında Newcastle United'ı deplasmanda 5-1 mağlup ederek yeni yıla lider girmeyi başardı. Liverpool'un golleri, Steven Gerrard (2), Sami Hyppia, Ryan Babel ve Xabi Alonso'dan gelirken Newcastle United'ın tek golünü Kanadalı David Edgar attı.

5-1 kazandı, Liverpool. Ama maçın en iyi performanslarından biri, Newcastle United kalecisi Shay Given özelinde gerçekleşti. ''Daha farklı kazanamadığımız için hayalkırıklığı yaşıyoruz.'' diyor, 5-1'lik galibiyetle sahadan ayrılan Liverpool'un takım kaptanı Steven Gerrard. ''İlk yarı sona erdiğinde, soyunma odasına üç veya dört farkla önde gitmiş olabilirdik; ama rakibimizin dünya çapında bir kalecisi vardı. Ve yaptığı kurtarışlardan bazıları, saygı duyulacak cinstendi.'' Gerrard, haksız sayılmazdı. Liverpool, ilk 45 dakika sonunda önde olan taraftı; fakat oynadığı futbolla çok daha fazlasını hak etmişti.

Başa dönelim. Newcastle United Kaptanı Michael Owen adına nostaljik bir gün olmalıydı. 1996 ve 2004 yılları arasında Liverpool formasıyla bir futbol ikonuna dönüşen Owen, İspanyol Real Madrid ile geçen bir sezonun ardından İngiltere'ye dönüşünü Newcastle United üzerinden yapmıştı. 29 yaşındaki Owen, 2004 yılından bu yana devam eden kariyerinde hiçbir zaman Liverpool yıllarındaki performansına ulaşamadı. Ve yalnızca üç kez, farklı takım formasıyla çıkabildi gençliğini verdiği kulüp karşısına. Bir ilginç detay daha vardı. Owen, Liverpool'daki son golünü Newcastle United'a atmıştı. Kırmızı formayla çıktığı dokuz Newcastle maçında ise toplam 13 gollük bir üretimde bulunmuştu.

Michael Owen, kariyerinin son bölümüne girmeden önce bir transfer daha yapabilir. Manchester City'nin Ocak ayında bir hamlesi olacaktır, Owen özelinde. Peki, Real Madrid transferinde düştüğü hatayı tekrarlar mı, Owen? Bilinmez tabii. Liverpool'a geri dönse, Rafael Benitez'in Liverpoolu'nda işlerin bozulmasına neden olabilir mi? Bu da, cümle sonundaki gibi, soru işareti. Owen, bir şekilde kaçmıştı Liverpool'dan. 2004 yılından beri, sadece üç defa Liverpool'un rakibi olması bununla ilgiliydi; fakat O, bugün sahadaydı.

Yılın son haftasında arka arkaya iki maç yapacak Liverpool'da rotasyon vardı. Kimse için sürpriz değildi tabii. Rafael Benitez'in uzmanlık alanıydı ve genel anlamda defalarca da tartışılan bir tercihti. Anfield Road'da Bolton Wanderers'ı 3-0 mağlup eden kadrodan üç fire vardı, Newcastle United deplasmanında. Javier Mascherano, geri dönmüştü. Sol kanatta Albert Riera'nın yerinde, olması gereken isim, Ryan Babel vardı. En azından kağıt üzerinde bu şekildeydi. Cuma günü, Bolton ağlarını iki kez havalandıran Robbie Keane, rotasyon kurbanı olan bir diğer isimdi. Brezilyalı Lucas Leiva, kulübeden sahaya çıkan oyunculardan olacaktı.

Rafael Benitez'in rotasyon ''delisi'' olduğunu az çok biliyorduk. Üç oyuncunun girmesi veya çıkması, önemli değildi; ama enteresan tercihlerde bulunmuştu Newcastle United karşılaşması için, Benitez. Savunma merkezinde, Daniel Agger ve Sami Hyppia vardı. Kanatlarda, Jamie Carragher ile Emiliano Insua. Arjantinli Insua, yılın son haftasında şans bulmaya başlamıştı artık. Orta saha opsiyonları, oldukça ilgi çekiciydi. Lucas Leiva ve Javier Mascherano, merkezde görev yapacaklardı. Yossi Benayoun ile Ryan Babel kanatlarda. İleri uçta, sezon boyunca Liverpool'un kanat hücumlarında X-Factor oyuncusu olan Dirk Kuyt yer alıyordu. Arkasında, geçtiğimiz sezon Fernando Torres'i tamamlayan modeldeki Steven Gerrard.

Newcastle United, sezon başından bu yana art arda büyük sıkıntılarla yüzleşmek durumunda kalmış ve bir türlü istikrarı yakalayamamıştı. Liverpool'un sahaya çıkan kadrosundaki oyuncular, pas yapmayı çok iyi bilen bir ekip olarak kabul edilmeliydi. Ama, bir yandan Liverpool'un klasik 0-0'larından biri de gerçekleşebilirdi. İhtimal dahilindeydi.

Liverpool, izin vermedi. İlk yirmi dakikalık bölümde, rakibine oyununu kabul ettirdi. Yüksek pas yüzdesiyle oynadı. Ve tek düşüncesi, bir an evvel Newcastle United kalesine gitmekti. Söz konusu süre içerisinde Liverpool, Emiliano Insua, Sami Hyppia, Dirk Kuyt ve Steven Gerrard ile girdiği tüm pozisyonlarda karşısına rakip takım kalecisi Shay Given'ı aldı. 20. dakikada ise Brezilyalı Lucas Leiva, oldukça net bir pozisyondan yararlanamadı. Given'ın çizgiden çıkardığı top, köşe vuruşuna dönüştü. Steven Gerrard'ın kullandığı vuruşta Leiva, kafayla uzak köşeye gönderse de Given, bir kez daha gole izin vermedi.

Steven Gerrard, kaçan gollerin ardından, maç sonrası yapacağı konuşmanın taslağını kafasında hazırlamaya başlamış olmalıydı.

Shay Given, takımını ateşlemek adına elinden geleni yapıyordu. Sahadaki Newcastle United oyuncularının etkisizliği yetmezmiş gibi, Avrupa'nın en boğucu stadyumlarından olan St. James' Park da sessizliğe bürünmüştü. Liverpool'un pasa dayalı harika futbolu izleniyordu. Gol yoktu, ta ki 31. dakikaya kadar. Liverpool, Newcastle United'ın kilidini çizgiye inerek aşacaktı. Maça sağ kanatta başlayan Yossi Benayoun, Javier Mascherano'nun ince pasıyla ceza sahası son çizgisine ulaştı. Dirk Kuyt, yine harika bir iş yaptı. Ön direğe gerçekleştirdiği koşuyla rakip savunmanın tüm dengesini bozdu. Arkadan gelen Steven Gerrard için gol vuruşunu yapmak zor değildi.

Liverpool, rakibini açmıştı. Gole kadar kullanılan tüm köşe vuruşları, Newcastle United savunması tarafından bir şekilde savuşturulmuştu; ama ilk golün ardından Steven Gerrard ile sağ köşeden kullanılan vuruşu tamamlayan Sami Hyppia için bir çare yoktu. Skor 2-0 iken ekrana gelen istatistiklerde, Liverpool'un toplam 13 kez gol girişiminde bulunduğu görülüyordu. Buna karşılık, Newcastle United'ın karşısında yer alan rakam, yalnızca 1 olmuştu. İlk yarının son bölümünde Finli savunmacı, yine bir köşe vuruşunda takımı adına farkı üçe çıkarmaya çok yaklaşsa da skor, 2-0'da kaldı. Liverpool, çok daha rahat bir galibiyetle soyunma odasına gidebilirdi; ama 2-0 da fena sayılmazdı.

Newcastle United, Sami Hyppia ile kaçan üçüncü gol fırsatının ardından biraz daha rakip yarı sahaya çıkmaya çalıştı. Son bölümde arka arkaya kullanılan köşe vuruşlarından birine iyi yükselen Edgar David, takımının mevcut şartlarda rüya bir skor ile soyunma odasını gitmesinin sağlıyordu. (1-2.)

İlk yarının son anlarında gelen gol, ikinci yarının başında suskun Newcastle United seyircisinin hareketlenmesine neden olmuştu. Jose Enrique'nin yerine oyuna giren Shola Ameobi, St. James' Park'ta bulunan taraftarlarının ayağa kalmasına sebep olan bir hamlede bulunacaktı, ama yeterli değildi. 50. dakikada kullanılan köşe vuruşu sırasında oluşan karambolden çıkan Ryan Babel, ev sahibi ekibin tüm direncini kıran golü atıyordu. Geri dönüş yoktu, Newcastle adına. Liverpool, iyice rahat oynamaya başlamıştı. Lucas Leiva, Newcastle United savunmasının arkasına enfes bir pas attı. Steven Gerrard, maçın yıldızlarından Shay Given ile karşı karşıya kaldı. Topun altına girdi, skor da 4-1 oldu.

Rafael Benitez, dördüncü golün ardından rotasyona devam etti. Steven Gerrard, oyundan alındı. David Ngog, maça dahil oldu. Fransız oyuncunun ilk hamlesi, Newcastle United ceza saha içerisinde gerçekleşti. Ngog'un düşürülmesiyle kazanılan penaltı vuruşunu Xabi Alonso, ağlara gönderdi. Newcastle United deplasmanındaki en farklı galibiyetini 1930 yılının Ekim ayında 4-0'lık skorla alan Liverpool, ancak 78 sene sonra bu seviyeye çıkabilmişti. Üstelik, 21 yıllık aranın ardından ilk defa Newcastle United ile deplasmanda oynadığı lig maçlarında bir seriye sahip olacaktı, Kırmızılar. Keza, geçtiğimiz sezon da St. James' Park'tan 3-0'lık zaferle ayrılmışlardı. Daha fazlasını yapmak, yine kendilerinin elindeydi.

Liverpool'un acımasız tarafına geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde oynadıkları Beşiktaş maçında bizzat şahit olmuştuk. Newcastle United, benzer bir senaryonun kahramanı olabilirdi. Durmaya niyeti yoktu Liverpool'un. Ev sahibi ekibin savunması, artık iyiden iyiye orta sahaya yaklaşmıştı. Arkaya atılan her top pozisyon olabilirdi. Oldu da. Yardımcı hakem, Newcastle United'ın imdadına yetişmese, David Ngog'un golüyle fark, beşe çıkmış olacaktı. Son dakikada, Lucas Leiva ve Ngog ile birer fırsattan daha yararlanamadı, Liverpool. Karşılaşma da 5-1 sona erdi.

Liverpool adına başarısız bir oyuncu performansı yoktu.

Orta sahada Javier Mascherano, yine standart oyunlarından birini sergiledi. Kenardan gelen Lucas, fark yarattı. Sürekli gol bölgesindeydi. Skor yapamaması, şanssızlıktan ibaretti. Savunmada Sami Hyppia, başarılıydı. Daniel Agger, bir iki pozisyonda aksadı. Kartlık hareketlerde bulundu. Ryan Babel, ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Albert Riera'ya kurban gidiyor, yazık oluyor. Dirk Kuyt, anlamı büyük bir oyuncu. Liverpool, onsuz çok zorlanır. Müthiş işler çıkarıyor, sezon başından bu yana. Hayran olmamak elde değil.

Tüm bunların dışında Liverpool adına sevindirici olan nokta, Martin Skrtel'in sakatlıktan dönmesi. Kısa süre içerisinde formasını alabilir. Başta Milan olmak üzere birçok dev takımın transfer listesinde yer alan Agger ise, Ocak ayında bu anlamda bir sorun yaratabilir.

Rafael Benitez, kazanmaya devam etti. Her şeye rağmen. Artık Liverpool efsanelerinin de desteği arkasında. 2008 yılının sonunu harika oynadı, Kırmızılar. 9 maçlık yenilgisizlik serisini yeni yıla taşımak isteyeceklerdir. Ve belki de 18 yıl aradan sonra Lig Şampiyonluğu. Premier League'deki ilk şampiyonluk. Bu uğurda, Real Madrid ile oynanacak Şampiyonlar Ligi 2. Tur Maçları ile hiçe sayılabilir. Liverpool, Premier League'de şampiyonluk bekliyor. Şimdilik, arkadan gelecek Manchester United tehlikesine karşın, uzak da gözükmüyor.

Premier League 2008: Yıllık Dev Test



İngiltere'de 2008 yılının takımı Manchester United oldu.

Premier League'de 2007-08 Sezonu'nu 87 puanla zirvede tamamlayan Sir Alex Ferguson ve öğrencileri, Moskova'daki UEFA Şampiyonlar Ligi Finali'nde de Premier League'deki en yakın takipçisi Chelsea'yi seri penaltı vuruşları sonrasında mağlup etmiş ve Avrupa'nın en büyük kupasını kazanmayı başarmıştı. Manchester United adına, rüya gibi geçen bir yıldı. Cristiano Ronaldo, tüm yarışmalarda attığı toplam 41 golle takımının başarısında en büyük paya sahip oyuncu oldu. Karşılığını prestijli ödüllerle aldı, almaya da devam ediyor. Manchester United, son olarak FIFA Kulüplerarası Dünya Şampiyonası'nda da zirveye çıkarak rüya yılını kupayla tamamlamış oldu.

Chelsea, 2007-08 Sezonu içerisinde Jose Mourinho ile yollarını ayırdı. Portekizli menajerin ardından göreve kulüp sahibi Roman Abramovic'in yakın arkadaşı Avram Grant getirildi. Menajerlik kariyeri oldukça kısıtlı olan İsrailli'nin tercih edilmesi, eleştirilse de Grant, Mourinho'nun bıraktığı yerden devam ederek görece başarılı oldu. Premier League'de Şampiyon Manchester United'ın iki puan arkasında kalan Chelsea, Şampiyonlar Ligi'ni de penaltılarla kaçırdı. John Terry için, asla hatırlamak istemeyeceği bir geceydi. Kaptan'ın ayağı, penaltı sırası kendisine geldiğinde kaymasaydı eğer, tamamen farklı şeyler konuşuyor olabilirdik.

Arsenal, Premier League'de Manchester United ve Chelsea'nin arkasından üçüncü sırayı alırken sezon içerisindeki en büyük talihsizliği 23 Şubat günü yaşadı. Birmingham City deplasmanına konuk olan Arsenal, galibiyeti son dakikadaki penaltı golüyle kaçırsa da maça damgasını vuran Hırvat forvet Eduardo da Silva'nın sakatlığı oldu. Birmingham City'nin savunma oyuncularından Martin Taylor, karşılaşmanın hemen başında Eduardo'ya yaptığı hareketle rakibinin ayak bileği kırarken kırmızı kartla oyun dışı kalıyordu. Arsenal, yılın devam eden bölümünde de sakatlıklarla uğraştı. Şampiyonlar Ligi'ne ise Çeyrek Final'de Liverpool'a elenerek veda etti.

Liverpool, 2008 yılının ilk yarısında Premier League özelinde alışılagelen bir performans daha sergiledi. Ezeli rakip Everton'ın on bir puan önünde dördüncü sırayı alan Liverpool, kulüpteki ilk sezonunu geçiren Fernando Torres'in efsanevi performansıyla ayakta kalmaya çalıştı. Premier League'deki ilk sezonunda attığı 24 golle, bu başlık altındaki (PL'deki çaylak sezonunda en çok gol atan yabancı) rekorun sahibi olan Torres'e Kaptan Steven Gerrard da eşlik edince Liverpool, Şampiyonlar Ligi'nde de ilerlemeyi başardı; fakat Yarı Final'de Chelsea, Liverpool'a izin vermedi. Son yılların klasik eşleşmesinde Chelsea, Final'e giderken Liverpool adına Avrupa sezonu sona ermişti.

Big Four özelinde 2008 yılının ilk yarısı bu şekilde geçti. Everton ve Aston Villa, son yıllarda olduğu gibi ligde dört büyük takımın arkasında sıralanan ekipler oldular.

2008-09 Sezonu'nda zaman zaman yayınladığımız ''Haftalık Mini Test'' serisinin üzerinden bu hafta, biraz daha geniş şekilde geçmeye çalışacağız. Yine Telegraph olacak, çıkış noktamız. Soru sayısı, beşten elliye yükselecek. Bu yüzden, tüm soruları art arda vermektense beş deste halinde bölmenin ve araya bazı bilgiler sıkıştırmanın daha estetik durabileceğini düşünüyoruz.

Öyleyse, başlayalım hemen ilk desteyle.

1.
1 Ocak 2008 günü Premier League Puan Sıralaması'nın ilk basamağında hangi takım vardı?

2. 2008-09 Sezonu'nun ilk haftasında hat-trick yaparak 1997 yılından beri bu başarıyı ligin açılış haftasında yakalayan ilk oyuncu kimdir?

3. Newcastle United ve İrlanda Milli Takımı'nda forma giyen hangi savunma oyuncusu Aralık ayında emekliliğini açıklayarak aktif futbol hayatını noktalamıştır?

4.
2008 yılında hangi futbolcu, PFA Young Player of the Year (Yılın En İyi Genç Oyuncusu) ödülünü layık görülmüştür?

5. Chelsea'nin iç sahadaki yenilmezlik serisinin sona erdiği Liverpool maçında karşılaşmanın tek golünü hangi oyuncu atmıştır?

6.
Premier League'de maç kazanamama serisini Nisan ayında 27'ye çıkaran takım hangisidir?

7.
Premier League'de hangi menajer, takımı başındaki ilk maçına 1 Ocak 2008 günü çıkmıştır?

8. Arsenal'in hangi ismi, 2008 yılının Eylül ayında forma giyerek Kulüp Tarihi'nde ilk lig maçına en genç yaşta çıkan oyuncu olmuştur?

9. Premier League'de hangi takım, 2007-08 Sezonu'nun son haftasında 4-1 kazanmasına karşın küme düşmekten kurtulamamıştır?

10.
Premier League'de hangi takım, Ocak ayında, arka arkaya dokuzuncu lig galibiyetini alarak bu alandaki kulüp rekorunu kırmayı başarmıştır?

2007-08 Sezonu sonunda Everton, dört dev takımın ardından beşinci sırayı alarak UEFA Kupası'nın yolunu tuttu. Everton'ı takip eden takım, Aston Villa oldu. Premier League özelinde bile kalburüstü bir kadroya sahip olan Aston Villa, sezon sonunda Intertoto Kupası'na katıldı ve bu yoldan ilerleyerek UEFA Kupası'na geçiş yaptı. Yaz mevsiminde Kaptan Gareth Barry'nin Liverpool transferi, gündemi meşgul etti. 10 yıl boyunca hizmet verdiği Villa'dan Liverpool'a transferi gerçekleşmeyen Barry'nin taraftarları ile arası açıldı, kaptanlığı elinde alındı; ama 2008'in ikinci yarısı, Barry ve Villa adına oldukça iyi geçiyor. İşler yolunda şimdilik.

Premier League'de her sezon olduğu gibi, geçen sezon da üç takım lige veda etti. Derby County, yıl başından itibaren formalite maçları oynadı. Sezon boyunca yalnızca bir kez kazanabilen Derby, Mart ayının son bölümünden önce küme düşmesi kesinlenen ilk Premier League takımı olurken sezonu da 11 puanla son sırada tamamladı. Championship yolcusu diğer iki takımın belirlenmesi, bu kadar kolay olmadı. 35 puanlı Birmingham City, son hafta karşılaşmasında 4-1 ile kazanmasına karşın Derby'nin ardından küme düşen ikinci takım olurken 36 puanlı iki takımdan Reading ve Fulham'ı yalnızca üç gol averajı ayırabildi. Reading, Championship'e giden üçüncü takım oldu.

Manchester United'ın Portekizli orta saha oyuncusu Cristiano Ronaldo, 31 golle Premier League'deki en golcü isim olmayı başardı. Ronaldo'yu 24'er golle Arsenal'den Emmanuel Adebayor ve Liverpool'dan Fernando Torres takip etti. Blackburn Rovers'ın sezon başında Bayern Münih'ten transfer ettiği Perulu forvet Roque Santa Cruz, etkileyici bir performansla 19 gole ulaştı. Bu dörtlüyü 15'er golle takip eden bir dörtlü vardı. Tottenham Hotspur'dan Dimitar Berbatov ile Robbie Keane, Everton'dan Yakubu ve sezon içerisinde önde Portsmouth, sonra da Manchester City forması giyen Benjani. Manchester United'da Ronaldo'nun ardından 14 golle en golcü isim olan Carlos Tevez, genel sıralamada dokuzunculuğu elde etti.

2008 yılı ödüllerine damgayı Manchester United vurdu. Sir Alex Ferguson, Yılın Menajeri olurken Cristiano Ronaldo, Premier League'de mücadele eden oyuncuların oylarıyla Yılın Futbolcusu Ödülü'nün sahibi oldu. Arsenal'den Cecs Fabregas, Yılın En İyi Genç Futbolcusu seçildi. Manchester United'ın şampiyonluğuyla biten sezonun en iyi 11'inde dört Arsenalli olması dikkati çekti. Emmanuel Adebayor ve Cecs Fabregas'ın yanı sıra Bacary Sagna ile Gael Clichy de kadroda kendilerine yer buldular. Manchester United; Cristiano Ronaldo, Rio Ferdinand ve Nemandja Vidic'le temsil edilirken Liverpool'un Steven Gerrard ve Fernando Torres'i gönderdiği kadroda Chelsea'den tek bir oyuncu olmaması dikkat çekti.

Championship, League 1, ve League 2'de neler olduğuna dair değerlendirmelere geçmeden önce Premier League ile ilgili ikinci desteyi de göndermiş olalım.

11. Ekim ayında Premier League'de 1000. golüne ulaşan kulüp hangisidir?

12. Kasım ayında hangi Premier League oyuncusu, arka arkaya 167. kez sahaya çıkmıştır?

13. Premier League'de hangi Güney Amerikalı oyuncu, ''Spiderman'' takma ismiyle mücadele etmektedir?

14. Şubat ayında, Old Trafford'da oynanan Manchester Derbisi'nde hangi olayın anma töreni gerçekleştirilmiştir?

15. Premier League'de hangi takım, 2007-08 Sezonu'nu 8-1'lik mağlubiyetle kapatmıştır?

16. Eylül ayında, hangi Premier League oyuncusunun gördüğü kırmızı kart daha sonra geçersiz sayılmıştır?

17.
Kasım ayında, hangi Premier League takımı 10 maç arka arkaya dış saha galibiyeti alarak bu alanda bir rekor kırmıştır?

18.
Arsenal'in eski kalecilerinden Jens Lehmann, yaz mevsiminde hangi takımla anlaşmıştır?

19.
Ağustos ayında hangi isim, Everton formasıyla en genç yaşta ilk maçına çıkan oyuncu olmuştur?

20. Alan Curbishley'nin kovulması ve Gianfranco Zola'nın göreve gelmesi arasında geçen süre içerisinde hangi isim West Ham United'ın bir maçlığına menajerliğini yapmıştır?

Championship'te West Bromwich Albion, 46 maç sonunda topladığı 81 puanla ligi zirvede tamamlarken WBA'nın iki puan arkasındaki Stoke City, Premier League yolcusu olan ikinci takımdı. Üçüncü takım, yine dört katılımcı arasındaki playoff mücadelesinin ardından belli olacaktı. 75 puanlı Hull City üçüncü, 74 puanlı Bristol City dördüncüydü. Son iki kontenjan için dört takımın birden iddiası vardı. Crystal Palace ve Watford, rakiplerini ekarte ederek Wembley'deki Final umutlarını korudular.

Üçüncü sıradaki Hull City, altıncı sıradaki Watford'u 2-0 ve 4-1'le eleyerek Final'e yükselirken Crystal Palace ile Bristol City arasındaki mücadeleden 2-1 ve 2-1'lik skorların ardından galip çıkan Bristol City oldu. 86703 kişinin izlediği Wembley'deki Final maçında ise Dean Windass'ın tek golü, Hull City'nin Premier League yolcusu üçüncü takım olduğunu ilan etti. Leicester City, Scunthorpe United ve Colchester United, Championship'ten League 1'e düşmektenkurtulamadı.

Ligue 1'de Swensea City, haftalar öncesinde şampiyonluğunu ilan ettiği sezonu 92 puanla en yakın rakibinin 10 puan önünde zirvede tamamladı. Efsane Nottingham Forest, Swensea City'nin ardından Championship'e yükselen ikinci takım oldu. Playofflar için dört takım potadaydı. Sezonu 80 puanla tamamlayan iki takım Doncaster ve Carlisle'ın yanı sıra sezona -15 puanla başlamasına karşın 76 puanı bulan Leeds ile aynı puandaki Southend United, Championship için Playoff oynadılar. Doncaster United 0-0 ve 5-1 ile Southend'i, Leeds United da 1-2 ve 2-0 ile Carlisle United'ı eleyerek Final'in yolunu tuttu. Final'de Doncaster, Leeds'i 1-0 mağlup etti. Bournemouth, Gillingham, Port Vale ve Luton Town, Ligue 2'ye düştü.

Ligue 2'de Milton Keynes Dons, 97 puanla zirvede yer alırken 92 puanlı Peterbrough United ve dört puan arkasındaki Hereford United, Ligue 1'e çıkan takımlar oldular. Dördüncü takım, Playofflar sonrasında belirlendi. Diğer liglerin aksine, Playoff başlığında büyük çekişmeler yaşanmadı. Stockport County, Wycombe Wanderers'ı 1-1 ve 1-0'lık skorlarla eleyerek Final'e çıkarken Rochdale, 2-1 kaybettiği ilk maçın ardından Darlington'ı penaltı vuruşları sonrasında 5-3 mağlup ederek Final'e yükseldi. Final'de Stockport, Rochdale'i 3-2 yendi ve Ligue 1'e çıkmayı başardı. Mansfield ve Wrexham United ise, Football League organizasyonunun dışında kalan takımlar oldular.

FA Cup ve League Cup'ta yaşananlarının kısa hatırlatmasına geçmeden önce, üçüncü 10'luk bölüme bir göz atalım.

21. Şubat ayında hangi geçici (caretaker) menajer, Premier League kariyerindeki tek maçında 6-0'lık mağlubiyetle yüzleşmek durumunda kalmıştır?

