4 Mart 2009 Çarşamba

Gökhan Ünal ve Transfer Psikolojisi



2004-05 Sezonu. Galatasaray, Gheorghe Hagi yönetiminde Lig Şampiyonu olmak için mücadele ediyor.

Hagi adına zor bir sezon. Zira; bir önceki sezon kulüp, maddi-manevi anlamda dibe vurmuş ve kurtuluş reçetesini Hagi'den istemişti. Galatasaray, o yıl tüm sezon boyunca şampiyonluk yarışının içerisinde kalmayı başardı. Kritik galibiyetler aldı. Türkiye Kupası'nı kazandı. Ama birçok da dönüm noktası yaşadı. İşte, onlardan biri de 26. haftadaki Kayserispor deplasmanıydı.

3 Nisan 2005 Pazar. Fenerbahçe, bir gün önce Gaziantepspor'u iç sahada 2-0 mağlup ederek puanını 65'e yükseltmişti. 61 puanlı Galatasaray ise, Kayserispor deplasmanına gidiyordu. Şampiyonluk yarışının iyiden iyiye kızıştığı haftalar. Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki rekabet öylesine bir ortam hazırlamış ki; arkadan gelen Trabzonspor'un kimse farkında bile değil. Diğer yandan; Fenerbahçe'nin maç fazlasıyla dört puanlık bir avantaj elde etmesi, Galatasaray'ı Kayserispor karşılaşması öncesi strese sokmuş olabilirdi.

79 dakika boyunca Galatasaraylı oyuncuların her hareketinden belli oldu, söz konusu durum. Uzun süre golsüz devam eden oyunda Galatasaray adına bir puan bile yeterli değilken Kayserispor'da sahneye Gökhan Ünal çıktığında fotoğraf tamamen değişiyordu. Maçtaki stres katsayısı daha da yükselmiş olmalıydı. Kayserispor'un sol beki Ergün Teber'in ortasını arka direkte tamamlayan Gökhan Ünal, oyuna dahil olduğu 58. dakikadan sonra gösterdiği performansla Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki yarışa direkt etki ediyordu. Durum, Kayserispor lehine 1-0'dı. Ve Galatasaray adına geri dönüşün yolları kapalı görünüyordu.

Galatasaray'ın futboluna kaos hakimdi. Gheorghe Hagi, 57. dakikada Franck Ribery ve Sabri Sarıoğlu, 65. dakikada Hasan Şaş ve Ergün Penbe, 76. dakikada ise Flavio Conceiçao ve Hasan Kabze'yi değiştirmesine karşın gol, Kayserispor'dan gelmişti.

Galatasaray ve Kayserispor arasındaki bu eşleşmeyi efsaneler arasına sokan olaylar zinciri, işte tam da 80. dakikada Gökhan Ünal'ın attığı golün ardından yaşandı. O ana kadar girdiği birçok net gol fırsatını değerlendiremeyen Galatasaray'da Ayhan Akman, sol kanattan getirdi. Hakan Şükür de ön direkte kafayla tamamlayarak Galatasaray'ın umut ışığını yaktı. Ama mutlaka bir gole daha ihtiyaç vardı. 84. dakikada söz hakkı alan isim bu defa Hasan Kabze olacaktı. Necati Ateş'in sağ kanattan yaptığı ortayı müthiş bir kafa vuruşu ile tamamlayan Kabze, Galatasaray'a şampiyonluk yolunu açan golü atıyordu belki de. Son dakikada Gökhan Ünal, skoru 2-2 yapan golü atmasaydı.

Şimdilerde, Türkiye'nin önemli golcüleri arasında kabul edilen Gökhan Ünal'a şöhret yolunu açan maçtı, 3 Nisan 2005'teki Galatasaray ve Kayserispor arasındaki karşılaşma.

