19 Şubat 2009 Perşembe

Girondins de Bordeaux 0-0 Galatasaray SK



Galatasaray, 2008-09 Sezonu UEFA Kupası macerasında bir deplasmandan daha mağlup olmadan dönüyor evine.

Fransa Ligue 1'de Lyon'un 21. yüzyılda kurmuş olduğu keskin üstünlüğe son verebilecek en ciddi adaylar arasında gösterilen Bordeaux ile sahasında golsüz berabere kalmak, Ali Sami Yen Stadı'ndaki rövanş karşılaşması özelinde bir avantaj olmalı. Değerlendirilir detaylar tabii; fakat başına dönmek gerekir gecenin.

Nasıl bir takımdı, Galatasaray'ın rakibi Bordeaux? Mutlaka, iyi bir takımdı. Formdaydı. Genç yıldızları vardı. Kaliteli ve gelecek vadeden bir teknik adama sahipti. Artıları çoktu. Ama birtakım eksileri de yok değildi.

Bordeaux, oyuna dair olan fikrini ofansif başlıklar altında toplamıştı daha çok. 4-1-3-2 dizilişinin benimsendiği Bordeaux'da Yoann Gourcuff, Wendell, Jussie, Marouane Chamakh ve Fernando Cavenaghi gibi hücum gücü yüksek isimler, sezon boyunca ilk 11'de kendilerine sıkça yer bulmuşlardı. Beşli bir grup söz konusuydu hücumda. Bu beşlinin hemen ardında görev yapan Alou Diarra ise, son derece stratejik bir oyuncu olarak kabul edilmeliydi. Diarra, yüksek top tekniği ve oyun görüşü sayesinde savunma ile hücum hattı arasında köprü vazifesi görüyordu. Bordeaux'nun skor dezavantajına düştüğü durumlarda da emniyet sembolüydü, Diarra.

Defans dörtlüsünde nispeten açıklar daha fazlaydı. Savunmanın her iki kanadında da oynayabilen Franck Jurietti, acil durumlarda başvurulan isimdi. Sol tarafta daha çok Diego Placente ve Benoit Tremoulinas görev yapıyordu. Her iki oyuncunun ortak özelliği, hücum güçlerinin diğer adaylara göre fazla olmasıydı. Bu anlamda, Bordeaux'nun güçlü yanıydı sol taraf. Özellikle, bu kulvardaki diğer isim Wendell de hesaplar içerisine alındığında. Merkezde ise, Galatasaray'ı umutlandıracak veya planlar oluşturmasını sağlayacak birkaç isim vardı. Fizik gücüyle ayakta kalıyordu, Bordeaux savunması.

Souleymane Diawara, Marc Planus ve Henrique.

Top tekniği oldukça zayıf ve nispeten yavaş olan iki oyuncu yer alacaktı, savunma merkezinde Bordeaux adına. Milan Baros, Harry Kewell, Cassio Lincoln ve Arda Turan gibi ayaklara sahip Galatasaray, durumu rahatlıkla avantaja çevirebilirdi. Bunu cebimize koyalım evvela.

Bir şey daha vardı, Bordeaux'nun ipucu verdiği konular arasında. Lille, St. Etienne, Marsilya ve Lyon. Bordeaux, Fransa Ligue 1'de söz konusu takımlarla oynadığı altı maçtan galibiyet çıkaramazken yalnızca Lille, Marsilya ve St. Etienne ile iç sahada girdiği mücadelelerden toplam üç puan çıkarabilmişti. Diğer yandan, üç mağlubiyet söz konusuydu. Ortak özellikleri vardı bu takımların.

Bordeaux, topla oynamak ve sürekli rakip sahadan olmak isteyen bir ekip. Laurent Blanc'ın Lyon'u tahtından indirmek adına uygulamaya çalıştığı futbol fikrinde önemli yerlere sahip, bu iki başlık. Ama karşılarında böylesi bir düşünceyi benimsemiş takımlar görünce de oldukça zorlanıyorlar. Bu da başka bir gerçek.

Lille. Ligin ilk yarısında Bordeaux'yu 2-1 mağlup ettikten sonra ikinci yarıdaki deplasman maçında da rakibini elinden kaçırmış ve sahadan 2-2'lik beraberlikle ayrılmıştı. Özellikle ikinci maç üzerinden konuşabiliriz. Ludovic Obraniak, Robert Vittek, Bastos, Pierre-Alain Frau. Lille kadrosundaki hücum oyuncuları. Bordeaux'nun keskin bir özelliği vardı, kuralar çekildikten sonra yapılan incelemelerde karşımıza çıkan. Puansız ayrıldığı karşılaşmalarda bile topla oynama oranında rakibine üstünlük kurmayı bir şekilde başarıyordu. Lille, Chaban-Delmas'daki maçta Bordeaux'nun topla ilişkisini kesmek istedi. Önde basmak ve Obraniak, Bastos, Frau üçlüsü ile rakibinin üzerine gitmeyi planladı. Bir şekilde başarılı oldu. 52-48'lik topla oynama yüzdesi üstünlüğünün yanı sıra deplasmandan 2-2'lik beraberlikle ayrılmayı da bildi.

Marsilya. Ligue 1'de Bordeaux ile oynadığı iki maçtan toplam dört puan çıkarmayı başaran bir başka ekip. Benzer yolların izlendiğini söyleyebiliriz. Topu çok seven Bordeaux'nun topla olan aşkını bitirmek istedi, Marsilya. Bunun için de deplasmandaki ilk maçta Marsilya'nın Belçikalı teknik direktöü Erik Gerets; Bakari Kone, Mamadou Niang, Matthieu Valbuena, Karim Ziani, Hatem Ben Arfa ve Bruno Cheyrou gibi ofansif oyuncu yer verdi, 90 dakikalık bölüm içerisinde. Ve topla oynama üstünlüğünü rakibine kaptırmadı. 50-50 ile topu paylaştı, iki ekip. Velodrome'daki ikinci maçta ise, Marsilya'nın golüne kadar olan bölümde Bordeaux'nun topa sahip olma konusunda sıkıntılar yaşadığı gözlemlendi. Marsilya'da bu kez Brandao, Slywain Wiltord, Valbuena, Ziani ve Cheyrou sahadaydı. Bordeaux'ya hücum yaparak cevap verdi, Marsilya. Ve sahadan 1-0'lık galibiyetle ayrıldı.

St. Etienne ve Lyon için de benzer yorumları yapabiliriz. Dört takım da Bordeaux karşısında puan alırlarken rakiplerine futbol oynayarak üstünlük sağladılar. Bordeaux'yu kabul etmeyip üzerlerine gittiler. Tüm bunlar, Galatasaray adına çıkarılacak önemli derslerdi.

Galatasaray teknik direktörü Michael Skibbe, Bordeaux deplasmanına oldukça marjinal bir kadro tercihi ile çıktı. Dikkat çeken birkaç isim birden vardı elbette. Harry Kewell, Cassio Lincoln, Arda Turan ve Milan Baros. Dersine iyi çalışmıştı, Skibbe. Bordeaux karşısında oyunu yarı alanda kabul ederek değil karşı alanda oynayarak başarının yolunu bulabileceğini biliyordu. Dolayısıyla, elindeki en ciddi hücum silahlarını sürdü sahaya. Ama bir şeyden vazgeçemedi. Barış Özbek, Mehmet Topal ve Ayhan Akman. Skibbe, bu üçlünün orta sahadaki direncine de ihtiyaç duyuyordu. Tekrar, aynı anda görevdelerdi. Her birinin ayrı vasfı vardı; ama kağıda yazılan bu yedi ismin ardından mutlaka bazı risklerde alınmak zorunda kalınacaktı.

(Barış Özbek, Mehmet Topal, Ayhan Akman) + (Harry Kewell, Cassio Lincoln, Arda Turan ve Milan Baros)

İki formül birden devreye sokulunca, üç stoperli sistem girdi devreye. Emre Aşık, Fernando Meira ve Servet Çetin mücadele edecekti Galatasaray savunmasında. Bu anlamda, ciddi riskler de vardı tabii. Savunmanın kanatlarına Barış Özbek ve Mehmet Topal'ın ekstra katkılarının yanı sıra Arda Turan ile Harry Kewell da destek olmalıydı.

