14 Ocak 2009 Çarşamba

G. Saray v W. Bremen, 4-1: Akıl + Kaos



Werder Bremen, Galatasaray adına daha iyi rakip olmalıydı.

Hücum futbolu felsefesini benimseyen bir takımdı, Alman ekip. Teknik direktör Tomas Schaaf ile belli sistem ve mantalite üzerinden sonuca gitmek isteyen bir görüntüsü vardı. Rakamlara dökmek istersek, 4-1-3-2. Galatasaray'ın 2005-06 Sezonu'nda Belçikalı teknik adam Erik Gerets ile denediği stres ve kaosun bolca yer aldığı, mensubu olduğunuz takımı takip ederken kalp sıkışmaları yaşayabileceğiniz ama genel anlamda futbolseverseniz de oldukça keyifli maçlar izleyebileceğiniz bir sistem.

Her formülün kendi içerisinde farklı uygulamaları olabiliyor tabii. Werder Bremen, Tomas Schaaf yönetiminde dört katlık 4-1-3-2 yapısını kanıksadı. Transfer edilen tüm futbolcular, bu sistem ışığında değerlendiriliyor. Torsten Frings, Johan Micoud, Ivan Klasnic, Miroslav Klose ve Tim Borowski'den kurulu son derece etkili bir hücum hattı vardı Werder Bremen'in 2005-06 Sezonu'nda, arkayı kollayan tek ismin Frank Baumann olduğu. Gelişen süre içerisinde Micoud, Klasnic, Klose ve Borowski takımdan ayrıldı. Diego, Markus Rosenberg, Claudio Pizarro ve Mesut Özil (Aaron Hunt) Weserstadion'a geldi. Ama Bremen'in ne sistemi, ne de görüntüsü değişti.

Werder Bremen ve Tomas Schaaf, inandıkları fikre sadık kaldılar. (Tabii ki, yardımcı planları da oldu zaman içerisinde.) Kendilerini 2003-04 Sezonu'nda I. Bundesliga Şampiyonluğu'na kadar götüren fikre.

Galatasaray'ın Bursaspor ile değil, Werder Bremen ile eşleşmesi bu anlamda önemliydi. Galatasaray da aynı yoldaydı rakibiyle. Belli bir mantaliteye sahip olma hedefiyle ilerliyordu, Galatasaray. Yıllar boyunca kullanabileceği ve geleceğini onun üzerine kurabileceği. İyi bir örnekti, Werder Bremen. (Rakamsal anlamda değil elbette. 4-1-3-2 karşısında 4-2-3-1 vardı keza.)

Werder Bremen'in sezon boyunca uyguladığı sistemdeki tercihlerine bir göz atalım.

Tim Wiese vardı kalede, çoğu zaman. Dörtlü savunmanın kanatlarında Clemens Fritz ve Sebastian Boenish, merkez ikilide de Naldo ve Per Mertesacker. Hücum gücü yüksek olan Werder Bremen'de 1.90 cm. üzerindeki iki merkez oyuncusu, özellikle duran toplardan buldukları gollerle (Naldo, Brezilyalı genlerinden dolayı sahip olduğunu düşünebileceğimiz yüksek top tekniğiyle savunmadan topla çıkışları da olan bir isim) takımlarına bu anlamda ayrı bir değer katıyorlardı. Beş kişilik iki katın arasındaki tek oyuncu ise, Frank Baumann. Claudio Pizarro ve Markus Rosenberg'ten oluşan forvet ikilisinin arkasında yer alan isim Diego. Sağında Torsten Frings ve solunda Mesut Özil.

Wiese
Fritz - Naldo - M'Sacker - Boenisch
Baumann
Frings - Diego - Mesut
Rosenberg - Pizarro

Antalya'ya gelmeden önce bu sistem ve tercihle hedeflerinin peşinden koşuyordu, Werder Bremen.

TRT Radyospor Kupası'nda Bursaspor'a karşı 1-0 kaybedilen maçta Thomas Schaaf, ana rotasyonunda pek fazla değişim yapmamıştı. Boenisch, Frings, Mesut ve Pizarro'nun yerinde Niemeyer, Vranjes, Tosic ve Hugo Almedia vardı. Hayli sert geçen karşılaşmanın ardından Bremen, rakibine 1-0 mağlup oldu. Dörtlü turnuvanın diğer eşleşmesinde Galatasaray, Bayer Leverkusen'e 3-1 yenildi. Ve iki ekip birbirlerini buldular.

Werder Bremen'de rotasyon biraz daha derindi bu kez. Kalede 19 yaşındaki Sebastian Mielitz vardı. Savunma merkezinde Naldo'nun yokluğunda Petri Pasanen, Baumann'ın yerinde Panathinaikos'tan kiralanan Alexandros Tziolis, forvette ise Markus Rosenberg'in alternatifi Boubacar Sanogo. Bir de, sistemde kadro içi bir değişiklik göze çarpıyordu. Juventus'a transferi gündemde olan Brezilyalı Diego'nun bölgesinde Mesut Özil olacaktı. Mesut'tan boşalan sol açıkta ise, Werder Bremen II'den 19 yaşındaki Timo Perthel.

Galatasaray'da Michael Skibbe, son derece mantıklı bir kadro tercihiyle sahaya sürmüştü takımını. Leverkusen maçında gösterdikleri performansla ikinci şansı hak eden (Werder Bremen karşılaşması özelinde) Serkan Kurtuluş ve Mehmet Güven, ideal kadronun içerisine serpiştirilmişti. Sol kanat savunmasında görev alan Alparslan Erdem de eski takımına karşı mücadele edecekti.

Maç öncesindeki kadrolara bakıldığında dikkat çeken birkaç nokta vardı elbette. Birincisi, magazinsel. Cassio Lincoln'ün UEFA Kupası'ndaki Hertha Berlin maçında sahaya kaptan olarak çıkmasının ardından kaptanlık başlığı altında yorum yapan Arda Turan ve Sabri Sarıoğlu'nun yerine bant, Mehmet Güven'in pazularındaydı. Mutlaka ilgi çekiciydi. İkincisi, savunmada Emre Güngör'ün yanında Mehmet Topal vardı. Fernando Meira, Servet Çetin ve Emre Aşık'ın muhtemel eksikliklerinde iki alternatif kalacaktı Michael Skibbe'nin eline. Hakan Balta dışındaki yegane stoper adayı Mehmet Topal'dı. Ve Malatyaspor ile Kupa'da oynanacak maçı saymazsak iyi bir deneme olabilirdi, Werder Bremen karşılaşması. Bir üçüncüsü de, Milan Baros'un arkasındaki üçlü özelindeydi.

Barış Özbek ve Mehmet Güven'in orta sahada yer aldığı Galatasaray'da kanat hücumcuları Sabri Sarıoğlu ve Volkan Yaman olarak gözükürken Cassio Lincoln'ün görevi Arda Turan'a verilmişti.

Cassio Lincoln, Galatasaray'ın bu sezonki oyun anlayışının en kıymetli oyuncusu. Ardından Milan Baros ve Harry Kewell geliyorlar beraber. (Arda Turan'ı da sayabiliriz bu üçlü arasında.) Lincoln ve Kewell'ın olmadığı bir maçta Galatasaray, nasıl oynamalıydı? Üstelik, yerlerinde Sabri Sarıoğlu ve Arda Turan varken. Cevabı çok geçmeden alacaktık. Santradan 15 dakika sonra 2-0 öndeydi söz konusu iki oyuncunun golleriyle, Galatasaray.

Nasıl olmuştu peki? İlgi çekiciydi. Sezonun ilk yarısında Akıl Futbolu, Galatasaray'ın genlerindeki Kaos Futbolu'na üstünlük sağlamaya çalışmıştı. Ve sonlara doğru hayli başarılı olduğu da söylenebilirdi. Ama, kaosu tamamen devre dışı bırakmak olmazdı. İkisi birlikte olduğunda ise, tadına doyulmayacak bir yemek çıkabilirdi ortaya. Buna yaklaştı Galatasaray, oyunun ilk 15 dakikalık bölümünde. Çokça oyuncu karakterleri ile ilgiliydi. İleride sürekli koşan ve rakibi rahatsız eden bir Sabri Sarıoğlu vardı. Hemen arkasında Barış Özbek ile Mehmet Güven. Top rakipteyken ikili veya üçlü sıkıştırmalar yapılıyordu topa. (Türkiye Kupası'nda Fenerbahçe'yi 2-1 mağlup ederken bu anlamda en üst seviyeye çıkılmıştı.) Savunmadaki dörtlüyü de dahil edersek, daha fazla ısıran oyuncularla mücadele ediyordu, Galatasaray.

(Görüntü, iyi olduğunda sorun yok. Hatta üzerine bile koyulabilir. Ama işler, ters gittiğinde durum değişebilir. Böylesi bir futbol fikrinde, stres katsayısı yüksektir. Dolayısıyla, biraz aklıselim eklenmelidir bu mantaliteye. Neyse ki, Bremen maçında ihtiyaç kalmayacaktı.)

2-0'dan sonra Sabri Sarıoğlu'nun oyun karakteri, birkaç gol pozisyonu daha getirdi Galatasaray'a. İlk yarının son bölümünde ise Mesut Özil, farkı bire indiren golü attı. Bayer Leverkusen maçında yenilen gollerin bir benzeriydi. İki stoperin arasına gönderilen top sonucunda kaleciyle karşı karşı kaldı, Mesut. Ve ilk yarı 2-1 sona erdi.

Michael Skibbe, ikinci yarıya iki değişiklikle başladı. Uzun süreli sakatlığının ardından tekrar görücüye çıkan Orkun Usak, Morgan De Sanctis'in yerini almıştı. Emre Güngör ise Hakan Balta ile değişiyordu. Önemliydi. Fernando Meira'nın cezalı, Servet Çetin ve Emre Aşık'ın da sakatlıkları nedeniyle görev almalarının zor olduğu Sivas deplasmanında Galatasaray, stoper bölgesinde bir sorun yaşayacaktı. Emre Güngör'ün de problem yaşaması sonrası çıkmaza girilebilirdi. Böylece acil durumlar için saklanılan Hakan Balta ile Mehmet Topal'ın savunma merkezinde görev yapma olasılıkları ortaya çıkardı. Bremen maçında olduğu gibi.

İkinci yarının ilk bölümü Werder Bremen'in üstünlüğü ile geçti. Yaklaşık 25 dakikalık bir periyottan bahsedebiliriz burada. Daha sonra Galatasaray, dengeyi kurdu. Söz konusu süre içerisinde iki değişiklik daha vardı Skibbe'nin takımında. Serkan Kurtuluş, yerini Aydın Yılmaz'a bırakmış ve Sabri Sarıoğlu savunmanın sağına geçmişti. Orta sahada ise Ayhan Akman, Mehmet Güven'den kaptanlık pazubandını alıyordu.

Sezon başında 4-2-3-1 sistemi için kocaman bir soru işareti olan Ayhan Akman, gösterdiği gelişim sayesinde 70. dakikadan sonra Galatasaray'ın hücuma daha fazla çıkmasını sağladı. Takımın pas yüzdesini arttırdı. Ardından Arda Turan'ın pasıyla ceza sahası içerisine girdikten sonra da solosunu gerçekleştirdi. Bu dakikada Werder Bremen Kaptanı Torsten Frings'in kırmızı kart görmesi, Galatasaray'ın işini kolaylaştırdı. Topu daha rahat ve kolay çevirmeye başladı, Ayhan Akman'ın liderliğini üstlendiği takım. Bunun sonucu olarak, 85. dakikada harika bir gole ulaştı. Arka arkaya yapılan pasların ardından sol açıktaki Ferdi Elmas, boş kaleye gönderdi topu. Bir sistem golü daha atmıştı, Galatasaray.

Skor, 4-1 olduktan sonra ciddiyet kaybolmasa çok daha farklı bir görüntü ortaya çıkabilirdi. Galatasaray adına maçın eksilerinden biriydi bu.

Antalya kampının birtakım eksikleri kapaması gerekiyordu. Kondisyon, sezon içerisinde Galatasaray'ın başını ağrıtan dertler arasında yer almıştı. Türkiye Kupası'ndaki Altay karşılaşmasının ardından Werder Bremen maçının son bölümünü zinde oynamak, önemliydi.

Fazlası için ligin başlamasını beklememiz gerekiyor.

2 yorum:

extensor dedi ki...

Eline sağlık. Ama benim katılmadığım noktalar var. Öncelikle Werder'in yıllardan beri süre gelen oturmuş taktiği 4-3-1-2 daha çok. Yani ne bir Frings amrc de nede borowski amlc de oynamıyordu. Bu oyuncular daha çok mrc mlc de oynuyordu. (sağ raf, sol rafta diyebiliriz)

Bu gün ki maçtada 4-3-1-2 vardı. Her daim o taktik var.

ASY dedi ki...

Aslında haklısın.

Fazlasıyla detaya girerek sıkıcı olmasını istemedim yazının. 4-1-3-2'nin yardımcı fikri olarak bahsettiğim sistem, 4-3-1-2'ydi. (Ya da her ikisi de birbirlerinin yardımcıları.) 2004-05 Sezonu'ndan bu yana Werder Bremen'in yalnızca bu iki sistem üzerinde durduğunu görüyoruz.

2007-08 Sezonu'nun neredeyse tamamında 4-3-1-2 oynamış, Bremen. Fakat, Tomas Schaaf geldiğinden bu yana genel sistem (özellikle de içerisinde bulunduğumuz sezonda) 4-1-3-2.

İki kritik isim var burada. Birincisi Diego. Forvetlerin arkasındaki üçlüde yer alan diğer iki elemandan daha keskin bir hücum karakterine sahip olduğu için sistem, ister istemez, 4-3-1-2'ye dönüyor. Yani, o bölgeyi domine ediyor Diego. İkincisi Baumann. Alman oyuncu da tam tersine, net bir savunma karakteriyle karşımıza çıktığı için sistem, zaman zaman 4-1-3-2'ye evriliyor. Tabii, burada Frings ve Mesut'un ileriye dönük oyunlarının da katkısı var.

Werder Bremen'in bu sezonki sistemi 4-1-3-2.

Detaylı bir konu ama geçtiğimiz yıllarda Frings ve Borowski'nin kullanımına göre sistem, 4-3-1-2 veya 4-1-3-2 olarak kabul edilebilir. Oyuncular aynı. Sistem değişken. Bu yüzden, 4-3-1-2 veya 4-1-3-2 arasında çok büyük farklar bulunduğunu düşünmüyorum. (Maç içi değişiklikleri etki ediyor duruma daha çok.)

Eray.