8 Şubat 2009 Pazar

1-1: ''Bin Dereden Su Getirsem...''



Arda Turan, Cassio Lincoln, Harry Kewell, Milan Baros, Shabani Nonda.

Galatasaray'ın uygulamak istediği futbol düşüncesinde hayati öneme sahip beş isim; fakat ideal bir kadroda hepsinin birden sahada olması pek mümkün değil. Dizilişe dökelim: 4-2-3-1. Yine de birbirlerini ikame edebilecek oyuncular bunlar. Yani içlerinden herhangi dört tanesi sahada olduğunda işleri yoluna koyabiliyor, Galatasaray. Hatta kontenjan, zaman zaman üçe bile düşebiliyor. Kayserispor karşısında Harry Kewell dışındaki tüm opsiyonlara sahip bir Galatasaray vardı. 16. haftadaki Beşiktaş karşılaşmasından bu yana ilk defa.

Rakip Kayserispor, Turkcell Süper Lig'de karakter sahibi olan takımlardan biri. En azından, Kayserispor ile ilgili belli fikirler öne sürebilirsiniz hayatınızın herhangi bir anında. Türkiye'nin en üst seviyedeki klasmanında sık rastlanan bir durum değil bu. Sert oyun oynar, Kayserispor. Orta sahanın merkezindeki iki oyuncusu Alioum Saidou ve Ragıp Başdağ, rakiplerini bozar ve takım savunmasına büyük katkıda bulunurlar. Ortalama da bir kontra atak takımı sayılır, Tolunay Kafkas'ın ekibi. Sıkışan oyunda son vuruş eksikleri yaşasalar da.

Genel özelliklerinin yanı sıra, zirveye oynayan takımlar karşısındaki duruşları önemlidir. Lider Sivasspor ile ligdeki iki maçta da golsüz berabere kalan Kayserispor, kendi evinde Beşiktaş'ı 1-0 mağlup ederken Trabzonspor ile de karşılıklı atılan goller sonrasında yenişememiştir. En dikkat çekici sonuç ise Fenerbahçe'ye karşı alınan 4-1'lik galibiyet olmalıdır, Kadıköy deplasmanındaki. Yukarıda sayılan karakteristiklerin tamamının sergilendiği maçtır, Fenerbahçe önündeki zafer. Kayserispor defans hattından Fenerbahçe savunmasının arkasına atılan toplar ve ligde toplam dört golü bulunan Nijeryalı Julius Aghahowa'nın üç defa takla atma imkanı bulması...

Tüm bunları bir kenara koyarak bakıyordu Kayserispor karşılaşmasına, Galatasaray. Fakat bu sezonki en büyük rakibiyle bir kez daha yüzleşmek durumundaydı. Sol kanat savunucusu Hakan Balta, maç öncesindeki ısınma hareketleri esnasında kasıklarından sakatlanarak müsabaka kadrosundan çıkarılmıştı. Sürpriz sayılır mıydı, bilemeyiz; ama ''Galatasaray ve Sakatlıklar'' adında bir kitap yazılacaksa eğer, yeni bir bölüm daha kazanılmıştı.

İki farklı seçim olabilirdi burada. İlki ve kolay olanı, Galatasaray kadrosunda Hakan Balta'nın yedeği konumundaki Volkan Yaman'ın bu bölgeye monte edilip aynı fikirle yola devam edilmesi. Bir tercihti mutlaka. Ama farklı bir opsiyon her zaman var olmalıydı. Shabani Nonda, Cassio Lincoln, Arda Turan ve Milan Baros. Yukarıda söylenildiği gibi, Beşiktaş maçından beri işleyen süreç içerisinde ilk kez beraber oynama fırsatı yakalamışlardı. Kaldı ki; 4-2'lik Beşiktaş galibiyeti, Galatasaray'ın minimum güç harcamasına karşı oldukça rahat üç puana ulaştığı bir 90 dakika sonrasında gelmişti. Neden? Çünkü; kağıt üzerindeki tüm planlar, ustaca işlenilmişti sahada. Daha fazlası da olabilirdi o gece.

Kayserispor maçı öncesi, Michael Skibbe'nin aklını karıştıran nedenlerden biri olarak kabul edilebilirdi bu durum. O yoldan devam etti, Alman teknik adam. 3-4-1-2 gibi gözüken etkili bir 4-3-3 vardı, Beşiktaş karşısında. Servet Çetin, Fernando Meira ve Hakan Balta'nın savunmada kaldığı, Barış Özbek'in ise sağ koridorun tamamını kullandığı. Skibbe, Hakan Balta'nın o akşam üstlendiği görevi takımda belki de en güvendiği isimlerden biri olan Mehmet Topal'a vermek istedi. Çünkü, biliyordu Mehmet'in elinden geleni yapmak adına mücadele edeceğini ve kesinlik bu konuda bir sıkıntı çıkarmayacağını. Takviye olarak kadroya giren isim ise, Mehmet Güven oluyordu.

Galatasaray'ın bu sezonki sisteminin yükselttiği birkaç isim var.

Birincisi, kuşkusuz Cassio Lincoln. Bir ikincisi, Milan Baros. Avrupa kariyere dibe vurmak üzereyken geldiği Galatasaray'da futbol yaşantısının en formda günlerini yaşıyor, Çek forvet. Yerele baktığımızda da belli oyuncular görmek mümkün. Ama birini içlerinden ayırmak lazım: Mehmet Güven. Skibbe gelmeden önce özgüveni yerlerde dolaşan Mehmet, pas yetisinin de katkısıyla, sistem içerisine girmek üzere. En azından artık aranılan bir adam.

Galatasaray'ın ligde aldığı yenilgilere bir bakalım. Fenerbahçe maçı. Rakip, kendisinden yetenekli olduğunu bildiği Galatasaray'ı orta sahada sertliklerle durdurma çabası içerisinde. (Real Madrid'in Nou Camp'ta Barcelona karşısında denediği formül.) Doğrudur veya değildir; ama artık dünyada çeşitli örneklerine rastladığımız bir durum. Sonunda, psikolojik etkenlerin katkısı ve kaybedilen üç puan. Eskişehir maçından devam edelim. Değişen pek fazla bir şey yok. Kadıköy'deki kadar sert olmasa da, yine psikolojik faktörlerin devreye girmesi. Ve ardından gelen mağlubiyet. En sonunda Sivas karşılaşması. Futbol oynamaktan ziyade, durdurma niyetinde olan bir rakip. Dahası, Galatasaray'ın karşısına çıkan takımlara fikir veren bir mağlubiyet.

Kayserispor'un sert karakterde olduğu zaten biliniyordu. Üstelik, Sivasspor ile oynanılan üç maçlık seri sonrasında artık fazlaca keskin planlar da vardı. Mehmet Güven tercihi, bu anlamda değerlendirilebilir. Güven'in orta sahadaki pas yeteneğinden yararlanmak ve Kayserispor'un bu bölgede göstereceği muhtemel direnci kırmak isterken diğer yandan Topal'dan da vazgeçmemiş olacaktı, Galatasaray. Ki maç başladığında görüldü. Gayet iyi işliyordu, sistem. Ve planlar içerisinde olmayan bir gol ile öne de geçmişti, Galatasaray. Daha çok zirvedeki diğer takımların bulduğu tesadüfi bir pozisyon sonrasında.

Kayserispor'un gücünü kırmak adına oldukça stratejik anlama sahipti bu gol. Artık gerisi daha rahat olabilirdi; ama Cassio Lincoln'ün golden hemen önce görmüş olduğu sarı kartı aklımızdan çıkarmamalıydık. Pozisyonda kötü niyetli bir isim vardı. Ardından düdüğü çaldı ve Lincoln'ü cezalandırdı. Aslında, çok daha farklı manalar çıkarılmalıydı bu pozisyondan. Selçuk Dereli ve liderliğini yaptığı hakem camiası, Brezilyalı oyuncuya karşı net bir kompleks içerisindelerdi. Yaptıkları her hareketten ya da attıkları her adımdan belli ediyorlardı bu duruşlarını. Bu yüzden, Lincoln'ün (en basit anlamıyla) ''tuhaf'' şekilde oyundan atılması, sürpriz sayılmazdı.

Ama biri daha vardı Galatasaray'da, yine aynı isimlerin altında ezildikleri. Ve Milan Baros'tan başkası değildi bu oyuncu. Muhtemelen Antalya'da konuşulmuştu tüm bunlar. Cassio Lincoln ile Milan Baros, hedef gösterilmişlerdi. Belki de içerisinde bulundukları ana sistem Galatasaray'dı hedef. Ve üç haftadır devam eden tutumun zirve yapması adına uygun bir hava vardı artık.. Lincoln'ün gördüğü kırmızı kartın hemen ardından Baros'un net penaltısı verilmedi. Daha sonrasındaki pozisyonda ise Baros, kafasından süzülen kanları orta hakemin formasına sürdü. Ne bekliyorduk bundan sonra? ''Kar suyu'' ile temizlenmesi gerekiyordu belki de bu leke, kim bilebilir? Yine de zor. Bildiğimiz ya da televizyondaki reklamlardan takip ettiğimiz kadarıyla kan lekesi, oldukça inatçı olmalıydı.

Maç buraya kadardı. Geri kalan bölümde Galatasaray, skoru korumaya çalışsa da, son dakikadaki şanssız gole engel olamadı ve bir ''futbol'' gecesi daha böyle nihayete erdi.

2 yorum:

sekerse tehlike dedi ki...

pardon ama sen hangi maçı izledin
fernando meira sahanın neresinde oynadı ben pek göremedim de....

ASY dedi ki...

''...3-4-1-2 gibi gözüken etkili bir 4-3-3 vardı, Beşiktaş karşısında. Servet Çetin, Fernando Meira ve Hakan Balta'nın savunmada kaldığı, Barış Özbek'in ise sağ koridorun tamamını kullandığı. Skibbe, Hakan Balta'nın o akşam üstlendiği görevi takımda belki de en güvendiği isimlerden biri olan Mehmet Topal'a vermek istedi.''

Beşiktaş maçını izlemiştim, 16. haftada. Sahanın gerisinde oynamıştı, Fernando Meira. Pardon ama sen hangi yazıyı okudun?