Bordeaux tarafında pek büyük sürprizler yoktu. İlerideki Chamakh ve Cavenaghi ikilisinin arkasında Yoann Gourcuff, her iki yanında ise Wendell ve Jussie oynayacaktı. Harry Kewell'ın sağ kanatta başlaması, Galatasaray adına bir yenilik olarak kabul edilebilirdi. Hatırlayalım, Bordeaux'nun tercih ettiği hücum tarafı genel anlamda sol kanat olmuştu. Ama çok önemli mesajlar vardı aslına bakılırsa, maç öncesindeki kadrolarda. Skibbe, Bordeaux'nun puan kaybettiği maçları iyi incelemişti belli ki. Laurent Blanc'ın anlamasını istedi. Birinci mesaj buydu. İkincisi maçın hemen başında verilecekti.

Karşılaşmadaki ilk düdüğün ardından Bordeaux, hazırlık pası aşamasındayken şok bir presle karşıladı Galatasaray rakibini. Sağ kanat savunucusu Franck Jurietti, orta sahanın lideri Alou Diarra ve iki stoper. Galatasaray'ın orta bölümdeki üçlüsü, bu isimlere sürekli baskı uyguladılar oyunun ilk birkaç dakikalık periyodunda. Barış, Ayhan ve Topal'a zaman zaman savunmadan Servet Çetin de katıldı. İkinci mesaj buydu işte. Galatasaray, Bordeaux'nun topla olan ilişkisini kesmek istiyordu. Michael Skibbe, Laurent Blanc önünde bir hamle daha yapmayı başarmıştı.

Sıradışı bir dizilişle sahadaydı belki Galatasaray; ama Harry Kewell ve Cassio Lincoln'ün dönüşünün hemen ardından özlenen görüntülerinden birine de kavuşmuştu bir şekilde. Bordeaux, topla oynarken 10 kişiyle arkaya geçiyordu Galatasaray. Sezon başındaki 4-2-3-1'in olmazsa olmazlarından biri. Çok daha mühimi; 10. kişi, genellikle Lincoln oluyordu. Bir fikir daha. Galatasaray'ın hedefleri arasında, Lincoln'ün Alou Diarra üzerine yapacağı baskının ve kapacağı topların ardından Milan Baros'u Bordeaux savunmasının arkasına kaçırmak gibi bir başlık da vardı. (Cümledeki Lincoln öznesi yerine farklı bir isim getirilebilir.)

Artılar ve eksiler. Maçın ilk bölümünde yukarıdaki planlar gerçekleşmeye başladı.

Galatasaray'ın üçlü savunma anlayışındaki bocalama evresinde Bordeaux, Wendell'i sol kanada gönderdi ve birkaç önemli fırsat yakaladı. Burada şans yanındaydı Galatasaray'ın. Ama sonrasında; 10 kişi ile topun arkasına geçme, Lincoln, rakibin top tekniği düşük stoperleri ve Milan Baros gibi planların gerçekleştiği görüntüler de ortaya çıkmaya başladı. En net pozisyon ise, 23. dakika yaşandı.

Savunmanın arkasına atılan uzun pası yakaladı, Baros. Kaleci ve savunmanın arasından sıyrılıp golü atacaktı ki, Bordeaux'nun file bekçisi Ulrich Rame tarafından düşürüldü. Çarpışma veya değil. Belki de penaltı ve kırmızı kart. Hiçbiri değil. Baros'un elleri topla temas edince hakem, ters bir karar vermek durumunda kaldı. Dahası, pozisyondaki hengamenin ardından Baros, sakatlandı ve devre arasında oyundan alındı. Skibbe, Baros'un yerine Shabani Nonda'yı sürdü sahaya. Bu, Galatasaray adına Bordeaux maçında yeni bir sayfa anlamına geliyordu.

Nonda ve Baros, farklı futbol karakterine sahip iki oyuncu. Baros, çok iyi toplar almıştı ilk yarı boyunca. İkinci yarı için de umut veriyordu. Ama Nonda'nın girişiyle oyun yapısı tamamen değişti Galatasaray tarafında. Skibbe, ikinci yarıda Nonda'nın daha çok orta sahaya gelmesini ve takımının aslında forvetsiz bir oyun yapısına dönmesini istemiş olabilir. Premier League'de birkaç menajerin uyguladığı sistemdir bu. Harry Kewell, Cassio Lincoln ve Shabani Nonda gibi adamların orta sahadaki top kullanma yeteneklerinin ardından hücumda bir zenginlik yaratmak. Bu olmalıydı, Galatasaray'ın ikinci yarıdaki fikri. Nonda'dan Baros'un yaptıklarını beklemek doğru değildi çünkü.

Bir hamle daha yaptı 65. dakikada Michael Skibbe.

Harry Kewell, sakatlık sonrası sahada kalma anlamında beklentilerin üzerine çıkmıştı. Performansı ise, yine profesyonelliği ile ilgiliydi. Nerede ve nasıl duracağını biliyordu, Avustralyalı. Ama fazla da zorlamamak lazımdı. Sabri Sarıoğlu girdi yerine.

Bir yeni hamle daha. Sabri, alışılagelen yerinden farklı bir bölgede oynayacaktı. Nonda sonrasında forvetsiz yapıya dönen Galatasaray'da Sabri'nin hücum presle kazanacağı toplar, formülün tamamlayıcısı olabilirdi. Bu bölümde önde oynayan Sabri, önceden planlanan senaryonun bir ürünü olarak sağdan geldi. Ceza sahası dışından içeri giren Lincoln'e müthiş bir pas çıkardı; ama olmadı. Yine de düşüncelerin gerçeğe dönüştüğünü görmek önemliydi.

Laurent Blanc da kendi adlarına iyi gitmeyen işleri değiştirmek durumundaydı. Son 20 dakika içerisinde üç oyuncu değişikliği geldi, Fransız teknik adamdan. İkisi, direkt olarak mevkii ile alakalıydı. Chamakh ve Gouffran özelindeki hamle, kesinlikle bir sürpriz değildi. 84. dakikada gerçekleşen Placente ve Tremoulinas değişikliği de. Savunmasının solundan oyuncu alan Blanc, galibiyete ihtiyaç duyduğu bir karşılaşmanın son altı dakikasında ilave sol bek daha alıyordu oyuna. Yalnızca bu iki hamle arasında gerçekleşen değişiklik, kendi içerisinde tutarlı kabul edilebilirdi.

Wendell, çift sarı kartın kıyısından döndü. Ardından Blanc, oyuncusunu Fernando ile değiştirdi. Buradaki anlam, rakibi kanatlardan ziyade göbekten delmeye çalışmak olmalıydı. Lincoln ve Nonda oyundan düşüyor, dolayısıyla Galatasaray da bu bölgede zayıf kalıyordu çünkü. Fernando, orta sahada Gourcuff ve Alou Diarra'ya destek sağlayabilirdi. Olmadı. Tutmadı Blanc'ın planları.

Galatasaray adına eksik, goldü. Bunun dışındaki tüm konularda dersine iyi çalışan bir teknik kadro vardı. İkili karşılaştırmada Michael Skibbe, Laurent Blanc karşısında şimdilik önde olan taraf. Rövanş maçına kadar, ikilinin birbirlerini biraz daha iyi tanıyacağını söyleyebiliriz.

Bir önemli ayrıntı daha.

Bordeaux, hafta sonu Ligue 1'de St. Etienne deplasmanına gidiyor. Böylesi zorlu dış saha maçlarında güçlük yaşayan Bordeaux'dan birkaç ayrıntı çıkarmak adına, müthiş bir fırsat. Sonrasında, Ali Sami Yen'de maça konsantre olabiliriz. Hem de tam konsantre.

1 yorum:

Sandor dedi ki...

Bu skibbe tornacı değil miydi yahu nasıl bu kadar taktik yapmış?

Malesef toplumumuzdaki yaygın tutum, kaybedince teknik direktör kaybetti, kazanınca futbolcular kazandı şeklinde.

Sezar'ın hakkını Sezar'a verdiğiniz için teşekkür ederim, güzel bir analiz olmuş.