12 Ocak 2009 Pazartesi

Leverkusen: Bir Sene Önce ve Bir Sene Sonra



Perşembe akşamı Fortis Türkiye Kupası'nda beklenenden heyecanlı, tempolu ve bir miktar stresli geçen fakat sonunda galibiyetle tamamlanan Altay maçının ardından Galatasaray, dün akşam teknik direktörü Michael Skibbe'nin eski takımı Bayer Leverkusen ile özel bir turnuvada karşı karşıya geldi.

Yalnızca Skibbe için nostaljik anlam içermiyordu, Leverkusen. Karl-Heinz Feldkamp ile geçtiğimiz sezon UEFA Kupası 3. Turu'nda Alman ekibin karşısına çıkan Galatasaray, İstanbul'daki ilk maçta rakibini sahasına hapsetmesine rağmen aradığı golü bulamayınca Bay Arena'ya beraberlikle gitmek durumunda kalmıştı. Yine de umutlu olmak adına bazı veriler vardı. İyi oynamıştı, Galatasaray. Üstelik, 0-0 dışındaki tüm beraberlikler ve galibiyetler, 4. Tur anlamına gelecekti. Yani, futboldaki üç sonuçtan ikisi Galatasaray'ın yanında gözüküyordu.

Almanya'daki tablo ise, hiç de beklenilen veya arzu edilen gibi değildi. İstanbul'da rakibini bekleyen Leverkusen, evinde tamamen farklı bir karaktere bürünmüştü. Maçın ilk yarısındaki pas futbolu, Galatasaray'ın tuzağa düşmesine yeterli olmuş ve maç bir anda 3-0'a gelmişti. 90 dakika sonunda ortaya çıkan 5-1'lik skor, daha sonra Michael Skibbe'yi Galatasaray'a kadar götürecekti.

Alman teknik adamın futbol anlayışının üzerinde sıkça durmaya çalıştık, sezon boyunca. İyi uygulandığı takdirde bir rol modeli olabilecek, uzun süre kullanılabilecek ve sağlam temeller oluşturabilecek bir futbol fikri. Bu yüzden önemliydi, dün akşamki Leverkusen karşılaşması. (Antrenman sahası veya oyuncuların ruh hallerinden bağımsız olarak.) Leverkusen, Michael Skibbe'nin görevden ayrılmasının ardından Bruno Labbadia ile anlaşmıştı. Sistemde değişikliğe gitmiş olabilirdi; ama mutlaka bazı benzerlikler de vardı. Olmalıydı.

2007-08 ve 2008-09 Sezonu karşılaştırılması ile başlamak doğru olabilir, bu noktada.

Kimler vardı, geçtiğimiz sezonki kadroda? Nasıl bir oyun ve sistem anlayışı üzerinden sonuca gitmek istiyordu, Leverkusen?

4-2-3-1, Michael Skibbe'nin teknik direktör olarak imzalarından biriydi. Geçtiğimiz sezon, Galatasaray'ı mağlup ederken sistemin tüm avantajlarından faydalanmayı bilmişti. Belli bir kadrosu vardı. Çok fazla rotasyona ihtiyaç duymuyordu. Rene Adler, kaledeydi. Savunmadaki dörtlü blok, sağdan sola, Gonzalo Castro, Manuel Friedrich, Karim Haggui ve Hans Sarpei (Vratislav Gresko) şeklinde sıralanırdı. Orta sahada, Arturo Vidal ve Simon Rolfes. İlerideki Stefan Kiessling'in arkasındaki üçlünün sağında Bernd Schneider, solunda Tranquillo Barnetta ve merkezinde de Sergei Barbarez.

Genel anlamda, bu 11 oyuncuyla işlerini yoluna koymayı planlıyordu Michael Skibbe. Vrastislav Gresko, Paul Freier, Pirmin Schwegler ve Theofanis Gekas, rotasyondaki diğer isimlerdi. Bir bakıma 15 oyuncusu vardı, Skibbe'nin. (Galatasaray'da da durum farklı değil, aslına bakılırsa.) İdeal kadro ve sistem üzerindeki tek ana değişiklik, Gekas ve Kiessling arasındaki tercih farklarında meydana gelirdi. Gekas'ın santrfor oynadığı maçlarda Kiessling, forvet arkasındaki üçlünün sağında yer alırdı. Veteran Bernd Schneider ise, kulübeye çekilirdi; ama Kiessling'in en uçta olduğu 4-2-3-1 sistemi, Leverkusen adına daha verimliydi.

Sergei Barbarez, Tranquillo Barnetta ve Stefan Kiessling, sürekli bir değişim içerisindeydi. Galatasaray'ın bu sezon Cassio Lincoln, Harry Kewell ve Milan Baros ile denediği ve somut gerçeklere ulaşmaya başladığı değişim gibi. 4-2-3-1'in ana fikirlerinden biri. Bu yüzden, klasik anlamdaki forvetlerden biri olan Gekas yerine Kiessling, çoğu zaman doğru tercih oluyordu Leverkusen için.

2008-09 Sezonu'na birtakım değişikliklerle girdi, Leverkusen.

Bruno Labbadia geldi takımın başına. Bir önceki sezon 2. Bundesliga'da Greuther Fürth takımında görev yapan 42 yaşındaki Labbadia, sezon başında sistem tercihleri özelinde bazı sorunlar yaşadı. Skibbe ile 4-2-3-1 oynayan takımı, klasik 4-4-2 formatında sahaya sürdü; fakat daha sonra Fürth'te görev yaparken uyguladığı favori sistemi 4-1-3-2'ye döndü.

4-2-3-1'den 4-1-3-2'ye evrilen Leverkusen'de geçtiğimiz sezonki ideal 11'den dört ismin değiştiği görülüyordu. Yaz transfer sezonunda Leverkusen'in transfer ettiği dört oyuncu, Labbadia'nın kemik kadrosuna girmeyi başarmıştı. Brezilya'dan gelen iki takviyeden Buss Henrique (Palmeiras), Tunuslu Karim Haggui'nin geçtiğimiz sezon görev yaptığı bölgenin yeni elemanı olurken Renato Augusto (Flamengo) da uzun süreli sakatlık döneminde takımdan uzak kalan Bernd Schneider'in yokluğunda forvet arkasındaki üçlünün sağında görev yaptı. Diğer yeni transferler ise, sol bek Michal Kadlek (Sparta Prag) ve forvet Patrick Helmes (Köln) oldu.

Rene Adler
Castro - Friedrich - Henrique - Kadlec
Simon Rolfes
Renato - Vidal - Barnetta
Helmes - Kiessling

Leverkusen'in bu sezon sistemi ve sahaya dizilişi bu şekildeydi.

4-2-3-1 benzeri bir yapı vardı. 4 yeni oyuncu girmişti sistemin içerisine. Yine dört katlıydı sistem. Takviyelerin yanı sıra, iki oyuncunun da görevleri ve oyun karakterlerinde bazı değişiklikler yaşanmıştı: Arturo Vidal ve Stefan Kiessling.

Dün akşamki Galatasaray maçında da fark edildiği gibi, geçtiğimiz sezon Simon Rolfes ile orta sahada görev yapan (Bir bakıma Galatasaray'daki Ayhan Akman'ın partneri olan Mehmet Topal gibi.) Arturo Vidal, bu sezon daha öndeydi. Şili Milli Takımı ve Colo Colo'daki hücum karakterinden bir önceki sezona kıyasla fazla yararlanıyordu artık. Simon Rolfes'in temposunun artması gerekiyordu bu sistemde. Değişiklik görülen diğer isim, Stefan Kiessling oldu. Skibbe, Leverkusen'de Kiessling'i Galatasaray'daki Milan Baros gibi kullanıyordu. Sürekli rakip savunmanın içerisinde olan, diğer yandan da arkasındaki üçlünün arkasına karışabilen bir forvet modeliydi, Kiessling. Bu sezon ise, klasik bir yardımcı forvet. Yeni transfer Patrick Helmes'i besliyordu daha çok Kiessling.

(Önemli not. Pas futbolu, kabul edilebilecek ve karakter olarak kazanılabilecek bi tercihtir. Leverkusen'in bu sezonki görüntüsünde bile, geçtiğimiz senelerde yararlandığı bu fikrin katkıları olabilirdi. Öyle ki; Leverkusen, 1. Bundesliga'nın ilk bölümünde attığı 36 golün 31'ine asist üzerinden ulaşmıştı. Gayet iyi bir orandı. Ve bu, mutlaka yalnızca bir sezon içerisinde yaşanan gelişimden kaynaklanmıyordu. Biraz daha geçmişi olmalıydı.)

Leverkusen, Galatasaray karşısında bir yıl içerisindeki üçüncü maçına ideal kadrosuyla çıktı. Sezon boyunca, bölge bölge bakıldığında en fazla forma giyen oyunculardan yalnızca Buss Henrique ve Karim Haggui arasında bir değişiklik olduğu gözüküyordu. Diğer 10 isim, Leverkusen'in 2008-09 Sezonu'nun ilk yarısında en fazla kullandığı oyunculardı.

Galatasaray'ın hedefi, biraz daha farklıydı belli ki. Rotasyonda oynamalar yapmayı fazla sevmeyen Michael Skibbe, yedek oyunculardan kurulu bir kadroyla sahadaydı. Bazı anlamlar çıkarılmalıydı bu durumdan. Birincisi, yorgundu Galatasaray'ın as oyuncuları. İzmir'de zorlu bir mücadeledeye girişmişlerdi. Leverkusen ile oynanacak hazırlık maçında bu duruma bağlı bir sakatlık yaşayabilirlerdi. İkincisi, devre arasındaki görüntüsüyle Galatasaray'ın ikinci yarı rotasyonuna girebilecek oyuncuların görülmesi gerekirdi. Bir üçüncüsü de, yine tecrübe kazanması veya daha ileri gidebilmesi için kiraya gönderilecek oyuncuların tespit edilebileceği bir maç olabilirdi, Leverkusen karşılaşması.

