9 Mart 2009 Pazartesi

Mehmet Topal: Sırplar ve Bonservis Kültürü



Everton. Manchester City. Tottenham Hotspur. Valencia.

Galatasaray'ın satışa çıkarması durumunda, Avrupa'daki birçok önemli takımın peşinden koşacağı Mehmet Topal ile ilgilendikleri bilinen kulüpler bunlar.

Kişisel bir yorumla başlayalım evvela. Topal, Premier League için yaratılmış adeta. Mevcut görüntü içerisinde, Türkiye'den İngiltere'ye transfer olması durumunda, kısa sürede ülke futbol kültürüne uyum sağlayabilecek ve daha ileri gidebilecek bir numaralı oyuncu, Galatasaray'ın 22 yaşındaki futbolcusu. Bunu cebimize koyalım ve devam edelim.

Birkaç fikir var tabii. Everton, sezon başında Galatasaray'a resmî bir teklifte bulunmuştu. Oyuncunun menajerinin 7 milyon €, İngiliz medyasının ise 10 milyon £ olarak açıkladığı. Günün şartlarında fena bir anlaşma sayılmazdı Galatasaray adına. Hatta bir fırsat da verilmişti, Everton tarafından. 7 milyon €'luk teklif 9 milyon €'ya kadar çıkmış ve %30'luk da bir pay vaat edilmişti, oyuncunun bir sonraki satışı için. Dedikoduydu elbet; ama ''...daha ileri gidebilecek bir numaralı oyuncu.'' tarafını tamamlıyordu sanki, bu %30.

''Türkiye'de forma giyen bir futbolcuya 5 ilâ 7 milyon € arası (oyuncu değerine göre) teklif geldiği anda, o isimle vedalaşılmalıdır.'' şeklinde bir görüş var. Ne kadar doğru veya yanlış olduğunu tartışacağız; ama diğer yandan da ''Biz, Galatasarayız. Oyuncu satarak hayatımızı idame ettirecek bir kulüp değiliz. Hedefimiz her kulvarda şampiyonluk.'' diyen de bir grup var. Toplayalım elimizdekileri. Aslında mevcut durumda her iki görüşe de hak verilebilir. Misal; Fernando Meira'yı satmamalıydı, Galatasaray. Hem de söz konusu 7 milyon €'ya rağmen. Ama Arda Turan ya da Mehmet Topal? Bakalım.

Türkiye, Avrupa'ya futbolcu ihraç etme başlığında sabıkalı bir ülke. Nedenlerini az çok biliyoruz. Altyapılarda harika başarılar yakalayan, Euro 2000'de Çeyrek Final oynayan, 2002'de Dünya Kupası 3.'sü olan bir Türkiye Milli Takımı. Euro 2004 ve 2006 Dünya Kupası'nı boş geçtikten sonra Euro 2008'de Yarı Final'e çıkan bir Türkiye Milli Takımı. Ortası yok. Keskin başarılar ve başarısızlıklar var. Halbuki; Türkiye gibi sivri çıkış veya inişlerden uzak durmasına karşın Avrupa'ya sürekli oyuncu gönderen ve devamlı üreten ekoller de söz konusu. Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Romanya veya İsveç. Belli sırları bulunuyor elbet; ama şu sıralar, rol çalan Sırbistan, hepsinden birer adım önde. Gündemde.

Nemanja Vidic. Zoran Tosic. Ve en sonunda Adem Ljajic.

Manchester United, önümüzdeki sezondan itibaren kadrosunda Sırbistan'dan üç oyuncu bulunduracak. Aslında, basit bir formül. 2006 yılında gelen Nemanja Vidic, gösterdiği aşamanın ardından Manchester United'ın en önemli oyuncularından biri haline geldi. Sonrasında Sırbistan pazarına daha hevesle girildi. Ve Zoran Tosic-Adem Ljajic ikilisi ile moda devam etti. 7 milyon £ karşılığında Spartak Moskova'dan alınmıştı, Vidic. 1987 doğumlu Zoran Tosic ve 1991 doğumlu Adem Ljajic'in bonservislerine ödenecek toplam bedel ise 18 milyon £. Yani; üç Sırp oyuncu için ortaya çıkan ücret, 25 milyon £.