22.
Bolton Wanderers kalecisi Ali Al-Habsi, hangi ülke için oynamaktadır?

23.
Arsenal'in İsviçreli savunma oyuncusu Philippe Senderos, hangi takımda kiralık olarak forma giymektedir?

24.
Eylül ayında hangi takım, Manchester City karşısında kulüp tarihinin en ağır Premier League mağlubiyetini almıştır?

25.
Kasım ayındaki Stoke City karşılaşmasında rakip takımdan Rory Delap'in kullanacağı taç atışına müdahale ettiği söylenen ve o sırada saha kenarında ısınmakta olan Hull City oyuncusu kimdir?

26.
Joe Kinnear, Ekim ayında Newcastle United'ın başına hangi sıfatla geçmiştir?

27. Premier League'de düdük çalan hangi hakem, Ağustos ayında aldığı cezadan dolayı halen daha görev yapamamaktadır?

28.
Yaz mevsiminde Everton, hangi oyuncu için kulüp tarihinin en büyük transfer harcamasını yapmıştır?

29. Hangi Premier League takımı, Ekim ayına kadar olan performansının ardından 1912'den beri en kötü sezon başlangıcıyla karşılaşmak durumunda kalmıştır?

30. Şubat ayında Arsenal'in hangi oyuncusunun ayağı kırılmıştır?

FA Cup 2008'e dair en eski hikaye, Manchester United'ın Arsenal'i 4-0 mağlup ettiği karşılaşma olarak kabul edilebilir. United, Old Trafford'da oynanan mücadelenin henüz ilk yarısında Wayne Rooney, Darren Fletcher ve Nani'nin golleriyle 3-0'lık üstünlüğü yakalarken Arsenal'den Emmanuel Eboue'nin 49. dakikada oyundan atılmasıyla birlikte maçı antrenman havasına çevirmişti. Öyle ki, işi biraz abartan Nani, Arsenal oyuncularının kasıtlı tekmelerine maruz kalmış ve United, 74. dakikada Fletcher'ın yaptığı katkıyla sahadan 4-0 galip ayrılmıştı.

Manchester United'ın 2008 yılındaki kupa koleksiyonunda eksik kalan parçalardan biri, FA Cup'tı. Portsmouth, 8 Mart 2008 günü Old Trafford'da rakibini 1-0 mağlup ederken Futbol Tarihi'nin en ilgi çekici galibiyetlerinden birinin altına imza attı. Manchester United, özellikle maçın ilk yarısında öne geçmek adına büyük çaba gösterse de akılalmaz goller kaçırmış ve ikinci devreye Edwin van der Sar ile Tomasz Kuszscak arasındaki kaleci değişikliğiyle başlamıştı. Ne var ki bu, Manchester United adına maçtaki tek kaleci değişikliği değildi.

79. dakikada David James, uzun bir degaj kullandı. Rakip sahadaki tek Portsmouth oyuncusu Milan Baros, topu sağ kanada gönderdi. Açılan topa Niko Krancjar hamle yaptı. Baros, tekrar topla buluştu. Kuszscak'la karşı karşıya kaldı. Rakibini geçmek üzereyken Kuszscak'ın darbesi, Baros'u yere serdi. Portsmouth, penaltı vuruşu kazandı. Polonyalı kaleci, kırmızı kart gördü. Manchester United, 10 kişi kalmıştı. Dahası, değişiklik hakkı bulunmuyordu. Kaptan Rio Ferdinand, Manchester United'ın maç içerisindeki üçüncü kalecisi olacaktı. Sulley Muntari'nin penaltı vuruşunda Ferdinand şanssızdı. Portsmouth, 1-0 kazanacaktı.

Portsmouth'un galibiyeti, etkileyiciydi. Öyle ki, Barnsley'nin Anfield Road'da Liverpool'u 2-1 ile elemesinin ardından iç sahada Chelsea'yi 1-0 mağlup edip Yarı Final'e yükselmesi bile, gölgede kalabilirdi. Cardiff City, Middlesbrough deplasmanında 2-0 kazanırken dörtlü, Bristol City'yi 5-1 mağlup eden West Bromwich ile tamamlanacaktı. Yarı Finaller'de Portsmouth ve Cardiff City, rakiplerini 1-0'lık skorlarla mağlup ederken Wembley'deki Final'de de skor değişmedi. İki takım arasındaki farkı yaratan gol, Portsmouth'un Nijeryalı oyuncusu Nwankno Kanu'dan geldi. Pompey, 69 yıl sonra FA Cup Şampiyonluğu yaşamış oldu.

League Cup'ta son dörde kalındığında FA Cup'a nispeten tanıdık takımlar göze çarpıyordu. Chelsea ile Everton eşleşmesinde Chelsea, 2-1 ve 1-0'lık skorlarla çıkarak Final'e yükselen ilk takım oldu. Yarı Final'in diğer ayağında Kuzey Londra Derbisi'nin temsilcileri vardı. Tottenham Hotspur, deplasmanda 1-1 berabere kaldığı rakibini White Hart Lane'de 5-1 mağlup ederek yükseldiği Final'de Chelsea'yi 1-1 sonuçlanan normal sürenin ardından Jonathan Woodgate'in attığı golle 2-1 yendi ve League Cup'ın 2008 yılındaki sahibi oldu. Tottenham, bu zaferle birlikte UEFA Kupası biletini de Şubat ayından garantilemiş olacaktı.

İngiltere Futbolu'nda 2008 yılının ilk yarısı, bu şekilde geçmişti. Yaz mevsimindeki transfer hareketliliği öncesindeki bölümü, dördüncü üçlü ile dolduralım.

31. Newcastle United'ın orta saha oyuncusu Joey Barton, hapis cezasını tamamladıktan sonra Premier League'deki ilk maçına hangi takım karşısında çıktı?

32.
Premier League'de forma giyen oyunculardan Joao Alves de Assis Silva, daha çok hangi isimle tanınmaktadır?

33.
Kasım ayında hangi Premier League menajeri, kulübündeki 300. maçına çıktı?

34. Mayıs ayındaki Portsmouth deplasmanında attığı golle takımını Premier League'de tutan Fulham oyuncusu kimdir?

35.
Aralık ayının ilk bölümünde hangi Premier League takımı, Euro 2008 Finalleri'nde forma giyen oyuncularından dolayı UEFA tarafından 732,760 £ ile ödüllendirilmiştir?

36.
Kevin Keegan, Newcastle United menajeri olarak son maçına hangi takım karşısında çıkmıştır?

37. 2008 Championship Playoff Finali'nde Hull City'nin ilk kez Premier League'de yer almasını sağlayan golü atan oyuncu kimdir?

38.
Chelsea'nin hangi eski oyuncusu, Temmuz ayında Football League'deki takımlardan birinin menajeri olarak göreve başlamıştır?

39. Geçtiğimiz sezon Premier League'den düşen Derby County'nin başarısızlığını özel kılan ayrıntı nedir?

40.
Eylül ayında hangi Premier League kalecisi, emekliliğini ilan ederek aktif futbol yaşantısına son vermiştir?

2008 ve İngiltere denilince, Ulusal Takım'ın Euro 2008 Finalleri'ne katılamayarak yaşadığı büyük şoktan bahsetmemek olmaz. 2007 yılının son bölümünde Hırvatistan karşısında ihtiyacı olan tek puanı alamayan İngiltere Milli Takımı, Wembley'de tarihinin en büyük şoklarından birini yaşamıştı. Euro 2008'i televizyonlardan izlemek durumunda kaldı, İngilizler. Steve McLaren'ın yerine Fabio Capello getirildi. Kaderin bir cilvesi olarak İngiltere, 2010 FIFA Dünya Kupası Elemeleri'nde Hırvatistan ile aynı gruba düştü. Ve deplasmandaki ilk maçta alınan 4-1'lik galibiyet, yaraların biraz olsun sarılmasını sağladı.

Euro 2008'in boş geçilmesinin ardından İngiltere'de gözler, transfer piyasasına çevrildi. Chelsea'de Avram Grant'ten boşalan menajerlik koltuğuna Brezilyalı Scolari oturdu. Scolari'nin ilk büyük transfer hamlesi, Deco oldu. Ardından Portekiz Milli Takımı'nın bir diğer önemli parçası, Jose Bosingwa kadroya dahil edildi. Liverpool'da Tottenham Hotspur'ın İrlandalı forveti Robbie Keane, 20.3 milyon £ karşılığında kulübe kazandırıldı. Arsenal, Alexander Hleb ve Mathieu Flamini ile vedalaşırken Marsilya'dan Samir Nasri ve Manchester United'dan Mikael Silvestre'yi kadrosuna kattı.

İngiltere'de transfer sezonunun en hareketli dakikaları, son gün içerisinde yaşandı. Arap Abu Dhabi United Group, Manchester City'nin yönetim haklarını aldıktan sonra ilk iş olarak, Manchester United'ın aylarca peşinde koştuğu Bulgar forvet Dimitar Berbatov'a yöneldi. Oyuncunun kulübü Tottenham Hotspur, City ile anlaşsa da Berbatov'un tercihi, Manchester United olunca rekor bir ücretin ardından Berbatov, Old Trafford'a geçti. Daha pahalıları da vardı elbet. Tüm bir mevsim boyunca Real Madrid ile arası açık olan Robinho, Manchester City'nin yeni hayatındaki ilk önemli transfer objesi olarak Manchester'a geldi. Zaman azdı. City, Robinho ile idare etti. Devamını Ocak ayında izleyebiliriz.

Bir de gerçekleşmeyen transferler vardı tabii. Gareth Barry'nin Aston Villa'dan Liverpool'a geçiş haberi, yılan hikayesine dönüştü. Barry, uzun süre takım kadrosunda yer almadı. Bir hazırlık maçında, kendi taraftarlarının protestosuna maruz kaldı; fakat sonunda kaptanlığı elinden alınmış olsa da, Aston Villa ile devam etti. Bir diğer hikayenin kahramanları ise, Andrei Arshavin ve Tottenham Hotspur oldu. Euro 2008'deki performansının ardından Arshavin'i transfer etmek isteyen Tottenham, Berbatov'un United'a geçişinin gecikmesinden ve Arshavin'in kulübü Zenit'in inadından dolayı transferi gerçekleştiremedi. Arshavin'in milli takımdan arkadaşı Roman Pavlyuchenko, Tottenham'ın yeni golcüsü oldu. (Cristiano Ronaldo ve Real Madrid?)

Son bölümde, 2008 yılının ikinci yarısındaki Premier League görüntüsüne bir göz atacağız. Ama öncelikle son desteyi de göndermiş olalım.

41. Ağustos ayında 1.3 milyon £'lık transfer ücretiyle League 1'den Premier League'e geçen oyuncu kimdir?

42.
Eski şampiyon jokeylerden John Francome, Premier League'de forma giyen hangi futbolcunun amcasıdır?

43.
Sezon başında Tottenham Hotspur'a transfer olan Hırvat Luka Modric, daha önce hangi takımda forma giyiyordu?

44.
Aralık ayında hangi Premier League takımının oyuncuları, daha önce hapis cezasına çarptırılan bir taraftarlarının serbest bırakılması talebiyle maç öncesindeki ısınma antrenmanına beyaz T-Shirt'ler ile çıkmıştır?

45.
Ekim ayında hangi Premier League takımı, Fulham karşısında 1-0 kazandığı maçın ardından kulüp tarihinin en iyi sezon başlangıcını gerçekleştirmiştir?

46.
Blackburn Rovers'ın orta saha oyuncusu Carlos Villanueva, hangi ülke vatandaşıdır?

47.
Liverpool'un orta saha oyuncusu Javier Mascherano, hangi sebeple 2008-09 Sezonu'nun başlangıcını kaçırmıştır?

48.
Mart ayında hangi Premier League kalecisi, 142. kez kalesini gole kapatarak bu alandaki rekorun sahibi olmuştur?

49.
Eylül ayında hangi Premier League oyuncusu, Labrador cinsi köpeğiyle ile şakalaşırken sakatlanmış ve ayak bileğinden ameliyat olmak durumunda kalmıştır?

50.
Sunderland, eski menajeri Roy Keane ile en son hangi takım önünde skor üstünlüğünü yakalamıştır?

Cevaplar, yorum bölümünde olacak.

2008-09 Sezonu'nun ilk yarısında Liverpool, tarihinin en iyi Premier League performansıyla mücadele ediyor. Anfield Road'da 0-0'lık klasik puan kayıplarını bir kenara bırakırsak Everton ve Chelsea deplasmanlarından üçer puanla çıkan Liverpool'un geçtiğimiz sezonu domine eden Manchester United'ı 2-1 ile mağlup etmesi, Arsenal'e de yenilmemiş olması, zirvede yer almasının şifrelerinden biri olarak kabul edilebilir. Liverpool, bu sezon takım oyununu oldukça iyi uyguluyor. Ve 18 yıldır özlem duyulan şampiyonluk yolunda bu yetiye sıkça ihtiyaç duyacak.

Chelsea, sezonun ilk bölümünde Liverpool ile sürekli bir ikili oluştursa da son dönemde Liverpool'un puan kaybettiği haftalarda kazanamayarak arkasındaki Manchester United'ın umutlarını tazelemeyi başardı. Fulham ve Wigan ile oynaması gereken maçları cebine koyan Manchester United, 2009 yılıyla birlikte yukarıdaki ikiliye yetişebilir. Genellikle dört büyük takımın ardından izlemeye alıştığımız Aston Villa, Arsenal'i geçerek dördüncü sıraya tırmanmış durumda. Arsenal'in ardından Everton geliyor. Ligin başında yaptığı müthiş çıkış, şu sıralar durulmuş olsa da Hull City de, saygı uyandıracak bir seviyede bulunuyor.

Hull City'nin peşinden gelen Fulham ve Wigan'ın birer maçlık eksiklerini düşünürsek, kalan 11 takımın küme düşme potası ile içli dışlı olabileceğini söylememiz mümkün olacaktır. Son sırada 15 puanlı WBA ve 19. sırada 17 puanlı Blackburn Rovers bulunuyor. Alt lig için son kontenjanda bulunan Stoke City ile onuncu sıradaki Bolton Wanderers arasında üç puanlık bir fark söz konusu. Dokuz takımı, yalnızca tek bir galibiyet birbirinden ayırıyor. Tottenham, Manchester City, Middlesbrough ve Newcastle United gibi takımlar tehlikede.

İngiltere'de 2008 yılı, bu şekilde geçti. Liverpool, öğlen bölümünde aldığı Newcastle United galibiyetiyle seneyi birinci sırada tamamlamayı garantiledi.

(Müthiş oynadı, Liverpool. Fırsat bulursak, değerlendirmesini yapmak istiyoruz.)

İkinci yarıda Manchester takımlarının atakları olacaktır. Liverpool'un vereceği karşılık önemli. Sona doğru, yukarıda bir üçlü görebiliriz. Arsenal, Everton ve Aston Villa da farklı bir üçlü olacak gibi duruyor şimdilik.

26 Aralık 2008 Cuma

Seri Sonu: Lakers, 20'ye İzin Vermedi



Staples Center'da dün akşam, aylardır beklenen bir randevu vardı.

2008 NBA Finalleri'nde Los Angeles Lakers'ı altı maç sonunda mağlup eden Boston Celtics, 19 maçlık galibiyet serisiyle geldiği Batı turnesindeki ilk maçına Los Angeles'ta çıkıyordu. NBA Tarihi'nin en ateşli rekabeti, geçtiğimiz sezon iki takımın Finaller'de birbirlerinin karşılarına çıkmalarıyla tekrar alevlenmişti. Lakers, 2009 NBA Şampiyonluğu'nu her şeyden fazla istiyor olmalıydı. Celtics'in yapması gereken, ünvanını korumaktı.

Unutulan bir rekabetti, Celtics ve Lakers arasındaki. Öyle ki, her daim anlamı büyük maçların koyulduğu Christmas gecesinde 1970 yılından bu yana ilk kez karşılaşıyordu iki takım. Lakers, 28 yıl önce 123-113 ile geçtiği rakibine benzer bir son yaşatmak istiyordu; ama o kadar kolay değildi. Boston Celtics, NBA Tarihi'nin en iyi sezon başlangıcını gerçekleştirerek çıkacaktı Lakers karşısına. Celtics'in 27-2 ile oturduğu masada Lakers da fena sayılmazdı. Sezonun kendi adına ilk 28 maçlık bölümünden 23 galibiyet çıkaran Lakers, bu anlamda rakibinden aşağı kalmıyordu.

Lakers ve Celtics'in bu denli önemli galibiyet sayılarıyla sahaya çıkmalarının mutlaka bir anlamı vardı. İki takımın maç ve galibiyet rakamları toplandığında ortaya çıkan yüzde, saygı duyulacak cinstendi. 50 galibiyet ve 7 mağlubiyet. Denk geldiği yüzde ise, 87.7. Söz konusu yüzde, takımlarının minimum 25 maç oynadıkları göz önüne alındığında, NBA Tarihi'ndeki en müthiş rakamların oluşmasını sağlıyordu. Daha önceki rekor da, yine efsanevi ikiliye aitti. 15 Aralık 1972 günü Lakers (25-4), Celtics'i (23-3) ağırladığı maçtan 102-98'lik mağlubiyetler ayrılırken iki takımın toplam galibiyet yüzdesi 87.3'tü.

Christmas 2008'de gerçekleşecek Lakers ve Celtics karşılaşması, bu yönleriyle diğerlerinden ayrılıyordu. Bir rövanştan daha fazlasıydı, dün akşamki eşleşme.

Lakers, geçtiğimiz sezon NBA Finalleri'nde Celtics'e kaybederken sezon içerisindeki sakatlığı nedeniyle kadroya giremeyen Andrew Bynum'dan yararlanamamış ve bu dezavantajının sancılarını seri boyunca çekmek durumunda kalmıştı. Bynum, dün akşam sahadaydı. Kendrick Perkins ile hava atışına çıktı ve ilk hücumu Lakers'a kazandırdı. Lakers, geçtiğimiz sezon kayıp geçen ayların acısını dindirmek istercesine ilk topu Andrew Bynum'ın üzerinden kullansa da Bynum, yakın mesafeden şutu sokamadı. Ardından, savunma ribaundunu alan Rajon Rondo, hızlı hücumda Ray Allen'ı gördü ve Allen da üç sayılık basketle takımını öne geçirdi.

Luke Walton ile maçtaki ilk sayılarını bulan Lakers, takip eden hücumda Paul Pierce'ın pozisyonunu iyi savunduktan sonra oldukça değerli bir anlayışla Derek Fisher özelinden üç sayılık baskete ulaştı. Pau Gasol ile, geçtiğimiz sezon kendilerini NBA Finalleri'ne kadar ulaştıran ikili oyunlardan birini oynadıktan sonra savunmacıları üzerine çeken Bryant, tekrar Gasol'ü gördü. Gasol, dip çizgideki Luke Walton'a pası gönderdi. Dengesini kaybeden Celtics savunması, yayın gerisinde kalan Walton'a konsantre olmak üzereyken Walton, ekstra pası yaptı. Ve Derek Fisher da üçlüğü gönderdi. Lakers, elit bir hücum stratejisiyle 5-3 öne geçti.

Phil Jackson, geçtiğimiz sezon NBA Finalleri'nde savunmadaki oyuncu paylaşımını Paul Pierce, Ray Allen ve Kevin Garnett üzerinden gerçekleştirirken Rajon Rondo, çoğu zaman marke edilmeyen isim olarak kalmıştı. Eksik değildi bu, bir tercihti. Dün akşamki karşılaşma öncesi de Jackson, ''Rondo'nun yapacağı skoru önemsemiyoruz'' demişti; fakat Celtics'i ilk bölümde ayakta tutan isim de Rajon Rondo'dan başkası değildi. Ne var ki, sezon başından beri, üst seviye basketbol oynayan Rondo, ikinci faulünü ilk çeyreğin bitimine 9:21 varken yapacaktı. Celtics'te Doc Rivers, iki faul ile oynamasına karşın, Rondo'yu oyunda tuttu. Rondo da takımını skorda.

Celtics antrenörü Doc Rivers, Kobe Bryant'ın savunma yetenekleri hakkında, ''Kobe, Scottie Pippen'ın Chicago Bulls'taki döneminden bu yana, NBA'de yardım savunmasını en iyi yapan oyuncu.'' yorumunda bulunuyordu. Bir süre sonra Kobe, Rajon Rondo'yu savunurken görüldü. Bitime 4:15 kala Rondo, kenara geldi. Oyuna Eddie House dahil oldu. Takip eden pozisyonda Kobe Bryant, Los Angeles Lakers'ı 16-15 öne geçiren sayıyı yaptı. Ve üstünlük, maç içerisinde yedinci kez el değiştirdi.

Lakers adına Pau Gasol ve Kobe Bryant'ın ''pick and roll'' pozisyonları, oldukça stratejik bir plandı. İlk molanın ardından Andrew Bynum ve Lamar Odom'ın yer değiştirmesiyle geçtiğimiz sezon NBA Finalleri'ne yürüyen Lakers'taki pozisyonuna dönüş yapan Gasol'ün oyun içerisinde kalabilmesi adına, kesinlikle Kobe Bryant'a ihtiyacı vardı. Saha içinden kullandığı ilk dört atışta isabet kaydedemeyen Gasol, ilk sayılarına da bu yol üzerinden gidecekti. Çeyreğin bitime :35 kala Gasol ile gelen basket, farkı bire indiriyor ve Celtics, ilk bölümü 24-23'lük üstünlükle kapatıyordu. Boston Celtics, %61'lik şut isabet oranından beslenmeyi bilmişti; fakat yapılan altı top kaybı, bir köşeye not edilmeliydi.

Kobe Bryant, birinci çeyrekte 5-8 saha içi isabeti ve 10 sayı ile oynamıştı. Sezon genelinde Kobe, ilk 12 dakikalık bölümün sonunda kenara gelir, ikinci çeyrekteki ilk molayla birlikte de sahaya dönerdi; ama Celtics, her gün karşılaşabileceğiniz bir rakip değildi.

Andrew Bynum ile birlikte sahaydı, Kobe Bryant. Ve Sasha Vujacic, Lamar Odom, Trevor Ariza. Boston Celtics'te ilk beş oyuncularından yalnızca Paul Pierce vardı, ikinci çeyreğin başında. Diğer dört isim, kenardan geliyordu. Sezon başındaki en büyük soru işaretiydi Celtics adına, bench desteği. Kobe Bryant, ikinci çeyreğe art arda iki isabetle başladıktan sonra, Celtics'te tek ümit olarak Paul Pierce kalmıştı. Üstelik, Lakers'ın sahadaki kadrosu, eksik kalan parçaları da tamamlıyordu. Trevor Ariza, takıma direnç getirmişti. Ariza'nın istatistik kağıdına yansımayan katkısı, sahada Playoff atmosferi oluşması adına yeterli bir neden olabilirdi.

Lakers, ikinci çeyreğin ilk bölümünde, mesaj veren bir hücum daha yaptı. ''Hustle Play'' denilen kavramın kitabı, yeniden yazılmış olabilirdi. Boston Celtics, geçtiğimiz günlerde bir trafik kazası geçirdikten sonra ilk kez sahalara dönen Glen Davis ile pota altında bir fırsattan yararlanamadı. Andrew Bynum'dan seken ribaundun ardından ortada kalan topa Celticslilerden önce Kobe Bryant dokundu. Top, Celtics pota altının son çizgisine kadar gitti. Trevor Ariza ile Eddie House, birlikte hamle yaptı. Ariza, topu çevirdi. Gerilerden ''trailer olarak gelen'' Sasha Vujacic, turnikeyi bulduğunda arkasında daha önce şansını Amerikan futbolunda denemesine karşın sonrasında basketbola yönelen Glen Davis vardı. Davis'in hamlesi, yeterli olmadı. Vujacic'ten üç sayılık bir oyun geliyordu. 32-26.

Sasha Vujacic, karşılaşma öncesi, yaptığı açıklamalarla önemli bir figür haline gelmişti. ''I'm not wearing because of Boston. I don't like Boston at all. I don't wanna hear their name whatsoever... We dislike them more than everything.'' Boston'a duyduğu antipati dolayısıyla kıyafetlerinde yeşil rengini tercih etmeyen Sasha Vujacic, Celtics'in adını duymaya bile tahammül edemiyordu. Ve nefretini de açık açık dile getirmekten kaçınmıyordu. Lakers adına bu nefret, bir süre sonra karlılığa dönüşecekti. Vujacic, Celtics as oyuncularının kenarda olduğu bölümde takımına 7 sayılık bir katkıda bulunurken Lakers, 39-29 ile maç içerisindeki en büyük farkı yakalıyordu.

On sayılık üstünlüğün ardından vurup geçmek, Lakers'ın elindeydi; ama Rajon Rondo ve Kevin Garnett, buna izin vermedi. 30 saniye içerisinde Lakers pota altında iki adet ikili oyunla sonuca ulaşan Rondo ve Garnett, takımlarının şaşkınlığa uğramadan durumu toparlamasına yardımcı oldular. 39-33'ün ardından Lakers savunması adına felaket tellalığı yapılabilecek pozisyon, devrenin bitimine 3:58 kala geldi. Rondo ve Garnett, Lakers pota altında cirit atarlarken Rondo'nun pası, Garnett'in alley-oop smacı ile sonlanıyordu.

Türkiye'den canlı yayının olmaması ve ABD'de Christmas dolayısıyla tüm karşılaşmaların ulusal kanallardan yayınlanıyor olmasının birkaç avantajı vardı. Görüntüler, her zamankinden kaliteliydi evvela. Kaan Kural'ı da severiz ama, bir diğer ilgi çekici ayrıntı da, Jeff Van Gundy'nin yorumlarıyla maçı takip etmek olmalıydı. Rajon Rondo'nun Kevin Garnett'i beslediği ve skorun 37-44'e geldiği pozisyonun ardından Van Gundy, Phil Jackson'ın maç öncesi Pau Gasol için yaptığı, ''Değeri bilinmeyen bir savunmacı'' yakıştırmasını hatırlatarak, ''Benimle dalga mı geçiyorsunuz? Bu iş, bir smaç festivalini andırıyor.'' yorumunda bulunacaktı. Gasol, tüm bir yarı boyunca hem hücumda hem de savunmada oldukça etkisizdi.

Pau Gasol'ün morali bozulmuştu. Kevin Garnett, kaçırmadan atmaya devam ediyordu. Denge, Celtics lehine dönmek üzereydi. Bu sırada, Celtics potası altındaki Gasol, Kendrick Perkins tarafından ikinci kez bloklanacaktı. Gasol, iyice sinirlenmişti; ama bir sonraki hücumda yaptığı smaç, deşarj olmasını sağlayabilirdi. Gasol'ün ardından Paul Pierce, iki Celtics atağında iki asistle farkı, beşe kadar indirse de, ilk üçlüğünde çemberi tutturamayan Luke Walton'ın üç sayılık isabeti, Lakers'a 51-43'lük üstünlüğü getirecekti. Bu bölümde ilginç bir olay daha yaşanıyordu. Sezon boyunca maç başına ortalama 29.6 serbest atış kullanan Boston adına Paul Pierce, Staples Center'da çizgiye gelen ilk Celtics oyuncusu oluyordu, devrenin bitimine :35 kala.

Ve Los Angeles Lakers da, soyunma odasına 51-45'lik skor üstünlüğü ile gidiyordu.

İkinci yarının ilk önemli ayrıntısı, Andrew Bynum'ın üçüncü çeyreğin bitimine 9:07 kala yaptığı smaç olabilirdi. Bynum, Lakers'ın beklediği sertliği takıma getirebilecek isimdi; ama karşılaşma boyunca bu ihtimalin açık olduğunu ilk kez söz konusu pozisyonda gösterebiliyordu. Yine de Lakers'ın unuttuğu bir isim vardı. İlk yarıda yalnızca sekiz sayı bulabilen Paul Pierce, 2008 NBA Finaller MVP'si olduğunu hatırlamış olmalıydı. Pierce'ın 10 sayıyla katkıda bulunduğu 5:16'lık bölüm sonunda Celtics, 64-62 ile öne geçiyordu. Bu, Celtics'in 24-23'ten sonraki ilk skor üstünlüğüydü. Lakers'ın göstereceği reaksiyon, oldukça önemliydi.

Phil Jackson, takımının geriye düşmesinin ardından mola almayı tercih etti. Mola dönüşü, Sasha Vujacic'in basketi ve Pau Gasol'ün serbest atış isabetiyle birlikte Lakers, 65-64 öne geçti. Lamar Odom'ın arka arkaya iki üç sayılık basketinin arasına Celtics, yalnızca Kevin Garnett'in orta mesafe isabeti ile girebildi. Son çeyreğe de Lakers, 71-67'lik üstünlükle gitmiş oldu. Lakers, Celtics maçından önce Staples Center'da bu sezon oynadığı 14 maçın 13'ünü kazanırken yalnızca bir maçta son çeyreğe geride girmiş ve o karşılaşmada da sahadan galip ayrılan Detroit Pistons olmuştu. Kalan 13 maçı kazanan Lakers'dı. Bu anlamda, iyi bir işaret olabilirdi ev sahibi takım adına, 71-67'lik üstünlük.

Son çeyrek de, tıpkı üçüncü çeyrek gibi, Andrew Bynum'ın hamlesiyle başlıyordu. Bynum, pota altında Tony Allen'ı bloklayarak bir işaret daha gönderiyordu istatistikseverlere. Öyle ki, Lakers'ın kaybettiği beş maçın dördünde blok yapamayan Bynum, kazanılan yirmi üç maçta yalnızca bir kez blok istatistiğini dolduramamıştı; fakat Bynum ve blok rakamları bile, Celtics'in Lakers'a yaklaşmasına engel değildi. Bitime 6:39 kala Tony Allen ile skoru 77'de eşitleyen Celtics, 2:43 sonrasında Kevin Garnett'in iki sayılık basketinin ardından 81-79'luk üstünlüğü yakalayacaktı. Ne var ki, bundan sonraki bölümün Pau Gasol'ün müthiş gösterisine dönüşeceğinden kimsenin haberi yoktu.

Kobe Bryant, bitime 3:11 kala skoru 81-81'e getirdi. Doc Rivers, molaya gitti. Mola dönüşü Bryant, iki kez Gasol'ü besledi. Gasol'ün dört sayısı ve 85-81'e gelen skorun ardından Rivers, bir mola daha aldı. Celtics, maç boyunca olduğu gibi, Rondo ve Garnett ikilisi ile Lakers'a direnmeye çalıştı; fakat Garnett'in basketi, Lakers'ın son 3:56'da yakaladığı 11-2'lik seride Celtics adına tek hücum hamlesiydi. Gasol, öldürücü darbeyi Paul Pierce'ın üzerine giderek vurdu. Basket ve faulün ardından Lakers, maçı gayrıresmi olarak sonlandırdı. Pastanın üzerine kremayı ekleyen de yine Pau Gasol oldu. Ray Allen'ın üç sayılık atışını bloklayan Gasol, topun Kobe Bryant'ta kalmasını sağladı. Kobe'nin pasını açık alanda alan görünmez kahraman Trevor Ariza da ters smacıyla skoru 90-83'e getirdi.

Bitime :26 kala Kobe Bryant'ın iki sayılık basketi ise, skoru belirledi. 92-83.

Kobe Bryant, 43 dakika (kendi adına sezon rekoru) sahada kaldığı karşılaşmayı 13-23 saha içi isabeti, 27 sayı, 9 ribaund ve 5 asistle tamamladı. Bryant için Celtics maçını ilgi çekici hale getiren birkaç ayrıntı vardı. Bryant, maç boyunca serbest atış çizgisine gitmedi. Dün geceki karşılaşma, Kobe'nin kariyerinde bu başlık altındaki dokuzuncu örnekti. (En az 30 dakika sahada kalması şartıyla.)

Son on yılda olduğu gibi, bir Christmas'ta daha sahaya çıktı, Kobe Bryant. 1999 yılından bu yana her Christmas'ta Lakers formasıyla mücadele eden Bryant, önümüzdeki üç yılda da bu seriye devam ederse, Earl Monroe'nun rekoruna ortak olabilir. 1967 ve 1979 yılları arasında Baltimore Bullets ve New York Knicks formalarıyla Christmas'ı 13 yıl boyunca NBA parkelerinde geçiren Monroe, bu alanda NBA rekorunu elinde bulunduruyor.

Boston Celtics galibiyetinin ardından hakkında konuşulması gereken bir isim daha var.

Los Angeles Lakers'ın 63 yaşındaki antrenörü Phil Jackson, 17 yıllık antrenörlük kariyerinde 1000. normal sezon galibiyetine dün geceki anlamlı karşılaşmanın ardından ulaştı. NBA Tarihi'nde bu seviyeye yükselen altıncı isim olan Jackson, 1000. galibiyetini 1423. maçta alarak bir başka rekorun altına daha imza atmış oldu. Pat Riley'nin rekoru, sonunda kırıldı.

1423 maç, Phil Jackson
1433 maç, Pat Riley
1662 maç, Jerry Sloan
1761 maç, Larry Brown
1789 maç, Don Nelson
1837 maç, Lenny Wilkens

Jackson, ayrıca Christmas'taki 11. galibiyetine ulaşarak, bu alanda da Jack Ramsay'nin rekoruna ortak olmayı başardı. Los Angeles Lakers'ın kulüp tarihine bakıldığında ise, 20. Christmas galibiyetinin dün akşam Boston Celtics karşısında alındığını görebiliriz. Lakers da, New York Knicks'in rekorunu yakaladığı Celtics maçının ardından.

Sona doğru gelelim.

Los Angeles Lakers, takım savunması anlamında önemli soru işaretleri verdiği Boston Celtics maçını kazanarak müthiş bir özgüveni yanına almış oldu. Sert mi oynadılar, hayır. Ama çok istedikleri kesindi. Tıpkı, geçtiğimiz sezon Celtics'in şampiyonluğu deli gibi istemesine benzetebiliriz bu durumu. Bir Final daha olursa, daha çok isteyen kim olacak, bakalım. Şimdiden heyecan verici.

Orlando Magic: Bir Christmas Klasiği

Christmas nedeniyle hayli hareketli olan NBA'de günün ilk maçı, Orlando Magic ile New Orleans Hornets arasındaydı.

Magic adına yabancı bir fikstür değildi. Bu sezon, Şükran Günü, Christmas ve Yılbaşı gecesinde sahaya çıkacak tek takım olan Orlando Magic, 1995 yılından bu yana dördüncü kez bir Christmas'a Amway Arena'da başlıyordu. Magic, söz konusu başlıkta Lakers'ın ardından Christmas'ta en fazla iç saha maçı yapan takımdı son 13 yıllık zaman dilimi içerisinde. Neyse ki, iyi bir ayrıntı vardı. Orlando Magic, Christmas'ta oynadığı üç iç saha maçını da kazanmıştı. Dördüncüsü için rakip Chris Paul'ün takımı New Orleans Hornets olacaktı.

Utah Jazz ve Golden State Warriors deplasmanlarında kazandıktan sonra Amway Arena'da San Antonio Spurs, Los Angeles Lakers ve Golden State Warriors'ı mağlup eden Orlando Magic, oldukça formdaydı. Muhtemel bir galibiyet, Magic'e sezon içerisindeki en uzun seriyi getirecekti.

Amway Arena'da oynadığı son yedi maçı kazanmayı başaran Orlando Magic, New Orleans Hornets karşılaşmasına da hızlı başladı. Hidayet Türkoğlu'nun basketinin ardından Rashard Lewis ve Jameer Nelson ile üçer sayılık basketler bulan Orlando Magic, 8-0 ile öne fırlarken Hornets potasındaki üçlük isabetleri, maçın gidişatı hakkında bazı fikirlere sahip olmamızı sağlayabilirdi. Çeyreğin bitimine 7:54 kala Hidayet Türkoğlu'nun skoru 13-2 yapan üç sayılık basketi, kararsız kalanları da ikna etmiş olmalıydı.

Stan Van Gundy, Orlando Magic üzerinde kabul edilebilir bir sistem deniyordu. Dwight Howard gibi dev bir güce sahipti. Howard, tek başına boyalı alanı domine edebilirdi. İlk beşin diğer elemanları ise, Howard etrafında birleşiyordu. Jameer Nelson, Michael Pietrus, Hidayet Türkoğlu ve Rashard Lewis. Dört şutör ve Dwight Howard anlayışı, Orlando Magic'in saygı duyulacak bir seviyeye çıkmasını sağlamıştı. Ve görünen o ki Magic, Hornets karşısında başarının yolunu bu formül üzerinden arayacaktı.

Magic'in 29-14'lük skor üstünlüğü ile geçilen ilk çeyreğin ardından Hornets adına görüntü, daha da karıncalanmaya başlıyordu.

Devrenin bitimine 5:39 kala Jameer Nelson'ın üç sayılık basketiyle 47-27 geri düşen Hornets'ın antrenörü Byron Scott, molada oyuncularına neler söylemişti, bilinmez. Ama 1:56 içerisinde 10-0'lık bir seri ile yüzleşmek durumda kalmak istemeyeceklerinden emin olabilirdik. Hidayet Türkoğlu ve Jameer Nelson'ın üçer sayılık basketlerinin yanı sıra Hornets için kötü haber, Dwight Howard'ın da söz hakkı almaya başlamasıydı. Devre, Magic'in 61-31'lik üstünlüğü ile sona erdiğinde Hornets, geri dönülmez bir yola doğru giriyordu artık.

New Orleans Hornets'ın yapması gereken, üçüncü çeyreğin hemen başında bir reaksiyon göstermekti. Oysaki, çoktan mağlubiyeti kabul etmiş gibilerdi. Çeyreğin ilk 5:32'lik bölümünde Magic'in yalnızca üç sayı bulmasına karşın Hornets, geri dönememişti. Ardından 1:30 içerisinde Magic'in sekiz sayı birden üretmesi, Hornets'ın direncini kırmış olacaktı. Magic, çeyrek sonuna kadar (5:11) saha içi isabeti bulamasa da son çeyreğe 74-55 ile önde girmeyi başarıyordu. James Posey'nin arka arkaya gönderdiği üçlükler, yeterli değildi.

New Orleans Hornets, iyi değildi; ama eksik kalan bir şeyler vardı. Chris Paul, 108 maçlık top çalma serisinin sonuna gelmiş olabilirdi. NBA'deki son 108 maçında en az bir kez top çalan Chris Paul, Christmas'taki Magic maçının ilk üç çeyreğinde bu başarısından oldukça uzakta kalmıştı. Zamanı daralıyordu.

Orlando Magic, son çeyreğe Michael Pietrus ve Hidayet Türkoğlu'nun sayılarının ardından 6-0'lık bir seriyle başlayınca Hornets antrenörü Byron Scott, teslim bayrağını çekecekti. James Posey, David West ve Tyson Chandler'ın yanı sıra Chris Paul de kenara geldi. Paul, serisinin sona erdiğinin farkındaydı. Ve oldukça da üzgündü. Üstelik, yalnızca bu değildi. Sahada kaldığı 32 dakikada sezonun en düşük sayı ve asist rakamlarında kalmıştı, Paul. (12 sayı ve 4 asist.)

Byron Scott'ın aksine Stan Van Gundy, farklı üstünlüğüne rağmen as oyuncularını oynatmaya bir süre daha devam etti. Bitime 8:45 kala Magic, Anthony Johnson'ın turnikesiyle skoru 85-59'a getirdikten sonra 7 dakika 28 saniye boyunca tek bir sayı bile bulamasa da durumu idare etmeyi başardı. Van Gundy, kademeli olarak oyuncularını yanına aldı, dinlendirme fırsatı buldu. Orlando Magic'in sıfır sayı ile geçtiği bölümde New Orleans Hornets'ın yalnızca iki sayı bulabilmiş olması, maçın bir başka kilit noktası olmalıydı.

New Orleans Hornets adına Christmas, felaket bir maç performansı ile başlamıştı. 48 dakika boyunca 28-84 ile hücum eden Hornets, sezonun en kötü şut yüzdesini Christmas'a saklamış olmalıydı. Hücumdaki başarısız görüntü, doğal olarak skora da yansıyınca Hornets, yalnızca 68 sayı üretebildi ve sezonun en düşük sayısı ile yüzleşmek durumunda kaldı.

Orlando Magic, maç boyunca yayın gerisinden yüksek yüzdeyle hücum etti. Hidayet Türkoğlu, Jameer Nelson, Rashard Lewis, Michael Pietrus ve J.J. Reddick ile 13 üç sayı isabetinden toplam 39 sayı çıkaran Magic, iki sayılık atışlarda 17-42 ile oynadı. Buradan da anlaşılacağı gibi, Magic, üç sayı çizgisinin gerisinden daha fazla sayı buldu. (39-34) Dört şutör ve Dwight Howard formülünde boyalı alan dışında yer alanlar, Christmas'ta biraz daha formdalardı. Orlando Magic'in bu performansına, sezon içerisinde ilk kez rastlanıyordu. Geçtiğimiz sezon ise, dört kez karşılaşılan bu örneğin ikisinde yine Magic'in ismi vardı.

Hidayet Türkoğlu, 6-12 saha içi isabeti, 20 sayı, 6 ribaund, 5 asist ve 1 blokluk performansıyla maçın adamı oldu.

Orlando Magic, arka arkaya altı maç kazanarak sezonun kendi adına en uzun galibiyet serisini elde etti. Dahası, kulüp tarihinin en iyi sezon başlangıcının (23-6) altına da imzasını atmış oldu, Orlando Magic 2008-09 takımı.

Daha fazlası için mücadele etme zamanı gelmiş olabilir, Magic adına.

25 Aralık 2008 Perşembe

Los Angeles Lakers vs. Boston Celtics



ABD'de beklenen gün geldi.

Christmas? Sanmıyorum. NBA'de son 19 maçında sahadan galibiyetle ayrılan ve Lig Tarihi'nin en iyi başlangıcını (27-2) gerçekleştiren Boston Celtics, 2007-08 NBA Finalleri'nde darmadağın ettiği Los Angeles Lakers'a konuk oluyor. Heyecan dorukta. Özellikle, Staples Center'dakiler, tüm bir yaz mevsimi boyunca bu geceki galibiyeti ve mümkünse Boston Celtics'in uğrayacağı hezimeti bekledi. Peki, bu kadar kolay mı?

Mitch Kupchak ve Phil Jackson, ölü sezonda takıma takviye yapma hedefinin peşinden koşmuyorken hasretle bekledikleri biri vardı. Andrew Bynum. Genç pivot iyileşti. Hiç kuşkusuz, Lakers pota altına geçtiğimiz sezon NBA Finalleri'nde aradığı sertliği getirmeye çalışacaktır. Pau Gasol, Bynum'ın ardından daha fazla görünecektir yüksek postta. Lakers adına, 2008 NBA Finalleri'ndeki en önemli farklılık bu.

Boston cephesinde yeni başlıklar, James Posey'nin gidişi ve Rajon Rondo'nun gösterdiği gelişim. Geçtiğimiz sezon, Kobe Bryant'ı bilhassa serinin ilk iki maçında kitleyen ve Celtics için şampiyonluk yolunu açan James Posey, transfer sezonunda New Orleans Hornets'in cazip teklifini değerlendirerek takımdan ayrılmıştı. Ne var ki Lakers, yeni sezonda Hornets ile oynadığı iki maçı da kazanırken özellikle ikinci maçta Kobe Bryant, 2008 Finalleri'nin rövanşını almak için ne kadar kararlı olduğunu gösterdi. Celtics'in kenardan alacağı muhtemel destek, Posey'nin gidişinin ardından sınırlanmış olsa da Rajon Rondo, sezonun ilk bölümünde gösterdiği performansla durumu eşitlemeyi başardı.

Los Angeles Lakers adına kabuslarla geçen bir yaz mevsimiydi. Şampiyonluğun Hollywood'a gelmesi için oldukça geçerli sebepler vardı. Boston Celtics'ten ünvanı geri almak, Lakerslılar adına yeni bir yaşama nedeniydi. Bu hedefle girdikleri sezonda ilk yedi maçlarını kazanmaları sürpriz olmamalıydı. Sonrasında Detroit Pistons mağlubiyeti ve bir yedi maçlık seri daha. İlk 15 maçından 14 galibiyet çıkaran Lakers, Indiana Pacers mağlubiyetinin ardından topallamaya başladı. Sacramento Kings, Miami Heat ve Orlando Magic karşısında alınan yenilgiler, Lakers cephesinde şüphelere yol açmış olabilir miydi?

Andrew Bynum başlığına geri dönelim.

Lakers'ın lideri, Kobe Bryant. Yardımcı aktör, genellikle Pau Gasol. Ama mağlubiyet ve galibiyetler karşılaştırıldığında ortaya çıkan rakamların işaret ettiği isim, Andrew Bynum.

2008-09 Sezonu'nda oynadığı 28 maçtan 23 galibiyet çıkaran Lakers'da Andrew Bynum, takımının kazandığı 23 karşılaşmanın yalnızca bir tanesinde rakiplerini bloklayamazken mağlup kapatılan 5 maçın sadece bir tanesinde istatistik kağıdının blok haznesini doldurabildi. Bynum, yenilgiyle sonlanan Detroit Pistons, Indiana Pacers, Sacramento Kings, Miami Heat ve Orlando Magic maçlarında diğer 23 maça göre ortalama 5 sayı ve 3 ribaundluk bir kayıp yaşadı. Andrew Bynum, bu anlamda sanılandan fazla değer ifade ediyor olabilir Lakers adına.

Paul Pierce, geçtiğimiz sezon Boston Celtics'in NBA Finalleri'ndeki kahramanıydı. Kobe Bryant, savunmada Pierce ile oynayacaktır çoğu zaman. Özellikle, maç çekişmeli gidecek olursa, son bölümde Kobe ve Paul arasında ciddi bir rekabete daha tanıklık edebiliriz. Lakers rotasyonunda Kobe'ye yardımcı olabilecek ilk oyuncu Derek Fisher. Luke Walton'ın form durumunu göz önünde bulundurursak eğer, kenardan Trevor Ariza ve Sasha Vujacic desteğini alabilir, Los Angeles Lakers. Trevor Ariza, şu sıralar formda. Boston Celtics karşısında Lakers adına X-Factor olabilir.

Boston Celtics kazanırsa, arka arkaya 20. maçından galibiyetle ayrılmış olacak. Geçtiğimiz sezonun ikinci bölümünde Houston Rockets, 22 maçlık bir seri yakalasa da 23. maçta Celtics'e 94-74 kaybederek uzunca sürenin ardından yenilgiyle tanışmıştı. Celtics'in şampiyonluk sinyalleri verdiği o dönemde Rockets adına 22 galibiyetlik seri, NBA Tarihi'nin bu başlıktaki en iyi ikinci derecesini kazanmak adına yeterliydi. Keza, birincisi için daha fazla çalışmak gerekiyordu. 1971-72 Sezonu'ndaki Los Angeles Lakers takımı, üst üste 33 maç kazanarak NBA Rekoru'nu eline geçirmişti. Yıllar sonra Celtics, Lakers'tan ünvanı geri almak istiyorsa, bizzati olarak Lakers'ın bedenini çiğnemek zorunda. Yoluna devam edebilmesi için tabii.

Dev karşılaşma öncesi, ilgi çekici birkaç ayrıntıya da değinmiş olalım.

Los Angeles Lakers, yeni sezonda oynadığı 28 maçın 23'ünde sahadan galip ayrılırken galibiyet yüzdesini 82.1 gibi saygı duyulacak bir seviyede tutmayı başardı. Tabii, Lakers'tan daha iyileri de var. Hatta, tüm zamanlarda NBA'de yer alan diğer takımlardan da iyileri. Boston Celtics, 27-2 (%93.1) ile devam ediyor yoluna. İki takımın Aralık ayının son günlerinde karşılaşmaları, bu anlamda oldukça enteresan. NBA'de, lokavt nedeniyle geç başlayan 1999 yılı hariç, Christmas gecesi veya sonrasında 82.1'lik galibiyet yüzdesinin üzerinde yer alan iki takımın eşleşmesine yalnızca üç kez tanıklık edilmişti.

28 Ocak 1981
: Boston Celtics (42-9, .824) v Philadelphia 76ers (44-9, .830): 104-101
20 Ocak 1985: Boston Celtics (33-7, .825) v Philadelphia 76ers (33-6, .846): 113-97
28 Aralık 1993: Seattle S'Sonics (20-3, .870) v Houston Rockets (23-3, .885): 112-97

NBA'de yine Christmas gecesi yalnızca üç kez, bir önceki sezon Finaller'de karşılaşan iki takım birbirlerine rakip olmuşlardı. Staples Center'daki Lakers ve Celtics eşleşmesi, bu başlıktaki dördüncü örnek olacak. Daha önceki üç eşleşmeden ikisinde, bir önceki sezon NBA Finalleri'nde şampiyonluğu kaybeden takımlar kazanırken (1995 yılında Orlando Magic, Houston Rockets'ı mağlup etti. 2005 yılında da Detroit Pistons, San Antonio Spurs'ü) sadece Los Angeles Lakers, Christmas 2001'de Staples Center'da oynanan karşılaşmasında Philadelphia 76ers'ı yenmeyi başardı.

Christmas 2008. Boston Celtics, ünvanını korumak istiyor. Los Angeles Lakers, hem kazanmayı hem de ezeli rakibinin 19 maçlık galibiyet serisini sona erdirmeyi. Lakers, hırslı. Celtics, rahat. Kazanırsa Celtics, dev bir psikolojik avantajı yanına alır. Lakers ise, 2009 NBA Finalleri'ni ne kadar çok istediğini göstermek zorunda.

Los Angeles Lakers vs. Boston Celtics
Staples Center, 00:00

Lakers vs. Celtics: En Unutulmaz 10 An

Apertura 2008: Seçilmiş İnsanlar



Arjantin Torneo Apertura 2008'de normal sezonu 39'ar puanla ilk üç sırada tamamlayan San Lorenzo, Boca Juniors ve Tigre arasındaki Üçlü Playofflar'dan Boca Juniors, gol averajıyla lider çıkarak 23. kez şampiyonluk sevinci yaşamıştı.

Clausura 2008'i 43 puanla zirvede tamamlayan River Plate'nin son sırada kaldığı Apertura 2008'de Boca Juniors, şampiyonluğa ulaşırken zorlu bir yol izlemek durumunda kaldı. River Plate, Independiente, Estudiantes ve Lanus gibi son dönemde zirveye oynamaya alışık takımların hak iddia edemediği şampiyonluk yarışında Boca Juniors, San Lorenzo ve Tigre'deki oyuncu performanslarının yanı sıra bireysel gösteriler de dikkat çekti.

Latin Amerika Futbolu'na yatkınlığıyla dikkat çeken ve İspanyolca yayın yapan SportsYA adlı internet sitesi, Apertura 2008'in ardından sezon boyunca ortaya koydukları görüntülerle öne çıkan 11 oyuncuyu vitrine çıkarmış.

Biz de, Sebastian Battaglia, Martin Morel, Esteban Fuertes ve Jose Sand gibi isimlerin üzerinden giderek sonuca ulaşmaya çalışalım.

K Daniel Islas, Tigre
: Apertura 2008'de en büyük çıkış yapan takım olan Tigre'nin kalesinde Boca Juniors, River Plate, San Lorenzo ve Banfield gibi ekipler karşısındaki zaferlerde pay sahibi olan Islas, takımının 39 puanla ligi ilk üç sırada tamamlamasına ciddi katkılarda bulundu. Ne var ki, Playofflar'ın ilk maçında San Lorenzo karşısında gördüğü kırmızı kart nedeniyle, Boca Juniors önündeki şampiyonluk maçına çıkamadı. Yine de sezon içerisinde gösterdiği performans ile bölgesindeki diğer isimlerden ayrılmayı başardı, Islas.

D Marcos Angeleri, Estudiantes de la Plata: 2002 yılından bu yana Estudiantes için oynayan 25 yaşındaki sağ kanat savunmacısını Apertura 2006'nın şampiyonluk maçında Boca Juniors karşısındaki performansıyla hatırlamak mümkün olabilir. Uzun boyunun avantajıyla (1.82 m.) savunma sağının yanı sıra merkezinde de oynayabilen Angeleri, Estudiantes'in 28 puanla 7. sırada kaldığı Apertura 2008'de dikkat çeken isimlerden biriydi. Belki de, Avrupa için zamanı gelmiştir artık.

D Rolando Schiavi, Newell's Old Boys: 2001 ve 2005 yılları arasında Boca Juniors'ın kazanan kadrosunun önemli elemanlarından biri olan Rolando Schiavi, başarısız geçen Hercules ve Gremio kariyerlerinin ardından 2007 yılında Newell's Old Boys formasıyla Arjantin'e dönüş yapmıştı. Apertura 2008'i 31 puanla beşinci sırada tamamlayan Newell's, ligin kalesinde en az gol gören takımlarından biriyse eğer, bu başarıda 35 yaşındaki Schiavi'nin büyük emeği var. Emektar oyuncunun Apertura 2008'deki 17 maçta dört gol attığını ve bunlardan birinin 1-0 kazanılan Rosario Derbisi'nde Central'e karşı olduğunu da hatırlatmış olalım.

D Gaston Aguirre, San Lorenzo: Apertura 2008'de hücum gücüyle dikkat çeken San Lorenzo'nun arkasına baktığında rahatlamasını sağlayan isimlerden biriydi, Gaston Aguirre. San Lorenzo'nun galibiyet serisiyle geçtiği son üç hafta içerisinde 4-1 kazanılan Independiente maçında oldukça güzel bir gol atan Aguirre, Tigre ile oynanan Playoff karşılaşmasının ikinci yarısında kalesinden uzaklaştırmak istediği topla sahada bulunan bir kuşu vurmuştu. Şampiyonluk ümitlerinin yok olduğu Boca Juniors maçında ise, kırmızı kart gören iki San Lorenzo oyuncusundan biri olacaktı.

D Rodolfo Arruabarrena, Tigre
: 1990'lı yılların ilk yarısından 2000 yılına kadar Boca Juniors'ta forma giydikten sonra İspanyol Villarreal'in Güney Amerika formülünün içerisinde yer alarak La Liga'ya transfer olan Arruabarrena, 7 sene Villarreal'de forma giydikten sonra bir sezonluk AEK Atina macerasının ardından Apertura 2008 öncesi Tigre ile Arjantin'e dönmüştü. Arruabarrena'ya Avrupa kariyeri yaramış olacak ki, henüz ilk sezonunda fark yaratan isimlerden olmayı başardı.

OS Nicolas Bertolo, Banfield: Boca Juniors'ın 2007 yılında kazandığı Copa Libertadores kadrosunda yer alan Bertolo, geçtiğimiz sezon Uruguay'ın Nacional kulübünde kiralık olarak forma giydikten sonra düzenli oynama şansı bulabileceği Banfield'e transfer olmuştu. Orta sahanın sağında ve merkezde oynayabilen 22 yaşındaki Bertolo, topla birlikte hızlanması ve uzak attığı etkili şutlarla dikkat çekiyor. Bertolo, Apertura 2008'de 18 maçta oynadı, 5 gol attı.

OS Sebastian Battaglia, Boca Juniors: Apertura 2008 Şampiyonu Boca Juniors'ın orta sahasında sezon boyunca Kolombiyalı Fabian Vargas ile beraber görev yapan Battaglia, şampiyonluğun kazanıldığı Tigre maçında takımının en iyilerinden biriydi. Tıpkı Arruabarrena gibi bir dönem Villarreal formasıyla Avrupa deneyimi yaşayan Battaglia, La Liga'da eski takım arkadaşı kadar kalıcı olamayınca mutlu olduğu topraklara geri dönmüştü. Battaglia, Boca'nın kalbinde gösterdiği sertlik, top çalma yeteneği ve gizli liderlikle Apertura 2008'in en iyi oyuncularından biri olmayı başardı.

OS Sebastian Blanco, Lanus: Apertura 2007 Şampiyonu Lanus takımının kilit isimlerinden biri olan 20 yaşındaki Blanco, 1.68 m.'lik boyuyla Avrupa takımlarının dikkatini çekmeye Apertura 2008'de de devam etti. Ligi 39'ar puanla zirvede bitiren San Lorenzo, Boca Juniors ve Tigre'nin iki puan arkasında kalan Lanus, son dört haftada yakaladığı galibiyet serisine karşın şampiyonluğa ulaşamasa da takımın 10 numarası, diğerlerinden ayrılan bir performans göstermeyi bildi.

OS Martin Morel, Tigre: Apertura 2008'de En Fazla Gelişim Gösteren Oyuncu olan Martin Morel'in oldukça entresan bir hikayesi var. 28 yaşındaki Morel, 25 yaşına kadar profesyonel anlamda futbol oynamıyorken 2006 yılında Torneo Argentina C'de mücadele eden Sportivo Las Parejas takımında keşfedildi. Tigre ile ilk sezonunda kulübün 28 yıllık Primera hasretine son veren kadronun içerisinde yer alan Morel, düzenli olarak forma giyemediği sezonu 7 maçta 3 gol ile tamamlamıştı. Apertura 2008 ise, Morel'in zirvesi oldu. Sezon boyunca 13 gol attı, Morel. Ve Tigre'yi Playofflar'a taşıdı, ama Final'de kaybetti. Geniş bir zamanda daha detaylı üzerinde durulması gereken bir konu, Morel'in futbol kariyeri.

F Esteban Fuertes, Colon Santa Fe
: Lanus'tan Jose Sand ve Tigre'den Martin Morel'in arkasında 11 golle Apertura 2008'in en golcü isimlerinden olan Esteban Fuertes, ligin son dört haftasını golsüz tamamlayınca takımı da yalnızca bir paun alabildi. Fuertes, 2007 yılını Şili'nin Universidad Catolica takımından geçirmiş ve sezon başında dördüncü kez Colon Santa Fe'ye dönüş yapmıştı. 35 yaşındaki golcü, Colon'da geçirdiği beş sezonda gösterdiği performansla Kulüp Tarihi'nin en golcü oyuncusu olmayı da başardı.

F Jose Sand, Lanus: Apertura 2007'de Lanus'a tarihinin ilk şampiyonluğunu kazandıran takımda attığı 15 golle dönemin Independiente oyuncusu German Denis'in arkasında en skorer isim olan Jose Sand, Apertura 2008'i de efektif performanslarla tamamladı. Sand, 19 maçta 15 kez gol sevinci yaşadı. Dahası, 15 Ekim 2008 günü oynanan Şili maçında sekiz dakika da olsa Arjantin formasını giyerek ilk kez milli oldu.

TD Diego Cagna, Tigre: 2005 yılında Boca Juniors formasıyla futbola veda ettikten bir sene sonra Tigre'nin başına geçen ve kulübe tarihinin en başarılı yıllarını yaşatan Cagna, Apertura 2008 Finali'nde eski takımına karşı mücadele etti. İlgi çekici bir serüven olabilirdi bu. Tabii Cagna, yıllarca Boca Juniors forması giymesine rağmen bir River Plate taraftarı olduğunu ve River Plate için çalışmaktan gurur duyacağını söylememiş olsaydı. 38 yaşındaki Cagna, antrenörlük kariyerinin devam eden bölümünde bu açıklaması ile yüzleşmek durumunda kalacaktır. Neler olacak, bakalım.

SportsYA'nın listesi bu şekilde. 11 futbolcu ve 1 teknik direktör.

NTV ve NTV Spor'dan, sezon boyunca Apertura maçlarını takip etmeye çalıştık. Genel ağırlık San Lorenzo, Boca Juniors ve River Plate gibi takımlar üzerine olunca bu ekiplerin oyuncularını daha fazla izleme şansı bulduk. Bu anlamda, listedeki birkaç isimle hemfikir olsak da gözlerimizin aradığı oyuncular da oldu.

San Lorenzo'nun kaptanı Adrian Gonzalez, sağ kanatta gösterdiği üstün performansla listede olmalıydı belki de. Marcos Angeleri'ye kaptırmış yerini. Şampiyon Boca Juniors'tan yalnızca bir oyuncunun listeye girebilmesi, ilgi çekici. Juan Roman Riquelme'nin tekrar olmaması adına tercih edilmemiş olabileceği düşünüyorum; ama sol taraftaki Claudio Morel Rodriguez ve Jesus Datolo ikilisinden biri olabilirdi burada. San Lorenzo'dan Gonzalo Bergessio'nun Esteban Fuertes'in arkasında kalması, Pablo Barrientos'un da satır arasında bile isminin geçmemesi, katılmadığım diğer noktalar.

Boca Juniors'ın şampiyonluğunun ardından Clausura 2009'un başlaması bekleniyor artık. Apertura 2008'i son sırada tamamlayan River Plate, biraz daha hevesli olsa gerek Clausura 2009 için.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Boston Celtics '09: Tarih Yazmaya Devam



Boston Celtics, 1981-82 Sezonu'ndaki hatasına düşmedi ve Philadelphia 76ers'ı 110-91 ile geçerek galibiyet serisini 19 maça çıkardı. NBA Tarihi'nde kazandığı 17 şampiyonluk ile tüm zamanların en başarılı takımı olarak kabul edilen Celtics, 2008-09 kadrosuyla tarihinin en uzun süreli galibiyet serisini yakalamayı bildi.

Ve Celtics'in 27-2'lik rekoru, NBA Tarihi'nin gelmiş geçmiş en iyi başlangıcı oldu.

Philadelphia 76ers karşısında Rajon Rondo, All-Star seviyesinde oynamaya devam etti. 7-12 saha içi isabeti, 18 sayı, 4 ribaund, 4 asist ve 2 top çalma. Boston Celtics'in zor zamanlarda başvurabileceği bir isim daha var artık. Rondo, şu sıralar TD Banknorth Garden'ın en sevilen figürü. 7-13 saha içi isabeti, 18 sayı, 4 ribaund ve 2 blokla oynayan Kevin Garnett, 16 sayılık performansıyla Ray Allen, 8 sayı ve 11 ribaund ile Kendrick Perkins, Boston'ın verim aldığı diğer isimlerdi; ama ekstra katkı kenardan geldi.

Sezon başında Boston Celtics'in şampiyonluk ünvanını koruyabilmesi adına yapması gereken James Posey ve P.J. Brown'un gidişiyle birlikte bench oyuncularının birer seviye daha yukarı çıkmalarını beklemek olmalıydı. Golden State Warriors'da oynama şansı bulamayan ve Celtics'te de maç başına ortalama yalnızca 4.1 dakika görev alabilen Patrick O'Bryant, Boston Celtics'in yaz mevsimindeki tek hamlesiydi. Bu yüzden de eldeki oyuncuların rollerinde bir değişiklik yaşamaları gerekiyordu. Tony Allen ve Leon Powe, bu anlamda üzerine katan adamlar oldular. Eddie House da efektif oyununa devam etti.

Philadelphia 76ers, Elton Brand'in yokluğunda geçtiğimiz sezonki, geçiş hücumuna dayalı sistemiyle başarının yolunu bulmak isteyebilirdi. Andre Miller, Lou Williams, Andre Iguodala ve Thaddeus Young gibi hızlı oyuncularıyla Yaşlı Celtics'i zorlamak hedefini içerisinde olmalıydılar. Maça da fena başlamadılar; ama ikinci çeyreğin sonu ve üçüncü çeyrekte Celtics'e karşı koyamayınca sahadan mağlubiyetle ayrılmak durumunda kaldılar.

Bir şey daha var, Philadelphia 76ers hakkında. Geçtiğimiz sezon NBA'in en kötü şut kullanan ekiplerinde biriydiler. Özellikle yayın gerisinden. Smaçlarla şut yüzdelerini ayakta tutabiliyorlardı. Philadelphia 76ers için sezon öncesindeki değerlendirmelerimizde bu konu üzerinde durmaya çalışmıştık. Kyle Korver'ın Utah Jazz'e takasının ardından içler acısına dönüşen üç sayı yüzdesi, dün gece zirve yaptı. 48 dakika boyunca yayın ardından 11 şut deneyen Philadelphia, bunların hiçbirinde isabet kaydedemedi. Bilhassa, Andre Iguodala, iyi bir şutör olmadığını göstermek istercesine 0-5 üç sayı isabeti ile oynadı.

Boston Celtics taraftarının son çeyreğin ikinci bölümünde, ''Beat LA!'' tezahüratını tercih etmesi, Noel Gecesi oynanacak karşılaşma öncesinde Kevin Garnett, Paul Pierce, Ray Allen ve arkadaşlarının galibiyet serilerini 20 maça çıkarma yönünde motivasyonlarının artmasını sağlamış olmalı. Tabii Lakers'ın ardından Golden State Warriors, Sacramento Kings ve Portland Trail Blazers deplasmanlarının arka arkaya geleceğini de söylemekte fayda var. Keza, Celtics, geçtiğimiz sezon oldukça iyi giderken Batı turnesinde üst üste üç maç kaybetmiş ve vites düşürmek durumunda kalmıştı.

İlgi çekici bir ayrıntı ile sona doğru gelmiş olalım.

Boston Celtics, dün gece Philadelphia 76ers'ı 110-91 mağlup ederken bu sezon TD Banknorth Garden'daki galibiyet serisini de 12 maça çıkarmış oldu. Şehrin NHL takımı Boston Bruins ise, TD Banknorth Garden'da 13 maçtır kazanıyor.

Tarihte ikinci kez, aynı salonda maçlarını yapan NBA ve NHL takımları, aynı sezon içerisinde çift haneli sayılarda galibiyet serileri yakalamış durumdalar. Daha önce bu başarıyı yakalayan takımlar, yine Boston Celtics ve Boston Bruins olmuş. 8 Aralık 1973 ve 9 Ocak 1974 günleri arasında Boston Garden'daki tüm maçlarını kazanan Bruins, 10 Ocak 1974'te Black Hawks ile 2-2 berabere kalarak serisine veda etmek durumunda kalırken bir sonraki gece Los Angeles Lakers, Boston Celtics'i mağlup edip rakibinin serisini sonlandırmayı başarmış.