Michael Skibbe ile Galatasaray, belli bir mantaliteye sahip olmuştu.

Dostluk maçı başlığında bile olsa Galatasaray'ın sahaya ne gibi bir dizilişle yayılacağı önemliydi. Santra yapıldığında Shabani Nonda, en uçtaki Yaser Yıldız'ın hemen arkasındaydı. Solunda Ferdi Elmas vardı, sağında Aydın Yılmaz. Mehmet Güven ile Barış Özbek, orta sahada görev yaparken kaledeki Morgan De Sanctis'in önünde Serkan Kurtuluş, Emre Aşık, Fernando Meira ve Volkan Yaman bulunuyordu.

Devre, Leverkusen'in 2-0'lık üstünlüğüyle kapanacaktı. Galatasaray adına çıkarılabilecek birkaç sonuç vardı elbette.
  • Yenilen ilk gol,
  • Emre Aşık sonrasındaki savunma dörtlüsü,
  • 0-1 ve 0-2 arasındaki Galatasaray.
Galatasaray, dördüncü dakikada 1-0 mağlup duruma düştü. Paslarla çıkan Leverkusen, bir anda rakip savunmanın arkasına sarktı ve sol kanattan gelen Barnetta, boş kaleye golü attı. Hollandalı futbol efsanesi Johan Cruijff'un sözü: ''En güzel gol, boş kaleye atılan goldür.'' Takım oyununun öne çıkarıldığı bu sözdeki gibi Leverkusen, sistem golü attı. 4-2-3-1 golüydü, Leverkusen'in Galatasaray karşısında 1-0 öne geçtiği gol. Geçtiğimiz sezon Bay Arena'daki gollerin bir benzeriydi. (Buradan da bir anlam çıkarmalıyız belki de.)

İlerleyen bölümde Mehmet Güven ve Emre Aşık, bir pozisyonda şanssız şekilde çarpıştılar. Emre Aşık'ın bileği rakip oyuncu ile Mehmet Güven'in ayağı arasında sıkıştı. Bir süre kendisini denedi, Emre. Devam edemedi. Burada, Skibbe'nin tercihi önemliydi. Hakan Balta'yı aldı oyuna. Böylece, ligin ikinci yarısının ilk maçı olan Sivas deplasmanındaki karşılaşma hakkında da bazı fikirler verdi izleyenlere. Fernando Meira cezalı. Servet Çetin'in sakatlığı sürüyor. Emre Aşık da olmazsa, Emre Güngör'ün yanında Hakan Balta'yı izleyebiliriz Sivas'ta.

Galatasaray, 1-0 mağlup duruma düştükten sonra beraberliği yakalayabilirdi. Shabani Nonda, penaltı vuruşundan yararlanamadı. Ama yine de fena bir performans yoktu Galatasaray adına sahada. 30 dakikalık bölüm boyunca oyun, kontrol altında tutuldu. Pas yüzdesi yüksek bir takım olduğunu gösterdi, Galatasaray. Bir yerde, yaratıcı oyunculara ihtiyacınız oluyor, tabii ki; ama buna rağmen yedek oyuncuların da sistemin içerisine girebileceklerini göstermeleri önemliydi. (Bireysel olarak değil, genel anlamda.)

İlk yarının son dakikasında, bayan yardımcı hakemin hatalı ofsayt kuralına aldırış etmeyen orta hakemin devam ettirdiği pozisyonda 2-0'a gelen pozisyonun ardından ikinci yarı, tam anlamıyla bir antrenman maçına döndü. Bu bölümde, ders niyetine çıkarılabilecek fazla sonuç yoktu. Yalnızca bireysel performanslar veya gözlemler üzerinde durulabilir.

Galatasaray, 3-1 kaybetti. Ama bir bakıma hayırlı oldu. Yarın akşam, TRT-Radyospor Kupası'nın Üçüncülük Maçı'nda Werder Bremen ile karşılaşacak, Galatasaray. Bursaspor'a 1-0 kaybederken as oyuncularıyla mücadele eden Bremen önünde Galatasaray da lig öncesindeki son hazırlık maçında daha ciddi bir bakış açısıyla sahaya çıkacaktır.

Bu anlamda, sert geçmesi muhtemel bir Bursaspor maçından ziyade Werder Bremen ile gerçekleşecek karşılaşma, Galatasaray adına daha müspet olabilir.

Hiç yorum yok: