11 Şubat 2009 Çarşamba

TFF, MHK, Dereli, Bayındır ve Diğerleri



Ülkede çok net bir gerçek var. Medyanın büyük bölümü ve hakem camiasının da hemen hemen tamamı Galatasaray'ın Brezilyalı oyuncusu Cassio Lincoln'e karşı kompleks içerisinde.

Cumartesi akşamı, Ali Sami Yen'de 29 dakikalık bir futbol gecesi yaşandı. Başrolünü Selçuk Dereli'nin oynadığı, senaryonun ise kime ait olduğunun bilinmediği. Bu konuda yalnızca tahminlerde bulunabilir insanlar. Süreç, Ali Sami Yen Stadı'ndaki Hacettepe karşılaşmasından itibaren işlemeye başlamıştı aslına bakarsanız. Cassio Lincoln, o gece tamamen pozisyon gereği, futbol topunu ayağında sektirerek orta sahayı geçtiği için linç edilmeye çalışıldı. Üstelik, 12 yıllık antrenörlük kariyeri boyunca 13 defa takım değiştiren bir teknik adam tarafından.

Orada mı kaldı, hayır. Ardından yayıncı kuruluşun yorumcusu tarafından hedef gösterildi, Galatasaray'ın oyun yapısındaki en stratejik isimlerden olan Lincoln. Sıkıştırılmakla tehdit edildi, ikinci yarıdaki maç için adresi alındı. Burada da bitmedi. Lige verilen arada, geçmişten bu yana Galatasaray ile arasının açık olduğu bilinen MHK Başkanı Oğuz Sarvan'ın topladığı hakem heyetinde, Cassio Lincoln ile beraber Milan Baros da listeye dahil edildi. Ligin ikinci dönemindeki ilk Galatasaray maçında takım kaptanı Ümit Karan, yardımcı hakemin formasına kar suyu sıçratması nedeniyle kırmızı kart gördü; fakat kısa süre içerisinde ifadeler değiştirildi. Ümit'in küfür ettiği öğrenildi. Ve Ümit, iki resmi maçtan men edildi.

Beşiktaş'ın Arjantinli Kaptanı Matias Delgado, Galatasaray maçında hakem Cüneyt Çakır'a İngilizce itiraz ederken ortaya çıkan dudak okuma uzmanları, ihtisaslarını yalnızca yabancı lisanlar üzerine yapmış olmalılardı. Ümit'in küfür etmediği son derece açıkken Sivasspor maçındaki yardımcı hakem, formasındaki kar suları kurumadan bir başka karşılaşmaya atanmış ve çoktan ödüllendirilmişti bile.

Süreç işlemeye devam etti. (Sivasspor müsabakasındaki kural hatasını bir kenara koyalım.) Cassio Lincoln'ün sakatlığı vardı. Geri dönüşünü ise Ali Sami Yen'deki Kayserispor maçıyla gerçekleştirecekti. Atmosfer son derece uygundu. Taraftar Lincoln'ü, Lincoln taraftarı, taraftar da takımını özlemişti. Bu öngörüler ışığında başlayan karşılaşmanın hakemi de Selçuk Dereli'ydi. San Marino ile Almanya arasında oynanan ve Almanya'nın 13-0 kazandığı karşılaşmada bile son dakikada deplasman ekibi (Almanya) lehine verdiği tartışmalı penaltı kararıyla ''skora etki etmeyi başaran'' Selçuk Dereli.

(Dereli, penaltı için düdük çaldığında skor, 12-0'dı. Ve 13. gol için Almanya'da kaleci Jens Lehmann, kalesinden çıkarak rakip ceza sahasına geldi. Ardından San Marino oyuncuları, Almanlara tepki gösterdiler. Lehmann da kalesine geri dönmek durumunda kaldı.)