Boston Bruins ne yapar, bilemiyorum; ama Celtics, Staples Center'daki Los Angeles Lakers maçını kazandıktan sonra Golden State, Sacramento ve Portland üçlüsünü de geçmeyi başarırsa Lakers'ın 33 maçlık galibiyet serisi, tehlike altına girebilir.

Son bir not. NTV ve NTV Spor'dan geçtiğimiz sene, Martin Luther King Günü'ndeki gibi bir hareket bekliyoruz.

Apertura 2008: Şampiyon Boca Juniors



Arjantin Apertura 2008'de Boca Juniors, Üçlü Playofflar'ın son maçında Tigre'ye 1-0 kaybetmesine karşın 23. şampiyonluğuna ulaşmayı başardı.

Tigre, sezon içerisinde hem San Lorenzo, hem de Boca Juniors'ı mağlup etmesine rağmen Playofflar'ın en zayıf halkası olarak görülüyordu. Boca Juniors ise, ilk maçında San Lorenzo karşısında 3-1 kazanırken 90. dakikada Cristian Chavez ile gelen golün ardından hayal ettiğinden bile fazlasına sahip olabilirdi. Galibiyet ve beraberlik opsiyonlarının yanı sıra tek farklı mağlubiyetler bile Boca Juniors'ı şampiyon yapacaktı; ama psikolojik avantajlar, Boca'nın lehineydi. Ve şampiyonluğun bir galibiyetle gelmesi beklenebilirdi.

Sezonun önemli bölümünü sakatlıklarla geçiren Martin Palermo, tribündeydi. San Lorenzo maçında takımının ikinci golünü atan Rodrigo Palacio kulübede. Beşer sarı kartlı Juan Roman Riquelme ve Fabian Vargas, cezalı duruma düşmüşlerdi. Orta sahanın iki önemli isminin yokluğunda Boca Juniors, oldukça zorlanabilirdi. Sebastian Battaglia'ya Vargas'ın yokluğunda daha fazla iş düşecekti. Juan Roman Riquelme'nin boşluğu ise, Leandro Gracian ile doldurulmaya çalışılacaktı. San Lorenzo karşılaşmasında rakip takım oyuncusu Andres Silvera ile çarpışan Juan Forlin, Boca Juniors'ın bir diğer eksiğiydi.

Tigre adına en büyük soru işareti kaledeydi, Boca Juniors maçı öncesi. San Lorenzo ile oynanan maçın son dakikalarında gördüğü kırmızı kartla takımını yalnız bırakan Daniel Islas'ın yerinde Luis Ardente görev yapacaktı. Uzun süredir resmi maça çıkmayan Ardente'nin performansı, merakla bekleniyordu. Leandro Lazzaro, 11'deydi. Beş sarı kartlı Diego Castano'nun yokluğu ise, maç öncesindeki beklentilerimiz doğrultusunda, Jonathan Blanco ile ikame edilmeye çalışılacaktı.

Boca Juniors'ın forvet oyuncusu Lucas Viatri, takımlarının beraberlik veya tek farklı mağlubiyet için oynamayacağını tek hedeflerinin galibiyet olduğunu söylüyordu, karşılaşma öncesinde. Boca, bu bakış açısıyla başladı maça, aslına bakılırsa. Topu kontrol eden ve oynama niyetini gösteren taraftı. Claudio Morel Rodriguez ve Jesus Datolo gibi iki üst düzey kanat oyuncusunun bulunduğu sol tarafını kullanmak istiyordu, Boca. Tigre'nin karşılığı da bu yöndeydi. Martin Morel, Tigre'nin en büyük kozuydu. Boca Juniors'da Juan Roman Riquelme'nin karşılığı Tigre'de Martin Morel'di. Tıpkı Riquelme gibi Morel de, sağa yakın oynuyor ve takımının liderliğini yapmaya çalışıyordu.

Boca Juniors, ilk bölümde oyuna hakim gibi görünse de, ilk gol pozisyonuna 21. dakika Luciano Figueroa'nın kaleciyi bulan şutuyla sonlanan bir kontraatakta bulabilmişti. Tigre, söz konusu dönemde, orta sahasını boş bırakıyor ve Boca Juniors'a kolay çıkış şansı veriyordu. Juan Roman Riquelme'nin yokluğu, Tigre'nin şansıydı. Sebastian Battaglia veya Leandro Gracian, Kaptan'ın görevini tam olarak üstlenememişti. Tigre de ilk yarıdaki en ciddi pozisyonuna son dakikalardaki bir karşı atakta yakaladı; ama Morel'in pas yerine şut tercihi, Tigre'yi muhtemel bir golden etti. İlk yarıda, Arjantin Futbolu'ndan beklediğimiz sertlik veya mücadele yoktu ortada. Şampiyonluk stresi, oyun karakterlerini de etkilemişti belli ki.

Juan Roman Riquelme, Martin Palermo, Fabian Vargas ve Juan Forlin'den yoksun Boca Juniors adına bir kötü haber de Jesus Datolo'dan geliyordu. Datolo, sakatlığı nedeniyle ikinci yarıda takımındaki yerini alamayacaktı. Yerine, Fabian Vargas'ın cezasından dolayı alternatifler arasında ismi geçen Alvarao Gonzalez dahil olmuştu. İkinci yarının ilk on dakikalık bölümü geride kaldığında Boca Juniors teknik direktörü Carlos Ischia, Luciano Figueroa ve Rodrigo Palacio arasında da bir değişikliğe gitti. İki değişiklik hakkını kullanmıştı, Ischia.

Boca Juniors, Lucas Viatri'nin maç öncesindeki açıklamalarını unutmuş olmalıydı. Tigre tribünleri, Boca Juniors'ınkilerden baskın çıkmıştı. Buenos Aires'in büyük ağabeylerine meydan okuyorlardı adeta. İkinci yarının ilk 15 dakikalık bölümünden sonra oynamaya başlayan Tigre olmuştu. Viatri, her ne kadar galibiyet için sahaya çıkacaklarını söylemiş olsa da, artık durumu idare etmek gerekiyordu Boca Juniors adına. Tempoyu düşürmeye çalıştılar. Tam da başarmak üzereydiler ki, Julio Caceres ve kaleci Javier Garcia arasındaki anlaşmazlıkta kendisine fırsat yaratan Leandro Lazzaro, Tigre'yi 1-0 öne geçirdi. Tigre'nin bir gole daha ihtiyacı vardı.

Mauricio Caranta'yı aramış olabilirdi bu pozisyonda, Carlos Ischia. Öyle ki, Türkiye'de olsa, yıllarca konuşulacak bir hamlede bulundu Tigre golünün ardından. Pozisyonda hatası bulunan Javier Garcia, saha içerisinde gözyaşlarıyla mücadele ederken Ischia, kalecisini kenara aldı ve 20 yaşındaki Josue Ayala'yı sahaya sürdü. O anda, Kolombiyalı Escobar örneği aklımızdan geçmedi değil. Ischia, kenara gelen Garcia'ya sarılarak moral verdi ve oyuncusunu teselli etti. Arjantin'de futbol çok başkaydı gerçekten. Hiç kuşkusuz, kalan 23 dakika da Garcia adına bir ömürden fazla olacaktı.

Tam, ''Bu nasıl Arjantin Ligi maçı, hala kırmızı kart çıkmadı!'' diye düşünmeye başlamışken Rodrigo Palacio, imdada yetişti. Kendisine yapılan faulün ardından rakip lehine düdük çalınmasını protesto eden Palacio, itirazlarını devam ettirince art arda iki sarı kart görerek oyun dışında kaldı. Aslına bakarsanız, maç içerisinde bir iki pozisyon vardı kırmızı kartı gerektiren.

Boca Juniors, kalan dakikalarda 1-0'lık mağlubiyeti korumayı başardı. Cristian Chavez'in golünün ne kadar önemli olabileceğini daha önce değerlendirmeye çalışmıştık. Chavez, Boca'ya şampiyonluğu getiren isim oldu bir anlamda. Tigre, sezon içerisinde 3-2 mağlup ettiği Boca Juniors'ı bir kez daha yendi; ama 3-2'den fazlasını yapması gerekiyordu. 1-0 yetmedi. tarihindeki ilk şampiyonluğa çok yaklaşmıştı Tigre, olmadı. Yine, tarihinin en iyi derecesiyle yetinmek durumunda kaldı.

River Plate adına kabus gibi geçen Apertura 2008'de Boca Juniors şampiyonluğa ulaştı. Clausura 2009'da River telafi, Boca da ünvanı koruma hedefinde olacak. Ve Dev rekabet, yeni bir boyut kazanacak.

Arka Arkaya 19. Galibiyet İçin

Boston Celtics, bu gece rekor için sahaya çıkıyor.

TSİ 02.30'da TD Banknorth Garden'da oynanacak maçta Philadelphia 76ers'ı mağlup etmeyi başarırsa Boston Celtics, kulüp tarihinin en uzun süreli galibiyet serisinin altına imzasını atmış olacak.

1981-82 Sezonu'nda 24 Şubat 1982 günü Utah Jazz galibiyeti ile başlayan seri, 28 Mart 1982'deki Philadelphia 76ers maçı ile son bulmuştu. Daha sonra Boston Celtics, NBA'in o sezonki en iyi normal sezon performansını (63-19) sergilemiş olsa da, NBA Doğu Konferansı Finali'nde Julius Erving'li Philadelphia 76ers, rakibini 4-3 ile elemeyi başarmıştı.

Boston Celtics, mazisi en dolu NBA takımı, hiç kuşkusuz. Yine de en uzun süreli galibiyet serisi ve en başarılı normal sezon performansları başlığında en üst sırada değil. Geçtiğimiz sezon, arka arkaya 22 maç kazanan Houston Rockets'ı durdurmayı başaran Boston Celtics, 1971-72 Sezonu'nda Los Angeles Lakers'ın yakaladığı 33 maçlık galibiyet serisine göz dikmiş olmalı. 18 maçtır kazanan Paul Pierce ve arkadaşları, bu gece Philadelphia 76ers karşısında seriyi 19'a çıkarmak adına mücadele edecek.

Boston Celtics Tarihi'nin en uzun süreli galibiyet serileri şu şekilde:

1. Celtics 1981-82, 19 Maç: Kulüp Tarihi'ndeki en başarılı galibiyet serisi, Boston Celtics'e aynı zamanda, NBA'de o sezonki en iyi normal sezon performansını da getirmişti. Ne var ki, 63 galibiyet ve 19 mağlubiyet, Boston Celtics'e yetmiyordu. Doğu Konferansı Finalleri'nde Larry Bird ve ekibinin karşısına çıkan Julius Erving ve Philadelphia 76ers, rakibine geçit vermeyecekti.

2. Celtics 1959-60, 17 Maç: Galibiyet serisinden biraz daha fazlası vardı, o sezon. 28 Kasım 1959 gecesi başlayan 1960 yılının ilk gününde sona eren serinin yakalandığı sezonu Celtics, NBA'de yer alan diğer yedi takım arasındaki en yakın rakibinin 10 galibiyet önünde Playofflar'a 59-16 ile giriyordu. Sezon sonunda ise, sekiz sezon sürecek şampiyonluk serisindeki ikinci basamak geçilmiş olacaktı.

3. Celtics 1964-65, 16 Maç: Sezona 11-0 ile başlamıştı, Celtics. 12. maçta Philadelphia 76ers'a mağlup olduktan sonra 19 Aralık 1964 günü başlayan ve 22 Ocak 1965'e kadar devam eden 16 maçlık galibiyet serisiyle 41-7'ye kadar gelmişti. Celtics, 62 galibiyet ve 18 mağlubiyet ile kapattığı sezonun ardından NBA Finalleri'nde Los Angeles Lakers'ı 4-1 ile mağlup edip arka arkaya yedinci NBA Şampiyonluğu'na ulaşıyordu.

4. Celtics 1985-86, 14 Maç
: Larry Bird'ün üst üste 3. MVP Ödülü'nü kazandığı sezonda Celtics, sekiz, dokuz ve on üç maçlık galibiyet serileri yakaladıktan sonra sezonun son bölümündeki on dört maçlık galibiyet serisi ile normal sezonu 67 galibiyet ve 15 mağlubiyet ile kapatmış, NBA Finalleri'nde 4-2 kazanılacak Houston Rockets serisinin önünü açmıştı.

5. Celtics 1957-58, 14 Maç: Sekiz sezonluk şampiyonluk serisinin öncesindeki son sezona Celtics, 14-0 ile başlamasına ve Bill Russell, Bob Cousy, Bill Sharman'lı kadrosuyla sezonu 49-23 ile kapamasına karşın NBA Finalleri'nde Bob Pettit'nin önderliğindeki St. Louis Hawks'a 4-2 mağlup olarak NBA Şampiyonluğu'nu kaçırmak durumunda kalmıştı.

Tüm bunların ardından oldukça ironik bir eşleşme olduğunu söyleyebiliriz, bu geceki Philadelphia 76ers ve Boston Celtics karşılaşmasını.

Paul Pierce ve arkadaşları kazanırlarsa, galibiyet serisi, 19 maça çıkacak.

Ve tarih bir kez daha yazılmış olacak.