14 Şubat 2009 Cumartesi

0-1: Oyun Karakteri ve Konsantrasyon



Antalyaspor maçı öncesi, Galatasaray adına pek de sevimli olmayan bazı notlar vardı.

Cassio Lincoln. Galatasaray'ın sezon başından bu yana uygulamak istediği futbol düşüncesindeki en stratejik isim. Yer yüzündeki sistem takımı örneklerinde bir numaraya yerleştirilebilecek Barcelona, yalnızca bir oyuncu yokluğunda (Lionel Messi) nasıl bambaşka bir takım oluyorsa, Galatasaray da benzer bir sıkıntıyı Lincoln özelinde yaşıyordu. Lincoln'ün yokluğunda çıktığı deplasman maçlarında sadece Denizlispor'u yenebilmişti Galatasaray. Ve genel toplamda ise 10 puan kaybetmişti. Lincoln'ün bir süre göründüğü Kayserispor maçındaki anlayışın devamı olarak da kabul edilebilirdi Antalyaspor deplasmanı.

Lincoln'den çıkalım, baktığımız fotoğrafı büyütelim. Yine ısrarla üzerinde durulan bir konu. Galatasaray'ın ileri dörtlüsüne talip olan beş oyuncudan (Arda Turan, Harry Kewell, Cassio Lincoln, Shabani Nonda ve Milan Baros) ikisi olmayacaktı Antalya'da. Lincoln, Kayserispor maçında kendisine gösterilen sarı kartların cezasını çekiyordu. Harry Kewell ise muhtemelen hafta içindeki Bordeaux maçına saklanmıştı. Shabani Nonda'nın 11'de olması sürpriz sayılmazdı bu anlamda. Milan Baros ve Arda Turan'ı da yanına alınca, Galatasaray adına bir dilemma daha gerçekleşiyordu.

Barış Özbek. Mehmet Topal. Ayhan Akman.

Tobias Linderoth, geçtiğimiz sezondan bu yana devam eden sakatlığından dolayı asla ideal planın bir parçası olamadı. Michael Skibbe'nin 4-2-3-1'inde yer bulamazdı. Ama Ayhan Akman için böyle bir durum söz konusu değildi. Kaptan'a güveniyordu, Skibbe. Yanındaki isim üzerinde ise, sezon başında bir kesinlik yoktu aslına bakılırsa. Mehmet Topal, Euro 2008'deki performansına karşı yedek kulübesindeydi. Barış Özbek de yine sezon başında sakatlığa kurban gidince uzun süre planlar içerisine girememişti. Skibbe, burada Ayhan Akman ve Mehmet Topal ikilisi ile devam etti çokça.

Barış Özbek'in geri dönüşü ile işler karıştı. Hertha Berlin deplasmandaki Barış, bu yönde bir performans sergilemişti çünkü. Ama diğer iki isimden vazgeçmek de kolay değildi. Sağ kanat savunmasında bir kez daha sakatlık belası baş gösterince Barış Özbek, bu bölgeye kaydırıldı. Mehmet Topal ile Ayhan Akman da orta sahadaki görevlerine devam ettiler. İşte, zor seçim buradaydı. Sağ bek rotasyonu sağlandığı ve 4-2-3-1'e dönüldüğünde, orta sahadaki ikili kim olacaktı? Sorunun cevabını alamıyorduk; çünkü bu defa da ilerideki dörtlünün ayaklarında sorun çıkmıştı.

Her üç oyuncunun da kendine has özellikleri vardı. Barış Özbek'in dönüşüyle bir karakter kazanmıştı, Galatasaray. Denizlispor deplasmanın 45. dakikasında Milan Baros'un girdiği çok net gol pozisyonu ve Kupa'daki Sivasspor maçında Arda Turan'ın attığı gol. Her iki pozisyon öncesinde de Barış Özbek'in rakip stoperlere, Galatasaray'daki diğer orta saha oyuncularının akıllarına gelmeyecek şekilde, yapmış olduğu baskı söz konusu. Burası önemli. Diğer yandan, Mehmet Topal'ın orta sahadaki pas trafiğini kontrol etmesi anlamında oldukça kıymetli bir rolü var. Rakibe bu bölgede basma ve rakibi karşılamayı da ekleyebiliriz. Son olarak, Ayhan Akman ise Galatasaray'ın orta sahadaki lideri.

