12 Mart 2009 Perşembe

2008-09 UEFA Şampiyonlar Ligi Sezonu - # 8



UEFA Şampiyonlar Ligi'nde İkinci Tur maçları sona erdi. Çok büyük sürprizlerin yaşanmadığı eşleşmelerde daha az hata yapanlar yollarına devam ediyor. İlginç hikâyeler var ama. Bakalım son duruma.

Liverpool v Real Madrid, 4-0: Anfield Road'da mucize gerçekleşmedi. Santiago Bernabeu'daki ilk maçta 1981 yılının tarifesini uygulayan Liverpool, evinde acıma duygusundan tamamen arınmış bir şekilde oynadı 90 dakikayı. Steven Gerrard, Liverpool kariyerine bir ''tek maç performansı'' daha ekledi. Fazlası için Mayıs'ı bekliyor olabilir. Liverpool adına açılışı yapan Torres'in eski bir Atletico oyuncusu olması Real için hoş bir ayrıntı değil. Diğer yandan; Real Madrid'in başarısızlık serisi devam ediyor. Juventus, Arsenal, Bayern Münih, Roma. Ve şimdi de Liverpool. Real Madrid, beş sezondur Çeyrek Final göremiyor Şampiyonlar Ligi'nde.

Chelsea v Juventus, 2-2: Kabul edelim ki; Juventus, tüm zor şartlara karşın elinden geleni yaptı. Ama olmadı. Alessandro Del Piero, Vincenzo Iaquinta ve David Trezeguet ile sahaya çıkan Claudio Ranieri, 13. dakikada Pavel Nedved'i yanına almak durumunda kalsa da Iaquinta'nın golüyle Stamford Bridge'de Didier Drogba'nın attığı golü iptal etmişti bile. Ta ki; son derece stratejik bir dakikada gelen Michael Essien golüne kadar. Ganalı, 6 aylık sakatlık döneminin ardından 11'de başladığı ilk maçın 45. dakikasında sahneye çıktı. Ve turun kaderini değiştiren adamlardan oldu. Yine de; geç değildi Juve adına. 70. dakikada 10 kişi kaldılar, 74'te Del Piero ile öne geçtiler; ama 83'te Drogba, İngilizler'in İtalyanlar'dan üstün olduklarını ilân etti.

Panathinaikos v Villarreal, 1-2: Ne yapması gerekiyor hâlâ, bu Sarı Denizaltı'nın? Yıllardır üst seviyede ve küçümsenmeye devam ediyor. Bir kez daha, birçok önemli oyuncusundan yoksundu Villarreal. İlk maçta aldığı dezavantajlı skorun ardından Yunanistan deplasmanına gelmişti; ama ne denli büyük bir karakter takımı olduğunu yine ve yeniden kanıtladı. (Juan Roman Riquelme, o penaltıyı kaçırmasaydı? Konuşuyor olur muyduk aynı şeyleri, sanırım evet.) Diğer yandan; Panathinaikos, tarihinin en büyük başarılarından birini elinden kaçırdı. Farkı yaratan, 70. dakikada sahneye çıkan Joseba Llorente oldu.

Bayern Münih v Sporting Lizbon, 7-1
: Vakt-i zamanında San Marino'yu 13-0 mağlup eden Alman ekolünden bir insanlık suçu daha. Tabii, ufak farklılıklarla. Bu defa toplamdaki 13 gol, iki maçta çıktı ortaya. Ve biri rakipten geldi. Grup aşamasında Shakhtar Donetsk'i geçerek Barcelona'nın ardından ikinci sırayı alan Sporting Lizbon, İkinci Tur kuraları çekildiğinde mevcut adaylar arasından Bayern Münih'i gözüne kestirmiş olabilirdi. Aynı durum, Bayern Münih için de geçerli. Kimse istemezdi, Barcelona veya Inter ile eşleşmek. Ama planları doğru uygulayan Bayern oldu. 12-1, Şampiyonlar Ligi'nin bu seviyedeki yeni rekoru artık.



Manchester United v Inter, 2-0: Sir Alex Ferguson, Jose Mourinho karşısındaki ikinci galibiyetini 14. eşleşmesinde alabildi. Ama iki maçta da formda olan taraftı kesinlikle. Guiseppe Meazza ve Old Trafford arasındaki fark, eşleşmenin 94. dakikasında belli oldu. Nemanja Vidic kozunu kullandı, Ferguson. Mutlaka, o köşe vuruşunda nelerin gerçekleşebileceğini biliyordu, Mourinho; ama daha yetkin çıkan Vidic ve Manchester United oldu. Golün ardından Inter, Balotelli ve Ibrahimovic'in bulacağı boşlukların peşinden gitti; ama ikinci yarının hemen başında Cristiano Ronaldo, Mourinho'yu Kupa dışına iten adam oldu.

Barcelona v Lyon, 5-2: Lyon için hüsran dolu bir sezon daha. Çocukluk yıllarımıza dönebiliriz, Juninho ve arkadaşlarının hikâyesini anlayabilmek adına. Bir bilgisayar oyununu bitirebilmek için günlerce uğraşırdık. Gelemezdik günlerce sonuna. En sonunda ya başarırdık ya da kırılan hevesimizle kalırdık. Lyon, yine bir noktada kaldı. Geçtiğimiz sezon Manchester United, bu sezon Barcelona. Kaderi mi olmaya başlayacak bu durum, Lyon'un? Gösterecekleri reaksiyona bağlı. Bu sonuçların ardından Ligue 1 de kaçabilir, bakalım. Tabii, diğer yandan Barcelona için geri dönüş maçı. Barcelona, kazanıyor. Ve Real Madrid, kaybediyor. Hayat, artık biraz daha normal.

Roma v Arsenal, 1-0: Kendi saha ve seyircisi önünde Şampiyonlar Ligi Finali oynamak, her futbolcunun hayalidir mutlaka. Bu hevesle başladı dün akşam Roma da. Francesco Totti, bir klasik olarak sahadaydı. Genel anlamda, tüm büyük maçlardan önce, diz sakatlığından dolayı ''soru işareti'' olan Totti, yine ''son dakikada'' dahil olmuştu Roma 11'ine. İtalyanlar adına bir diğer haber de maçın dokuzuncu dakikasında Juan'dan geldi. Robin van Persie'nin Emirates'teki penaltı golünün üzerine bir çizik atılabilirdi artık; ama yine de birilerinin 11 metrede daha başarılı olması gerekiyordu. Seri penaltı atışlarında Roma'dan Max Tonetto, vuruştan yararlanamayınca Şampiyonlar Ligi'nde bir İngiliz daha Çeyrek Final'e yükseldi.

Porto v Atletico Madrid, 0-0: Porto'nun Avrupa Kupaları Kültürü, Barcelona ve Real Madrid maçlarında özgüven depolayan Atletico Madrid'e üstün geldi. Deplasman ekibi gol atmak zorundaydı; ama karşılaşma boyunca rakibine topla oynama oranında %54-%46'lık bir üstünlük sağlasa da Vicento Calderon'daki ilk maçta epey yardımını aldığı Helton'u yalnızca iki defa vurabildi. Böylesi bir doksan dakikada isabetli iki top, yeterli olmuyor tabii. Porto, yoluna devam ediyor. İngiltere'den dört takımın bulunduğu Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali'nde son sekiz kalan ekiplerden biri de Portekiz temsilcisi Porto.

Hiç yorum yok: