5 Şubat 2009 Perşembe

Merseyside Derbisi, 1-0: Kazanan Mavi Yaka



Merseyside Derbisi'nde üçlü seri sona erdi. Kazanan Everton oldu.

11 gün içerisinde üçüncü kez karşılaştı, Everton ile Liverpool ikilisi. Toplamda ise 211. İlk iki maçın aksine Liverpool, karşılaşma öncesi moralli olan taraftı. Hafta sonu Chelsea karşısında güzel oyunla alınan 2-0'lık galibiyet keyifleri yerine getirmiş olmalıydı. Everton, Manchester United deplasmanından mağlup dönüyordu. Yine de menajer David Moyes'in oyuncularına güveni tamdı. Kadroda keskin değişimlere gitmeyecekti, Liverpool maçı öncesi. Kırmızı yakada ise, farklılar vardı.

İspanyol menajer Rafael Benitez, Chelsea maçının görünmez kahramanlarından biri olan İsrailli Yossi Benayoun'u yanına almıştı. Sürpriz bir karar sayılabilirdi bu. Çünkü Everton maçı öncesi, Benayoun hakkında oldukça değerli yorumlarda bulunuyordu Rafael Benitez: ''Yossi, kaliteli ve oyun zekası son derece yüksek bir oyuncu. Bir maçın gidişatını her an değiştirebilir. Sezonun geri kalanında, kendi adımıza, kilit isimlerden biri olacaktır. Sürekli olarak, kadro derinliğinin öneminden bahsediyoruz. Yedek kalan veya oyuna dahil olmayan oyunculardan. Yossi, bu anlamda iyi bir örnek. Herkes, göreve hazır olmalı.''

Klasik bir ''altın yedek'' hikayesi daha. Benitez, Yossi Benayoun'u Everton maçının ilerleyen bölümünde kullanmak ve muhtemelen oyundan düşmüş olan rakibine mücadele gücü yüksek bir oyuncuyla karşılık vermek istiyordu. En azından, kağıt üzerindeki plan bu şekildeydi.

Liverpool, geçtiğimiz sezon kanıksamış olduğu dizilişle sahaya çıktı tüm bunların ardından. 4-2-3-1'e benzeyen ama kanat oyuncularının geriye verdiği destekle zaman zaman 4-4-1-1'e de dönen, Steven Gerrard ve Fernando Torres'in hücumdaki işbirliğinden yararlanarak da gole ulaşmayı hedefleyen diziliş. Savunmada bildiğimiz isimler vardı. Kalede Pepe Reina. Savunmanın kanatlarında Alvaro Arbeloa ve Andrea Dossena. Merkezde Martin Skrtel ile Jamie Carragher. Orta sahanın kontrolü, Xabi Alonso ve Lucas Leiva'daydı. Kanatlarda ise, Albert Riera ile Dirk Kuyt oynayacaktı. Arjantinli orta saha oyuncusu Javier Mascherano, bir diğer ''tartışmalı'' yedekti.

Everton'da David Moyes, rönesans peşinde değildi. Haftasonu Manchester United'a kaybeden kadroyla çıkıyordu sahaya, Maviler. Kalede Tim Howard. Savunma kanatlarında Tony Hibbert ve Leighton Baines, merkezde Joleon Lescott ile Phil Jagielka. Orta sahada yine dörtlü bir set vardı, kağıt üzerinde. Leon Osman ve Steven Pienaar'ın kanatlarda, Phil Neville ile Mikel Arteta'nın da göbekte olduğu. İlerideki Tim Cahill'e destek görevi ise, Marouane Fellaini'deydi. Ama Belçikalı oyuncu, Phil Neville ve Mikel Arteta'yı da unutmayacaktı. Liverpool'daki tartışmalar veya soru işaretlerinden Everton'da eser yoktu. Formül belliydi.

Everton'ın kadro yapısıyla ilgili bir ilginç ayrıntı yakalayabiliriz bu noktada.

Üç isim sayalım. Mikel Arteta, Leon Osman ve Tim Cahill. Bu oyuncular, Everton takımına bir karakter kazandırdılar beraber oynadıkları son sezonlarda. Birkaç farklı açıdan, oldukça kıymetli yaptıkları. Artık, Everton orta sahasının sert, yardımlaşan ve fizik gücü yüksek bir yapısının olduğunu biliyoruz. Bu önemli; ama daha fazlası var. Arteta, Osman ve Cahill, Everton ile beraber yükselebileceklerini gösterdiler. Yeniliği kendi içlerinde yarattılar. Tottenham, Portsmouth veya Newcastle United gibi takımlarda parlayıp Big Four'a kapağı atma hedefi içerisinde olan oyuncular adına iyi birer örnek, bu isimler.

Benzer yolu takip etmek isteyenler de vardı aslına bakarsanız. Akıllara gelen ilk isim, Bolton Wanderers'tan Kevin Nolan. Yıllarca, Bolton'dan fazlasını hak ettiği konuşuldu. Manchester United menajeri Sir Alex Ferguson'ın en büyük hayranlarından biri olduğu defalarca kanıtlandı. Ama Nolan, Everton'dakiler kadar şanslı değildi. Yardımcı bulamadı kendisine. ''Underrated'' başlığı altında kariyerini tamamlayacaktı ki, Newcastle United'a transfer oldu. Oysa, Nolan'ın sahip olduğu vizyonu benimseyen bir iki isim daha olsaydı Bolton'da (Jussi Jaaskelainen belki), Nolan'ın takımına bakış açısı değişebilirdi. David Moyes'in menajerliğindeki Everton orta sahasının yaşadığı farklılık gibi.

Konuyu daha fazla dağıtmayalım. Bu öngörülerle başladı karşılaşma.

Oyunun ilk bölümünde Liverpool, inisiyatif alan taraftı. Everton'ı topun arkasına hapsetmişlerdi, Kırmızılar. Tüm ataklar, Pepe Reina ile başlıyordu. Dikkat edilmesi gereken bölge, orta saha. Reina'nın eliyle şekillendirdiği pozisyonlarda, kanat oyuncuları Dirk Kuyt ya da Albert Riera'nın ikinci bir bek oyuncusu gibi en gerilere kadar gelerek top aldıklarını ve hücumları olgunlaştırma planın bu bölgede yoğunlaştığını görüyorduk ilk dakikalarda. Ne var ki; Everton'ın sağlam orta sahası, Liverpool'a bu anlamda geçit vermeyecekti.

Liverpool'un yolları tıkanmıştı; ama Benitez'i sıkıntıya düşerecek asıl haber, 15. dakikada geldi. Kaptan Steven Gerrard, sağ arka baldırındaki çekmeden dolayı oyuna devam edemiyordu. İspanyol menajerin yedek oyuncularına örnek gösterdiği Yossi Benayoun, beklenenden erken sahadaydı artık. İsrailli orta saha oyuncusu, Dirk Kuyt'ın görev yaptığı sağ kanada yerleşirken Hollandalı Kuyt, Steven Gerrard'ın yokluğunda Torres'in destekçisi olmaya çalışacaktı. Gerrard'ın sakatlığı, Liverpool'u oyunun geri kalan bölümünde oldukça zorladı; fakat durumundan en fazla etkilenen isim Dirk Kuyt oldu.

Kuyt, büyük maçlarda yarattığı etkiden uzak kaldı maç boyunca. Sağ kanattan gelerek rakip savunmayı zor durumda bırakması, artık uzak bir hayaldi. Hiç de alışık olmadığı bir pozisyondaydı, Gerrard'ın oyunu terk etmesinin ardından. Kuyt'ın yanı sıra kendini yalnız hisseden bir diğer isim ise, hiç kuşku yok ki, Fernando Torres oldu. Chelsea maçında sessizliğini bozan ve Anfield Road'da kendi adına sezonun ilk gollerini atan İspanyol forvet, Gerrard sonrası hiçbir takım arkadaşından beklediği desteği alamadı. Ve Joleon Lescott ile Phil Jagielka arasında kaybolup gitti.

Tüm bir 45 dakika boyunca, orta sahada sıkışan bir oyun vardı. Everton, ilerideki Tim Cahill ve hemen arkasında yer alan Marouane Fellaini'nin de orta sahadaki takım arkadaşlarına dahil olmasıyla rakibinin top yapmasını engellerken Liverpool da Steven Gerrard olmaksızın mücadele etmenin zorluklarını yaşadı.

Yine de Liverpool, 61. dakikada maçın en net fırsatını yakalamayı bildi. Everton savunması, ilk defa dengesini kaybetmiş vaziyetteydi. Xabi Alonso, stoper ve bek arasına müthiş bir pas gönderdi. Tony Hibbert'ın verdiği fireye Albert Riera ile Fernando Torres beraber koşu yaptı. Ve Riera'nın vuruşu Everton kalecisi Tim Howard'dan dışarı çıktı. Maç genelinde savunma hatasından kaynaklanan tek pozisyondu belki de. Hemen sonrasında, ekrana gelen istatistik ise ilgi çekiciydi. Maç içerisinde, rakip kaleyi bulan ilk şuttu bu. Hem Liverpool hem de Everton adına.

Karşılaşmanın üç kritik anı vardı. Birincisi, Steven Gerrard'ın sakatlığı. İkincisi, Alan Wiley'nin kart tercihi. (Merseyside'da bile hakem mi konuşacağız?) Wiley, Gerrard'ın oyundan çıkmasının hemen ardından, Everton'dan Tim Cahill'in bir hava topu mücadelesinde Jamie Carragher'a dirsek attığı pozisyonda Avustralyalı oyuncuya sarı kart göstererek durumu idare etmeye çalıştı. Kırmızı kart olmalıydı. Özellikle, İngiltere'de atlanmayan bir kuraldır; ama son zamanlarda kartlar konusunda Ada, önemli sıkıntılar yaşıyor. Nasıl yoluna girecek, bakalım. Üçüncüsü de, Lucas Leiva'nın kırmızı kart ile oyun dışına gönderilmesi. Liverpool, Everton'ın orta sahasıyla mücadele etmekte zaten zorlanırken bir de sayı olarak eksilince, iyice geri çekilmek durumunda kaldı.

Oyunun geri kalan bölümü, 15 dakika ve iki uzatma devresi, sonu belli olan bir filme dönüşmüştü ki; 118. dakikada sahneye 19 yaşındaki Dan Gosling çıktı. Everton'ın genç oyuncu geleneğinin devam eden örneklerinden olan Gosling, tıpkı bir zamanlar Wayne Rooney'nin Arsenal'e yaptığı gibi, müthiş bir soğukkanlılıkla harika bir gol gönderdi Liverpool kalesine. Tüm serinin kaderi, 1990 doğumlu Gosling ile değişti.

(* Golün pasını veren Andy van der Meyde ile ilgili de söylenmesi gerekenler var. Sezon sonunda serbest kalıyor, bildiğimiz kadarıyla. Ajax ve Inter kariyerleri boyunca üst düzey bir oyuncu olsa da Everton'da yaşadığı sakatlıklar, direncini düşürmeye yetti. Yine de, her iki kanatta oynayabilmesi, Premier League tecrübesinin bulunması, sakatlıktan henüz çıkması ve sözleşmesinin bitiyor olması, Andy van der Meyde'yi Galatasaray Yönetimi'nin ideal transfer hedeflerinden biri haline getirebilir, yaz mevsiminde.)

Everton ve Liverpool, her ne kadar 1991'de gerçekleşen FA Cup 5. Round eşleşmesindeki kadar büyük etkiler bırakamamış olsa da, iki hafta içerisinde üç kez karşılaşarak iyi bir armağan daha bıraktılar Merseyside Derbisi Tarihi'ne. Bu sezon, artık birbirlerini görmeyecekler. Üzülelim mi, sevinelim mi? Alışmıştık sanki.

Hiç yorum yok: