22 Ocak 2009 Perşembe

Brezilyalı Sağ Bekler ve ''Yeni X'' Sorunsalı



Futbolda sol ayaklı adamlar, özel insanlardır.

19. yüzyıldan itibaren birçok yıldıza rastlarız, sol ayağıyla tarih yazan. Uzunca bir süre devam eder bu durum. Diego Maradona ile zirve yapar. Gheorghe Hagi ile de ağızlara bir parmak bal çalar.

Kolay olmamıştır tabii, futbolun bu günlere kadar ulaşması. Sistemler ve taktiklerden bahsetmeye çalıştık daha önce. Üzerinden geçtiğimiz bazı başlıklar vardı. 1950'li yıllarda Macaristan'ın dünya futboluna sunduğu ve kısa süre içerisinde İngilizlere karşı kullandığı öldürücü 4-2-4, hücum yönüyle tarih kitaplarında yer alıyor olsa da, aslında çok daha farklı bir yolun açılmasına neden olmuştu mesela. Macarların dörtlü savunması, o dönemler iki yeni pozisyonun daha ortaya çıkmasını sağlamıştı futbol dünyasında: Sağ bek ve sol bek.

İlerleyen yıllarda klasik anlamdaki 4-4-2 ve 3-5-2'nin temsil ettiği dörtlü ve üçlü savunma anlayışında temel dayanak noktası, dizilişlerin saha içerisinde kapladıkları bölge sayısı özelinde birleşti. 3-5-2 ile beş alanda oyuncu bulundurabilirdiniz. Orta sahadaki beşlinin kanatlarındaki elemanlar, oyunun iki yanında yer almak durumundalardı. Savunmada, üç stoper işinizi görebilirdi. (En azından teori bu şekilde.)

4-4-2'de ise beş değil, yedi alanda faaliyet gösterebilirsiniz. Bu anlamda, yeni pozisyonların doğması sürpriz değildi. 3-5-2 ile yaratılan fark, savunmanın iki yanındaki oyuncular başlığında toplanınca, özellikle 1970'li yıllardan itibaren, futbol altyapılarında iki mevkii özelinde birtakım evrimler yaşanma gereksinimi ortaya çıkıyordu.

Dönelim, sol ayaklı özel adamlara. (Her zaman işlemez tabii bu kural. Yeryüzündeki tüm solakları altında toplayabileceğimiz bir konudan bahsetmiyoruz.)

Dörtlü savunmaya geçiş süreci içerisinde takımlar, sol ayaklı oyuncularını arka alanda daha rahat kullanma imkanı buldular. Yurt içerisinden de örnekler verebiliriz. Bir Gheorghe Hagi'yi alıp savunmanın soluna yerleştiremezdiniz. Ama, orta sahada oynayan solak Ergün Penbe'yi alabilirdiniz bu bölgeye. Ya da aslında futbol kariyerine sol bek olarak başlamayan Hakan Ünsal'ı. Hatta Osman Coşkun, Hakan Balta ve Volkan Yaman'ı. Milli Takımımız seviyesinde de durum böyleydi. Abdullah Ercan'ın uzun süre, ilk başlarda yalnızca sol ayaklı olduğu için, ülkenin en iyi sol beki olduğunu kabullenmek durumunda kaldık. (Beşiktaş, benzer bir tecrübeyi yıllardır savunmasının solunu kontrol eden İbrahim Üzülmez ile yaşıyor.)

Durum böyleydi. Sol ayaklıysanız, orta saha oyuncusuysanız ve çok da fazla ''yetenekli'' değilseniz, sizden pekâlâ bir sağ bek yaratılabilirdi. Ama sağ tarafta durum farklıydı. Keza, sağ ayaklı oyuncular her zaman daha fazlaydı. Seçim yapma şansınız fazla değildi, ironik gibi görünse de. Diğerlerinden ayrılmıyordu çünkü, sağ ayaklılar. Yıllarca, tek bir cevap verildi, ''Dünyanın en iyi sağ beki?'' sorusuna. Brezilyalı Cafu. Sol bekteki yanıt da değişmedi, genellikle. Sambacı Roberto Carlos. Fakat yine de bir çok takım, sol bekten ziyade sağ kanat savunmasında sıkıntı yaşadı. Zaman içerisinde sorunsala doğru evrildi, bu başlık. Cafu'nun 38 yaşına kadar devam etmesinin nedeniydi belki de tüm bunlar.

Sağ bek konusu ile ilgili birkaç enteresan yaklaşım var, ilk bakış olarak.

Chelsea ve Tottenham örnekleri. Daha önce de konuştuğumuz gibi. Yokluk içerisinde, dünya futbolu. Bu anlamda, Afrikalı'ysanız, kuvvetliyseniz ve orta sahada defansif görevler üstleniyorsanız, alternatif bir sağ beksinizdir. Michael Essien ve Didier Zokora, misal.

Ülkemizden, Galatasaray. Yıllardır çözüm bulamadı, sağ bek sıkıntısına. Fatih Akyel ve Capone sonrası, çeşitli ihtimaller denendi. Sebastien Perez ve daha sonra inceleyeceğimiz Cesar Prates gibi. Şimdilerde Sabri Sarıoğlu, Uğur Uçar ve Serkan Kurtuluş. (Daha sonra, sağ beke evrilen oyuncular?) İngiltere'de Chelsea, Tottenham. Türkiye'de Galatasaray. Ve genel anlamda dünya futbolu. Sağ bek, bulunmaz kumaş statüsünde. Tüm ekollerin sorunu var. Bir ülke hariç: Brezilya.

İsimleri saymadan evvel, bir konu üzerine gidelim. Roberto Carlos'un Fenerbahçe'ye geçerek gayrıresmi anlamda bitirdiği futbol kariyerinin ardından ülkesinden birçok ''Yeni Roberto Carlos'' çıktı. Akıllara gelen ilk isim, Marcelo. Yalnızca Brezilya özelinde değil aslında. Tüm dünyada birçok ''Yeni Roberto Carlos'' ile karşılaştık. Genel anlamda hayata dair olan, bir futbol klişesi. Nerede, ''Yeni X'' fazlaysa orada sorun vardır. Yani, en kısa yoldan, X'in sürekli yenisi çıkıyorsa, bir öncekinin başarısızlığı söz konusu olmalıdır. Diğer tarafta, ''Yeni Cafu'' daha az. Çünkü, Brezilya'da oldukça fazla ''Yeni Cafu'' var şu sıralar.

Şimdi isimleri sayma zamanı. Neler var, bakalım. Maicon, Daniel Alves, Mancini, Cicinho, Rafinha ve Rafael da Silva. Söz konusu altı oyuncu, tüm ulusal takımlar ve kulüpler için oynayabilir. Peki, nasıl oluyor da, sağ bek konusunda tüm dünya sıkıntı yaşarken Brezilya, sürekli bu pozisyonda oyuncu üretiyor?

Çeşitli cevaplar bulabiliriz tabii. Kendi adıma birkaç fikir ürettiğimi de söyleyebilirim. Ortak bir özellikleri var bu oyuncuların, takımlarında genel olarak savunmanın sağında yer alıyor olmalarının dışında. Altısı da hücumu seven oyuncular. Sürpriz mi, değil. Doğdukları anda kazanıyorlar zaten bu karakteri. Brezilyalılar çünkü. Maicon ve Daniel Alves. Brezilya Milli Takımı'nın kadrosunda yer alan iki oyuncu. Görev yaptıkları kulüp takımları ise Inter ve Barcelona. İki kulüp de bulundukları tüm yarışmaları kazanmak için mücadele ediyorlar.

Inter'de Maicon'un yokluğu, İtalyan kulübünün karşı kaleye gitme konusundaki planlarında bazı sektelerin yaşanmasına neden olabiliyor. Tıpkı Pazar günkü Atalanta karşılaşmasında olduğu gibi. Ya da Barcelona'nın dün akşam Kral Kupası'nda Espanyol önünde, Daniel Alves'ten yoksun kaldığını hissetmesi. Bu oyuncular, savunma dörtlüsünde bulunmalarına karşın, aynı zamanda takımlarının hücum planlarında stratejik görevlere sahipler. İronik olan tarafı da bu işin. Yakın örnek olarak Türkiye'ye bakalım. Belki, Fatih Akyel'in çok iyi olduğu zamanlar. Somut vakalar bulmak, kolay değil.

Bilmiyorum mümkün mü, Brezilya'da sağ ayağını daha fazla kullanan oyuncu yüzdesinin ne kadar olduğunu belirlemek. Ama tahmin ediyorum ki, solaklardan fazladırlar. Hücum yapmayı biliyorlar. Ve içlerinden birini savunmanın sağına yerleştirdiğinizde sırıtmadan oynuyorlar. Maicon, Daniel Alves, Rafinha ve Cicinho.

Sonuç. Brezilyalı sağ bekler: ''En iyi savunma hücumdur!'' prensibinin tam karşılığı.

* Bir de Cesar Prates var, diğer yandan.

Yukarıda anlattığımız tüm özellikleri aslında bünyesinde barındıran bir sağ bek. Ama eksik olan, ''takım olarak hücum'' başlığından o dönemki Galatasaray'ın tam olarak sebeplenememesiydi. Aksi halde, ''Koy bakalım, o adamı orta sahanın sağına. Neler olur neler.'' tekerlemesini söyleyip durmak olur kaderde, ''Geri dönmüyor, bu adam!'' çıkışına karşılık. Ya da anlamadan, büyük fotoğrafa bakmadan bir sonuca ulaşmaya çalışmak.

2 yorum:

nusret dedi ki...

Evet.2003-2004 sezonunu dağınık,heyecansız geçiren bir Galatasaray vardı,maalesef.

Sağ kanatta takım adına hücum etkinliğini yükseltecek bir oyuncu olan Cesar Prates'ten yeterince faydalanılamamasının sebebi,Cesar Prates değildi.2003-2004 sezonundaki Galatasaray'dı...

Cesar Prates'i sağ açığa koymayalım biz!

Chao Grey dedi ki...

Uğur Uçar savunmada ve atakta çok başarılıydı. Gün geçtikçe kalitesini artıracağının sinyallerini veriyordu ki federasyon sağolsun kurban verdik çocuğu. İnşallah döner de şu sorunumuz çözülür. Real Madrid'deki sol kanatın boşluğundan daha fazlası maalesef bizde var bu sıralar.