Galatasaray, kağıt üzerinde son derece avantajlı gözükse de durumun sıkıntısını yaşıyor ironik bir biçimde. Michael Skibbe, üç oyuncusundan da vazgeçemiyor. İlerideki dörtlüye aday olan beş oyuncu içerisinden Cassio Lincoln ve Harry Kewell eksik olduğunda tüm sistemi değiştirme pahasına üçünü birden sahaya sürüyor, Michael Skibbe. Ve maalesef, her zaman formül işlemiyor. Antalya deplasmanında da Galatasaray orta sahası, Barış Özbek, Mehmet Topal ve Ayhan Akman üçlüsünü emanet edildi. Böylesi bir diziliş, 4-2-3-1'in doğal alt sistemi 4-3-3'ü oluşturuyor. Kontrolünüzden çıkıyor bir yerde hatta. Bu dağılımda Arda Turan, Milan Baros ve Shabani Nonda ileride kalıyor.

Avantajları ve dezavantajları var, 4-3-3 dizilişinin.

En büyük dezavantajından başlayalım. Galatasaray'ın sezon ortasındaki etkileyici futbolunda birkaç sihirli nokta vardı. Top rakipteyken minimum 9 ve çoğu zaman da 10 kişiyle topun arkasına geçiyordu Galatasaray. 10. kişi, çok büyük ihtimalle Lincoln oluyordu. Yalnızca Baros'un topun önünde olduğu bir sistemdi. Baros, rakip savunmadan iki stoperin arasındayken Galatasaray'ın Lincoln, Kewell veya Arda ile kaptığı toplar sonrasında saha içerisinde yepyeni bir serüven başlıyordu. Dönerek gelen Galatasaray karşısında tüm dengesi değişiveriyordu rakip takımların. Bu anlamda, söz konusu stratejik özelliğini kaybetti Galatasaray. Antalya deplasmanında da Milan Baros'un yanı sıra Arda Turan ve zaman zaman Shabani Nonda topun önünde kaldı.

Diğer bir dezavantaj, orta sahadaki üçlünün ofansif anlamdaki minimum katkısı. Barış Özbek, Galatasaray için merkezde oynarken son derece değerli bir isim. 4-2-3-1'de oldukça sürpriz katkılar verebilir Barış, Galatasaray'a. Fakat, Arda Turan'ın ileride olduğu ve Milan Baros'a Shabani Nonda'nın destek verdiği dizilişte çok fazla kenarlarda kaldığı için enerjisini hiç de verimli kullanamıyor, Barış Özbek. Ayhan Akman da hücuma destek konusunda sıkıntı yaşıyor. Keza Mehmet Topal. Asli görevi rakibin ilk toplarına basmak ve oyunu başlatmak olan Topal, hücuma fazla konsantre olamıyor. Doğal sonuç, Shabani Nonda'nın hücum bölgesinden çıkarak orta sahaya kadar gelmesi. Nonda, bu yeteneklere sahip bir oyuncu; ama boşalttığı bölgeye ikame bir güç gelemediği için, Baros ileride yalnız kalıyor. Nonda'nın orta sahaya çıktığı anlarda.

Galatasaray'ın dizilişlerden bağımsız bir handikabı daha var. Bir bölgede unutuyor kendisini Galatasaray. Sabri Sarıoğlu'nun kanadından hücum etmeye çalışırken sol taraf, tamamen plandan çıkıyor. Antalyaspor'da Mehmet Özdilek, bu durumu iyi teşhis etmiş. Galatasaray, Sabri ve Barış ile sağ kanattan ileriye giderken Antalyaspor savunmasında kapılan tüm toplar, Galatasaray savunmasının soluna ters paslarla gönderildi. Hiç beklemediği bir reaksiyon ile karşılaşan Galatasaray'da Volkan Yaman, Antalyaspor adına bu bölgede görev yapan Ali Zitouni'den sürpriz koşular yedi. Özellikle ilk yarıda Zitouni, Volkan'ı oldukça zorladı. Daha sonra toparlamayı başardı Volkan, bir şekilde. Bu defa diğer kanadı kullandı, Antalyaspor.

Galatasaray'ın sağ kanat savunmasından konuşmak gerekiyor. Sabri Sarıoğlu, güven sorunu yaşıyor olabilir şu sıralar. Genel anlamda ortalamanın altında bir sağ bek olan Sabri, kaptırdığı her topun ardından yaptığı hatayı telafi adına görev bölgesini terk ederek orta sahaya kadar çıkıyor ve Galatasaray'ın dörtlü savunması, birer bölge kaymak durumunda kalıyor. Sivasspor deplasmanında kaybedilen 2-0'lık maçta net örneklerini görmüştük durumun. Michael Skibbe, bu yüzden zaman zaman 3-4-1-2 benzeri bir diziliş üzerinde durmaya çalışıyor. İyi bir sağ kanat savunmacısı olsaydı, durum farklı olurdu mutlaka. Antalyaspor da gördü bu gerçeği. Sabri, ikinci yarıda bölgesini çok boş bırakınca Fatih Ceylan ile geldi Antalyaspor ve golü de attı.

Galatasaray adına dev sınav, gol sonrası göstereceği reaksiyonda gizliydi.

Shabani Nonda'nın orta sahadan Milan Baros'a yapmayı planladığı servis çalışmasında en büyük fırsat, Antalyaspor'un golünün hemen ardından geldi. Maçın başından beri, ilk defa işe yaramıştı formül. Baros, feci bir vuruş yapmasaydı eğer; Galatasaray, sahip olduğu futbol fikriyle bulmuş olacaktı beraberlik golünü. (Benfica deplasmanında değerlendiremediği pozisyona benziyordu aslına bakılırsa.) Ve skorun altından çok daha rahat kalkma fırsatını yakalayacaktı. Olmadı. Baros, yıpranmıştı. Sarı kartı vardı ve morali de bozulmuştu. Skibbe, Baros'u oyundan aldı. Yerine dahil olan isim ise Ümit Karan'dı.

Ümit Karan, Galatasaray'ın üzerine temellendirmeye çalıştığı futbol modelinde oldukça riskli bir stile sahip. Psikolojik anlamda patlamaya her an hazır ve pas yeteneği sınırlı bir forvet, Ümit. Daha çok rakibin tamamen kapandığı iç saha maçlarında etkili olabilir. Ama geçtiğimiz hafta Kayserispor maçında aranılan adam haline geldiğinden belki de, son bölümde görev yapma fırsatı buldu. Baros'un değerlendiremediği gol pozisyonu ve sonrasında oyundan çıkmasının ardından tamamen karakter değiştirdi, Galatasaray. Duruma müdahale edip gidişat hakkında otorite sahibi olacak Arda Turan da son derece etkisiz bir görüntü içerisine girince, tamamen tesadüflerle gol arayan bir takım kimliğine büründü Galatasaray.

Savunmanın sağından şişirilen her top, Antalyasporlu oyuncularda kaldı. Dahası karşı atak oldu ve Antalyaspor, kendisini oldukça rahatlatan serbest vuruşlar kazandı. Burada durumun ayrımı yapılmalı. Galatasaray, böylesi hallerde her hücumu basketboldaki son top mantığıyla kullanmalı. Aksi takdirde, ortaya son derece dağınık ve kaotik bir takım çıkıyor. Bu da tamamen baskın genlerle ilgili. Türk Futbolu'nun ve dolaylı yoldan Galatasaray'ın da geçtiğimiz yıllarda bünyesine sirayet eden o kötü ruhla. Son 15-20 dakikayı çöpe attı, Galatasaray. 5 dakika içerisinde ileriye şişirilen 8 toptan 1 adet pozisyon beklemek yerine aynı sürede tamamen planlı geliştiren 1 veya 2 pozisyondan sonuç beklemek, çok daha mantıklı olmalı. Durumdaki fırsat maliyetini iyi değerlendirmeli, Galatasaray.

Mutlaka dersler çıkarılacaktır. Michael Skibbe'nin futbol tarafındaki saygın karakterinden vazgeçtiği bazı noktalar var. Sisteminden taviz vermek durumunda kalıyor çoğu zaman. İlk yarıda mağlup olunan maçlarda bile, sisteminin sahada mücadele etmesini istiyordu Skibbe. En kısa süre içerisinde takımını bu yönde tekrar konsantre etmeli. Unutmayalım ki; Skibbe, sezon başında önce sistemini belirledi. Ve sonrasında Harry Kewell, Milan Baros gibi isimleri talep etti. (Buraya Fernando Meira'yı da eklemek lazım.) Hatta Cassio Lincoln'ün yeniden doğmasını sağlayan adam oldu.

Evet, Galatasaray son yılların en iyi kadrosunu kurdu; ama bu kadro, oluşturulduktan sonra emanet edilmedi Skibbe'ye. Skibbe'nin direktifleri doğrultusunda meydana geldi bu ekip. Sonuç? Alman teknik adam, sisteminin kritik adamlarına kavuşmalı en kısa zamanda. Bordeaux maçı, oldukça önemli bu anlamda. Cassio Lincoln, Milan Baros ve Arda Turan hazır olacaklardır. Harry Kewell'dan da performans bekleyebiliriz.

Ve en son olarak, sonuçlar çıkarılması gereken bir mağlubiyet oldu Galatasaray adına. Bordeaux maçının ardından bir defa daha başlayacak 2008-09 Sezonu Galatasaray adına. Belki de son defa.

2 yorum:

Sacit Tekin dedi ki...

Eray,

Fazlasıyla iyimser yorumlar olmuş, umarım sonunda haklı çıkarsın ama sanmıyrum.

Öncelikle Skibbe'yi sabrıla takip ettim. Yerden ayağa pynatması umutlandırdı beni ama verebildiği sadece o kadar. Teknik direktörden ilk beklenen direktörlüktür, teknik kısım arkasından gelir. Skibbe nin direktör olacak liderlik becerileri yok, Adnan Sezgin orada iken de bu tip de adam gelir mi bilmiyorum. Dolayısı ile otorite figüründen yoksun bir teknik adam eksiktir, yarımdır.

GS nin oyun yapısına gelince. Ayhan, Barış, Topla bunların hepsi düz adam. Sadece mücadele eden ama takıma hücum zenginliği katma anlamında sahada yokları oynuyorlar. Yani yazıda yazdığın gibi Topal'ın pas alışverişini sağlama gibi bir meziyeti olması mümkün değil çünkü adamın top kullanma becerisi yok. GS nin de kadrosu kaliteli olarak adlandırılsa da orta saha kurgusu açısından yaklaşıldığında oyunun tek tarafını oynayan oyuncuların çokluğu ciddi bir sıkıntı. Lincoln, Kewell gibi hücum zenginliği yaratan ama mücadele düzeyi düşük, yukarıdaki 3 lü gibi mücadele eden ama takımın gol yollarındaki aklı olmaktan ziyadesiyle uzak adamlar ile dengeli bir takım olamazsınız.

GS nin kaliteli bir kadroya ulşaması için orta sahada oyunun iki yönünü oynayabilen adamlara ihtiyacı var. Bu ne Barış ne Topal la olur, Appiah tarzı adamlar bulmak lazım. Bir de sağ ve sol beke kaliteli takviyeler lazım.

Sanıldığı kadar dengeli olmayan bir kadrosu var GS nin. İşte Lincoln olmayınca acizleri oynayan bir takım. Messi siz Barça ile kıyaslanamz çünkü GS gerçekten aciz duruma düşüyor. 1 oyuncuya bu kadar bağlı iseniz kısaca siz takım değilsinizdir.

Bu bağlamda GS nin asıl sorununun futbol şubesinin yönetimi olduğunu düşünüyorum. Teknik adam seçimi kumardı ve tutmadı. Yanlış teknik adam seçimleri Polat&Sezgin ikilisinin kaderi zaten.

Bu aşamadan sonra GS zaman zaman parlak performanslar ortaya koyar ama hiç bir zaman istikrarlı ilerleyemez. Ne kadrosu ne de hocası buna müsait değil.

ASY dedi ki...

Selamlar,

Ne kadar doğru, bilmiyorum; ama futbolda da bir oyuncu, bir takım adına son derece önemli olabilir.

Cassio Lincoln'ün yokluğunda Galatasaray'ın görüntüsünün tamamen değişmesi, anormal bir durum değil bana kalırsa. Ya da Lionel Messi'den yoksun Barcelona'nın. Messi örneğini verdim; çünkü oldukça enteresan rakamlar var Messi'li ve Messi'siz Barcelona hakkında. (Buranın konusu değil. Yine de kısaca geçmek gerekirse, Barcelona'nın La Liga'da puan kaybettiği 4 maçın 3'ünde; Şampiyonlar Ligi'nde puan kaybettiği 3 maçın tamamında ve Copa Del Rey'de kazanamadığı 2 maçın yine 2'sinde Messi, 11'de değildi. Messi'nin 11'de başlamadığı maçlarda Barcelona'nın rakamları; 3 galibiyet, 6 beraberlik ve 3 mağlubiyet.) Sistem takımı olmak isteniyorsa, bunların bertaraf edilmesi gerekiyordu tabii yine de.

Michael Skibbe hakkında fikir sahibi olurken kendi adıma belli kriterlerim vardı mutlaka. Gelmeden önce, destekçisi değildim; ama imza töreninde düzenlediği basın toplantısındaki duruşu, konuşmaları ve hedeflerinden etkilendim. Genç ve başarıya aç olması, üstelik yaşına göre tecrübeli olması, artı yanlarıydı. İmzanın ardından ilk hamlesi, Harry Kewell oldu. Leverkusen'de ne yapmak istediği belliydi Skibbe'nin. Galatasaray adına da olması gerekenlerdi bunlar. 4-2-3-1 ve pas futbolu. Harry Kewell transferi, bu anlamda son derece saygı uyandıracak bir fikirdi. Skibbe, Galatasaray'a dair bir fikrinin olduğunu kanıtlamıştı. Cassio Lincoln'ü de hayata döndürecek bir projeydi bu. (Ki sır değildi aslına bakılırsa.)

Kewell sonrasında hamleleri devam etti, Skibbe'nin. Morgan De Sanctis'i bir kenara bırakalım. Fernando Meira da belli stratejinin sonucu olarak geldi Galatasaray'a. Örnekleri, Bayern Münih'ten Lucio veya Daniel van Buyten olabilirdi; ama bunları alamazdı Galatasaray. Yine aynı seviyeden, Bundesliga'dan Stuttgart gibi bir takımın kaptanı transfer edildi. Skibbe'nin amacı, savunmada top tekniği yüksek bir oyuncuya sahip olmaktı. Meira da bunu gerçekleştirebilirdi. Topla çıkabilen ve oyunu geriden başlatabilen savunma oyuncusu. Bu da tamamdı. (Devam eden aylarda, Meira'nın sistem içerisinde ne denli evrildiğinden bahsetmiyorum burada.) Ve en sonunda 4-2-3-1'de arkadaki hareketli üçlünün arasına karışabilecek, daha çok 4-2-3+1 formülünü hayata geçirebilecek bir forvete ihtiyaç vardı. Ricardo Oliveira olmamalıydı bu isim. Milan Baros olabilirdi. Bu da oldu.

Şimdi dönelim, ''Böyle kadro kuruyorsunuz, başına Skibbe'yi getiriyorsunuz'' şeklinde dönen eleştirilere.

Anlatmak istediğim bu evvela. Transferler, Skibbe'den bağımsız yapılmadı ki. Yabancı oyuncuların tamamı, bir düşüncenin ürünü olarak Galatasaray'a kazandırıldı. Önce sistem belirlenmişti belki de ilk defa. Fenerbahçe'nin transfer döneminde düştüğü hatadan kaçınmıştı, Galatasaray. Oyuncu alıp sonra sistem kurmak yerine, sistemi belirleyip ardından transferler yapılmıştı. Ve bunda da en büyük pay, kesinlikle Michael Skibbe'nindi. Kendi adıma Skibbe tarafında oluşan kredi, ciddi anlamda transfer sezonunda oluşmuştu. Yola çıkarken fikrinin olması, etkileyiciydi.

Toplayalım tüm bunları. Yani, oyuncuları ve alınma gerekçelerini. (Arda Turan ile Cassio Lincoln de yeni birer transfer olabilirlerdi yeni sistemde.) İlk dönemde, sancı çekilmesi doğaldı. Ama bir şekilde yüzünü gösterecekti bu takım. Avrupa Kupaları'ndaki Olympiakos, Benfica ve Hertha Berlin maçlarında neler yapabileceğini kanıtladı, Skibbe'nin Galatasarayı. Turkcell Super Lig'deki Denizlispor, Kocaelispor, Konyaspor, Trabzonspor, Gaziantepspor, Ankaragücü, Gençlerbirliği ve Beşiktaş maçlarında da. Bunları görmekti önemli olan. Galatasaray, sistemini sahaya yansıtabildiği tüm maçların favorisi olacaktı. Bunun için bazı adamlara ihtiyaç vardı. Harry Kewell, Cassio Lincoln, Arda Turan, Shabani Nonda ve Milan Baros gibi. Normal şartlar altında dördünün en kötü halde ise üçünün sahada olması gerekiyor.

Orta sahaya gelelim. Yine bazı isimler sayacağız tabii.

Tobias Linderoth, Galatasaray'ın şu an oynamak istediği futbol için yaratılmış adeta. Ama biliyorsunuz neler olduğunu. Linderoth'u kenarda bırakalım. Skibbe'nin en fazla güvendiği orta saha oyuncusu, Ayhan Akman. Mehmet Topal ve Barış Özbek'ten önce. Oyunun iki tarafını oynayabilecek potansiyele sahip olduğu için. Barış ile Topal'ın da kendi içerlerinde belli özellikleri var. Barış, çok kritik bir zamanda çıkmıştı sakatlıktan. Ayhan Akman'ın olmadığı Hertha Berlin maçında Galatasaray'ın o zamanlar ihtiyacı olan eksik tarafı kapattı. Yumuşak bir takım olduğu söyleniyordu Galatasaray'ın. Ve Barış, sertlik kazandırdı takıma. Topal, top kazanma özelliği müthiş olan bir adam. Tabii, top kullanma konusunda kendisini geliştirmesi gerekiyor.

Mehmet Topal, Barış Özbek ve Ayhan Akman. İdeal bir 4-2-3-1'de mutlaka birinin eksilmesi lazım. Çünkü üçü birden aynı anda sahada olduğunda işler karışıyor. Defansif bir takım çıkıyor ortaya. Üstüne Lincoln ve Kewell da olmayınca direnç bir kat daha azalıyor. Anlatmak istediğim buydu. Lincoln, Kewell, Baros ve Arda'lı Galatasaray'da yukarıdaki üçlüden birinin kenara gitmesi gerekecek. Üçlü kombinasyondaki herhangi bir ikili, bahsettiğiniz handikapları mutlaka azaltacaktır.

Son olarak, kadronun dengesine değinelim. Bana kalırsa, son derece dengeli, derin ve iyi bir kadrosu var Galatasaray'ın. 30 kişilik rotasyonda 14-15 kişi eksikken bile eleştirilebiliyor, Galatasaray. Bu, işin uzun tarafı. Fenerbahçe'de Gökhan Gönül, Lugano, Roberto Carlos, Alex, Deivid ve Semih Şentürk; Beşiktaş'ta Tomas Sivok, Marcio Nobre, Matias Delgado, Rodrigo Tello ve Bobo; Sivasspor'da Mehmet Yıldız, Bilica, Abdurrahman Dereli, Musa Aydın ve Pini Balili; Trabzonspor'da Rigobert Song, Egemen Korkmaz, Hüseyin Çimşir, Selçuk İnan ve Gökhan Ünal'ın eksik olduğunu düşünün. Yine de, ''sakatlıklar'' değil bahane. Yalnızca örnek. (Sevdiğim bir tarz da değil.)

En sonunda. Galatasaray, 4-2-3-1'inde sorun yaşamasın. Futbol sahasında, başka problemi olmaz. (Sağ bek konusunda ise hemfikiriz.)

Sevgiler,
Eray.