''Ljajic'in izinsiz olarak İngiltere'ye gittiği doğru değil. Manchester United ile bir süredir temas halindeydik ve Ljajic de UEFA U-19 Avrupa Şampiyonası'nın eleme maçları için Britanya'daydı. Dolayısıyla, İngiltere'de Manchester United'ın antrenmanlarına katılması adına doğru zamandı.'' Sözlerin sahibi, Partizan'da Kulüp Sekreteri olarak çalışan Darko Grubar. Bu, bakış açısındaki bir fark yalnızca. Mehmet Topal'ın Arsenal veya Liverpool ile antrenmanlara çıkması kabul edilmez ülkemizde. Ve belki de doğrudur; ama Sırbistan'daki sistem bu şekilde. En azından bu örnekte böyle. Sonuç olarak; henüz A Milli Takım forması bile giyemeyen 17 yaşındaki bir Sırp futbolcu, Manchester United ile anlaşabiliyor. Hem de 10 milyon £ tutarındaki bonservis karşılığında.

Dönelim, Mehmet Topal'a. Turkcell Süper Lig, Şampiyonlar Ligi, Euro 2008 ve UEFA Kupası. Galatasaray ile sahip olduğu tecrübeler. Ama kendisine teklif yapan takım Everton. Ve miktar da 5 ilâ 7 milyon arasında. Ljajic için, Partizan ve Manchester United takımları karşılıklı olarak anlaşmalarına rağmen; İngiltere'deki ''çalışma izni'' transferin gecikmesine neden olmuştu. Dolayısıyla; Ocak 2010'a dek kulübü Partizan'da kalacaktı, Ljajic. Ama Manchester United, çok daha öncesinden kadrosuna kattı genç oyuncuyu. Yine oynayamayacak; ama Manchester United ile birlikte seyahatlare katılıp tüm antrenmanlarda yer alabilecek. Bu da farklı bir bakış açısı işte. Ljajic'i sezon sonuna kadar gözetim altında tutacak, Manchester United'ın teknik ekibi. Özneyi değiştirelim ve Mehmet Topal'ı hayal edelim, aradaki 5 yaş farkını gözeterek. Kabul edilebilecek bir şey değil; ama sıkı bir programda Topal'ın göstereceği gelişimi de düşünelim. Artı sahip olduğu tecrübeyi.

Ama Mehmet Topal veya başka bir Türk oyuncu. Kimseye gelmiyor, Manchester United'dan teklif. 10 milyon £, bir rüya. Baskın görüş, ''5 milyon €'dan fazla olan tüm teklifler, kabul edilmeli.'' Evet, bir başlangıç; peki neden? İncelemeye çalışalım.

Sırbistan'a ilişkin örneğini Manchester United özelinden düşündük. Genel fotoğrafta ise görüntü biraz daha net. İki ana fikir belirleyebiliriz kendimize. Birincisi, kolay olanı. Manchester United, Vidic'ten memnun kaldıktan sonra Tosic ve Ljajic'e nasıl yöneldiyse, geniş anlamda da daha önceki örnekler etkili olmuş olabilir. Türkiye'den yurt dışına büyük umutlarla giden yerli oyuncuların çoğunun yaşattığı hayalkırıklığı, Avrupa'daki takımları 10-15 milyon £ tutarındaki muhtemel bonservis tekliflerini yapmaktan alıkoyuyor. Galatasaray'ın 1999-2000 Sezonu'nda UEFA Kupası'nı kazanan kadrosundan Hakan Şükür, Hakan Ünsal, Arif Erdem, Fatih Akyel, Okan Buruk ve Emre Belözoğlu, Avrupa'ya transfer olmalarına karşın devam eden kariyerlerinde ülkelerine dönmek durumunda kaldılar. Halbuki; Sırbistan'da durum farklı. (Sırbistan yerine Yugoslavya veya Sırbistan ve Karadağ gibi isimler de yerleştirebiliriz.)

1990-91 Sezonu'nda Kızılyıldız, Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nde normal süresi 0-0 biten karşılaşmada Fransa takımı Marsilya'yı seri penaltı atışları sonunda 5-3 mağlup ederek Avrupa'nın en büyüğü olmayı başardı. Kimler vardı o kadroda? Birkaç önemli isim sayalım.

Dejan Savicevic. Sinisa Mihajlovic. Robert Prosinecki. Vladimir Jugovic.

Kızılyıldız, zirveye çıkıp bir de Kıtalararası Kupa'yı müzesine götürdükten sonra Avrupa'daki dev kulüplerin odak noktası hâline gelmişti. 1991-92 Sezonu başında Robert Prosinecki, ayrıldı takımdan ilk olarak. (Prosinecki, Almanya doğumlu bir Hırvat vatandaşı olmasına karşın 1987 ve 1991 yılları arasında Kızılyıldız'da forma giydiği için örneğimizde yer bulabilir kendisine.) Prosinecki'nin Kızılyıldız sonrasındaki kariyer gelişimi: 1991-94 Real Madrid, 1994-95 Real Oviedo, 1995-96 Barcelona, 1996-97 Sevilla. Her ne kadar; Real Madrid'in ardından sıkıntı yaşasa da Hırvatların hırçın orta saha oyuncusu, La Liga'nın zirvede olduğu yıllarda hep aranılan bir isim olmayı başarmıştı.

1992-93 Sezonu'nda ise Vladimir Jugovic, Sinisa Mihajlovic ve Dejan Savicevic ayrıldı, Crvena Zvezda'dan. Jugovic, 1992 ve 1999 yılları arasında Sampdoria, Lazio, Juventus gibi takımlarda forma giyip bir sezonluğuna Atletico Madrid arası verdikten sonra 1999-2000 ile 2000-2001'de Inter için oynadı. 2003 yılında da Monaco ile veda etti futbola. Her daim, bir görev adamı oldu. Serie-A gibi bir ekolde kabul ettirdi kendisini. Sinisa Mihajlovic için ise biraz daha fazlasını söylemek gerekebilir. Zira; Kızılyıldız sonrası İtalyan figürlerinden biri hâline geldi, Mihajlovic. 1992-94 Roma, 1994-98 Sampdoria, 1998-2004 Lazio ve 2004-06 Inter. İtalya'daki futbolculuk kariyerinde hep üst seviyede kaldı. Roma Derbisi'ni her iki taraftan da yaşadı. Ve şimdilerde Bologna'nın teknik direktörlüğünü yapıyor.

Dejan Savicevic. 1992 yılında Milan'a transfer olduğunda Hollandalı Marco van Basten, sakatlıklarından kurtulmuş ve gollerini sıralamaya başlamıştı; ama efsanevî golcü 1993 senesinin sonunda kariyerini nihayete erdirecek bu beladan uzak duramayacaktı. Savicevic, Hollandalı'nın ardından Milan'ın yeni sembolü olabilirdi. İlk sezonunda fazla şans bulamasa da 1994 Şampiyonlar Ligi Finali'nde Johan Cruijff'un Barcelonası'nı 4-0 mağlup eden Milan'ın üçüncü golünü attı ve havada asılı kaldığı anla ile özdeşleşti, Yugoslavların en büyük futbol sembollerinden biri olan Savicevic.

İyi bir jenerasyon yakalanmıştı, Yugoslavya'da. (Sırbistan ya da Sırbistan ve Karadağ'da, nasıl isterseniz.) 1990-91 öncesi Kızılyıldız'ın en büyük yıldızları; Dragan Dzajic, Vladimir Petrovic ve Daragan Stojkovic olmuştu. Dzajic, 1970'li ve Petrovic, 1980'li yıllarda dönemin baskın liglerinden Fransa'da forma giyerlerken Stojkovic de 1990 ilâ 1994 seneleri arasında Marsilya için oynuyordu. Kızılyıldız'ın Avrupa'da zirveye çıkmasının ardından 1990'lı yılların sonu ve 2000'lerin hemen başında Premier League'den önde olan La Liga ile Serie-A'da mücadele eden Yugoslav oyuncu sayısında çok keskin artışlar yaşandı. (Kızılyıldız'dan verdiğimiz dört örneğe Partizan'ın golcüsü Predrag Mijatovic'i de ekleyebiliriz.)

Fransa'daki 1998 FIFA Dünya Kupası'na katılan Yugoslavya'nın 22 kişilik oyuncu kadrosundan 5 oyuncu, Serie-A takımlarında forma bulurlarken kariyerlerini La Liga'da devam ettiren 7 oyuncu vardı. Bir bakıma, 12/22 gibi bir oran söz konusuydu. Durum, Euro 2000'de değişmedi. Aynı rakamlar bulunuyordu kağıt üzerinde.

1966-1969 jenerasyonunun geçiş dönemi esnasında belirli sıkıntılar yaşandı. Ve 2002 FIFA Dünya Kupası ile Euro 2004'e katılamadı, bu futbol ülkesi. Arkadan gelen Darko Kovacevic, Savo Milosevic, Dejan Stankovic ve Mateja Kezman gibi isimler, süreci hızlandıran oyuncular oldular. Yine de Almanya 2006 kadrosunda, Serie-A'dan yalnızca 1, La Liga'dan ise toplam 3 oyuncu vardı. Sonrasında, aşıldı engeller. Serie-A ve La Liga'nın en popüler olduğu dönemlerde forma giydiler, Yugoslav oyuncular. Ve dahası, ekollerini son derece büyük bir başarıyla temsil ettiler. Ne demiştik, birinci etken buydu. (Savaştan kaçma, kaostan arınma ve tek çarenin futbol olması gibi görünmeyen faktörler de söz konusu tabii.)

Serie-A ve La Liga sonrasındaki dönemin dominant lideri Premier League'de de artık Yugoslav kültüründen gelen oyuncu sayısı artıyor. Manchester United örneği gün gibi karşımızda. İkinci faktörü buradan açıklamış olalım.

Partizan'ın genç iki yıldızını birlikte almak da bir strateji. Tosic ve Ljajic, aynı jenerasyonun temsilcileri değiller; fakat Sırbistan gibi ülkelerde oyuncular, U-15, U-16, U-17, U-19, U-20 ve U-21 gibi seviyeleri beraber geçtikten sonra üst yapıda birlikte oynamaya devam ediyorlar. Grup hâlinde işliyor sistem. Bir veya ikinci oyuncunun yıldızlaştırılması şeklinde değil. Türkiye, alt yapılarda sürekli başarılar yakalamasına karşın A Takım seviyesinde bir futbol karakterine sahip olamıyor. Ya da yurt dışına oyuncu ihraç edemiyor, yüksek ücretlerle. Türkiye'de kazanılan paralar, fiziksel dezavantaj veya mental eksiklikler. Yalnızca bunlarla açıklanamaz bu durum. 2004 yılında U-19 Avrupa Futbol Şampiyonası Finali'nde İspanya karşısına çıkan 11 oyuncudan bir tanesi bile A Milli Takım'da değil. Bir yerlerde sorun var galiba.

Türkiye, kendisini Avrupa'da temsil edecek rol modellerine sahip olamadı yakın geçmişte. (Nihat Kahveci ve Tugay Kerimoğlu farklı örnekler. Nihat, şampiyon bir takımdan büyük beklentilerle birlikte gitmedi Real Sociedad'a. Tugay Kerimoğlu da 30 yaşından sonra Ada'ya geçti. Tuncay Şanlı, Sinan Kaloğlu ve Çağdaş Atan'ın izledikleri yol da aynı sayılmaz.) Mehmet Topal, Türkiye adına yepyeni bir sayfa açabilir mi, bilemiyoruz. Belki de başlangıç olur.

Peki, satılmalı mı Mehmet Topal? Çok başarılı olacağını bilsek bile, kolay değil cevap vermesi. İşte, ikilem de burada. Öyle değil mi?

5 yorum:

Jordi Metal dedi ki...

Ben geçen sene satılmasını çok istedim.Çünkü ondan gelecek parayla geçen senenin en iyi yerli önliberolarından Selçuk İnan, Nuri ŞAhin gibi orta sahanın her 2 tarafınıda yönetebilen flexible oyuncularla yola devam etmek daha faydalı olmsının yanı sıra çok daha alternatif yaratırdı kadroda.

MOURINHO dedi ki...

Kesınlıkle satılmamalı.

Onun muadili bir oyuncu almaya kalksak bu ıstenılen rakamın en az 2 katını isterler.

Sıcak para ıcın Fernando Meıranın gıtmesı daha hayırlı olur.

Flying Dutchman dedi ki...

bu blog giderek güzelleşmeye başladı, bu sırplar konusuna çok değinmiştim burada etraflıca ele alınması çok güzel..blogumda aşağıdaki olaydan bahsetmiş ama futbolcu ve kulüp ismi vermemiştim burada vereyim yorumcuyuz ne de olsa :)

Ljajic geçen sezon ortasında Yıldırım Demirören'e teklif edildi...Demirören "18 yaşını doldurmamış br Sırpı BJK camiasına kabullendiremeyiz" şeklinde reddetti. Bu bilgi bana o an ortamda bulunan birisi tarafından ulaştırılmıştır. Demirören'in camiaya kabul ettiremeyeceği adam şimdi Man Utd'da...

ASY dedi ki...

Selamlar,

Sorun burada sanırım. Net bir cevabımız yok bu soruya. Birimiz ''satılmalı'' derken, diğerimiz ''satılmamalı'' diye ısrar ediyoruz. Doğrudur belki, bilemeyiz.

Diyelim ki; satıldı Mehmet Topal. Muadilini almak adına Galatasaray'ın izleyeceği yol önemli. Bahsettiğimiz Sırp ekolünde Partizan ve Kızılyıldız, giden oyuncuların yerlerini aşağıdan gelen yeni isimlerle dolduruyorlar. Tıpkı, bir zamanlar Ajax'ın yaptığı gibi. Daha farklı örnekler de olabilir. Bayern Münih, yıldız oyuncu boşluğunda gözünü Leverkusen, Schalke veya Bremen gibi takımlara dikiyor. Ekonomik anlamda sorun olmayan kulüpler ise en rahat stratejiyi izliyorlar. Parayı verip alıyorlar istediklerini.

Üç örnek arasında, Galatasaray'a en yakın olanı birincisi. Biraz da ikincisi. Kültür oluşturmak adına elden çıkarılabilir, Mehmet Topal veya Arda Turan gibi adamlar. Yeni Topal'ı Çanakkale, Aydın, Ankara veya Gaziantep'ten bulabilirsiniz. Bir sonraki Arda'yı da Galatasaray altyapısından. Bu oyuncular, sembol olurlar sonra. Rol modeli olarak görülürler. Yani; Galatasaray sembolü olmak için 25 yıl boyunca sarı ve kırmızıdan başka bir şey görmemeye gerek kalmayabilir. Altyapıdaki oyuncuların ilham kaynağı olmalı, üst yapıdaki transfer yolu.

Toplayalım. Galatasaray, UEFA Kupası'nda Yarı Final veya Final gibi seviyelere çıkarsa; Mehmet Topal, Hakan Balta, Servet Çetin ve Arda Turan gibi oyuncularla vedalaşabilme olgunluğunu göstermesi gerekir. (Aslında farklı bir yazı konusu bile olabilir bu.)

***

Dutchman Selamlar,

Teşekkür ederim öncelikle.

Yine bir sorundan bahsedeceğiz; ama olsun. ''18 yaşını dolduramamış bir Sırp'ı BJK camiasına kabullendiremeyiz'' cümlesi, çok acı. Belki daha önceki tecrübelerinden dolayı ortaya konulmuştur bu cümle; ama yine de ''kabullenmek'' zor.

Türkiye, bir Franck Ribery vakası yaşadı. Şimdilerde, Bayern Münih'te oynayan ve yakın zamanda Barcelona veya Manchester United seviyesine çıkacak olan Fransız ''bonus''. Ljajic, oynar veya oynamaz; ama oynarsa, ''Adamlar da buluyor.'' diye yorumlar olacak.

Sanırım, Türk futbol seyircisi olarak, ne istediğimizi bilmiyoruz. Ortasını bulamayacağız bir süre daha. Öyle gözüküyor.

Eray.

Erdem Karakuş dedi ki...

Geçmişi anmak lazım arada bir. Bu postun üzerinden 1 yıl geçmiş tam. Mehmet Topal nerede peki? Galatasaray'daki durumu bile sorgulanıyor, takımın yeni günah keçisi olmaya doğru gidiyor büyük bir hızla. Her maç oynadığı futbolla göze batıyor, kendini geliştirme konusunda zayıf kalıyor, beklentileri karşılayamıyor.

Premier Lig'e gitse bu haliyle yılın balonu seçilecekti muhtemelen. En azından iyi bir bonservis kazanmış olacaktık. Adnan Polat kafasını duvarlara vuruyordur şimdi.