Türkiye, bir zamanlar Erol Ersoy ile Gheorghe Hagi münakaşasını yaşamıştı. Burada durum biraz daha farklı. Hagi, reaksiyon gösteren bir karakterdi. Lincoln, daha uysal. Buna karşın, hakemlerde kendisine karşı inanılmaz bir nefret mevcut. Nedeni bilinmez, ama Selçuk Dereli de Kayserispor karşısında Lincoln'ü ''takip etti.'' 23. dakikada gerçekleşen pozisyonda sarı kartı çıkarak niyetini gösterdi. Ceza sahası içerisindeydi, Lincoln. Yerde kalmıştı. Ve ardından düdük çaldı. Dereli, aradığı fırsatı bulmuştu. Lincoln, her ne kadar Kayserispor savunmasından bir oyuncuyla mücadele ediyor olsa da, Dereli tarafından sarı kart ile cezalandırılıyordu. Rakibin ayağını uzatması ve ortaya bir temasın çıkması, Dereli'nin pek de umrunda değildi.

Hakem hataları üzerine konuşulurken belli kalıplar kullanılır. ''Biz hakemlerin iyi niyetlerinden şüphe etmiyoruz aslında...'' ile başlar ve devamında art arda sayısız hata örneği ile de devam eder. Bunları bir kenara bırakalım. Dereli, bu pozisyonda herhangi bir niyet taşımıyordu. En azından olumlu anlamda. Gözünü dikmişti, Lincoln'e. Fırsatı da kaçırmadı. Sarı kartı çıkardı. Dedik ya, detaylar herhangi bir anlam ifade etmiyordu Dereli adına. Ama burada kalmamalıydı. Lincoln'ün dışarıya çıkabilmesi için bir kart daha görmesi lazımdı. Peki bu bir sorun muydu? Hayır. Kural kitabı, TFF'deki insanların ve dolayısıyla da sahadaki Selçuk Dereli'nin ta kendisiydi. Kayserispor'un kazandığı bir serbest vuruşta rakibin Toledo isimli oyuncusu, olayın cereyan ettiği bölgeden tamamen bağımsız bir alanda, topu oyuna sokmak isterken topa sırtı dönük olan Lincoln'ün hamlesiyle karşılaştı.

Normal şartlar altında oyun devam ederdi. Bunu geçelim. En azından, düdük çalındığında, Toledo'ya oyunun başlaması gerektiği noktanın taç çizgisi kenarından farklı bir bölge olduğu söylenilirdi. Ama Dereli'nin farklı düşünceleri vardı. İkinci sarı kartı çıkardı, Dereli. Lincoln, rakiplerine değmeden iki sart görerek oyun dışı kaldı. Hem de altı dakika içerisinde.

Lincoln'ün iki sarı kartına konsantreyken diğer yandan Kayserispor savunmasından Eren Güngör'ün de Milan Baros'a taciz savunması devam ediyordu. Galatasaray adına bir sorun daha. Baros da devre arasındaki toplantıda mimlenmişti. Sivas'ta başlayan gösteri, Kayserispor karşılaşmasında da devam ediyordu. Baros'a faul verilmeyecekti. Markajcılarına da herhangi renkte bir kart. Lincoln'ün dönmesine sevinmiş olmalıydı, Baros. Ligdeki 15 golünün 13'ünü Brezilyalı sahadayken atmıştı çünkü. Ama futbolsever insanların görüşlerini önemsemeyen hakem Selçuk Dereli, Lincoln'e saha dışını gösterdikten üç dakika sonra Baros da bir tepki gösterdi.

Eren Güngör, pek de temiz olmayan oyununa devam ediyordu. Bir hava topu mücadelesinde ise, dengesizliğinden dolayı Baros'un kafasına çarptı. Normal olarak, yine faul bekliyordu Baros. Verilmedi. Üstüne kafasından akan kanı gördü ve olayın sıcaklığıyla ellerine bulaşan kanı hakem formasına sürdü. Hani şu kutsal olduğu söylenen formaya. Normal şartlar altında, 29. dakikada Cassio Lincoln'ü atan Selçuk Dereli'nin 32. dakikada da Milan Baros'a kırmızı kart göstermeliydi. Ama çok enteresan bir kararla kartın rengi sarı oldu. Mutlaka, ilerleyen haftalarda kuytu bir köşede sıkıştırılırdı Baros; ama o an olmazdı. Çünkü Baros'un da atılması, 2003-04 Sezonu'ndaki Beşiktaş-Samsunspor maçının yeni bir gösteriminin ortaya çıkmasına neden olurdu.

İstenmeyen bir senaryoydu. Ne MHK tarafından, ne de Oğuz Sarvan ile Selçuk Dereli cephesinden. Tek taraflı olduğu hissettirilmemeliydi. Galatasaray, zaten bilecekti. Geride kalanlar da görürse sağlıklı olmazdı. Orada kesildi işte. Kendi gözümde, Kayserispor karşılaşmasının 29. dakikasından sonrası yok. Olmadı. Hiçbir zaman da olmayacak. Kayserispor'un beraberlik golünün ardından Emre Aşık'ın penaltı pozisyonunda yardımcı hakemin Selçuk Dereli'yi uyardığı; ama Dereli'nin ''Boşver. Korner bayrağına git.'' dediği haberleri çıktı medyada. Hiç de mantıksız değil. Galatasaray'ın lehine de birkaç hata yapılmış olduğu gösterilmeliydi çünkü. Bu da formülün içerisindeki başlıklarından biriydi. Klasik hakem dengelemelerinden değildi yani.

Kayserispor maçının ardından Galatasaray, bir bildiri yayınladı resmi sitesinden.

Oldukça sert mesajlar içeriyordu, hem TFF hem de MHK'ya karşı; fakat bildirinin sıcaklığı kaybolmadan TFF, karşı cevabı gönderdi bile. Trabzonspor, Beşiktaş ve Eskişehirspor'un ayaklanmalarından sonra sessizce bir köşede bekleyen TFF. Mantık hatalarıyla dolu bir açıklama yapıldı TFF tarafından. Sonrasında Galatasaray, Lincoln'ün ikinci sarı kartında kural hatası yapıldığı gerekçesiyle Federasyon'a maçın tekrarı için başvuruda bulundu. Bu kez de sahneye bir zamanların hızlı hakemi, şimdilerin MHK Başkanı Oğuz Sarvan çıktı. Kitabı, kuralları ve bilumum kanun hükümlerini yok sayarak hakemlerine sahip çıktı. Karşısındaki özneyle hakemlik döneminde de pek barışık kalamayan Oğuz Sarvan.

Yargıya sevk edilmiş davalar için yorum yapılmaz ya genelde. Böyle bir klişe de vardır hani. Oğuz Sarvan ve yönetimi adına bu da sorun değildi. İstediğinizi yapın, olmayacak; diyordu adeta. Hatalarını kabul edecek kadar gururlular mı, bilinmez; ama kamuoyu oluşturmak için gayet stratejik bir toplantıydı. Üstelik, söz konusu ''kamuoyu'' içerisine Lig Tv yorumcusu eski bir hakem de girince, işleri kolaylaşıyordu. Yine de Galatasaray Yönetimi'nin ''tekrar'' başvurusu, ''değersiz'' değil. Ret cevabı alacaklarını biliyorlar. Türkiye'de futbolun kitaptaki kurallar üzerinden oynanmadığının herkes farkında çünkü. Ama dahası var. Ret cevabının hemen ardından yurt dışındaki mecralara gidilecek. Lincoln'ün sarı kartının yanlış olduğu ispatlanacak ve en sonunda da Oğuz Sarvan ile ekibi istifaya zorlanacak. Gidişat bu şekilde.

Tüm bunların sonrasında gelişen birkaç olay daha var, insanın içerisinde bulunduğu ortamı sorgulatan.

Vatan gazetesinin 11 Şubat 2009 tarihli sayısından. Servet Çetin ile yapılan sözde bir röportaj. Haberin altındaki imza Tayfun Bayındır'a ait. Harry Kewell'ın yer yüzünde bulunan her canlıdan sakladığı gizemli hastalığını ortaya çıkaran (Daha sonra kendisine yöneltilen, ''İngiltere'de Kewell'ın bu rahatsızlığının bilinmesine karşın hiçbir gazeteci, durumu haber yapmadı'' eleştirisine, ''O, İngiliz gazetecilerinin başarısızlığı'' karşılığını vermiştir) ve Antalya'daki devre arası organizasyonlarında hakemlerle beraber saf tutan Tayfun Bayındır. Servet Çetin, ''Hakemler bizi kolluyor'' diyor, Bayındır'ın haberine göre.

NTV Spor'da Fuat Akdağ ve Mehmet Demirkol'un da dikkatini çeken haber sonrasında Tayfun Bayındır, Spor Servisi programına telefonla konuk oluyor. ''Sevgili Tayfun, haberin bandı var mı elinde?'' sorusuna cevap ilginç. ''Hayır, bant yok da...'' Ne diyelim, Servet Çetin devam etsin:

"Bugün Vatan gazetesinde yayınlanan ve kullanmadığım ifadelerin benim sözlerimmiş gibi anlaşılmasına neden olan “Hakemler bizi kolluyor” başlıklı yazıda geçen ifadelerin bana ait olmadıklarının bilinmesini isterim.

Tayfun Bayındır ile Milli Takım kampında yaptığımız söyleşi boyunca yalnızca not tutmakla yetinen yazar, aklında kalan fikirleri daha sonra istediği gibi kurgulamış; sonuçta yazısını ne karakterime, ne profesyonel anlayışıma ne de tecrübeme uygun düşmeyeceği kesinlikle aşikâr, bana ait olmayan cümleler kurarak oluşturmuştur. Bu hayali cümlelerin yanı sıra, yazıda geçen düşünceler de bana ait olmadıklarına göre yazara ait olmalıdır. Ancak bu tarza anlayış göstermem ve tepkisiz kalmam da mümkün değildir. Bu yazı profesyonel sporcuların son dönemde röportaj vermekten kaçınmalarının nedenlerine gayet iyi bir örnek teşkil etmektedir.

Her geçen gün gazete sayfalarında bir yenisine rastladığımız bu yazıların muhatap aldığı sporcuları yasal yollara başvurmak zorunda bırakacağı unutulmamalıdır."

Kayserispor maçı sonrasında, Antalya, Kocaeli veya diğer maçlardaki görüntüler ne şekilde olacak, bilemiyoruz; ama artık TFF ve MHK'nin niyetleri konusunda birtakım net görüntüler ortaya çıkmaktadır. Unutulmamalıdır ki; Galatasaray da reaksiyon gösteren bir camiadır. Ve durumun üstesinden gelmeyi bilecektir. Her zaman yaptığı ve her daim de yapacağı gibi.

7 yorum:

talento dedi ki...

ilerleyen haftalarda ofsayttan yenen bir gol için maç tekrarı isterse yerinde bulur musun eylemi?

Adsız dedi ki...

Yazık Galatasaray'ımıza, senelerdir olduğu gibi yine hakkını yiyorlar. :(

Yeter artık bu Galatasaray'ın hakemlerden ve federasyonlardan çektiği. :(

ASY dedi ki...

Sencer Selamlar,

Durumun ofsayt ile kesinlikle ilgili olmadığının farkındasındır sen de. Aslına bakarsan, senin blogunda da yazacaktım yorum kısmına; ama hem mesajların gelişim seyri hoş değildi, hem de fırsat bulamamıştım.

Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında ofsayt pozisyonundaki iki oyuncunun fotoğraf içerisine girmesinin ardından iki gol gördü kalesinde. İlkinde İskender Alın, diğerinde de Erman Kılıç. Normal olan, ofsayt bayrağının kaldırılması ve potansiyel golün iptal edilmesiydi. Olmadı; ama hakem, İskender'e ofsayt pozisyonunda kaldığı için sarı kart göstermedi. Ofsaytta kalan oyunculara sarı kart gösterilmiyor çünkü.

İskender, maç boyunca iki defa ofsaytta kalsa ve çift sarı kartla oyundan atılsa, maç tekrarı ister İstanbul BŞB. Kaldı ki; benim dikkat çekmek istediğim nokta burası değil tam olarak. Hakemlerin Lincoln ve Baros'a bakışı farklı. Karakterleri nedeniyle bu isimlerin altında eziliyorlar. Fenerbahçe'deki Alex ve Roberto Carlos örneklerini verebiliriz; ama bu gibi konularda dikkat olmak gerekiyor. ''Fanatiklik'' başlığı altına girer aksi takdirde iyi niyetle yapılan işler bile.

Sonuç olarak, ortada yanlışlar var. Lincoln'ün iki kartının da içerisinde olduğu.

Eray.

talento dedi ki...

Ofsayt olayını sorarken Fenerbahçe maçı aklıma gelmedi cidden. Sadece en basit haliyle hakem hatasını örneklendirmek istedim. Lincoln'ün gördüğü kart bana göre de yanlış, kural yanlış uygulanmış olsa da hakemin yorumuyla olan bir şey.

Ofsayt da aynı şekilde, bir oyuncu ofsayta düştüğünde oyunun durması gerekir. Durmuyorsa ofsayt kuralı uygulanmamış olur, ama hakemin yorumu olarak kalır.

Tekrardan belirtmek isterim, Lincoln'ün kartlarını haklı bulmuyorum, hakemi de. Sadece maç tekrarı talebiyle Galatasaray Yönetimi'nin komik duruma düştüğünü düşünüyorum. Hakemin kötü yönetimiyle bir tarafın canı yanmıştır, yani hakemin hatalarıyla.

Bu yorumlarımın Fenerbahçeli olmamla alakalı olmadığının bilinmesini isterim. Fenerbahçe maçlarında yapılan hakem hataları üstüne yazılmış bir yorum değil. Zira Fenerbahçe'nin hakemlerden daha önemli sıkıntıları olduğu aşikar.

Sencer

Aykut dedi ki...

Yazınızdan dolayı tebrik ve teşekkür ederim.

ASY dedi ki...

Sencer,

Fenerbahçelilik veya Galatasaraylılık kavramlarının blog yazarları üzerindeki etkilerini söylediğin şekilde anlatmak istemedim. Şöyle ki; şimdi, ''Aynısını Carlos da yapıyor veya Alex de'' dediğim anda, ''fanatiklik'' başlığı altında değerlendirilir söylediklerim, iyi niyetli olsam da. Sorun buydu, genel olarak.

Maçın tekrarı için yapılan itirazda, stratejik bir yol izlemeye çalışıyor Galatasaray Yönetimi. Benim anladığım bu. TFF ve MHK'ya karşı Galatasaray, tavrını koydu. TFF de MHK da son derece bilgisiz ve tamamen kendilerine göre hareket eden kurumlar konumundalar şu anda. Galatasaray Yönetimi'nin izlemek istediği yol, uluslararası alanda haklılıklarını ispat etmek gibi görünüyor. Onlar da biliyor çünkü isteklerinin geri çevrileceğini.

Bu konular dışında herhangi bir sıkıntı veya yanlış anlaşılma bulunmuyor sonuç olarak.

(PS: Aykut Bey, ben teşekkür ederim.)

Sevgiler,
Eray.

mkkadi dedi ki...

Hakem hatası demişsiniz ama mesela hakemin 2. sarı kartı gösterip kırmızıyı vermemesi, ya da düdüğü çalıp oyunu devam ettirmesi de hakem hatası. Yani hakem durup dururken birisine sarı kart gösterse bu hakem hatası mı olur yoksa kural hatası mı?