1 Ocak 2009 Perşembe

Andrei Arshavin: Yılan Hikayesinin Yeni Anlamı



Euro 2008'in en magazinel isimlerinden biriydi, Andrei Arshavin.

Euro 2008 Elemeleri'nde Hırvatistan ve İngiltere ile aynı grupta yer alan Rusya'nın turnuva öncesindeki son maçında Andorra'ya karşı gördüğü kırmızı karttan dolayı iki maç ceza alan Arshavin, Rusya'nın Euro 2008'deki İspanya ve Yunanistan sınavlarında yer alamamıştı; fakat gruptan çıkan son takımı belirleyecek İsveç maçında gösterdiği performans ve ardından turnuvanın flaş takımı Hollanda'nın Rusya tarafından Kupa dışına itildiği karşılaşmadaki görüntüsü, bir anda tüm ilgiyi üzerine çekmesi için yeterli oldu.

Rusya adına turnuva henüz tamamlanmadan Arshavin özelinde bazı transfer haberleri çıkmaya başladı. Euro 2008 veya genel fotoğraftaki tüm büyük turnuvalar, basamak atlama hedefi içerisinde olan tüm oyuncular için, önemli birer sahne olarak kabul edilebilirdi; ama Arshavin, bazı şeyleri daha erken gerçekleştirmişti. Rusya'nın İspanya'ya 3-0 mağlup olduğu Yarı Final karşılaşmasında hiçbir varlık gösteremeyen Arshavin, 26 Haziran gecesinden itibaren transferine konsantrasyon sağlamış olmalıydı. Her gün, bir başka haber çıkıyordu, Rus kulüp Zenit St Petersburg'un yıldız oyuncusunun muhtemel transferi hakkında.

İlk hamle, bizzat Arshavin'in kendisinden geldi. Barcelona'da oynamanın kendisi için büyük bir hayal olduğunu söylüyordu, Rus yıldız. Zenit, oyuncusunu satmak istiyor olabilirdi; ama herhangi bir maddi sıkıntısı yoktu. Dünyanın en büyük doğalgaz şirketlerinden olan Gazprom'un sponsorluğundaki Zenit, parayla kandırılabilecek bir kulüp değildi. Bu tip transferlerde alıştığımız ''tok alıcı'' rolü, Zenit'e özel olarak ''tok satıcı'' başlığına doğru evrilmişti. İlk müşteriye satmak istemiyorlardı oyuncularını. Yine de Barcelona'ya kontra bir teklifte bulunacaklardı. ''Andrei Arshavin'e karşılık Lionel Messi.'' Barcelona, bu isteğin ardından görüşme masasına oturmuş muydu, bilinmez; ama Zenit, niyetini belli etmişti.

Andrei Arshavin'in olanaklarından yararlanmak isteyen tek organ, Zenit değildi.

Rus oyuncunun menajeri Dennis Latcher da, Arshavin'den gelecek paraya güvenerek evine yeni eşyalar almış veya çocuklarını daha prestijli okullara yazdırmış olabilirdi. ''Zenit, 30 milyon €'nun altındaki hiçbir teklifi kabul etmeyecek. Kesinlikle, büyük bir transfer olacak.'' diyordu, Temmuz ayında Dennis Latcher. ''Bunun yanında Andrei, üç veya dört sezonluk bir anlaşma ve her yıl başına net 4 milyon € talep ediyor. Artı, %40'lık vergi oranı. Dünya üzerinde, yalnızca birkaç kulüp bu gibi bir harcamayı karşılayabilir.''

Andrei Arshavin, her ne kadar, Barcelona veya Real Madrid ile ilgili açıklamalar ve isteklerde bulunsa da, Ada Basını'nda sürekli olarak Arsenal ve Chelsea ile adı anılıyordu. ''Sadece Barcelona, Inter, Valencia ve Real Madrid, oyuncumuza resmi teklifte bulundu. Herhangi bir İngiliz kulübünden teklif almadık.'' şeklindeki açıklamasıyla yalanlamıştı bu haberleri, Latcher. ''Andrei, Premier League'de oynamak istiyor; ama Newcastle United, Middlesbrough veya Aston Villa gibi kulüpler için mücadele etmesine imkan yok. İngiltere'de gidebileceği dört takım var. Onlar da Şampiyonlar Ligi'nde oynuyor. Konu, para değil. Oynayacağı takım ve profesyonel hedefler.''