(Gökhan Ünal'ın hikayesine geçmeden önce, 2004-05 Sezonu'ndaki şampiyonluk yarışından bahsedelim kısaca. Galatasaray, Kayseri deplasmanında galibiyeti son dakikada bıraktıktan bir hafta sonra Fenerbahçe, Sakaryaspor'u dış sahada Fabio Luciano'nun 87. dakikada attığı kafa golüyle 1-0 mağlup etti. Cumartesi günü oynanan bu karşılaşmanın ardından Pazar günü Ali Sami Yen'de Trabzonspor'a 2-0 kaybeden Galatasaray, psikolojik olarak şampiyonluk mücadelesinden kopmuştu. Ve sezon sonunu ise Fenerbahçe ve Trabzonspor'un ardında üçüncü sırada görecekti.)

Galatasaray veya Fenerbahçe'ye bu tip bir hüsran yaşatırsanız, ülkedeki tüm gazetelerin aradığı isim olursunuz. Röportaj için kapınızda kuyruklar oluşur ya da başka şeyler. Kesin bir gerçek bu. Güncel kahraman, Kocaelisporlu Taner Gülleri. Taner, küçük yaştan beri Galatasaray'a sempati duyduğunu söylemişti, çocukluk aşkına kendi evinde 4 gol birden attıktan sonra. Ama Gökhan Ünal'ın durumu biraz daha karışık. 5 Nisan 2005 günü, pasFotomaç'a konuşmuştu Gökhan Ünal. Bakalım hemen satırbaşlarına:
  • Babam sayesinde Fenerbahçeli oldum. Bildim bileli Fenerliyim.
  • Şükrü Saracoğlu'nun havası bambaşka. Çok etkilendim.
  • Sabaha kadar telefonlarım susmadı. Galatasaraylı arkadaşlarım sitem ettiler. Bana çok kızanlar bile oldu.
  • Hep Hakan Şükür'ü örnek aldım. Hem çok iyi bir insan hem de çok iyi bir sporcu, golcü.
  • Gençlerbirliği'nde oynarken Ersun Yanal beni beğenmedi.
  • F.Bahçeli olmama rağmen hedefim Beşiktaş'ta oynamak. Orada bir aile ortamı var. Beşiktaş daha huzurlu bir takım.
  • Hikmet Karaman'la futbolum gelişti. Bir gün zirveye çıkacağım.
Türkçe, zengin bir dil. Atalarımız da ''söz'' anlamında hiç fena sayılmazlar. Dolayısıyla, güzel tanımlamalar gelebilir bu açıklamalara. Ama bu değerlendirmeyi yapmadan evvel, incelemeye çalışalım Gökhan Ünal'ın söylediklerini.

Fenerbahçeli olduğunu söylemesine karşın Beşiktaş'ta oynamak istediğini açıklaması. Bazı örnekleri var tabii, Türk Futbolu'nda. Sergen Yalçın ile başlamıştı, bu serüven. Beşiktaş'tan Fenerbahçe'ye geçişinde ''Küçüklüğümden beri Fenerbahçeliyim'' demiş ve büyüdüğü mahallenin orta yaşlı insanlarından söylediklerini destekler yorumlar almıştı, Sergen Yalçın. Ama ispatlayamamıştı, maalesef. Geçtiğimiz günlerde Yusuf Şimşek, aynı durumda kaldı. Fenerbahçe yıllarında müthiş bir ''Sarı Kanarya'' olan Yusuf, Beşiktaş'a imza attığı gün sandıktan ''siyah-beyaz'' fotoğraflarını çıkarmıştı.

Bir örnek de Berkant Göktan olabilirdi bu başlıkla ilgili olarak. Bayern Münih forması giydiği dönemde U-21 Milli Takım ile gösterdiği performansın ardından Türkiye'deki transfer piyasasının en gözden isimlerinden biriydi, Berkant Göktan. Fenerbahçe ile Galatasaray arasında sert bir transfer yarışının içerisine dahil edilmişti. O dönemde kendisine yöneltilen, ''Fenerbahçe ve Galatasaray seni istiyor. Senin gönlün hangi takımda?'' sorusuna, ''Aslında ben küçükken Beşiktaşlıydım. Ama onların bu konuda bir girişimi yok.'' cevabını vermişti. Galatasaray kariyerinin ardından Beşiktaş'a geçerken bu açıklamasını hatırlayan olmadı ama. Gökhan Ünal, bunu düşünmüş olabilirdi belki.

Fenerbahçe'ye giderse; ''Fenerliydim, küçük yaştan beri. En büyük hayalim, Fenerbahçe formasıyla goller atıp şampiyonluklar kazanmak.'' Beşiktaş'a giderse; ''Beşiktaş'ta aile ortamı var. En büyük hayalim, İnönü Stadı'nda Kapalı tribün önünde top oynamaktı.'' Eh, Galatasaray'a giderse de bulunmuştu formül. ''Hakan Şükür, idolüm. Çok iyi bir insan ve golcü. O'nunla aynı takımda oynamak, en büyük hayalimdi.''

Üç büyükler konusunda bir sıkıntı yoktu. Ama Gökhan Ünal, Kayserispor'daki başarılı kariyerinin ardından Trabzonspor'a transfer oldu. 5 Nisan 2005 günü, Trabzonspor hakkında bir görüş bildirmemişti. Hata ettiğini düşünüyor olabilir mi, bilemeyiz; ama bir de satır arası var: ''Gençlerbirliği'nde oynarken Ersun Yanal beni beğenmedi.''

4 Mart 2009. Gökhan Ünal, Trabzonspor'da Ersun Yanal'ın öğrencisi olarak forma giyiyor.

3 yorum:

MOURINHO dedi ki...

Aynı Gökhan Ünal ertesi sezon Şubat 2006'da Kayseride oynanan maçta 90.dakikada Fenerbahçeyi avlamıştı.

Üstüste iki sezon şampiyonluğa etki etti diyebiliriz onun için sanırım..

extensor dedi ki...

Bu yazından çıkarmamız gereken ilk ve en önemli şey bence;
Bir futbolcunun hayalinde ki yerlere gelebilmesi için hangi takımı tutup tutmadığının önemi olmaması...
Daha da açacak olursak. Belli bir yeterliliğiniz söz konusu ise yani insanlar sizin performansınıza muhtaç ise sizi tranfer etmek için fazla düşünmeyeceklerdir.
Mesela Servet gibi, Emre Aşık gibi futbolcuların daha önce Fenerbahçe forması giymesi Galatasaray taraftarlarını rahatsız etmiyor. Ellerinden geldiğince, bütün özverileriyle bu klube hizmet ediyor bu adamlar.
13 yaşındakyen sokak arasında 9 aylık oynarken hangi formayı giydiğinden banane.

Ya da Ersun Hoca düşünmüşmü? Ben bu adamı daha önce yeterli görmemiştim şimdi de görmemeliyim diye? Almış oynatmış semeresini görüyor.

Gökhan Ünal diyemiyor ki ben 3-4 yıl önce Ersun Hoca'nın elindeyken çok toydum. Yetersizdim. Yok diyor Ersun Hoca beni beğenmedi...

Demek ki neymiş? Çok ve boş konuşmamak gerekiyormuş? Sonra tükürdüğünü yalamak zorunda kalan evvela sen oluyormuşsun. Mesela Fatih Akyel, mesela Okan Buruk, mesela Bülent Uygun.
Gelecekleri Servet güvencesinde olacak mı? Yada Emre Aşık gibi üst düzeyde mi bitecek futbol hayatları.

İnsanların gözünü boyamaya çalışıp çakallık yapan bu adamlar. Kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmek zorunda kalıyorlar mutlaka.

Bunların yaptığı siyasetçi futbolculuk... Yalan, dolan, göz boyama...

Servet'in Emre'nin yaptığı da futbolculuk. Galatasaraylı mı Servet?
Bana ne?

Adsız dedi ki...

elina sağlık.. güzel bir yazı olmuş..