Dennis Latcher, Andrei Arshavin'in İngiltere'ye giderse yalnızca Arsenal, Chelsea, Liverpool ve Manchester United takımları için oynayacağını ima etmişti. Liverpool veya Manchester United'ın Arshavin'e özel bir planı yoktu, böyle biliniyordu. Zenit'in talep ettiği miktar ve Arshavin'in kişisel şartları, transfer için 50 milyon £'a yaklaşan bir bütçe ayrılmasına neden olacaktı. Bu, Chelsea ve Roman Abramovic için bile, gereksiz bir harcamaydı. Chelsea de olmadı. Kısa listede tek bir aday kalıyordu: Arsenal. Alexander Hleb'in Barcelona'ya transfer olması ve Emmanuel Adebayor'un da Milan ile flört etmesi, Arsenal'in Arshavin için kumbaraya para atabilmesi adına yeterli olabilirdi; ama Adebayor takımda kalınca planlar suya düşecekti.

Arsenal, Chelsea, Liverpool ve Manchester United. Dennis Flatcher ve Andrei Arshavin'in fikrini değiştirebilecek bir İngiliz takımı daha vardı, her ne kadar kendilerinin o ana dek haberleri olmasa da.

İrlandalı forveti Robbie Keane'in ardından 20.3 milyon £'luk ek bir bütçeye sahip olan ve Bulgar Dimitar Berbatov'u da 25 ila 30 milyon £ arasında bir fiyatla Manchester United'a pazarlamak niyetinde olan Tottenham Hotspur, Keane ve Berbatov'un ardından ileri uçta oluşması muhtemel boşluğu doldurmak adına Andrei Arshavin'e talip olduğunu açıklıyordu. İspanyol menajer Juande Ramos'un liderliğindeki Tottenham'ın teklifi, diğer rakiplerinden kolayca sıyrılmıştı. Barcelona, Real Madrid, Inter, Valencia, Arsenal. Bu takımlardan hiçbirinin yolu, Rus yıldızla kesişmeyecekti. Tottenham ile Arshavin arasındaki ilişki ise, alev almaya başlamıştı.

Tottenham'ın da bazı planları vardı. Liverpool'a transfer olan Robbie Keane'den iyi bir ganimet almıştı; fakat yaptığı ciddi takviyelerin ardından Arshavin'i White Hart Lane sakini yapmak için yeni bir bütçe oluşturması da gerekiyordu. Dimitar Berbatov, transferin bu noktasında kilit rolü oynamalıydı. Kulüpten ayrılacağı bilinen bir gerçekti. Gideceği takım bile belliydi. Manchester United, Bulgar forvetin kaderinde vardı; ama Ferguson ve ekibi, en az maliyet için son güne kadar bekleyebilirdi. Öyle de oldu, tabii biraz daha farklı şekilde. Sulaiman Al-Fahim'in satın aldığı Manchester City, piyasaya agresif bir giriş yapacaktı. City, Berbatov'a talip oldu. Kulübe kazandıramasa da en azından United kasasından biraz daha fazla para çıkmasını sağladı.

Manchester United, ideal formülü yakalayamamıştı. Hedef, Berbatov'u almaktı; ama düşünülenden fazlası gözden çıkarılmıştı. Bu transferden manevi anlamda zarar gören diğer bir taraf ise, Tottenham Hotspur'dı. Arshavin için tüm ümitlerini Berbatov'dan gelecek paraya bağlayan Kuzey Londra ekibi için süre daralmıştı. Birkaç gün önce, panik halinde, Spartak Moskova'nın forvet oyuncusu Roman Pavlyuchenko'ya sarılan Tottenham, transfer sezonunun son gününde ancak, bir sezon önce Hull City için Championship'te kiralık olarak mücadele eden Frazier Campbell'ı sezon sonuna kadar kadrosuna katabiliyordu. (Manchester United'ın bu hamlesi, bozuk parası olmayan tüccarın nakit vermek yerine, para üstü için müşterisine sakız veya çikolata teklifinde bulunması ile benzeştirilebilirdi. Ya da yalnızca bir teselliden ibaretti, Campbell.)

Tüm bunların ardından Andrei Arshavin, Eylül ayının ilk gününe yine Zenit St Petersburg oyuncusu olarak uyanacaktı. Transfer sezonun henüz başlarında, yıllık 4 milyon €'dan bahseden birinin ortada kalmasını çok da yadırgamamak gerekirdi.

Kesin olan bir şey vardı. Arshavin, iyi bir yardımcı ekibe sahipti. Euro 2008'de yalnızca iki maçlık bir performans. Ardından Barcelona, Arsenal, 30 milyon € söylentileri. Gerçekleşmeyen transfer sonrası, Rusya Ligi'nde ortalama bir performans. Şampiyonlar Ligi'ndeki hayal kırıklığı, saman alevi bile sayılmayacak parlamalar. Hiçbiri, Arshavin'in Ocak ayında da transfer borsasının önemli isimlerinden biri haline gelmesine engel olamadı.

Şimdilerde, yine Premier League yolcusu olduğu konuşuluyor. Arsenal, en büyük aday. Zenit, yüksekten uçmaya devam ediyor; ama önümüzdeki sezon Euro Cup'ta mücadele edecek bir Zenit'in Arshavin'i elinde tutabilmesi çok da kolay değil. Arshavin, ekonomik krizden mutlaka etkilenmiştir. Yılda, vergiler hariç net 4 milyon € kazanabileceği bir kulüp dünya üzerinde mevcut değil. Kendisi de bunun farkında olmalı ki, transfer görüşmelerinde ayaklarının biraz daha yere basabileceğini ima eden açıklamalarda bulunuyor. Üstelik, seçenekleri de birkaç ay öncesine oranla, daha kısıtlı.

Neler olacağı bilinmez; ama herkesin isteği, Arshavin'in nereye gideceğinin artık bir netliğe kavuşmasını görmek olmalı. Kısır döngüye dönüştü iyice, Arshavin transferi. Yeni haberler okumanın zamanı geldi artık. İhtiyacımız var.

4 yorum:

MOURINHO dedi ki...

cok guzel bır özet olmus

bende arshavının real madrıde gıdebılecegını dusunuyordum.crıstıano ronaldo sevdasından vazgecebılırse madrid belkı yenıden lıstelerıne gırer.

muytti dedi ki...

Ne ilginçtir dün bende blogumda Arshavin hakkında birşeyler yazmıştım.Sizinkinin daha kaliteli olduğu aşikar tabi ... :)

http://antiobjektif.blogspot.com/2008/12/chucky.html

bRn dedi ki...

Biraz abartılmadı mı şon son Rus ürünleri. Yaşlar da sözkonusu olunca, geçmişleri boş iki adam çok fazla yer kapladı sanki zihinlerde.

26'lık Pavlyuchenko turnuvadan bir sene öncesinde kadro dışı idi takımında. Hiç dikkat çeken bi oyuncu olmamıştı geçmişte, İngiltere'ye attığı goller dışında. Turuva için de Pogrebnyak'ın yedeği idi.

27'lik Arshavin'in yeteneklerinden haberdardık 2 Uefa katılımı sayesinde. 20'sinde dikkat çekmişti Zenit'te başlarken ama disiplinsizlik, eksikleri falan boş geçirdi yılları, Türkiye'ye yelken açmış Brezilya'lı bi AMC tadındaydı. 2000-2006 boşluk onun için, Advocaat ile 2007'de kendini buldu. Euro 2008'de 3 maç oynadı, 2'si çok iyi, biri çok kötüydü.

Turnuva bireysel yıldız yönünden eksikti. Kazanan t.direktör Aragones... turnuvanın parlayan genci kimdi? Şampiyondan Xavi, Cassilas, Villa, Torres net olarak kimi öne çıkarabiliyoruz?

Sanıyorum iki Rus bu boşluktan faydalandı. Biri turnuva sonrası büyük transfer oldu, diğeri turnuvanın en çok konuşulanı. Ama bu kadar fazla prim yapmaları garip değil mi. Anadolu takımında sivrilen ve 3 büyüklere gitmek zorunda gibi pazarlanan Türk genci gibi oldular.

Chao Grey dedi ki...

arshavin bi s.ktir git demek çok hayvanca mı olur acaba iyice uyuz oldum bu herife özellikle rus ligine gitmek istiyosa koy kapının önüne ne kasıyosun birader